Ana Sayfa Blog Sayfa 2739

Kadıköy İklim Elçileri, Kalamış Parkı’ndan iklim için ses veriyor!

Kadıköy İklim Elçileri aşırı yağışlar, seller, kuraklık, gıda kıtlığı gibi sorunlarla hayatımızın her alanına yansıyan, kentlerimizi tehdit eden ‘küresel ısınma ve iklim değişikliği’ ile mücadele için Kadıköy ‘de toplanacak.

12-14 Eylül’de San Francisco’da düzenlenecek Küresel İklim Eylem Zirvesi öncesinde bir araya gelecek Kadıköy İklim Elçileri 8 Eylül Cumartesi günü ‘İklim için Ses Ver’ (Rise for Climate) sloganıyla Kadıköy Kalamış Parkı’nda saat 15:00-18:00 arasında etkinlik düzenliyor.

Kadıköy’le aynı anda dünyanın dört bir yanında 89 ülkede 748 noktada düzenlenecek etkinliklerin odak noktası Paris İklim Anlaşması hedeflerine ulaşması için yerel yönetimleri iklim konusunda harekete geçirmek olacak. Yerel yönetimlerin iklim krizine karşı somut adımlar atmasının talep edileceği küresel etkinlik gününde Kalamış Parkı’nda yetişkinlere ve çocuklara yönelik farklı atölyeler, perküsyon gösterileri ve panel düzenleniyor. Etkinlikte küresel ısınma ile mücadelenin bireysel ölçekte en önemli sembolü bisikletliler alana bisikletleriyle gelecek. Saat 15:00’te başlayacak etkinlikte iklim çarkı, rüzgar gülü atölyesi, ‘Bedenle Ses Ver’ adıyla beden perküsyonu gibi yetişkinlere ve çocuklara yönelik birbirinden renkli atölyeler yer alacak.

Kadıköy’ün hedefi 2030’da %40 daha az karbon emisyonu

Kadıköy Belediye Meclisi’nde ‘Kadıköy İklim Adaptasyon ve Eylem Planı’nı onaylayarak işe koyulan Kadıköy Belediyesi, bireysel ve yerel ölçekte yapılabilecek değişikliklerle kentin geleceğine katkı sunmayı hedefliyor.

Kadıköy ilçe sera gazı salınımlarının 2030 yılına kadar % 40 oranında azaltılmasını hedefliyor. Belediye hizmet binalarından başlayarak mevcut konutlarda enerji etkin aydınlatma sistemlerinin kullanılması (tasarruflu-LED aydınlatma), ada ölçeğinde enerji sistemlerin oluşturulması, yenilenebilir enerji uygulamalarının arttırılması hedefler arasında yer alıyor. Toplu ulaşım kullanım oranının arttırılması ve elektrikli araç kullanımının yaygınlaştırılması da çözüm yolları arasında. Çünkü ulaşımda bisiklet kullanımının % 2, yayaların ise %5 oranında artışı bile 25.187 ton CO2 azaltım yapılabilmesini sağlıyor.

Kadıköy’ün iklim elçileri

Kadıköy İklim Elçileri, Kadıköy Belediyesi Çevre Koruma ve Kontrol Müdürlüğü’nün yürüttüğü Kadıköy Belediyesi Bütüncül ve Katılımcı İklim Eylemi Projesi kapsamında verilen “Katılımcı İklim Değişikliği Eylem Planı Danışma Toplantıları” ile bir araya geldi.

Kadıköy İkim Elçileri, İklim Adaptasyon ve Eylem Planı doğrultusunda, yerel sahiplenmeyi arttırmayı hedeflemekte olup, proje ortağı Türkiye Avrupa Vakfı, Kadıköy Kent Konseyi ve ilgili sivil toplum örgütlerinin desteği ile eğitim, proje ve iletişim konularında oluşturdukları gruplarda çalışmalarını yürütüyor.

İklim İçin Ses Ver etkinlikleri hakkında daha fazla bilgiye  www.iklimicinsesver.org  ve  iklim.kadikoy.bel.tr  web sitelerinden ulaşılabilir.

 

(Yeşil Gazete)

Parlamento önünde dersleri asmak – Ömer Madra

Bu yazı acikradyo.com.tr/ den alınmıştır

Ey okur, bildiğin gibi, Vakayiname, “olaylar güncesi” gibi birşey. Bu hafta sonu yayınlanan küçük bir röportajı anlatmakla bugünkü vakayinameyi tamamlayacağız.

Küçük dedik, fakat dünyanın ezici çoğunluğu için muazzam önem taşıyor. Britanya’nın Guardian gazetesinde yayınlanan bu olağanüstü röportajı çevirip aktarıyoruz:

“İsveçli 15 yaşındaki kız çocuğu, iklim kriziyle mücadele etmek için dersleri asıyor.”

İsveç’in gelmiş geçmiş en sıcak yazının ardından, Greta Thunberg, politikacıları harekete geçirmek amacıyla parlamento önünde okul grevine başladı.

David Crouch, Stockhom’den bildiriyor  Cumartesi, 1 Eylül 2018-09-03

Eğer politikacılar olgulara kulak asmayacaklarsa neden okulda birşeyler öğrenmek için bunca zahmete katlanacakmışız?

Bu basit farkındalık olayı, 15 yaşındaki Greta Thunberg’i, bildiği en etkili protesto hareketini gerçekleştirmeye itmiş. Greta grevde: İsveç’te 9 Eylül’de yapılacak genel seçimlere kadar okula gitmeyi reddediyor; amacı iklim krizine dikkat çekmek.

Greta’nın protestosu, ilk kayıtların tutulmaya başladığı 262 yıl öncesinden bu yana yaşanan en sıcak yaz mevsiminde sıcak dalgalarının ve orman yangınlarının fena vurduğu ülke insanlarının ilgisini üzerinde toplamayı başarmış.

O, iki haftadır her gün, Stockholm’ün merkezindeki Parlamento binasının önünde kaldırım taşlarının üzerinde sessiz sedasız oturmakta ve gelip geçenlere şu sözleri içeren bir el ilanı dağıtmakta: “Bunu yapıyorum çünkü siz büyükler geleceğimin içine ediyorsunuz.”

Greta’nın kendisi, iki saç örgüsü ile ufak tefek bir kız çocuğu – öyle iklim devriminin lideri diye düşünebileceğiniz bir tip değil.

“Bunu yapıyorum çünkü başka kimse birşey yapmıyor. Yapabileceğimi yapmak, benim ahlakî sorumluluğum. Politikacıların iklim sorununa öncelik vermesini, iklime odaklanmasını ve onu bir kriz olarak ele almasını istiyorum.”

İnsanlar ona okulda olması gerektiğini söylediklerinde onlara okul çantasındaki okul kitaplarını gösteriyor.

“Kitaplarım burda,” diyor kusursuz bir İngilizceyle. “Ama şunu da düşünüyorum: Okulda neyi kaçırıyorum? Orada ne öğreneceğim? Olgular ve gerçekler birşey ifade etmiyor artık. Politikacılar bilimcileri dinlemiyor; o zaman ben ne öğreneceğim ki?”

Thurnberg’in protestosu İsveç’in iklim öncüsü ve çevre şampiyonu şöhretine kapılmış birine şaşırtıcı gelebilir. Bu yıl ülke “dünyanın en iddialı iklim kanunu”nu meclisten geçirdi ve 2045’e kadar karbon salımı sıfırlamasını gerçekleştirip 2015 Paris İklim Anlaşması hedeflerini de rahatlıkla aşmayı amaçlıyordu.

Ama Greta “Bu çok geç ve çok yetersiz bir hamle. Bu hedeflere çok daha önce ulaşılması gerek. İsveç yeşil bir cennet filan değil; en büyük karbon ayak izlerinden birine sahip,” diyor.

Annesiyle babası protestoyu bırakıp okula dönmesini istiyorlarmış. “Öğretmenlerim ikiye bölünmüş durumda” diyor Greta. “İnsan olarak, yaptığım şeyin iyi olduğunu düşünüyorlar, ama öğretmen olarak, buna bir son vermem gerektiğini söylüyorlar.”

Öğretmenlerinden biri, işi bırakıp onun protestosuna katılmış. 26 yaşındaki Benjamin Wagner, bu grev dolayısıyla üç haftalık ücretini –ve işini- kaybedeceğini düşünüyor.

“İklim değişikliğini durdurma konusundaki yetersizliğimiz, birinci dünya savaşını durdurma konusunda harcanan çabalara benziyor,” diyor Wagner. “Yıllar yılı bunun başımıza geleceğini biliyorduk, binbir konferans düzenlediler ama gene de önlemeyi başaramadılar.”

“Greta bir başbelası,” diye devam ediyor öğretmeni. “Büyüklerin sözünü dinlemiyor. Ama son hızla felakete doğru gidiyoruz; bu durumda tek mantıklı şey, mantıksız davranmak oluyor.”

İsveçliler arasında da ona kulak verenlerin sayısının arttığına dair işaretler var. Merkez-sol koalisyon hükümetinin ortağı olan Yeşiller Partisi, ülke, eşi menendi görülmemiş bir kuraklığın kırsal bölgeleri çıra gibi yanıp tutuşacak hale getirmesiyle çıkan ve haftalarca durdurulamayan 60’tan fazla orman yangınıyla kasıp kavurulmadan önce halkoyu yoklamalarında yerlerde sürünmekteydi. Şimdi Parti’ye destek yarı yarıya yükselmiş ve oran yaklaşık yüzde 6’ya çıkmış durumda.

Parlamento’da Yeşiller Partisi milletvekili Janine Alm Ericson, “Greta’nın cesaret ve kararlığı beni çok etkiledi,” diyor.

Ve ekliyor: “Ama onun bu eyleme kalkışmak zorunda kalması da beni üzüyor. İsveç’teki siyasi partiler üzerlerine düşeni yapmadılar. Çok sıcak yaz sayesinde insanların iklim değişikliğini kavraması, neler olabileceğini tahayyül etmesi biz İsveçliler ve bazı Avrupalılar için kolaylaştı.Yani, olup biteni görmezden gelmeye devam edersek, neler olabileceğini düşünebiliyoruz artık…”

Parlamento binasının dışında 45 yaşında bir sanat yönetmeni olan Stella d’Ailly’yi görüyoruz. Thunberg’in eylemine destek vermeye gelmiş.

“Protesto hareketine katılmazsam içimden ölüyormuşum gibi hissediyorum kendimi” diyor Stella. “İsveç çöplerin ve atıkların dönüştürülmesi konusunda gayet iyi örgütlenmiş olabilir örneğin, ama işin başında gelen plastik şişeleri ve ambalajları, naylonları azaltma konusunda hiçbir şey yaptığımız yok. Kökten bir dönüşüme ihtiyacımız var.”

Greta’nın iklim değişikliği konusunda birkaç sene önceki uyanışı ise ailesi içinde bayağı kargaşa yaratmış. Tanınmış bir opera şarkıcısı olan annesi Malena Ernman, uçuşların iklim üzerindeki etkileri sebebiyle uluslararası kariyerinden vazgeçmiş.

“Greta bizi hayatımızı değiştirmeye zorladı”diyor babası Svante. “İklim hakkında en ufak bir fikrim yoktu. Greta başlayınca biz de bu meseleye girdik, bütün kitapları falan okuduk. O da okudu.”

Öğretmenleri ona ışıkları söndür, kâğıt harcamaktan vazgeç dedikten sonra uçağa atlayıp New York’a tatile gidiyorlarmış. Greta içinse bu hiç yeterli değil: “Herkes sanıyor ki biz bu krizi hiç çaba harcamadan, fedakârlık yapmadan çözebiliriz.” Greta’nın bu satırları kaleme aldığı makalesi sosyal medyada büyük paylaşım almış, İngilizce’ye de çevrilmiş.

Babasının dediğine göre Greta grevdeyken bir yığın ev ödevi yapmış, üç de kitap okumuş.

“Okulda olması gerekiyor, onun bu eylemini destekleyemeyiz. Ama bir tavır koymak istemesine de saygı duyuyoruz. Greta ya evde oturacak ve gerçekten mutsuz olacak, ya da protesto eylemi yapacak ve mutlu olacak.”

Greta’nın Asperger sendromu var, ve bu, geçmişte onun sağlığını etkiledi,”diyor babası. O, bu sendromu bir sakatlık olarak görmediği gibi, tersine, iklim krizini görmesinde yardımcı olan bir armağan olarak görüyor.”

“Bu protesto eyleminin en iyi tarafı her geçen gün daha fazla sayıda insanın gelip eyleme katılması oldu” diyor Greta. Ve ekliyor:

“Okulda başımın derde girmesi umurumda bile değil. Tek bir kişi bile fark yaratabilir, ben buna inanıyorum.”

Söyleşinin The Guardian’da yayımlanan İngilizce aslını okumak için tıklayın. 

Türkçeye çeviren: Ömer Madra

Ustamızın adı Hıdır değil bu sefer, sevgili okur; onun adı Greta. Kendisi 15 yaşında Asperger sendromlu bir öğrenci. Saçında 2 küçük at kuyruğu, ülkesinin Parlamentosu önünde oturup grev yapıyor ve elaleme el ilanları dağıtıyor.

Elinden gelen nedir, önümüzdeki günlerde hep beraber göreceğiz.

Vakanüvis ÖM

Bu yazı acikradyo.com.tr/ den alınmıştır

 

Ömer Madra

Hindistan eşcinsel ilişkiyi ceza kanunundan çıkardı

Hindistan Anayasa Mahkemesi tarihi bir karara imza attı. Eşcinsel ilişkileri 10 sene hapisle cezalandıran yasanın iptaline karar verildi. Hindistan Ceza Kanunu’nun 377. maddesinde, eşcinsel ilişkiler “doğa kurallarına aykırı cinsel birleşme” olarak tanımlanıyor ve 10 yıl hapisle cezalandırılıyor.

LGBTİ aktivistleri dansçı Navtej Singh Johar,  gazeteci Sunil Mehra, aşçı Ritu Dalmia, iş insanı Ayesha Kapur ve otelci Aman Nath, İngiliz sömürgesi döneminden kalma yasanın kaldırılması için dava açmış, 26 aktivist daha onlara katılmıştı. Aktivistlerin açtığı dava sonucunda, Yargıtay Mahkemesi eşcinsel ilişkinin bir suç olmadığına hükmetti.

2004’te reddedilmiş, 2009’da karar bozulmuştu

2004’te LGBTİ’ler kanunun iptali için başvurmuş ancak Delhi’deki Yüksek Mahkeme başvuruyu reddetmişti. 2009’da başka bir yüksek mahkeme başvuruyu kabul etmiş ve eşcinsel ilişkilerin “yasadışı” nitelenmesinin ayrımcılık niteliği taşıdığını, temel hak ve özgürlüklerin ihlali anlamına geldiğine karar vermişti. Ancak Yüksek Mahkeme’nin kararı, Yargıtay tarafından bozulmuş ve Yargıtay “yasanın mahkemelerde değil, parlamentoda iptal edilmesi gerektiğini” söylemişti. Buna karşın 10 yılı aşkın süredir Mumbai ve Yeni Delhi kentlerinde Onur Yürüyüşleri düzenleniyor. Ayrıca 2014’te Yüksek Mahkeme’nin verdiği kararla, resmi belgelerdeki cinsiyet seçeneğine “diğer” ibaresi eklendi.

 

(Bianet)

Fukuşima felaketinden yedi yıl sonra ilk resmi radyasyon ölümü gerçekleşti

Japonya’da hükümet, ülkenin Çernobil vakası sayılan Fukuşima Nükleer Felaketinin başlamasından yedi yıl sonra ilk resmi radyasyon ölümünün gerçekleştiğini açıkladı.

Ilgın Yorulmaz’ın BBC Türkçe’de çıkan haberine göre, ölen kişinin nükleer santralde kazadan kısa süre sonra ölçüm yapan 50’li yaşlardaki bir santral çalışanı olduğu belirlendi.

O zamandan bu zamana Japon hükümeti radyasyona maruz kalmış dört santral çalışanının kanser olduğunu açıklamıştı.

Hükümet ilk defa kazanın sonrasında radyasyona bağlı bir ölüm vakası ve bunun tazminat ödemesi ile karşı karşıya kalmış durumda…

Japonya’nın Pasifik kıyısında ve Tokyo’ya yaklaşık 300 kilometre uzaklıktaki Fukuşima’da Mart 2011’de 9.0 şiddetinde deprem ve sonrasındaki tsunami nedeniyle santralde elektrik kesilmiş, sürekli soğutulması gereken reaktör aşırı ısınıp erimişti.

Japonya’nın nükleer enerji bağımlılığı

Japonya’da 42 adet kullanılabilir nükleer reaktör mevcut. Çoğunu, Fukuşima da dahil 50 milyon kişinin yaşadığı Tokyo ve çevresine de elektrik veren TEPCO (Tokyo Electric Power Company) işletiyor.

Ancak Japon nükleer enerji endüstrisinin imajı özellikle Fukuşima felaketinden sonra o kadar kötüleşti ki Japon Atom Endüstrisi Forumu’na göre 42 reaktörden şu an sadece 3’ü çalıştırılıyor.

Japonya’da nükleer santral karşıtları bu reaktörlerin kapalı kalmasını istiyor ve buna gerekçe olarak geçmişten pek çok örnek sıralıyorlar.

Bu gerekçelerden en önemlisi, geçen yıl Tokyo yakınlarında bir bölge mahkemesinin resmi adıyla Fukuşima Daiichi (1 No’lu Reaktör) kazasında hükümetin ihmali olduğuna dair kararı. Mahkeme, Fukuşima’dan tahliye edilenlere yüklü tazminat ödenmesine de hükmetmişti.

Yanı sıra TEPCO, kendisinin işlettiği ve zamanında dünyanın en büyüğü olan bir başka reaktörün şiddetli bir depreme dayanamayacağı ile ilgili gizli bir analiz raporu olduğunu geçen yıl itiraf etmek durumunda kalmıştı.

Japonya’da nükleer güvenliğin denetlenmesi konusunda yetkili resmi kuruluşlar var. Ancak yaptırımları çok zayıf ve kısıtlı.

Örneğin geçen yılki itiraftan sonra TEPCO, Japon Nükleer Düzenleme Kurumu (Nuclear Regulation Authority) tarafından sadece güvenlik belgelerini yeniden düzenlemesi ile ilgili uyarı aldı.

Fukuşima ne olacak?

“Meyve Krallığı” olarak bilinen ve şeftalisiyle ünlü Fukuşima, adı deprem ve onun yol açtığı nükleer felaketle anılmadan önce Japonya’nın önemli bir tarım merkeziydi.

Yedi yıl önceki felaket ülkede Fukuşima’nın nükleer zehirle eş anlamlı olduğu algısını yarattı. İçme suyunun nükleer atıkla kirlenmesi sonucu bazı kasabalar tamamıyla tahliye edildi.

Fukuşima’da nükleer temizlik ve reaktörlerin devre dışı bırakılması çalışmaları hala devam ediyor. Bölge, ekonomik olarak da toparlanmaya ve yok olan imajını düzeltmeye çalışıyor.

Japon hükümeti trenlere ve kamu alanlarına astığı ilanlarda Fukuşima’nın tarım ürünlerinin yenilebileceğini söylüyor ve nükleer enerjinin güvenli olduğunu iddia ediyor.

Hükümet çalışabilir durumdaki 43 reaktörünün yanlızca dokuzunu yeniden operasyona açabilmişken yenilenebilir enerjilerin payını da  2030 yılına dek %30’a çıkarmayı planlıyor.

Öte yandan  hükümetin yeni açıkladığı radyasyona bağlı resmi ilk ölüm haberi nükleer reaktörlerin yeniden açılmasını da engelleyebileceği düşünülüyor.

Japonya’daki nükleer felaketler, dünyada örneğin Rusya’daki Çernobil’in aksine sel, toprak kayması, tayfun ve deprem gibi Japonya’nın son yıllarda artan oranda muzdarip olduğu doğal afetlerin sonucu olarak meydana geliyor.

Fukuşima’dan alınan dersle 6 eylül sabahı Japonya’yı oluşturan dört adadan ikinci en büyüğü olan kuzeydeki Hokkaido’yu vuran 6.7 şiddetindeki deprem sonrasında hükümet yetkilileri Hokkaido’ya elektrik sağlayan Tomari nükleer santralinin elektriğinin emniyet amaçlı durdurulduğunu açıkladılar.

Santral, Fukuşima’nın aksine dışarıdan elektrik almaksızın bir hafta kendi elektriğiyle çalışabilme özelliğine sahip.

2018 Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu önce “su”diyor!

Japonya’daki bir nükleer tesiste 5 işçi yüksek radyasyona maruz kaldı

Fukuşima felaketi döneminin başbakanı: Nükleer enerjinin Japonya’da ve dünyada geleceği yok

Fukuşima’da ilk kez bir işçiye radyasyon kaynaklı kanser teşhisi

Fukuşima Felaketi’nin sorumlusu Japon Hükümeti ve TEPCO!

(BBC Türkçe,Yeşil Gazete)

2018 Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu önce “su”diyor!

Dünya genelinde nükleer santrallerin durumu, kaç nükleer santralin kurulmasının planlandığı veya kaçının devreden çıkarılacağı gibi konularda başvuru kaynağı olan ve her yıl yayımlanan Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu/World Nuclear Industry Status Report (WINSR)2018 yılı için de  dün Londra’da  düzenlenen bir basın toplantısının ardından kamuyuyla paylaşıldı.

Enerji Analisti Mycle Schneider ve ekibi tarafından bir önceki yılın verileri baz alınarak hazırlanan orjinaline şuradan ulaşabileceğiniz raporda son üç yıldır olduğu gibi yenilenebilir enerji yatırımlarına doğru bir kayışın bulunduğu açık ara görülüyor. Raporda öncekilerden  farklı olan ise ilk kez  küresel ısınma gerçeği üzerinden “su” vurgusunun yapılmış olması.

 

2018 Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu’na göre bugün dünya genelinde otuz bir ülkede faaliyette olan reaktör sayısı toplam 413 ve bu toplamın yüzde yetmişini Amerika Birleşik devletleri (ABD), Fransa, Çin, Rusya, Fransa ve Güney Kore’deki reaktörler oluşturuyor. ABD ve Fransa’daki reaktörler de bu toplamın %47,5 a tekabül etmekte.

Grafik 1 : Yıl ve ülke bazında nükleer enerji üretimi

2017’de 19 reaktörün inşaatı planlanmışsa da rapora göre bunlardan yalnızca üçü inşaat  hazırlıklarına başlayabilmiş durumda. Bunların ortak noktaları ise Çin şirketi olmaları. Diğer taraftan 2018 yılının ilk yarısında iki reaktör inşası başlamış durumdayken 2017 yılında biri otuz üç yaşındaki  Gundremmingen B reaktörü, bir diğer Güney Kore’de kırk yaşındaki Kori 1 reaktörü ve  İsveç’te kırk altı yaşındaki Oskahamn 1 reaktörü olmak üzere üç reaktör devreden çıkarılmış bulunuyor.

Yaşlanan reaktörlerin ömrü uzatılıyor!

Rapor, reaktörlerin yaşlanmasına rağmen genel teamül olması gerektiği gibi, 40 yaşını dolduran reaktörlerin kapatılması şeklinde gerçekleşseydi bu sene 81 reaktörün, 2020 yılında ise 12 reaktör hariç tüm reaktörlerin ömürlerini tamamlamış olarak kapatılması söz konusu olacaktı. Zira  nükleer santraller çok yüksek ısı üreten teknolojiler olduklarından öngörülen ömürlerini doldurmaları da bu risklerinin artması demek. Dolayısıyla raporda da ifade edildiği üzere reaktörlerin 40 yaşlarını doldurmalarına rağmen kapatılmayarak siyasi iktidarlar tarafından ömürlerinin uzatılmasının askeri güç unsuru olmalarıyla ilgisi bulunuyor ve tabi bir de olmayan demokrasiyle .

Benzer şekilde maliyetli ve uzun inşaat sürelerine rağmen nükleer santral yatırımları gelişmiş ülkelerde olmasa dahi bu kez gelişmekte olan ülkelerde devam edilmesinin nedeni nükleer santrallerin güç unsuru olarak kullanılması. Oysa raporda da ifade edildiği üzere nihai kullanıcılara düşük karbon  salımı ile elektrik enerjisinin sağlanması bu enerjinin üretim maliyetinin düşük olduğu kadar verimli ve etkili olabileceğini de gösteriyor. Hatta nükleer enerjiden uzaklaşılması halinde  nükleer savaş gibi bir  riskin de ortadan kalkması  mümkün denebilir.

Çin faktörü !

Rapordaki verilerle söylersek bugün 15 ülkede 50 reaktör nükleer santral inşaat sürecinde bulunuyor ve bu rakam 2013 rakamlarına göre 18 reaktör aşağıda fakat 16’sı yalnızca Çin’de. Bugün inşa halindeki toplam reaktör sayısının toplam kapasitesi  48,5 Gigavat.

Reaktör inşaatlarının başlaması gecikiyor

Raporda 1970’ten 2018 yılının ortalarına kadar yirmi ülkede yürütülen toplam 94 reaktör inşaatın farklı aşamalarında  durdurulmuş olduğundan ve inşaat başlangıç tarihlerinin ertelenmiş olduğundan da bahsedilmiş. Bangladeş, Beyaz Rusya, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri  ise ilk defa nükleer santral inşaatına başlayan ülkeler. Birleşik Arap Emirliklerinde ilk reaktörün inşasına bir yıl gecikmeyle 2017 yılında başlanabilirken Beyaz Rusya’daki ilk nükleer reaktörün basınç kabının zemine düşüp deforme olması da yenilenmesini gerektirdiği için inşaatın bir yıl gecikmesine neden olmuş bulunuyor.

Öte yandan rapora göre Bangladeş ve Türkiye deki projelere de bu sene  birkaç ay önce başlandı ve  Türkiye’deki reaktörün inşasında da 2-3 yılık bir gecikme olduğuna değiniliyor. Hatta 2020’de elektrik üretimine başlanması hedeflenmiş olan Akkuyu için bir yıllık gecikmenin üstüne iki yıl da uzatmanın öngörülerek 2023 yılında elektrik üretimine başlanacağı bilgisi  de üretime başlaması geciken nükleer santral inşaatlarının akıbetine Türkiye’nin de uğradığının ispatı olarak not düşülmüş.

Türkiye’nin adı Akkuyu ile öne çıkıyor

Raporda, Türkiye ile ilgili olarak üç ayrı reaktör dizaynının bulunduğuna ve bunların  üç ayrı finansal kaynaktan beslenecek üç ayrı proje olduğuna da dikkat çekiliyor. Raporda, imzalanmış bir anlaşma olmasa da imzalı iki hükümetlerarası sözleşmeye ek olarak  Türkiye Hükümeti’nin Çin Hükümeti ile yaptığı  görüşmeler doğrultusunda İğneada’ya kurulması planlanan nükleer santralin de değerlendirmeye alındığı anlaşılıyor. Akkuyu Nükleer Santrali’nden bahis olunan kısımda ise ilk reaktörün inşaatı için  2018 yılında onay  verilmesi: Cengiz Holding, Kolin İnşaat Turizm Sanayi ve Ticaret  Kalyon İnşaat Sanayi ve ticaretin yüzde kırk dokuz ortaklığından çıktığı  haberleri  de yer almış.

Raporda son yıllarda yenilenebilir enerji alanında yapılan yatırımlardan da bahsedildiği üzere ve bu sene de güneş ve rüzgar enerjilerine yönelime ilişkin bir araştırmanın sonuçları da irdelenmiş bulunuyor. Bugüne kadar bu konudaki en kapsamlı araştırma denebilecek  şekilde yenilenebilir enerjiye geçen on dört  ülkede gerçekleştirilen araştırmanın sonuçlarına göre bu ülkelerin  yüzde seksen ikisi  yenilenebilir enerji kullanımının önemine inanıyor, rapordaki verilerle bu oran Çin’de yüzde doksan üçe, Japonya’da ise yüzde yetmiş üçe tekabül etmekte.

Raporda rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarının başarıları üzerine olumlu konuşmaktan genel olarak imtina eden Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı(IAEA)’nın “Güneş enerjisi düşük maliyteli yatırım aracı  olduğu üzere Hindistan ve Çin dahil dünyanın  bir çok ülkesinde güneşten elektirk enerjisi üretme eğiliminin arttığı anlaşılıyor”şeklindeki yorumu ise adeta güneş balçıkla sıvanmaz sözünün hakkını veriyor. Yenilenebilir enerjilerin maliyetleri düşerken bu alanda tecrübenin artması da  ilgiyi ağır ,hantal, merkezi idareli nükleer santrallerden uzaklaştırıyor.

Küresel ısınma şartlarında  önce “su” vurgusu!

Dünya Nükleer Endüstri Durum Raporu’nun bu sene üzerinde durduğu diğer bir yeni konu ise su meselesi. Zira rapor, tarım hasadı üzerinde olumsuz etki yapmakta olan küresel ısınma çağında temiz su ve gıdaya erişimin güç olduğu bir dönemde nükleer gücün ihtiyaç duyduğu milyar litrelerce suyu israf olarak niteliyor. Buna göre Atomik fizyon enerjiden daha fazla su kullanan bir başka enerji kaynağı daha yoktur ve Fransa’da kabaca elektriğin dörtte üçü nükleer santraller tarafından üretilirken tatlı suyunun yüzde elli biri ve yağmur suyunun yüzde onu termal santraller tarafından emilmektedir.

Türkçe karşılığı “Endişeli Bilim  İnsanları Birliği” olan Union of Concerned Scientists’e ait  Nükleer Güvenlik Projesinde “Nükleer güç ve su” üzerine  bilgi paylaşan David Lochbaum “nükleer santralden enerji üretmek istiyorsak önce küresel ısınma sorunu çözmek zorundayız” değerlendirmesine de yer veren raporda küresel ısınma problemi olan bir dünyada nükleer santralin yerinin olmadığı su götürmez bir gerçek olduğu ortaya konmuş. 1 Agustos 2018 tarihi itibariyle Finlandiya, Fransa, Almanya,İsveç ve İsviçre’de nükleer santrallere operasyonel sınırlılık getirilmesi ile de sonuçlandığı üzere  reaktörler için kullanılan soğutma suyunu sağlayan göl veya nehir kaynağındaki su seviyelerinde meydana gelen azalmaların küresel ısınma çağında  nükleer santrallerin risklerini de arttırdığının altı çizilmiş.

 

Haber: Pınar Demircan

(Yeşil Gazete)

 

Fransa’da kabine değişikliği: François de Rugy, Hulot’nun istifasıyla boşalan çevre bakanlığına getirildi

Fransa’da iki bakanın beklenmedik istifasının ardından, Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron kabinede değişiklik yaptı. Fransa parlamentosunun alt kanadı Ulusal Meclis’in başkanı François de Rugy, Nicolas Hulot’nun istifası ile boşalan çevre bakanlığına getirildi.

Popüler bir siyasetçi olan 63 yaşındaki Hulot, çevre ve iklimlerin korunması yönünde yeterince ilerleme sağlanmadığı gerekçesiyle geçen hafta istifa etmişti.

Daha önce Yeşiller Partisi Meclis Grup Eski Eşbaşkanlığı görevini üstlenen Fransa’nın yeni Çevre Bakanı 44 yaşındaki de Rugy, 2017 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde Sosyalist Parti’de yapılan ön seçimlerde aday olmuş, ancak ön seçimleri geçememesinin ardından Macron’u desteklemişti.

François de Rugy kimdir?

Fransız siyasetçi Rugy Paris Siyasal Bilgiler Enstitüsü’nden 1995 yılında mezun oldu. 1991 yılında Brice Lalonde’un Ekoloji Nesli partisine üye oldu ve 1994 yılında partiden ayrıldı. 1997 yılında Yeşiller’e üye oldu. 1997 Fransa genel seçimlerinde Jean-Marc Ayrault’nun karşısına aday olarak çıktı ancak seçimleri kaybetti. 1997-2002 yıllarında Meclis Radikal-Yurttaş ve Yeşil Grubun (RCV) genel sekreter yardımcısı oldu. 2001 yılında Nantes Belediye Başkanı Jean-Marc Ayrault’nun ulaşımdan sorumlu yardımcısı oldu. François de Rugy 2007 yılı itibarıyla Loire-Atlantique milletvekili oldu. 2007-2012 yıllarında Cumhuriyetçi, Demokrat Sol Grup kontenjanından meclis başkanlık divanında sekreter olarak görev aldı. Ayrıca Yeşiller Meclis’te 2012 yılında grup kurunca grubun eş başkanı oldu. 27 Haziran 2017 tarihinde Meclis Başkanı seçildi.

Fransa’nın yeni Çevre Bakanı François de Rugy

Yeni Spor Bakanı Rumen asıllı Maracineanu

Hulot gibi popüler bir siyasetçi olan Spor Bakanı Laura Flessel’in istifasının ardından ise spor bakanlığına 43 yaşındaki Rumen asıllı eski yüzücü Roxana Maracineanu atandı. Salı günü görevi bıraktığını açıklayan 46 yaşındaki Flessel’in istifasının da sürpriz olduğu belirtildi. Fransa’ya bağlı Guadeloupe doğumlu eski dünya eskrim şampiyonu Flessel, “kişisel nedenlerle” istifa ettiğini açıklamış, ancak ayrıntıya girmemişti.

Elysee Sarayı’ndan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Macron’un yeni bakanları Başbakan Edouard Philippe’nin önerisi ile atadığını belirtildi.

yeni Spor Bakanı Roxana Maracineanu

Macron’un popülaritesi düşüyor

Fransa’da Mayıs 2017’de yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasının ardından geniş kitlelerin destek verdiği Macron’un popülaritesini yitirmeye başladığı belirtiliyor. Macron’un koruması Alexandre Benalla’nın 1 Mayıs gösterilerinde bir protestocuyu dövdüğü görüntülerin ortaya çıkmasıyla yaşanan skandal, Macron’u zor durumda bırakmıştı. Bunun yanı sıra Euro Bölgesi’nin en büyük ikinci ekonomisi olan Fransa’da ekonomik büyümenin bu yıl beklenenin altında kalması ve işsizlik oranının son zamanlarda düşürülememesi de Macron’u zora sokan nedenler arasında gösteriliyor. Fransa’da Ifop-Fiducial araştırma şirketi tarafından yapılan bir anket de, Fransızların sadece yüzde 31’inin Cumhurbaşkanı Macron’dan memnun olduğunu ortaya koydu.

 

(DW Türkçe)

İklim ekonomisi 2030 yılına kadar 26 trilyon dolarlık fayda sağlayabilir

Küresel Ekonomi ve İklim Komisyonu (Global Commission on the Economy and Climate) tarafından yayınlanan kapsamlı bir rapor, daha temiz ve iklime duyarlı (climate-smart) büyümenin faydalarını önemli oranda azımsadığımızı ortaya koyuyor. Cesur iklim eylemleri, baz (BAU) senaryoyla kıyaslandığında, 2030 yılına kadar en az 26 trilyon dolarlık ekonomik fayda sağlayabilir.

Rapora göre, son on yılda, teknolojide ve piyasalarda yaşanan büyük ilerlemeler yeni bir iklim ekonomisine geçişin başını çekti. Bu geçişin istihdam, ekonomik tasarruflar, rekabet ve pazar fırsatları ve küresel refah açısından somut faydaları olduğu ortaya konuluyor. Bu değişim tüm dünyada çok sayıda şehir, hükümet, şirket, yatırımcılar ve diğer aktörlerin katılımıyla ivme kazanıyor olsa da, henüz hala yeterince hızlı değil.

Eski Nijerya Maliye Bakanı ve Küresel Komisyon Eş Başkanı Ngozi Okonjo-Iweala “Şu anda eşsiz bir “kullan ya da kaybet” anındayız. Politika yapıcılar ayaklarını frenden çekmeli, yeni büyüme hikayesinin zamanının geldiğinin ve beraberinde ekonomide ve piyasada heyecan verici fırsatlar getirdiğinin sinyalini net olarak vermelidir. Şu anda kararlı davranırsak, karşımızda 26 trilyon dolar ve daha sürdürülebilir bir gezegen fırsatı var” dedi.

“21. Yüzyılın Kapsayıcı Büyüme Hikayesinin Önünü Açmak” raporu bugün New York Birleşmiş Milletler’de gerçekleştirilecek tanıtımla Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’e sunuldu. Rapor, San Francisco’da yapılacak Küresel İklim Eylemi Zirvesi’nden bir hafta önce yayınlanıyor.

Unilever CEO’su ve Küresel Komisyon Eş Başkanı Paul Polman, “Ülke, bölge, şehir, şirket, yatırımcı ve vatandaşların başını çektiği ivme artık durdurulamaz zira iklim değişikliğine karşı cesur adımlar atanlar şimdiden somut faydalarını görmektedir. Ancak, bu yeni düşük karbonlu büyüme yaklaşımının tüm ekonomik faydalarının önünü açmak ve iklim değişikliğini engellemek istiyorsak hem kamu hem de özel sektör içinden ekonomi ve finans liderlerinin daha da fazlasını gerçekleştirmeleri ve bunu hızla yapmaları gerekmektedir” diyor.

Rapor enerji, şehirler, gıda ve toprak kullanımı, su ve sanayi olmak üzere beş başlıca ekonomik sistemdeki fırsatlara vurgu yapıyor ve bu sistemleri kapsayan iddialı eylemlerin; baz senaryoyla (BAU) karşılaştırıldığında, net ekonomik faydalar sağlayabileceğini, 2030 yılına kadar 65 milyonun (Birleşik Krallık ve Mısır’ın toplam istihdamı) üzerinde düşük karbonlu yeni iş imkanı yaratabileceğini, 2030 yılına kadar, hava kirliliğine bağlı 700.000 erken ölümü engelleyebileceğini ve bugünün Hindistan GSYİH’sına denk gelen 2,8 trilyon dolar değerinde kamu geliri üretebileceğini ortaya koyuyor.

Rapor buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz 

 

(Yeşil Gazete)

Kuraklığın IŞİD gibi cihatçı terör örgütlerine yeniden güç kazandırabileceği uyarısı yapıldı

İklim değişikliği ile artan kuraklık güvenliğimizi de tehdit ediyor. Geçtiğimiz Cumartesi günü (1 Eylül 2018) kamuoyu ile paylaşılan ve İklimsel Güvenlik Riskleri Konusunda Uzman Çalışma Grubu tarafından hazırlanan yeni bir rapor, Irak’ın kuraklık ve iklimle ilgili diğer güvenlik sorunlarıyla başa çıkamaması durumunda IŞİD (Irak ve Şam İslam Devleti) gibi cihatçı terör örgütlerinin yeniden güç kazanabileceğini belirtiyor.

İklim Haber’de çıkan habere göre raporda şu ifadelere yer veriliyor: “Hidrolojik sınırlamaların, artan sıcaklıkların ve aşırı hava olaylarının birleşimi, temel kaynaklar üzerinde baskı oluşturuyor ve Irak nüfusunun geçim kaynağı güvenliğine zarar veriyor”.

Çalışma, iklim ile ilgili risklerin izlenmesi ve yönetilmesindeki başarısızlıkların, IŞİD ve post IŞİD terörist gruplarının kısıtlı kaynağa sahip topluluklar içinden destek görmesi ve güçlerini yeniden kazanma riskini artıracağını ifade ediyor. İslam Devleti grubu olarak da bilinen cihatçı örgüt, 2014 yılında Irak topraklarının üçte birini ele geçirmişti.

Temmuz ayında Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ne sunulan su çalışması da iklim değişikliği ve güvenlik arasında net bir bağlantı kuruyor. Irak, yıkıcı bir kuraklık yaşıyor ve su seviyelerinin 1931’den beri en düşük seviyede olduğu biliniyor.

Ülkenin nehirlerindeki su akışı son yıllarda % 40 oranında küçüldü. Rapor yaşanan su kıtlığının nedenlerini şu şekilde sıralıyor:

“İklim değişikliği ve bölgedeki artan düzensiz yağış, İran ve Türkiye’den gelen su akışlarındaki düşüş, savaş sırasında altyapının zarar görmesi nedeniyle zayıf sulama sistemleri ve ekonomik ve politik yatırımların eksikliği”.

Çalışma aynı zaman uygun bir ulusal su yönetimi politikasının yokluğunun bu kritik tehditleri şiddetlendirdiğini de belirtiyor.

Tarım sektörü petrol sektöründen sonra Irak’ta en çok istihdam sağlayan sektör olurken, Tarım Bakanlığı bir dizi mali sorun ile boğuşuyor. Su Kaynakları Bakanlığı da mali sıkıntılar yaşarken yirmi yıldan fazla süredir devam eden planlara rağmen ülkenin su altyapısını modernize etmeyi başaramadı.

Bağdat’ın komşuları ile su kaynaklarının adil dağıtımı konusunda resmi anlaşmaları bulunmuyor.

Raporda, az miktarda yağmur ve komşu ülkelerdeki baraj projelerinin, Dicle Nehri kıyılarında yaşayan yedi milyondan fazla insanı yer değiştirme riskiyle baş başa bıraktığı da ifade ediliyor. Su kıtlığının özellikle kırsal alanlarda toplumlararası gerginlikleri artırabileceği vurgulanıyor.

 

(İklim Haber)

Erkekler Ağustos ayında 41 kadını öldürdü

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, 2018 Ağustos ayı raporunu açıkladı. Rapora göre Ağustos ayında 41 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Bir önceki aya göre Ağustos ayında kadın cinayetleri artarken, çocuk istismarı ve cinsel şiddet de devam etti.

Rapora göre öldürülen 41 kadının 15’inin ölümü şüpheli. 13’ünün neden öldürüldüğü tespit edilemedi, 5’i hayatına dair karar almak isterken öldürüldü, 6’sı ise ekonomik bahanelerle öldürüldü.

Öldürülen kadınların 17’sinin faili meçhul, 10’u evli olduğu erkek tarafından, 5’i akraba ya da tanıdığı kişiler tarafından, 3’ü babası, 3’ü oğlu, 1’i üvey oğlu, 1’i birlikte olduğu erkek ve 1’i eskiden birlikte olduğu erkek tarafından öldürüldü. Kadınların 17’si 36-65 yaş, 6’sı 26-35 yaş, 6’sı 19-25 yaş, 1’i 15-18 yaş, 1’i 12-14 yaş, 1’i de 0-11 yaş aralığındaydı.

Bu ay içerisinde en çok kadın cinayetinin işlendiği iller İstanbul (8), Adıyaman (4) ve Şanlıurfa (4) oldu.

Öte yandan iki trans kadının öldürüldüğü kayıtlara geçti. Bursa’da 9 Ağustos 2018 tarihinden itibaren haber alınamayan trans kadın Begüm’ün cansız bedeni bir otel odasında günler sonra bulundu. İstanbul’da ise trans kadın Esra Ateş evinin önünde bıçakla öldürüldü.

Cinsel istismar ve şiddet

Basına yansıyan verilere göre Ağustos ayında 37 çocuğun cinsel istismara, 22 kadının da cinsel saldırıya maruz bırakıldığı kaydedildi.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun hazırladığı raporun tamamına ulaşmak için tıklayınız.

 

(Yeşil Gazete)

Türkiye’den yurt dışına gidenlerin sayısı yüzde 42’lik artışla 253 bin kişiyi buldu

Türkiye’de yıllık göç istatistikleri, ilk kez idari kayıtlar üzerinden üretildi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 31 Aralık tarihi referans alınarak üretilen istatistiklere göre Türkiye’ye göç edenlerin sayısı 2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 22,4 artarak 466 bin 333 kişi oldu. Bu nüfusun yüzde 52,3’ünü erkek, yüzde 47,7’sini ise kadın nüfus oluşturdu. Türkiye’den göç eden kişi sayısı 2017 yılında bir önceki yıla göre yüzde 42,5 artarak 253 bin 640 oldu. Bu nüfusun yüzde 54’ünü erkek, yüzde 46’sını ise kadın nüfus oluşturdu.

En fazla gençler göç ediyor

Türkiye’ye 2017 yılında göç edenlerin, yüzde 12,3’ünün 25-29 yaş grubunda olduğu görüldü. Bu yaş grubunu sırasıyla yüzde 11,6 ile 20-24 ve yüzde 10,8 ile 30-34 yaş grubu izledi. Diğer yandan, Türkiye’den göç eden nüfusun yaş gruplarına bakıldığında; en fazla göç edenlerin yüzde 15,5 ile yine 25-29 yaş grubu olduğu görüldü. Bu yaş grubunu sırasıyla yüzde 14,4 ile 20-24 ve yüzde 12,3 ile 30-34 yaş grubu izledi.

En fazla İstanbul göç aldı

Türkiye’ye 2017 yılında göç edenlerin illere göre dağılımı incelendiğinde; 166 bin 44 kişi ile en fazla göç alan ilin İstanbul olduğu görüldü. İstanbul’u sırasıyla 46 bin 475 kişi ile Ankara, 21 bin 888 kişi ile Antalya, 12 bin 31 kişi ile İzmir ve 11 bin 191 kişi ile Bursa takip etti.

Türkiye’den göç eden nüfusun illere göre dağılımına bakıldığında ise 75 bin 849 kişi ile İstanbul’un en fazla göç veren il olduğu görüldü. İstanbul’u sırasıyla 27 bin 379 kişi ile Ankara, 15 bin 56 kişi ile Antalya, 13 bin 946 kişi ile Bursa ve 10 bin 353 kişi ile İzmir izledi.

En fazla Irak vatandaşları geldi

Türkiye’ye 2017 yılında gelen yabancı uyruklu nüfusun içerisinde ilk sırayı yüzde 26,6 ile Irak vatandaşları aldı. Bunu sırasıyla; yüzde 10,4 ile Afganistan, yüzde 7,7 ile Suriye, yüzde 5,7 Azerbaycan ve yüzde 5,6 ile Türkmenistan izledi. Türkiye’den göç eden yabancı uyruklu nüfusun içerisinde ilk sırayı yüzde 20,4 ile yine Irak vatandaşları aldı. Bunu sırasıyla; yüzde 7,5 ile Azerbaycan, yüzde 6,7 ile Suriye, yüzde 4,6 ile Afganistan ve yüzde 4,5 ile Çin takip etti.

 

(Duvar)