Çernobil ve Fukuşima’nın Sağlık Etkileri kitabının tanıtımı İstanbul’da da yapıldı

Yeni İnsan Yayınevi tarafından okuyucularıyla buluşan Nükleer Felaketlerle Yaşamak, Çernobil ve Fukuşima’nın Sağlık üzerine Etkileri isimli kitabın  tanıtımı 4 Mayıs Çarşamba günü Yeryüzü Derneği/Kadıköy’de gerçekleştirildi. Böylece, ilk olarak 27 Nisan’da Ankara’da TBMM’de Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın  düzenlediği basın toplantısında, ardından  Ankara ile Mersin’de yerel nükleer karşıtı platformların ev sahipliğinde tanıtımı yapılmış olan kitap İstanbul’da da yayınevinin organizasyonuyla okuyuculara tanıtıldı.

Dr Alper öktem, Dr Angelika Claussen

Dr Alper Öktem, Dr Angelika Claussen

Nükleer Savaşlara Karşı Hekimler (IPPNW) Avrupa Başkanı Dr.Angelika Claussen ile yine bu grubun bir üyesi olan Alex Rosen tarafından kaleme alınan ve Dr Alper Öktem tarafından Türkçe’ye kazandırılan araştırma ve yazılardan oluşan kitap, 30 yıl önce meydana gelmesine rağmen bu gün etkileri hala devam eden Çernobil felaketi  ile  henüz 5 yıl önce karşı karşıya kaldığımız bir başka nükleer felaket olan Fukuşima’nın yaşamımız üzerindeki etkilerini ve tehlikenin büyüklüğünü anlamamıza yardımcı olacak. Etkinlikte, Dr. Claussen’in kitabın tanıtımını yaptığı konuşma metnini aşağıda paylaşıyoruz.

 

Nükleer Fealketle Yaşamak, Çernobil Ve Fukuşima'nın Sağlık Etkileri

Nükleer Fealketle Yaşamak, Çernobil Ve Fukuşima’nın Sağlık Etkileri

Sayın Basın Mensupları, Sevgili Meslektaşlarım ve Arkadaşlarım,

Bugün Size ‘nükleer felaketlerle yaşamak’ adlı kitabın yazarı ve bir hekim olarak bu kitabımızın Türkçe baskısını sunuyorum.

Bu kitap hekimler, bilim insanları, gazeteciler ve konu ile ilgilenen Çernobil ve Fukushima gibi nükleer felaketlerin sağlık etkileri hakkında bilgi edinmek isteyen herkes için yazılmıştır.

Çünkü Hiroshima ve Nagasaki ‘ye atom bombası atıldıgından beri bilim ve politika dünyasında radyoaktif ışınların sağlık etkileri konusunda bir tartışma sürmüştür.  Burada söz konusu genel nüfus için 0 ila 100 ve bu alanda çalışanlar için 100 ila 500 Millisievert olan radyasyon dozlarıdır.

On yıllarca tartıştığımız konu radyasyonun düşük dozlarda belli bir sınıra kadar zararsız olup olmadığı konusu idi. Bugün artık bir eşik doz olmadığı radyasyondan korunma kommisyonları tarafından kabul edilmektedir. Yanı 2 yahut  5 Millisievert gibi çok düşük dozlarında kanser ve başkaca hastalıklara yakalanma riskini coğalıyor.

Bu çok düşük dozdaki ışınlar özellikle bebekler küçük çocuklar ve anne karnındaki bebekler için tehlikelidir. Bu kitap için diğer yazarlarla birlikte bu alanda yapılmış ve genellikle uluslararası tanınmış tıp dergilerinde yayınlanmış yüzlerce araştımayı değerlendirdik.

Çernobil felaketine ilişkin çalışmalar radyoaktif kirlenmenin sadece kanser hastalıklarına değil kalp krizi ve beyin felçi gibi başkaca hastalıklarına  da yol açtığını göstermektedir.

Örnekler:

Çernobil’deki felaketten hemen sonra kazanın olduğu santralde 800.000 den fazla tasfiye memuru çalıştı. En yüksek radyasyonu bu insanlar aldı ve en ağır saglık problemleri ile karşılaşanlar da bu insanlar oldu.

Aradan geçen süre içinde tahminen yüzyirmibin civarı tasfiye memuru ölmüştür ve ölüm sebeplerinin başında kalp ve beyin enfaktüsleri gelmektedir. 350.000 den fazla insanın santral merkez olarak üzere 30 kilometre çapındaki radyoaktif alanlardan tahliye edilmesi gerekmişti. Beyaz Rusya Ukrayna ve Rusya’da yaklaşık 8.3 Milliyon insan yüksek miktarda radyoaktif yağışa maruz kaldı. Sovyetler Birliğ’nde tahminen 100 million insan ve Avrupanın geri kalan bölgelerinde tahminen 500 million insan daha düşük dozda radyasyona maruz kaldı.

Radyoaktif Sezyumun %36’sı Beyaz Russya, Russya ve Ukrayna’ya indi. Avrupanın geri kalan bölgelerine %53’ü ulaştı.Geri kalan yüzde on biri kuzey yarım kürenin diğer alanlarına dağıldı.

Türkiye’de millyonlarca insan iyot 131 ve Sezyum 137 yi Çernobil’den gelen bulutlarla ve radyoaktif kirlenme gösteren gıdalarla aldılar.

Ayrıca radyoaktif kirlenme gösteren çay ve fındığın temiz ürünlere karıştırılması neticesinde kirlenme bütün ülkedeki insanlara ulaştı. Toprakta yüksek miktarda sezyum bugün dahi bazı bölgelerde mecvuttur.

Nükleer ekonomi ve Birleşmiş Milletler kuruluşları: Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı IAEA , – Birleşmiş Milletler’in nükleer ışınlarının etkilerini araştırmak için kurduğu bilimsel komisyon UNSCEAR , nükleer felaketlerin tıbbi ve biyolojik sonuçları ile tehlikeleri konusundaki bilgisizce ve inkarcı duruş gösteriyorlar. Çernobil felaketini olduğundan küçük gösteriyorlar ve araraştırmalarını Rusya, Beyaz Rusya ve Ukrayna’ da en ağır radyoaktif kirlenme gösteren bölgelerle sınırlandırıyorlar. Bu konuda Dünya Sağlık Örgütünün(WHO) de bu alandaki yetkilerini ve imkanlarını kullanmaktan feragat etmiş olması nedeniyle eleştirildiğini belirtmeliyiz.

Kuruluş amacı nükleer teknolojinin sivil amaçlı kullanımını desteklemek olan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı IAEA Çernobilden zarar gören bu üç ülke halkında beş bin ile ondokuzbin arasında ek kanser vakası bekliyorlar. Sovyet makamları ise bütün Avrupa’da 216 bin ila 842 bin ek kanser hastalığı ortaya çıkacağını hesaplamışlardı.

Türkiye’de 3 nükleer güç santralı yapılması planlanıyor. Akkuyu ve Sinop’ta çalışmalar başlamış durumda. Suudi Arabistan,Katar, Ürdün ve Mısır’da da nükleer güç santrallar planları yapılıyor.

Hükümetlerin nükleer felaketlerin yol açtığı feci sonuçları göz önüne alarak halklarını nükleer enerjinin gerçek tehlikeleri konunsunda bilgilendirmeleri gerekiyor.  

Ancak bilgi sahibi bir halk, bilgi sahibi bir kamuoyu, hangi risklere razı olduğunu yöneticilere ifade edebilir.

Kamuoynu bilgilendirmek için yazılan bu kitap simdiye dek İnglizce ve Türkçe’ye tercüme edildi.

Türk meslektaşlarıma Cernobil sonuçları hakkında yoğun epidemiyolojik araştırmalar yapmalarını öneriyorum.

Üyesi olduğum nükleer savaşın önlemesi için Uluslararası hekimler birliği IPPNW bu kitapta belirtilen yeni bilgilerden hareketle Batı ve Doğu Avrupadaki sayısı 200 kadar olan bütün nükleer reaktörün hızla kapatılmasını talep ediyor.

Radyasyondan korunma için tespit edilmiş olan bir milisievert sınır değeri küçük çocuklar ve anne karnındaki fetus için yüksek buluyoruz. Bu sınır değerin küçükler için daha düşük olması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu konuda WHO’nun da bu alandaki yetkilerini ve imkanlarını kullanmaktan feragat etmiş olması nedeniyle eleştirildiğini belirtmeliyiz. IAEA ile WHO arasında 28 Mayıs 1959 tarihinde imzalanan anlaşma nükleer enerjinin sivil amaçlarla kullanılmasının ve kazaların sağlığa etkileri konusunda konusunda WHO hekimlerinin yapacağı araştırmalar ve araştırma programları ile sonuçlarını ve bunların yayınlanmasının kontrolünü IAEA nin nükleer proğramlarının teşvikçisi görevlilerine ve fizikçilerine terketmektedir. Bu anlaşma IAEA’ya nükleer sanayi açısından riskli olabilecek araştırmalara engel olma imkanı vermekte ve bu tür çalışmaların IAEA sorumluluğu altında WHO ile birlikte yapılabilmesini öngörmektedir.

 

IAEA – Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı,

UNSCEAR – Birleşmiş Milletler‘in nükleer ışınlarının etkilerini araştırmak için kurduğu bilimsel komisyon

WHO – Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)

 

Yeşil Gazete