Ana Sayfa Blog Sayfa 3135

Ege’de 12 saatte 35 deprem!

Ege Denizi’nde dün saat 15.28’de meydana gelen 6,2 büyüklüğündeki depremin ardından 12 saatte 3 ve üzeri büyüklüklerde 35 yer sarsıntısı oldu.

Ege Denizi’nde dün öğleden sonra başlayan depremsel hareketlilik sürüyor.

Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Deprem Dairesinin tespitlerine göre, Ege Denizi’nde saat 15.28’de yaşanan 6,2 büyüklüğündeki sarsıntının ardından 12 saatte büyüklükleri 3 ve üzeri olmak üzere 35 deprem kaydedildi.

Bu depremlerden 7’si, en büyüğü 4,9 olmak üzere 4 ve daha fazla büyüklüklerde gerçekleşti.

Beyoğlu Sineması da tarih oluyor!

Orhan Veli, İstanbul Türküsü şiirinin bir yerinde “…İstanbul’un orta yeri sinama, garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama…” diyordu. Uzun zamandan beri İstanbul’un orta yeri sinema değil. Beyoğlu epey bir zamandır bir şantiye görünümünde.

Geçtiğimiz günlerde 1989’dan beri Halep Pasajı’nda yer alan ve sinema tutkunlarının uğrak mekanlarından birisi olan Beyoğlu Sineması’nın da 30 Haziran’da kapanacağını duyuruldu. 2013 yılında kapanmanın eşiğine gelen Beyoğlu Sineması film dağıtım tekellerine karşı bağımsız filmlerin gösterildiği Başka Sinema etkinlikleri ile bugüne kadar gelebilmişti. Ancak bugün hala sabit giderlerini karşılayamadıklarını açıklayan sinema yönetimi 30 Haziran’da sinemayı kapatacaklarını açıkladılar.

Beyoğlu Sineması’nın açıklaması şöyle:

Uzun zamandır; tekelleşen dağıtım ve gösterim zincirleri arasında, bağımsız kalarak ayakta durmaya çalıştık. Sabit giderlerimizi karşılayamaz hale geldiğimiz dönemde, değişen sinema teknolojisini kurmamız mümkün olmadığından Beyoğlu Sineması 2013 yılında kapanıyordu.

Başka Sinema, destek oldu ve fedakârlık yaptı. Bugünlere geldik. Ama hala sabit giderlerimizi karşılayamıyoruz. Sponsor aradık, bulamadık. Giderleri düşürmeye çalıştık, olmadı.

Bu koşullarda, 1989’dan beri Beyoğlu Sineması ile bir renk katma çabamızı sürdürmek imkânsız hale geldi.

30 Haziran’da Beyoğlu Sineması kapanıyor.

Kabullenmemizin mümkün olmadığı, tek renkliliğe gidişten kurtulmanın yolunu bulanlar da olacaktır, umarız.

 

Bir kenti kent yapan mekanların başında sinemalar gelir. İlk yerleşik sinema 1908’de Sigmund Weinberg tarafından Tepebaşı’nda açılan Cinéma Théâtre Pathé Fréres (Sinema Pathe) oldu. Kendini sulayan bahçıvan, bir trenin gara girişi, derken canlanıp da perdeden üzerine gelecekmiş gibi görünen tüm hareketli görüntülerle sinema İstanbul halkının gönlünü fethetti. Karagöz perdesinin iki boyutlu saltanatı yerle bir oldu.

Beyoğlu sinemalarıyla kentin çok sesli, çok sözlü, şenlikli yakasıydı. Sinema salonları sadece film izlemek için gidilen yerler değildi. Burçak Evren bir yazısında: “Sinema salonları ya da diğer bir deyişle düş şatoları, yalnızca filmlerin izlendiği sıradan mekanlar değil, onun da ötesinde sinemaya gitmeyi bir ritüele dönüştüren, topluca film izleme alışkanlığını kazandıran, benzer keyif ve güzellikleri paylaşmayı kendi tercihleri doğrultusunda yapan insanların birlikte soluduğu başka mekanlardır. Kimi zaman unutulmaz filmler bu mekanlarla, çoğu zaman da bu mekanlar kimi filmlerle öylesine örtüşürdü ki, filmi sinemadan, mekânı anılardan, filmlerden, tek bir kareden ayıramazdınız. İşte birlikte film izlemenin büyüsü ve sinema salonlarının önemi burada başlar. Sinemaya gitmek, basit bir eylemin değil, adeta bir merasimin başlangıcıdır. Kimi salonlar vardır ki, filmlerden öte, kendileri birer tercih nedenidir. Şu ya da bu filme gidelim yerine, Emek’e, Konak’a gidelim mi, sorusu tercihin de ötesinde, sinema salonunun varlığının, saygınlığının, hadi açıkça itiraf edeyim büyüsünün kanıtlanmasıdır.diyordu.

Kent dokusunun değişimi en çok kapanan sinemalarla kendisini hissettiriyor. Önce Saray (1913- 2000), Majik (1919-2012), Etual (1920-1960), Emek (1924-2013), Elhamra (1923-1999), Alkazar (1923-2010), Emek (1920-2013), Rüya (1930-2013), Sinepop (1943-2012) ve Lale (1954-2000) Beyoğlu’nu terk ettiler. Şimdi de sırada Beyoğlu Sineması var.

Beyoğlu Sineması’nın açıklaması “…tek renkliliğe gidişten kurtulmanın yolunu bulanlar olacaktır, umarız” diye bitiyor. Bütün semtleriyle İstanbul ve Beyoğlu parmaklarımızın ucundan kayıp gidiyor. Tıpkı Orhan Veli gibi tarifsiz kederler içindeyiz ve artık kelimler garipliğimizi, mahzunluğumuzu gidermede tek başına bir anlam ifade etmiyor!

 

Ercüment Gürçay

İstiklal Caddesi erimeye devam ediyor: Beyoğlu Sineması kapılarını kapatıyor!

İstiklal Caddesi’nde 1989’dan beri hizmet veren Beyoğlu Sineması, kapılarını kapıyor.

Daha önce birçok kez kapanma tehlikesi ile karşı karşıya kalan sinema, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada 30 Haziran tarihinden itibaren hizmet vermeyeceğini açıkladı.

Yapılan açıklama şu şekilde:

“Uzun zamandır; tekelleşen dağıtım ve gösterim zincirleri arasında, bağımsız kalarak ayakta durmaya çalıştık. Sabit giderlerimizi karşılayamaz hale geldiğimiz dönemde, değişen sinema teknolojisini kurmamız mümkün olmadığından Beyoğlu Sineması 2013 yılında kapanıyordu. Başka Sinema, destek oldu ve fedakarlık yaptı. Bugünlere geldik. Ama hala sabit giderlerimizi karşılayamıyoruz. Sponsor aradık, bulamadık. Giderleri düşürmeye çalıştık, olmadı.

“Bu koşullarda, 1989’dan beri Beyoğlu Sineması ile bir renk katma çabamızı sürdürmek imkansız hale geldi. 30 Haziran’da Beyoğlu Sineması kapanıyor.

“Kabullenmemizin mümkün olmadığı,tek renkliliğe gidişten kurtulmanın yolunu bulanlar da olacaktır, umarız.”

İzmir Karaburun’da 6.2’lik deprem: İstanbul, Bursa, Çanakkale ve Tekirdağ’da da hissedildi

İstanbul’da hissedilen bir deprem meydana geldi.

Ege açıklarında 6,3 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Sarsıntı İzmir, İstanbul, Çanakkale, Tekirdağ ve Bursa’da da hissedildi.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, depremin büyüklüğünü 6.3 olarak duyurdu.

Depremin ardından Karaburun’da 4.9 ve 4.0 büyüklüğünde iki artçı sarsıntı meydana geldi.

Karaburun Kaymakamı: Şu an için can ve mal kaybı yok

Karaburun Kaymakamı Muhammet Özyüksel:

“Şu an için can ve mal kaybı olmadığını söyleyebilirim. Çok şükür. Çok güçlü bir depremdi. Emin olun bulunduğumuz binanın yıkılacağını sandık. 10 saniye kadar sürdü. Çok şükür herhangi bir sıkıntı olmadı. İlçemizdeki konutlarda şu an itibarıyla herhangi bir problem yok. Ancak arkadaşlarımız çalışmalarını sürdürüyor. Şu ana kadar bize ulaşan bir can kaybı yok. Deprem çok güçlü olduğu için tedirginlik hakim. Halkımız da bu ani durumla baş etmeye çalışıyor, sokağa döküldüler. Onlar da tedbirli şekilde hareket ediyorlar. Kendilerine de teşekkür ediyorum sükunetli tavırlarından dolayı” dedi.

Deprem uzmanı Prof. Şükrü Ersoy, Ege Denizi’nde meydana gelen depremle ilgili “Şöyle ki hissedilmesi normal, 6’nın üzerinde büyüklükteki bir deprem. 5’te bile hissediyoruz. Ki 6.2 olarak ilan edildi bu. Dolayısıyla bunu hissetmemiz normal. Önemli bir kırılmaya, yırtılmaya sebep olmuştur. Ciddi yapısal hasarlar da meydana gelebilirdi. Can kayıpları da meydana gelirdi. Bu depremin yakınlarında Karaburun var.

Bu artçı depremler bir süre daha devam edecek. Yakın zamanda 4.9 gibi daha küçük depremler birbirini takip edecektir. Bu bölgedeki medeniyetlerin geçmişine baktığımızda bunlar hep depremler yüzünden yıkılmıştır.” 

“Artçılar olabilir”

Prof. Dr. Şerif Barış (Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Yer Fiziği Ana Bilim Dalı Başkanı):

“İkişer üçer yıl arayla 6 büyüklüğündeki depremlerin olması normal. Bulunduğumuz coğrafya bu sık depremleri yaşamaya alışmamız gerekiyor. Muhtemelen biraz derin bir deprem olduğu için gerek İstanbul’dan gerekse Atina’dan erişildi. Bu depremin artçıları bir yıl sürer. 5 – 5,3’e kadar artçı deprem olabilir. Tsunami korkusunun olmaması gerekir. Ege Bölgesi’nde kırıklı çıkıklı faylı bölgeler var. Civardaki fayları etkileyebilir, onlar da büyük değil. Başka bir büyük deprem beklentisi içerisine girilmemesi lazım.Hasarlı binalara eşya alınmak için girilmemesi, birkaç saat dışarda beklenmesi, uzmanların görüşlerinin alınması gerekiyor.”

Deprem nedeniyle İstanbul, İzmir, Bursa ve Çanakkale’de halk sokaklara döküldü.

Öte yandan eski CHP İstanbul Milletvekili Melda Onur, depremden yaklaşık 2 saat önce Twitter hesabından, “2 gündür şehir merkezlerinde görülen yılan haberleri var. En son 1999 depremi az öncesi olmuştu. Demedi demeyin.” ifadesini kullandıktan sonra deprem meydana geldi. Sosyal medya kullanıcıları, Onur’un tweetini binlerce kez paylaştı.

(Yeşil Gazete)

Sanayi Bakanı: Teşekkürü hak ediyoruz, zeytinlikleri yok edecekmişiz gibi davranılıyor

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Özlü, “Bize teşekkür edilmesi gerekirken sanki zeytinlikleri yok edecekmiş gibi davranmak gerçekten iyi niyetli değil.” ifadesini kullandı.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü, AKP döneminde 72 milyon zeytin ağacı dikildiğini belirterek, “Yaklaşık 100 milyon zeytin ağacı sayısını 172 milyona çıkardık. Teşekkür edilmesi gereken bir siyasi kadroyuz. Teşekkür edilmesi gereken siyasi kadroya sanki zeytinlikleri yok edecekmiş gibi davranmak gerçekten iyi niyetle bağdaşır bir durum değil” dedi.

Sanayi Bakanı Faruk Özlü

Bakan Faruk Özlü, Düzce’nin Gümüşova ilçesinde belediye tarafından düzenlenen iftar programına katıldı. Burada bir konuşma yapan Bakan Özlü, zeytin ağaçlarına karşı bir kanun çıkarılacağı yönünde hava oluştuğunu söyleyerek “Referandum sonrasında büyük emeklerle hazırladığımız ve ülkemizin geleceğini yakından ilgilendiren üretim reform paketini meclis komisyonlarına sunup geçmesini sağladık. Son olarak Meclis Genel Kurulu’nda görüşmeye başladık ancak muhalefet partilerinin bazı milletvekilleri ve maniple ettikleri çeşitli medya organları tasarıyı öylesine sabote ettiler ki sanki bizler zeytinlik karşıtı bir kanun çıkaracakmışız gibi bir hava oluştu.” dedi.

“72 milyon zeytin ağacı diktik”

AKP iktidarı döneminde 72 milyon zeytin ağacı dikildiğini iddia eden bakan, “Teşekkür edilmesi gereken siyasi kadroya sanki zeytinlikleri yok edecekmiş gibi davranmak gerçekten iyi niyetle bağdaşır bir durum değil. Gerçekten enteresan bir ülkede yaşıyoruz. Bugüne kadar Türkiye’deki zeytinlik sahalarının verimliliklerinin arttırılması, sahalarının geliştirilmesi yönünde bu çevrelerden bana öneri gelmedi. Bunlar Türkiye’yi tutmak isteyen, bunlar Türkiye’nin hamle yapmasını istemeyen çevreler. Maalesef insanların temiz duygularını kullanmak için gayret sarf ediyorlar. Hiç biri iyi niyetli değil.” diye konuştu.

(Evrensel)

‘Bozulan her bir metrekare mera, felaketleri buyur etmektir’: Zeytinlikler ‘şimdilik’ kurtuldu, meralar sanayiye açılıyor!

İklim için aktivizm imecesi 350ankara.org veAnadolu Meraları adlı Twitter hesabı, yarın TBMM’de görüşülecek olan Üretim Reformu Paketi’ne ilişkin itirazlarını dile getirdi.

Zeytinlik Yasası’yla gündeme gelen Üretim Reformu Paketi yarın TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek.

Zeytinlik Yasası’nda yapılacak değişiklikler, kamuoyundaki yoğun itirazlar nedeniyle komisyona geri çekildi. Ancak Üretim Reformu Paketi adı verilen torba kanun teklifinde yalnızca zeytinliklerin ‘kamu yararı’ gerekçesiyle sanayi, maden gibi tesislere açılması yok.

Paketin içeriğinde, Anadolu’nun 5’te birini kaplayan meraların da, sanayi tesisleri için kullanıma açılması öngörülüyor.

Anadolu Meraları adlı Twitter hesabından, meraların sanayi tesisleri için yapılaşma açılması halinde neler olabileceğine ilişkin açıklamalar yapıldı.

“Bozulan her bir metrekare mera, felaketleri buyur etmektir.” ifadesiyle meranın önemine dikkat çeken Anadolu Meraları adlı Twitter hesabının, #meraanadoludur hashtagiyle başlattığı kampanya ve yapılan açıklamalar şöyle:

“Zeytini konuşuyoruz. Merayı da konuşalım. #meraanadoludur diyoruz; nedenini anlatalım.

“Yarın Meclis’e bir kanun tasarısı gelecek. Kabul edilirse, meralar sanayiye açılacak. Bunun neden büyük bir hata olacağını açıklayalım.

“Mera hukuki bir tanım. Tapusu, sahibi olmayan (devlet/hazine de sahibi değil), “milletin egemenliğindeki”, hayvan otlatılan yeri tanımlıyor

“Mera Kanunu’nda “…kadimden beri kullanılan” diye tanım var. Yani kanun da söylüyor, devlet de onaylıyor: “#meraanadoludur.

“Türkiye’nin yarısından fazlası mera ydı. Anadolu’da iki adımından biri #mera basardı. #meraanadoludur dememiz bundan.

“Anadolu’daki kültürün, medeniyetlerin temelidir meralar. Osmanlı’yı kuran, Hitit’i besleyen, Urartu’ya can verendir.

“Şimdiyse meralar, ülkenin 5’te birinde kaldı. Kayıp 200 milyon dönüm, dehşet verici. Bu nedenle #meraanadoludur dememiz daha da önemli.

“Sadece tarihi yazmadı #mera , geleceği de yazacak.

“Çorak, bozkır, kıraç” ve gözden çıkarılmışlık kaderi değil.

“Neden mi #meraanadoludur ?

“Sanayiye yeni yerler aranıyor. Meralar “gözden çıkarılacaklar” listesinde ilk sırada.

“Bunun sebebi #mera ların veriminden umudun kesilmesi

“Ama bu kader değil. Onarıcıtarımla aynı anda meraları ıslah edip, #meraanadoludur diyebiliriz yeniden.

“Meraları 2-3 yılda ayağa kaldırabiliriz. Üretici de tüketici de kazanır.

“Ama önce, meraları korumamız lazım

“Potansiyelinin çok altında kalmış, içindeki cevher ortaya çıkarılmamış bir kaynak düşünün.

“Meralar işte tam da böyle varlıklarımız.

“İşte bu yüzden, #meraanadoludur . Sanayiyle ziyan edilmeyecek kadar değerlidir #meralar. Türkiye’yi 21. yy’a taşıyacak ekosistemlerdir.

“Meralar sınıftaki sessiz ve mütevazi, cefakar ve mert çocuklardır. Türkiye’nin suyunu temizleyen, düzenleyenlerdendir.

“Doğru şekilde onaracağımız #mera lar, iklim değişikliği kabusuna karşı koruyucu meleklerimizdir.

“Sel basmasını, susuz kalmayı engelleyen, #mera nın sünger görevi görmesidir. Bozulan her bir metrekare mera , felaketleri buyur etmektir.”

350ankara.org’un hazırladığı torba kanuna ilişkin hazırladığı itiraz dilekçesinde de meraların sanayiye açılmasına değinildi. “Meralar, otlaklar ve çayırlar sanayiye! Madde 36 ile meralar sanayinin hizmetine sunulacak. Temiz su kaynakları sağlayan, hayvancılığın besin kaynağı meralar sanayiye açılmak isteniyor.” ifadelerinin yer aldığı itiraz dilekçesinin tamamı şöyle:

Üretin Reformu Paketine karşıyız çünkü;

1- Kanun değil torba kanun. 90 madde ile tam 30 tane kanun ve kanun hükmünde kararname değiştiriyor. Değiştirdiği bir kelime yada cümle ile koca kanunu anlamsız hale getirebiliyor. Mesela eklenen 85 ve 86. maddeler ile iş güvenliği alanında işveren yükümlülüklerine 3 yıl erteleme getiriliyor.

2– Gerekçesi yok! Koca bir yasama faaliyetinin gerekçesi olmaz mı? Yok. Mesela 2011-2016 arası 468 milyar TL’lik yatırıma teşvik verildiğini biliyoruz ama bunun ne işe yaradığı yada yaramadığına dair bir sayfa rapor, çalışma analiz bile yok. Hatta madde gerekçeleri bile ya mantıksız yada alakasız. Mesela Madde 2’nin gerekçesinde “zeytinliğini tanımının yapılması” yazıyor ama maddede zeytinlik alanların suistimalı ile ilgili hükümler var.

3- Amaç İnşaat. Üretim reformu tasarısı ile gayrimenkul yatırım ortaklığı kurmanın (md 56) ne bağlantısı var? Tabiki inşaat bağlantısı, rant bağlantısı var.

4– Zeytinliği kesmek kamu yararı! Doğru duydunuz, alternatif alan bulamadım diyen bir sanayiciye zeytinlik kestirilebilecek, koruMA kurulu “kamu yararı” diyerek zeytinliği tesise açabilecek.

5– Meralar, otlaklar ve çayırlar sanayiye! Madde 36 ile meralar sanayinin hizmetine sunulacak. Temiz su kaynakları sağlayan, hayvancılığın besin kaynağı meralar sanayiye açılmak isteniyor.

6– Trabzon’da Kıyı Kanunu Deliniyor. Kıyı kanunundelen madde çıkartıldı. Yerine sadece Trabzon’da hastane yapılması için kıyı kanunu delecek madde 31 konuldu. Trabzon’da Türkiye ortalamasının 2 katı yatak varken kentte dolgu alana hastane yapılmak isteniyor. Tabipler de bu olayın yanlışlığını kamuoyu ile paylaştı bile.

7-Betona teşvik, faturası halka. Şehir içinde kalan sanayi sitelerine yeni binalar yapıldsın, şehir dışına çıkan bu siteler ise zeytinliklere meralara inşaat yapabilsin diye damga vergisinden tutunda 20 TL’lik hafta sonu çalışma izni ruhsatına kadar pek çok şeyden muaf olacaklar. Hatta devlet arsaları bilr bedeva verebilecek. Tabi bütün bunların ödenmeyen parasını ise halk ödeyecek.

İşte bu 7 maddede özetlendiği gibi “torba kanun” ile gerekçesiz bir şekilde zeytinlik, mera ve Trabzon sahilinin imara açılmasını, bunun için teşviklere ek muafiyetler getirilmesini, bu muafiyetlerin ödenmeyen bedellerini de vatandaştan çıkartılmasını doğru bulmuyoruz. Bu yüzden de bütün vekillere çağrı yapıyoruz, bu ülkenin insanına yakışan, doğasını ve emeğini savunan bir yasama faaliyeti için bu yanlıştan dönmelerini istiyoruz.

(Yeşil Gazete)

“Hibakuşalar Olmasın!” Sergisi İstanbul’da

Nükleersiz.org tarafından düzenlenen Türkiye ve Dünyada radyasyon mağduru olarak sağlıklarını yitirenlere adanmış bulunan Hibakuşalar Olmasın!” Sergisi, 13 Haziran günü(yarın)19:00’da Proje koordinatörü Pınar Demircan tarafından gerçekleştirilecek bir sunum ve söyleşiyle  Yeryüzü Derneği’nin Kadıköy’deki atölyesinde “nükleersiz”in ilgilileriyle buluşuyor.

Adını Hiroşima ve Nagasaki’ye atom bombası atıldıktan sonra radyasyona maruz kalmış olarak yaşamlarını sürdürmeye çalışan insanlar için kullanılan ve günümüzde genel anlamda radyasyona maruziyeti anlatan “Hibakuşa” kelimesinden alan sergi, uranyum madenleri, nükleer santraller, nükleer atıklar ve nükler silahlanma  arasındaki bağlantıya dikkat çekmeyi amaçlıyor.

Nükleersiz.org’un seçkisiyle  Türkçe’ye kazandırılan  “Hibakuşalar Olmasın!” poster sergisi, 2014 yılında Nükleer Savaşın Önlenmesi İçin Uluslararası Hekimler (IPPNW) Almanya seksiyonundan Dr. Alex Rosen‘in öncülüğünde yürütülerek tamamen bilimsel içeriklerle hazırlanmış, dünyanın pek çok  ülkesinde sergilenmekte olan Hibakuşa Worldwide sergisinin bir parçası.

Sergi, Türkiye’de ilk olarak Çernobil Felaketi’nin 31. yıl anmasında Mersin Nükleer Karşıtı Platform’un ev sahipliğinde  28 Nisan – 1 Mayıs tarihleri arasında Eğitim Sen’de, 2-5 Mayıs tarihleri arasında ise Mersin Kent Konseyi’nde gerçekleştirilmişti.

13 Haziran(yarın) sunum&söyleşi ile saat 19:00’da başlayacak olan sergi 14 Haziran’da 14:00 itibariyle Yeryüzü Derneği’nde 20:00’a kadar  ziyarete açık olacak. İzleyen günlerde Yeni İnsan Yayınevi’nin Küçükyalı şubesinde görülebilecek. Etkinlikte Nükleer felaket ve nükleer santrallerle ilgili kitaplar için de bir stand bulunacak.

Yer: Yeryüzü Derneği Hasanpaşa Mah. Söğütlüçeşme Cad. 196/3, Kadıköy

(Yeşil Gazete)

 

 

LGBTİ Derneği’nden eşcinsel olduğu için istifaya zorlanan GAP çalışanının davasına çağrı

Uluslararası Çeşitlilik Politikaları’nda cinsel yönelim ayrımcılığına karşı mücadele edeceğini duyuran tekstil firması GAP’ın Türkiye şubesinde eşcinsel çalışanın istifaya zorlamasına ilişkin davanın dördüncü duruşması, çarşamba günü 9’uncu İş Mahkemesi’nde görülecek.

Uluslararası tekstil firması GAP’ın Türkiye şubesinde geçen yıl bir çalışan eşcinsel olduğu için homofobik baskıya ve mobbinge maruz bırakılmış, istifaya zorlanmıştı. Şirkette 10 yıl boyunca çeşitli kademelerde görev yapan çalışan, cinsel yöneliminin öğrenilmesinin ardından karşılaştığı tehditler ile cinsiyetçi söylemler nedeniyle işinden ayrılmak zorunda bırakıldığını anlatmıştı.

BirGün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre, İstanbul LGBTİ Derneği’nin girişimleri ile başlayan kampanya kapsamında birçok örgütten LGBTİ aktivisti de davayı takip ediyor.

“Her geçen gün sarsılıyoruz”

İstanbul GAP davası hakkında İstanbul LGBTİ Dayanışma Derneği’nden yapılan açıklamada şöyle denildi:

“LGBTİ’ler olarak bizler, doğduğumuz andan itibaren birey, toplum ve devlet tarafından diğer temel hak ve özgürlüklerimizden, anayasanın verdiği haklarımızdan uzak bir biçimde yaşamaya mecbur bırakılıyoruz. Geçtiğimiz süreçte, bu uygulamalara maruz kalan bir arkadaşımız için hak arama mücadelesine girmiş bulunuyoruz. Uluslararası bir tekstil firması GAP’ta, yıllarca çeşitli kademelerde çalışarak emek üreten bir eşcinsel arkadaşımız, 10 yıl boyunca yüksek çalışma performansı nedeni ile terfiler alırken, cinsel yöneliminin öğrenilmesinin ardından ‘Delikanlı ol’ gibi cinsiyetçi nefret söylemleri ile istifaya zorlanmıştır. Yaşama, eğitim, çalışma, barınma ve iletişim haklarımızı bu sisteminden geri almak için mücadeleye devam edeceğiz. Bu haklar temel insan haklarıdır ve anayasal güvence altındadır. Herkesin sahip olması gereken bu hakları talep etmek bir ayrıcalık değil, eşitlik talebidir. Bu anlamda tüm duyarlı dostlarımızı çarşamba günü saat 09.00’da Çağlayan Adliyesi’ne bu hak alma davamızı sahiplenmeye çağırıyoruz.”​

(BirGün)

Kaz Dağları’nda daha önce kazanılan feldspat madeni mücadelesi yeniden başlıyor

Çanakkale’nin Bayramiç İlçesi’ne bağlı Kurşunlu Köyü halkı, iki yıl süren hukuk mücadelesiyle ruhsatını iptal ettirdiği ancak yine ÇED süreci başlatılan feldspat madeni için yeniden mücadeleye hazırlanıyor.

Zafer Madencilik, Bayramiç’e bağlı Kurşunlu Köyü’ne kurmak istediği cam ve seramik sanayisinde hammadde olarak kullanılan feldspat ocağı ve kırma eleme tesisi ve kapasite artış projesini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sundu. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından 19 Haziran’da Kurşunlu Köyü’nde feldspat ocağı ve kırma eleme tesisi ve kapasite artış projesi için Çevresel Etki ve Değerlendirme (ÇED) toplantısının yapılacağı duyuruldu. Yöre halkının yapılan duyurunun ardından harekete geçerek, köylerine maden ocağı açılmaması için mücadele etme kararı aldıkları belirtildi.

Aynı firmanın 2014’te bölgede maden ocağı kurulması için başlattığı çalışmalar sırasında o dönemde köylülerin mücadelesinin yanı sıra köy sakinlerinden Bülent Özüören 22 günlük açlık grevi yapmıştı.

O dönem yetkililerin kendisini dinlememesi karşısında kendisini yakacağını da belirten Özüören dönemin Bayramiç Kaymakamı Kemal Kızılkaya‘nın araya girmesiyle açlık grevine son vermişti.

Köylülerin 2 yıl süren direnişi ve hukuk mücadelesi sonrası şirketin maden ocağı ruhsatı iptal edilmişti.

 

(Hürriyet)

İstanbul’da kar yağışının azalmasının en önemli nedeni: Evlerde kullanılan doğalgaz

Uzmanlara göre megakente daha az kar yağmasının 5 nedeni var: Yapılaşma , yoğun nüfus , doğalgaz , elektrik ve akarkayıt tüketimi.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Fizik Mühendisliği bölümü ile Anakent koleji öğrencilerinin araştırmasına göre, İstanbul’da giderek artan sıcaklığın ve kar yağışındaki azalmanın en önemli nedeni evlerde yakılan doğalgaz.

Megakent İstanbul’da kış aylarında tüketilen doğalgaz, taşıtlarda tüketilen enerji miktarının yaklaşık 4 katı. Yenilenebilir enerjiye geçilmezse ve yeşil alanlar artırılmazsa, olumsuz tabloyu geri döndürmek giderek zorlaşacak.

Anakent koleji lise 2. sınıf öğrencileri Sena İrem Yeşillikçi, Özgür Yağcı, Uygar Kaya ve fizik öğretmeni Taylan Topal tarafından hazırlanan araştırma, İTÜ tarafından doğrulandı. Kentte tüketilen elektrik, doğalgaz ve mazot miktarının hesaplandığı araştırmaya göre, yapılaşma, yoğun nüfus, doğalgaz, elektrik ve akaryakıt tüketiminin çok miktarda olması nedeniyle yayılan ısı, İstanbul ve çevresinde mini bir iklim değişikliği yarattı.

İstanbul’da en son yoğun karın 1980’li yıllarda görüldüğü belirtilen araştırmada, yerleşim yerlerinin ve binaların çokluğu nedeniyle rüzgârın yeryüzüne yakın yerlerde kuvvetli hava akımı yaratamadığı, binalar tarafından engellendiği anlatıldı. Küresel ısınmanın ve sera gazlarının tüm dünya atmosferinin ısınmasına neden olduğuna dikkat çekilen araştırmada, şu tespit yer aldı:

“İstanbul’da tüketilen toplam enerji miktarı (doğalgaz + elektrik + mazot + benzin) kış aylarında bir günde yaklaşık 55 bin ton kömürün yakılmasına eşdeğer. İstanbul’un üzerindeki sıcaklığı 1 ile 8 derece arasında artırmaktadır. Burada aslan payını doğalgaz almaktadır.”

(Cumhuriyet)