Ana Sayfa Blog Sayfa 2771

Yatağan Termik Santrali’nde göçük meydana geldi

Muğla Valisi Esengül Civelek, Yatağan Termik Santrali’nde kazanları besleyen kömür bant sisteminin çöktüğünü, ilk belirlemelere göre 9 kişinin yaralı olarak kurtarıldığını, içeride kalan 2 kişinin kurtarma çalışmalarının sürdüğünü bildirdi.

 

Muğla’nın Yatağan ilçesindeki termik santralde kömür sevk kanalının çökmesi sonucu 11 işçi yaralandı. 9 işçi hastaneye kaldırılırken, 2 işçinin üzerine düşen demir yığınından kurtarılması için çalışmalar sürüyor.

Şahinler Mahallesi Yatağan- Milas Karayolu’nun 3’üncü kilometresindeki Yatağan Termik Santrali’nde, bugün saat 10 sıralarında raylı sistem olan kömür sevk kanalının çökmesi sonucu 11 işçi yaralandı. Olayı gören mesai arkadaşlarının ihbarıyla santrale sağlık, itfaiye, AFAD, polis ve jandarma ekipleri sevk edildi. Kurtarılan 9 işçi hastaneye kaldırılarak, tedaviye alındı. Bazılarının hayati tehlikesinin bulunduğu belirtildi. Demir yığını altında kalan 2 işçinin kurtarılması için ise başlatılan çalışmalar sürüyor.

 

(Ajanslar)

Osman Kavala’nın eşi Ayşe Buğra, ‘Onun ne kadar sevildiğini görmek bana da güç verdi’

Dokuz aydır tutuklu olan iş insanı Osman Kavala’nın eşi Prof. Dr. Ayşe Buğra, iddianamenin halen çıkmamış olmasını “kabul edilemez” sözleri ile dile getirdi.

Prof. Dr. Ayşe Buğra

Sivil toplum alanında çalışmalarıyla tanınan iş insanı Osman Kavala, 1 Kasım 2017 tarihinden bu yana tutuklu. “17-25 Aralık kumpas” ile 15 Temmuz darbe girişimine ilişkin soruşturma kapsamında gözaltına alındıktan sonra “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” iddialarıyla tutuklu bulunuyor.

‘Gezi organizatörü iddiası gayriciddi’

DW Türkçe’den Burcu Karakaş ile görüşen Prof. Dr. Ayşe Buğra, Osman Kavala’nın “Gezi Olaylarının yöneticisi ve organizatörü olduğu” iddiasına ilişkin ise “Bir gün bir internet gazetesinde hedef gösterme, karalama süreci başlıyor. Ne olduğunu anlayamıyorsunuz. Arkasından tutuklama gelebiliyor. Bu durum, tedirgin olunmayacak gibi değil. Ancak medyada çıkan suçlamalar o kadar acayip ki, ciddiye de alamıyorsunuz. “Beni yarın gözaltına alırlar” demeniz için işin biraz ciddiyeti olması lazım ama o yok. Bu bir yandan çok korkutucu, bir yandan da çok gayriciddi bir durum.

Gezi’nin organizatörü olmak fantastik bir şey. Öyle bir hareketin bir organizatörü ve finansörü olduğu gibi bir fikir, hakikaten fantastik. Osman Kavala’nın bir darbe girişimine katılmış olması daha da fantastik ve absürt. Hayatı boyunca, kendini bildi bileli, darbelere karşı çıkmış bir insan. İnsan hakları, demokrasi, hukuk devleti, bütün bunlar için çalışmış bir insan, birdenbire böyle şeylerle suçlanınca, kendisini tanıyanların bunu ciddiye alması çok zor.” dedi.

‘Gözaltı sürecinde ilk 15 gün hiç görüşemedik’

Osman Kavala ve Ayşe Buğra, Silivri Cezaevi’nde

Ayşe Buğra, Osman Kavala’nın gözaltına alındığı günü ise şu sözlerle aktardı, “Osman o gün bir Avrupa Birliği projesi kapsamında belediye ile birtakım görüşmeler için Gaziantep’e gitmişti. Dönüşünde uçaktan indirilerek gözaltına alındı.

Ben kendisinin arayıp istanbul’a geldiğini haber vermesini beklerken, gece gözaltına alındığı haberi geldi. Bir süre nerede olduğunu bilmediğimiz için aradık. Ben 15 gün hiç göremedim. Gözaltı koşulları tabii tatsız koşullardı. Bir hafta sonra bir hafta daha uzatıldı gözaltı süresi. Polis sorgusunun ardından mahkeme kararıyla tutuklandı.”

‘Tutukluluğa karşı pek çok siyasetçi, yazar ve sanatçı ses çıkardı’

Prof. Dr. Buğra, Kavala’nın tutukluluk halinin yurtdışı tepkileri üzerine ise, “Çok geniş bir kesimden ses geldi.

Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklemiş, o sürece katkı sağlamaya çalışmış pek çok siyasetçi, yazar ve sanatçı ses çıkardı. Bunların içinde Türkiye dostu çok önemli insanlar var. Aynı zamanda Osman’ın birlikte çalıştığı kültür kuruluşlarından ses geldi. Konserler organize edildi, geceler düzenlendi. Bunlar Osman’ın moraline de eminim çok iyi geldi. Psikolojisinin bozulmamış olmasında, bu kadar sağlam durabilmesinde, bu geniş desteğin de bir miktar rolü olmuştur diye düşünüyorum.

Onun ne kadar sevildiğini ve sayıldığını görmek bana da güç verdi doğrusu.” şeklinde konuştu.

Röportajın tamamını DW Türkçe’den okuyabilirsiniz.

 

(DW Türkçe)

Seçimler geçti, kömürde ÇED yağmuru başladı – Pelin Cengiz

Bu yazı artigercek.com/ dan alınmıştır

İklim krizinin sebep olduğu aşırılıklar çağında, bu yeni normlara göre dönüşümünü ve uyumlaştırmasını gerçekleştirmeyen ülkeler, gelecekte o aşırılıkların daha çok esiri olmaya devam edecek.

Bunun adı yeri gelir Soma’da kömür madeni katliamı olur, kimi gün gelir Çorlu’da tren faciası olur.

Şiddetli yağışlarda, aşırı hava olayları sırasında otomobillerin insanlardan daha kıymetli olduğu bir ülkede gidenlerin arkasında rahmet okunur, o okunan rahmetin ardından görevin yerine getirilmiş olduğu rahatlığıyla kimse sorumluluk almadan, hesap vermeden yeni yeni facialara yelken açılır.

Bu uzun soluklu bir mücadele, o mücadeleye ne kadar erken katılırsanız, ne kadar hızlı ve proaktif olursanız, o ölçüde kazançlı çıkarsınız. Bunu fark edebilenler harekete geçiyor.

Geçen hafta İrlanda tarihi bir karar alarak, parlamentosunda oylanan “Fosil Yakıtlardan Geri Çekilme Yasası”nı kabul etti. Böylece, İrlanda dünyada başta kömür olmak üzere fosil yakıtlardan yatırımlarını tamamen çeken ilk ülke oldu.

Yasa, bağımsız milletvekili Thomas Pringle, sivil toplum kuruluşları, aktivistler, öğrenci grupları ve Küresel Yasal Eylem Ağı’nın (Global Legal Action Network – GLAN) iki yıldan uzun süredir yürüttüğü kampanyanın sonucu olarak yasallaştı.

Bu karar özetle, İrlanda bu yasanın geçmesiyle beraber artık kömür, petrol veya gaz ile enerji üreten tesis kuramayacak demek…

Yine bu ay başında, kömür savunucularının kömürlü termik santrallerin istihdam yarattığı iddiasının aksine Bankwatch’un yayınladığı yeni analiz bunun gerçek olmadığını gösterdi.

Sekiz Güneydoğu Avrupa ülkesinin incelendiği analizde, kömür endüstrisinin yeni kömürlü termik santral kurabilmek ve eskilerinin yaşam sürelerinin uzatılabilmesi için kullandığı 10 binlerce işgücü yaratılacağına dair iddialarının fazlasıyla abartıldığı belirtiliyor.

Bankwatch çalışmasına göre, kömür endüstrisi tarafından öne sürülen 10 bin kişilik istihdamın korunacağı ve 17 bin 600 yeni istihdam yaratılacağı bilgisinin aksine, 5 bin 170 kişilik istihdamın yok olacağı tahmin ediliyor. Bu düşüş, Avrupa Birliği işgücü üretkenliğine uyum, teknoloji değişimi, linyit/taş kömürü madenciliği/ithalatındaki farklılaşma ve santrallerin elektrik piyasasında rekabetini artırma olarak özetlenebilir.

Bunlar sadece geçtiğimiz birkaç haftada olan gelişmeler…

E haliyle sözü tam bu noktadan Türkiye’ye getirmek gerekiyor.

Türkiye, ağaç kesip beton dökmeyi, her yere bina dikmeyi, memleketin en verimli topraklarını kömürle karartmayı, tarımsal pek çok üründe dünyada söz sahibi olabilecekken ithal etmeyi politika sananlar 10 Temmuz’da yayınlanan KHK ile Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğü’nü (YEGM) kapattı.

Haber yapmaya bile değer bulunmayınca haliyle pek gündem olamadı, bir iki cılız ses dışında geçildi gitti.

İşin esas vahim kısmı ise kömür ve kömürlü termik santraller tarafındaki yangından mal kaçırma operasyonlarında görülüyor. 24 Haziran seçimleri sonrasında termik santrallerle ilgili alınan kararlar gözle görülür biçimde hız kazandı.

Örneklerle sıralamaya çalışalım:

1 – EÜAŞ, Afyonkarahisar Dinar Kömür Havzası içinde yer alacak termik santral için fizibilite raporu hazırlatacak. Bunun için 20 Temmuz’da bir ihale açılacaktı, ancak gelen son bilgilere göre ihale ileri bir tarihe ertelendi.

2- Yenidere Termik Enerji, Denizli’nin Kale ilçesinde yerli linyit kömür yakıtlı 250 MW’lık Yenidere Termik Santrali kurmayı planlıyor. Geçen ay santral için hazırlanan ve nihai olarak kabul edilen ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) raporu halkın görüş ve önerilerini almak üzere Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nde görüşe açıldı.

3- Taşzemin İnşaat ve Madencilik Enerji’nin Çanakkale’nin Yenice ilçesi Çırpılar Köyü’nde yapmayı planladığı Çırpılar Termik Santrali için ÇED olumlu kararı çıktı. Termik santralle birlikte kül depolama sahası, kömür işletme ile kırma eleme tesisi projesi ile ilgili olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na sunulan ÇED’e onay verilmesi halkın tepkisiyle karşılandı.

4- Sarıkaya Karaburun Elektrik Üretim A.Ş. tarafından Çanakkale’nin Biga ilçesi sınırları içinde yapılmak istenen Karaburun Termik Santrali’nin İDK (İnceleme Değerlendirme Komisyonu) toplantısı ilan edildi. Danıştay daha önce ithal kömürlü 1320 MW gücünde planlanan Karaburun Termik Santrali’nin ÇED olumlu kararını iptal etmişti. Yeniden ÇED süreci başlatıldı.

5- DD Elektrik Üretim ve Enerji Yatırımları A.Ş. tarafından Çanakkale’nin Biga ilçesi sınırları içinde yapılmak istenen Ağan Termik Santrali’nin İDK (İnceleme Değerlendirme Komisyonu) toplantısı ilan edildi. Danıştay daha önce ithal kömürlü 1600 MW gücünde planlanan Ağan Termik Santrali’nin ÇED olumlu kararını iptal etmişti. Yeniden ÇED süreci başlatıldı.

6- Deba Madencilik Ticaret ve Sanayi A.Ş. tarafından Kırklareli’nin Tekkeşeyhler ve Dokuzhöyük mevkiinde yapılmak istenen Eren-1 Termik Santrali’nin ÇED Başvuru Dosyası kabul edildi. Santralin ÇED süreci başladı.

7- Silopi Elektrik Üretim A.Ş. tarafından Şırnak’ın Silopi ilçesinde yapılması planlanan Silopi Termik Santrali maden sahaları kapasite artışı projesi ile İDK toplantısı ilan edildi. ÇED süreci başlatıldı.

8- Türkiye Elektrik İletim A.Ş. (TEİAŞ) tarafından Adana’daki Hunutlu Termik Santrali’nin elektrik iletim hattı projesiyle ilgili ÇED Başvuru Dosyası kabul edildi. Santralin ÇED süreci başladı.

Türkiye’nin kömürlü termik santralleri ayakta tutabilmek ve devamlılığını sağlayabilmek için neler yaptığından şu yazıda bahsetmiştim.

Ancak, tüm teşvik ve sübvansiyonlara rağmen kömür sektörü ayakta durmakta zorlanıyor. Bunun en gözle görülür örneği olan Bereket Enerji’nin içinde bulunduğu finansal sorunları da şurada ele almıştık.

İthal kaynaklara bağımlılığını kırmak amacıyla “yerli ve yenilenebilir enerji” politikası uyguladığını iddia eden Türkiye’nin kurulu gücü 85 bin 200 MW’a yükseldi. Hali hazırda 44 bin MW planlanan yatırım var. Yerli kömür işe yaramadığı için ve istenen verim alınamadığı için dünyanın farklı yerlerinden kömür ithal ediliyor. Denetim ve şeffaflık olmadığı için hangi ülkelerden termik santraller için kömür ithal ediliyor meçhul.

Seçimlerin hemen ardından başlatılan bu süreç hiçbir açıdan hayra alamet değil.

Üstelik yukarıdaki listede de fark edilebileceği gibi “yerli ve milli kömür” politikasıya taban tabana zıt şekilde Çanakkale’de ithal kömürle çalışacak iki termik santralle ilgili süreç başlatıldı bile.

Şunu unutmamak gerek, kimsenin Türkiye’nin geleceğini ve coğrafyasını bu şekilde karartmaya hakkı yok, çevre ve yaşam alanları mücadelesi her düzlemde sürecek…

Bu yazı artigercek.com/ dan alınmıştır

 

Pelin Cengiz

İngiltere büyük şirketlere enerji ve karbon raporlaması zorunluluğu getirdi

İngiltere hükümeti ülkedeki büyük ölçekli şirketlerin karbon emisyonlarını ve enerji tüketimlerini raporlamayı zorunlu hale getirdi.

İngiltere Ekonomi, Enerji ve Sanayi Stratejisi Bakanlığı tarafından 18 Temmuz 2018 günü yayınlanan düzenlemeye göre borsada işlem gören şirketler halihazırda küresel sera gazı etkisi yaratan gaz emisyonlarını için yaptıkları raporlama faaliyetine küresel faaliyetlerinden kaynaklı enerji tüketimlerini de ekleyecek.

Borsada işlem görmeyen yıllık ciroları 36 milyon pound, bilanço büyüklüğü 18 milyon poundu geçen anonim şirketler ve çalışan sayıları 250’nin üstünde olan limited şirketlerin de raporlama yükümlülükleri olacak.

Bu yükümlülük kapsamında bu şirketlerin de enerji tüketimlerini ayrıca doğal gaz ve elektrik tüketimi ile ulaşım kaynaklı emisyonlarını da raporlamaları gerekecek.

Zorunluluk 2019 yılı Nisan ayında başlayacak.

Bununla birlikte şirketler açıklayacakları bilgilerin kendilerine zarar vereceğini gerekçesi ile raporlama yapmama hakkı olacak.

İngiltere hükümeti ülkedeki şirketlerin enerji verimliliği değerlerini 2030 yılına kadar yüzde 20 oranında artırarak birim ekonomik çıktı için gerekli olan enerji ihtiyacını düşürmeyi hedefliyor.

 

(Yeşil Ekonomi)

Bedelli askerliğin Meclis’te görüşüleceği tarih belli oldu: 23 Temmuz

Bedelli askerlik düzenlemesinin de yer aldığı 18 maddelik torba yasanın TBMM’de ne zaman görüşüleceği belli oldu.

TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu 23 Temmuz Pazartesi 13.00’da toplanacak.

Düzenlemeye göre 31 Aralık 1993 ve öncesinde doğanlar 15 bin lira bedel ve 28 gün zorunlu askerlik eğitim şartıyla bedelli askerlikten yararlanacak.

Seçim kampanyalarına da damgasını vurarak kamuoyunda büyük beklenti yaratan bedelli askerlikle ilgili yasa teklifi dün TBMM Başkanlığı’na sunulmuştu.

 

(Artı Gerçek)

OHAL sona erdi: 7 uzatma, 36 KHK, yüzbinlerce ihraç

15 Temmuz 2016’daki darbe girişiminin ardından, 21 Temmuz 2016’da ilan edilen ve 3 ay aralıklarla 7 kez uzatılan Olağanüstü Hal, gece saat 01.00 itibariyle sona erdi.

21 Temmuz 2016’da Bakanlar Kurulu tarafından ilan edilen ve Resmi Gazete’de yayımlanan olağanüstü hal kararıyla ilgili Başbakanlık tezkeresi, TBMM Başkanlığına sunulmuş, görüşmelerin ardından, Anayasa’nın 120. maddesi ile Olağanüstü Hal Kanunu’nun 3. maddesinin (b) bendi kapsamında, ülke genelinde 21 Temmuz 2016 Perşembe günü saat 01.00’den itibaren 90 gün süreyle olağanüstü hal ilan edilmişti.

OHAL boyunca yapılan düzenlemeler

OHAL boyunca, iki yılda toplam 36 KHK yayınlandı. Bu KHK’ların bazılarında on binlerce kişi işten çıkarılırken bazılarında ise evlilik programları yasaklandı, kış lastiğine dair düzenlemeler yapıldı.

OHAL kapsamında çıkarılan 36 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile 134 bin 144 kişi ihraç edildi, en az 228 bin 137 kişi tutuklandı.

İnsan Hakları Ortak Platformu’nun (İHOP) 21 Temmuz 2016-20 Mart 2018 tarihlerini kapsayan ve 17 Nisan 2018’de güncellenen raporuna göre, 16 Temmuz 2016 tarihinden 20 Mart 2018 tarihine kadar en az 228 bin 137 kişi tutuklandı.

“Terör örgütü propagandası yapmak, bu örgütleri övmek, terör örgütleri ile iltisaklı olduğunu alenen beyan etmek, halkı kin, nefret ve düşmanlığa sevk etmek, devlet büyüklerine hakaretlerde bulunmak, devletin bölünmez bütünlüğüne ve toplumun can güvenliğine kast etmek, nefret söylemleri içeren paylaşımlarda bulunmak” iddiasıyla toplam 45 bin 415 sosyal medya hesabı incelemeye alındı ve tespit edilen 17 bin 89 kişi hakkında işlem uygulandı.

16 Nisan 2017’deki Anayasa değişikliği referandumunun ardından bunlara parlamenter sistemi düzenleyen yasaları cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine uygun hale getirmek için çıkarılan uyum düzenlemeleri de eklendi.

23 Temmuz 2016’da çıkarılan bir KHK ile gözaltı süresi 30 gün olarak belirlendi.

Ocak 2017’de ise 7+7 güne indirildi. Savcılara gözaltındaki kişilerin avukatlarıyla beş gün boyunca görüşmesini engelleme imkanı veren düzenlemede aynı tarihte kaldırıldı.

Temmuz 2016 sonrasında, darbe girişimiyle bağlantılı davalar nedeniyle on binlerce kişi tutuklandı, daha fazlası da gözaltına alındı. CHP, darbe girişiminin birinci yıldönümünde yayınladığı raporda 169 bin 13 kişi hakkında adli işlem yapıldığını açıkladı.

Raporda “Yürütülen soruşturmalar kapsamında hakkında işlem yapılan kişiler ya da yakınlarından en az 25 kişi canına kıydı. 4 kişi de intihar girişiminde bulundu. Bu olayların 8’i cezaevlerinde, gözaltında ya da gözaltına alınırken gerçekleşti” ifadeleri yer aldı.

Tutuklanan milletvekilleri, belediyelere kayyım

Bu süreçte aralarında gazeteciler, akademisyenler ve siyasetçiler gibi toplumun farklı kesimlerinden isimler tutuklandı.

Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılmasının ardından 4 Kasım 2016’da düzenlenen operasyonla HDP Eşbaşkanları da dahil olmak üzere 12 milletvekili gözaltına alındı, sonrasında 9’u tutuklandı. İlerleyen aylarda tutuklanan HDP’li milletvekili sayısı 15’e yükseldi.

HDP’nin ondan fazla milletvekili çeşitli dönemlerde tutuklanırken, çok sayıda belediye başkanı da demir parmaklıklar ardına gönderildi. Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) ve İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) seçimden iki gün önce yayınladığı rapora göre 28 Nisan – 21 Haziran arasında 361 HDP’li gözaltına alındı.

CHP’den ise milletvekili Enis Berberoğlu tutuklandı.

Ocak 2018’deki İçişleri Bakanlığı verilerine göre HDP’li 102 belediyeden 94’üne kayyım atandı.

Güvenlik taraması

Kamuda işe girmeden önce güvenlik taramasından geçme zorunluluğu getirilmesi, tıp mezunlarının bir kısmının yurtdışına gitme kararı almasına yol açtı.

Tıp mezunları devlette zorunlu hizmetlerini tamamlamadan özel sektörde de doktorluk yapamıyorlar. Bu kişilerden bazıları güvenlik soruşturmasından geçemedikleri için devletteki zorunlu hizmetlerini tamamlayamamaları nedeniyle mesleklerini diğer ülkelerde icra etmeyi tercih etti, bazıları da başka mesleklere yöneldi.

Özel sektörde de işlerini kaybeden çok sayıda kişi oldu. Ancak bununla ilgili kesin sayılara ulaşmak oldukça zor.

İhraçlara karşı OHAL Komisyonu’na 108 bin 905 başvuru yapıldı.

Kapatılan kurumlar

Basın yayın alanında “terör örgütleriyle ilişkileri olduğu” iddiasıyla çok sayıda gazete, TV, ajans ve radyo kapatıldı.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin açıklamasına göre OHAL kapsamında işsiz kalan gazeteci sayısı 10 bini aştı.

Eğitim alanında özel okulların yanı sıra aralarında İstanbul Fatih Üniversitesi, İzmir Üniversitesi ve Bursa Orhangazi Üniversitesi’nin de bulunduğu çok sayıda üniversite KHK’larla kapatıldı.

Kapatılan kurumlar arasında sayıca en fazlası ise dernek ve vakıflardı. 1.748 vakıf ve dernek KHK’larla kapatıldı.

Yurt dışına çıkış yasakları ve pasaport tehditleri

OHAL ilanıyla birlikte kamu görevlileri için yurt dışına çıkarken çalıştıkları kurumdan belge alma şartı getirildi.

Bu şart Kasım 2017’de kaldırıldı.

OHAL döneminde çok sayıda pasaporta da tahdit koyuldu.

Referandum ve seçimler

OHAL döneminde bir referandum bir de cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerinin bir arada yapıldığı genel seçim düzenlendi.

İki sandığın da OHAL altında kurulması çeşitli ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar tarafından eleştirildi.

CHP Milletvekili Zeynep Altıok Akatlı’nın 16 Nisan 2017’deki referandumdan bir ay önce yayınladığı rapora göre “Hayır” kampanyası yürüten 115 kişi gözaltına alındı. Sendikacı, siyasetçi, sivil vatandaşların çeşitli sınırlamalar ve engellemeler ile karşılaştığı 107 vaka yaşandı.

Anadolu Ajansı’nın haberine göre darbe girişimiyle ilgili 283 dava açıldı, 23 Mart 2018 itibarıyla 106 dava sonuçlandırıldı. 592’si ömür boyu olmak üzere 805 sanık hapis cezasına mahkum edildi.

 

(T24, Bianet)

ABD, internetten üç boyutlu yazıcıyla silah yapılabilmesine ilişkin yasağı kaldırdı

ABD’de internetten 3D silah indirme yasağı kalktı.

Silahın üreticisi Defense Distributed adlı şirketle ABD Adalat Bakanlığı arasındaki dört yıllık hukuk mücadelesi sonunda, silahın nasıl yapılacağını gösteren şemanın tekrar internette yayımlanmasına izin çıktı.

Üç boyutlu yazıcıyla ilk silah 2013’te yapılmıştı.

Silahın yapımına ilişkin taslak internette 100 bin kezden fazla indirildi. Ancak hükümet daha sonra bunun siteden kaldırılmasına karar verdi.

Kararda bunun, ne tür askeri malzemelerin ihraç edilebileceğiyle ilgili kuralları düzenleyen silah kaçakçılığını önlemeye yönelik uluslararası anlaşmaya aykırı olduğunu savunulmuştu.

Defense Distributed, Amerikan Anayasası’nda bireylerin silaha sahip olma hakkı olduğuna vurgu yapan Second Amendment Foundation (SAF) adlı dernekle işbirliği yaparak Dışişleri Bakanlığı’na dava açtı.

“Kayıt dışı silahlar artacak”

Hükümet ayrıca şirketin mahkeme masraflarını ödemeyi kabul etti.

SAF’ın kurucusu Alan M. Gottlieb, “Karar ifade özgürlüğü için bir zafer ve silahları yasaklama lobisi için ağır bir darbe” dedi.

Şirket, 1 Ağustos’tan itibaren silah yapımına ilişkin şemayı tekrar internet sitesinde yayımlayabilecek. Defense Distributed, bu tarihte “internetten silah indirme çağının başlayacağını” duyurdu.

Yasağa destek verenler, internetten indirilecek tabancaların kayıt dışı silahların sayısında artışa neden olacağını söylüyor.

Bu silahların internetten indirme maliyetinin 250 dolar olduğu belirtiliyor.

ABD’de bireysel silahlanmaya karşı gösteriler yapılıyor

ABD’de bireysel silahlanmanın yaygın olduğu biliniyor.

İstatistiklere göre nüfusun yüzde 20’sinden fazlasında silah bulunuyor ve her yıl intiharlar da dahil yaklaşık 30 bin kişi silahla hayatını kaybediyor.

Geçtiğimiz Mart ayında Washington tarihi bir protesto gösterisine sahne olmuştu.

Bireysel silah yasalarını ve ardı arkası kesilmeyen silahlı okul saldırılarını protesto eden yüzbinlerce kişi sokaklara inerek “artık yeter” demişti.

 

(BBC Türkçe)

İran’dan “islami kıyafet” itirafı: Zor kullanmak sonuç vermiyor

İran’da yıllardan beri süren kılık kıyafet konusundaki baskıdan bir sonuç alınamadığı itiraf edildi.

İran Başsavcısı, kadınların “İslami olmayan” giyimleriyle mücadelede alınan polisiye ve hukuki önlemlerin işe yaramadığını itiraf ederek “Zor kullanmak sonuç vermiyor” dedi.

İran Başsavcısı Muhammed Cafer Montazeri, kadınların “İslami olmayan” kıyafetlerine karşı mücadelenin başarısızlıkla sonuçlandığını söyledi. Başsavcı, kadınlara yönelik polisiye önlemlerin de hukuki adımların da sonuç vermediğini ve ülkenin uluslararası imajını zedelemenin dışında hiçbir işe yaramadığını belirtti.

İran resmi haber ajansı Irna’ya konuşan Montazeri, ülkedeki birçok kadının dine de İslami kıyafet normlarına da inanmadığı kanısında olduğunu söyledi. Kendi de bir din adamı olan İran Başsavcısı, “Her halükarda zor kullanmak işe yaramadığı gibi bizi bir yere de götürmüyor” tespitinde bulundu.

Başörtüsü ve manto zorunluluğu

İran’da tüm kadınlar ve 9 yaşından itibaren tüm kız çocukları, kamusal alanda saçlarını örtmek için başörtüsü takmak ve vücut hatlarını gizlemek için de uzun bir manto giymek zorunda. Bu kurallara uymayan ve “günahkâr” olarak görülen kişiler ahlak polisi tarafından tutuklanabiliyor, bazı durumlarda haklarında cezai işlem uygulanabiliyor ve suçlu bulundukları takdirde yüksek para cezasına çarptırılabiliyorlar.

Yeni yasak da işe yaramadı

“İslami giyim”e dair yasalar ve cezai yaptırımların yaklaşık 40 yıldır yürürlükte olmasına rağmen başörtülerinin giderek daha gevşek bağlandığı, mantoların giderek kısaldığı ve daraldığı gözlemleniyor. Geçen hafta alınan bir önlemle, önü açık ve düğmesiz mantoların satışı yasaklanarak, yasağa uymayan satıcılara bir yıl çalışma yasağı getirileceği açıklanmıştı. Ancak “İslami olmayan” mantoların satışının devam ettiği ve birçok kadının sokakta bu mantolarla dolaştığı gözlemleniyor.

 

(DW Türkçe)

Tahliye talebi reddedilen Demirtaş’ın duruşması 28 Ağustos’a ertelendi

Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan ve Kasım 2016’dan bu yana cezaevinde bulunan HDP’nin 24 Haziran seçimlerinde cumhurbaşkanı adayı olan Selahattin Demirtaş’ın davasına bugün devam edildi.

Sincan Cezaevi’nde görülen davaya Edirne Cezaevi’nde tutuklu olan Demirtaş katılmazken, avukatları ve HDP milletvekilleri hazır bulundu.

Mahkeme Başkanı, Demirtaş’ın, Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki yoğunluğu nedeniyle savunmasını hazırlayamadığını belirterek, duruşmaya katılmayacağı yönünde mazeret dilekçesi gönderdiğini belirtti.

Cumhuriyet savcısı, Demirtaş’a ait bazı ses kayıtları hakkında henüz bilirkişi raporu alınmadığını ve önceki celselerde alınan ara kararların bazılarının ikmal edilemediğini beyan ederek bu hususların tamamlanmasını talep etti.

Savcı, “atılı suçları işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunması”, “kaçma şüphesinin varlığı” ve “adli kontrol şartlarının yetersiz kalacağı” gerekçesiyle tutukluluk halinin devamına karar verilmesini istedi.

Savcının görüşünün ardından Demirtaş’ın avukatları tahliye talebi yönünden savunma yaptı.

Savunmaların ardından kararını açıklayan mahkeme, Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamına hükmederek, duruşmayı 28-29 Ağustos 2018’e erteledi.

 

(Duvar)

UNESCO’nun “yaşayan insan hazinesi” seçtiği saz ustası Hayri Dev hayatını kaybetti

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü’nün (UNESCO) 10 yıl önce “Yaşayan İnsan Hazinesi Kültürel Miras Taşıyıcısı” seçtiği 85 yaşındaki saz ustası Hayri Dev, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Denizli’nin Çameli ilçesine bağlı Gökçeyaka Mahallesi’nde yaşamını sürdüren Dev, yaklaşık 10 gün önce belindeki rahatsızlık nedeniyle oğlu Zafer Dev ile Denizli Devlet Hastanesine başvurdu.

Burada 5 gün tedavi gören Dev, daha sonra Pamukkale Üniversitesi Hastanesine sevk edildi.

Bel kemiğindeki çatlak nedeniyle dün ameliyat edilen ve beyin cerrahisi servisinde yatan Dev, sabaha karşı hayatını kaybetti.  İkisi erkek 5 çocuk babası Hayri Dev’in cenazesi, ikindi namazını müteakip Gökçeyaka Mahallesi’nde toprağa verilecek.

Yaşayan insan hazinesi

15 yaşındayken dedesinin tavsiyesiyle üç telli saz (cura) çalmayı öğrenen Dev, yöredeki aşıkların atışmalarını dinleyerek söyledikleri türküleri ezberledi. Okuma yazmayı vatani görevi sırasında öğrenen Dev, geçimini uzun süre çobanlıkla ve düğünlerde saz çalarak sağladı.

Teke yöresi kültürünü inceleyen Fransız araştırmacı Jerome Cler’in kendisini Paris’e davet etmesinin ardından yaşamı değişen Hayri Dev, müzisyen arkadaşlarıyla yurt dışında konserler verdi.

Davet üzerine 1996 yılında Fransa ve Almanya’ya giderek müzik festivallerine katılan Dev, 1997 yılında Amsterdam’da, 1998’de Strasbourg Marc Bloch Üniversitesinde konser verdi, 2002’de Brüksel’de Beaux-Arts’ta, 2003’te Paris’te Fransız Kültür Bakanlığı yetkililerinin de katıldığı özel dinletilerde sanatını icra etti.

Hayri Dev, çaldığı yöresel çam düdüğüyle UNESCO tarafından, Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında 2008 yılında “Yaşayan İnsan Hazinesi Kültürel Miras Taşıyıcısı” ilan edildi.  Yaşamı ve sanatı belgesellere konu olan Dev, dünyada birçok üniversitede ders verdi.

Bir süre Denizli Büyükşehir Belediye Konservatuarı’nda üniversite öğrencilerine de ders veren Dev’e, yöre halkı “Koca Usta” ismini verdi.

 

(Hürriyet)