Doğa MücadelesiGünün ManşetiManşet

Kanal İstanbul’un güzergahını bisikletle katettiler

İstanbul Bisiklet Rehberi’nin de yazarı olan Aydan Çelik, Kanal İstanbul’un tüm rotasını bisikletle pedalladı. Toplam uzunluğu 45.2 km, genişliği 150 metre, proje bedeli 65 milyar TL olacak projenin güzergahı da bilim insanlarının bölgede tam bir tahribata yol açacağına dair tüm itirazlarına rağmen geçtiğimiz hafta içinde açıklanmıştı.

Serkan Ocak’ın Hürriyet’teki haberine göre Aydan Çelik’in bisikletle Kanal İstanbul turuna Ocak’ın yanısıra Drone çekimleri için Sebati Karakurt ile fotoğrafçı Murat Şaka da eşlik etti.

Yol boyunca güzergahta karşılaştıkları insanların Kanal İstanbul projesine dair görüşlerini de alan dörtlü ellerinde haritalar, drone ve bisikletlerle Kanal İstanbul hattını Küçükçekmece’den Karaburun’a kadar kat etti.

Kanal İstanbul; Sazlıbosna, Baklalı, Dursunköy’le Şamlar Köyü’nün bir kısmını etkileyecek. Şamlar Köyü, 90’lı yıllarda Sazlıdere Barajı nedeniyle, yukarılarda bir bölgeye taşınmış.

Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan’a göre ilk kazmanın bu yıl vurulacağı Kanal İstanbul Projesinin nasıl bir tahribata yol açacağına dair uzmanların görüşleri şu şekilde:

Yarımburgaz Mağaraları dünyada tek

Arkeolog Prof. Dr. Mehmet Özdoğan
(Yarımburgaz Mağaraları’nda arkeolojik kazılar yaptı)
“Yarımburgaz Mağaraları dünyada tek. Tarihi 600 bin yıl ve daha eskiye gidiyor. Dünyanın başka yerlerinde de dolgular var ancak bu mağaradakiler çok iyi korunmuş durumda. İstanbul bölgesinin doğa ve çevre koşullarının değişimini gösteriyor. Üzerinde çok az çalışıldı, mutlaka yeni yöntemlerle yeniden çalışılması gerekiyor. Ben mağarayı 1986’da kazdım, son kazı ise 1991’de bitti. Film setleri de burayı mahvetti. Ancak yine de üst katlar yani Bizans tabakaları tahrip edildi, 600 bin yıl öncesinin kalıntıları hâlâ duruyor… Doğal, çok sert bir katman var.
Burada Filiboz gibi başka antik şehirler de var. Bathonea’dan daha büyük. Burası aslında eski bir fay kırığı. Asya’dan Avrupa’ya geçilen ve Akdeniz kültürlerini Karadeniz’e bağlayan anayol ve kültür açısından çok önemli. Sadece İstanbul’un değil, büyük bir coğrafyanın bilgilerini barındırıyor. Ayrıca o vadide mercan fosilleri de bulunuyor.”

Kuş göç yolu bitecek

Kuş gözlemcisi Fikret Can
(Özellikle leylekler ve göç yolları üzerine çalışıyor)
“21 milyon yıldır kullanılan, değişmesi mümkün olmayan bir otoyol gibi Türkiye’deki kuş göç yolu. Avrupa’daki kuşların göç edebileceği üç yol var; Cebelitarık Boğazı, İstanbul Boğazı ve Artvin-Macahel-Hatay hattı. Cebelitarık ve Artvin hattını kullanan kuşlar yüzde 10 bile değil. Üreyen canlıların yüzde 90’ı İstanbul göç yolunu kullanıyor çünkü büyük su kütlelerini geçemiyorlar. Yapılaşma, deniz suyu, binaların camları, trafik ve daha da önemlisi konutlar… Şu anda bile mola verecekleri yer çok kısıtlı. Bu hat tamamen insan egemenliği altına girecek. Şehir tam anlamıyla göç yolu güzergâhının iki bandına uzunlamasına yayılacak. Üç köprü, yeni havalimanı ve Kanal İstanbul bu yolu işlevsiz hale getirecek.”

Sistem bir havuz problemi gibi

Denizbilimci (oşinograf) Prof. Dr. Cemal Saydam
(Yıllarca İstanbul Boğazı’nda çalışmalar yaptı)
“Bu projeyle Karadeniz’le Marmara birleşiyor. Yani iki deniz söz konusu. Kime sorabilirsiniz denizbilimciden başka? Onlar da ‘Bu iş olmaz’ diyor. Karadeniz’le Marmara arasında yaklaşık 30 cm yükselti farkı var. Karadeniz tatlı su kaynaklarıyla beslenirken, Akdeniz buharlaşarak boşalıyor. Cebelitarık’tan da beslenmesine rağmen Akdeniz’in asıl kaynağı Karadeniz’dir. Marmara’nın ilk 25 metresi Karadeniz, altındaki ise Akdeniz suyudur. 25 metrenin altında oksijen sıfıra yakın, canlı yaşamıyor. Karadeniz; Tuna, Sakarya, Çoruh, Yeşilırmak gibi tatlı su kaynaklarıyla beslenen bir havuz. Sistem bir havuz problemi gibi. Karadeniz bu musluklardan doluyor, iki musluktan (İstanbul ve Çanakkale boğazları) boşalıyor. Bir musluk daha açılırsa sistem bozulur…”

“Kaç para verirlerse versinler topraklarımı satmam”

Bölge sakinleri de projeye dair fikirlerini şu şekilde ifade ediyor.

Şamlar Köyü’nden Mehmet Yurtsoy, “Toprağımızın bir kısmı daha önceden baraj nedeniyle kamulaştırıldı. Köy giderse sokakta kalırım; biz apartman insanı değiliz, yaşayamayız.” derken Sazlıbosna Köyü’nden Muzaffer Özdemir “Kaç para verirlerse versinler topraklarımı satmam… Baraj zaten mahvetti bizi. Hayvanlarım vardı; çiftlik bitti, hayvanlar gitti…” diyerek Kanal İstanbul’a karşı olduklarını ifade ediyor.

Dedeleri 200 yıl önce Şamlar Köyü’nr köye gelen Mehmet Yurtsoy’un toprağının bir kısmı önceden baraj nedeniyle kamulaştırılmış. Dedelerinden miras bu toprakların çocuklarına, torunlarına geçmesi, en büyük arzusu.

Aynı köyden Hüseyin Demirezen de “20-30 dönüm yerimiz var. Burada değişim, büyüme istemiyorum. Parası önemli değil” diyor.

Haydar Pektaş ise elinde köyün 1530’lardan kalma belgesi bulunduğunu belirterek giriyor söze: “Dedemin dedesi mutasarrıfmış. Yunanistan’dan gelmişler. Zaten sualtında kalmayan üç-beş parça yerimiz var. Şimdi de onu alırlar.”

 

(Hürriyet)