Ana Sayfa Blog Sayfa 3127

Musul’da mayına basan Fransız gazeteci hayatını kaybetti

Musul’un batısında radikal İslamcı terör örgütü IŞİD’e karşı sürdürülen operasyonları takip eden Fransız gazeteci Villeneuve, mayına basması sonucu hayatını kaybetti.

Irak’ta Musul kent merkezinin batı yakasında mayına basma sonucu yaralanan Stephane Villeneuve adlı Fransız gazetecinin hayatını kaybettiği belirtildi.

Fransa’nın Erbil Başkonsolosluğu’ndan alınan bilgiye göre, Musul’un batı yakasındaki “Eski Şehir” bölgesinde terör örgütü IŞİD ile Irak ordusu arasındaki çatışmaları takip ederken dün mayına basıp yaralanan Villeneuve tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Yaralı diğer iki gazetecinin ise ambulans uçakla ülkeleri Fransa’ya sevk edilecekleri bilgisi verildi.

Musul’daki çatışmaları takip ederken dün mayına basan Iraklı gazeteci Bahtiyar Haddad olay yerinde hayatını kaybetmiş, Villeneuve’nun da aralarında olduğu 3 Fransız gazeteci yaralanmıştı.

Musul’u IŞİD’den kurtarma operasyonunun başladığı 17 Ekim 2016’dan bu yana çatışmalar veya mayın patlaması sonucu çok sayıda basın mensubu hayatını kaybetti ya da yaralandı.

Genç kadını “Ramazan’da şort giyilir mi?” diyerek yumrukladı, serbest bırakıldı!

İstanbul Pendik’te bir kadın, şort giydiği için saldırıya uğradı.

Üniversite öğrencisi Melisa Sağlam (21), geçen çarşamba günü bir AVM’ye gitmek için minibüse bindi. Şort giyen Melisa Sağlam’ın yanına gelen Ercan K. adlı bir yolcu “Bu ne biçim kıyafet. Ramazanda böyle giyinilir mi? Böyle giyinmeye utanmıyor musun?” diye bağırmaya başladı. Ercak K., ineceği esnada, “Ahlaksız, o…” diyerek Sağlam’ın çenesine yumruk attı.

Melisa Sağlam suç duyurusunda bulunup, “Saldırgan elini kolunu sallayarak gezmesin” dedi. Kadın dernekleri de Melisa’ya destek verdi.

Sözcü’den Yalçın Bel’in haberine göre, kafası cama çarpan Melisa, Ercan K.’ye tepki gösterdi. Ercan K., genç kızı yumruklamaya devam etti. Melisa Sağlam yere yığılırken Ercan K. kaçtı. Sağlam’ın karakola gidip şikayetçi olmasıyla Ercan K., geçen cumartesi günü gözaltına alındı ve emniyetteki ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Saldırganın serbest bırakılmasına tepki gösteren Melisa Sağlam dün adliyeye giderek suç duyurusunda bulundu. Sağlam, “Adaletten tek dileğim, o saldırgana caydırıcı bir ceza verilmesi. Ben sokakta özgürce gezemeyecek miyim?” dedi.

(Sözcü)

“AKP’den önce doğa harikası olan Uzungöl, şimdi havuzlu siteye dönmüş!”

Türkiye’nin en güzel doğa harikalarından biri olan Trabzon simgesi Uzungöl’ün etrafına yapılan istinat duvarı, göl çevresindeki muhteşem manzarayı yok etmeye başladı.

Doğal yapının nasıl bozulduğu Uzungöl’ün eski ve yeni fotoğraflarından açıkça belli oluyor.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger de konuyla ilgili Twitter hesabından iki fotoğraf paylaşıp şu notu yazdı:

“AKP’den önce doğa harikası olan Uzungöl, şimdi havuzlu siteye dönmüş!

Üstüne bir köprü yapıp, duble yolla İstanbul’a bağlandı mı tamamdır!”

Aksünger’in paylaşımı şöyle:

(Yeşil Gazete)

AB – Türkiye ilişkileri: Türkiye hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğünde adım atmazsa müzakereler ilerlemeyecek

Türkiye ile ilişkileri resmen dondurmasa da uzun zamandır müzakereleri ilerletecek bir adım da atmayan AB, hukukun üstünlüğü ve basın özgürlüğü konusunda Türkiye’den olumlu adımlar bekliyor.

Avrupa Birliği yetkilileri, şu anki ortamda Türkiye ile yeni başlık açılmayacağını bundan sonraki sürecin de Türkiye’ye bağlı olduğunu belirtti.

Türkiye ile müzakereler resmen dondurulmadı ancak ilerleme de yok ve bu doğrultuda bir gelişme Türkiye’nin insan hakları, medya özgürlükleri, hukukun üstünlüğü gibi temel alanlarda gerçekleştireceği olumlu düzenlemeler sonucunda sağlanabilecek.

AB ile Türkiye arasında, 2005’te başlayan katılım müzakerelerinde şu ana kadar 35 başlığın 16’sı açıldı ve yalnızca bir tanesi geçici olarak kapatıldı. En son Haziran 2016’da 33’üncü fasıl olan Mali ve Bütçesel Hükümler açılmıştı.

AB Türkiye’ye verdiği 4,5 milyar euroluk mali yardımı denetleyecek.

Müzakere sürecinin üyelikle sonuçlanabilmesi için tüm bu başlıkların açılması, gerekli yasal düzenlemelerin yapılması ve AB’nin gereken kriterlerin yerine getirildiğine karar vermesi halinde kapatılması gerekiyor.

Türkiye için hazırlanan müzakere çerçevesinde tüm başlıkların geçici olarak kapatılmasının ardından, hepsinin topluca kapatılması için de oy birliğiyle karar alınması öngörülüyor.

Ancak Türkiye ile yürütülen müzakereler, hem reform sürecinin yavaşlaması hem de bazı AB üyelerinin siyasi nedenlerden koyduğu vetolar nedeniyle oldukça yavaş ilerliyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Cumartesi günü Portekiz’in RTP kanalına verdiği mülakatta, “Diyoruz ki, açın fasılları, çalışalım, nerede eksiğimiz varsa söyleyin, biz bunları süratle yerine getirelim” çağrısı yapmıştı.

Ancak bu çağrı, Brüksel’de karşılık bulmuş gibi görünmüyor.

(BBC Türkçe)

[İklim İçin] Sıcak havalar bizi teğet geçti

Mevsim normallerinden merhaba sevgili İklim İçin köşesi okuyucuları,

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün websitesinden Türkiye’nin sıcaklık analizleirni incelemek benim hobim. Geçtiğimiz Nisan ve Mayıs aylarının ortalama sıcaklıkları Türkiye ortalama sıcaklıkları seviyesinde gerçekleşti. Demek ki normalde Türkiye’de bahar varmış. Gerçekten şanslı bir mevsim geçirdiğimizi söylemek mümkün.

Ya da Türkiye artık Türkiye değil. Zira ülkemizin hem doğusu hem de batısı yanıyor. Her şey o kadar absürd ki the Guardian gazetesi “İngiltere’nin bazı bölgeleri İstanbul’dan daha sıcak” diye haber yaptı.

Haftasonu Avrupa’nın batısından giren sıcak hava dalgası Portekiz’de sıcaklıkların 45C’ye kadar ulaşmasına neden oldu.

Buraya bir parantez açmak istiyorum. İklim değişikliğini bilimsel olarak takip etmek isteyenin ilk öğrenmesi gereken şey: “Jet Stream” – “Jet Akımları”. Kuzey yarımkürede batıdan doğuya doğru dalgalar şeklinde akan jet akımlarını dünyanın dönüşü ve de kuzey kutbu ile ekvator arasındaki ısı farkı belirliyor. Şu an olduğu gibi kuzey kutbu ekvatora göre çok daha hızlı bir şekilde ısındığından jet akımları da değişiyor – güçsüzleşiyor.

Neyse çok uzatmayacağım, neticede bu iklim değişikliği kaynaklı jet akımları dengesizleştiği için dünyadaki aşırı iklim olayları meydana geliyor. Örneğin Kalifornya’daki kuraklık, ya da Pakistan’daki seller gibi.

Şimdi bu parantezi kapatıyorum.

Bu hafta Avrupa’nın batısından başlayarak tüm Avrupa’yı saracak sıcak hava dalgasında ise işte bu değişen jet akımlarının parmağı olduğunu söyleyebiliriz. Yavaşlayan jet akımları görseldeki gibi yalpalanarak sıcak havaların daha uzun süre bir bölge üzerine kilitli kalmasına neden oluyor. Bu nedenle yaklaşık bir hafta süresince Avrupa kıtasında 45derecelere varan bir sıcak hava dalgası bekleniyor.

Portekiz’de ise sıcak hava dalgasının ardından gelen yaylım yangınları en az 60 kişinin ölümüne neden oldu. Bazı insanların yangından kaçmak için arabalarındayken yangına kapıldıkları söyleniyor. Ayrıca yangınlar da daha önce görülmedik şekilde yoğun yaşanıyor bu da itfaiyecilerin yangına müdahale etmesini zorlaştırıyor.

Son 15 yıldır yangın sezonunun Temmuz ve Ağustos aylarından Haziran – Ekim ayları arasına yayıldığını gözlemlemek mümkün.

Sıcak hava dalgalarıyla biz hariç herkesin imtihanı devam ediyor. ABD’nin güney batısında sıcaklıklar 45C’nin üzerinde görülüyor. Phoenix, Arizona’da 48.3, California’da 46.6C, Sacramento’da 41.7C sıcaklık ölçüldü.

Asya kıtasında ise Monsoon yağmurları öncesinde rekor sıcaklıklar görüldü. 3 Haziran’da Vietnam Hanoi’da 42.8C ölçülü. Şehirde bundan daha yüksek bir sıcaklığın ölçüldüğü tek zaman 1926 Mayıs ayındaydı.

Pakistan’da, dünyada yüz üstü termometrelerle ölçülen en yüksek sıcaklık olan 53.5C görüldü. Pakistan’ın sıcak hava dalgaları o kadar ölümcül ki 2016 senesinde sıcak hava dalgası gelmeden önce sıcaklar yüzünden ölecekler için toplu mezarlar kazılmıştı. Sıcak havalarda mezar kazmak mümkün olmadığından ve de morgların kapasitesi yeterli olmadığından, cesetlerin çürümesini önlemek mümkün olamamıştı. Artık Pakistan önlem olarak meteoroloji uyarılarına göre toplu mezarlar kazıyor.

Hawaii Universitesi’nden Camilo Mora’nın araştırmasına göre 1980’lerden bu yana sıcaklıkla alakalı hastalıklar ve ölümler düzenli olarak artıyor ve de dünya nüfusunun %30’u artık senede en az 2 gün öldürücü sıcaklıkların yaşandığı iklim şartlarında yaşıyor.

Risk altında olan insanların oranının 2100 yılında %48 atması bekleniyor ve sera gazı emisyonları azaltılsa bile küresel nüfusun üçte biri tehdit altında olacak.

Alperen Ocakları’ndan Onur Yürüyüşü tehdidi: Devlet müsaade ederse biz etmeyeceğiz!

Alperen Ocakları, 25 Haziran’da yapılacak Onur Yürüyüşü öncesi tehditte bulunarak “Devlet eğer müsaade ederse biz müsaade etmeyeceğiz” dedi.

Alperen Ocakları, 25 Haziran’da Taksim’de yapılacak yürüyüşü engellemek için ‘İstesek 200 bin kişi geliriz’ diyerek tehdit savurdu.

Sol’da yer alan habere göre, Alperen Ocakları İstanbul İl Başkanı olduğu belirtilen Kürşat Mican, KRT’ye yaptığı açıklamada “Devlet eğer müsaade ederse biz müsaade etmeyeceğiz, biz yürütmeyeceğiz” diyerek, “Biz hiçbir şekilde ne olursa olsun yürütmeyeceğiz. Onlar hangi bölgede yürüyecekse gideriz o bölgeye o caddeyi kapatırız onlar gelemez zaten oraya. İstesek 200 bin kişi de buluruz” ifadelerini kullanarak tehditte bulundu.

(Evrensel)

Adalet Yürüyüşü 5. gününde sürüyor; dün kalp krizi geçiren CHP üyesi, vefat etti

Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun öncülüğünde, partinin İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu’nun tutuklanması sonrası başlatılan “adalet yürüyüşü” bugün beşinci gününe girdi.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ‘Adalet Yürüyüşü’ 5. gününde de devam ediyor. Dün sağanak yağmur altında devam eden yürüyüş, yeni güne de kapalı ve serin havayla başladı.

Dün yürüyüş sırasında kalp krizi geçiren 79 yaşındaki Hasan Tatlı’nın hayatını kaybettiği öğrenildi. Yarın düzenlenecek cenaze törenine CHP grup başkanvekilleri ve kimi milletvekillerinin de katılacağı bildirildi. Kılıçdaroğlu, “Adalet yolundaki ilk kaybımız. İnşallah, bundan sonra buna benzer bir olayla karşılaşmayız” dedi; Tatlı’nın ailesine baş sağlığı diledi.

Yürüyüşe Türkiye’nin dört bir yanından katılımlar sürdü. Korteje katılmak isteyen vatandaşlar için çeşitli illerden otobüsler kaldırıldı.

“İnatla adalet için yürüyeceğim”

Yürüyüş öncesi açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, “herkes için adalet istediklerini” vurgulayarak “Kimseye zarar vermiyor kötü söz söylemiyoruz. Bize saldıranlar, eleştirenler olabilir. Bizi kızdırmak isteyenler olabilir. Canları sağ olsun” dedi. Kılıçdaroğlu, sözlerinin devamında şunları kaydetti:

“Ben inatla adalet için yürüyeceğim. 80 milyon için. Dün yağmur altında yürürken, yoldan gelip geçen kamyonlar, minibüsler araçlar belki şöyle düşünmüşlerdir; ‘Bu yağmurun altında bu insanlar neden yürüyor’ diye. İnsan varsa bir yerde adalet olmak zorundadır. Adalet için yürüyoruz.”

(T24)

Rosatom’dan bile tehlikeli: Akkuyu Nükleer Santrali’nin yüzde 49’u Cengiz-Kolin ortaklığına satılıyor

Rus Rosatom, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde (NGS) yüzde 49’luk hisseyi Türk ortaklığa satıyor.

Rusya’nın kamuya ait nükleer enerji kurumu Rosatom, Akkuyu Nükleer Güç Santrali (NGS) projesinin yüzde 49’unu AKP’ye yakın Cengiz-Kolin-Kalyon konsorsiyumuna satacağını açıkladı.

Rosatom’un uluslararası faaliyetlerinden sorumlu biriminin başında bulunan Anastasia Zoteyeva, katıldığı bir konferansta hissedarlık anlaşmasının yıl sonuna kadar imzalanacağını belirtti.

Santrali yapan Rosatom, dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanan nükleer kazalarla anılıyor.

(Hürriyet, Yeşil Gazete)

Muradiye Şelalesi’ne yapılan HES, Bendimahi Çayı’nı 3 yıl içinde kuruttu!

Doğa harikalarından biri olan Muradiye Şelalesi’nin üst ve alt kısmında yapılan Ayrancılar Hidro Elektrik Santrali, Bendimahi Çayı’nı kuruttu. Çayda yaşayan canlılar ölüme terk edildi.

Van’ın Muradiye ilçesinde bulunan ve “doğa harikası” olarak tanımlanan Muradiye Şelalesi’nin aşağı ve yukarı kısmında yer alan Ayrancılar Hidroelektrik Santrali’nin (HES) faaliyete geçmesi ile birlikte suyun akışında her yıl azalma meydana geliyor. Yapımının üzerinden henüz 3 yıl geçmesine rağmen Bendimahi Çayı’nın yer yer kuruduğu gözlemlenirken, özellikle Nisan ve Temmuz aylarında çaya yumurtalarını bırakmak için gelen inci kefalleri ölüme terk ediliyor.

HES ile birlikte 25 kilometrelik bir alanda suyun yatağı değiştirilerek doğal akışı engellendiğini ve suyun kapalı bir havzaya alındığını söyleyen Van Çevre Derneği Başkanı Ali Kalçık, suyun akışının değişmesi ile birlikte kanunda yer alan yüzde 10’luk can suyunun da ihlal edildiğini dile getirdi.

“Toplu balık ölümlerine rastlıyoruz”

HES’lerin başlı başına bir doğa faciası olduğunu ve canlıların yaşam hakkının gasp edildiğini dile getiren Kalçık, söz konusu HES’in bir işgal olduğunu belirtti. Kurumaya yüz tutan çayın içerisinde birçok canlının yaşamını sürdürdüğünü belirten Kalçık, bunun yanı sıra birçok endemik bitkinin de yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu belirtti. Kalçık, 20 kilometrelik bir alanda yüzlerce balığın toplu ölümlerine rastladıklarını aktardı.

Kuruyan çayda inci kefalleri de ölüyor

Van Gölü’nün tuzlu-sodalı suyunda yaşabilen tek canlı türü olan uçan balık olarak adlandırılan inci kefali de Bendimahi Çayı’na gelerek yumurtalarını bırakıyor. Ancak yaşanan kuraklıktan kaynaklı inci kefalleri burada ölüyor. Kalçık, “15 Nisan-Temmuz aylarında yumurtlamak için gelen inci kefalleri ve birçok balık türü burada ölüyor. Herkesin bu konuda hassas olması gerekiyor” dedi.

“Köylüler için felakettir”

Suyun kurumasından kaynaklı bölgede yaşayan köylülerin arazilerini sulayamaz hale geldiğini de aktaran Kalçık, “Bu durum köylüler için bir felakettir. Tarımla uğraşan köylüler buradaki sudan yararlanamıyor. Birçok insan mağdur ediliyor. Hem insanlara hem de diğer canlılara yapılan bir haksızlıktır. Yetkililerin biran önce bu yanlıştan dönmeleri gerekiyor” dedi.

“Herkes bu duruma ses olmalı”

Önceki dönem Muradiye Belediyesi’nin turizmi geliştirmek amaçlı Muradiye Şelalesi’ne köprü yapılmak istediğini hatırlatan Kalçık, “Ancak bu talep Devlet Su İşleri tarafından canlıların hayatını tehlikeye atıyor gerekçesi ile reddedilmişti. Ancak saçmalığa bakın dün köprü canlılara zarar verir diyenler bugün çayın sularını kuruma ile yüz yüze bırakıyor. Çevrecilerin biran önce bu duruma karşı ses çıkarması gerekiyor” diye konuştu.

(Dihaber)

Manisa’daki askerler neden zehirleniyor? – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Manisa’da askerler son bir ay içinde dördüncü kez gıda kaynaklı zehirlenmeye maruz kaldılar. Aynı yerde, bu kadar çok sayıda insanı etkileyen ve son bir ay içinde dördüncü kez meydana gelen toplu gıda zehirlenmesi vakası görmek gerçekten son derece ender gerçekleşecek bir olay. Öyle ki gıda zehirlenmeleri ile ilgili akademik literatürde bu bir ilk olabilir.

Kışla içinde gıda güvenliği ile ilgili çalışmaların nasıl yapıldığını, insanların sağlığının nasıl korunduğunu ve ne gibi önlemler alındığını bilemiyoruz. Askerlerin ne yaşadıklarını açıklama, demeç verme hakkı yok ama gıda güvenliği meselelerini bilen kişilerin onlar adına söz alma hakkı var. Zorunlu vatan hizmeti adı altında askere alınan insanların sağlıklarını koruyacak önlemlerin alınması da bir zorunluluktur.

Neler olmuştu?

27/05/2017 tarihinde Manisa 1’inci Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı’nda yenilen yemeğin ardından gıda zehirlenmesi şüphesiyle 1049 asker hastaneye kaldırılmış, Er Hüsnü Özel yaşamını yitirmişti. Bu olaydan kısa bir süre sonra Manisa 6’ncı Jandarma Komando Eğitim Alayı’nda, bir başka toplu zehirlenme vakası oldu ve yenilen akşam yemeğinin ardından 70 asker zehirlenerek hastaneye kaldırıldı.

İki gün önce 69 asker zehirlenerek hastaneye kaldırılmıştı. Bu olaydan hemen sonraki gün yine bir toplu zehirlenme vakası meydana geldi ve bu kez etkilenen kişi sayısı binlerle ifade ediliyor.

CHP Manisa Milletvekili Yıldız Tur Biçer tarafından yapılan açıklamada: “Zehirlenen asker sayısının 3 bin gibi bir rakama ulaştığı ve olayın sorumlusunun askeriyeye yemek sağlayan Rota firması olduğu” belirtildi. Askeriyedeki karavana yemeğinin özel şirketler marifetiyle yapılıyor olması bile başlı başına bir gıda güvenliği sorunu aslında.

Zehirlenme vakalarının sorumlusu olarak gösterilen Rota Yemek Şirketi hakkında CHP’nin birkaç gün önce Meclis’e verdiği araştırma önergesi de reddedilmiş.

Olayla ilgili kurum askeriye olduğundan dışa yansıyan bilgiler oldukça az ama neler yaşanmış olabileceği üzerine akıl yürütmek mümkün.

Gıda zehirlenmesi nedir?

Gıda zehirlenmesi mikroplar, bakteriler, parazitler veya virüslerin yiyeceklerle veya sularla birlikte vücuda alınması ya da bu mikroorganizmaların yiyeceklerde oluşturduğu zehirlerin vücuda alınması ile ortaya çıkan hastalıklardır.

Gıda zehirlenmeleri yiyeceklerin satın alınması, hazırlanması, pişirilmesi ve servis edilmesi esnasında temizlik ve hijyen kurallarına uymak suretiyle bütünüyle önlenebilir hastalıklardır.

Bu önlemleri almak da zor değildir.

Askeri kışlalar, yurtlar, otel ve restoranlar gibi toplu beslenme yapılan yerlerde her bir yemeğin hangi esaslara göre hazırlanacağı ve hangi koşullarda servis edileceği ile ilgili kurallar bilimsel olarak belirlenmiştir. Toplu zehirlenme vakalarının ortaya çıkması bir kaza ya da tesadüf olarak açıklanamaz; açıklanmamalıdır.

İki nedenle zehirlenme olur: Ya kasıt vardır ya da maliyetleri düşürmek için yiyecek hazırlama süreçlerinde uyulması zorunlu kurallara uyulmamıştır.  Kasıt çok ender gözlenen, kurallara uymama ise çok yaygın gözlenen nedendir.

Sadece ihmal yok

Gıda zehirlenmelerinin gözlendiği ilk vakada binden fazla asker etkilenmişti ve o olay ciddi bir soruşturmaya tabi tutulsa daha sonra gerçekleşen zehirlenme vakaları kesinlikle ortaya çıkmazdı. Ardarda gerçekleşen zehirlenme vakaları bu tip bir araştırma-soruşturma çalışmasının yapılmadığına işaret ediyor. Yapılsa ve önlemler alınsa ardarda zehirlenme vakaları görülmezdi çünkü.

Gıda zehirlenmelerinin nedenini tespit, birkaç saatlik bir iştir. Zor değildir. Temel yaklaşım gıdanın tedarik edildiği noktadan başlayıp, sofraya kadar uzanan zincirdeki faaliyetleri gözden geçirmektir. Çoğu durumda 12-24 saat süren laboratuvar analizlerinin sonucu bile alınmadan sorunun hangi noktadan ve muhtemelen hangi zehirlenme etkeninden kaynaklandığı tespit edilebilir. Manisa’daki olayda zehirlenmenin yenilen etli yemekten kaynaklanması ve zehirlenme etkeninin de Salmonella bakterisi olması kuvvetle muhtemeldir. Salmonella hastalık yapma gücü çok yüksek ve toplu zehirlenme vakalarında genellikle karşımıza çıkan bir bakteridir. Ama elbette kesin sonuç laboratuvar testleri ile belli olacaktır.

Ortada çok ciddi bir ihmal var ama ihmalin yanısıra bir sorumsuzluk ve insan hayatını umursamazlık olduğu da çok açık. Aşağıdaki sorulara yanıt alamadığımız sürece de gerçekte ne olup bittiğini öğrenme şansımız olmayacak.

Yanıt bekleyen sorular

Sosyal Haklar Derneği’nin daha önce gerçekleşen zehirlenme vakalarını açıklığa kavuşturmak amacıyla ilgili makamlara sorduğu soruların güncellenerek tekrar sorulmasını önemli buluyorum.

Aşağıdaki sorulara mutlaka yanıt aranmalıdır:

1) Kışlalarda yenilen yiyecekler taşeron firmalara mı ürettirilmektedir. Türkiye genelinde hangi kışlalarda kaç tane taşeron firma tarafından bu hizmet satın alınmaktadır?

2) Manisa’daki askeri kışlaya yemek tedariki yapan özel şirketin ismi nedir?

3) Yiyecekler taşeron firmalar tarafından üretiliyorsa gıda güvenliği üzerinde tam bir kontrol sağlamak için hangi önlemler alınmıştır?

4) Mikrobiyolojik testlerle hangi mikrobun zehirlenmeye neden olduğu 18-24 saat içinde öğrenilebilir. Yapılan testlerden elde edilen sonuçlar nelerdir? Zehirlenme vakalarına neden olan mikrobun tespiti yapılmış mıdır? Yapılmadıysa neden yapılmamıştır.

5) Zehirlenme etkeni gıda tedarik zincirinde görevli, yani kışlaya gıda temini ihalesini kazanmış ve kışla mutfağına yiyecek teslimi yapan firmaların ihmalinden kaynaklanmışsa bu firmalara yönelik olarak hangi yaptırımlar uygulanmıştır. Bu firmalar hala yiyecek tedariki görevini yerine getirmekte midir?

6) Kışlalara yiyecek tedariki hangi teknik şartnamelere göre yapılmaktadır?  İhaleyi kazanan bir firmanın yiyecek temini yaptığı süre boyunca teknik şartnameye bağlı kalıp kalmadığına yönelik kontrol yapılmakta mıdır? Yapılan kontrollerde hangi kriterler dikkate alınmaktadır?

7) Kışlalarda zehirlenme vakalarının yinelenmemesi için ne gibi önlemler alınmıştır?

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Bülent Şık