Ana Sayfa Blog Sayfa 3128

2016 Trans Onur Yürüyüşü davasında herkese beraat!

Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan kişilerin yargılandığı dava sonuçlandı. Gözaltına alındıktan sonra haklarında dava açılanlar beraat etti.

Kaos GL’den Yıldız Tar’ın haberine göre 19 Haziran 2016 İstanbul Trans Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınanlara açılan davanın üçüncü duruşması bugün (19 Haziran 2017) Çağlayan Adliyesi 60. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Davanın daha önceki duruşmalarında ifade veren homofobi ve transfobi karşıtları gözaltında işkenceye ve cinsel yönelim ve cinsiyet kimlikleri üzerinden ayrımcılığa maruz kaldıklarını söylemişti. Bu duruşmada da yaşadıklarını aktardı, beraatlerini istedi. Avukatlar da beraat taleplerini yineledi.

Yargılanan homofobi ve transfobi karşıtlarının tamamı beraat etti. Davayı takip eden İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komisyonu kararı, “Sanıkların tamamı hakkında beraat kararı verildi! Onur Yürüyüşleri yasaklanamaz, yargılanamaz!” şeklinde duyurdu.

 

(Kaos GL)

Almanya’da Yeşiller’in koalisyon şartı: İklimin korunması ve eşcinsel evliliğe onay

Almanya’da Yeşiller Partisi hafta sonu düzenlenen parti kongresinde 24 Eylül’de yapılacak genel seçimler öncesinde seçim kampanyasının ana hatlarını çizen seçim programını kabul etti.

Almanya Yeşiller Partisi’nin 10 maddelik seçim programında, 2030’a kadar termik enerjinin terk edilmesi, dizel ve benzinli araçlara ruhsat verilmemesi ve iklim değişikliğine karşı önlemlerin alınması ve eşcinsel evliliğinin kabul edilmesi gibi maddeler yer aldı.

Parti üyeleri, eşcinsel evliliklerin heteroseksüel evliliklerle eşit görülmediği bir koalisyonun içinde yer almayacaklarının altını çizdi.

Kongrede yaklaşık 800 parti delegesi “Geleceği cesaret yaratır” adlı seçim programına onay verdi. Yeşiller Eş Başkanı Cem Özdemir , “Bizim için adalet, ekoloji, özgürlük, açık görüşlülük bir arada yer alıyor” dedi. Özdemir, iklimin korunmasına yönelik önlemlerin yer almadığı bir koalisyon protokolünü imzalamayacaklarını söyledi.

Cem Özdemir’le birlikte Yeşiller’in liste başı adayı olan Katrin Göring-Eckardt da “Bizimle elektrik güneşten, rüzgardan ve sudan geliyor. Bizimle iyi gıda, temiz doğadan geliyor” dedi.

Bild am Sonntag gazetesi tarafından yapılan son kamuoyu anketine göre, Yeşiller bir hafta öncesine kıyasla bir puan kaybederek yüzde 7’ye geriledi. Ankete göre, Sosyal Demokrat Parti’ye (SPD) verilen destek yüzde 25, Sol Parti’ye verilen destek ise yüzde 9 dolayında. Hristiyan Birlik partileri (CDU/CSU) ise yüzde 39 ile seçmenlerin en fazla destek verdiği parti olmayı sürdürüyor.

Deutsche Welle Türkçe

‘Eğitimci’: Lise müdür yardımcısı, Adalet Yürüyüşü’nü tecavüz edilip öldürülen Pippa Bacca’nın yürüyüşüne benzetti!

Bursa Osmangazi Süleyman Çelebi Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı Necmettin Köksal’ın sosyal medyada CHP’nin Adalet Yürüyüşü ile ilgili yaptığı paylaşım büyük tepki çekti. Köksal, CHP’yi eleştirirken 2008’de tecavüze uğrayıp, öldürülen Pippa Bacca’yı örnek gösterdi.

Bursa Osmangazi Süleyman Çelebi Anadolu Lisesi Müdür Yardımcısı Necmettin Köksal Facebook hesabından yaptığı paylaşımda, 2008 yılında İsrail, ABD gibi ülkeleri protesto etmek için İtalya’dan yola çıkıp, eylemi için otostopla ülke ülke gezen ancak Türkiye’de tecavüz edilerek öldürülen Pippa Bacca üzerinden Adalet Yürüyüşü’ne atıfta bulunarak, yürüyüş yapanlara tecavüz edildiğine dair bir vurgu yaptı.

Köksal’ın “Bir zamanlar İtalya’dan yürüyerek Türkiye’ye gelen bir kadın vardı, başına kötü şeyler gelmişti. Nerden geldi ki aklıma durup dururken” diyerek yaptığı paylaşımın oldukça tepki çekti.

(CNN Türk)

İBB, Beyoğlu’nda Koruma Korulu’nu yetkisiz bıraktı; artık Gezi Parkı’nın yasal koruması yok!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi, yağma ve ranta engel olan Koruma Kurulu’nu, Beyoğlu ilçesinde yetkisiz bıraktı. Bu kararla birlikte 4 yıl önce büyük bir direnişe sahne olan Gezi Parkı’nın yasal koruması kalmadı.

İBB Meclisi, Beyoğlu ilçesinde Koruma Kurulu’nu geçersiz bıraktı. Tarihi Yarımada Fatih’ten sonra, Beyoğlu’nda da bundan böyle tescilsiz yapılarla ilgili tüm projeler ilçe belediyesi tarafından onaylanacak. Yeni düzenlemeyle, tescilli kültür varlığının bulunduğu parseller dışında kalan alanlara Koruma Kurulu bakmayacak.

Hürriyet’ten Fatma Aksu’nun haberine göre İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi oy çokluğuyla aldığı kararla, Beyoğlu Kentsel Sit Alanı Koruma Amaçlı İmar Planı notlarında yer alan bir maddeyi değiştirip Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’nu devre dışı bıraktı. İstanbul‘da, Tarihi Yarımada Fatih’ten sonra, Beyoğlu’nda da bundan böyle tescilsiz yapılarla ilgili tüm projeler ilçe belediyesi tarafından onaylanacak. Yeni düzenlemeyle, tescilli kültür varlığının bulunduğu parseller dışında kalan alanlara Koruma Kurulu bakmayacak.

Yeni düzenlemeyle, Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi, Cihangir, Galata, Karaköy, Kabataş, Dolmabahçe gibi tescilli yapıların bulunduğu bölgelerdeki tescilli yapılara komşu binalara ilişkin uygulanan Koruma Kurulu kararı iptal edildi. Bu alanlarda proje onayı, her türlü inşai ve fiziki müdahaleler artık ilçe belediyesi tarafından yürütülecek.

İptal edilen plan notu

Beyoğlu’nda binlerce yapıyı ilgilendiren ve İBB Meclis kararıyla iptal edilen koruma amaçlı plan notu şöyleydi:

“Planlama bütününde yer alan parsellerde, eğer yanlarında önünde ve arkasında tescilli bir kültür varlığına komşuluk durumu yoksa ve planda sosyal donatı alanları dışında kalan alanlarda kalıyor ise, bu plan notlarına uyularak hazırlanan projelerin Belediyesince onayı ile uygulama yapılacaktır. Parsellerde, yol geçse dahi, bu parsele cephe veren parsellerde, eğer yanlarında, önünde ve arkasında tescilli yapılmış bir kültür varlığına komşuluk durumu bulunuyor ise, ilgili koruma kurulu uygun kararı alınması zorunludur.”

Kurul yerine KUDEB

Söz konusu düzenleme, İBB Meclisi’nde, 15 Ocak 2017 tarihinde Resmi Gazete’de ilan edilen “Kentsel Sitler, Koruma ve Kullanım Koşulları” başlıklı, 25 Ocak 2017 tarihli Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu kararı doğrultusunda ve İmar ve Bayındırlık Komisyon’un, “Uygulamayı kolaylaştırıcı nitelik taşıdığından uygundur” yönündeki görüşü doğrultusunda oylanıp, oy çokluğuyla kabul edildi. Bundan böyle Fatih’te olduğu gibi Beyoğlu’nda da, tescilli parsellere komşu tescilsiz yapılarla ilgili plan değişikliklerine Kurul yerine, belediyelerin bünyesinde oluşturulan Koruma Uygulama ve Denetim Büroları (KUDEB) bakacak.

Tarihi yarımada için de onay istenmiyor

İBB Meclisi’nin, 2016 sonunda aldığı kararla, Fatih’te, Kentsel Arkeolojik Sit Alanı ve 1, 2 ve 3. derecede koruma bölgelerinin tamamındaki tescilli yapılar eskiden olduğu gibi Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nca, bunun dışında kalan, tescilli yapılara komşu parsellerdeki yapılar ve tescilsiz yapılar belediye tarafından değerlendiriliyor. Karar, tarihi yarımadada, 10 bin tescilli eser niteliğindeki yapıların etrafındaki 50 bin binayı ilgilendiriyordu.

Koruma kurulları ne iş yapar?

Koruma Kurulları’nın görevleri şöyle:

– Bakanlıkça tespit edilen veya ettirilen korunması gerekli kültür ve tabiat varlıklarının tescilini yapmak,
– Korunması gerekli kültür varlıklarının gruplandırılmasını yapmak,
– Sit alanlarının tescilinden itibaren üç ay içinde geçiş dönemi yapı şartlarını belirlemek,
– Koruma amaçlı imar planları ile bunların her türlü değişikliklerini inceleyip karar almak,
– Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarının koruma alanlarının tespitini yapmak,
– Korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarından özelliklerini kaybetmiş olanlarının tescil kaydını kaldırmak,
– Korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıkları ve koruma alanları ile sit alanlarına ilişkin uygulamaya yönelik kararlar almak.

(Hürriyet)

Mahkeme, Bergama’daki Ovacık ve Gelintepe altın madenlerinin ‘ÇED olumlu’ kararını iptal etti

İzmir 3.İdare Mahkemesi Bergama’daki Gelintepe Altın Madeni Açık Ocak İşletmeciliği projesi ve Ovacık Altın Madeni’ne ilişkin verilen 2009 yılında verilen ÇED olumlu kararına karşı Bergama Belediyesi ve sivil toplum örgütlerince açılan davada iptal kararı verdi.

Bergama Belediyesi, EGEÇEP, Kozak Çevre Derneği, DİSK, TMMOB ve Bergama Çevre Platformu tarafından iki altın madenine ilişkin verilen “ÇED olumlu” kararına yönelik açılan davada karar çıktı. İzmir 3. İdare Mahkemesi, Bergama ilçesindeki Gelintepe ve Ovacık altın madenlerinin ÇED olumlu kararını iptal etti.

Mahkemenin kararında, 4 Mart 2016 tarihinde madende yapılan bilirkişi incelemesi raporunu esas aldı. Kararda, “ÇED raporlarının alanın gerçek flora, fauna ve diğer canlı grupları bakımından tür çeşitliliği, popülasyon zenginliği, Türkiye’deki dağılışı, yok olma durumu belirlenmeden hazırlandığı” tespiti yapıldı.

“Şimdiye kadar işlenen suçlar soruşturulmalı”

Davacılardan EGEÇEP’in avukatı Arif Ali Cangı, kararın ardından Ovacık Altın Madeni’nin tamamen kapatılması gerektiğini belirtti ve madencilere “Kozak’tan elinizi çekin” çağrısında bulundu.

Cangı, Ovacık Altın Madeni ile ilgili işlenen suçların derinlemesine soruşturulması gerektiğine de değinerek, “Bergamalılar yaşamı savunma mücadelelerinin haklılığını bir kez daha yargı kararı ile belgelendirdiler. Şimdi yapılması gereken, Ovacık Altın Madeninin temelli kapatılması, işletme sahasının olabildiğince düzenlenmesi, madencilerin Kozak’tan elinin çekilmesidir. Aynı zamanda yıllardır Ovacık Altın Madeni ile ilgili işlenen suçların derinlemesine soruşturulması gerekir. Adaletin gereği budur, toplumsal ve doğal hayatın sürmesi için adalete ihtiyacımız var.” ifadelerini kullandı.

(Yeşil Gazete)

Portekiz’de orman yangını: 62 ölü

Portekiz’de Cumartesi günü başlayan orman yangınında 62 kişinin hayatını kaybettiği açıklandı.

Portekiz basını, ülkenin ortasında yer alan Pedrógão Grande bölgesindeki yangının henüz kontrol altına alınamadığını duyurdu.

Hükümet yetkilileri, çoğu kişinin arabalarıyla yangından kaçmaya çalışırken hayatlarını kaybettiklerini açıkladı.

Pedrógão Grande bölgesi, başkent Lizbon’un yaklaşık 200 kilometre kuzeydoğusunda yer alıyor.

Başbakan Antonio Costa “Maalesef, bu orman yangınları konusunda son yıllarda tanık olduğumuz en büyük trajedi” dedi.

Başbakan, ölü sayısının artmasında endişe duyduklarını da kaydetti.

Correio do Manha gazetesi, yangından etkilenen pek çok yere yetkililerin henüz ulaşamadığını yazdı.

Ülkede üç günlük yas ilan edildi.

BBC

Akkuyu NGS için üretim lisansı, zeytinin son dansı!

Tam 13 Haziran’da zeytinlik alanların sermayeye, dolayısıyla yatırımlara kurban edilmesinin önünü açan yasa değişikliğinden kurtulmanın sevincini yaşadık . Böylece daha önce yedi defa, sivil toplumdan yükselen itirazlarla engellenmiş olan Zeytin Yasası‘nın yönetmelikleri üzerindeki değişiklik önerilerinin ardından, en son geçen hafta “zeytinciliğin ölüm fermanı”olarak  nitelenen  yasa değişikliği önerisi de meclise iade edilmiş oldu. Eğer kabul edilseydi, Sanayinin Geliştirilmesi ve Üretimin Desteklenmesi  Tasarısı kamu yararı durumunda meralarda, zeytinlik sahalarında endüstri, teknoloji geliştirme, organize sanayi bölgeleri, serbest bölge kurulmasını mümkün kılan kararlar,  Gıda ve Tarım Bakanlığına bırakılacak  hatta Bakanlığın yetkisini devretmesi halinde Valilikler tarafından alınabilecekti.

Lakin  sevincimiz kursağımızda kaldı çünkü 15 Haziran günü Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) için üretim lisansı verildi.Şüphesiz, Zeytin Yasası değişikliğinin meclise geri gönderilmesi bir zafer  lakin, zamanlama oldukça manidar ve maalesef kendi içinde bir çok menfi emareler barındırıyor.  Zira etrafı zeytinliklerle çevrili bir alanda inşa edilmek istenen  Akkuyu NGS’ye  üretim lisansı verildi. Açıkçası  Akkuyu NGS  tarafından 28 Şubat 2017 tarihinde başvurusu yapılmış olan  üretim lisansının onaylanmış olması inşaat lisansının verilmesine bir adım daha yaklaşıldığının göstergesi ve endişeleri oldukça tırmandırıyor.1 Çünkü 3 Mart 2017 tarihinde de inşaat lisansı almak için başvuruda bulunan Akkuyu NGS’nin önündeki tek engel artık, bu arazinin üstündeki zeytinlikler. İşte yine sermayenin karşısında aşılması gereken  “Zeytin Yasası!”.Öyleyse gelin zeytinlik sahalarla Akkuyu NGS’yi böylesine karşı karşıya getiren 20. Maddenin ilgili bendine  bakalım:

Zeytinlik sahaları içinde ve bu sahalara en az 3 kilometre mesafede zeytinyağı fabrikası hariç zeytinliklerin vegatatif ve generatif gelişmesine mani olacak kimyevi atık bırakan, toz ve duman çıkaran tesis yapılamaz ve işletilemez. Bu alanlarda yapılacak zeytinyağı fabrikaları ile küçük ölçekli tarımsal sanayi işletmeleri yapımı ve işletilmesi Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı’nın iznine bağlıdır”.

Zeytin Yasası’nda yapılmak istenen değişikliklerin ne denli Akkuyu NGS’nin süreçleriyle  el ele gittiğini Evrensel’in 2014 yılında yaptığı haber de doğrular nitelikte.2  Nitekim zeytinlik alanların imara açılmasını öngören kanun tasarısının görüşüldüğü Meclis Tarım Komisyonu toplantısında Dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı İlker Sert yaptığı bir konuşmada Zeytin Yasası hakkında “Mesela şu an ülkemizin en büyük yatırımlarından biri Mersin Akkuyu’daki nükleer enerji santrali. Eğer bu kanun bu şekilde kalırsa inşaat ruhsatının alınması ciddi anlamda tehlikeye girecek.” diyerek net bir şekilde zeytinlik alanların nükleer, termik gibi enerji yatırımlarının önünde engel olduğunu ifade etmiş ve Mersin Akkuyu’da yapılmak istenen nükleer santral projesini örnek vermiş bulunuyor. Aynı haberde Sert’in konuşması şöyle devam ediyor:

Mersin Akkuyu’daki nükleer enerji santrali yaklaşık 20 milyar dolar civarında bir maliyeti olacak bir yatırım. Ve bu sahanın 3 kilometre çevresinde farklı noktalarda birisi yaklaşık 23 hektarlık, birisi 2.7 hektarlık olmak üzere, biri de 10 hektarlık alana dağılmış vaziyette zeytinlikler olarak özel şahıslara ait zeytinlikler var ve bizim 2016’da planımız burası için inşaat ruhsatının alınması. Eğer bu kanun bu şekilde kalırsa inşaat ruhsatının alınması ciddi anlamda tehlikeye girecek, yani o zeytinliklerden dolayı 20 milyar dolarlık bir nükleer enerji santralinin inşaat ruhsatının alınamaması gibi ciddi bir riskle karşılaşacağız.”

Öyleyse  son bir ay içinde Zeytin Yasası’nda istenilen değişikliklerle zeytinliklerin ve meraların talana açılmasına karşı direnişini basın açıklamalarıyla, her kesimden gerçekleştirilen meclis ziyaretleriyle, farklı eylem biçimleriyle vücut bulan sivil toplumun başarısı üstünden değerlendirmek aslında Akkuyu NGS özelinde inşaat lisansının verilmesine karşı mücadelede de çıkış yoluna dair birşeyler söylüyor.

Bu noktada altını çizmek isterim ki, Akkuyu NGS mega proje olarak 2023’e kadar Stratejik ÇED kapsamına alınamayacak yani istisnai hükümlerin varlığı sözkonusu değil. Diğer taraftan Akkuyu NGS’nin devreye alınması ve operasyona başlanması için öngörülen en erken tarih de 2023 olacak.

Özellikle bir nükleer santral için inşaat süresinin genellikle taahhüt edilenin 2-3 katı kadar uzadığı göz önüne alınırsa Pamukova Kazasını 3 bize yaşatan “Hızlandırılmış trenlerin” icat edildiği Türkiye ‘de bile nükleer santralin daha kısa sürede tamamlanması mümkün değil. ∗∗

Görünen o ki Akkuyu NGS için her ne yapılacaksa  2023’e kadar bu yasalar kapsamında yapılacak ve yaşamdan yana olanların kaderi barıştan yana olanlarınki gibi zeytin dallarına  bağlı olacak, zeytininki ise çoktan Akkuyu’yla mühürlenmiş. İşte tam da bu nedenle, farklılıklarımız bizi atomlarımıza  kadar ayırsa da  zeytini, nam-ı diğer ölmez ağacı seven, yaşamı besleyen, onu korumak için mücadele eden herkes ortak bir gelecek için Akkuyu NGS’ye  karşı çıkmak ve mücadele için birleşmek zorunda.

Son notlar
Bu değişiklik önerisinin  Başkanlık sisteminde doğrudan Başbakana bilgi veren bir Vali profilinin oluşturulması için  2012 yılında kabul edilen Büyükşehir Yasasına sırtını dayadığı söylenebilir.
1- Akkuyu NGS inşaat ve üretim lisansı için başvuruda bulundu http://www.gazetevatan.com/akkuyu-ngs-insaat-ve-uretim-lisansi icin-basvuruda-bulundu-1046489-ekonomi/
2-Bakanlıktan büyük itiraf zeytin yasası nükleer için çıkacak https://www.evrensel.net/haber/87997/bakanliktan-buyuk-itiraf-zeytin-yasasi-nukleer-icin-cikacak
3-Hızlandırılmış tren faciası                                                       http://bianet.org/bianet/toplum/39408-hizlandirilmis-tren-faciasi
**Hatta sırf bu yüzden santralin tamamlanma tarihi  geçtiğimiz iki gün içinde sanki 2025 miş de Cumhuriyetin 100. yılı için 2023 ‘e çekiliyormuş gibi ifade ediliyor.

Pınar Demircan

 

Cezaevi kullanma kılavuzu – Selahattin Demirtaş

Selahattin Demirtaş’ın tutuklu bulunduğu Edirne Cezaevi’nden gönderdiği yazı Birgün‘den alındı

Dışarıda gürül gürül akan hayatın gürültüsünü unutacak kadar uzun değil hapisliğim. 25 yıldan fazla bir süredir içeride yatanların olduğu bir ülkede hapishaneler hakkında ahkâm kesecek kadar da uzun değil. Fakat yine de mahpusluğa dair izlenimlerimi yazmak boynumun borcudur sanırım.

Bizim tutuklanmamızla elde edilmek istenen sonuçlardan biri de topluma korku salmaktır. Herkesi cezaevi ile tehdit ederek sindirmektir. Madem öyle, bize düşen de bu amacı boşa çıkarmaktır. Zaten korkunun ecele faydası da yoktur. Korku iklimini kırarak cesaret mevsimine gireceksek, tutuklanmadan korkarak haksızlığa, hukuksuzluğa boyun eğmek yerine korkuyla alay etmek evladır.

Ola ki tutuklanırsanız, elinizde taze bilgiler olsun diye yazıyorum. İçeri denilenle dışarı denilen şey arasındaki siyasi farkları yazmaya gerek yok sanırım. Daha doğrusu yazmaya değecek kadar fark yok. Ben daha çok da günlük yaşama dair farkları yazayım, siz faydalı gördüklerinizi aklınızda tutarsınız artık.

»Cezaevine ilk girişte üstünüzü arayıp içeri sokulması yasak olan her şeyinize el koyuyorlar. Ama tutuklanmanıza gerekçe gösterilen “düşüncelerinize” el koyamıyorlar, içeri sokabiliyorsunuz. İlginç bir uygulama.

»İlk günlerde avukat görüşü vs. için odadan çıkarıldığınızda koridorda birden ceplerinizi kontrol edip hücre kapısının anahtarını içerde unuttuğunuz telaşına kapılabilirsiniz, panik yapmayın. Burada kilit çok, anahtar yok.

»Ziyaretinize gelenler her seferinde sizi eliyle koymuş gibi buluyor. Cezaevi kapısında kimse onlara “Efendim kendileri bir toplantı için az önce dışarı çıktılar” falan demiyor ya da “Kendileri yıllık izindeler, bir notunuz varsa iletelim” diyeniniz de olmuyor. Kaçacak yeriniz yok yani.

»Dışarıda pek sevilip sayılan biri değilseniz bile üzülmeyin. Çünkü burada sabah akşam en az iki defa sayıyorlar zaten, hiç yoktan iyidir. Buradan bir mutluluk çıkarmaya bakın.

»Burada “Tüh şarjım bitti” telaşı yok, şarjınız hiç bitmiyor burada. Rahat olunuz, gerginliğe gerek yok.

»Olaylar biraz büyüdüğünde internetinizi de kesemiyorlar burada. Gerçekten hoş bir duygu, biraz özgürlük tadı veriyor.

»Ben hayatımda bir defa bile televizyona çıkmadım diye hayıflananlar için de tedbirler alınmış burada. Sizi 24 saat çeken kameralar ve ekranları başında pür dikkat izleyen arkadaşlar var, tadını çıkarın.

»Otobüsü, metrobüsü, vapuru kaçırmamak için her gün kan ter içinde koşturan arkadaşlar, burası tam size göre. Çünkü ring aracı sizi almadan kesinlikle hareket etmiyor, yolcu memnuniyetine aşırı önem var.

»Navigasyon olmadan bir yere gidemez hale mi geldiniz? Sıkmayın canınızı, her yere en az 4 gardiyan bizzat götürüyor sizi.

»“Kapı çalıyor galiba, bir bakar mısın?” diyen arkadaşlarınız olacaktır, sakın yemeyin.

»Gece bir tıkırtı duyduğunuzda hırsız olmadığından emin olabilirsiniz. Cezaevinde hırsız var ama onlar başka odalarda kalıyorlar. Zaten küçük hırsız bunlar. Büyük olanları içeri atmıyorlar, korkmanıza gerek yok.

»Burada hiç kimse “Hapse attırırım uleyn seni” diye tehdit edemiyor, değişik bir duygu işte.

»Bir mesaj attım 10 dakikadır bana dönmedi diye öfkelenenler! Burada bir mektubun gidip cevabının size dönmesi en az bir ay sürüyor, öfke kontrolüne iyi geliyor.

»Kantin alışveriş listesine kazma, testere, orak, çekiç gibi şeyler yazmayın, vermiyor zalımlar.

»Burada müdür var, müdür yardımcıları var, öğretmenler var, ama karne alıp tatile çıkacakmış gibi bir havaya girmeyin sakın, vermiyorlar, kesin bilgi.

»“Ben de Licelilerin damadıyım kardeşim” diye övünseniz bile bir işe yaramıyor. Suçu hemen kayınpederinizde aramayın, sistem böyle.

»İzmirliler burada da çekirdeğe çiğdem diyorlar, o pek değişmiyor galiba.

»Burada da “hayat kısa, kuşlar uçuyor”, burada da “ejderha olsan kâr etmiyor geceleri”, burada da “gerçek aşk vazgeçmemektir.”

 

Selahattin Demirtaş

Bir Türkiye gerçeği: Mala geleceğine cana gelsin!

Dün yine bir insan dev bir şantiye alanına dönen İstanbul’da kamyonun altında kalarak hayatını kaybetti. Bu seferki kurban Sultangazi’de yolun karşısına geçmek isteyen 17 yaşındaki Berfin Kantarkıran adlı lise öğrencisiydi.

Aşırı hızla gittiği söylenen kamyon şoförü genç kızı gördüğü anda frene bassa da fayda etmedi. Frenin etkisiyle takla atıp devrilen kamyonun şoförü de ağır yaralandı. Korkunç kaza kimi medya kanallarında “katil kamyonların son kurbanı” ve “hafriyat kamyonu dehşeti” gibi başlıklar altında servis edildi. Evet, yaşanan elim olayın kazadan çok cinayete benzediği kesin. Ancak katil kamyon sürücüleri mi, yoksa onların aşırı hızla gitmelerine neden olanlar mı? İşte tartışılması gereken esas mesele bu.

Aşırı hızla gittiği söylenen kamyon şoförü genç kızı gördüğü anda frene bassa da fayda etmedi

Bu ne ilk vaka, ne de son olacak gibi…

İstanbul’da bu durumlara maalesef alıştık. 2016’da 19 insanımız hafriyat kamyonları altında kalarak hayatını kaybetti. Türkiye genelinde bakacak olursak 2016 yılında inşaat ve yol işkolunda 442 işçi, taşımacılık işkolunda ise 265 işçinin hayatını kaybettiklerini de unutmayalım . Örneğin 23 yaşındaki üniversite öğrencisi Şule İdil Dere de bir yılı aşkın bir süre önce Kadıköy’de hafriyat kamyonu çarpması sonucu hayatını kaybetmişti.

TBMM’ye konuyla ilgili üç soru önergesine verilmesine rağmen herhangi bir cevap alınamadı. Davanın açılmasının gecikmesi üzerine HSYK’nın başlattığı soruşturmaya rağmen bugüne kadar dava da açılamadı. Çünkü İstanbul Valiliği, 45 günlük yasal cevap verme süresini aşarak sorumluların yargılanması talebine cevap vermedi. Bu nedenle de hiçbir sorumlu yargılanamadı.

23 yaşındaki üniversite öğrencisi Şule İdil Dere de bir yılı aşkın bir süre önce Kadıköy’de hafriyat kamyonu çarpması sonucu hayatını kaybetmişti.

Mala geleceğine cana gelsin…

Peki, bu kamyonların acelesi ne? Nedeni basit. Proje yatırımcıları projelerini daha hızlı bitirmek istiyor. Bu hızı yakalayabilmek için de şoförleri primle ödüllendiriyorlar. Kamyon sürücülerinin şehir içinde ara sokaklarda bile tam gaz gitmelerinin nedeni sefer sayısına göre aldıkları primler.

Geçtiğimiz senenin (2016) rakamlarıyla konuşacak olursak, bu inşaatlarda çalışan bir şoför 1300 TL sabit maaş üzerine günde kaç sefer yaparsa ona göre para alıyor. Beton karıştırıcılarının acelesi ise taşıdıkları hazır betonu inşaat sahasına en geç 2,5 saat içinde yetiştirmek zorunda olmalarıyla ilgili. Aksi takdirde karıştırıcıdaki beton katılaşıp, kullanılamaz hale geliyor. Ana yollar yerine kestirmeden gitmek isteyen şoförler, işte bu sebeplerden kasislere ve trafik ışıklarına yakalanmadan daracık sokaklara girip hız sınırlarını aşıp kendilerinin de yaralanıp öldüğü kazalara neden oluyor.

Avrupa Hazır Beton Birliği ve Türkiye Hazır Beton Birliği Başkanı Yavuz Işık

İnşaatlarda çalışan bu araçlarla ilgili Avrupa Hazır Beton Birliği ve Türkiye Hazır Beton Birliği Başkanı Yavuz Işık ne demişti hatırlayalım. “Bu araçların şehir içinde dolaşmasını engelleyen bir yasa yok. Hatta bazı Avrupa ülkelerinde bu araçlar ambulans ve itfaiye statüsündedir. Geçiş üstünlükleri vardır “. Bu geçiş üstünlüğü maalesef artık insan hayatının da üstünlüğü aşmış durumda. Projelerin ne pahasına olursa olsun bir an önce tamamlanmasından başka bir şey yok hedefte.

Yatırımcılar az zamanda daha çok proje yapıp daha çok para kazanma derdinde bu belli de, vatandaşının yaşam hakkını korumakla görevli hükümet yetkilileri neler yapıyor? Cevabı bulmak için mega projelerin kurulma süreçlerini her fırsatta kısaltmaya çalışan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’nın müdahale ettiği onlarca projeden sadece bir kaçına bakalım.

*Geçen sene Tuzla Sedef Tersanesi’nde “Çok Maksatlı Amfibi Hücum Gemisi Anadolu’nun İnşa Başlangıç Töreni“nde konuşan Erdoğan 5,5 yıl olan proje süresini pazarlıkla 4 yıla çekmemiş miydi?

*Dünyanın 3. en yüksek barajı olacak Yusufeli Barajı’nın temel atma törenine barkovizyonla canlı bağlanarak “Barajı 7 yılda bitirmek size yakışmaz. 5 yılda biter” deyip, süreyi pazarlıkla 5,5 yıla indiren Erdoğan değil miydi?

*İstanbul-İzmir otoyolunun temeli atılırken pazarlık yaparak süreyi 2 yıl kısaltan yine Erdoğan değil de kimdi?

Para tatlı ve emir büyük yerden geldikten sonra bu yatırımcıların hızını kim durdurabilirdi?

Peki, ne olacak bu işin sonu?

İşte bu yüzden kaybedilen hayatların yükünü kamyon sürücülerinin üzerine yıkmak gerçek sorunun üstünü örtmek anlamına geliyor. Canlara mal olan bu kazalarda ölen de işçi, öldüren de. İşçilerin örgütlenip daha insani sürelerde ve insani koşullarda bu prim tuzağına düşürülmeden çalışmaları gerek. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan MÜSİAD Genel Kurulu’nda “Olağanüstü Hal girişimcilerin yatırımcıların önünü mü kesiyor, yoksa önünü mü açıyor. İşçinin grev tehdidini artık yasalarla engelledik” dedikten işçi, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri nasıl gerçekleşebilir?

Sağ kalanlar da betonun altında kalıyor…


İşin başka bir yönü de inşaat kamyonu altında kalmayanların, yani sağ kalanların hali. Türkiye’de inşaatlarda kullanılan beton miktarı senede yaklaşık 107 milyon m3 iken İstanbul’da 20 milyon m3’ü buluyor. Demek ki Türkiye’deki betonun neredeyse beşte biri tek bir şehirde, İstanbul’da tüketiliyor. İşte İstanbul’un beton cehennemine dönüştüğünün en net ispatı bunlar.

Dünyada kişi başına düşen yeşil alan miktarı sıralamasında en son sıralarda yer alan İstanbul’a daha çok halka açık park gerekirken habire rezidans yapılması bu yüzden yanlış. Nüfusu (resmi 2016 verilerine göre 14,8 milyon olduğunu kabul edersek) dünyanın 150 ülkesinden büyük olan bu şehre daha fazla nüfusu çekecek 3. Havalimanı, 3. Köprü ve Kanal İstanbul gibi yapılaşma projeleriyle betona boğmak bu yüzden delilik. Deprem kuşağında yer almasına rağmen sahil şeritlerin betonla doldurulması işte bu yüzden yangına körükle gitmek demek. Her yerin beton olduğu İstanbul’da şiddetli olmayan yağmurlarda bile ortalığı sellerin götürmesi işte bu yüzden. Kamyonların altında kalmasak ta betonların altında kaldığımız bir gerçek. Birkaç yatırımcı ve onların mallarını, yatırımlarını koruyan yetkililer ceplerini doldururken kararan bizim geleceğimiz.

Geçtiğimiz haftalarda İstanbul’un fethine ithafen 1453 kamyonun gösterişli bir geçit töreni yapıp Guinness rekoru kırmaya çalıştığı bu şehirde, bu gidişle esas rekoru inşaat cinayetlerinde ve kentsel yıkımda kıracağız

Son notlar

[1] İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (2016). İş Cinayetleri 2016.

[1] Hürriyet (7 Mayıs 2016). Beton mikserlerinin dehşet saçmasının sebebi tamamen ekonomik. http://www.hurriyet.com.tr/beton-mikserlerinin-dehset-sacmasinin-sebebi-tamamen-ekonomik-40241657

[1] Haberler.com (30 Nisan 2016). Erdoğan, Sıkı Pazarlık Yapıp Gemi Projesini 4 Yıla Çekti. https://www.haberler.com/erdogan-siki-pazarlik-yapip-projeyi-4-yila-cekti-8397360-haberi/

[1] F5 Haber (27 Şubat 2013). Bakan Eroğlu’dan baraj duası. https://www.f5haber.com/haber3/bakan-eroglu-ndan-baraj-duasi-haberi-3712704/

[1] Milliyet (28 Ekim 2017). Erdoğan’dan büyük yol pazarlığı. http://www.milliyet.com.tr/erdogan-dan-buyuk-yol-pazarligi-siyaset-1307281/

[1] Yarın Haber (3 Haziran 2017).  Erdoğan: Terörist olmayan için OHAL yok, grev tehdidini engelledik. http://yarinhaber.net/guncel/54585/erdogan-terorist-olmayan-icin-ohal-yok-grev-tehdidini-engelledik

 

Akgün İlhan

[Çamtepe 2017] Gülümseyen bir bugün için Yeşil Gazete

Özcan Yüksek bir yazısında Victor Ananias’ı…Kestane ağacından örme bir sepeti koluna takmış, İstanbul’un kalabalık caddelerinde, insanlara buğdayı anlatmak üzere ziyarete gittiği çiğ ışıklı plazaların gri masalları arasında, aslında her yerde, her zaman gülümseyerek dolaşan bir adam…olarak anlatıyordu. Victor’un bu dünyadan gittiği rivayet ediliyor, ama öyle değil. Ölürse ten ölüyor, toprağa karışıyor ve başka bir varlığa dönüşüyor. Yok olmuyor. Aşk bir başka biçimde yaşamaya devam ediyor.

Yaşam öyküleri karışımsız değil. Öbür yaşamlardan kalan parçalarla tamamlanıyor ve bu sonsuza kadar böyle devam edip, gidecek. Akhilleus, Paris, Kibele, Tuncel Kurtiz, Victor ve daha nicelerinin izlerini bugün de bu dağlarda, topraklarda hissetmemek mümkün değil.

Geçtiğimiz hafta sonu zeytin ağaçlarının, çam ormanının, örümcek gibi gökyüzüne doğru ağan incir ağaçlarının binlerce yıl önceki insanın macerasına şahit olduğu, Akhilleus’un atlarını aşağıdaki çayda suladığı, Paris’in çobanlık yaptığı, Selmanı Farisi’nin Sarı Kız’la birlikte olduğu Kibele’nin dağında, İda’da, Kaz Dağları’nda Yeşil Gazete’ye emek veren arkadaşlarımızla bir kez daha Victor’un evine konuk olduk.

2018 yılında Yeşil Gazete 10. Yaşına girecek.

Yeşil Gazete, Victor’un 1990’ların başında yola çıktığı ve “Yaşam Dönüşümdür!” diye özetleyebileceğimiz mirasına sahip çıkan; tüketim toplumunun sarmalından her anlamda sıyrılıp, insanlarla, doğayla ve tüm canlılarla beraber, karşılıklı haklara saygılı başka bir hayatın var olabileceğini anlatmaya; yaşamı insandan, doğadan, iyi ve güzel olandan yana dönüştürmeye çabalayan bir gazete.

Yeşil Gazete Kolektifi ile 10-11 Haziran günlerinde Çamtepe Ekolojik Yaşam Kültürü Merkezi’nde 4. kez bir araya geldik. Gazetenin geçen 10 yılını ve geleceğini konuştuk.

Buluşmanın ilk gününde Yeşil Gazete’yi üç ayrı oturumda, bir gazete, bir kolektif ve Yeşil Siyaset’in bir parçası olarak farklı başlıklar altında değerlendirdik. Gazetenin yayın ilkelerini, yayın politikasını, güncel haber-yorum dengelerini, içerik ve temalarını, hafta sonu- kitap ekini, yeni bölüm önerilerini gözden geçirdik. Yazar ve konuk yazar kadrosunu değerlendirdik. Yeni yazarları ve gelecekteki yazar adaylarını konuştuk. Gazeteyi siyaset ve aktivizm açısından ele aldık. Sivil toplumla ilişkiler, kampanyalar, destek ve dayanışma meselesini ele aldık. Yeşil hareket içerisindeki konumumuzu değerlendirdik.

Daha önceki buluşmalarda olduğu gibi birinci günün sonunda muhabbet yakılan geleneksel kamp ateşi etrafında devam etti. Ümit’in gitarına Serdar’ın davulu, Savaş’ın bendiri, Güneşin’in mistik tınılar çıkaran ağız çalgısı ve şarkılar- türküler eşlik etti. Durukan gitarıyla ve sesiyle bir Blues jammingi yaptı. Alper, İskelet Kadın Arnaluk ve İnatçı Civciv masalını seslendirdi ve bizleri de zaman zaman masalın seslendirmesine ortak etti.

Güneşin, Lazca bir şarkı söylerken Serdar ile birlikte kamp ateşini de harladı. Ateşi ve muhabbeti gören Baykuş dostumuz da gecikmeden sesiyle muhabbete dahil oldu. Gecenin o saatinde birkaç yüz metre ötede, dolunaya ve şarkılara inat, gürültülü, mekanik sesiyle geceyi bölen ve komşumuza duvar ördüğünü öğrendiğimiz bir iş makinesi dışında her şey yolundaydı yani. Bir süre sonra makine operatörü de dayanamadı, makinesini kapatıp kalkıp yanımıza geldi, aramıza katıldı!

Kampta her zaman olduğu gibi bütün işleri hep birlikte yaptık.

Buluşmanın 2. ve son gününde, geçen 10 yılda ekoloji ve hak haberciliğini önceleyen yayın politikası, katılımcı yönetim yapısı ve günlük ortalama 25 bine ulaşan okuyucu sayısıyla internet gazeteleri arasında hatırı sayılır bir yer edinen Yeşil Gazete’yi bundan sonrası için nasıl daha iyi bir yere taşıyabileceğimizi, gazetenin daha çok okunan, daha çok yazılan bir gazete olabilmesi için neler yapılabileceğini konuştuk.

Yeşil Gazete’nin bugüne kadar olduğu gibi yarın da gezegenin ve üzerinde yaşayan bütün canlıların geleceğine dair benzer kaygıları taşıyan bireylerin ve grupların da yazılarıyla, yorumlarıyla, güncel haberleriyle katılabilecekleri, zenginleştirebilecekleri bir kolektif olarak yoluna devam etmesini; yeni yazarlarla ve gönüllü muhabirlerle yerel- güncel haberlere- farklı yorumlara daha çok yer veren, daha çok okunan bir yayın haline gelmesini arzuluyoruz.

İlk hedefimiz bu dostlarımıza bir an önce ulaşmak ve gazetenin 10. yılında daha da çoğalarak yola devam etmek. Umarız bu düşümüz çok da uzun olmayan bir zamanda gerçek olur.

Yakın zamanda dünyada ve ülkemizde yaşanan her türlü olumsuzluğa rağmen yüreğimizdeki umutla ve yüzümüzdeki gülümsemelerle Çamtepe’ye veda ettik. Önümüzdeki temmuz ayında Kuzey Ege’nin bir başka cennet mekânında düzenlenecek olan Yeşil Kamp’ta, daha çok sayıda dostlarımızla yeniden bir araya gelebilmeyi umuyoruz.

 

Ercüment Gürçay