Ana Sayfa Blog Sayfa 2770

“Dünyamızda çocuk var” sloganı ile yola çıkan Pedagoji Derneği’nden transfobik açıklama

Pedagoji Derneği, trans çocukların terapi benzeri yöntemlerle “kendi biyolojik tasarıma uygun bir cinsel kimlik” geliştirebileceğini iddia eden bir yazı yayınladı.

Aslı Arpar’ın Kaos GL’de çıkan haberine göre, Dünya Sağlık Örgütü’nün Uluslararası Hastalık Sınıflaması’ndan trans kimlikleri “ruhsal bozukluk” kategorisinden çıkarmasının ardından yalnızca 2 ay geçmişken Pedagoji Derneği trans varoluşu “sıra dışı”, “bozukluk” olarak tanımlamakta beis görmüyor.

Dernek, çocuğun cinsel kimlik gelişme sürecinde, “erkeğin kendini erkek olarak algılaması” ve “kadının kendini kadın olarak algılaması”nın ‘doğal’ olduğunu aksi örneklerin tedavi edilmesi gerektiğini ileri sürdü.

Dernek, biyolojik cinsiyetinden hoşnut olmayan çocukları anne-babanın yanlış rehberliği, çevresel faktörlerle açıklıyor ve bilim yerine ikili cinsiyet sistemine sarılıyor.

“Doğal olan, kişinin kendi biyolojik tasarıma uygun bir cinsel kimlik geliştirmesidir” diyen Dernek yazıyı şöyle sürdürüyor:

“Bir erkek kendini kız gibi hissedip kız gibi davranmaya, bazen de kızlar kendilerini erkek gibi hissedip erkek gibi davranmaya başlarlar. Bu durum kişinin kendi cinsiyetine uygun bir cinsel kimlik geliştiremediğini gösterir.”

“Kendi cinsiyetine uygun bir cinsel kimlik”

Trans varoluşu “sıra dışı” sözcüğü ile tanımlayan Dernek, “Bir çocuğun kendi cinsiyetinin dışında bir cinsel kimlik geliştirmesi sıra dışı bir durumdur. Bu durum dikkatle ele alınmalı çocuğun cinsel kimliğinin neden saptığı incelenmelidir. Gerektiğinde uzmanlardan yardım alınıp çocuğun kendi cinsiyetine uygun bir cinsel kimlik geliştirmesi için çocuk desteklenmelidir” diyor ve bilimsel olmayan bir iddia ileri sürüyor.

Pedagoji Derneği, trans çocukları olan ebeveynlere, psikiyatri uzmanlarına gitmelerinin vakit kaybı olduğunu söylüyor ve ‘erken dönemde’ müdahale ile çocuğun ‘düzeleceğini’ iddia ediyor.

Trans çocuğu olan ebeveynler ne yapmalı?

Kaos GL Dergi’nin “Sağlık” dosya konulu 143. Sayısında “Çocuk ve Ergenlerde Trans Geçiş Süreci ve Aile” başlıklı yazıda Prof. Dr. Şahika Yüksel ve Dr. Seven Kaptan trans çocuğu olan ebeveynlere önerilerde bulunuyor.

Yüksel ve Kaptan, ailelere ikili cinsiyet kalıplarını bir kenara bırakarak çocuklarını kabul etmelerini öneriyor.

Haberin tamamına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz

 

(Kaos GL)

Keşan halkı Saroz Körfezi’ni yok edecek projenin ÇED toplantısına geçit vermedi

Edirne Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün “Saros BOTAŞ FSRU Sazlıdere Limanı ve Boru Hattı Projesi”ne dair yapmayı planladığı ÇED bilgilendirme toplantısı Sazlıdere’ye doğa koruma aktivistlerinin çabasıyla yaptırılmadı.

İlgili proje ile Saroz Körfezi’nin en nadide bölgelerinden olan Sazlıdere ile Gökçetepe arasında 52,3 hektarlık alanda, 270 metrelik bir “iskele” yapılması, Saros Körfezi’ne girecek 100 bin tonluk gemilerle bu iskeleye likit doğal gaz taşınması ve gemiler aracılığıyla doğal gazın karadan, Sazlıdere’den Mahmutköy’e orman içinden döşenecek borularla basılması ve Yerlisu ile Mahmutköy arasında depolama tesisleri yapılması planlanıyor. Doğa koruma aktivistleri BOTAŞ’ın bu projesini, Saros Körfezi’ni tamamen bitirecek bir yolun başlangıcı olarak niteliyor.

Medya Keşan Gazetesi’nden Bülent Saylam’ın haberine göre Çeşitli STK, partiler ve duyarlı halkın ÇED bilgilendirme toplantısına katılım davetleri sonucunda kalabalık bir halk topluğu ellerinde pankartlarla toplantının yapılacağı Sazlıdere Köy kahvesinin olduğu yere geldi.

Toplantıya Sazlıdere sahilden, çevre yerleşim birimlerden birçok çevre dostu akın ederken; bilgilendirme toplantısını yapacak şirket yetkilileri, Edirne İl Çevre Müdürü Abdullah Bülbül, Sazlıdere Köy Muhtarı Mehmet Kantor, CHP Edirne Milletvekilleri Okan Gaytancıoğlu ile Erdin Bircan, Keşan Kent Konseyi Başkanı Necmettin Baygül, eski Edirne Milletvekili Kemal Değirmendereli, CHP Keşan İlçe Başkanı Salim Yatıkçı ve yönetim kurulu üyeleri, Keşan Belediye Başkan Yardımcısı Cengizhan Aktan, Sazlıdere Köyü ve Sahili Yardım ve Kalkındırma Derneği Başkanı Serdar Durak, Keşan TSO Başkanı İsmail Şapçı ve Meclis Başkanı Orkun Özkaya, TEMA Edirne İl Temsilcisi Şirin Çoğal, Keşan DOÇEK, SARDOS, STK’lar katıldı.

Toplantının yapılacağı kahveye geçildiği sırada kahvenin halkın bilgilendirilmesi açısından yetersiz olduğunu kaydeden TEMA Edirne İl Temsilcisi Şirin Çoğal, halkın uygun bir yerde toplanması gerektiğini ve bu toplantının halkın katılımı toplantısı olmadığını iddia etti.

Keşan Kent Konseyi Başkan Yardımcısı Hasan Karagöz de bu toplantının halkın bilgilendirme toplantısı olmadığını halkın katılımı toplantısı olduğunu söyledi.

Edirne İl Çevre Müdürü Abdullah Bülbül bu toplantıyı düzenleyecek olan yetkilinin kendilerinin olduğunu hatırlatarak, “Biz buraya geldik burada en çok etkilenecek Sazlıdere halkı diyoruz.” dedikten sonra toplantıya katılan halk Bülbül’e “Biz de etkileneceğiz. İsteyen var mı burada?” diyerek tepki gösterdiler. Buraya bağırmaya çağırmaya gelmediklerini kaydeden Bülbül, “Sayın vekillerim burada devlet buraya bir yatırım yapacak. Onu konuşmaya geldik.” dedi.

Protestoların ardından söz alan CHP Edirne Milletvekilleri Okan Gaytancıoğlu ise “Müdürüm diyor ki buraya büyük bir yatırım yapılacak Sazlıdere halkının bilgilenmesi lazım ancak Sazlıdere halkı şu anda bilgilenmiyor. Çünkü Sazlıdere halkı burasını almıyor. O yüzden bu toplantı burada yapılamaz. Bugün burada bu toplantı yapılamaz.” şeklinde konuştu.

Köy kahvesinde ilk önce konuşan Hasan Karagöz, açıklama bittikten sonra gidilmemesini itiraz dilekçelerinin Kent Konseyine verilmesini istedi. Karagöz ayrıca, toplantının yapılmadığına dair kendilerinin de tutanak altına alacakları bilgisini verdi.

Keşan Belediye Başkan Yardımcısı Cengizhan Aktan da halkı bilgilendirme amacı iddia edilen toplantının halkın bilgilenmesine yeterli fiziki koşulları taşımadığını aktardı. Görüşmenin bitmesinin ardından vekiller toplantının iptal ettiğini duyurarak halkı Sazlıdere kahvesinin olduğu yere davet ederek orada bir açıklama yapacaklarını söylediler.

ÇED bilgilendirme toplantısının iptal edildiğini söyleyen CHP Edirne Milletvekili ErdinBircan, “Daha geniş bir katılımla geniş bir alanda yapılması kararı alındı. Tarihi ve saati belirlenecek toplantının yeniden duyurusu yapılacak. Bizim amacımız da bugün buydu. Yarın belirlenecek tarihte hep beraber yine burada olacağız. Her yer bitti ne olduysa her şey Saros’da. Taş ocakları Saros’da, RES’ler Saros’da. Buna burada nasıl daha önce müsaade etmediysek bundan sonra da müsaade etmeyeceğiz. Ben il çevre komisyonundayım. İl çevre müdür beni bilgilendirmedi. ‘Bugün bilgilendim. Ben de bilgilendirilmedim’ diyor eğer doğru söylüyorsa bu daha da vahim bir olay.” şeklinde konuştu.

Konuşmaların ardından Sazlıdere’ye gelen doğa koruma aktivistleri ve yuttaşlar Saros BOTAŞ FSRU Sazlıdere Limanı ve Boru Hattı Projesinin ÇED toplantısını yaptırmayarak dağıldı.

Fotoğraflar Zerlanis Keşan Görsel Sanatlar ve Kültürel Araştırmalar Merkezi facebook sayfasından alınmıştır.

 

Saros Körfezi’ni bitirecek yeni plan: Sazlıdere FSRU İskelesi – Cengizhan Aktan

 

(Medya Keşan)

 

Yatağan Termik Santrali’nde göçük altında kalan iki işçinin cesedine ulaşıldı

Muğla’nın Yatağan ilçesindeki termik santralde kömür sevk kanalının çökmesiyle yaşanan felakette 2 kişi yaşamını yitirdi.

Şahinler Mahallesi Yatağan- Milas Karayolu’nun 3’üncü kilometresindeki Yatağan Termik Santrali’nde, dün (Perşembe) saat 10.10’da, raylı sistem olan kömür sevk kanalının çökmesi sonucu işçiler yaralandı. Mesai arkadaşlarının ihbarıyla santrale sağlık, itfaiye, AFAD, polis ve jandarma ekipleri sevk edildi. Kurtarılan 10 işçi, çevredeki hastanelere kaldırılarak, tedaviye alındı.

Kayıp 2 işçinin bulunması için bölgede, arama köpeğinin de katılımıyla kurtarma çalışması başlatılmıştı. Dün (Perşembe) gecesi üzücü haber geldi. İşçilerden birine ölü ulaşıldı. Demir yığını çöküntüsü altından çıkartılan işçinin önce evli ve 1 çocuk babası Sezgin Kılıç (38) olduğu düşünüldü. Ancak otopside ölen kişinin diğer işçi, evli ve 2 çocuk babası Seray Şimşek (36) olduğu görüldü. Ailesi ölüm haberiyle büyük üzüntü yaşadı.

Sezgin Kılıç’ın da bulunması için bölgede arama kurtarma çalışmaları gece boyu sürdü. Bu sabaha karşı Kılıç’ın yeri tespit edildi. Yeri tespit edilen Kılıç, kurtarıldı. Ancak yapılan kontrolde, Kılıç’ın yaşamını yitirdiği belirlendi. Kılıç’ın cesedi ambulansa konulup Yatağan Devlet Hastanesi morguna kaldırıldı.

 

(Duvar)

Mücadele yeni başlıyor: New York belediyesinin iklim davasına ret, gözler temyiz mahkemesinde

New York Belediyesi küresel ısınmaya neden oldukları gerekçesiyle dünyanın en büyük petrol şirketlerinden British Petroleum, Chevron, ConocoPhillips, Exxon Mobil ve Royal Dutch Shell‘e bu yıl başında dava açmıştı.

Birleşik Devletler Bölge Savcısı John Keenan kararının gerekçesinde iklim değişikliğinin hayatın bir gerçeği olduğunu fakat sorunun çözümü için doğru adresin mahkemeler değil, kongre ve idari yönetimin alanına girdiğini belirtti.

New York Valiliği’nden yapılan açıklamada ise kararın temyiz edileceği bildirildi.

New York yönetimi Ocak ayında BP, Chevron, ConocoPhillips, Exxon Mobil ve Royal Dutch Shell aleyhine açtığı davada bu şirketlerin sanayi devriminden beri atmosfere salınan karbondioksit ve metan gazının yüzde 11’inden sorumlu olduğunun altı çizilmişti.

Yönetim dava dilekçesinde fosil yakıt endüstrisinin ürünlerinin kullanımıyla üretilen sera gazlarının toplum refahı için genelev, uyuşturucu veya yasadışı tehlikeli atıklar gibi genel, başkasının alanına makul olmayan müdahale gibi özel rahatsızlıklar yarattığını da savunmuştu.

Şehir yönetimi bu beş şirketten Sandy kasırgasının yol açtığı 20 milyar dolarlık zararı ve gelecekte yaşanacak olan zararları karşılamasını istiyordu.

Ülkede Haziran ayında Kaliforniya eyaletinin San Francisco ve Oakland şehirleri tarafından açılan benzer bir dava da aynı gerekçeler ile reddedilmişti.

Ancak bu iklim değişikliğiyle mücadelede yeni bir dönemin başlangıcı…

Son değil başlangıç

Colombia Üniversitesi’nin İklim Değişikliği Kanunu Merkezi (Columbia University’s Sabin Center for Climate Change Law) Direktörü Michael Burger, bunu hızlı bir karar olarak görmek çok kolay. Başka bir mahkeme bu karara bağlı değil. Bu kadar basit” diyor. Burger,  iklim değişikliği davalarında tek bir yargıdan çıkan kararların değiştirilemez olduğunu şu sözlerle reddediyor:

“Bir yargıcın davaya bakışı ve yönetme şekli benzer davalara bakan yargıçların da aynı kararı verecekleri anlamına gelmez. Karar yüksek mahkemelerde verilene kadar, her yargıç ve temyiz yargıcından oluşan heyet çözüme kavuşulana kadar konuya bağımsız bakacaktır.”

Uzmanlara göre New York belediyesinin açtığı davanın temyize gitmesi bekleniyor.

Burger, bu davanın reddinin diğer iklim değişikliği davalarının sonuçlarını etkileyip etkilemeyeceğini bilmiyor olsa da bunun mücadelenin sonu olmadığını düşünen tek hukuk uzmanı değil.

Washington merkezli İklim Bütünlüğü Merkezi (Center for Climate Integrity) Direktörü Richard Wiles’a göre, bu davaların bir çoğu ait oldukları eyaletlerin mahkemelerinde sonuçlanacak ve vergi mükellefleri en sonunda masraflarını telafi etmek için çaba gösterecek.

 

New York belediyesinden dünya devi enerji şirketlerine “küresel ısınma” davası

 

(Grist.org, Yeşil Gazete, Yeşil Ekonomi)

İhtiyaç fazlasını şebekeye veren güneş santralleri için fiyat garantisi değişti: Peki amaç ne?

24 Haziran seçimlerinden hemen önce, 21.6.2018 tarihli Resmi Gazete’de yenilenebilir enerji sektörü üzerinde önemli etkilere sebep olabilecek değişiklikler içeren bir kararname yayınlandı. Bu kararname ile Türkiye’de kurulacak güneş enerji santrallerine (GES) verilen fiyat garantisi sistemi değiştirildi. Bugüne kadar GES’lere kWh başına 13,3 dolar-sent verilirken, bundan sonra farklı GES’lere farklı fiyat garantileri verilecek.

Bu değişiklik stratejiyi ele vermesi açısından önemli görünüyor. Bugüne kadar pek önemsenmeyen küçük üretici/öztüketici sektörünün gelişmesi için bir şey yapılmıyor. Ancak aynı zamanda küçük çaptaki GES’lerde üretilen elektriğin satışı mı, öztüketimi mi isteniyor sorusuna, öztüketimin tercih edildiğini gösteren net bir cevap veriliyor.

Kararname ile güneş enerjisinden elde edilen ve ihtiyaç fazlası olup sisteme verilen elektrik için ödenecek fiyatlar da belirleniyor. Kararnamede 10 yıl için rakam vermek yerine “perakende tek zamanlı aktif enerji bedeli”nden bahsediliyor. “Perakende tek zamanlı aktif enerji bedeli” TEDAŞ tarifesinde meskenler için halen 33-37 kuruş. Bu da artık öztüketimden sonra sisteme verilen üretim fazlası elektrik için çatıda 10 KW’a kadar, diğer lisanssız GES’lerde 1 MW’a kadar 10 yıl boyunca 33-37 kuruş olan fiyat verileceğini gösteriyor.

Önce çatılara odaklanırsak:

1 kWh için şimdiye kadar 13,3 dolar-sent veriliyordu, bu da şu anki kurla 60 kuruş kadar ediyor.

Tüketiciler elektriği yaklaşık 46 kuruşa kullanıyorlar. Yani, öztüketim için kurulan bir çatı-GES şu an fiilen 46 kuruş getiriyor gibi düşünebiliriz.

Enerji fazlasını satmak üzere kurulan bir çatı-GES ise 33-37 kuruş arası getirecek.

Tabi bu 33-37 kuruştan herhalde bazı masrafları düşmek gerekecek.

Sonuçta Güneş Gönüllüleri olarak yeni kararnamenin getirdiği değişikliği şöyle yorumluyoruz: Bundan böyle çatı-GES’lerde ne kadar öztüketime odaklanılırsa yatırım o kadar karlı olacaktır.

Fotovoltaik elektrik santrali kurulum maliyetlerinde sonu gelmeyen düşüşlerin son aylarda güneşten elde edilen elektriği en ucuz elektrik konumuna getirdiği yönünde haberler okuyoruz. Hammadde temini açısından da güneş enerjisi hiçbir spekülatif fiyat hareketine el vermiyor, malum güneş bedava.

Böyle olunca ödemelerde rakamların düşmesi doğal. Nitekim Almanya’da ödemelerdeki düşüşler meskenler için öztüketimi cazip kılıyor artık. Ben de şişkin bir fatura ödemek yerine halen yaklaşık 10 avro-sente mal ettiğim kendi elektriğimi kullanıyorum

Politik açıdan ise izlenen strateji konusunda belirgin bir ipucu mevcut: Nedense 1 MW üstü lisanslı GES’lere 13,3 sent/60 kuruş vermeye devam ediliyor. Belli ki devlet artık özellikle büyük GES’leri desteklemek istiyor. Lisanssız üretici olarak tanımlanan ve şimdiye dek sektörün koçbaşı olan yatırım kategorisi  dönemini bitirdi. Lisanssız yatırımın özelliği, herhangi bir sınai, ticari vs. bir faaliyette ihtiyacı karşılamak üzere kurulan güneş enerjisi santralinde ortaya çıkabilecek üretim fazlalığının rasyonel  bir şekilde değerlendirilmesine imkan vermesi idi. Ancak uygulamada usulen ihtiyaç göstermek, kitabına  uydurmak noktasına dek varmış olduğumuz söyleniyor.

Yeni kararnameyi değerlendirmek için bir karşılaştırma yaparsak, Almanya’da fiyatlandırmada en çok kollananın “küçükler” olduğunu görürüz. Ayrıca bu fiyatlandırma yasal çerçeveye oturuyor, tüm yenilenebilir enerji kaynakları ve tüm kurulu güç sınıfları için eşzamanlı yapılıyor, ilan ediliyor. Şebekeye bağlanan GES’e verilen fiyat 20 yıl geçerli. Aksi halde kredi almak, yatırımcı ve bankalar önlerini göremeyeceği için olanaksızlaşır.

Tablodan görüldüğü gibi, Almanya’da devlet en yüksek fiyat garantisini çatılardaki küçük ölçekli GES’lere vermektedir. Bunun sebebi ise küçük ölçekli çatı-GES’lerinin maliyetinin daha yüksek olmasıdır.

Yurttaşın Elektrik Santrali (YES) niçin kollanıyor? Üstelik küçük ölçekli yatırım kW kapasite başına daha pahalı.

Çünkü iklim değişikliğine karşı, örneğin termik santrallerin kapatılması için, enerjide U dönüşümü isteyen aktivistlerin ve çatısına mini santral kurmuş olan bir milyon kişinin katılımcı demokraside önemli bir gücü oluyor.

Türkiye’de ise tam tersi bir strateji görülüyor: Bundan sonra kurulacak küçük ölçekli GES’ler için daha düşük fiyat garantisi olacak. Oysa verilen fiyatın en küçük segmentte daha yüksek olması gerekirdi.

Öztüketim için yapılan 10 kW’ye kadar GES’lerde KDV alınmayarak vatandaşın bu işe heveslendirileceğini düşünüyorum.

Öztüketim için kurulacak GES’ler başından beri olduğu gibi sivil toplumun görevi. Elbette enerji kooperatifleri kurmak da sivil toplumun görevi. Satış olmadığı takdirde bürokratik engeller azalacak. Sosyal sorumluluk projelerinden başlayıp, belediyeleri hareketlendirmeye kadar yapılacak çok şey var.

 

Alper Öktem

Güneş Gönüllüleri

Danıştay’dan tarihi Munzur Vadisi Millî Parkı kararı

Danıştay 10. Dairesi, Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nın Çevre ve Orman Bakanlığı’nın Munzur Vadisi Milli Parkı’nda yapımı planlanan 4 Baraj ve 5 HES Projesi ile Mercan Reg. HES Projeleriyle ilgili “ÇED olumlu kararı veya ÇED gerekli değildir kararı” alınmadıkça projelerle ilgili onay ve izin verilemeyeceğine hükmeden kararına karşı açtığı davayı reddetti.

Pınar Tarcan’ın Bianet’te çıkan haberine göre, Başkan Vekili Suna Türkoğlu, üyeler Nizamettin Kalaman, Abdullah Artunç, Vahit Kınalıtaş, Ahmet Saraç’ın imzası bulunan kararda Danıştay Tetkik Hakimi Dr. Gülşen Köse, “2577 sayılı Kanun’un 54. maddesinde öngörülen nedenler bulunmadığından, kararın düzeltilmesi isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir” dedi.

Davacı Dersim Barosu: Tarihi bir karar

Ankara 3. İdare Mahkemesi’nce verilen projelere onay kararını temyize götüren Dersim Barosu Başkanı Avukat Barış Yıldırım, gelinen aşamada davalı Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Konaktepe Elektrik Üretim A.Ş. ile Zorlu Doğal Elektrik Üretim A.Ş.’nin yaptığı Karar Düzeltme başvurusunun reddedilmesini tarihi bir karar olarak niteleyerek şunları söyledi:

“Böylelikle gerek Munzur Vadisi Millî Parkı bakımından ve gerekse de Millî Parklar hukuku bakımından tarihi bir karar verilmiştir.”

Munzur Vadisi Millî Parkı sınırları içerisinde toplam 4 Baraj ve 6 HES projesine izin veren Bakanlık kararının iptali amacıyla ilk dava 19.12.2011 tarihinde açılmıştı.

Danıştay 10. Daire, Orman ve Su İşleri Bakanlığının düzeltilmesini istediği kararda Anayasa’nın 56. Madde hükmü ve 2872 sayılı yasanın 10. Maddesi birlikte değerlendirildiğinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkının bulunduğu, çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemenin devletin ve vatandaşların ödevi olduğunu” vurgulamıştı.

Haberin devamına buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz

 

(Bianet)

‘Başka Dünyanın İnsanları’ belgeseli Antalya’da

Türkiye’de adil ve temiz gıda üretimini, gıda topluluklarının üretici-türetici ilişkilerini, gönüllülük kavramını ve son yıllarda gerçekleşmekte olan tersine göçü konu alan Başka Dünya’nın İnsanları belgeseli, 22 Temmuz Pazar günü 18:00’de Antalya n’sin cafe’de gösterilecek.

Bisikletleri ile yollara düşüp belgesel çeken Kinocycle ekibi yani Benian Kara ve Uğur Cuya “Başka Dünya’nın İnsanları’nda Bursa, Çanakkale, İzmir ve Antalya’daki Buğday Derneği’ne bağlı Tatuta Organik çiftliklerini ziyaret edip şehirlerden kırsala göç etmiş insanlarla görüştüler. Belgesel gösterimi ücretsiz gerçekleştiriliyor.

“Başka Dünyanın İnsanları’ belgeselinde “Temiz Gıdaya Nasıl Ulaşırız?” sorusunun cevabını arayarak Gıda Toplulukları kurmuş ve üreticilerle, “türetici” dedikleri tüketicileri biraraya getirmiş insanlarla, yaşamlarını şehirde sürdürmekten vazgeçerek, halihazırdaki işlerini dahi bırakarak, kırsala yerleşmiş, içlerinde Sineksekiz yayınevi kurucusu İrem Çağıl, müzisyen Can Kazaz ve gazeteci Murat Sevinç gibi tanınmış isimlerin de bulunduğu bir grup insanla da tanışan Benian ile Uğur onların hikayelerini de bir bütünün parçaları olarak biraraya getiriyorlar.

Bir kısmını planlayarak bir kısmını ise sürprizlere açık bırakarak çıktıkları yolculukta Kinocycle ekibi, üretimlerini atalık tohumlarla ve hiç ilaç kullanmadan yapan, dünyanın her yerinden gönüllüler kabul ederek organik tarım konusunda eğitim veren ve ürettikleri temiz gıdayı şehirdeki insanlara ulaştırmak için insanüstü çabalar harcayan çiftçilerin hayatlarına dahil oluyor ve onların hikayesini anlatıyor. Başka Dünya’nın İnsanları’nda hikayeleri paylaşılan Bayramiç’ten Sevinç Özkaya, Elmalı’dan Serdar Tanal da bu insanlardan bazıları.

Kinocycle

2017 Ekim ayında bisikletleriyle İstanbul’da yola çıkan Benian Kara ve Uğur Cuya’nın hedefi 55 bin kilometre yol yaparak 3 kıtada belgeseller çekmek. Daha önce gazetecilik yapmış olan Benian Kara ile yönetmenlik yapmış olan Uğur Cuya, yola çıkmadan önce kendilerine çeşitli kıtalarda belgesellerini yapmak üzere konular seçtiler ve buna uygun projeler hazırladılar. Bu yolculuğu da bisikletle yapmaya karar verdiler. Yolculuklarının ilk etabında Türkiye’nin Ege ve Akdeniz bölgelerini geçtiler. Bundan sonra Gürcistan’dan çıkış yapıp Hindistan’a oradan Avustralya’ya ve oradan da Latin Amerika’ya geçerek belgesel yolculuklarına devam edecekler.

Hem belgesel filmler çektikleri hem de bunu bisiklet üzerinde yaptıkları için; kendilerine kino: bakmak, sinema anlamlarına gelen, ve cycle: (bisiklet) sürmek anlamlarına gelen iki kelimenin birleşiminden oluşan kinocycle adını koydular

22 Temmuz Pazar günü Antalya Kaleiçi’nde bulunan N’sin cafe’deki gösterime dair facebook sayfasına bu bağlantı üzerinden ulaşabilirsiniz.

 

Kinocycle’dan belgesel gösterimi: Can Kazaz’dan İrem Çağıl’a ‘Başka Dünyanın İnsanları’

 

(Yeşil Gazete)

Onur Hamzaoğlu ve Fadime Çelebi’ye tahliye

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eş Sözcüsü Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik’ ve ‘terör propagandası’ suçlamalarıyla yargılandığı toplam 11 sanıklı davanın ilk duruşması Ankara’da görüldü. Mahkeme heyeti, Onur Hamzaoğlu ve Fadime Çelebi’nin tahliyesine hükmetti. Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi eş başkanları Naci Sönmez ve Eylem Tuncaelli’nin de aralarında olduğu tutuksuz sanıkların ise yurt dışı yasağı kaldırıldı. Bir sonraki duruşma 16 Ocak 2019 tarihine ertelendi.

Davanın gerekçesi, Afrin’e yönelik Zeytin Dalı Harekatı sırasında yapılan ‘barış’ açıklaması. Hamzoğlu ve Çelebi’yle birlikte HDK bileşeni partilerin temsilcileri olan toplam 11 siyasetçi, Afrin’le ilgili Ankara’da yapılan basın açıklaması nedeniyle “Halkı Kin ve Düşmanlığa Alanen Tahrik Etme, Terör Örgütü Propagandası Yapmak” (Türk Ceza Kanunu 216/1, Terörle Mücadele Kanunu 7/2, TCK 53, 63) suçlamasıyla yargılanıyor.

Davada tutuklu yargılanan Onur Hamzaoğlu ve Fadime Çelebi salonda hazır bulundu. Tutuksuz yargılanan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi eş başkanları Naci Sönmez ve Eylem Tuncaelli’nin yanı sıra SYKP Eşbaşkanı  Ahmet Kaya ve DBP Eşbaşkan Yardımcısı Hacer Özdemir de duruşmaya katıldı.

Duruşma 5 aydır tutuklu olan ESP Genel Başkan Vekili Fadime Çelebi’nin savunmasıyla başladı. Çelebi, ”5 ay değil, 5000 yıl da verseler barış talep etmeye devam edeceğim” dedi.

Barış akademisyenlerine yönelik “kanınızla banyo yapacağız” diyen Sedat Peker’in beraat ettiğini vurgulayan Çelebi, ”ama bizim gibi partilerin her basın açıklaması yasa dışı ilan edilmeye çalışılıyor” ifadesini kullanarak beraatini talep etti.

Türkiye’nin en önemli çevre sorunlarından birinin insan sağlığına zararlarını gözler önüne seren ‘Dilovası Raporu’ ile de tanınan Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu, 5.5 aydır tutukluydu.

Hamzaoğlu, duruşmadaki savunmasında ”Ben bir hekimim ve halk sağlığı uzmanıyım” vurgusu eşliğinde ”Savaş insan eliyle yaratılan önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur. Ben insana kalabilmek istiyorum” mesajını verdi.

Eylem Tuncaelli, ‘Barışı savunmak en temel görevimdir’

Hamzaoğlu’nun ardından tutuksuz yargılanan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Başkanı Özlem Tuncaelli söz alarak, ”İddianameye konu alan açıklamada barışı savunmak haricinde hiçbir kasıt yoktur” derken ”Barışı savunmak hem yurttaş olarak hem Yeşil ve Sol Gelecek Partisi Eşbaşkanı olarak benim temel görevimdir” dedi.

 

(T24, Sputnik)

 

Almanya’dan OHAL açıklaması: OHAL’in arka kapıdan uzatılmaması gerekir

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından, 21 Temmuz 2016’da ilan edilen ve 3 ay aralıklarla 7 kez uzatılan Olağanüstü Hal, dün gece saat 01.00 itibariyle sona ermişti.

OHAL’in sona ermesiyle Almanya’dan ilk resmi açıklama Dışişleri Bakanlığı’ndan geldi.

Alman haber ajansı dpa’ya konuşan Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas Türkiye’de Olağanüstü Hal’in kaldırılmış olmasını “önemli bir işaret” olarak değerlendirdi.

“Yeni anayasa Türk hükümetine hatırı sayılır yetkiler veriyor” diyen Maas, “Şimdi belirleyici olan, bu yetkileri sorumluluk bilinci içerisinde kullanmak” diye konuştu.

“OHAL’in arka kapıdan uzatılmaması gerekir” diyen Maas, demokrasinin güçler ayrılığı olduğu müddetçe işler kalabileceğini söyledi.

“Türkiye’nin bu bakımdan ölçülmesi gerektiğini” söyleyen Maas, Avrupa Birliği-Türkiye ilişkilerinde de bunun son derece önemli olduğunu kaydetti.

Muhalefet partilerinden eleştiri

Sol Parti Meclis Grup Başkanvekili Sevim Dağdelen ise OHAL’in kalkmasıyla ilgili Rheinische Post gazetesine verdiği demeçte “Türkiye’nin İslami bir baskı devletine dönüşmekte olduğu” uyarısını yaptı. Dağdelen “Türkiye’de keyfiyet rejiminin bitmesi beklenmemeli. OHAL artık normal hal” dedi. Almanya’nın Türkiye’ye silah ihracatına son vermesi gerektiğini söyleyen Dağdelen, Avrupa Birliği’nin Türkiye ile üyelik müzakerelerini resmi olarak bitirmesini istedi.

Yeşiller partisi milletvekili Cem Özdemir de OHAL’in sona ermesinin bir iyileşme getirmediğini belirtti. Alman Yazı İşleri Ağı’na (Redaktionsnetzwerk Deutschland) bir açıklama yapan Özdemir “otoriter otokrat Erdoğan’ın” “hoşlanılmayan muhaliflerin cezaevlerinde yok olması, işlerini kaybetmesi ya da yurtdışına kaçması” için çaba gösterdiğini söyledi. Özdemir Alman hükümetinden Türkiye’deki demokratik güçleri desteklemesini istedi.

OHAL döneminde 32 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkartıldı. Bu kararnameler doğrultusunda resmi verilere göre 160 bin kişi hakkında gözaltı işlemi yapıldı, 70 binden fazla kişi tutuklandı, 155 bin kişi hakkında “silahlı örgüte” üye olmak suçundan soruşturma açıldı.

OHAL sona erdi: 7 uzatma, 36 KHK, yüzbinlerce ihraç

 

(DW Türkçe)

BM Gıda ve Tarım Örgütü uyardı: Ormansızlaşmayı durdurmak için acil girişimlere ihtiyaç var

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) yeni raporu, dünyadaki toplam ormanlık alanın gün geçtikçe küçüldüğü uyarısını yapıyor.

Rapor hükümetleri hem ormanların, hem de yaşam olanakları ormanlara bağlı olan insanların yararını gözeten kapsayıcı bir yaklaşım uygulamaya davet ediyor.

Dünya Ormanlarının Durumu 2018‘e göre, gezegen ve insanlara hasar verebilecek sonuçlardan kaçınmak için ormansızlaşmayı durdurma, ormanların sürdürülebilir yönetimini sağlama, bozulmaya uğramış olan ormanları yeniden kazanma ve dünya çapında ağaçla kaplı alanı büyütmede yeni adımlar atılması gerekiyor. 

Ormanlar ve ağaçlar insanların geçimlerine sanıldığından çok daha fazla katkı sağlıyor ve gıda güvencesi, içme suyu, yenilenebilir enerji ve kırsal ekonomide hayati bir rol oynuyor.

Ormanlar dünyadaki üç kişiden birine yemek pişirme ve ısınma yakıtı sağlıyor

Gelişmekte olan ülkelerin kırsal kesimlerinde yaşayan ailelerin gelirlerinin ortalamada yaklaşık yüzde 20’sinin – ve çoğu yerde çok daha fazlasının – kaynağı olan orman ve ağaçlar, dünyadaki üç kişiden birinin de yemek pişirme ve ısınma için kullandığı yakıtı sağlıyor.

FAO Genel Direktörü José Graziano da Silva, “Ormanlar geçim olanakları bakımından hayati önem taşıyor,” diyor ve ekliyor:

“Sağlıklı ve verimli ormanlar sürdürülebilir tarım için temel bir gereklilik. Ormanların ve ağaçların, su kalitesi için, gelecekte ortaya çıkacak enerji ihtiyaçlarına katkı sağlamak için ve sürdürülebilirlik arz eden, sağlıklı şehirler tasarlamak için büyük önem taşıdığını gösteren verilere sahibiz.”

Dünya Ormanlarının Durumu raporunun bu yılki edisyonuormanların iklim değişimiyle mücadeleden biyoçeşitliliğin korunmasına, eşitsizliklerin azaltılması ile şehir yerleşimlerinin iyileştirilmesine kadar uzanan alanlardaki 2030 Gündemi hedefleri için ne kadar temel bir önem taşıdığını belgeliyor.

Rapor ormanların insan hayatına yaptığı birçok katkıya dair somut kanıtlar sunarken, bu katkıların artırılması için ihtiyaç duyulan girişimlerin bir tablosunu da ortaya koyuyor. 

FAO Ormancılık Direktörü Eva Mueller, “Ağaçlar ve ormanlar 2030 Gündemi’nde farklı alanlardaki birçok hedefin elde edilmesine katkı sağlıyor,” diyor ve ekliyor: “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ulaşmak için geliştirilen stratejilerde ağaç ve ormanlara da yer verilmesi gerekiyor. 

Raporda, orman kullanım hakları konusunda açıklık arz eden yasal çerçevelerin geliştirilmesinin önemi vurgulanırken, ormancılıkta yerel yönetişimin güçlendirilmesi çabalarının olumlu karşılandığı kaydediliyor.

Raporayrıca, sürdürülebilir hedeflere ulaşmada verimli ortaklıklar kurulmasının ve özel sektörle ilişkilerin rolüne dikkat çekiyor. 

FAO Ormancılık Komitesi Paris Anlaşması’nın gerekliliklerine hız kazandırmayı amaçlıyor 

16 ile 20 Temmuz arasında FAO’nun Roma’da bulunan genel merkezinde düzenlenmekte olan Dünya Orman Haftası etkinlikleri, Dünya Ormanlarının Durumu 2018 raporundaki bulguların değerlendirilmesi için iyi bir fırsat oluşturuyor.

Bu etkinlikler çerçevesinde gerçekleştirilen ve birçok ülkeden üst düzey yetkilinin katıldığı FAO Ormancılık Komitesi toplantısının odağında, ormancılık sektöründe Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri’ne ve Paris Anlaşması’nın gereklerine ulaşma yönündeki küresel çabalara hız kazandırmak var. 

FAO Genel Direktörü José Graziano da Silva toplantıda yayınlanan mesajında Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 15in, başta 2020 itibarıyla ormansızlaşmayı durdurma ve bozulmaya uğramış ormanları yeniden kazanma amacı olmak üzere, “şu anda başlatılacak acil girişimlere ihtiyaç duyduğunu” vurguladı: “Örnek modeller ve araçlar mevcut; ancak bunların uygulanmasında daha büyük ölçekler elde edilerek ilerlemeye hız kazandırmak gerekiyor.”      

Hem geniş bir ana programa, hem de bir dizi Dünya Orman Haftası yan etkinliğine ev sahipliği yapacak olan Ormancılık Komitesi toplantısının katılımcıları, ormancılık sektörünü etkileyen yeni politika ve teknik düzenlemeleri gözden geçirecekler.

Bunlar arasında ormansızlaşmayı durdurma, ormanların sürdürülebilir yönetimibozulmaya uğramış ormanları yeniden kazanma ve dünya çapında ağaçla kaplı alanı büyütme konuları bulunuyor.

Tartışılacak başlıklar arasında, ormanların gıda güvencesi ve beslenmeye katkısıyla ilgili faaliyetler ve bu faaliyetlerin iklim değişikliği bağlamında yeniden değerlendirilmesi ihtiyacı da var  

 

(Yeşil Gazete)