Ana Sayfa Blog Sayfa 3451

San Francisco kararını verdi: Her yeni evin çatısına güneş paneli

Amerika’nın teknoloji başkenti San Francisco’da geçen hafta içinde geçen yeni kanuna göre, 10 ve daha az katlı bütün yeni binaların çatı katlarına güneş paneli takılacak.

33

Budaviva.com’dan Deniz Gözler Özenç’in Guardian’dan alıntılayarak yaptığı habere göre 2020 itibariyle bütün elektriğini yenilenebilen kaynaklardan sağlama hedefi olan San Francisco’da, bir çok Amerikan ve dünya şehrine örnek olabilecek yeni bir karar alındı: Ocak 2017 itibariyle inşa edilecek 10 ve daha az katlı bütün binalara güneş panelleri takılması zorunlu olacak.

34-Scott_Weiner
Scott Wiener

Lancaster ve Sebastopol gibi daha küçük California şehirlerinde halihazırda uygulamaya konulmuş benzer kanunlar olsa da, San Francisco bu kararı uygulamaya koyan ilk büyük Amerikan şehri.

Oybirliğiyle kabul edilen kanun tasarısını hazırlayan Scott Wiener: Kalabalık şehirlerde mekanlarımızı nasıl kullanacağımızla ilgili zekice ve etkili çözümler üretmeliyiz ki yenilenebilir enerji üretimi ve çevreyi korumak gibi hedeflerimize ulaşabilelim,” şeklinde açıklama yaptı.

Wiener, aynı zamanda “Yaşayan Çatılar” isimli yeni bir kanun tasarısını da hazırlamakta. “Yaşayan Çatılar” tasarısının hedefleri arasında ise ucuz yalıtım, fırtına ve yağışlardan kaynaklanabilecek sel sorunlarını minimuma indirme ve yeni yabani habitatlar oluşturma var.

 

(Budaviva.com, Guardian)

Rusya, Akkuyu Nükleer Santrali’nin yüzde 49 hissesini devredecek

Akkuyu Nükleer Santrali’nde Ruslar’ın hisselerinin bir kısmını devretmek için harekete geçtiği öğrenildi. Akkuyu Nükleer Santrali’nde yüzde 100 hissesi olan Ruslar yüzde 49’a kadar hisse satışı yapabilecek.

32

Bunun için Akkuyu Nükleer AŞ Genel Müdürü Fuad Akhundov’un görevini bıraktığı ve yönetim kurulu başkan yardımcısı olduğu belirtildi.

Kriz tetikledi

Türkiye ile Rusya arasında uçak krizi sonrası Akkuyu Santrali’nin ne olacağı tartışılmıştı. Hürriyet’ten Neşe Karanfil’in haberine göre, Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili süreç 2010 yılında başladı. 2010 yılında Rusya ile Türkiye arasında, “Akkuyu Sahası’nda Bir Nükleer Güç Santralin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliği” anlaşması imzaladı. 21 Temmuz 2010 tarihinde hükümetlerarası anlaşma Resmi Gazete’de yayımlandı, ardından da Akkuyu şirketi kuruldu. Akkuyu şirketi’nin tamamı Ruslar’a ait.

Hükümetlerarası anlaşmada Rus tarafının hisselerinin yüzde 49’a kadar devredilebileceğine ilişkin madde bulunuyor. Rus tarafı bir süredir Akkuyu’nun yüzde 49’unun satılacağına ilişkin açıklamalarda bulunuyordu. Şimdi sürecin başlatıldığı öğrenildi. Kulislerde, Rusya’nın yaşadığı ekonomik sıkıntı ve yaşanan finans probleminin aşılması için hisse satışının hızlandırıldığı ifade ediliyor.

2 yıl önce genel müdürlük görevine gelen Fuad Akhundov’un, hisse satışıyla ilgili görüşmelerde bulunmak amacıyla genel müdürlük görevini bıraktığı belirtildi. Yaklaşık 10 gün önce görüşmelere başlanması kararı alınırken, geçen hafta da Akhundov’un yönetim kurulu başkan yardımcısı olduğu belirtildi. Konuya yakın kaynaklar, Akhundov’un görüşmeleri yapabilmek için daha rahat bir göreve geçtiğini belirtirken, imza yetkilerinin de bir genel müdür yardımcısına devredildiğini söylediler.

Tarafların rızasına bağlı

Hükümetlerarası anlaşma 2010 yılında yayımlandı. Burada proje şirketi ile ilgili hükümler bulunuyor. Anlaşmaya göre, proje şirketi Rus tarafınca yetkilendirilen şirketlerin doğrudan veya dolaylı olarak başlangıçta yüzde 100 hisse payı ile birlikte Türkiye Cumhuriyeti kanunları ve düzenlemeleri kapsamında anonim şirket şeklinde kurulabiliyor. Bu şirket kuruldu. Anlaşmanın şirketle ilgili diğer şart olarak da, “Rus Yetkili Kuruluşları’nın Proje Şirketi’ndeki toplam payları, hiçbir zaman yüzde 51’den (yüzde elli birden) az olmaz. Proje Şirketi’nin geride kalan azınlık hisselerinin dağıtımı, her zaman, ulusal güvenlik ve ekonomi konularında ulusal çıkarların korunması amacıyla Taraflar’ın rızasına bağlıdır” ifadesi yer alıyor. Bu durumda hisse satışında Türkiye’nin rızasının olması gerekecek.

 

(T24)

“Çernobil ve Fukuşima’dan sonra” Avrupa Eylem Haftası etkinlikleri

Avrupa’da  25 yıl içinde 600 milyondan fazla insanın sağlığını, dolayısıyla yaşamını olumsuz etkileyen Çernobil felaketinin  yıl dönümlerinde,  izleyen yıllarda da  Fukuşima felaketinin anma etkinlikleriyle birleştirilmiş olarak Belarus, Belçika, Almanya, Fransa, İngiltere, İtalya, Polonya, İspanya, Ukrayna ve  Türkiye’den sivil toplum örgütlerinin katılımıyla

Uluslararası Eğitim ve Değişim Derneği (IBB) çatısı altında oluşturulan Avrupa Çernobil Ağı nükleer karşıtı mücadele ve sağlıklı, sürdürülebilir yaşam hakkı gibi konular çerçevesinde panel, toplantı ve organizasyonlar  yapmayı önemsiyor. İlgili haberimize buradan ulaşabilirsiniz.

Bu ağın üyesi olan Yeşil Düşünce Derneği/Nükleersiz.org  da bu yılın Türkiye’deki “Avrupa Eylem Haftası için “Çernobil ve Fukuşima’dan sonra” konulu bir paneller serisi planlamış bulunuyor. Esasen bu etkinliğin ilk ayağı 24 Nisan Pazar günü Sinop Uğur Mumcu meydanındaki mitinginde Çernobil tasfiye memuru Yuriy Schumchenko‘nun konuşmasıyla gerçekleştirildi.

Çernobil ve Fukuşima'dan sonra
“Çernobil ve Fukuşima’dan sonra” Avrupa eylem haftası kapsamında etkinlikler

Nükleersiz.org’un kurucularından Dr Angelika Claussen ve Dr Alper Öktem’in davetiyle Türkiye’ye gelen Schumchenko, 27 Nisan’da Ankara’da Dr Angelika Claussen ve birlikte oldukları heyetle TBMM‘ye bir ziyaret gerçekleştirecekler. Burada Çernobil’in 30.yıl dönümü olması vesilesiyle  Çernobil ve Fukuşima’nın gerçeklerini düzenlenen basın toplantısında milletvekillerine aktaracaklar.  Aynı zamanda “Nükleer Felaketle yaşamak”Çernobil ve Fukuşima’nın Sağlık Etkileri adlı kitabının yazarı Dr Angelika Claussen, kitabının yeni baskısı üzerinden güncel bilgileri bu basın toplantısında kamuoyuyla paylaşmış olacak .

Etkinlik çerçevesinde 27 Nisan‘da Ankara Elektrik Mühendisleri Odası’nda Nükleer karşıtı Platform‘un evsahipliğinde Yuriy Schumchenko, felaketin tanıklığını yaptığı anları  paylaşacak, Dr Angelika Claussen “Fukuşima ve Çernobil’in sağlık etkileri” ve Nukleersiz.org koordinatörü Pınar Demircan  “5.yıl dönümünde Fukuşima” başlıklı birer sunum yapacak.    Schumchenko ve Dr Claussen   30 Nisan günü Mersin Nükleer karşıtı Platform‘un evsahipliğinde Mersin’lilerle buluşacak.

(Yeşil Gazete)

 

 

Türkiye’nin ilk kostümlü bisiklet sürüşü: İzmir Bike Party

23 Nisan 2016’da İzmir’de Türkiye’nin ilk kostümlü bisiklet sürüşü, İzmir Bike Party adı ile gerçekleşti.  Bisikletizm.com’un fikri ile hayata geçen kostümlü bisiklet sürüşü Sivil Düşün AB Programı tarafından desteklendi.

16

Bisikletizm.com’un paylaşımına göre partiye katılan bisikletçilere İzmir İl Emniyet Müdürlüğü’nün bisikletli polis ekibi Beyaz Kırlangıçlar eşlik etti.

15

Kostümlü biisklet sürüşü için İzmir’in en yoğun bulvarlarından Cumhuriyet Bulvarı motorlu araç tafiğine kapatıldı ve bisikletl sürenler kendilerine ait bulvarın 3 şeritli yolda salına salına pedallama imkanı buldu.

Bisikletçiler pedallarken sosyal medya da #izmirbikeparty hashtag’ine boğuldu! Gelecek yıl yeniden yapalım mesajları ise halen yağmaya devam ediyor.

17

Yaklaşık 1.000 kişinin katılımı ile gerçekleşen İzmir Bike Party’nin ardından Bisikletizm.com’un aldığı notlar ise şu şekilde sıralandı:

  • İngilizce yayınlanan DailySabah Nisan ayında yapılan alternatif festivaller listesine İzmir Bike Party’yi ekledi. Gurur duydum.
  • Çok severek takip ettiğim Amerika’dan MomentumMag.com sosyal medya kanallarından etkinliğin duyurusunu yaptı. Onur duydum.
  • Egetelgraf’tan Ahmet Buğra Tokmakoğlu ve Hürriyet Gazetesinden Aynur Tartan köşelerinde etkinliğe yer verdiler.
  • TRT Kent Radyo İzmir’den Feryal Gürel Durmaz, İzmir’in Renkleri isimli programını İzmir Bike Party’nin turizm açısından değerine ayırdı.
  •  Facebook etkinlik duyurusu 1 milyon kişiye ulaştı.
  • 23 Nisan Kostümlü Bisiklet Sürüşü için İstanbul, Ankara, Muğla, Aydın ve yurtdışından (İtalya, Hollanda) gelen katılımcılar oldu.
  • Etkinlik bisikletli polislerimiz Beyaz Kırlangıçlar sayesinde güvenli ve keyifliydi.
  • İzfaş, bize İzmir Fuar – KültürPark kapılarını sonuna kadar açtı ve güvenliğimizi sağladı.
  • Kostümlü Bisiklet Sürüşü’nün final noktasında #kültürparktayız etkinliğine katıldık ve herkes parkta ne görmek istiyorsa onu yaptı: kitap okudu, dans etti, piknik yaptı, dans etti, fotoğraf çekti ve çekildi.
  • Accell Bisiklet, 23 Nisan İzmir Bike Party Hatıra fotoğrafının çekilebilmesi için şirin bir pano hazırladı ve KültürPark’a getirdi.
  • Tahta Bisiklet, denge bisikleti ile 3-6 yaş grubu arası çocuklar için yarışma düzenledi.
  • FujiFilm fotoğraf workshopu için bizim etkinliğimizi seçti ve onlarca fotoğrafçı bizlerin fotoğrafını çekti.
  • veeee Güneş Aly, bizim için koştu, terledi, çalıştı. Bu günü harika fotoğraflarla ölümsüzleştirdi ve bizlere bu kareleri armağan etti. Albüm için tıklayın.

 

Fotoğraflar: Güneş Aly

(Bisikletizm.com)

Akademisyenler neden tutuklandı? – Arif Ali Cangı

Bu yazı haberekspres.com.tr/ den alınmıştır

Barış İçin Akademisyenler grubundan tutuklanan Esra Mungan, Kıvanç Ersoy, Muzaffer Kaya, ve Meral Camcı 22 Nisan’daki ilk duruşmada tahliye edildi. Tutukluluğun kaldırılmasının gerekçesi suçun TCK’nın 301.maddesi kapsamında değerlendirilebileceği, bunun için de Adalet Bakanının iznine ihtiyaç olduğu.

TCK madde 301; “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” başlığını taşıyor, Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Türkiye Büyük Millet Meclisini, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını alenen aşağılayan kişinin, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı öngörüyor.

ISTANBUL 13. AGIR CEZA MAHKEMESI’NDE BUGUN GORULEN DURUSMADA HAKLARINDA TAHLIYE KARARI VERILEN AKADEMISYENLER  YDR. DOC. ESRA MUNGAN ILE YRD. DOC. MERAL CAMCI, TUTUKLU BULUNDUKLARI BAKIRKOY KADIN KAPALI CEZA INFAZ KURUMU’NDAN CIKTILAR. MUNGAN VE CAMCI’YI CIKISTA AILELERI VE OGRENCILERI KARSILADI. FOTOGRAF: TANER YENER/ISTANBUL,(DHA)
Foto: Taner Yener,(DHA)

TCK 301; ifade özgürlüğünü cezalandıran sabıkalı bir kanun maddesi. Eski Ceza Kanunundaki numarası 159’du. Bu kanunun hışmına, kimler uğramadı ki; Orhan Pamuk, Hrant Dink, Ragıp Zarakolu, say say bitmez, tek dertleri yazılarıyla, sözleriyle düşünce dünyasına katkıda bulunmak olan çok sayıda düşünce suçu mağduru bu kanun maddesinden yargılandılar. Mağduriyet, yalnızca yargılanmak, ceza almakla kalsa iyi Sevgili Hrant Dink gibi nefret cinayetine kurban gidenler de oldu.

Düşünceyi hapseden bu kanunun tartışmasını ayrı bir yazıya bırakalım, akademisyenlere dönelim. Barış için akademisyenler bildirisinin yayınlandığı günlerde, bildirinin düşünceyi ifade ve yayma özgürlüğünün tipik bir örneği olduğunu anlatmaya çalışmıştım.[1]

Siyasi iktidarın başı ve diğer yetkilileri tarafından yapılan sürekli hakaret ve tehditlerle yaygınlaşan nefret söylemleriyle ve tutuklanma ile geçen üç ayın sonunda dört akademisyen üzerlerine atılı suçun ‘terör örgütü propagandası’ yerine “Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” olabileceği gerekçesiyle salıverildiler. Bu şekilde soruşturma yapılması Adalet Bakanının iznine bağlı olan bir suçtan dolayı dört akademisyen 38 gün haksız yere tutuklu kalmış oldu.

Şimdi sormak lazım;

TCK 301.maddesinin cezası 6 aydan 2 yıla kadar, erteleme kapsamında olan bir ceza, akademisyenler bunun için mi tutuklandılar? “Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” diyen TCK 301/3. maddesi neden dikkate alınmadı? Akademisyenlere baştan “terör örgütü propagandası” suçunun yakıştırılması sırf tutuklanmaları için miydi? Bu konularda Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)’nde sürekli mahkum olurken, hukukçular bunları neden okumaz, neden görmez, neden bilmez, neden uygulamaz?

Her şey bir yana, akademisyen hakkındaki tutuklamanın kaldırılmış olması, hak ve özgürlükler adına, hukuk adına umut verici. Şimdi yapılması gereken; aynı bildiri nedeniyle haklarında soruşturma açılan tüm akademisyenler için Adalet Bakanı’ndan izin istenmeli, izin çıkmadan soruşturmalar sürdürülmemelidir.

Barış İçin Akademisyenler bildirisi nedeniyle açılan soruşturmalar önünde sonunda akademisyenlerin beraatları ile sonuçlanacaktır. Bu soruşturmaya yol açan, izin veren siyasiler, linç kampanyasını başlatan ve sürdüren gazeteler, yazarlar ile soruşturan, tutuklayan hukukçuların sonu ise o kadar parlak değil, onlar için hükmü Tarih Mahkemesi verecektir.

[1] Akademisyenler hain ve alçak mı?

 

Bu yazı haberekspres.com.tr/ den alınmıştır

12-Arif Ali Cangı

 

 

Arif Ali Cangı

Türkiye’nin Meclis başkanı der ki, “Laiklik yeni anayasada olmamalıdır”

TBMM Başkanı İsmail Kahraman, “Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır. Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım. Dini olarak bahsetmesi lazım” dedi.

11

TBMM Başkanı İsmail Kahraman, İslam Ülkeleri Akademisyen ve Yazarlar Birliği AY-BİR’in düzenlediği “Yeni Türkiye Konferansları”nın altıncısında, “Yeni Türkiye ve Yeni Anayasa” konulu konferans verdi. İstanbul Üniversitesi Rektörlük Binası Doktora Salonu’nda gerçekleştirilen konferansta “Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır” dedi.

“Laiklik yeni anayasada olmamalıdır”

1982 Anayasası’nın herhangi bir yerinde Allah lafzının geçmediğini belirten Kahraman, şöyle devam etti:

“Ama Anayasa inanca göre tasnif edildiğinde, bu 82 Anayasası da, 61 Anayasası da dindar anayasalardır. Neden? Resmi tatiller, Kurban Bayramı, Ramazan Bayramı’dır. Din dersleri mecburidir ve inanca dayalı bir yapısı vardır. Yani seküler değildir, dindar anayasadır. Laiklik tarifi de ona göre olmalıdır. Laiklik bir kere yeni anayasada olmamalıdır. Dünyada üç anayasada laiklik var. Fransa, İrlanda, bir de Türkiye’de var. Tarifi de yok. İsteyen, istediği gibi bunu yorumluyor. Böyle bir şey olmamalıdır. Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım. Dini olarak bahsetmesi lazım.”

“Dindar bir anayasa olmalı”

Bazı ülkelerdeki anayasalarda dini ibarelerin bulunduğunu söyleyen ve örnekler gösteren Kahraman, “Peki niye biz Müslüman bir ülke olarak, dinden kendimizi arındırma, geri çekme durumunda olacağız? Niye? İslam İşbirliği Örgütü’ne kayıtlıyız, üyesiyiz, kurucusuyuz. İslam Kalkınma Bankası’nda varız. Bir İslam ülkesiyiz. Nedir yani? Neden? Laiklik olmamalı yeni anayasada ve dindar bir anayasa olmalı” dedi.

 

 

(Al Jazeera Türk, DHA)

İstanbul’da nükleere karşı yaşam şenliği var!

Karadeniz İsyandadır Platformu tarafından bundan tam 30. yıl önce 26 Nisan 1986 günü yaşanan Nükleer Felaket’i hatırlatmak ve Nükleer Enerji’nin tehlikelerine dikkat çekmek adına 26 Nisan Salı Günü Beşiktaş Abbasağa parkında etkinlik düzenliyor…

karadeniz isyan

Karadeniz İsyandadır Platformu Çernobil’in 30. yıldönümü olan 26 Nisan 2016 öncesinde “Unutmadık, Biliyoruz, İzin Vermeyelim!” başlığı ile bir basın bülteni yayınladı. Yayınlanan basın bülteninde;

“Bundan tam 30 yıl önce, 1986 yılının 26 Nisan günü, Ukrayna’nın Kiev iline bağlı Çernobil kentinde bulunan nükleer santralinin 4. reaktöründe, saat 01.24’te bir patlama meydana geldi.

Bu patlamadan sonra başta Karadeniz kıyıları olmak üzere, Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı.

Unutmadık!

Santralın patlamasından sonraki ilk aylarda Türkiye’deki yetkililerin bilimsel veri ve araştırmaları resmen yasakladıklarını unutmadık.

“Dininize, imanınıza inandığınız gibi biliniz ki, Türkiye’de kesinlikle böyle bir tehlike mevcut değildir.” diyerek kameralar karşısında çay ile poz veren dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral’ı unutmadık.

“Olay mevzii bir olay; Türkiye’ye ulaşsa bile etkilemez” diyen Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) Başkanı, Ahmet Yüksel Özemre’yi unutmadık.

Unutmadık; “Radyoaktif çay daha lezzetlidir.” diyen Turgut Özal’ı, unutmadık “Radyasyon kemiklere yararlıdır.” diyen Kenan Evren’i.

Unutmadık iade edilen çayları, iade edildikten sonra okullarda dağıtılan fındıkları.

Çoğu kadın olan çay emekçilerinin bellerine kadar çay tarlalarına sokulmasını, gömülen ve dereye dökülen çayları unutmadık.

Unutmadık, Çernobil hakkında halkı uyaran bilim insanlarının “vatan haini” ilan edilmesini.

Unutmadık, sakat insan ve hayvan doğumlarını. Unutmadık Çernobil yüzünden yitirdiğimiz canlarımızı.

“O çayı içen bir geri zekalıdır. Beni radyasyon değil, Türkiye’deki sistem kanser etti.” diyen sevgili Kazım Koyuncu’yu unutmadık.

30 yıl önce, Çernobil döneminde söylenen yalanları unutmadığımız gibi, yıllar sonrasında söylediğiniz yalanları da unutmayacağız.

Unutmayacağız, “Bekarlık nükleerden daha risklidir.” diyen Enerji Bakanı Taner Yıldız’ı.

Nükleer santrali mutfak tüpüyle kıyaslayan Recep Tayyip Erdoğan’ı unutmayacağız.

Çernobil döneminde halka yalan söyleyerek açıklama yapanlar nasıl anılıyorsa, bugün de benzeri açıklamaları yapanlar tarihte aynı şekilde anılacaklar.

Biliyoruz!

İktidarın ve şirketlerin rant ve para sevdası, kirli savaş politikaları için “enerji ve kalkınma” adıyla doğa ve yaşam alanlarını yok etmek istediğini biliyoruz.

Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin deniz hidroteknikyapılarının ihalesini alan Mehmet Cengiz’in kim olduğunu Karadeniz Sahil Yolu’ndan, Artvin Cerattepe’den, Kuzey Ormanları’ndan ve millete ettiği küfürlerden biliyoruz.

Nükleer santrallerin fıtratının anti-demokratik olduğunu, sürekli halka yalan söylendiğini, güvenliğinin alınamayacağını ve atık sorunun bertaraf edilemeyeceğini biliyoruz.

Karadeniz ve Akdeniz’in radyoaktif atık çöplüğüne döndürülmek istendiğini biliyoruz.

Kopyala yapıştır ve sahte imzalı Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporları hazırlandığını biliyoruz.

Hukukun içinin boşaltıldığını, iktidarın istediği kararı vermeyen mahkemelerin dağıtıldığını, yeni torba yasayla birlikte bilirkişileri de şirketlerin tekeline alınacağını biliyoruz.

İzin Vermeyelim!

Akkuyu’da, Sinop’ta ve İğneada’da nükleer santrallere izin vermeyelim.

İzin vermeyelim; Cerattape’den Kuzey Ormanları’na, Fatsa’dan Alakır’a, Munzur’dan Fırtına’ya, Çanakkale’den Bartın’a doğa ve yaşam alanlarımızı tehdit eden uygulamalara.

İzin vermeyelim yaşam alanlarımızı şirketlere devretmek için çıkarılmak istenilen yasalara.

Çernobil’in 30.yılında, “enerji ve kalkınma” yalanına, doğanın talanına izin vermeyelim.

Çernobil’in 30.yılın’da Nükleere Karşı Yaşam Şenliğinde buluşalım.” denildi.

Saat 16:30 başlayacak Beşiktaş Abbasağa parkında yapılacak olan tek günlük Şenlik’te sergiler, söyleşiler, atölyeler yer alacak. Birçok Ekoloji ve Dayanışma Grubununda masa açağı Şenlik Saat 19:00’dan itibaren konserlerle devam edecek.

BaBa ZuLa, Luxus, Komik Günler, Meluses, Erkut Küçükşahin, Ümit Taşkıran ve Galeni’nin yer alacağı konserlerle Şenliğin Gece yarısına kadar devam edeceği belirtiliyor…

(Canlidergi, Yeşil Gazete)

Peabody’nin iflası neden adil bir intikal gerektiriyor?

ABD 350.org’da kampanya yöneticisi Jenny Marienau tarafından Common Dreams‘te yayımlanan haberi Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Berk Öktem‘in çevirisiyle sunuyoruz.

***

peabody
Görsel: Justin Sullivan/Getty Images

Çarşamba sabahı, Peabody Energy şirketi 11. maddeye göre iflas başvurusunda bulundu (ABD iflas kanununa göre bu tip iflas başvurularında şirket borçlarını ödeyene kadar varlığını sürdürüyor ancak giderlerini kısmak zorunda kalıyor).

Haber hiç de beklenmedik değildi. Bahar dönemi boyunca şirket, kredi ödemelerini erteleyerek ve işlerini nizami hale sokarak iflas sinyalini vermişti. Ama şirket iflas edeceğinin farkında bile değilken, enerji pazarını takip eden bizler çok önceden bu günün geleceğini biliyorduk. Geçen 5 yıl boyunca şirketin hisse değeri 1000$’dan bugünkü değeri olan 2$’a kadar indi. Eğer bu haberi 7 sene önce duysaydım Peabody’nin mezarı üzerinde dans ederdim.

Benim iklim mücadelesiyle tanışmam, Peabody Energy sayesinde gerçekleşti. Peabody’nin hisseleri henüz 4 haneli sayılardayken ben St. Louis’deki Washington Üniversitesi’nde öğrenciydim (Peabody de St. Louis kökenli bir şirket). Üniversitemin, Peabody ve diğer birkaç kömür şirketiyle yaptığı araştırma anlaşmalarını hatırlıyorum. Araştırma, hocamın “temiz kömür” olarak adlandırdığı karbon tutma ve depolama hakkındaydı. O dönemde Çevre Bilimleri ana dalında öğrenciydim ve iklim bilimi, işletme ve toplum sağlığı dersleri alıyordum. Ders kitaplarımda yer alan iklim ve insan hakları felaketleri doğrudan ve ayrışmaz bir şekilde, üniversite yönetimiyle arasından su sızmayan kömür yöneticileriyle ilişkiliydi. Peabody’nin rezil sicilini şu şekilde özetleyebiliriz: iklim bilimini reddetmek, fakirliğe çözüm olarak kömürü önermek, sendikaları baskılamak, Black Mesa, Arizona’daki kömür çalışmaları için Dineh (Navajo) topluluklarını yerinden etmek ve zaten bütçesi kısıtlı olan St. Louis şehrinden vergi indirimi talep etmek (ki bu indirimleri karşılamak için şehir yöneticileri eğitim fonunda kesintiye gitmişlerdi).

O zamanlar benim mücadelem üniversitemle, yani güvenilirliğini bir miktar bağış için satan okulumlaydı. Üniversitemin Peabody ile beraber çalışması, şirketin işlerini kendi bildiği gibi sürdürmesine olanak sağlıyordu. Bugünkü fosil yakıt karşıtı hareketlerden çok da farklı olmayan bir mücadele vermiştik. 2009 yılında kömür endüstrisiyle yapılan ittifaklara karşı mücadele oldukça çetin geçti. Bugün ise “temiz kömür kampanyası”nı, ölmekte olan endüstrinin son çığlıklarından biri olarak görüyorum.

Peabody’nin iflası (onlarca başka kömür, petrol ve gaz şirketiyle beraber) fosil yakıt endüstrisinin sonunun gelmekte olduğunu işaret ediyor. 2012’den beri ABD’de 50’den fazla kömür şirketi iflas başvurusunda bulundu. Sektördeki bu çöküş tek başına büyük bir darbenin değil açılan yüzlerce yaranın sonucudur. Bu darbeler yeni kömür düzenlemelerinin, daha maliyetli kiralama ve çıkarma bedellerinin, ucuz yenilenebilir enerji alternatiflerinin artmasının yanı sıra mağdur toplulukların ve divestment (fosil yakıt şirketlerine yatırım yapılması karşıtı) eylemcilerinin cesur mücadelesi sayesinde gerçekleşti. Geçen sene iflas eden onlarca kömür, petrol ve gaz şirketi gibi Peabody de değişen sektöre ve dünyaya ayak uydurmak yerine aynı kalmayı seçti.

Ama sıklıkla anlaşılanın aksine iflas, dükkanın kapanması manasına gelmiyor. Şirketin yeniden yapılandırılmasıyla giderleri azaltılıyor. Amaç ise borçları ödeyebilmek ve şirketin ömrünü uzatabilmek. Sektördeki diğer iflaslardan tek bir şey öğrendiysek iflas başvurusu yapan Peabody’nin amacı, her zaman olduğu gibi, çirkin ve yıkıcı işinin getirdiği zararların maliyetini çalışanlarına, mağdur topluluklara ve çevreye yüklemek olacaktır.

Geçen sene iflas başvurusunda bulunan Alpha Natural Resources şirketi 4000 işçiyi işten çıkarttı ve şimdi de 5000 emekli işçinin ve ailelerinin sigortalarını kesmeye çalışıyor. Tabi bu arada bir avuç üst düzey yöneticinin 11.9 milyon Dolar ikramiyesinde kesintiye gidilmiyor. 2015 Temmuz ayında Patriot Coal şirketinin iflas sürecine onay veren mahkeme, üst ve orta düzey yöneticilerin 6 milyon Dolar tutarındaki ikramiyelerini koruma kararı verdi.

Halktan veya devletten bir müdahale gelmezse Peabody için de sürecin aynen böyle işleyeceğini bekleyebiliriz.

Ancak şimdi, Greg Boyce ve Peabody’nin diğer yöneticileri altın paraşütleriyle inme planları yaparken biz de adil bir geçiş için mücadele ediyor olacağız. Peabody 2014 SEC formlarında beklenenden düşük karlarınının sebebini açıklarken “divestment” hareketinin etkisinden bahsetti. Black Mesa’da, Wyoming’de, St. Louis’de, Illinois’de ve Appalachia Dağları’ndaki onlarca yıllık direnişler Peabody’ye büyük engeller çıkarmakta. Kelimenin tam anlamıyla, kazanıyoruz!

Bu gibi zamanlarda çok önemli bir soru ortaya çıkıyor: “Dönüşüm nasıl olacak?”

Adil geçişi, iklim değişikliğini ve ekonomik eşitsizlikleri umursamayan, yerlileri yerinden eden, toplum sağlığına zarar veren şirketlerden beklemek yanlış olur. Her daim karı insana tercih eden bu şirketlerden, sektörün çöküşü sırasında da farklı bir davranış beklenmez. Bu yüzden alternatif vizyonu kendi hakimlerimizle, mahkemelerimizle, kiliselerimizle, okullarımızla yaratmak bize kalıyor. Bunun anlamı, fosil yakıt yatırımlarımızı çekip bölgeye uygun temiz enerji yatırımları yapmaktır. Ayrıca, fosil yakıt endüstrisinin nasıl bir şekilde çöktüğüne ve yerine neyin geçeceğine de dikkat etmek gerek.

Uzun lafın kısası, Peabody, iflas mahkemesine Alpha Natural Resources ve Patriot şirketlerinin yaptığı gibi bir başvuruda bulunacak. Yani giderlerinin azaltılmasını (ki giderleri istihdam ve sigorta olarak okuyabilirsiniz), maden alanlarının temizlenmesi ve mağdur toplulukların tanzim edilmesinden doğan yükümlülüklerin affını ve tabi ki yönetici ikramiyelerini talep edecekler. İşte bu yüzden St. Louis’deki Missourians Organizing for Reform and Empowerment eylemcileri ve Black Mesa topluluk liderleri mahkemeden farklı bir şey istiyor: kurtarma paketi değil, adil bir geçiş.

İflas mahkemesinden taleplerimiz: işçilerin ve işçilerin ücretlerinin gözetilmesi, geçiş topluluklarına ve kömür işçilerine yeniden iş sağlanması ve yeni ekonomik fırsatlar yaratılması için fon oluşturulması ve toprakların tarıma uygun hale getirilmesi ve madenlerin temizlenmesi için para verilmesi. Bu talepleri içeren dilekçemizi buradan imzalayabilirsiniz.

Unutmayın, fosil yakıt endüstrisi batıyor ama çalışanlarını ve mahvettiği toplulukları da kendisiyle götürmeye çalışıyor. Artık amacımız, çalışanların ve toplulukların olabildiğince az zarar görmesini sağlamak.

Haberin İngilizce Orijinali

Yazı: Jenny Marienau

Yeşil Gazete için çeviri: Berk Öktem

(Yeşil Gazete, Common Dreams)

Çernobil’in 30.yıldönümünde Sinop çok net : “Nükleer santral istemiyoruz!”

Her yıl olduğu gibi  Çernobil  anma eylemi felaketin yaşandığı 26 Nisan gününden önceki pazar günü, 24 Nisan’da yine binlerce insanın katılımıyla  gerçekleştirildi. Bu sene 30.yıl anması olması sebebiyle yaşam savunucuları için diğer senelere nazaran daha özel bir anlam atfeden günde kortej saat 11:00’da Diyojen meydanından harekete geçerek Uğur Mumcu meydanında  düzenlenen sahnenin önünde konuşmalarla sonrasındaki konser için  toplandı .

13100816_1724998047713143_9142820766518351349_n
Foto: SNKP

Türkiye genelinden yoğun katılımın olduğu Sinop’taki mitinge  İzmir, İstanbul, Ankara, Denizli, Kastamonu, Trabzon, Ordu, Giresun, Amasya, Çorum, Samsun, Yalova ve Dersim’den yaşam savunucuları  otobüslerle gelerek iştirak etti. Mitinge her yıl olduğu gibi meslek odaları, sendikalar ve siyasi partiler de katılım gösterdi. Balıkçılar da teknelerine astıkları “Nükleer santral istemiyoruz” afiş ve pankartlarla denizden eylem yaptı.

Balıkçılar denizden destek verdi, zaman zaman teknelerini sürdüler Foto: Fatoş Öncü

Binlerce kişinin katıldığı kortejde sloganlar “Gelecek biziz hayallerimiz nükleersiz” pankartıyla çocuklar dikkat çekiyordu. “Çocuklarımız için Nükleere karşı ayağa kalk!” pankartıyla ebeveynleri de hemen arkalarındaydı.

fatoş öncü“Fukuşima’da Nükleer facia sürüyor!”, “Nükleer öldürür!”, Nazım Hikmet’in “Balık tuttum yiyen ölür” sözü ,Çernobil’i unutma nükleere bulaşma, Nükleere No ,Ölmek değil yaşamak istiyorum, gibi sloganların yanında  Ampulü yakmak için nükleerden ölmek mi gerek? Bizce hayır!”  gibi yaratıcı olanları da vardı. Termik santral mücadelesini kazanmış Gerze halkı da mitinge “Gerze nükleer santral istemiyor!” pankartıyla destek verdi.

13047859_10208140566246310_1616771256557596852_o
Foto:Nahide Gökhan

Kürsüde çok sayıda CHP Milletvekili konuşma yaptı: CHP Sinop Milletvekili Barış Karadeniz CHP Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, CHP Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan, CHP Balıkesir Milletvekili ve Çevre Komisyonu Üyesi Mehmet Tüm, CHP Samsun Milletvekili Kemal Zeybek, CHP Çorum Milletvekili Tufan Köse, CHP Meclis Üyesi Çetin Soysal, CHP Samsun İl Başkanı Tufan Açıkgöz de destek verdi, konuşmalar yaptı.   Sinop milletvekili Barış Karadeniz” Nükleer santrallerin zararlarını biliyoruz,TBMM’de çevre komisyonunda sık sık dile getiriyoruz. Karadeniz “Almanya’da her yerde evlerin üstlerine güneş panelleri var, Almanya gibi güneşi az olan bir ülkede bunlar yapılıp devlet buradan enerjisini sağlıyorsa bizim Türkiye’de yapılacak daha çok iş var, nükleer santrale gerçekten ihtiyaç yok”dedi.

Türkiye’de özel kanallarda bile yer bulamayan dev miting Japon devlet kanalı NHK tarafından da kameraya çekildi.

Eylemde dikkat çeken bir diğer konuşmacı da  Nükleersiz.org’un kurucularından Dr Angelika Claussen’in ve Dr Alper Öktem’in davetiyle Sinop’taki mitinge Ukrayna’dan katılan Çernobil tasfiye memuru  Yuriy Schumchenko oldu. Schumchenko, Dr Angelika Claussen’in ardından bir konuşma yaparak yaşadığı acıları Sinop’lularla paylaştı. Schumchenko’nun konuşma metnini aşağıda paylaşıyoruz.

yuriy
(solda)Dr Angelika Calussen, (sağda)Yuriy Schumchenko, foto: Nahide Gökhan

“Çernobil Feleketi’nin 30.yılını Sinop’ta sizlerle birlikte anıyorum.

Sizlere Çernobil’in 30 km içinde geçirdiğim 2 hafta süreyi anlatmak istiyorum. Mayıs1986’da radyoaktif kirliliği temizlemekle görevliydim.

Çoğunlukla reaktöre çok yakınında çalıştım. Birgün terk edilmiş bir köyde ve diğer gün radyoaktif nedeniyle yeşil renkleri kaybolarak, kıpkırmızı olmuş ormanlarda çalıştım.

Onuncu gün taşıdığım dozimetre 29 röntgen = 290 miliSV değeri gösteriyordu. ( Nükleer santralllerde izin verilen yıllık 20 miliSV’dir) Ama emrimdeki askerler bu değerden çok daha fazlasına maruz kaldı.

İki hafta sonra kendimi çok hasta hissetim ve hastaneye kaldırıldım. Kan değerlerim çok kötü olduğu için, sonraki 8 ay boyunca, radyasyon hastalıklarında uzmanlaşmış 4 farklı hastanede tedavi gördüm. Bu 1986 – 1987 yıllarıydı. Hayatta olmamı sağlayan doktorlara boçluyum.

Bu radyoaktif temizleme işimi iyi yaptığım için hükümet tarafından madalya ile ödüllendirildim. Madalya bence iyi ama sağlımı geri veremediler. Benimle beraber bu temizlik işini yapan , sivil ve askeri likidatir-  personelin çoğu hayatını kaybetti.

Ukrayna’da Chugujew isimli küçük bir şehirde yaşıyorum. Buraya Çernobil felaketi sonrası yerleştirilen muhacirlerden ve temizlik görevlisi olarak çalışanlardan 200’den fazla insan öldü. Şehrimizde bu isimlerin yazılı olduğu bir anıt var. Bu kişilerin çoğunluğu 50 yaşlarına ulaşamadan ölenler.

Konuşmamın sonunda, size bir çocuğun dokunaklı hikayesinden söz etmek istiyorum çünkü çocuklar bizlerin geleceğidir. 11 yaşında likidator olarak çalışan çocuğa inme indi ve felç geçirdi. Bu hastalık yaşlılar içindir, çocuklar için değil.

Çernobil felaketi insanlık için en büyük uyarıdır.

Nükleer felaketler, on binlerce yıl boyunca çok büyük miktarda radyasyon yayarlar ve radyasyon’un ne ülke, ne sınır, ne de zaman tanır.

Şimdi karar sizde…”

Nukleersiz 2016 afiş

Avrupa  Nükleer Savaşın Önlenmesi  İçin Uluslararası Hekimler Birliği (IPPNW) başkanı ve Nükleer Felaketlerle Yaşamak-Çernobil ve Fukuşima’nın Sağlık Üzerine Etkileri adlı kitabın yazarı Dr Angelika Claussen ve Çernobil tasfiye memuru SchumchenkoUluslararası Çernobil Ağı’nın üyesi Nükleersiz.org/Yeşil Düşünce Derneği (YDD)’nin organizasyonuyla 2016 yılı Avrupa Çernobil etkinlikleri haftası çerçevesinde Sinop’tan sonra 27 Nisan‘da Ankara ve 30 Nisan’da Mersin’de yerel Nükleer Karşıtı Platformlar  (NKP)’lerin evsahipliğinde düzenlenen Çernobil ve Fukuşima’dan sonra konulu panellerde  konuşma yapacak.

Haber :Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

 

4. Çocuk ve Gençlik Bienali’ne “Kobane” sansürü

4. Çocuk ve Gençlik Bienali’nde Kobane ve Suruç’taki çadır kentlerde kalan Kürt çocuklarla işbirliği yapan sanatçı Nurdane Türkmen’in “Çavêmin” (Gözüm) adlı projesi sergiden men edildi.

18

19 Nisan’da başlayıp 23 Mayıs’a kadar Antrepo 1, M.K.M. Beşiktaş Çağdaş Sanat Galerisi ve İstanbul Şehir Hatları vapurlarında sürecek ‘4. İstanbul Çocuk ve Gençlik Sanat Bienali’ sansür tartışmasıyla çalkalanıyor. Bu yıl “Uyandırma Servisi: Günaydın” temasıyla, 4-18 yaş arası uluslararası sanatçıların eserlerinin sergilendiği ve küratörlüğü PASAJ Sanatçı İnisiyatifi tarafından üstlenilen bienalde, Avusturya’da doğup büyüyen Türkiye kökenli sanatçı Nurdane Türkmen’in “Çavêmin” (Gözüm) adlı projesi, bienalin açılışından önceki akşam Antrepo 1‘den kaldırıldı.

Nurdane Türkmen
Nurdane Türkmen

Proje,Türkmen’in Suriye’deki savaş nedeniyle, yaşadıkları bölgeden göçüp, Suruç’taki çadırkentlere yerleşmek zorunda kalan çocuklar ile Kobane bölgesinde yaşayan Kürt çocuklarıyla 2014 ve 2015 yıllarında yaptığı iki ayrı atölye çalışmasının ürünü. Türkmen, savaşı yetişkinlerin gözünden aktarmak yerine, bizzat çocukların aileleriyle birlikte yaşadıkları travmatik süreçleri, eski ve yeni yaşantılarını, duygu ve düşünceleriyle ifade etmelerini hedeflemiş. Projede üç konu başlığı altında derlenen çalışmalar, çocukların yaptıkları ‘Ailem ve Ben’, ‘Öz-portre’ ve ‘Özgürce Çizim’ konulu çizimlerden,Nurdane Türkmen’in çocuklarla birlikte çektiği bir belgeselden ve ayrıca 7 kişilik bir ekip tarafından çekilmiş çocukların günlük yaşam fotoğraflarından oluşuyor.

Türkmen, projeyle İstanbul’a davet edilmiş olmasına rağmen, açılıştan üç gün önce geldiğini ve küratör ekibinin kendisine projeye dahil olan belgeselin bienalde yer alamayacağını, üzülerek bildirdiğini aktarıyor. Gerekçe, belgeselde IŞİD korkusu yaşayan Kobane’li çocuğun ana dilde eğitim hakkından vazgeçmek istemediklerine dair ettiği söz.

Türkmen, belgeselin sansürlenmesinin ardından, açılışa bir gün kala, kendisine bu kez çocukların pek çok rengin yanı sıra “sarı, kırmızı ve yeşil” renkleri de kullanarak yaptıkları resimlere yer verilemeyeceğinin bildirildiğini belirtiyor. Sansürlenen resimlerin arka yüzü çevrilerek sergilenmesini talep eden, aksi halde sergideki fotoğrafları da çekeceğini söyleyen sanatçının bu talebi kabul edilse de, aynı akşam kendisine küratörlerden bir telefon daha geliyor.

Türkmen bienal yönetiminin sergilenmesine ‘izin’ verdiği fotoğraf projesini de geri çektiği için, şu an bienalin Antrepo 1’deki kısmında, Türkmen’in hazırladığı ‘Çavêmin’ projesinin sergilenmesi gereken duvarlar, sansürün resmi gibi, bomboş duruyor.

 

(Cumhuriyet)