Ana Sayfa Blog Sayfa 3534

Djokovic, Messi ve Curry’nin önünde Dünya’da yılın sporcusu seçildi

Eurosport’un geleneksel olarak düzenlediği yılın spor insanı ödülü için dünya çapında yapılan oylamayı Novak Djokovic açık ara önde tamamladı.

21

Sırp tenis yıldızı 300 binden fazla kişinin oy verdiği sıralamada ikinci sırayı alan Lionel Messi’ye fark attı. 2015’i 3 grand slam şampiyonluğu ile tamamlayan Djokovic, oyların %28.6’sını aldı.

İkinci sıra futbolcu Lionel Messi‘nin oldu. Arjantinli sporcu İspanya’nın Barcelona takımında top koşturuyor. Bünyesinde bulunduğu Barcelona kulübü onun da yadsınmaz katkısı ile geçtiğimiz futbol sezonunu (2014- 2015) alınabilecek 5 kupanın hepsini kazanarak tamamladı. Messili Barca, La Liga (İspanya 1. Futbol Ligi), Kral Kupası, Şampiyonlar Ligi, Süper Kupa ve Kıtalararası Kupa’nın sahibi olmuştu 2015’de. Bu performans Messi’ye Eurosport oylamasında %17.9’luk bir oran getirdi.

Üçüncü sıra Amerikan Basketbol Ligi NBA’i domine eden Stephen Curry‘nin oldu. Takımı Golden State Warriors’ı geçtiğimiz yıl Lebron Jamesli Cleveland Caveliers karşında şampiyonluğa taşıyan Cury, 2015 – 2016 sezonunu 24 peşpeşe galibiyetle açan Warriors’un NBA tarihine geçmesini de sağladı.

Dördüncü sırayı Yeni Zelandalı ragbi efsanesi Dan Carter aldı. Ekim ayındaki Dünya Ragbi Şampiyonası ile uluslararası kariyerini noktalayan sporcunun oy oranı ise %12.7.

Dünyada yılın ilk 10 sporcusu ve oy oranları ise şu şekilde sıralandı:

1. Novak Djokovic (Tenis) – 28.6%
2. Lionel Messi (Futbol) – 17.9%
3. Stephen Curry (Basketbol) – 16.5%
4. Dan Carter (Ragbi) – 12.7%
5. Usain Bolt (Atletizm) – 10.7%
6. Anna Fenninger (Alp Disiplini Kayak) – 4.3%
7. Lewis Hamilton (Formula1) – 3.9%
8. Serena Williams (Tenis) – 2.2%
9. Katie Ledecky (Yüzme) – 2.2%
10. Jordan Spieth (Golf) – 1.1%

Toplam verilen oy adedi: 301,623

 

(Eurosport, Yeşil Gazete)

Varufakis’in hedefi Avrupa çapında bir sol hareket

Yunanistan eski maliye bakanı Yanis Varufakis, Avrupa çapında bir sol hareket ile siyasete geri dönüyor.

Alman Basın Ajansı’nın (dpa) Neues Deutschland gazetesinden aktardığı habere göre, Yunanistan eski maliye bakanı Yanis Varufakis’in de kurucu üyeleri arasında yer alan yeni sol hareket, 9 Şubat’ta Berlin’de düzenlenecek bir törenle resmen kurulacak. Yeni oluşumun kısaca “DiEM 25” (Avrupa’da Demokrasi Hareketi – Democracy in Europe Movement 2025) olarak anılacağı belirtildi.

20

Berlin’deki Volksbühne’de düzenlenecek kuruluş toplantısında, “Avrupa’nın nasıl demokratikleştirileceği ve artan dağılma tehdidinin nasıl önlenebileceğine” ilişkin fikirler ortaya konacak.

Uluslararası kreditörlerin zorlu şartlarına direnen Varufakis, temmuz ayında maliye bakanlığı görevinden ayrılmıştı. Ayrılma gerekçesinde “Euro Grubunun bazı üyelerinin toplantılara katılmamasını tercih edeceklerini kendisine bildirdiğini” vurgulayan Varufakis, istifasının Başbakan Aleksis Tsipras tarafından “müzakerelerde ilerleme kaydedilmesinde yardımcı olabilir” sözleriyle karşılandığını açıklamıştı.

‘Tsipras başarısızlığa uğrayacak’

Kasım ayı başında Varufakis, istifası ve Tsipras hükümetinin geleceğine ilişkin görüşlerini şöyle özetlemişti:

“Tsipras başarısızlığa uğrayacak. Bunu kendisi de biliyor. Tsipras, inanmadığı halde yardım programını onaylamaya zorlandığını kendisi de ifade etti. Şimdi tuhaf bir durumla karşı karşıyayız. Avrupa’nın muktedirleri, Uluslararası Para Fonu, Avrupa Merkez Bankası, Alman ve Yunan hükümeti uygulanmayacaklarını bildikleri bir yardım programını uygulayacaklarını ifade ediyor. Bu sahtekârlıkla bir ilgimin olmamasını istedim, o nedenle istifa ettim.”

 

(DW Türkçe, Neues Deutschland, DPA)

Bir özerklik hikâyesi: Ayvalık – Ümit Otan

Bu yazı t24.com ‘dan  alınmıştır.

Aylardır bir tek kelime üzerinden ortalık  “alev topu” gibi. Bağırtılar birbirine karışıyor, herkes bir yana çekiyor, kimse kimseyi dinlemiyor, “vatan hainleri” ilan ediliyor, korkular salınıyor. Gündem özerklik.

Eğer, TBMM Genel Kurulu’ndaki ‘özerklik’ tartışmaları sırasında o ironik olay yaşanmasaydı belki böyle bir yazıya hiç sıvanmayacaktım.

Çoğunuz biliyorsunuz, ama kısaca özetleyeyim yine de.

HDP İstanbul Milletvekili Garo Paylan, mecliste isim vermeden şu alıntıyı okuyor:

“Dünyada gelişmiş ülkelere bakarsanız bunların hiçbirinde eyalet korkusu diye bir şey yok. Tam aksine, eyalet yapılanmaları o güçlü ülkelerde çok daha süratle kalkınmayı getiriyor. Bu güçlenme alametidir. Gelin bizim tarihimize, Osmanlı’ya baktığımız zaman Lazistan eyaleti, Kürdistan eyaleti var. Güçlü Türkiye asla eyalet sisteminden korkmamalıdır. Siz eyalet sisteminde de üniter yapıyı muhafaza edebilirsiniz. Belediye başkanlarını seçiyoruz da valileri niye halk seçmesin?”

AKP sıralarından tepki yağıyor. İçlerinden biri, “Kâğıdı eline Kandil mi verdi?” diye bağırıyor. Paylan, gayet sakin, sözlerin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 30 Mart 2013 tarihindeki  konuşmasına ait olduğunu söylüyor.

AKP sıralarında derin bir sessizlik. Nasıl ironi ama…

Cumhurbaşkanının sözleri gayet normal sözler. Aynı sözleri bir başkası söylediğinde felaket başlıyor.

Keşke dedim, Garo Paylan, bu topraklarda yaşanan bir özerklik hikayesini de anlatsaydı. Ayvalık’ın özerklik yıllarından örnekler verseydi. Bunun Cumhurbaşkanının da dillendirdiği gibi öyle korkulacak bir şey olmadığına inandırabilseydi o koltuklarda oturan milletimizin vekillerini…

Ben anlatayım dedim.

Sakın ola, bu hikayeyi eline kim tutuşturdu diye ayağa fırlamaya kalkmayın. Araştırın, okuyun, öğrenin…

Cezayirli Hasan Paşa, 5 Temmuz 1770’te Çeşme açıklarında Rus donanmasıyla gerçekleşen çarpışmada yaralanıyor. Yanında adamlarıyla İstanbul’a dönerken Ayvalık’ta Papaz İkonomos’un çiftliğinde konuk oluyor. Papaz, yaralarının iyileşmesinde ve Çanakkale yoluyla İstanbul’a varmasında yardımcı oluyor.

Papaz İkonomos, 1773 yılında Hasan Paşa’nın da katkılarıyla Osmanlılardan bir “özerklik belgesi” alıyor. Bu belgeyle, Ayvalık, İstanbul hükümetinin koruması altında, bağımsız bir bölge kimliği kazanıyor. Artık ne Altınova Voyvodası Ömer Ağa’nın ne de Bergama’daki Karaosmanoğlu’nun emirleri geçerlidir.

20160104002115_ayvalik1

Özerklik belgesine göre, Ayvalık bağımsız olarak yönetilecek, gümrük işleri kent yönetiminde olacak, valiyi seçmek ve görevden almak kent halkının isteğiyle olacak, buna karşılık devlete zeytin ağacı başına iki akçe vergi verecek.

Ayvalık, 1821 yılına kadar özerk yapısıyla altın çağını yaşıyor. Dışardan büyük göç alıyor. Bölgeye yerleşen sanatkarlar, tüccarlar kentin gelişmesine büyük katkı sağlıyor ve yöre giderek ünleniyor. Nüfus 25 bine ulaşıyor. Bir milyon okkayı aşan zeytinyağı üretimi, kırk sabunhanede üretilen sabunlar Rusya ve balkan ülkelerine ihraç ediliyor. Makedonya’dan getirilen buğdayları öğütmek için yel değirmenleri ve daha sonra çağa uygun nitelikte un fabrikaları kuruluyor. Şarapçılık ve dericilik de gelişiyor. Hindistan’dan getirilen deriler Ayvalık’ta işlenip dünyanın çeşitli ülkelerine satılıyor. Yöre giderek zenginleşiyor.*

201601040022_ayvalik2

Bunlar olurken kimse ayağa kalkmamış, kimse kimseyi vatan hainliği ile suçlamamış. Aradan üç yüz yıla yakın zaman geçmiş ve biz aynı kelime üzerinden büyük bir kavganın içindeyiz.

Aynı doğrunun sevdiğimiz söylediğinde güzele, sevmediğimiz söylediğinde “hain”e dönüştüğü, nefretin egemen olduğu bir hayatı yaşıyoruz.

Ayvalık’ta yıllar önce yaşananlarla bugün HDP’nin gündeme getirdiği istemler arasında ne fark var diye baktım. İnanın hiç fark göremedim.

Geriye kalıyor bölünme korkusu…

Korkularla bir yere varılamıyor. Korkularla düşünemeyiz, korkularla üretemeyiz, korkularla gerçekleri görmekte kör oluruz, korkularla yalana sığınırız, korkularla nefrete boğuluruz, korkularla yaşayamayız…

20160104002340_ayvalik3

Korkunun sisli perdesini yırtıp atmaktan, birbirimizi dinlemekten, anlamaya çalışmaktan, güzele doğru birlikte yürümekten başka yol yok.

Herkese çok uzaklardaymış gibi gelen silah sesleri, genç ölümleri, ağıtlar, gözyaşları daha nereye kadar…

———————

* Ayvalık’ın özerklik yıllarıyla ilgili daha geniş ayrıntı, Tarihçi Arnold J. Toynbee’nin hatıralarından ve Ayvalıklı Yazar Ahmet Yorulmaz’ın yapıtlarından edinilebilir.

 

Bu yazı t24.com ‘dan  alınmıştır.

umit-otan

 

Ümit Otan

 

Yıllık Enflasyon Yüzde 8,81

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, 2015 Aralık ayında enflasyon yüzde 0,21 oranında arttı. Yıllık enflasyon ise beklentilerin üzerinde yüzde 8,81 oldu. 12 aylık ortalamalara göre enflasyonda yüzde 7,67 artış gerçekleşti.

Yıllık en fazla artış yüzde 13,23 ile lokanta ve oteller grubunda görüldü.

18

Eğlence ve kültür (yüzde 11,56), çeşitli mal ve hizmetler (yüzde 11), ev eşyası (yüzde 10,95), gıda ve alkolsüz içecekler (yüzde 10,87) artışın yüksek olduğu diğer ana harcama grupları.

Aylık en yüksek artış yüzde 1,24 ile gıda ve alkolsüz içecekler grubunda oldu.

Aylık bazda ev eşyasında yüzde 0,53, çeşitli mal ve hizmetlerde yüzde 0,45, konutta yüzde 0,43 ve lokanta ve otellerde yüzde 0,33 artış gerçekleşti.

17

Aylık en fazla düşüş gösteren grup yüzde 1,98 ile giyim ve ayakkabı oldu; ulaştırmada yüzde 0,57, haberleşmede yüzde 0,22 ve eğlence ve kültürde yüzde 0,17 düşüş kaydedildi.

Aylık en yüksek artış yüzde 1,17 ile Mardin, Batman, Şırnak, Siirt bölgesinde oldu.

Bir önceki yılın aynı ayına göre en yüksek artış yüzde 9,83 ile İzmir bölgesinde ve 12 aylık ortalamalara göre en yüksek artış yüzde 8,31 ile yine İzmir bölgesinde gerçekleşti.

Ekonomiden Sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek, enflasyon rakamlarının açıklanmasının ardından NTV’de konuk olduğu programda “Enflasyondaki tablo arzuladığımız bir tablo değil. 2016’da çok ciddi bir mücadele gerekecek, başarılabilir ” dedi. (YY)

 

(Bianet)

Almanya’dan sadece bisikletlere özel otoban

Almanya, tamamının 100 km’ye varacağı belirtilen bisiklet otobanının ilk 5 km’lik kısmını açılışını yaptı.

Sadece Bisikletlilere Özel

15

Gaia Dergi’den Helin Özcan’ın haberine göre dört metre genişliğindeki patikayı, yolun sadece beyaz çizgilerle ayrıldığı ve arabalarla paylaşıldığı tipik bisiklet yollarından ayıran şey, tamamen bisikletlere özel olması.

Bisikletlere özel bu yolda bisiklet sürmek, şehirler arası yolda araba sürmeye benziyor. Sollama şeridi, üst geçit ve kavşaklarda alt geçitler bulunuyor. Aynı zamanda sokak lambaları var ve kış aylarında karlar temizleniyor.

16

Şehir plancıları bu EuroVelo bisiklet rotasını banliyölerde yaşayan insanları düşünerek yapmış. Yol genişleyerek batıdaki 10 şehri ve dört üniversiteyi birbirine bağlayacak. Bu şehirlerden bazıları Duisburg, Bochum ve Hamm. Yol öncelikle Ruhr Endüstri Bölgesi’ndeki artık kullanılmayan eski tren yayları boyunca ilerleyecek. Aynı zamanda ulaşım açısından da kolay olan yolun iki kilometrelik alanı çevresinde iki milyon insan yaşıyor.

RVR isimli bölgesel kalkınma grubunun konuyla ilgili bitmiş bir çalışması, her gün otoyollardan 50 bin aracın böylece azalacağını öngörüyor.

 

(Gaia Dergi)

Hindistan’da şiddetli deprem

Hindistan’ın Bangladeş ve Myanmar sınırında 6.7 büyüklüğünde deprem meydana geldi. Depremde hayatını kaybedenler oldu. 6.7 büyüklüğündeki deprem Manipur vilayetinin Tamenglong bölgesinde meydana geldi.

Foto: AFP
Foto: AFP

Kurtarma ekipleri, deprem sonrası Hindistan’ın kuzeydoğusunda beş cesede ulaştı. Sarsıntılar Imphal bölgesinde elektrik kesintilerine yol açtı ve yeni inşaa edilen 6 katlı bir binanın da çökmesine sebep oldu. Bölge sakinleri 60 saniye içinde iki sarsıntı yaşadı ve koşarak evlerini terk etti. Komşu Assam vilayetinden ise ciddi bir hasar haberi gelmedi. Ancak Assam sakinleri, evlerde mobilyaların yıkıldığını, kitap raflarının dağıldığını söyledi.

Hindistan’da 40’tan fazla kadar kişinin de yaralandığı belirtiliyor.

Bangladeş’te ise üç kişi hayatını kaybetti. Ülkede 10 kadar kişi hastanelerde tedavi altına alındı. Polis sözcüsü Mozammel Haque, dört kişinin evlerinin yıkılması sonucu yaralandığını bildirdi.

Sarsıntılar Myanmar ve Bhutan’da da hissedildi.

 

(DW Türkçe)

 

Suudi Arabistan, İran’la diplomatik ilişkilerini kesti

Suudi Arabistan İran’daki temsilciliklerine yapılan saldırılar gerekçesiyle İran’la tüm diplomatik ilişkilerini kestiğini bildirdi.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cübeyr, Tahran ve Meşhed’deki Suudi Arabistan diplomatik binalarına yönelik saldırılar nedeniyle İran ile diplomatik ilişkileri kestiklerini açıkladı. İranlı diplomatlardan 48 saat içinde ülkeyi terk etmeleri isteniyor.

11
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Adil Cübeyr (Foto: Reuters)

İran’daki Suudi temsilciliklerine yapılan saldırıların açıkça uluslararası yasaların ihlali anlamına geldiğini söyleyen El-Cübeyr, konuyu Birleşmiş Milletlere Güvenlik Konseyi’ne taşıdıklarını kaydetti. Suudi Bakan ayrıca İran polisini saldırılar sırasında güvenlik önlemi almamakla suçladı.

Riyad’da düzenlediği basın toplantısında konuşan ve İran’ın “teröristleri koruyan bir devlet” olduğunu söyleyen Cübeyr, ülkesindeki tüm İranlı diplomatların da 48 saat içinde ülkeden ayrılmalarını istedi.

Grafik: Hürriyet
Grafik: Hürriyet

Öte yandan Al Arabiya televizyonu, büyükelçiliğe yönelik saldırıdan kurtulan Suudi diplomatların Dubai’ye vardıklarını açıkladı.

Şii din adamı Ayetullah Nemr’in Suudi Arabistan tarafından idam edilmesine tepki olarak, Tahran’daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği önünde protesto için toplanan göstericiler, elçilik binasına saldırdı.

Foto: Reuters
Foto: Reuters

Suudi Arabistan yönetimi aleyhinde sloganlar atan eylemcilerden bazıları elçiliğe girerek, binayı ateşe verdi. Güvenlik güçleri olaylara müdahale ederek elçiliğe giren eylemcileri dışarı çıkardı. İran’ın en büyük ikinci şehri Meşhed’de de Suudi Arabistan konsolosluğu ateşe verildi.

Suudi Arabistan yönetimi, aralarında Suudi vatandaşı Şii din adamı Ayetullah Nemr’in de olduğu 47 kişiyi idam etmişti.

İdamlar İran, Irak, ABD, AB ve tüm Şii gruplardan büyük tepki gördü. Türkiye de dahil birçok ülkede protestolar düzenlendi.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, Suudi Arabistan’ın politikalarından dolayı ‘büyük bedel’ ödeyeceğini söyledi.

 

(Hürriyet, Al Jazeera, AFP, Reuters)

Kömür Lobisi Başkanı: COP21 yüzünden ‘bizden köle tüccarları gibi nefret edecekler’

James Crisp tarafından EurActiv‘de yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Merver Erdem‘in çevirisiyle sunuyoruz.

***

Kömür endüstrisinin Avrupa grubu, Paris’te düzenlenen AB İklim Değişikliği Konferansı’nda (COP21) küresel ısınmayı durdurmak adına yapılan bu önemli anlaşma nedeniyle kömür sektörüne “tıpkı bir zamanların köle tüccarları gibi nefretle bakılacağını” belirtti.

Paris İklim Zirvesi sırasında zafer anıtı çevresinde oluşturulan temsili Güneş. Fotoğrfa: Greenpeace
Paris İklim Zirvesi sırasında zafer anıtı çevresinde oluşturulan temsili Güneş. Fotoğraf: Greenpeace

Avrupa Kömür ve Linyit Birliği (Eurocoal) Genel Sekreteri Brian Ricketts üyelerine şu sözlerle seslendi: “İklim bandosu artan taraftarlar ile hızla büyüyor. Fosil yakıt sektörü önümüzdeki yıllar boyunca haksız sebeplerle yargılanacak.”

“Bu sürdürülebilir bir durum değil ve sektör buna daha fazla boyun eğmemelidir” ifadesinde bulunan Ricketts ardından hükumetleri ve Avrupa Komisyonu’nu “karşıt eylemlerle işbirliği yapmakla” suçladı.

12 Aralık Cumartesi günü dünya hükumetleri küresel ısınmayı “sanayi öncesi seviyenin iki derece üzerinde” sabitlemek üzere tarihi bir anlaşmaya imza attı ve gelecekteki bu seviyenin yalnızca 1,5 derece fazla olmasını hedeflediklerini belirtti.

Kömür, karbon emisyonu ve küresel ısınmaya neden olan bir fosil yakıttır. Eurocoal topluluğu kendilerini “kömürün sesi” olarak nitelendirmekte ve AB kuruluşları ile politika üretmede yakın bir ilişki içerisinde faaliyet gösterdiklerini belirtmektedir.

Paris anlaşması, gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler arasındaki uzlaşmazlıkları çözmek adına 13 gün boyunca mücadele eden heyetler tarafından coşkuyla karşılandı.

Ricketts üyelere şu sözlerle seslendi: “Bu anlaşmanın çok etkili olmayacağını düşünerek rehavete kapılabilirsiniz. Kapılmayın. Söylenenlerin ve yasal zeminin hiçbir önemi yok” “Birleşmiş Milletler fosil yakıtları bir numaralı düşman olarak gösteriyor.”

Ricketts, “Fosil yakıtlar olduğu yerde kalsın” anlayışıyla sürdürülen kampanyaların yerini yakın zamanda daha da artan bir kuşkuyla “Yerine geri koyun” kampanyalarının alacağını öngördü.

‘Küresel hükümet’

Ricketts, anlaşmanın temelinde potansiyel yenilenebilir kaynaklarla ilgili bir “BM yalanı” olduğunu belirterek “COP21 sayesinde insanlar egolarını okşadı ve pek çok kişi tarihi bir olayda yer aldığını düşünüyor” sözlerini kullandı. “Dünyamıza duygusal enerji ile güç verebiliyor olsaydık, COP21 sayesinde önümüzdeki yüz yıl için kesintisiz gücümüz olurdu.”

196 millet arasında bir anlaşma sağlamanın başarı olduğunu kaydeden Ricketts bunun “küresel hükümet” kurma adına ilk adım olduğunu belirtti.

Eurocoal bünyesinde Fransa, Almanya, İtalya, İspanya, Polonya ve İngiltere dahil olmak üzere 20 ülkeden 34 üye bulunmaktadır ve bunların arasında ulusal kömür birlikleri, ithalat birlikleri, araştırma kuruluşları ve bireysel şirketler yer almaktadır.

STK’ları ve Avrupa Komisyonu’nu hedef aldı

Ricketts, Paris’te konuşmalar sırasında gösteri yapan STK’ları ve COP21’de ABD tarafından köşeye sıkıştırıldığını iddia ettiği Avrupa Komisyonu’nu hedef aldı.

COP21 sırasında güneşi temsil etmesi için Arc de Triomphe çevresindeki yollarının sarıya boyandığı Greenpeace eyleminden bahsederek “Kanunlar zorbalıkla alaşağı ediliyor” dedi.

Hükümetlerin demokratik faaliyetleri aradan çıkarmak için bazı STK’ları finanse ettiğini iddia eden Eurocoal başkanı “iklim değişikliği gibi karmaşık konularda ‘sokaktaki insanlardan’ daha fazlasını bilenler sandığı gereksiz bir araç olarak görüyor” dedi.

Ricketts, Avrupa Komisyonu’nun iddia ettiği gibi iklim anlaşması konusunda tüm milletlere yol gösterdiği anlayışına ateş püskürdü.

EurActiv’e verdiği röportajda “Avrupa Birliği, ABD’li dostlarımızın ellerinde oyuncak oldu!  Komisyon’un AB’de emisyonu azaltma hedefleri konusundaki açıklamayı izlemek aslında oldukça eğlenceli olurdu ancak durum gayet ciddi.”

Ricketts diğer hiçbir ülkenin herhangi bir hedef konusunda anlaşmadığını belirtti. Ekim 2014 tarihinde AB liderleri, 2030 yılında sera gazı emisyonunu 1990 yılına kıyasla en az %40 oranında azaltma konusunda anlaşma sağladı. Ayrıca yenilenebilir kaynakları ve enerji etkinliğini %27 oranında artırmaya karar verdiler.

“Diğer hiçbir ülke herhangi bir hedef konusunda anlaşmadı.  AB en azından 22 Nisan 2016 tarihinden önce BM’ye daha ılımlı bir iklim planı sunmalıdır”.

Paris’teki toplantıya hazırlık sırasında ülkeler Birleşmiş Milletler’e Niyet Edilen Ulusal Olarak Belirlenmiş Katkıları (INDCs) sundu. Bu iklim düzenleme taahhütleri COP21 anlaşması kapsamında her 5 yılda bir incelenecek.

Eurocoal, AB ile 2030 yılına dek sera gazı emisyonunu %30 oranında azaltma konusunda görüşmeler gerçekleştirmiştir. Ricketts, “Elbette ‘dünyaya liderlik etmiyoruz’ ve bu aşamada eski usül servet yaratımına devam etmeliyiz.” diye ekledi.

Diğer iş kolları ve sektörler Paris’teki anlaşmaya büyük destek verdi. Bugün erken saatlerde Almanya’nın ticari devleri 2030 hedeflerini artırmak üzere AB’ye çağrıda bulundu.

Ricketts, 2010 yılının Ağustos ayında Eurocoal bünyesindeki üst düzey göreve getirildi. Daha önce bir kömür analisti olarak International Energy Agency’de (Uluslararası Enerji Ajansı) çalıştı.

Ricketts çevreci STK’ları ilk kez hedef almıyor. Kısa süre önce Avrupa İklim Vakfı’nı “gerçeği çarptırmakla” ve “para ve güç” kullanarak demokrasiyi baltalamakla suçlamıştı.

EurActiv’e verdiği bir röportajda kömürün insanlığı esaretten kurtardığını belirtmişti. Euracoal ayrıca yenilenebilir enerjinin güvenilebilir olmadığına dair bir dizi karikatürün bulunduğu bir takvim de yayınladı.

Greenpeace AB enerji politikası danışmanı Jiri Jerabek: “İklim değişikliğini önlemek için kömürün toprak altında kalması gerek. Ancak bu kömür sektörü için bile yeni bir şey değil. Kasım ayında Birleşik Krallık, 2025 yılına dek kömürle çalışan elektrik santrallerini yavaş yavaş kapatma planını açıkladı. Avusturya, Portekiz ve Finlandiya da önümüzdeki on yıl içerisinde kömürsüz yaşama geçecek.

“Gidişat oldukça net. 2014 yılında ilk kez AB’de yenilenebilir kaynaklarla kömürden daha çok elektrik üretildi. Onlarca kömür fabrikası kapanmak üzere ve Avrupa’da git gide daha çok sayıda insan kendi yenilenebilir enerjisini üretiyor. Hal böyle olunca şirketler kömürden uzaklaşmaya ve finansal kurumlar kömür yatırımlarını durdurmaya başladı.”

ALT BİLGİ

İklim değişikliği konusundaki görüşmelere 1992 yılında başlandı ve BM her yıl Taraflar Konferansı ya da COP olarak bilinen uluslararası bir iklim değişikliği konferansı düzenlemektedir.

21. konferans 2015 yılının Aralık ayında Paris’te gerçekleştirildi. Katılımcılar, 2008 ve 2012 yılları arasında CO2 emisyonunu azaltmayı hedefleyen Kyoto Protokolü’nün yerine geçecek bir anlaşmada mutabakat sağladı.

 

Haberin İngilizce Orijinali

Haber: James Crisp

Yeşil Gazete İçin Çeviri: Merver Erdem

(Yeşil Gazete, EurActiv)

 

 

REDD+’ya karşı yerli halklar: Panama Yerlileri ve Karbon zengini ormanları

Tiffany Roufs tarafından Therules.org‘da yayımlanan haberi Yeşil Gazete ekibinden Özge Geyik‘in çevirisiyle sunuyoruz.

***

REDD+ kadar karmaşık bir kurum şöyle dursun, Kuna dilinde “karbon ticareti”ne denk gelen bir sözcük bulunmamakta. Açılımı Ormansızlaşmadan ve Orman Bozulmasından Kaynaklanan Emisyonların Azaltılması olan REDD+(Reducing Emissions from Deforestration and Degradation), ormanlık alanları orman karbonu ticaretiyle korumayı amaçlayan BM destekli bir iklim değişikliği azaltım şeması 2008’den beri Kuna’lılar bu organizasyon hakkında sıkça duymakta ve gündemlerine konu etmekte.

REDD+’yı açıklamaya çalışan genç bir adam yakın zamanda bana kurumun, ormanlarının Kuna’lı olmayanlara ifade ettiği değerle ilintili olduğunu söyledi. “Tek bildiğim bunu onaylamadığım.” diye ekledi.

Kuna yerli halkının çoğunluğu doğu Panama’da yer alan 365 adanın oluşturduğu San Blas Takımadaları’ndaki 40’tan daha az sayıda adada ikamet ediyor. Bu bölge Kuna Toprakları anlamına gelen Kuna Yala olarak biliniyor. Halk geçimini balıkçılık; muz, hindistan cevizi ve şeker kamışı gibi ürünlerin tarımı ve ekoturizm ile sağlıyor. Anakarada Kuna’lıların yüzlerce yıldır sürdürülebilir ve ortaklaşarak kullandığı bakir kıyı ormanlarına da erişimi var.

Ustupu Adası şefi, bir diğer deyişle ruhani lideri, Leodomiro Paredes (eşi Imelda ile birlikte) Kuna’nın BM destekli REDD+ iklim değişikliği azaltım planı müzakerelerinde kilit rol oynadı. Beş yıl süren tartışmaların sonunda Kuna Haziran ayında planı reddetti. Fotoğraf: Reberto (Bear) Guerra
Ustupu Adası şefi, bir diğer deyişle ruhani lideri, Leodomiro Paredes (eşi Imelda ile birlikte) Kuna’nın BM destekli REDD+ iklim değişikliği azaltım planı müzakerelerinde kilit rol oynadı. Beş yıl süren tartışmaların sonunda Kuna Haziran ayında planı reddetti. Fotoğraf: Reberto (Bear) Guerra

Kuna Yala’da yaşayan pek çok kişinin REDD+ programını sahiplenememesinin sebeplerinden biri Panama’daki müzakerelerin kapalı kapılar ardında gerçekleşmesi. 2007 yılının Nisan ayında Panama hükümeti Kuna’lılara danışmadan detayları şekillendirmek üzere Berlin’de Dünya Bankası yetkilileriyle buluştu. Bu karlı karbon ofset (denge) programı, Panama hükümetinin Kuna’nın yüzyıllarca korunmuş ormanlarını, Kuna halklarının Panama anayasasınca koruma altına alınmış kontrol hakkına rağmen, dünya çapındaki ormansızlaşmaya bir çözüm olarak önerebilmesine olanak tanıyor.

Her sene 12 milyon hektardan daha fazla ormanlık alan ormansızlaşma sebebiyle yok olup beraberinde atmosfere karbon salımına sebep oluyor. Orman sakinlerine ağaçları ayakta tutmak için ödeme yapmak REDD+’nın önemli fakat Kuna gibi pek çok yerel halkın dünya görüşüne uymayan şartlarından.

Bu insanlar için orman kutsaldır. Bir ağaç inşaat malzemesi olmak üzere veya tarım için alan açmak için kesilmeden önce Nabwgana’ya, Toprak Ana’ya, şarkı söylenir; bu şarkı gökyüzüne ve doğadaki ruhlara türdeşlerinin kesilişini açıklamak içindir.

Kuna ormanı, Kolombiya sınırı yanında yer alan ülkenin kuzeydoğu köşesinde 3,240 km^2den daha fazla alanı kapsamaktadır. Panama’daki diğer yerli topluluklarının yaşadığı alanlarda kalanların aksine Kuna çoğunlukla ve Orta Amerika’nın en iyi korunmuş gür ve balta girmemiş ormanlardan oluşuyor. Caoba ve Cocobolo gibi sert gövdeli ve Kuna’lıların çatı ve cayucos diye bilinen kanoların yapımında kullanılan yüzlerce tür de nehir boyunca yetişiyor. Bonigana’ların, yani doğa ruhlarının, yaşadığı iç kesimlerde ise Kuna’lıların güçlü ve sağlıklı olmak için düzenli olarak kullandığı çok sayıda şifalı ot, kök ve meyve yetişmekte. Hava karardığında ise bu gür ormanın gölgesinde saklanan tapir, jaguar, pekari ve daha pek çok diğer canlı türü yiyecek için sahneye çıkar. Bazen de kendileri yiyecek olur günün sonunda.

 

Güneş yükseldikçe kaybolan bulut ve sis, Kuna Yala’nın ağaçlarla kaplı dağlarını göz önüne sermekte. Panama’nın yerli Kuna halkı yüzlerce yıldır ormanlarını sürdürülebilir bir biçimde ve ortaklaşarak kullanmakta ve bu sayede Orta Amerika’nın en iyi korunmuş balta girmemiş ormanları bu bölgede yer almakta. Fotoğraf: Roberto (Bear) Guerra
Güneş yükseldikçe kaybolan bulut ve sis, Kuna Yala’nın ağaçlarla kaplı dağlarını göz önüne sermekte. Panama’nın yerli Kuna halkı yüzlerce yıldır ormanlarını sürdürülebilir bir biçimde ve ortaklaşarak kullanmakta ve bu sayede Orta Amerika’nın en iyi korunmuş balta girmemiş ormanları bu bölgede yer almakta. Fotoğraf: Roberto (Bear) Guerra

İnsan eli değmemiş tamamen bakir bir alan olmasa da, kaldı ki dünya üzerinde de bu tarz bakir orman sayısı bir elin parmaklarını geçmez, bu alan Kuna’lıların gözetimi altında günümüze kadar korunan zengin bir ekosistemi barındırmakta. Bu yüzden bu alan Kuna’lılar için çok büyük ve paha biçilemez bir önem arz etmekte.

REDD+ Panama’da şu şekilde işleyecekti: Dünya Bankası ve Norveç, Birlelik Krallık ve ABD gibi zengin ülkeler tarafından finance edilen milyar-dolarlık koruma paketi gelişmekte olan ülkelerdeki karbon tutucu tropik ormanları sera gazı salımını azaltmak üzere tahsis edilecek ve bu ormanlar korunduğu takdirde söz verilen ilk 12 milyon dolarlık bütçe Panama hükümetine aktarılacaktı. Fakat bunlar gerçekleşmeden önce hükümetin bu bahsi geçen ormanlık alanlarda yaşayan yerel halkın katılım ve onayını garanti altına alması gerekiyordu.

Burada yaşayan halkın türlü güçlükle kazanılmış egemenliği düşünüldüğünde ormanların tahsis edilmesi ihtimali Kuna’lılar için ikna olunması zor bir fikirdi.

 

2009 yılının Eylül ayında Kuna’lı çevreci Onel Masardule (ortadaki) REDD+ hakkında görüşmek için ada köyü Malatupu’dan yaşlı bir sakinle buluştu. Plan hakkındaki müzakere sürecinde Kuna Yala halkını REDD+’ın muhtemel olumlu ve olumsuz yönleriyle ilgili bilgilendirmek için çeşitli etkinlikler düzenlendi. Sonuç olarak Haziran 2013’te Kuna halkı projeye karşıt görüş bildirdi. Fotoğraf: Roberto (Bear) Guerra
2009 yılının Eylül ayında Kuna’lı çevreci Onel Masardule (ortadaki) REDD+ hakkında görüşmek için ada köyü Malatupu’dan yaşlı bir sakinle buluştu. Plan hakkındaki müzakere sürecinde Kuna Yala halkını REDD+’ın muhtemel olumlu ve olumsuz yönleriyle ilgili bilgilendirmek için çeşitli etkinlikler düzenlendi. Sonuç olarak Haziran 2013’te Kuna halkı projeye karşıt görüş bildirdi. Fotoğraf: Roberto (Bear) Guerra

Ada topluluklarını REDD+ ve karbon ticareti hakkında bilgilendirmeye yardımcı olan Kuna’lı biyolog Heraclio Herrera, Kuna halkının pek çok enstitü, STK ve hükümetin onlardan faydalanmaya çalıştığını hissettiğini söyledi. “Yardım almaya kapalı değiliz fakat, insanların bu ormanlara bize değil, yaratıcımıza ait olduğu için saygı göstermesini istiyoruz. “ diye ekledi.

Dünya Bankası Orman Karbonu Partnerliği koordinatörü Benoit Bosquet’in görevi toplulukların REDD+’ya hazırlanmasına yardım etmekti. Belin’de gerçekleşen ilk görüşmelerden sonra REDD+’ın yararlarına dair bilgilendirme yapmak için Kuna Yala’ya giden Bosquet  kendini çoğunlukla REDD+’nın ne olmadığını açıklarken buldu.

Kuna’lıların iklim azaltım programı altında toprak mülkiyetini kaybetme korkusuna ithafen “Toprakları ellerinden alınmayacak, bu Dünya Bankası gbi bir kurumun planı olamaz.” diyen Bosquet, “Kimse katılımcı olmaya zorlanmayacak.” diye ekledi.

2008 ile 2013 yılları arasında, “evet” oyu için çalışan uluslararası STK’lar, REDD+’ya şüpheci yaklaşan yerel kar amacı gütmeyen kuruluşlar ve elbette Dünya Bankası’nın oluşturduğu çeşitli aktörler grubu tarafından Kuna Yala genelinde pek çok toplantı düzenlendi. Kuna ve Panama’nın diğer yerli halklarını baştan çıkarmak için 250,000 $ harcandı.

 

Kuna Yala’nın en yoğun nüfuslu adasının havadan görüntüsü ve arkada uzanan, Orta Amerika’nın en iyi korunmuş ormanlarından biri olan Kuna’nın kutsal ormanı. Panama’nın kuzeydoğu kıyısında uzanan Kuna adaları fırtınalar ve deniz seviyesi yükselmesi sebebiyle sıklıkla sel altında kalmakta ve bu da Kuna’lıların tüm toplulukları anakaraya taşımayı düşünmesine sebep olmakta. Fotoğraf: Roberto (Bear) Guerra
Kuna Yala’nın en yoğun nüfuslu adasının havadan görüntüsü ve arkada uzanan, Orta Amerika’nın en iyi korunmuş ormanlarından biri olan Kuna’nın kutsal ormanı. Panama’nın kuzeydoğu kıyısında uzanan Kuna adaları fırtınalar ve deniz seviyesi yükselmesi sebebiyle sıklıkla sel altında kalmakta ve bu da Kuna’lıların tüm toplulukları anakaraya taşımayı düşünmesine sebep olmakta. Fotoğraf: Roberto (Bear) Guerra

En yüksek yetkiye sahip olan Kuna Genel Kongresi REDD+ ile ilgili oylarını vermeyi üç kez erteledi. Şüpheler birkaç temel soru tarafından dillendirildi: Kuna’nın karbon hakları kimin mülkiyetinde olacak? Karbon kredileri, yani parasal karşılığı, kime aktarılacak? Ve belki de en önemli soru: Dışarıdan gelen bir yardım olmaksızın Kuna’lılar bu ormanları yüzyıllarca bu kadar iyi korumuşken neden şimdi ormansızlaşmayı önlemek için bir inisiyatife gerek duysunlar?

2009’da yerli halkların liderleri nihai kararı hala vermemişken Genel Kongre sözcüsü Bolivar Lopez REDD+ hakkındaki temel soruların hala yanıtsız kaldığını belirtmişti.

2013 Haziran’ında Genel Kongre nihayet “hayır” kararını verdi. Bu durum Kuna’yı yalnızca REDD+’yı reddeden değil aynı zamanda programa ve onun para vaadine itaat etmeyen ilk yerli topluluk yaptı.

Panama Yerli Halklar Grubu Ulusal Koordinasyon Birimi(COONAPIP), Panama hükümeti ve REDD+ arkasındaki BM kurumlarını karar verme süreçlerinde yerel halkın fikrini yeterince almamakla ve yeterli düzeyde maddi destek sağlamamakla suçladı. Bağımsız araştırmalara dayanan BM-REDD ön raporu ise COONAPIP tarafından dile getirilen şikayetleri doğruladı.

Ustupu Adası boyunca dizili evlerin sazdan yapılma çatılarının arasında ilerleyen bir Kuna’lı kanosunda ormandan topladığı doldurma malzemesini taşıyor. Seller ve deniz seviyesindeki yükselmeler sebebiyle yer yer hızla erozyona uğrayan adada pek çok aile dolgu yöntemine başvuruyor. Fotoğraf: Roberto (Bear) Guerra
Ustupu Adası boyunca dizili evlerin sazdan yapılma çatılarının arasında ilerleyen bir Kuna’lı kanosunda ormandan topladığı doldurma malzemesini taşıyor. Seller ve deniz seviyesindeki yükselmeler sebebiyle yer yer hızla erozyona uğrayan adada pek çok aile dolgu yöntemine başvuruyor. Fotoğraf: Roberto (Bear) Guerra

Rapor, “Kurumsal ve bireysel diyalog başarısızlıkla sonuçlandı ve görünen o ki katılımcı tarafların iyi niyetine dair bir inanç da yok.” diye belirtiyor.

Gerçekleşen müzakerelerden sonra 2013 yılının Aralık ayında COONAPIP Panama Çevre Bakanlığı ve BM-REDD+ ile çalışmalara devam etmeye karar verdi. Yine de, REDD+’nın Panama’da karşılaştığı sorunların uzun vadede çözülüp çözülemeyeceği, başka yerlerde de rezonans etkisi yaratıp gidişatı etkileyip etkimelemeyeceği hala meçhul. [Bkz]

Temmuz 2014. Kuna anakarasının havadan görüntüsü. Fotoğraf: Roberto (Bear) Guerra
Temmuz 2014. Kuna anakarasının havadan görüntüsü. Fotoğraf: Roberto (Bear) Guerra

Kuna’nın kararı cesur ve iradeliydi. Verdikleri “hayır” kararı yerel, tabandan-tepeye korumada için model teşkil etti.

Bu baharda (2014) Ustupu Adası yaşlıları dünyanın çeşitli yerlerinden yerli halkların liderlerini iklim değişikliğine “sahte çözümler” olarak nitelendirdikleri  önerilere karşı yerli halkların gelenkleriyle sürdürülebilirlik için bir araya getiren alternatif bir konferans düzenledi.

 

 

Haberin İngilizce Orijinali

Haber: Tiffany Roufs

Yeşil Gazete İçin Çeviri: Özge Geyik

( Yeşil Gazete, Therules.org)

 

YSGP’den DTK kararlarına eleştirel destek: Silahlar sussun, fikirler konuşsun

YSGPYeşiller  ve Sol Gelecek Partisi bir basın açıklaması yayınlayarak geçtiğimiz hafta Diyarbakır’da toplanan DTK’da açıklanan sonuç bildirgesini değerlendirdi. 

YSGP Merkez Yürütme Kurulu imzasıyla yayınlanan açıklamada Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak anadilde eğitim, yerinden yönetim gibi talepleri parti fikriyatı olarak eskiden beri savunduklarını, ancak bu tür düzenlemelerin ancak barış şartları altında etkin biçimde müzakere edilebileceği gerçeğine vurgu yapılıyor.  Tüm taraflara acilen ateşkeş ve çözüm masasına dönme çağrısı yapan basın açıklamasının tam metni şöyle:

 

Silahlar susmalı, fikirler konuşmalı,

Demokratik siyasetin önü açılarak, müzakereler başlatılmalıdır!

Geçtiğimiz hafta sonu (26-27 Aralık 2015) bölgedeki hak ihlalleri ve derinleşen çatışmaları, sokağa çıkma yasakları ve Hendeklere, barikatlara sıkışan süreci, yeniden siyaset alanına taşıyabilmek için olağanüstü toplanan Demokratik Toplum Kongresi (DTK) “Çözüm Deklarasyonu ”nu açıkladı.

Yeniden başlayan çatışmaların sonlandırılması, müzakerelerin başlatılması ve ölümlerin durdurulması beklentilerine yanıt üretmesi beklenen, DTK kongresi sonuç metninin, kamuoyuna düşmesiyle beraber, içerikten daha çok, niyet okuması yapıldığını ve yeni bir linç kampanyasının başlatılmış olduğunu görmekteyiz. DTK’nın üretmiş olduğu metni, bölgede devletin yoğun askeri güç kullanarak, sokağa çıkma yasaklarıyla ve kamu güvenliğini tesis etme adına sürdürdüğü politikalardan ve bunun karşısında Kürt hareketinin özellikle gençlik örgütlenmesinin sürdürdüğü direnişten ayırarak değerlendirmek mümkün değildir.

2015 yılını, ülkemiz ve bölgemiz açısından ne yazık ki, savaşların, ölümlerin, kitlesel katliamların ve insanlık açısından büyük acıların yaşandığı bir yıl olarak geçirdik. Uluslararası bütün güç odaklarının dahil olduğu bir savaşı, ülkemizin içindeki yansımalarıyla yakından yaşadık. Ne yazık ki, 2016 için iyi dileklerde bulunamayacak ölçüde bir iç savaş öncesi, derin çatışma döneminin ülkemizde de yeniden başlamış olduğuna tanıklık ettik.

2013 Newroz’unda Diyarbakır’da okunan, Abdullah Öcalan’ın yeni bir dönemi tarif ettiği bildirinin, yaratmış olduğu iyimserliğin sonrasındaki gelişmeler, 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında bütün bir toplumu travmaya sokan gelişmelerle son bulmuş oldu.

3 yıla yakın bir süre devam eden normalleşme dönemi içinde, toplumun farklı kesimlerinin çözüme inanmış olduğu, barışın kazanılabileceğine dair umut biriktirdiği ve hayatın normalleşmesine bağlı olarak geleceğe dair yeni siyasal buluşmaların olanaklı kılındığı bir dönem yaşandı.

Bölge halkı açısından, savaştan ve ölümlerden, acılardan yorgun düşmüş insanlar açısından bu süreç, nefes alınan ve yaraların kısmen sarılma olanağının yaratıldığı bir dönem oldu. Ülkemiz insanının barışa yönelik umutlarının arttığı, demokrasinin kazanılabileceğine yönelik çabalarının kayda değer mesafe kat ettiği bu dönemde, özellikle 7 Haziran 2015 seçimlerinde HDP tarafından alınan başarılı sonuç uzun yıllar sonra, “yapabiliriz” “başarabiliriz” diyerek yola çıkanların geleceğe daha büyük bir güvenle bakmasını olanaklı hale getirdi.

AKP etrafında yığınak yapmış olan iktidar bloğunun, gerek dış politikada kaybettiklerini telafi etmek gerekse iç siyasette kaybettiği tek başına iktidarı yeniden kazanabilmek için, 7 Haziran sonrası büyük bir oyun kurmuş olduğunu anlıyoruz.  Ne yazık ki iktidar bloğu bu oyununu, 7 Haziran sürecinde HDP etrafında büyük umutlar biriktirmiş olan demokrasi güçlerine açık bir savaş olarak yürütmeyi planlamıştır. Aslında 7 Haziran seçimleri sırasında, HDP mitinglerine ve HDP binalarına yönelik bombalı saldırılarla başlayan bu savaş politikası, seçim sonrası Suruç’ta ve Ankara’da Barış mitingine yönelik bombalamalarla devam etmiştir.

7 Haziran öncesi HDP etrafında oluşan umudun hedef alındığı bu saldırılarla, 1 Kasım seçim sonuçlarına bakıldığında ve bugün süren savaşın karşısındaki toplumsal sessizliğe bakıldığında, geçici de olsa bir başarı elde edilmiş olduğu görülmektedir. 7 Haziran seçim sonuçlarının kazanımı olan, Kürt hareketiyle batının demokrasi güçleri arasındaki tarihsel ittifak ve başarı, iktidar bloğunu ve devleti oldukça ürkütmüş ve bütün saldırılar bu tarihsel ittifakı hedef almıştır.

Bugün yeniden başlayan çatışmaları düşündüğümüzde ve ölen yüzlerce insanın aramızdan nasıl koparılıp alındığını düşününce, çok büyük tarihsel bir şansın elimizden alınmış olunmasına engel olamadığımızı görmekteyiz. Tarafların yeniden savaşıyor olduğu, yeniden evlere ateşin düştüğü ortamda, yani puslu havada karanlık emelleri olanların, yeni bir dönem planlayanların, geçicide olsa başarılı olma şansı vardır.

Son aylarda İktidarın saldırılarına karşı bulundukları kimi yerellerde, öz yönetim ilan edilmesiyle, özellikle Cizre, Silvan, Nusaybin ve Suruç gibi ilçelerde şiddetlenmiş olan çatışmalar, ülkemizde barış ve demokrasi alanında yeniden umutların sönümlenmesine, geleceğe dair belirsizliğin toplumsal hayatı kuşatmasına neden olmaktadır. Bir devletin kendi topraklarında, kendi yurttaşlarına karşı tankla topla kuşatma yapması, çocukların, kadınların, sivillerin ölmesine neden olacak bir savaş yürütmesi kabul edilebilir bir şey değildir.

İktidarın bu savaş eksenli ve Kürt halkını hedef alan saldırıları karşısında, demokrasi güçlerinin ve HDP etrafında umut biriktiren, emek biriktiren güçlerin, barış eksenli demokratik siyaset zeminini koruyamamış olmalarının, iktidarı boşa düşürememiş olmalarının, bugünkü toplumsal sessizlikte büyük bir oranda payı olduğunun altının özellikle çizilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

DTK’nın müzakereye çağrı yaparak, 14 maddede özetlediği “Demokratik Özerklik” çözüm önerisinin gerçekleşmesi için, yeni anayasa yapılmasına vurgu yapması gibi metnin içeriğine sinmiş olan esas yönelimin gözden kaçırılmaması gerekmemektedir. Elbette, daha fazla barış eksenli, şiddeti öteleyen ve demokratik siyaset vurgulu bir sonuç üretilebilirdi. Ancak çözüm önerisinin esası, devlete, Türkiye toplumuna bir arada yaşamayı ve bunu yerelden demokrasi kurarak, yerinden yönetim mekanizmaları oluşturarak eşit yurttaşlığın ve birçok talebin anayasal güvence alınması yoluyla kurulmasını teklif etmesi önemlidir diye düşünüyoruz.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak;

Türkiye’de Başkanlık sisteminin ve başkaca modellerin önerilmesinin söz konusu olduğu bu süreçte, DTK’nın belirlemiş olduğu ve deklare ettiği “Demokratik Özerklik” “Öz Yönetim” modeli teklifinin, siyasetin konusu olmasını ve yeni anayasa tartışmaları kapsamında tartışılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu teklifi ortak vatanda, bir arada yaşamaya dair bir teklif olması itibarıyla da önemsiyor ve desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Gelişmiş demokrasilerin hemen hepsinde bugün benzer, federasyon ya da özerk yönetimler şeklinde uygulamaları görmekteyiz. Kimilerinde Türkiye’nin de imzasının bulunduğu, uluslararası pek çok hukuk metninde, yerinden ve yerelden yönetimler düzenlenmiştir. Bunun çok sayıda olumlu uygulamasını da görmekteyiz.

Uluslararası düzeyde herkesin üzerinde ortaklaştığı bu gerçeğin, ülkemizde bir bölünme ve ayrıştırma malzemesi haline getirilmesi kabul edilemez bir durumdur. Bu anlamda parti olarak, öteden beri savunduğumuz ve halkın kendi kendisini yönetmesi, yönetimde söz ve karar sahibi olması anlayışımızdan hareketle, ülkemizde başta Kürt sorunu olmak üzere, tarihten bugüne taşınmış olan bütün kadim sorunların çözümünde, yerinden yönetimi esas alan bu teklifi müzakere etmeye, tartışmaya açık olduğumuzu ilan ediyoruz.

Türkiye’nin demokratikleştirilmesi için yürütülen mücadelede, yerinden yönetim gibi bir demokrasi tartışmasının, şiddet vesilesiyle, savaş ortamıyla yıpratılmaması gerektiğini, böylesine kıymetli bir tartışmanın ancak, silahların konuşmadığı, fikirlerin konuştuğu, savaş siyasetinin kutuplaştırmadığı, demokratik siyasetin normalleştirdiği ortamlarda anlamlı olacağını düşünüyoruz.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak;

Bir an önce silahların susmasını talep ediyoruz. Eller tetikten çekilmeden “demokratik özerklik” teklifinin, anlamlı bir müzakere ile sonuçlanamayacağını düşünüyoruz. Şiddeti geriletmeden, “yerinden yönetim” gibi özgün bir demokrasi teklifinin, hak ettiği ve layık olduğu biçimde toplumda karşılık görmesini mümkün görmüyoruz.

Bölgedeki hak ihlallerinin durdurulmasını, ellerin tetikten çekilmesini sağlayabilmek için, öncelikle sıkıyönetim ve olağanüstü haller dışında kanunlarda bile yeri olmayan, sokağa çıkma yasağı uygulamalarına son verilmelidir. Bunun için Uluslararası girişimler dahil, bütün demokratik mekanizmaların devreye girmesini sağlayacak bir mücadeleyi yürütmek adına, sorumluluk alacağımızı ve parti olarak yaşanmakta olan çatışmaların durdurulması, müzakerelerin başlatılması için, politik adımlar atacağımızın bilinmesini isteriz.

Hükümetin demokratik hiçbir düzende asla almaması gereken savaş eksenli politikalardan bir an önce vazgeçmesini, bunun yerine, Kürt sorununun çözümünde, sivil, demokratik yapıları ötelemeyen ve itibarsızlaştırmayan bir yaklaşımla, demokratik siyaset alanlarına şans vermeye davet ediyoruz.

Fikirlerin konuşması, kalıcı bir ateşkesle ve bu konuda atılacak karşılıklı samimi adımlarla mümkün olabilir. Taraflar karşılıklı olarak, demokratik siyasete şans vermeliler, eşit yurttaşlığa dayalı ve anayasal güvenceye dayalı bir çözüm için, müzakerelerin başlatılmasına olanak sağlamalıdırlar.

 

2 Ocak 2016

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi

Merkez Yürütme Kurulu

 

Yeşil Gazete