Ana Sayfa Blog Sayfa 2844

Erken seçim önergesi TBMM Genel Kurulunda

Türkiye’de MHP ve AKP’nin sunduğu ortak erken seçim önergesi MEclis Anayasa Komisyonu’nda kabul edilmesinin ardından bugün (20 Nisan Cuma) TBMM Genel Kurulu’nda görüşülecek.

Türkiye’de AKP ve MHP’nin, Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili genel seçiminin 24 Haziran 2018’de yapılmasına ilişkin ortak seçim önergesi Meclis Anayasa Komisyonu’nda kabul edilmesinin ardından bugün TBMM’de görüşülecek. Önergenin, bugün TSİ 14:00’te Meclis Genel Kurulu’nda oylanması bekleniyor.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre, önergede şu ifadeler yer aldı: “Nitekim 16 Nisan 2017’de yapılan halkoylamasına giden süreçte milletimizin önümüzde açtığı yol, bu şekilde kesinlik ve kararlılık kazanmıştır. Bölgemizde yaşanan tarihi önemdeki hadiseler, AB ile ilişkilerimiz, küresel süreçler, Türkiye’nin halk oylamasında verdiği karar doğrultusunda belirsizliklerin aşılarak bir an önce Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesini zorunlu kılmıştır.”

Türkiye’de erken seçimin 24 Haziran tarihinde yapılabilmesi için önergenin Meclis’te kabul edilmesi gerekiyor. TBMM’de toplam 539 milletvekil bulunuyor, ancak önergenin kabul edilebilmesi için olağan koşullar altında 550 olan milletveikili sayısının yarısının bir fazlası, yani 276 milletvekilinin onay vermesi şartı aranıyor.

Önergeyi sunan AKP ve MHP’nin toplam milletvekili sayısı, erken seçim kararının alınması için yeterli durumda. AKP ile MHP’nin Meclis’teki toplam sandalye sayısı 352. Önergenin Meclis Genel Kurulu’nda kabul edilmesi halinde Cumartesi günü Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçim takvimini açıklaması bekleniyor.

AKP ve MHP’nin ortak erken seçim teklifi Perşembe günü Meclis Anayasa Komisyonu’nda kabul edilmişti. HDP, Osman Baydemir ve Selma Irmak’ın vekilliklerinin düşürülmesini protesto etmek üzere toplantıyı terk ederken, teklif CHP’nin de desteğiyle oy birliği ile kabul edildi.

 

(DW Türkçe)

Sokak yine korkuttu: Sinop’ta Çernobil Mitingi 32.yılında ilk kez yasak!

Siyasi iktidarın  Mersin /Akkuyu’da kurmayı planladığı nükleer santral için 16 gün önce şatafatlı ama uzaktan gerçekleştirdiği temel atma töreni nedeniyle bu projenin gerçekleşmesi ihtimali karşısında duyulan endişelerin yarattığı kaos henüz durulmuştu ki sivil toplum yeni bir engellemeyle daha karşılaştı.

Bu seneki sloganı “Balkona değil Sokağa çık!” olan mitinge özellikle Akkuyu ve Sinop Nükleer santral projelerini gerçekleştirmek amacıyla başvurulan haksız ve hukuksuz uygulamaların kamuoyu üzerindeki olumsuz tesiri, karşılaşılan baskı, söz ve ifade hakkının engellenmesi gibi nedenlerle yoğun katılım bekleniyordu. Nitekim  6 şubat 2018 tarihinde  Sinop halkının  kentlerine kurulması planlanan nükleer santrale dair ilk kez resmi ağızlardan bilgi alma imkanı  olacağı düşünülen Sinop Çevre Etki Değerlendirme (ÇED) Halkın Katılımı Toplantısı , halkın hatta yandaş olmayan basının dahi katılmasının engellendiği bir toplantı olarak planlanmış ve öyle de yapılmıştı.

Çernobil Mitingi ağlamak kadar haktır!

Oysa 26 Nisan 1986 tarihinde meydana gelen Avrupa’da bugün dahil  on yıllar boyunca 700 milyon insanın  yaşamına olumsuz etki eden  yoğun olarak Ukrayna,Belarus ve Rusya’da hissedilmiş olan ve Türkiye’de de  onarılması güç anılar ve izler bırakması nedeniyle Çernobil Nükleer Felaketi’nin etkisi hep hissedilir ve  Sinop’ta Çernobil Anması’nın  her yıl planlanlanması bir ihtiyaç olduğu kadar da haktır. Nitekim her yıl   Sinop Nükleer Karşıtı Platform’un liderliğinde düzenlenen  organizasyonuna  destek verilir, katılım gösterilir.

Mitinge ilk kez yasak!

Çernobil Anması diğer şehirlerde de yapılmakta ise nükleer santral palnları olan  şehirlerin önü normalde  bu konuda daha açıktır. Sorunu yüreklerinde hisseden geniş kitlelere ulaşmak mümkündür. Fakat bu yıl Türkiye’nin dört bir yanından Sinop’a akacak olan  onbinlerin katılacağı Çernobil Felaketi’ni Anma Yıldönümü etkinliği ve  haftalar önce Valilikten izni alınmış olmasına rağmen mitinge üç gün kala  İç İşleri Bakanlığı tarafından   iptal edildi.  Böylece 1990’larda  nükleer  felaketin etkileri anlaşılıp  akabinde Sinop’ta nükleer santral kurulması tartışmaya açılınca  2006 yılı itibariyle her yıl  diğer illerden katılım sağlanarak sorunsuz gerçekleştirilen Sinop’ta Çernobil Anma  Mitingi ilk kez  yasaklanmış oldu.

Daha önce Çernobil  tasfiye memurlarının, Japonya’dan aktivistlerin halkla buluştuğu  mitingde bu yıl  da Fukuşima Nükleer Felaketi’nden bir  tanıklığın paylaşımına da yer verilecekti. İlginç  olan diğer bir konu  ise mitingin iptaliyle beraber Fukuşima tanığının   bir gün önce  katılacağı panelin de iptal edilmesi oldu.

Şüphesiz Sinop Nükleer Santrali’nin yapım maliyetinin arttığına dair  Japonya tarafından  yapılan açıklamalar; Sinop’taki sivil toplum örgütlerinin başarılı örgütlü  mücadelesi; Samsun Elektrik Mühendisleri  tarafından hazırlanan  bir sergi ile Sinop’taki nükleer santralin sebep olacağı çevresel tahribatın çarpıcı şekilde gözler önüne serilmesi ; Çernobil ile Fukuşima Nükleer Felaketi’ne  dair tanıklıkların halkla buluşması; bilgi paylaşımı, sivil toplumun baskı karşısından gösterdiği dayanışma  refleksi bu yasaklamada biraz etkili oldu. Özellikle planlanan erken seçim öncesinde  toplumun sesi ve akıllarda kalacak görüntüsü bastırılmak istenmiştir.

Bu gelişmeler bağlamında 19 Nisan günü Sinop NKP Yürütmesi ve Miting Tertip Komitesi  adına Sinop NKP Dönem Sözcüsü Kayhan Konukçu tarafından yapılan yazılı açıklamayla mitingin iptal edildiği şöyle açıklandı:

Sinop NKP olarak Çernobil Felaketinin 32. ve Fukuşima’nın 7. Yılı nedeniyle
22 Nisan 2018 pazar günü için planladığımız;“Sinop Nükleer Santral İstemiyor” konulu mitingimiz İç işleri Bakanlığı talimatıyla yasaklanmıştır. Buna bağlı olarak 21 Nisan 2018 Cumartesi günü yapmayı planladığımız; “Çernobil’den Fukuşima’ya Nükleer Santraller Gerçeği” konulu panelimiz de yasaklanmıştır”

NKP’lerden Eş zamanlı basın Açıklamaları 

Mitingin yasaklanmasına  mukabil 22 Nisan 2018 günü saat 13.00’da Sinop Nükleer Karşıtı Platform olarak kitlesel katılımlı bir basın açıklaması ve söyleşi gerçekleştirileceği bildirilerek diğer yerel örgütlere de  eş zamanlı basın açıklaması yapmaları yönünde çağrıda bulunuldu.

Istanbul’da 22 Nisan 13:00 Beşiktaş Kartal Heykeli önünde

Sinop’taki Çernobil Mitingine katılmak için hazırlıklarını yürüten İstanbul NKP bileşenlerine danışmak suretiyle Istanbul Beşiktaş’ta Saat 13:00’da  çarşı içindeki Kartal Heykeli önünde bir basın açıklaması yapacağını açıkladı.

İstanbul NKP’den Sinop NKP ile eş zamanlı basın açıklamasının detayları

Bir kez daha net biçimde görüldüğü üzere siyasi iktidar OHAL koşullarını kendi üzerinde baskı oluşmayacak şekilde araçsallaştırmakta, tayin ettiği kararlara istinaden aykırı seslerin çıkmasına da bir o kadar tahammülsüz görünmektedir. Çernobil gibi Dünyaya kan kusturmuş bir nükleer felaketin anması üzerinden ülke sınırları içinde kurmayı planladığı nükleer santrallere dair olumsuz fikirlerin biriktirilmesine ve sözlerle sokakalara dökülmesine seyirci kalamayan siyasi iktidar ancak  gerçek bir seçime kadar bu şekilde idare edebilir.

 

Haber: Pınar Demircan 

 

 

 

Berlin’de iklim değişikliği ve yenilenebilir enerji tartışıldı

Doksan ülkeden bakanlar, şirket yöneticileri ve sivil toplum temsilcileri Berlin’de düzenlenen Uluslararası Enerjide Dönüşüm Diyaloğu konferansında buluştu.

Konferansta Paris İklim Anlaşması’nın öngördüğü 2030 yılı hedefleri masaya yatırıldı.

Dördüncüsü gerçekleşen konferansın açılış konuşmasını yapan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, uluslararası işbirliğinin şart olduğunu, “küresel sorunlara ancak küresel stratejilerle yanıt verilebileceğini” söyledi.

Maas’ın dikkat çektiği konulardan biri de iklim değişikliğinin, göçlere, yeni güvenlik sorunlarına yol açabilecek olmasıydı.

Maas, “İklimin güvenlikle etkileşimi uluslararası gündemin öncelikleri arasında yer almalı, barış ve güvenliğe fiili tehdit oluşturmadan önlem alınmalı, bu bizim açımızdan önleyici dış politikanın bir parçası” şeklinde konuştu.

Bugün elektriğin yüzde 36’sı yenilenebilir enerjiden karşılanıyor”

Alman Ekonomi ve Enerji Bakanı Peter Altmaier, yenilenebilir enerjiye ağırlık vererek çevreye çok daha az zarar verileceğini vurguladı, enerjide dönüşümün ancak uzun vadeli planlamalarla gerçekleştirilebileceğine dikkat çekti.

Almanya’nın bu alanda yıllar önce başlattığı çalışmaları “ulusal ekonomiye açık kalp ameliyatı” olarak nitelendiren Altmaier, bu sayede bugün elektriğin yüzde 36’sının yenilenebilir enerjiden karşılandığını aktardı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak

“Türkiye sadece enerji alanında yılda 44 milyar dolarlık ithalat yapıyor”

Konferansta konuşan Türkiye Enerji Bakanı Berat Albayrak da yenilenebilir enerji alanındaki gelişmeleri değerlendirdi.

Türkiye’nin son iki yılda enerji politikalarında, arz güvenliği, yerlileştirme ve enerji verimliliği üzerine inşa edilmiş yeni bir stratejik planlamaya yöneldiğini anlatan Albayrak, “Türkiye sadece enerji alanında yılda 44 milyar dolarlık ithalat yapan bir ülke, petrolün ve doğalgazın yüzde 95’ini ithal eden bir ülke olarak özellikle yenilenebilir enerji konusunda önemli adımlar atmayı hedef benimsedik” diye konuştu.

Türk enerji bakanı, büyük siyasi ve ekonomik bir dönüşümden geçen dünyanın büyük sınamalar ve tehditlerle karşı karşıya olunduğuna dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu meydan okumalar, tehditler ve sınamalar çok daha büyük fırsatlara gebe, yeter ki yeni ekosistemin içerisinde, Doğu-Batı ekonomisinin, tüketiminin büyümesinin ayrıştığı bir dönemde, kazan kazan modeline dayalı doğru bir sinerji oluşturacak, rasyonel, akılcı bir stratejik planlama ortaya koyabilelim.”

Enerji sektöründeki değişim sürecine adapte olmanın büyük önem taşıdığına dikkat çeken Albayrak, bugün dünyada 1 milyardan fazla insanın elektrikten faydalanamadığını ifade etti. Albayrak, Türkiye’nin Avrupa’ya kaynak çeşitliliği ve enerji arz güvenliği noktasında güvenli bir liman, istikrarlı ve önemli bir partner olmaya devam edeceğini de sözlerine ekledi.

 

(Deutsche Welle Türkçe)

Hewsel Koruma Platformu: DSİ’nin projesi sırf nehrin değil tüm Dicle Vadisi’nin ölüm fermanıdır!

Hewsel Koruma Platformu, bugün (19 Nisan Perşembe) 12:00’de Mimarlar Odası Diyarbakır Şubesi’nde gerçekleştirdiği basın toplantısında Hevsel Bahçelerine dair Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından başlatılan projenin doğal çevreye vermesi muhtemel zararları açıkladı.

“Yaklaşık 700 ailenin tarım yaptığı ve 700 hektarlık bir alana sahip olan Hevsel bahçeleri geçmişte Diyarbakır’ın sebze ve meyve ihtiyacını karşılamaktaydı. Ancak ne hazindir ki 2002 yıllarından sonra uygulanan yanlış politikalar sonucu nehir yatağının hoyratça kullanılması ve bunu mevcut devlet kurumlarının duhulü ile yapmaları şu an nehir yatağının bozulmasına suyun akışının durmasına nehir içerisindeki faunanın yok olmasına etrafındaki floranın da kaybolmasına sebebiyet vermiştir” denilen ve plarform adına Necdet Sezgin’in okuduğu açıklamanın tam metni ise şu şekilde:

“Hewsel’e Dokunma

Kadim Diyarbakır şehri, Dicle Vadisine tepeden bakan kalesi ve Hevsel Bahçeleri ile yukarı Mezopotamya’nın bereketli yayının kutup yıldızıdır. Onlarca medeniyete beşiklik etmiş 7 bin yıllık sürekli bir yaşam geçmişi ile halkların ortak hafızalarının mirasıdır. Diyarbakır şehri var olduğundan beri bu kadim şehir periferinde tarımsal alanlar ile Dicle nehri, Hevsel Bahçeleri, Diyarbakır surları ve içerisinde yaşayanlar ile birlikte dünyada eşi ve benzeri bulunmayan bu ortamda doğal simbiyotik bir yaşam kurmuştur. O dönemlere bakıldığında nehirden faydalanan ahali nehrin doğal yapısını korumakla birlikte nehre olan minnettarlıklarını şarkılarda şiirlerde dillendirilerek taltif etmiş ve aynı zamanda doğallığını da koruyarak gönümüze kadar bu mirası ulaştırmışlar. Günümüzde de hala bu işlevi yaşanan tüm olumsuzluklara rağmen yanındaki tarihsel ve kültürel alanları ile insanlığın ilham kaynağıdır.

Yaklaşık 700 ailenin tarım yaptığı ve 700 hektarlık bir alana sahip olan Hevsel bahçeleri geçmişte Diyarbakır’ın sebze ve meyve ihtiyacını karşılamaktaydı. Ancak ne hazindir ki 2002 yıllarından sonra uygulanan yanlış politikalar sonucu nehir yatağının hoyratça kullanılması ve bunu mevcut devlet kurumlarının duhulü ile yapmaları şu an nehir yatağının bozulmasına suyun akışının durmasına nehir içerisindeki faunanın yok olmasına etrafındaki floranın da kaybolmasına sebebiyet vermiştir.

Son günlerde DSİ tarafından Nehri yatağında yapılan çalışmalar manidardır. DSİ tarafından Dicle Nehri’nin 21 kilometrelik bölümünde yapılan sözde ıslah çalışması ilk birinci etabı 5 kilometrelik bir alanda nehir yatağı temizleme çalışması, kıyı bölümlerde setler yapılarak taşkınlara karşı önlem alınması düşünülmüş. 1. etapta yapılan çalışmalar genel anlamda nehir içerisindeki oluşan adacıkların kaldırılarak yatak temizliği yapılarak sağ sahil ve sol sahillerde ise taş tahkimatları yapılması düşünülüyor. Nehrin içerisinde de set yani bent yapılarak suyun önü kapatılmak suretiyle yükseltilmesi sağlanacak ve bu suretle yapılacak tesislere altlık oluşturmayı bakanlık öngörmektedir.

Dolayısı ile tesisler gibi yapıların yapılması için bu projenin altlık olarak kullanılacağı DSİ tarafından resmi bir şekilde ifade edilmiştir. (Taş tahkimatının yapılması doğallığında her ne kadar park ve bahçeler olarak dillendirilirse de aslında tesis yapma ile ilgili durumun öne çıktığı bilinmektedir.) Nehir yatağını temizleme, taş tahkimatı, tesisler ve çevre peyzaj çalışmaları olarak özetlenmektedir.  Bu temizliğin sadece bu alanda yapılması ve Dicle nehrinde kaynağa doğru herhangi bir işlemin şuanda yapılmayacağı anlaşılmaktadır.  Buradan da anlaşılacağı üzerine kum ocakları ve diğer benzeri alan tahribatına yol açan bataklıkların oluşmasına neden olan nehrin yatak değişikliklerine sebebiyet veren fiziki faktörlerin ortadan kaldırılmayacağı, mevcut durumun devamlılığının korunacağı anlaşılmaktadır. Yine nehirde yapılan çalışmalara dair hidrostatik hesapların yapılmadığı görülmekte ve taşkın hesapları ile basit çözümlere gidildiği anlaşılmaktadır.

Hevsel, Dünya Kültür Mirası olarak tescillenmiştir

2015 Temmuz ayında 39’uncu Dünya Miras Komitesi Toplantısı’nda hem Tarihi Diyarbakır Surları hem de Hevsel Bahçeleri ”Dünya Kültür Mirası” olarak tescillenmiştir.  Dicle Vadisi ve Hevsel bahçeleri biyoçeşitlilik açısından ve kuşların göç yollu olması itibari ile de önemli bir ekosistemdir.

Dicle Vadisi ve Hevsel Bahçeleri, UNESCO sonrası artan cezbediciliği ile merkezi idareler tarafından bir rant alanına dönüştürülmek istenmektedir. Ve Dicle’nin düzenli ve estetik görünüme kavuşturmak için adına ıslah denilen proje” ile on binlerce yıldır akış yatağı ile oluşan doğal su havzası ve ekosistemin yok edilmesinden başka bir çaba değildir. Milyonlarca yıldır oluşagelen bir doğal şaheser insan eliyle ne kadar ”ıslah” edilebilecek. Tarih kimlerin ıslah edilmeye muhtaç olduğunu gösterecek ama maalesef geç olacaktır.  Çünkü suyun kendi hidrostatiği vardır ve kendi mecrasında devam edeceğini tahayyül edemiyorlar.

Bu proje ile Dicle’nin 500-1000 metre genişliliğindeki taşkın yatağı 150 metrelik bir kanala hapsedilmekte ve sonraki rantsal işlere altlık hazırladıklarını da itiraf etmektedirler. Dünyada böylesine bir tahripkâr projenin benzerine rastlanılmamıştır. Kent içinde kalmış su sitemlerinde ıslah yapılabilir. Dicle, yapılan tahribatlara direnen ve kendini onaran doğal mecrasında akan kadim bir akıştır. Anacak bilimsel ve ekolojik bir yaklaşımla uyumsal bir onarıma tabi tutulabilir.

Proje Dicle’nin değil, Dicle vadisinin ölüm fermanı niteliğindedir

Basın açıklamasını Hewsel Koruma Platformu adına Necdet Sezgin okudu

Rio Dünya Çevre Konferansı‘nda, doğal kaynakların tüketilmeden gelecek kuşaklar için muhafaza edilmesi dünya ekonomisinin ana amacı haline getirilmiştir.

Yine Ramsar Sözleşmesini esas alan sulak alanların korunması yönetmenliği de bütün sulak alanların korunmasını esas almaktadır.

Bu sözleşmelerde, sulak alanda, su biriktirilmesi, canlıların yuvalarının bozulması, ağaç ve sazların kesilmesi ilgili sıkı tedbirler alınmıştır. Gerek ulusal gerekse uluslararası sözleşmeler doğal yapıların korunmasını esas alırken bunları göz ardı eden bir pervazsızlıkla yaşam alanlarının yok edilmesi kabul edilebilir değildir. Bilim dışı yollarla kent sakinlerine danışılmadan yapılmasına başlanan bu garabet projenin mimarları gelecek kuşaklara hesap veremeyeceklerdir.  Projeyi takdim edenler çok büyük yanıltmalarla ve parlatmalarla projeyi olduğundan farklı gösterme çabaları ıslaha gerekçe yapılmıştır. Zira Dicle’nin değil, Dicle vadisinin ölüm fermanı niteliğindeki bu proje aslında tüm yukarıda zikredilen nedenlerden dolayı çözüm yerine her zamanki gibi rant alanı olarak görülmektedir. Bilimsel teknik açıdan bakıldığında çözümün bu olmadığı olamayacağı kesindir.

Dicle nehrinin resmiyette nehir olarak görülmediğini biliyoruz. Bu yüzden de tüm bu olumsuzlukların ortaya çıktığını da biliyoruz. Halen Dicle nehrinin resmi statüsüne niye kazandırılmadığını bundaki ısrarın ne olduğunu da biliyoruz. Gerçekten samimi bir şekilde bir şeyler yapılacaksa ilk olarak Dicle nehrinin nehir statüsüne kazandırılmalıdır. Bazı projelere altlık teşkil edecekse nehrin resmi bir şekilde statüsünü vererek proje hazırlanmalıdır. STK’lar olarak bunun takipçisi olacağımızı ve kamuoyunun duyarlılığını bu minvalde olduğunu bildirerek Dicle Nehrinin hakkı olan statüsünün kazandırılması için mücadele edeceğimizi rant alanlarının oluşturulmasına karşı çıktığımızı burada yaşayanlar olarak bir tarihi vebal olarak görevimizin olduğu bilinci ile mücadelemize devam edeceğimizi kamuoyuna ilan ediyoruz.

Hevsel Koruma Platformu

 

(Yeşil Gazete)

Büyüknohutçu çifti cinayetine yeniden soruşturma kararı

Antalya’nın Finike ilçesinde yaşayan ve sedir ağacı ormanlarını korumak için bölgedeki taş ocaklarına karşı verdikleri mücadeleyle bilinen Ali Ulvi Büyüknohutçu ve Aysin Büyüknohutçu Kızılcık Yaylası’ndaki dağ evlerinde 9 Mayıs 2017’de öldürülmüştü.

Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi’nde 17 Nisan’da görülen üçüncü duruşmaya tutuksuz sanık Fatma Yamuç ile taraf avukatları katıldı.

Son sözü sorulan Fatma Yamuç, “Benim tek suçum, eşimin böyle bir olaya karışmış olmasıdır. Mahkemeye bildiğim her şeyi anlattım. Bu olayla ilgili herhangi bir suçum yoktur, beraatimi talep ediyorum” dedi.

Mahkemeden Finike Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu

Fatma Yamuç, ‘kasten öldürme’ ve ‘birden fazla kişiye karşı gece vakti konutta silahla yağma’ suçundan beraat etti.

Fatma Yamuç hakkında ‘suç delillerini yok etme, gizleme ve değiştirme suçundan’ savcılığa suç duyurusunda bulunulmasına karar verildi.

Mahkeme ayrıca, görgü tanıklarının, Ali Yamuç’un cinayetten önce maden ocağı sahibi olduğu iddia edilen kişiye ait siyah ciple dolaştığı ve bu kişiyle görüştüğü, bundan dolayı olayda azmettirilmiş olabileceğine yönelik ifadeleri üzerine, adı geçen kişi hakkında suç duyurusunda bulunulmasına hükmetti.

Şüpheli intihar

Cinayetle ilgili katil zanlısı Ali Yamuç ve bir hafta sonra da eşi Fatma Yamuç tutuklandı.

Bir süre önce katil zanlısı Ali Yamuç cezaevinde intihar etti.

Cinayet davasının geçen ay yapılan ikinci duruşmasında ise Ali Yamuç’un tutuklu eşi Fatma Yamuç, adli kontrol şartıyla tahliye edilmişti.

Mahkemenin kararı hakkında bilgi veren müdahil avukat Tuncay Koç, “Dava kapanmamıştır. Çok daha etkili bir soruşturmayla azmettiricilerin, hatta cinayette Ali Yamuç’dan başka birilerinin daha bulunması şüphesi karşısında failler mahkeme karşısına çıkmalıdır” dedi.

 

(Korsan Gazete)

163 kadın ve LGBTİ örgütünden “cinsel istismar tasarısı geri çekilsin” çağrısı

Hükümetin çocuklara yönelik cinsel istismara karşı almayı planladığı ve gündeme geldiği günden bu yana tartışma yaratan kimyasal hadım uygulamasını da içeren ‘cinsel istismar düzenlemesi geçtiğimiz günlerde TBMM’ye sunulmuştu.

163 kadın ve LGBTİ örgütü bu tasarıya hazırladıkları ortak metin ile tepki gösterdi.

Açıklamada “Bu tasarı ivedilikle geri çekilmelidir” denilerek tasarının içerdiği maddeler hakkında değerlendirmelerde bulunuldu.

Örgütler, sorunla gerçekçi mücadele için cezaların arttırılmasını değil “önleme ve koruma felsefesini merkezine alan hak temelli ve bütüncül bir çocuk koruma politikası hayata geçirilmesini” talep etti.

163 örgütün hazırladığı ortak metinde, tasarı ile ilgili dikkat çeken ayrıntılar şöyle sıralandı:

  • Cinsel istismar ile mücadele ancak çocuğu merkeze alan politikaların yasalarla desteklenmesiyle mümkündür.
  • Tasarı çocukların haklarını merkeze koymak yerine çocuk istismarı vakalarının artması ve görünürlük kazanmasıyla ortaya çıkan tepkileri bastırmak için ilgili tarafların görüşü alınmadan özensizce hazırlanmıştır.
  • Tasarı sorunları çözmeyeceği gibi, yeni sorunları da beraberinde getirecektir.
  • Aşırı derecede artırılmış cezalar çözüm değildir. 40 yıl, 50 yıl gibi cezalar, birçok durumda idam cezası niteliği taşır; koğuş ve sokak linçlerini besler, saldırganları kışkırtır ve ‘tecavüz edip, suç delilini ortadan kaldırmak amaçlı’ cinayetlere neden olur, suçu ihbar yerine alternatif çözüm arayışlarına iter.
  • Tasarıda, failin de çocuk olduğu hallere ilişkin ise hiçbir düzenleme bulunmuyor. Aşırı derecede ağırlaştırılmış cezalar, failin çocuk ve ergen olduğu durumlarda büyük adaletsizliklere ve yeni toplumsal sorunlara yol açacaktır.
  • Suçluyu kişinin onayı olmaksızın tıbbi uygulamalarla (hadım cezası gibi) cezalandırmaya çalışmak insan haklarına aykırıdır. Kısas, linç gibi çağdışı cezalandırma yöntemlerinin önünü açacak tehlikeli bir adımdır.
  • Yayın yasağı ‘çocuğun üstün yararını gözetme’ iddiasında olsa da, çocuk istismarının tamamen karartılması riskini de beraberinde getirmektedir. Toplumun haber alma ve doğru bilgilenme hakkını ihlal eden bu düzenleme, toplumun konuya ilişkin duyarlılığına da sekte vurma, sansür ve otosansür uygulamalarını genişletme riski taşıyor.

Bu tasarıya karşı ortak talepler şöyle sıralandı:

  • Çocukla ilgili suç-ceza yaklaşımını dengeli kılmanın yanı sıra önleme ve koruma felsefesini merkezine alan hak temelli ve bütüncül bir çocuk koruma politikası hayata geçirilmeli.
  • Çocuk cinsel istismarında zamanaşımı sorununa çözüm bulunmalı, çocuğun beyanının hukuki değeri güçlendirilmeli.
  • Cezaların yeniden belirlenmesi ve kurumsal mekanizmaların oluşturulması konusunda uluslararası sözleşmeler ve iyi uygulama örnekleri oluşturan ülkelerin deneyimleri göz önüne alınmalı.
  • Cinsel istismar suçuna maruz bırakılan çocukları korumak için içinde bulundukları duruma uygun sosyo-psikolojik yardım ve destek mekanizmaları oluşturulmalı.
  • İstanbul Sözleşmesi’nde de yer alan Tecavüz Kriz Merkezleri, Cinsel Şiddet Başvuru Merkezleri modelini geliştirmeli ve hayata geçirmeli.
  • Cinsel dokunulmazlığa karşı suçların toplumsal ve hukuki meşruiyet zeminini oluşturan çocuk yaşta ve zorla evlendirmeleri önleyecek ve tüm sorumlular hakkında caydırıcı cezalar getirecek yasal düzenlemeler yapılmalı.
  • Failin çocuk olduğu hallere ilişkin ayrı bir düzenleme yapılmalı. Failin çocuk olması halinde, eylem; fiil, cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir şekilde gerçekleştirilmemişse, failin cezalandırılması yerine onarıcı adalet ilkeleri uygulanmalı.
  • İki çocuğun ‘akran’ kabul edilebilmesi için aralarındaki yaş farkı üçten fazla olmamalı. Akran cinselliği suçtan ayırt edilerek tanınmalı.
  • Kadınların ve çocukların şiddete maruz kaldıklarında başvuracakları merkezler yaygınlaştırılmalı. İstismarı fark eden kişilerin ve meslek uzmanlarının bildirimde bulunmasının önündeki engeller tespit edilmeli ve bunların kaldırılmasına yönelik çalışmalar yapılmalı. Cinsel istismara karşı koruyucu-önleyici kapsamlı cinsel sağlık ve toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi başta tüm çocuklar olmak üzere herkes için erişilebilir hale gelmeli.

İmza atan kurumlar ise şöyle:

17+ Alevi Kadınlar
Adıyaman Anadolu İş Kadınları Derneği
AKDAM – Adana Kadın Dayanışma Merkezi
Anafatma Kadın Danışma Derneği
Antalya Kadın Danışma Merkezi ve Dayanışma Derneği
Antalya Kadın Platformu
Atakent Mahallesi Kadın Meclisi
Avrupa Kadın Lobisi – Türkiye Koordinasyonu
Aydın Kadın Efeler Derneği
Ayvalık Bağımsız Kadın İnisiyatifi
Bağlar Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele, İletişim, Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi
Bakırköy Kadın Dayanışması
Başkent Kadın Platformu Derneği
Bayan Yanı
Beden Olumlama Hareketi
BEKEV – Buca Evka-1 Kadın Dayanışma Evi Derneği
Bodrum Kadın Dayanışma Derneği
BORKAD – Bornova Kadın Dayanışma Derneği Girişimi
Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği
Çağdaş Kadın ve Gençlik Vakfı
ÇEKEV – İzmir Çiğili Evka 2 Kadın Kültür Evi Derneği
Çekim Yapan Kadınlar
Çukurova Adana Bahai Kadın Toplumu
ÇYDD Çukurova Şubesi
Defne Kadın Emeği Derneği
Demir Leblebi Fanzin
Demir Leblebi Kadın Derneği
Demokratik Kadın Hareketi
Deniz Yıldızı Kadın Dayanışma Derneği
DİKAD – Diyarbakır İş Kadınları Derneği
Dikili Kadın Platformu
DİSK Basın-İş’li Kadınlar
Diyarbakır Barosu Kadın Hakları Danışma ve Uygulama Merkezi
Ekmek ve Gül
EKDAV – Ege Kadın Dayanışma Vakfı
ELDER -Çanakkale Kadın El Emeğini Değerlendirme Derneği ve Kadın Danışma Merkezi
Engelli Kadın Derneği
Erciş Kadınları Koruma ve Danışma Derneği
Erktolia
Erzincan Katre Kadın Oluşumu
Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği
Eşitlik Koalisyonu
Eşit Haklar İçin İzleme Derneği
Eşit Yaşam Derneği
EŞİTİZ – Eşitlik İzleme Kadın Grubu
EVKAD – Adana
Ev Eksenli Çalışan Kadınlar Çalışma Grubu
Ev Eksenli Çalışan Emek Sensin Kadın Derneği
FeminAmfi
FeminArt
Feminist Çukurova
Feminist Kadın Çevresi
Fethiye Kadın Danışma Dayanışma Derneği
Filmmor Kadın Kooperatifi
Foça Barış Kadınları
GEN-DER Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları Kolektifi
GİRKADE- Girişimci Kadın Derneği
Göztepe Dayanışması L’animo Kadın Grubu
Gülsuyu Gülensu Kadın Dayanışma Evi
Hacettepe Üniversitesi Kadın Çalışmaları
Halkevci Kadınlar
HDK Kadın Meclisleri
Hêvî Lgbti Derneği
İHD İstanbul Şubesi Kadın Komisyonu
İlerici Kadınlar Meclisi
İmece Ev İşçileri Sendikası
İKAM – İstanbul Kadın Araştırma Merkezi
İRİS Eşitlik Gözlemevi
İskenderun Kadın Platformu
İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği
İstanbul Lgbti+
İŞKAD – Adana İş Kadınları Derneği
İzmir Amargi
İzmir Ev Kadınları Turistik El Sanatları Derneği
İzmir Kadın Dayanışma Derneği
İzmir Kadın Kuruluşları Birliği
İzmir Kadın Platformu
Jineoloji Dergisi
KADAV – Kadınlarla Dayanışma Vakfı
Ka.Der Ankara
Kadın Adayları Destekleme Derneği
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu
Kadın Cinayetlerine Karşı Acil Önlem Grubu
Kadın Dayanışma Vakfı
Kadın Emeğini Değerlendirme Vakfı
Kadın Meclisleri
Kadın Özgürlük Meclisi
Kadına Şiddete Karşı Müslümanlar
Kadının İnsan Hakları – Yeni Çözümler Derneği
Kadın Yazarlar Derneği
KAHDEM – Kadınlara Hukuki Destek Merkezi
Kadın Erkek Birlikte Sosyal Eşitlik Derneği
Kadın ve Aile Eğitim Kültür Yardımlaşma Derneği
Kadın Emeği Kolektifi
Kadın Savunma Ağı
KAMER Vakfı
Kampüs Cadıları
Kaos GL
Kapatılan VAKAD’ın Emekçileri
Karadeniz İlleri Kadın Platformu Derneği
Karadeniz Kadın Dayanışma Derneği
KASAİD – Kadının Sosyal Hayatını Araştırma ve İnceleme Derneği
Kayseri Kadın Dayanışma Derneği
KAZETE.DER – Kadın Erkek Eşitliği Derneği
KAZETE
KEİG – Kadın Emeği ve İstihdamı Girişimi Platformu
KESK Kadın Meclisi
KESK Van Kadın Komisyonu
Kocaeli Ekmek ve Gül Kadın Dayanışma Derneği
Kocaeli Kadın Emeği Kolektifi
Körfez Bağımsız Kadın Dayanışma Grubu
Kırkyama Kadın Dayanışması
Kırmızı Biber Derneği
Kızkardeşim Kadın ve Dayanışma Derneği
Lambdaistanbul LGBTİ Dayanışma Derneği
Mavi Göl Kadın Derneği
Mersin Bağımsız Kadın Derneği ve Danışma Merkezi
Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı
Mor Çetele
Mor Dayanışma
MorEl LGBTİ Eskişehir
Mor Salkım Kadın Dayanışma Derneği
Muğla Emek Benim Kadın Derneği
Nar Kadın Dayanışması
Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği
Samandağ Kadın Dayanışma Derneği
Samandağ Kadın Emeği Derneği
Saray Kadın Derneği
Şahmeran Kadın Platformu
Se-kad – Seyhan Kadın Çocuk Dayanışma Eğitim ve Kültür Derneği
Sil Baştan Kadına Yönelik Şiddet Ve Çocuk İstismarıyla Mücadele Derneği (Balıkesir)
SODA – Sosyal Dayanışma Ağı
Sosyal Haklar Derneği’nden Kadınlar
Sosyalist Kadın Meclisleri
Söke Kadın Sığınma Evi Yaptırma ve Yaşatma Derneği
SPoD – Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği
S.S. Ankara Zeytindalı Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi
Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği’nden Kadınlar
TMMOB İstanbul İKK Kadın Komisyonu
TODAP – Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği Kadın Komisyonu
TJA – Tevgere Jinen Azad
Trabzon Eşitlik İnisiyatifi
Trabzon Ev Eksenli Çalışan Emek Sensin Kadın Derneği
Tuzluçayır Kadın Dayanışma Derneği
Türk Anneler Derneği Trabzon Şubesi
Türk Kadınlar Birliği ve 80 Şubesi
Türk Üniversiteli Kadınlar Derneği
Türkiye Gazeteciler Sendikası Kadın ve LGBTİ Komisyonu
Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu
Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği
Üniversiteli Kadın Kolektifi
WINPEACE – Kadın Barış Girişimi Türkiye – Yunanistan
Van Sarayı İlçesi Kadın Çocuk ve Aile İlişkilerini Geliştirme, Modernleştirme, Koruma ve Güçlendirme Derneği
Viyan Kadın Korosu
YAKAKOP – Yaşam Kadın Çevre Kültür ve İşletme Kooperatifi
Yaşamevi Kadın Dayanışma Derneği
Yaşam Kadın Merkezi Derneği
Yeni Demokrat Kadın
Yeni Yol’dan Kadınlar
Yeşilpınar Kadınları Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği
Yeşil Feministler
Yetişme Çağındaki Çocukları Koruma Derneği
Yoğurtçu Kadın Forumu

 

(Gazete Karınca)

Avcılar Belediyesi’nden geri dönüşüm projesi

Avcılar Belediyesi ile İstanbul Üniversitesi işbirliğinde yürütülen geri dönüşüm projesi kapsamında Avcılar Belediyesi tarafından Çevre-Halk Kart dağıtılarak, dönüştürülen miktara göre karta kontör yükleme yapılıyor. Yüklenen bu kontörler de okul çocuklarına kırtasiye malzemesi olarak geri dönüyor.

Avcılar Belediyesi önderliğinde toplanan atıklar, toplanan puanlarla birlikte ilk etapta Adana, Van ve Şanlıurfa’daki okullara gönderilerek 55 ilkokul öğrencisinin ihtiyacı karşılanacak. Kırtasiye malzemelerinin Adana, Van ve Şanlıurfa’ya doğru yola çıktığı belirtildi.

Avcılar Belediyesi tarafından kampüs içerisindeki binalarda ve yurtlarda biriken ambalaj ve kâğıtlar kontör puan karşılığı toplanarak, geri dönüşüm tesislerinde ayrıştırılıyor. Toplanan bu malzemeler hammadde olarak geri kazandırılarak hem ülke ekonomisine hem de çevremizdeki doğal kaynakların geleceğe aktarılması sağlanıyor.

Proje ilk olarak İstanbul Üniversitesi Avcılar Kampüsü’nde faaliyete geçirildi. Kent Konseyi ile de görüşülerek projenin gelişimine katkı sağlandı.

 

(Reel Haber)

Bakanlığın gizlediği açıklama: İşte suyu içilemez 52 bölge! – Bülent Şık

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

Bu yazı dizisinin ilk üç yazısında Sağlık Bakanlığı’nın 2011-2016 yılları arasında yürüttüğü “Kocaeli, Antalya, Tekirdağ, Edirne, Kırklareli illerinde Çevresel Faktörlerinve Sağlık Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi Projesi” hakkında bazı bilgiler vermiştim. Bu projenin amacı Ergene Havzasında yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ ile Kocaeli ilinde sık görülen kanser hastalıklarınaçevrede bulunan kanserojen kimyasal maddelerin neden olup olmadığını anlamak.

Önceki yazılarda çeşitli gıdalarda ve sularda tespit edilen kimyasal maddelere dair bulgulara yer vermiştim. İlk yazıda araştırmada analiz edilen gıdalar ve sularda bulunan pestisit kalıntıları, arsenik ve bazı kimyasal kirleticilere yer vermiştim. Dün yayınlanan yazıda ise Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illeri ile Kocaeli ili ve Antalya ilinde çeşitli yerleşim noktalarından alınan su örneklerinde tespit edilen arsenik ve alüminyum kalıntılarını ele almıştım. Bu yazıda öncelikle sularda önem arz eden bir başka kirletici olan kurşun açısından durumun ne olduğuna değineceğim. Son olarak neler yapılabileceğini dile getirmeye çalışacağım. Yukarıdaki grafik Antalya ilinden alınan su örnekleri ile Kocaeli ve Ergene Havzasında yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerinden alınan su örneklerindeki kurşun miktarlarını kıyaslamalı olarak gösteriyor. Grafiği üç ayrı grafiğin üst üste binmiş hali olarak görmeli. Mavi renkli kısım Antalya; turuncu Kocaeli ve kırmızı renkli kısım Ergene Havzası illerini gösteriyor. Grafiğin en altındaki 10 rakamı ile başlayan çizgi 1 litre suda 10 mikrogram olarak belirlenen aşılmaması gereken kurşun sınırını, yani maksimum kalıntı sınırını gösteriyor. Grafikte en solda yer alan mavi renkli kısım Antalya ilinden alınan 569 su örneğinden kurşun tespiti yapılan 12’sini (%2) gösteriyor. Antalya ilinden alınan örneklerin hiçbiri kurşun için belirlenen sınırı aşmıyor. Grafikte turuncu renkli kısım Kocaeli iline ait. Kocaeli’nden alınan 106 su örneğinin 17’sinde (%16) kurşun kalıntısı tespit edildi. Grafikte kırmızı renkle gösterilen kısım ise Ergene havzasında yer alan Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ illerini gösteriyor. Sadece görsel olarak bile farkın ne kadar büyük olduğunu görmek olanaklı. Ergene’deki 3 ilden alınan 764 su örneğinin 156’sında (%20 ,4) kurşun tespit edildi ve bu değer Antalya’dan hem 10 kat fazla ve hem de tespit edilen miktarlar genelde daha yüksek. Antalya ilinden alınan örneklerin hiçbiri kurşun için belirlenen sınır değeri aşmadı. Kocaeli ilinden alınan örneklerin 2’si; Ergene Havzası illerinden alınan örneklerin 4’ü sınır değeri aşmıştır. Bu suların içme suyu olarak kesinlikle kullanılmaması gerekiyor.

52 bölgenin suyu içilemez

Dün çıkan yazıda Antalya, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ ve Kocaeli ilinde çeşitli yerleşim bölgelerinden alınan sularda mevzuatta belirlenen sınır değerlerin üstünde arsenik ve alüminyum tespit edildiğini yazmıştım. Bugünkü yazıda ise kurşun açısından durumun ne olduğunu göstermeye çalıştım. Araştırma çalışmasından elde edilen bilgilere göre maksimum kalıntı sınırını aşan miktarda arsenik, alüminyum ve kurşun içeren 52 yerleşim bölgesinin suları içilemez niteliktedir. Bu yerleşim yerlerinin neresi olduğu yandaki tabloda belirtilmiştir. Bu bölgelerdeki suların içme suyu olarak kesinlikle kullanılmaması gerekiyor.

Bakanlık inandırıcı değil

Bakanlık bu yazı dizisine verdiği yanıtta projenin bitmediğini, elde edilen verileri değerlendirme çalışmalarının hala devam ettiğini belirtiyor. Yapılan açıklama inandırıcı değil. Çalışmanın yapıldığı zamandan bu yana üç buçuk yıl geçtiğine göre en azından arsenik, kurşun ve alüminyum miktarlarının sağlığa zarar verecek kadar çok çıktığı bölgelerde hangi önlemlerin alındığını açığa çıkarabilmek için aşağıdaki soruları sorabiliriz. 1) Yandaki tabloda belirtilen bölgelerdeki sular içme suyu olarak kullanılmakta mıdır? 2) Bu bölgelerde yaşayan insanlar içme suyu ihtiyaçlarını nasıl karşılamaktadır? Bu suların içilmemesini sağlamak için gereken önlemler alınmış mıdır? Bu sular gıda maddeleri üretiminde kullanılmakta mıdır? 3) Sularda bulunan arsenik, kurşun ve alüminyumun kaynağı belirlenmiş midir? Bu kirleticilerin sulardaki miktarını azaltmak için hangi çalışmalar yapılmıştır. Bu yazıda Baryum, Bakır, Molibden, Krom ve Nikel başta olmak üzere ele alınmayan başka kirleticiler de var. Bu kirleticilerin de Ergene Havzası ve Kocaeli’nden alınan su örneklerindeki miktarlarının Antalya’ya kıyasla daha yüksek olduğunu ve daha fazla su örneğinde tespit edildiğini belirtmeliyim. Elde edilen bilgiler hangi mahalde ne düzeyde bir kirlenme olduğuna ve o mahalde bulunan endüstriyel tesislerin çevreye yaydığı kirleticilerle bir ilişki kurmaya imkân sağlıyor.

5 milyon insanı doğrudan ilgilendiriyor

Araştırma çalışmasında sadece gıdalar ve sular yok. Bunlara ek olarak hava kalitesi ölçümleri, atık su ölçümleri, Ergene Çayı boyunca alınan ölçümler, toprak, Marmara Denizi’ndeki Enez, Saroz ve İzmit Körfezi’ndeki balıklar ve deniz suyunda yapılan analiz çalışmaları da var. Araştırma projesi geniş bir coğrafi bölgede yaşayan en az 5 milyon insanı doğrudan ilgilendiriyor. Marmara körfezindeki belli bölgelerdeki dip çamurları, körfezdeki kabuklu deniz canlıları ile balıklarda yapılan çalışmalar da dâhil edildiğinde projenin çıktıları İstanbul ilinde yaşayanları da yakından ilgilendirmektedir. Buna ek olarak Türkiye’nin en önemli meyve ve sebze ürünleri üretim bölgesi olan Antalya ili de hesaba katıldığında araştırma projesinin sonuçları ülke genelini yakından ilgilendiren bir noktaya taşınmaktadır. Bakanlık araştırma çalışmasına dair elde mevcut veri dosyasının tamamını açıklamalı. Sadece özet bir değerlendirme raporundan söz etmiyorum. Tıpkı bu yazı dizisinin ikinci yazısında değindiğim Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi’nin (EFSA) raporu örneğinde olduğu gibi kapsamlı bir değerlendirme raporunun açıklanmasından söz ediyorum. Bu konularda duyarlılık taşıyan siyasetçiler, akademisyenler, halk ve çevre sağlığını önemseyen kişi ve sivil toplum kuruluşları Sağlık Bakanlığı’ndan bu “olağanüstü kapsamlı” araştırma projesinin sonuçlarının açıklanmasını talep etmelidir. Verilerin ilgili kişi ve kurumlarca gözden geçirilebilmesi ve kamusal bir tartışma (olabildiği kadarıyla!) başlatılabilmesi için bu kesin bir gerekliliktir. İçinde olduğumuz ve hukuku, parlamentoyu, kamu bürokrasisini, akademik kurumları, medyayı felç eden koşulların kamusal tartışmaları mümkün kılacak eylem ve çabalardan kaçınmamıza yol açmaması gerektiğine inanıyorum. Her şeyin tarumar edildiği bu dönemde bizi birbirimizden sorumlu kılacak kamusal bir dilde ısrar etmenin daha da önemli olduğunu düşünüyorum. Mücadele etmek için umuda ihtiyacımızın olmadığı zamanlar da var. Her şeyden önce, bunu yapmak kimyasal olarak kirletilmiş o bölgelerde yaşadıkları için çaresiz hastalıklara yakalanan insanlara karşı da bir borçtur. Araştırmada sadece su çalışmasından elde edilen bilgiler bile Ergene Havzası ve Kocaeli ilindeki yerleşim bölgelerinde halk sağlığını koruma amaçlı acil bir eylem planı hazırlanarak hızla yürürlüğe konulması gerektiğine dair tartışmalara güçlü bir kanıt sunuyor.

En büyük zarar çocuklara

Kimyasal maddelerle havası, suyu, toprağı ve gıda maddeleri kirlenmiş bölgelerde yaşamanın en çok mağdur ettiği kesim çocuklar. Kimyasal maddelerle kirletilmiş bölgelerde yaşayan çocuklarda beden gelişiminde, bilişsel yeteneklerde gerileme olduğu, astım, alerjiler ve obezite gibi çeşitli hastalıklara yakalanma sıklığının arttığı çeşitli yayınlarda dile getiriliyor. Yazı dizisinde değindiğimiz pestisitler ve ağır metaller gibi pek çok zehirli madde hormonal sistem bozucu ve en büyük zararı da çocuklara veriyor. Dolayısıyla kimyasal kirlenme meselelerini çözümsüz bırakmak gelecek nesillerden vazgeçmek anlamına geliyor.

Su yasası çıkarılmalı

Su kalitesinin korunması için yapılması gereken kontrol ve izleme çalışmalarındaki eksiklikleri bir an önce gidermek gerekiyor. Bu çerçevede öncelikli olarak su varlıklarını sadece insan için değil doğadaki bütün canlılar için güvence altına alan ve suyu bir meta olarak değil bir varlık olarak tanıyan bir “Su Yasası” çıkarılmalı. Türkiye’de kentsel atıklar, tarım ve sanayi faaliyetleri sonucu açığa çıkan ve sulara bulaşması muhtemel 259 kimyasal kirletici madde var. Bu kirleticilerin 174’ü (%66) için herhangi bir kontrol ve izleme faaliyeti yapılmıyor. Dolayısıyla bu kimyasal maddelerin kalıntılarının sularda bulunup bulunmadığını bilmiyoruz. Çıkarılacak yasa ile su kalitesinin korunması konusunda faaliyet gösteren bütün kamu kurumlarını tek bir çatı altında toplamak; kirlilik önleme, kontrol ve izleme çalışmalarındaki dağınıklıkları ve eksiklikleri gidermek mümkün olabilecektir. En acil işlerden biri budur.

Türkiye’yi kanser eden ürünleri devlet gizledi, biz açıklıyoruz! İşte zehir listesi

Hangi sebzede arsenik, hangi suda tarım ilacı var?

Suyumuzu da zehir ettiler…

 

Bu yazı cumhuriyet.com.tr/ den alınmıştır

 

Bülent Şık

Enginarın kalbi 27-29 Nisan’da Urla’da atacak

İzmir Büyükşehir Belediyesi, Urla Belediyesi, İzmir Ekonomi Üniversitesi ve Dünya Gurme Şehirler Ağı (Reseau Delice) işbirliğiyle Uluslararası Urla Enginar Festivali için geri sayım başladı.

Etkinlik 27-29 Nisan tarihleri arasında düzenlenecek.

Festival kapsamında hem çocuklar hem de yetişkinler için eğitimler, atölyelerin yanı sıra yerel pazarlar, kadın üreticileri desteklemek için pazarlar, Ege mutfağından tadımlar, enginarlı sanat atölyeleri, şeflerden tarif paylaşımları olacak.

Geçtiğimiz yıl düzenlenen ve 3 gün süren festivali 1 milyon kişi ziyaret etmişti.

Etkinlik takibi için buraya tıklayabilirsiniz

 

(Yeşil Gazete)

Küba’da Castro döneminin sonu: Yeni lider Miguel Diaz-Canel

Küba’da mevcut Başkan Yardımcısı Diaz-Canel’in Raul Castro’dan sonra başkan olması kesinleşti.

Küba Ulusal Meclisi, ülkede Castrolar dönemini sona erdiren toplantısında, Başkan Yardımcısı Miguel Díaz-Canel’i, Devlet Başkanı Raul Castro’nun selefliği oylamasında tek aday olarak belirledi.

Böylece Meclis’te yapılacak oylama bir formaliteye dönüştü.

Raul Castro ve Diaz-Canel (soldan sağa)

Oylama sonucunun duyurulmasından sonra, 86 yaşındaki Raul Castro resmen görevini Diaz-Canel’e devredecek.

Bununla birlikte, Raul Castro 2021’e dek Komünist Parti Genel Sekreterliği görevini yürütecek.

Uzmanlar, yeni devlet başkanı Diaz-Canel’in ülkenin günlük yönetiminden sorumlu olacağını, Raul Castro’nun perde arkasındaki nüfuzunu söyleyeceğini ve büyük ihtimalle genel olarak siyasette son sözü söyleyen figür olacağını söylüyor.

Diaz-Canel kimdir?

Küba Devlet Konseyi’ne 2013’te atandığında pek bilinmeyen bir isim olan Dial-Canez, daha sonra Raul Castro’nun sağ kolu oldu.

Son beş yıldır Devlet Başkanlığı ve iktidar devri için hazırlanıyordu. Ancak 57 yaşındaki Diaz-Canel’in Başkan Yardımcısı olmasından önce de uzun bir siyasi kariyeri vardı.

Nisan 1960 doğumlu Diaz-Canel elektrik mühendisliği eğitimi gördü ve siyasi kariyerine 20’li yaşlarındayken Santa Clara kentindeki Genç Komünist Birliği’de başladı.

Bir yandan üniversitede mühendislik dersleri veren Diaz-Canel Geç Komünist Birliği’nde giderek yükseldi ve 33 yaşında Genel Sekreter Yardımcısı oldu.

Raul Castro, Diaz-Canel’i “ideolojik sağlamlığıyla” övdü.

 

(Gazete Duvar)