Ana Sayfa Blog Sayfa 2864

Suriyeli mültecilerle ilgili doğru bilinen 7 yanlış

Türkiye, Suriye’de 7 yıldır yaşanan çatışmalardan kaçan milyonlarca mülteciye ev sahipliği yapıyor.

Sayıları 3 milyonu aşan mülteciler hakkında hem gazetelerde hem de sosyal medyada kimi doğru kimi yanlış birçok haber çıkıyor.

Dünya genelinde yükselen ırkçılığın da etkisiyle, Türkiye’deki Suriyelilerle ilgili olumsuz haberler, halihazırda vatanlarından olan ve yeni bir ülkede kendilerine hayat kurmaya çalışan mültecilere yönelik ‘nefret suçu’ olarak dönüyor.

Mülteciler Derneği, bunun önüne geçmek için Türkiye’deki Suriyeli mültecilerle ilgili doğru bilinen yanlışları derledi.

1-) Suriyelilerin telefon faturasını devlet ödeyecek

Suriyelilerin telefon parasının devlet tarafından ödeneceği iddiası uydurma bir haberden ibarettir. İlk kez Sözcü gazetesinde ortaya atılan iddia Göç İdaresinin açıklaması ile yalanlanmıştır. Göç İdaresi tarafından “ankesörlü telefonlarda” kullanılmak üzere dağıtılacak olan telefon kartları Türkiye’de yaşayan Suriyeliler için değil, Geri Gönderme Merkezlerinde sınırdışı edilmek üzere bekleyen yabancılar içindir. Amaç bu kişilerin kendi konsoloslukları ve ülke makamlarıyla belge temini için görüşmelerinin sağlanarak haklarında yapılan sınırdışı işlemlerinin hızlanmasını sağlamaktır. Bu projenin finansörü Avrupa Birliği üye ülkeleridir.

2-) Suriyeliler devletten maaş alıyor

Sosyal medya başta olmak üzere bir çok basın ve yayın organlarında gündeme getirilen Suriyeliler Devletten Maaş Alıyor mu? konusunda toplumu yanıltıcı bilgiler paylaşılmaktadır. KIZILAYKART ile yapılan yardımlarda kartın üzerinde bulunan logolara dikkat etmemiz gerekiyor. Üzerinde Avrupa Birliği logosu bulunan projelerin finansmanı Avrupa Birliği Üye ülkeleri tarafından karşılanmaktadır. Suriyeliler Türk Hükumetinden kesinlikle maaş almamaktadır. Konuyla ilgili detaylı bilgi için

3-) Suriyeliler istediği üniversiteye sınavsız giriyor

Üniversite konusunda Suriyeli öğrenciler için hiç bir ayrımcılık yapılmamaktadır. Amerikan vatandaşı olan bir öğrenci Türkiye’de hangi haklara sahipse bir Suriyeli öğrenci de aynı haklara sahiptir. Türkiye’de üniversiteye gitmek isteyen yabancı uyruklu öğrenciler “Türkiye Bursları”, Yabancı Uyruklu Öğrenci Sınavı veya yatay geçiş şartlarını sağlamadan üniversiteye giremezler.

4-) Suriyeliler arabaları için vergi ödemiyor

Trafik şube veya bürolarına kayıtlı olan motorlu kara taşıtları motorlu taşıtlar vergisine (MTV) tabidir. Herkes gibi Suriyeliler de sahip oldukları araçları için MTV ödemekle, sigorta ve fenni muayene gibi işlemleri yaptırmakla yükümlüdürler. Suriyelilerin araçları için vergi ödememesi, sigorta yaptırmaması veya araç muayenesine gitmemesi gibi bir durum söz konusu değildir. Vergiden muaf olan araçlar MTV kanununda belirtilmiştir. Bu araçlar il özel idareleri, belediyeler, köy tüzel kişilikleri, Türkiye Kızılay Derneği adına kayıt ve tescil edilen taşıtlar, elçilik ve konsolosluk memurlarına ait taşıtlar, sakatlık dereceleri %90 ve daha fazla olan malûl ve engellilerin adlarına kayıtlı taşıtlar, hurda halinde olan araçlar ile müflis bankaların iflas idarelerine ait taşıtlardır.

5-) Seçimlerde Suriyeliler de oy kullanacak

Ülkemizde yapılan seçimlerde ve halk oylamalarında oy kullanabilmek için ilk şart Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmaktır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan biri seçimlerde asla oy kullanamaz. Hiçbir yabancının seçimlerde oy kullanma hakkı yoktur.

6-) TOKİ evleri Suriyelilere bedava verilecek

TOKİ’den ev sahibi olmanın ilk şartı T.C. vatandaşı olmaktır. Suriyeliler Türk vatandaşı olmadıkları için TOKİ’den ev satın alamazlar. TOKİ yabancılara ev satışı yapmamaktadır. Yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olayan biri parasını ödese bile TOKİ’den ev satın alamaz.

7-) Suriyeliler devlet memuru olarak işe alınacak

657 sayılı Devlet Memurları Kanunununda 48. Maddesinde açıkça belirtildiği gibi devlet memuru olmanın ilk şartı Türk Vatandaşı olmaktır. Suriyeliler Türk vatandaşı değildirler. Suriyeliler Türkiye’de geçici koruma kapsamında yaşamaktadırlar. Yabancıların memur olma hakları yoktur.

 

(T24)

Su odaklı gazetecilik eğitimi 13-14 Nisan’da

Türkiye’de Mikado Sürdürülebilir Kalkınma Danışmanlığı ve EKOIQ-Ekologos ile globalde MiCT, Seecon ve BORDA işbirliğinde, iki günlük “Su Odaklı Gazetecilik” eğitimi düzenleniyor.

13-14 Nisan’da İstanbul’da gerçekleşecek eğitimle, medya çalışanları arasında su konusunda farkındalık yaratılması; bu alanda bilgi ve deneyimlerinin geliştirilmesi; su konularını işleyen gazetecileri, blog yazarlarını ve sosyal medya muhabirlerini konuya dahil ederek  ilgili medya ağının genişletilmesi hedefleniyor.

Eğitim, Çevre Politikaları ve Su Yönetimi Uzmanı Buket Bahar Dıvrak ve Gazeteci Özgür Gürbüz tarafından verilecek.

Eğitime katılım ise ücretsiz.

Eğitimde neler anlatılacak?

Su konusunda iletişim ve medya eğitiminin hedeflendiği proje kapsamında iki ayrı modülden oluşan bir eğitim çalışmasının gerçekleştirilmesi planlanıyor.

Eğitimin ilk gününde, genel anlamda su sorunu ele alınacak.

Dünyada ve Türkiye’de su sorununun nedenleri, iklim değişikliği ve diğer çevresel sorunlarla ilişkileri, toplumsal ve ekonomik faktörlerin aktarılacağı ilk eğitimle, su alanında kapsamlı bir bilgilendirme yapılması hedefleniyor.

İkinci gün yapılacak eğitim ise, daha çok su odaklı gazetecilik üzerine yoğunlaşacak. Su sorunu ile ilgili haberlerin oluşturulmasında dikkat edilecek noktalar, sıkça yapılan hatalar, temel yaklaşımlar ve insan hikâyelerinin ele alınma biçimleri konusunda gerçekleştirilecek eğitim kapsamında bir de yazım atölyesi gerçekleştirilecek.

2 tam gün sürecek olan ve Türkçe gerçekleşecek eğitim İstanbul’da düzenlenecek. Mekan kesinleşince katılımcılara bilgi verilecek.

Ayrıntılı bilgi ve kayıt için buraya tıklayınız

 

(Yeşil Gazete)

Munzur Gözeleri’nin suyu kent merkezine taşınmak isteniyor

Baraj ve Hidroelektrik Santral projeleri ile eşsiz doğası tahrip edilip, yıkımla karşı karşıya bırakılan Dersim, yeni bir proje ile tehdit altında.

Semra Turan’ın Evrensel’de çıkan haberine göre, Dersim Belediyesi’ne kayyum olarak atanan Vali Tuncay Sonel, yaptığı açıklamada il merkezinden 80 kilometre uzaklıkta bulunan Ovacık ilçesindeki Munzur Gözeleri’nden akan suyun kent merkezine taşıyacaklarını açıkladı.

Vali Sonel’in yakın zamanda başlayacaklarını belirttiği “Ovacık Gözelerden Şehrimize İçme Suyu Getirilmesi Projesi”ne kent halkı ise karşı…

Dersim doğasının bozulmaması için düzenledikleri eylemler ve yaptıkları açıklamalarla her fırsatta tepkilerini gösteren Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) Genel Başkanı Ali Haydar Benli’ye göre, Munzur suyunun kent merkezine taşınmak istenmesinin amacı sermayeye peşkeş çekmek.

Munzur Gözeleri Alevilik inancı açısından önemli bir yere sahip. 

 Proje ile ilgili kent halkı ile geniş kapsamlı toplantılar aldıklarını ve faydaları ile zararlarını masaya yatırdıklarının belirten DEDEF Başkanı Benli, uzun yıllardır yürürlüğe konulan HES ve baraj projeleri ile doğalarının talan edildiğini ve olmaya da devam ettiğini söyledi.

Benli, planlanan projelerle aynı zamanda “bölgenin insansızlaştırılmasının hedeflendiğini” de ifade etti.

“Dersim halkının değil, sermayenin çıkarına”

Bu talan ve ticarileştirme süreçlerinde yer alan projelerden bir tanesinin Munzur suyunun kent merkezine içme suyu olarak taşınma projesi olduğunu vurgulayan Benli, “Temiz suya erişme ve kullanma hakkının herkesin, bir bütün olarak doğal döngü içerisindeki varlıkların hakkı olduğu bilincini taşımaktayız. Ancak bilinmelidir ki bu projede Dersim halkının değil, sermayenin çıkarı gözetilmektedir” dedi.

“Munzur Vadisi bitirilmek isteniyor”

Dere yatağında özgürce akan Munzur suyu, kaynağından kent merkezine taşınarak ticari bir meta haline dönüştürülmek istendiği için projeye karşı olduklarını söyleyen Benli, borulara hapsedilmesi halinde Munzur su ile yaşamlarını sürdüren tüm canlıların olumsuz etkileneceğini, bazı bitki ve canlı türlerinin ise sonu olacağını ifade etti.

Benli, “Eğer engel olamazsak Munzur Suyu’nun ticarileştirilmesiyle birlikte, başka iller ve bölgelerde ‘ihtiyaç var’ denilerek ya da depolanıp diğer ülkelere de pazarlanması söz konusu olacaktır. Bizler biliyoruz ki Munzur Vadisi’nin bitirilmesi hedeflenmektedir. İnanç ve kültür merkezi olan Munzur Gözeleri’ndeki suyun direk gözeden alınıp, borulara hapsedilerek doğal yapısının yok edilmesi söz konusudur” diye belirtti.

Çözüm önerisi: Alternatif proje üretilmeli

Bu nedenlerle projeden bir an önce vazgeçilmesini istediklerini dile getiren Benli, alternatif projeler üzerinde yoğunlaşılmasını beklediklerini kaydetti.

Benli, “Projeyi yapan kurumların öncelikle merkezdeki kaynak su alternatiflerini araştırıp oradan ihtiyacı temin etmesi, aksi durumda ise Munzur’un temiz tutulup, merkezde arıtma tesisi kurulmasıyla temiz suyun halka verilmesi sağlanabilinir” diye konuştu.

“Doğamıza sahip çıkmaya devam edeceğiz” 

Projede ısrar edilmesi halinde ise, Dersim haklının da doğasına sahip çıkmaya devam edeceğini vurgulayan Benli, “Dersim halkı doğasından vazgeçmeyecektir. Çünkü kültürümüz, doğamıza olan inancımızdan gelmektedir. Dersim halkının ve bir bütün olarak doğanın doğal döngüsünü gözeterek, bu projelere karşı alternatif projeler üzerinde çalışmalar yürütüyoruz. Dersim’i yok edecek tüm projelere karşı çıkacağımızı bir kez daha belirtiyoruz” diye konuştu.

“Munzur özgür akacak!” diyenler Kadıköy’de buluştu

 

(Evrensel)

Kanal İstanbul projesi’nin ÇED bilgilendirme toplantısı 27 Mart’ta

2011 yılında açıklanan ve kamuoyunda “çılgın proje” olarak adlandırılan “Kanal İstanbul” projesinin Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) bilgilendirme toplantısı yarın (27 Mart) yapılacak.

Yurttaşlar ilk kez bakanlık yetkililerine görüş ve önerilerini sunacak.

Toplantı saat 13.30’da Arnavutköy Yeni Belediye Binası Kültür Merkezi Toplantı Salonu’nda yapılacak.

Yarın sabah Kanal İstanbul ÇED toplantısına gitmek için AKM (Atatürk Kültür Merkezi, Taksim) önünden saat 11.00’da otobüs hareket edecek.

Projenin ÇED süreci geçtiğimiz ay Çevre ve Şehircilik Bakanlığına bağlı Çevresel Etki Değerlendirmesi, İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’nce web sitesi üzerinden yayınlanan ilanla duyurulmuştu.

Kanal İstanbul’un güzergahı neresi?

Kanal İstanbul, şehrin Avrupa Yakası’nda hayata geçirilecek

Avcılar, Küçükçekmece, Arnavutköy ve Başakşehir ilçelerinden geçecek kanal 400 metre genişliğinde, 45 kilometre uzunluğunda ve 25 metre derinliğinde olacak.

Küçükçekmece Gölü ve Marmara Denizi’ni biribirinden ayıran dar boğazdan başlayacak.

Kanal, Sazlıdere Barajı ve havzasını içine alarak kuzeye uzanacak.

Sazlıbosna Köyü üzerinden Dursunköy’ün doğusuna erişen kanal, Baklalı Köyü’nü geçtikten sonra Durusu ve Terkos Gölü’nün doğusundan Karadeniz’e bağlanacak.

Kanal üzerinde 6 köprü ve yol geçişi planlandı.

Kanal projesinde 2 liman, 3 takımada, 2 yat limanı olacak.

Çıkartılan topraklar, büyük bir havalimanı ve liman yapımında kullanılacak, taşocaklarının ve kapatılan madenlerin doldurulması için yararlanılacak.

Proje nedeniyle İstanbul’un yedek su havzalarından Sazlıdere Barajı kullanımdan çıkacak.

Projenin etüt çalışması iki yıl sürecek.

İnşaatın yaklaşık 5 yıl sürmesi bekleniyor.

Projenin maliyetinin 10 milyar doların üzerinde olabileceği belirtiliyor.

Ekoloji aktivistleri projeye karşı çıkıyor

Çevre örgütleri Kanal İstanbul’un bir rant projesi olduğunu söyleyerek iptal edilmesini istiyor.

Projenin şeffaf olmadığını söyleyen Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) projeyi ekolojik bir facia olarak tanımlıyor.

Projenin başlaması halinde yaşanacak ekolojik sorunlar arasında Marmara’da 2. ve. 3. on yıllarda oksijenin tamamen tükeneceği, bakteri ve mantarların hidrojen sülfür (çürük yumurta kokusu gibi) açığa çıkacağı, Marmara Denizi’nde balıkların tükeneceği ve sahillerde oturulamaz hale gelineceği gösteriliyor.

Bilim insanları Kanal İstanbul’u değerlendirdi: ekosistemine zarar verecek, deprem riskini arttıracak

Kanal İstanbul’un ÇED süreci başladı: TEMA’dan, “İstanbul’un geleceğini etkileyecek projeler” raporu

Kanal İstanbul projesinin ekolojik sonuçları ne olacak?

10 maddede Kanal İstanbul hakkında bilmeniz gerekenler – Pelin Cengiz

Bir linç hikayesi: Kanal İstanbul

Kanal İstanbul’un güzergahını bisikletle katettiler

 

(Yeşil Gazete)

Boğaziçi Üniversitesi’nde gözaltı sayısı 15’e yükseldi

19 Mart’ta Afrin operasyonunda hayatını kaybeden askerler için Boğaziçi Üniversitesi İslam Araştırmaları Kulübü (BİSAK) öncülüğünde lokum dağıtan grubu protesto eden öğrencileri videodan tespit eden polis, dün sabah üniversitenin Kuzey Kampüsünde arama yaptı ve 3 kişiyi daha gözaltına aldı.

Toplam gözaltı sayısı 15’e yükseldi.

Hürriyet’in aktardığına göre, polis gözaltına alınan üç kişinin polisin ‘Marksist Fikir Topluluğu’ üyesi olduğunu belirtti.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, üç gün önce de aynı kapsamda 12 kişi gözaltına alınmıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan “terörist” demişti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Boğaziçi Üniversitesi’nde lokum dağıtan grubu protesto eden üniversitelilere, “O komünist, o vatan haini, terörist gençler onların masalarını dağıtıyor. O terörist gençlerle ilgili her türlü çalışmayı yapıyoruz. Bu gençlere üniversitede okuma hakkı vermeyeceğiz” diye tepki göstermişti.

Bu gelişmenin ardından barış taleplerini dile getiren öğrenciler çeşitli platformlardan hedef gösterilmişti.

Boğaziçi Üniversitesi’nde Afrin gerginliği: 8 öğrenci gözaltına alındı

 

(Sputnik News, Hürriyet)

AB ve Türkiye, Varna’da “müşterek çıkarları” masaya yatırıyor

AB ve Türkiye “müşterek çıkarları” görüşmek üzere Varna’da bir araya geliyor. Görüşmede Ankara ve Brüksel arasındaki ilişkiler gözden geçirilecek.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile AB Dönem Başkanı Bulgaristan’ın Başbakanı Boyko Borissov, AB Konseyi Başkanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker’i bir araya getirecek AB-Türkiye Liderler Toplantısı bugün Karadeniz kıyısındaki Bulgar kenti Varna’da yapılacak. Akşam yemeği formatında düzenlenecek ve Osmanlı dönemi sonrası Bulgar krallarının yaz rezidansı olarak kullandığı Evksinograd Sarayı’nda gerçekleşecek toplantıda AB-Türkiye ilişkileri gözden geçirilecek.

“Müşterek çıkarlar”

Toplantı, resmi olarak Erdoğan’ın 25 Mayıs 2017 tarihinde Brüksel’de katıldığı benzer bir toplantıda alınan “müşterek çıkar alanlarına odaklanan, her düzeyde açık diyalog oluşturulması” kararının devamı olarak gösteriliyor.

Tusk ve Juncker, Varna toplantısı için şubat ayında Erdoğan’a gönderdikleri davet mektubunda Mayıs 2017’den bu yana ulaştırma, ekonomik işbirliği, terörle mücadele, dış politika ve enerji alanlarında “yoğunlaştırılmış” diyalog yürütüldüğünü hatırlatıp bu diyaloğun devamını istedikleri mesajı vermişlerdi.

Net bir gündem yok

Varna toplantısının net bir gündemi yok, ancak AB toplantıda “karşılıklı çıkar konuları” ve “Türkiye’deki son gelişmeleri” gündeme getirmek istediğini söylüyor. Avrupa’da birçok siyasi parti, kurum ve kuruluştan gelen çağrı ve baskılar nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Türkiye’de temel hak ve özgürlükler ve hukukun üstünlüğü konularını konuşmak istiyor. Türkiye’nin Afrin operasyonu, Suriye, Rusya ile ilişkiler gibi uluslarası ve bölgesel sorunların da gündeme gelebileceği belirtiliyor. AB cephesinden gelen mesajlarda Türkiye’nin AB üyelik ve üyelik müzakereleri sürecinden kesinlikle söz edilmiyor.

Ankara da AB ile ilişkiler konusunda eskiye oranla daha gerçekçi bir yaklaşım içinde. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Varna toplantısı hakkında yaptığı açıklamada “Gerçekçi ve uygulanabilecek yeni bir yol haritası belirlenmesi” gerektiğini belirtip “Gerçekleştirebileceğimiz konularda karşılıklı adımlar atarsak belki ilişkilerin daha sağlam bir zemine oturtulmasına da katkı sağlarız” şeklinde konuştu. Ankara bu bağlamda Varna’da özellikle vize serbestisi, göç anlaşması, AB’nin bu konudaki yükümlülükleri ve Gümrük Birliği’nin güncellenmesine odaklanılmasını istiyor.

Toplantıya ev sahipliği yapacak Bulgar Başbakan Borissov, yeni bir sığınmacı krizinin ülkesine getireceği olası yük nedeniyle Türkiye ile diyaloğa olağanüstü önem veriyor. Türkiye ile düzenlenecek üst düzey bir toplantıyla iç siyasette puan toplanmanın hesaplarını da yapmakta.

AB ise Ankara ile ilişkileri üyelik ve katılım müzakereleri ekseninden yavaş yavaş kopartıp “karşılıklı çıkar” olarak adlandırdığı yeni bir yörüngeye yerleştiriyor, bunu bir gelenek haline getirip, fiilen yeni bir ilişki türü yaratıyor.

 

(DW Türkçe)

Günün güzel haberi Kaş’tan geldi: Kaş-Kalkan otobanı projesine iptal!

Antalya’nın Kaş ilçesinde arkeolojik ve doğal sit alanlarıyla tarım arazilerinden geçen 28 kilometrelik otoyol projesine karşı dava açan yöre halkını haklı bulan mahkeme, projeyi iptal etti.

Yusuf Yavuz’un Evrensel’de yer alan haberine göre Kaş ve Kalkan arasında bulunan mevcut otoyolun hemen üzerinden inşa edilmesi planlanan ve büyük tahribata neden olması beklenen bölünmüş yol projesinin doğal sit alanından geçirilmesine izin veren Koruma Kurulu kararıyla ilgili de mahkeme yürütmeyi durdurma kararı vermişti.

Antalya 2. İdare Mahkemesi, bu gelişmeyi de dikkate alarak verdiği iptal kararında, hukuka aykırı bulunan projenin yapılabilirliği kalmadığının da altını çizdi. Projeye dava açan Kaşlı sivil toplum örgütleri ve yurttaşlar, yol projesine karşı yaptıkları yürüyüş etkinliğinde öğrendikleri iptal kararını sevinçle karşıladı.

İptal kararını değerlendiren davanın avukatı Avukat Tuncay Koç, “Böylesine özel doğaya ve antik yapılara, endemik türlere sahip bir alanda yol projesinin düşünülmesi dahi yanlıştır. Karayolları Genel Müdürlüğü’nün bölgenin ihtiyaçları ve dokusunu gözetmeden sadece ‘duble yol’ yapmaya kilitlenmiş anlayışının da doğru olmadığı bu kararlarla görülmüştür. Yaşam alanlarına sahip çıkan Kaşlılar kazanmıştır” diye konuştu.

İptal haberi “Otobana hayır” yürüyüşü sırasında geldi

Türkiye’nin en önemli alternatif turizm merkezlerinden biri olan Kaş’ta büyük tepki çeken otoyol projesi, hem doğa ve tarihi dokuyu tahrip edeceği için hem de mevcut ve kullanılabilir bir yol varken büyük bir kamu kaynağı israfına neden olacağı için en başından beri tepki çekiyordu. Kaşlılar bu tepkilerini yargı yoluna başvurarak da gösterdi.

Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği başka olmak üzere Peyzaj Mimarları Odası, Kaş Çevre Platfomu ve Kaş Koruma Platformuna üye 76 yurttaş otoyol projesine karşı iki ayrın dava açtı. Bu arada otoyol projesinin etkileyeceği köylerde yaşayanların da desteğiyle yaşam alanlarını savunmak için büyük bir dayanışma örneği sergileyen Kaşlı doğa hakkı savunucuları, mahkemenin iptal kararını otoyol projesine karşı organize edilen dayanışma etkinliğinde öğrendi.

Pazar günü (25 Mart) düzenlenen Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği ile yurttaşlarının organize ettiği dayanışma yürüyüşüne yaklaşık 150 kişi katıldı. Kaş-Kalkan arasında yapılması planlanan otoyolun geçeceği güzergahın bir kısmı olan Çukurbağ köyünde gerçekleşen yürüyüş etkinliği boyunca tarım alanları, doğal ve arkeolojik sitler ziyaret edildi. Otoyol projenin tahribat yaratacağı alanlarda inceleme yapan yürüyüş grubu, mahkemenin iptal kararını da bu sırada öğrendi. Yargı kararı, Kaşlı sivil toplum örgütü temsilcileri ve davacı yurttaşlarca sevinçle karşılandı.

 

(Evrensel)

Rusya’da yangın: AVM’de bulunan 64 kişi hayatını kaybetti

Rusya’nın doğusundaki Sibirya bölgesinin Kemerovo kentinde bulunan “Zimniya Vişniya” (Kış Vişnesi) adlı alışveriş merkezinde çıkan yangında aralarında çocukların da bulunduğu 64 kişi yaşamını yitirdi.

Resmi rakamlara göre ise 21 kişi kayıp durumda.Yangının Winter Cherry isimli alışveriş merkezinin 4’ncü katında başladığı kurbanların çoğunun bu sırada sinemada bulunduğu belirtiliyor.

650’den fazla kurtarma görevlisinin müdahale ettiği yangınla ilgili sosyal medyada paylaşılan bir videoda, bazı kişilerin alevlerden kaçmak için camlardan atladığı görülüyor.

Kömür sanayi ile bilinen Kemerovo kenti Moskova’nın 3,600 km doğusunda yer alıyor. Yerel medyadaki haberlere göre, yangın AVM’nin bir sinemanın da bulunduğu eğlence katında başladı.

Kemerovo kentinin vali yardımcısı Vladimir Chernov, 13 kişinin cesedine sinema koridorlarında ulaşıldığını açıkladı. Sinema salonlarının yer aldığı bölümdeki tavanın yangın nedeniyle tamamen çöktüğü bildiriliyor.

4 kişi gözaltına alındı

Rus haber ajansı Tass, kurtarma ekiplerinin 100’ye yakın kişiyi tahliye etmeyi başardığını, 20 kişiyi ise içeriden sağ olarak çıkardığını duyurdu. Görgü tanıkları, 2013 yılında yapımı tamamlanan AVM’nin içinde bir hayvanat bahçesi bulunduğunu da belirtiyor.

Yangının çıkış nedeniyle ilgili henüz bir açıklama yapılmadı.

Yangının başladığı dükkanın kiracısı ve AVM işletme müdürünün de aralarında bulunduğu 4 kişi gözaltında.

 

(BBC Türkçe)

Masalcı İhmal Amca 105 yaşında

İhmal Amca 22 Mart 1913’de Konya’da dünyaya gelmiş, yani bugün yaşasaydı 105 yaşında olacaktı. Masalcı İhmal Amca 1987’de de Moskova’da hayata veda etti.

Çocuklar için masal tadında hikayeler yazmaya Nazım’ın önerisiyle başlamış. İlk kitabı Bulgaristan’da Türkçe olarak yayımlanan Sihirli Çiçek kitabı olmuş. Sonra sırasıyla Şeytan Uçurtması, Güneşe Vurgun Çocuk, Eşek Eşekken, Boyalı Kırlangıç ve İhmal Amca kitaplarını yazmış. 1972’de Duş adlı masalı ile Türkiye’de bir ödül almış. İhmal Amca adlı kitabı Türkiye’de Cem Yayınevi tarafından basıldı.

İhmal Amca ya da gerçek adıyla Vartan İhmalyan bir komünist. Tarihi TKP’de yer alan birçok Türkiyeli gayri müslim komünistten bir tanesi. 1933’de, henüz 20 yaşında arkadaşı Rasih Gürhan aracılığıyla Nazım’la tanışmış ve TKP’ye girmiş. Das Kapital’i İngilizce çevirisinden okumuş.

Konya’da doğan İhmalyan, ailesiyle birlikte 6 yaşında İstanbul’a gelmiş. Yoksullukla geçen bir çocukluk yaşamış. İstanbul Kadıköy Lisesi’ni bitirmiş. O yıllarda masallar yazmaya başlamış. Tezgâhtarlık, gömlekçilik, düzeltmenlik, desinatörlük vb. gibi birçok işte çalışmış. Sonra varlıklı bir aile dostunun desteğiyle Robert Koleji Yüksek Okulu’nda inşaat mühendisliği eğitimi almış. Ardından Güzel Sanatlar Akademisi’nde mimarlık eğitimi almaya başlamış. 2. Dünya Savaşı yıllarında, 1937’de mimarlık eğitimi sırasında askere alınmış. 1937-1939 arasından askerliğini Denizli- Çivril’de ‘taş kırıcısı’ olarak yapmış.

Robert Koleji’nden mezun olduğu yıl, 1944’de tutuklanıp Sirkeci’de Sansaryan Han’da yargılanmış. 1946’da tekrar Sansaryan Han’a konuk edilmiş ve 3 ay burada yatmış. Sonra yurt dışı macerası başlamış.

Ressam ağabeyi Jak İhmalyan ve Vartan İhmalyan

Eşi Sona ile birlikte Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne geçmek düşüncesiyle 1948’de Paris’e gitmiş, ancak Paris’e vardığında göçün durdurulduğunu öğrenmiş. Sekiz yıl Fransa’da yaşamak zorunda kalmış. 1956’da Türkiye Komünist Partisi tarafından Budapeşte Radyosu Türkçe bölümüne gönderilmiş. Macaristan’da karşı-devrim yapılması üzerine Çekoslovakya’ya sığınmış. Prag’da Nâzım Hikmet ile yeniden karşılaşmışlar ve dostlukları devam etmiş.

Vartan, Nazım, Jak, Sona ve Mari, Varşova, 1958

Onun aracılığı ile Varşova’ya atanmış. Varşova Radyosu Türkçe bölümün kapanınca Pekin Radyosu Türkçe servisinde çalışmak üzere Polonya’dan Çin’e gönderilmiş. Orada Nazım’ın Si-Ya-U’su ile tanışır. Çin-Sovyet anlaşmazlığı üzerine 1961’de Çin’den ayrılıp Moskova’ya gelmiş ve Moskova Radyosu Türkçe Servisi’nde çalışmış. İhmalyan’ın 1913’de Konya’da başlayan yaşam yolculuğu 1987’de Moskova’da sonlanmış.

İhmalyan’ın adını ilk kez 1985 yılında duydum. O yıl Kumkapı’da, TKP’nin 1970’li yılların ikinci yarısında kurduğu birçok halk kooperatifinden birisi olan Kumkapı Halk Tüketim Kooperatifi’nde çalışmaya başlamıştım. Son kalan 2-3 yerel kooperatiften birisiydi ve TBKP’nin kuruluşunu takip eden günlerde, 1990’lı yılların başlarında o da diğerleri gibi işlevini tamamlayarak tarihin sayfaları arasında yerini almıştı.

Orada bir başka Türkiyeli gayri müslim komünistle, Sarkis Çerkezyan’la tanışmıştım. Tüm TKP’lilerin ustasıydı. Marangozdu. SBKP’nin marangozu Halturin gibi o da TKP’nin marangozuydu. Usta ile aramızdan ayrıldığı 3 Ağustos 2009’a kadar uzun yıllar birlikte oldum. Benim için hayatımın en güzel günleriydi diyebilirim.

1980’lerin sonları Sovyet sisteminin de değişim sancılarıyla sarsıldığı günlerdi. Uzun yıllar emek verdiği partisi TKP de yer altından yasal siyasete doğru eviriliyordu. Yurt dışından geri dönüşler başlamıştı. Ustamın bu dönüşümü kabul etmesi pek de kolay olmadı. Partinin o günlerde önderliğini yapan isimler onun çocukları gibiydi. Onları da anlamaya çaba gösteriyordu ve bu dönüşümü pek gönüllü olmasa da desteklemekten geri durmuyordu.

Ayakta Aram Pehlivanyan, Dr. Hayk Açıkgöz, Jak İhmalyan

Türkiyeli Ermeni TKP’lilerin isimlerini de ilk kez ustadan duymuştum:  Aram Pehlivanyan, Barkev Şamikyan, Hayk Açıkgöz, Jak ve Vartan İhmalyan…

1989 yılıydı. Vartan İhmalyan’ın hayatı, Mete Tuncay’ın yazımıyla “Bir Yaşamın Öyküsü” başlığıyla Cem Yayınevi tarafından yayımlanmıştı. Ustayla bir hafta sonu oturup kitabı okumuştuk. Daha doğrusu ben okumuştum o da dinlemişti. Yaşarken tanışmamışlar. İhmalyan’ın TKP’ye eleştirel bakışı da ustanın pek hoşuna gitmemişti. Usta inançlı bir komünistti ve sağ olsun partinin eleştirilmesi ona bayağı uzak bir tutumdu. “Kitabı o yazmamıştır” dedi önce. “Birisi dinlemiştir, sonra oturup kendince bir derleme yazmıştır!” Kitabın tarzının dedikoduya kayan bir dili vardı ona göre ve eski partili kuşakların birbiri ardından bu tür yakıştırmalarla konuşmasının aşılamayan bir hastalık olduğundan dem vurmuştu. Sonra pek üzerinde durmadık. Uzun yıllar uğruna mücadele ettiği değerlerin birkaç yıl içerisinde yerle bir olmasının onun için ne anlama geldiğini tahmin edebiliyorum. 93 yıllık hayatını, geride bizler için paha biçilmez değerler bırakarak 3 Ağustos 2009’da tamamladı. Ustamın ruhu şad olsun.

İhmal Amca’nın masal tadında hikayeleri bugün ve daima, özellikle çocukların hayal dünyalarında ve gerçek yaşamlarında güzel duygulara, insani erdemlere yer açmaya devam ederler.

Ercüment Gürçay

 

 

 

Ekoloji örgütleri Eskişehir’de buluştu

Türkiye Ekoloji örgütleri, güç birliği çalışmaları  çerçevesinde bir araya gelerek Eskişehir’de buluştu.

Eskişehir Tepebaşı belediyesi konukseverliğinde Modernıty Hotel de 24 Mart Cumartesi günü saat 10:00 da başlayan toplantının açılış konuşmasını Eskişehir Çevre Komisyonundan Disk bölge temsilcisi Günay Ayaz yaptı. Ayaz bu çalışmaların kentlerinde yapılmasından çok mutlu olduklarını söyledi. Eskişehir Çevre komisyonu olarak kentlerinde yapılacak termik santrale karşı mücadele ettiklerini belirtti. Bizlerde örgütlerin güç birliği yapmasını çok önemsiyoruz hep birlikte doğaya yapılan zulmü durduracağız dedi. Tepebaşı belediyesinin bu anlamda çok güzel çalışmalar yaptığını söyledi.

 

Daha sonra Ege Çevre Platformu YK.üyesi Özer Akdemir bu güne kadar yapılan çalışmaları anlattı. Bergama buluşması için 11 Ekoloji örgütüne çağrı metni gönderdiklerini 43 örgütten 200 kişinin temsilci bazında katıldığını söyledi.

Eskişehir buluşmasında ortak hazırlanan  sorular çerçevesinde nasıl bir örgütlenme modeli olacağı ve içeriğinin  tartışılacağını belirtti. Bu konuda çalışma yapan örgütler sunumlarını aktaracaklar dedi.

Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç da Eskişehir’de verdikleri Ekoloji mücadelesini paylaştı.

Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç

Eskişehir’e 2 milyar dolar yatırım yapılarak büyük bir termik santral yapılacağını bunun  bölgedeki ekolojik döngüyü bozacağının dolayısıyla tarım alanlarının çok zarar göreceğini belirtti. Özellikle kadın çiftçiler başta olmak üzere  termik santrale dur demek için mücadele ettiklerini ancak Tarım Bakanlığından da destek istemelerine karşın hiçbir yardım göremediklerini belitti. Verdikleri mücadelenin doğa ve insanlık  için olduğunu bunun dışında hiçbir amaçlarının olmadığı vurguladı.

Termik santrallerin yapıldığı bölgede tüm doğal hayatın öldüğünü insan yaşamının tehlikeye girdiğini verdikleri mücadelede diğer ekoloji örgütleriyle ortaklaşarak dayanışma içerisinde olmanın önemini vurguladı.

İki gün sürecek bu buluşmaya ilgi yoğun. Ülkemizin her bölgesinden katılımcı bulunuyor. Çalışmalar ortaklaşılan sorular çerçevesinde üst çatı modeli ve içeriği konusunda fikir alışverişlerinden doğru  devam ediyor.

 

Haber: Göknur Yumuşak

(Yeşil Gazete)