Ana Sayfa Blog Sayfa 2738

Nükleer santraller, Afrika güneşi ve su

Şüphesiz nükleer endüstri açısından son günlerin en önemli olayı, Güney Afrika’nın nükleer enerji planlarını rafa kaldırıp geleceğine rüzgar ve güneş yatırımlarıyla yön verme kararıydı. Zira 2030 yılına kadar dokuz bin altı yüz megavatlık nükleer enerji yatırımı planlayan Güney Afrika’da Cumhurbaşkanı Zuma’dan iktidarı devralan Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa, nükleer enerji yatırım planlarını, pahalı olduğu gerekçesiyle rafa kaldırarak enerji üretimi için doğal gaz, güneş, rüzgar ve diğer enerji kaynaklarına başvurulacağını açıkladı.

Enerji Bakanı’nın açıklamaları arasında dikkat çeken diğer bir husus da, önceki iktidarın elektrik talebinin arttığı iddialarını yalanlayarak enerji ihtiyacının bilakis düştüğünün altını çizmesiydi. Oysa Zuma iktidarı süresince ülkenin elektrik enerjisi ihtiyacının olduğu söyleniyor, Rus lider Putin ile Rus nükleer gücü Rosatom namına gizli görüşmeler gerçekleştiriliyordu.

Cumhurbaşkanının değişmesiyle esen rüzgara göre enerji ihtiyacının bir kısmını yenilenebilir enerji yatırımlarıyla karşılamayı planlayan Güney Afrika’nın hesabı artık sekiz bin yüz megavat rüzgar, 5 bin 670 megavat güneş enerjisi yatırımlarını da içeriyor. Daha iyi anlaşılması için güneş ve rüzgar zengini Türkiye’de Enerji Bakanlığı verilerine göre, rüzgarda 6 bin 516 megavat, güneşte ise toplam enerji üretiminin yüzde birine denk gelen şekilde 2 bin 684 megavat üretim gerçekleştirildiği notunu düşelim.

Güney Afrika’da yaşanan bu değişim dünya genelindeki eğilimin bir yansıması olarak da düşünülebilir. Zira her yıl bir önceki senenin verileri üzerinde gerçekleştirilen araştırmalarla hazırlanan ve dün yayınlanan Dünya Nükleer Enerji Durum Raporu’na göre de, dünya genelinde nükleer enerjiden yenilenebilir enerjilerden rüzgar ve güneş alanına bir kayış var.

Nitekim raporda da yer verilen yeşil enerjiye yatırım yapan on dört ülkede yapılan en kapsamlı araştırmanın sonuçlarına göre, yüzde seksen ikisi yenilenebilir enerji kullanımının önemine inanıyor ve bu oran Çin’de yüzde doksan üç, Japonya’da ise yüzde yetmiş üçlerde. Araştırmada yer alan Japonya ve Çin’in aynı zamanda en çok nükleer santrale sahip ülkelerden oluşu ise hükümetlerin nükleer yatırım kararlarını alırken, kanun yapıcıları ve sivil toplumu dikkate almadığının bir kanıtı gibi. Zira raporda askeri güç ve demokrasi konusu ayrıca ele alınmış. Operasyon ömrü kırk yılını doldurduğu için bakım onarım masrafları, buna mukabil riskleri artan nükleer santrallerin kapatılması yerine ömürlerinin uzatıldığına da değinilmiş.

Güney Afrika’nın nükleer santral kararlarını rafa kaldırma gerekçesini dört milyon nüfuslu Cape Town şehrinin içinde bulunduğu su kriziyle bağ kurmamak ise mümkün değil. Zira Cape Town dünya genelinde susuz kalacak ilk büyük şehir olarak ve halkı bu sene nisan ayı itibariyle duşu iki dakikadan fazla kullanmaması, bahçe sulamaması, araba yıkamaması, havuzları doldurmaması yönünde uyarıldı.

Her ne kadar Güney Afrika verileri gelecek senenin Nükleer Enerji Durum Raporu’nda yer alacak olsa da su oburu nükleer santrallerin küresel ısınma çağında yeri olmadığı su götürmez bir gerçek. Nitekim aynı raporda atomik fizyon enerjiden daha fazla su kullanan bir başka enerji kaynağı olmadığı, Union of Concerned Scientists /Endişeli Bilim İnsanları Birliği’nin (UCS)’den David Lochbaum’un “Nükleer santralden enerji üretmek istiyorsak önce küresel ısınma sorununu çözmek zorundayız” sözleriyle de ortaya konmuş bulunuyor.

Bu yazı yeniyasamgazetesi.com/ dan alınmıştır

 

Pınar Demircan

Fransa’nın rüzgâr ve güneş enerjisine dayalı elektrik üretim kapasitesi 22 gigavatı aştı

2018’in ilk yarısında Fransa’nın rüzgâr enerjisine dayalı elektrik üretim kapasitesi 400 megavat (MW), güneş enerjisine dayalı elektrik üretim kapasitesi ise 479 megavat artış gösterdi.

Fransa Ekolojik Dönüşüm ve Dayanışma Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre kümülatif güçler ise rüzgarda 13.998 megavata, güneşte ise 8.533 megavata ulaştı.

Fransa elektrik sistemine bağlı güneş enerjisi sistemleri ilk yarıda 4,6 teravat-saatlik üretim ile ülkenin elektrik talebine yüzde 1,9 oranında katkı sağladılar.

Aynı dönemde rüzgâr enerjisi santralleri ise 14,2 teravat-saat üretim ile ülkenin elektrik tüketiminin % 5,7’sini karşıladılar.

 

(Yeşil Ekonomi)

Selahattin Demirtaş’ı Twitter’da takip etmek “terör suçu” sayıldı

Amasya Üniversitesi’nde beş öğrenciye, Facebook’tan yaptıkları beğeni ve Twitter’dan takip ettikleri kişiler gerekçe gösterilerek ‘terör örgütü propagandası yapmak’tan 5 yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Terör suçu olarak gösterilen deliller arasında Twitter’dan tutuklu HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı takip etmek sayıldı.

Amasya Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianameye göre, sosyal medya hesaplarından paylaşım ve beğeni yapan Ahmet Ş., Fuat T., Gülgün K., Serdal D. ve Uğur D. isimli beş öğrenciye soruşturma açılarak evlerinde arama yapıldı.

Hürriyet gazetesinden Mesut Hasan Benli’nin haberine göre, şüpheli Ahmet Ş.’nin evinde ‘Black Hunter’ ve ‘Dragon Multibot’ isimli iki oyun CD’si ele geçirildiği, soruşturma kapsamında suç unsuru bulunmadığı belirtildi. Öğrencilerin ‘aranan şahıslar’dan olmadıklarına, Emniyet’te kayıtlarının bulunmadığına da dikkat çekildi. İddianamede, öğrencilerin terör örgütü propagandası suçundan cezalandırılması talebine gerekçe gösterilen beğeniler de tek tek sıralandı.

İşte terör suçu sayılan beğeniler:

-Grup Yorum’un ‘Dağlara Gel’ isimli şarkısı ile bazı Kürtçe müzik videoları paylaşmaları.

-KHK ile kapatılan İMC TV isimli kanalın Facebook sayfasını beğenmek.

-FETÖ/PDY tarafından devletin gizli bilgilerinin sızdırıldığı Fuat Avni rumuzlu Facebook hesabını, Med Haber isimli internet sitesinin Facebook sayfasını, KHK ile kapatılan Özgür Gündem isimli yayın organının Facebook sayfasını, Sosyalist Halk Platformu isimli Facebook sayfasını beğenmek.

-Eski HDP eş genel başkanları Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş, eski HDP milletvekilleri İdris Baluken, Ferhat Encü, Faysal Sarıyıldız ile HDP milletvekili Meral Danış Beştaş’ın Twitter sayfalarını takip etmek.

İddianamede “Şüphelilerin Facebook, Twitter profillerindeki paylaşım ve yorumların ayrı ayrı, silahlı terör örgütlerinin cebir, şiddet içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek, bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda suçunun yasal unsurlarını oluşturduğu” görüşü savunuldu. İddianame Amasya Ağır Ceza Mahkemesi’nce kabul edildi. Dava kasım ayında başlayacak.

 

(Artı Gerçek)

Sarıyer’de festival zamanı: 2. Kilyos Çevre ve Sanat Günleri 8-9 Eylül’de

Sarıyer Belediyesi’nin düzenlediği Çevre ve Sanat Günleri bu haftasonu 8-9 Eylül’de Kilyos’ta gerçekleştiriliyor. Çevre ve Sanat günlerinde vegan kek yapımından, Kumdan Sanat’a, Kum Zambakları’ndan, doğa için pedala, kıyı temizliğinden, konser ve atölyelere kadar çeşitli etkinlikler düzenlenecek. Festivalde küresel çaptaki 8 Eylül İklim için ses ver! eylemleri kapsamında da  iklim forumu düzenleniyor.

9. Kum Zambakları Festiclai, 5. Uluslararası Kilyos Kumda Sanat Şenliği ve 2. Sarıyer Heykel Kompozisyonu’nda içeren etkinliğe Kilyos Plajı, Kilyos Meydanı, Amfi Tiyatro gibi bir çok mekan ev sahipliği yapacak.

2. Kilyos Çevre ve Sanat Günleri programına buradan ulaşabilirsiniz.

Festival kapsamında ” Doğa İçin Pedal Çevir” sloganıyla bir bisiklet turu da düzenlenecek. Bisikletliler Derneği üyeleri ile birlikte düzenlenen bisiklet turuna Sarıyer Belediyesi Ana Hizmet Binası önünden başlayacak ekip Kilyos Sosyal Tesisleri’ne kadar pedal çevirecek.

Geri dönüşüm ve doğa savunması anlamında da etkinliklerin bulunduğu festivalde, atıklardan yapılan heykelleri içeren sergiler, iklim değişikliği ve yarattığı tahribatları, Bafa Gölü’nün ekolojik sorunları, doğru nefes teknikleri ve Türkiye’de kum zambaklarının korunmasını konu alan konferanslar ve eko-köy tanıtımları da yapılacak.

İmza günleri, ekşi mayalı ekmek ve vegan kek yapım atölyesi, atıksız mutfak atölyesi, gıda toplulukları ve kompost atölyesi gibi aktiviteler gerçekleşecek.

Kumda Sanat Festivali

Çevre ve Sanat Günleri kapsamında gerçekleştirilen Kumda Sanat Festivali’nde kumlar, sanatçılar tarafından birer sanat eserine dönüştürülecek.

Her yıl farklı temalarla yapılan ve Kilyos sahilinde bulunan kumların sanatla buluşarak hayat bulduğu festivalin bu yılki teması ise “Doğa ile dayanışma” olacak.

Çevre ve Sanat Günleri kapsamında Sarıyer’e bağlı köylerde nesli hızla tükenmekte olan “Kum Zambakları”nı koruma altına almak için “8. Kilyos Kum Zambakları Festivali” de düzenlenecek.

Kıyı temizliği

Festival kapsamında ‘Yıkılmak Zorunda Olan Zihinlerdeki Duvar’ diyen İstanbul Zihinsel Engelliler İçin Eğitim ve Dayanışma Vakfı (İZEV) öğrencileri deniz ve çevre kirliliğine dikkat çekmek amacıyla Greenpeace ile kıyı temizliği yapacak.

Yeşil Düşünce, İklim için Kilyos’tan ses veriyor!

 

(Yeşil Gazete, Bianet, Buğday)

[Babil’den Sonra] İklim için ses ver!

Sınırlı bir gezegeni sınırsızca tükettik ve bugün tıkılıp kaldığımız bu “tüketim mabetlerinde”, yani kentlerde tüketmeye devam ediyoruz. Fosil çağının beyleri bugün geldiğimiz noktayı henüz ben doğmadan önce biliyorlarmış meğer! İlk kez 1959’da petrol-kömür- dolar baronları küresel faaliyetlerinin iklim değişikliğine neden olabileceğini görmüşler. Ama ne gam? Yeni petrol, kömür yatakları aramaya, yer üstüne çıkarmaya; fosil yakıtlarla çalışan termik santraller, otomobiller, uçaklar üretmeye devam etmişler…

Çok değil 45-50 yıl önce, çocukluk günlerimde mevsimsel hava döngüleri, fırtınalar yaşardık ve her birinin romantik isimleri vardı: Zemheri, Ayandon, Hüsun, Kuğu, Ülker, Gündönümü, Kara ve Kızıl Erik, Bıldırcın geçimi, Kestane Karası, Turna geçimi, Bağ bozumu, Kuş geçimi, Karakış, Kırlangıç fırtınaları… Kocakarı fırtınası (ki ardından soğuklar gelirdi) … Kabak meltemi…Pastırma Yazı… ve daha niceleri. Epey zamandır doğa kendi bildiğince hareket etmeye başladı. Zamansız işlerle insanları ve gezegendeki diğer canlıları hazırlıksız yakalıyor.

Leyleklerin, çaylakların, turnaların, kırlangıçların, serçelerin köye gelme ve gitme zamanını bilirdik. Böcek hareketlerinin ne zaman başlayacağını ve ne zaman yuvalarına döneceklerini; hayvanların çiftleşme zamanını, ağaçları dikme zamanını, ne zaman onlara suyun yürüyeceğini bilirdik. Cemreler düşerdi (hep merak ederdim; nereye düşerdi, nasıl bir şeydi?)

Saatli Maarif Takvimi’nin o günkü yaprağı yırtılıp alınınca, anam eğer varsa bir sonraki günün doğa hareketlerini okurdu. Şimdi artık her sabah Açık Gazete’de bu isimleri duyunca içim burkuluyor…

Bu güzelim mavi-yeşil gezegenimizi nasıl bu hale getirdik?

Eco IQ Dergisi yazarlarından Zülfü Dicleli, Açık Radyo-Açık Yeşil’de Ömer Madra ve Ümit Şahin’e verdiği röportajda: “… bütün insanlık tarihine bakarsak, kapitalizm son iki yüz- üç yüz yıllık bir olgu. Yani insanlık tarihi toplama- avcılıktan başlayan bir geçim faaliyeti. Bugüne kadar hepsi doğaya zarar veren faaliyettir. Yani avcılık da doğaya zarar verir, feodalitedeki tarım da verir, kapitalizm de vermiştir, veriyordur… tarım üretimi de doğaya zarar verir, avcılık da verir. Kapitalizm çok daha fazlasını verir…” diyordu. Yani insan iki ayağı üzerinde doğrulduğu andan itibaren bugün yaşadıklarımızın sorumlusu olarak tarihteki yerini aldı.

Amerikalı dil bilimci, düşünür ve aktivist Noam Chomsky, David Barsamyan’a verdiği söyleşide “…İşin şakası yok! İnsan türünün tarihinde ilk kez, torunlarımızın haysiyetli bir hayat sürdürüp sürdüremeyeceği konusunda belirleyici kararları bizzat almak zorundayız. Bu, daha önce hiç olmadı. Daha şimdiden, dünyadaki canlı türlerini olağanüstü boyutta yok eden kararları aldık bile… Dünyada canlı türlerinin yok edilme seviyesi, bundan 65 milyon yıl önce, dev bir gök taşının dünyaya çarpıp korkunç ekolojik yıkımlar yarattığı dönemdeki seviye ile aynı. Dinozorlar çağı o zaman sona ermiş, dinozorlar yeryüzünden silinmişti. … Aynı şey şimdi de oluyor, bir farkla yalnız: Gök taşı biziz…” diyordu ve 6. yok oluşun bizzat insan kaynaklı nedenlerle olabileceğini vurguluyordu.

Bilim insanları küresel ısınmanın yaklaşık 200 yıl önce sanayi devrimiyle tetiklendiğini söylüyorlar. Fosil yakıtlarla çalışan makinelerin kullanılmaya başlanmasıyla birlikte gelen üretim artışı beraberinde tüketimin pompalanmasını da getirdi. Bugünkü tüketim hızımızı sürdürebilmemiz için dünyanın 1,7 katı büyüklüğünde bir gezegene daha ihtiyacımız olduğu söyleniyor!

Yaşadığımız gezegeni tüketiyoruz, doğayı, kendisini yenilemesine izin vermeden tüketiyoruz. Dünya Limit Aşımı Günü her yıl daha erken yaşanıyor. Doğa ona verdiğimiz zararın karşılığını küresel ısınmayla, iklim yıkımıyla bize faturalandırıyor. Üstelik bu faturada en büyük bedeli, en az küresel ısınmaya yol açan yoksul ülkelerin en yoksulları ödemek zorunda kalıyorlar.

Sosyal adaletsizlik artarak derinleşiyor. Böyle devam ederse, yakın bir gelecekte küresel çapta 200 milyon insanın yerini-yurdunu bırakıp başka topraklara göç edeceğinden söz ediliyor. Bunun ip uçlarını bugünden görmek mümkün. Suriye’de çıkan savaşın temelinde yatan asıl nedenin küresel ısınmayla gelen, susuzluk, kuraklık, kıtlık ve gıda fiyatlarındaki yükseliş olduğu biliniyor.

Sadece Suriye mi? Dünyanın en büyük 6. ekonomisi, ABD’nin tüm tahıl gıdasının yarısını temin eden 38 milyon nüfuslu dev California’da en az 1500 yılından beri görülmüş en büyük kuraklık yaşanıyor. Yağışsız mevsimlerde insanların gereksinimleri için gerekli suyun depolandığı yer altı su kaynakları daha derinlere çekiliyor. Bir zamanlar Trakya’da 25-30 metrede ulaşılabilen yer altı sularına bugün 150-200 metrede ancak ulaşılabiliyor. Trakya’nın yer altı ve yer üstü su kaynakları bölgedeki çarpık sanayileşme sonucu kirlenmiş durumda. Su kıtlığı önümüzdeki 10 yılda toplumun en ağır sorunlarından biri olacak.

Bilim insanları iklim yıkımını bu yüz yılda halk sağlığı için en büyük tehdit olarak görüyorlar. Bu tehdidin kan emicilerin artışı, hava kirliliği ve alerjenler, sıcak çarpması, depresyon, kötü beslenme ve deri kanseri olarak kendisini hissettireceği söyleniyor.

Bugün yaşanan ve gelecekte artarak sürmesi olası kaosa dair birçok bilgiyi burada art arda sıralamak mümkün. Ülkemizde ana akım medyanın hali malum. Yeşil Gazete okurları, Açık Radyo dinleyicileri ve yaşadığımız dünyayı gözlemleyen insanlar bu gerçeğin farkındalar. Asıl mesele henüz bu gerçeği göremeyen insanlara nasıl ulaşacağımızda.

Dünyanın önde gelen düşünür ve aktivistlerinden Profesör Richard Falk, dünyanın büyük sorunlarıyla baş etmek için ihtiyaç duyduğumuz iki can alıcı noktayı Açık Radyo’da yapılan söyleşisinde şöyle anlatıyordu:

“Bu sorunları çözeceksek, iki şeye ihtiyacımız var bence: Birincisi, türün ayakta kalmasına dair bir çeşit irade beyanı. Böyle bir şeye sahip değiliz. Hayatta kalmak için kişisel irademiz var, ulusal irademiz var, hatta medeniyet olarak da irademiz var. Ama insan türünün kendisinin hayatta kalması için bir iradeye sahip olduğunu gösteren bir kanıt yok. Bu birinci ihtiyaç.

“İkinci ihtiyacımız da yeni siyasi radikalizm: Yani, ifadesini gençliğin ve bir dönüşüm aracı olarak dünyanın dört bir tarafında mobilize olan insanların Marksizm sonrası siyasi radikalizmi. Yeni bir araca ihtiyacımız var: Dünya işçileri bu devrimci yükü taşıyacak durumda değil. O yeni aracının kim olacağını tam bilebilmemiz içinse vakit henüz çok erken.

“Ne var ki, bu yeni araç, türün ayakta kalmasına ilişkin bu irade ile birleşip bütünleşmedikçe, iklim değişikliğinin önümüze getirdiği zorlukla baş etme konusunda ihtiyaç duyulan cevabı getiremeyecektir.”

Açık söylemem gerekirse “siyasi radikalizm” meselesinde ülkemiz siyasetine ve insanına dair pek de umudum yok. Bir avuç insan olabilecekleri yazıyor, çiziyor, zaman zaman eyleme de geçiyor, ama toplumun geneline ulaşmada bu çaba yeterli olmuyor ne yazık ki. Peki ne yapmalı?

Öncelikle “kişisel irademizi” harekete geçirebiliriz. Daha Yeşil yaşamayı becerebiliriz. Gönüllü sadelik ana yaşam ilkemiz olabilir. İhtiyacımız kadar tüketmeyi, mümkünse tükettiğimiz kadar değeri de türetmeyi becerebiliriz. Gezegende daha az karbon ayak izi bırakmak mümkün. Otomobilimiz yoksa ne ala. Eğer varsa ihtiyacımız olmadığı zamanlarda kullanmayabiliriz. Uçak yolculuklarını unutabiliriz. Hayvansal gıdaları yavaş yavaş hayatımızdan çıkarabiliriz. Deri giysiler yerine bez giysiler tercihimiz olabilir. Marka ürünlere neden ihtiyacımız olsun? Elektrik tüketimini minimuma indirebiliriz. Isınma ve aydınlanmada yenilenebilir enerji kaynaklarına geçme planı yapabiliriz. Yerel enerji kooperatifleri bu konuda çok önemli deneyimler sunuyor. Pet şişe, naylon poşet ve benzeri petrol türevi ürünleri kullanmak zorunda değiliz. Alışverişlerde çantamızda taşıyacağımız bir file veya bez çanta pekâlâ işimizi görür. Her yıl cep telefonumuzu değiştirmek zorunda değiliz. Teknolojik aletlerin de iklim yıkımını beslediği bir gerçek. Daha az teknoloji kullanımı insani ilişkilere daha çok zaman ayırmamızı da getirir. Karbon ayak izimiz gibi su ayak izimizi de olabildiği kadar küçültmek mümkün. Türkiye su fakiri ülkeler sıralamasında başlarda geliyor… Belki de en önemlisi kendi çocuklarımızdan başlayarak üzerinde yaşadığı gezegene saygılı olması gerektiğini öğretebiliriz. Şu an aklıma gelmeyen benzeri birçok güzel hareketleri tek başımıza da yapabiliriz…

8 Eylül’de dünyanın birçok kentiyle eş zamanlı olarak Türkiye’de de eylemler olacak. Bu yıl eylemler daha çok yerel yönetimlerin bu konuya olan hassasiyetlerini harekete geçirmek amacını taşıyor. Yaşadığımız yerde hiçbir şey yapılmıyor olabilir. İsveçli küçük kız Greta Thunberg gibi biz de yerel politikacıları harekete geçirmek amacıyla bir şeyler yapabiliriz. Bireysel olarak yerel yönetiminizin iklim değişikliğine karşı neler yaptığını dilekçe yazarak öğrenebilir, bu dilekçeleri yaygınlaştırabiliriz. Bu yöntem için Bilgi Edinme Hakkı yoluyla belediyene iklim için neler yaptıklarını sormak çok kolay! Belediyenin iklim eylem planı olup olmadığını öğrenmek ve bu konuda harekete geçmesini talep etmek için dilekçe örneği burada!

Yaşadığım yerin (Küçükçekmece) belediyesine mahallemdeki insanlarla birlikte bir dilekçe verdik. Gelecek yanıtı da merakla bekliyoruz doğrusu.

“Siz kişisel hayatlarımızı yeşillendirmekle meşgulken fosil yakıt şirketleri bu çabaları boşa çıkartıyor” diyenler de karşımıza çıkabilir. “Havuç yetiştirmek ve bisiklete binmek sizin daha mutlu ve sağlıklı olmanızı sağlayabilir. Ancak birey olarak ne kadar yeşil yaşadığınıza takılıp kalmayı bırakmanın ve kolektif bir şekilde şirketlerin gücünü yerinden etmenin zamanı geldi…” diyenler de olabilir. Hiç takılmayın bunlara. Bireysel çabalar hiçbir zaman kolektif çabalardan daha değersiz değildir. Kim istemez iklim yıkımına karşı insanlar sokaklara dökülseler, yeter artık! deseler. Türkiye’nin hâkim siyasetleri ve ortalama insanından bunu beklemek bugün için çok da kolay değil.

Ekolojik sorunlara karşı yerel hareketler birçok kez şirketlere geri adım attırmayı başardılar. Alakır’da iki insan inatla mücadele verdiler ve başardılar. Bu nedenle bugün için bireysel ve yerel olanı çok daha fazla önemsiyorum. Yarın bir gün daha kapsamlı ve işlevli siyasi hareketler olacaksa buralardan çıkacaktır. Bildiğimiz “tarihsellik, emek ve bilgi hiyerarşini” merkezi bir güce dönüştüren ve bunu kişisel-grupsal çıkarları için kullanan siyasi hareketlerin ömrünün bittiğini, küçülmeye ve küçük kalmaya mahkûm olduklarını düşünüyorum.

8 Eylül eyleminin de ana teması olan “İklim hareketinin sesi yerelden yükselir” önerisine uyarak, bireysel gönüllü sadeliği yaşamaya çalışmak, yaygınlaşmasına gayret etmek dışında yerel yönetimimize de bir dilekçeyle sorular sorduk. Yanıtları da merakla bekliyoruz.

İklim meselesini uzun zamandan beri olduğu gibi Yeşil Gazete’den ve Açık Radyo’dan takip etmeye devam edeceğim. Aklım erdiğince, öğrenebildiğim kadarıyla, Yeşil Gazete’den ve Açık Radyo’dan Yeşil bir yaşama dair gözlemlerimi, özlemlerimi paylaşacağım.

Geçen gün de Açık Radyo’da “Babil’den Sonra” programımda 350 Org Türkiye’den Efe Baysal’ı konuk ettim. Bir saat boyunca mavi-yeşil gezegenimizi nasıl bu hale getirdiğimizi ve bundan sonra neler olabileceğini, iklim yıkımını yavaşlatmak, durdurmak için neler yapılabileceğini konuştuk. Yanında getirdiği şarkıları çaldık.

https://www.youtube.com/watch?v=0vBDOY7kjUg&feature=youtu.be

8 Eylül’de bütün dünya ile eş zamanlı “İklim için ses ver!” eylemleri yapılacak. Eylem programına buradan ulaşabilirsiniz:

Yazımı vaiz ve şair John Donne’ın 400 yıl önce kaleme aldığı şu nesir-şiirle bitirmek istiyorum: “Ada değildir insan, bütün hiç değildir bir başına; ana karanın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta; bir toprak topağını alıp götürse deniz, küçülür Avrupa, sanki yiten bir burunmuş, dostlarının yurtluğuymuş ya da senin yurtluğunmuş gibi; herhangi bir insan ölünce, eksilirim ben, çünkü insanoğlunun bir parçasıyım; işte bundandır ki sorup durma çanlar kimin için çalıyor diye; onlar senin için çalıyor.”

Kaynaklar:

*Yeşil Gazete

*Açık Radyo

*10 Derste Gezegenimiz ve Biz, Ömer Madra, 02 Eylül 2014

*http://www.iklimicinsesver.org

 

 

Ercüment Gürçay

 

Google çocuk istismarı içeriklerini yapay zekâyla tespit etmeye hazırlanıyor

Google çocukların cinsel istismarı ile mücadele için yeni bir yapay zeka aracını kullanıma sunuyor. Semih Sönmez’in Dünya Halleri’nden çıkan haberine göre, yeni araç ücretsiz olacak ve çocukların cinsel istismarını inceleyen şirket ve kuruluşların ellerindeki görüntüleri yedi kat daha hızlı incelemelerini sağlayacak. Şu anda Microsoft’un PhotoDNA adlı aracı gibi yazılımlar internet platformlarında içeriklerin işaretlenmesini sağlıyor ancak bunun için o içeriğin daha önce istismar sebebiyle şikayet edilmiş olması gerekiyor. Yeni suçluları bulmak için insan moderatörlerin görselleri tek tek incelemesi gerekiyor. Bu durum hem çalışan kişiyi duygusal olarak yıpratıyor hem de verimliliği düşürüyor.

“Temkinli yaklaşmak gerek”

Google’ın aracı doğrulama için yine insanların incelemesine ihtiyaç duyacak ancak inceleyen kişiye istismar barındırma ihtimali en yüksek olan içerikleri gösterecek. Böylece görevli kişinin tüm içerikleri tek tek incelemesi gerekmeyecek. Çocukların cinsel istismarının internet üzerinde yayılmasını engellemek için çalışan en büyük kuruluşlardan biri olan Internet Watch Foundation’ın (IWF) yöneticisi Fred Langford bu aracı deneyeceklerini söyledi. Ancak Langford yapay zeka hakkındaki olağanüstü iddialara temkinli yaklaşılması gerektiğini ve bu araca sadece kesin durumlarda güvenileceğini belirtti.

“Çocukların cinsel istismarı ABD’de her dört kızdan birini ve her 20 erkekten birini etkiliyor”

Committee for Children‘a göre çocukların cinsel istismarı ABD’de her dört kızdan birini ve her 20 erkekten birini etkiliyor. Bu oranlar 1990’larda düşüşe geçtiyse de o dönemden beri aynı seviyede seyrediyor. İngiliz Ulusal Suç Ajansı’nın yayımladığı rapora göre ise çocukların cinsel istismarına dair içerikler 2012-2017 arasında yüzde 700 artış gösterdi. Bu rakamlar cinsel istismarın yükselişinden ziyade, ele geçirilen içeriklerin artmasını ifade ediyor olabilir. Son dönemde daha etkili yöntemler kullanılmasıyla daha fazla içerik tespit edildi. Yine de Birleşik Krallık hükumeti, teknoloji platformlarına çocukların cinsel istismarının önlenmesi için daha fazla çaba göstermelerini söylüyor.

 

(Dünya Halleri)

İstanbul’da “akıllı konteyner” dönemi: Geri dönüşümü destekleyen ‘İstanbulkart’ otomatları hazır

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin pet şişelerin sokağa atılarak doğaya zarar vermesini önlemek için başlattığı hizmette son aşamaya gelindi.

Geri dönüşüm bilincinin teşvik edilmesi için harekete geçen belediyenin “İstanbulkart” otomatları hizmete hazır.

Kağıt, metal, plastik gibi atıkları işleyecek otomatlar, atıkların geri dönüşüm değeri kadar bedeli İstanbulkart’a kredi olarak yükleyecek

Belediyenin iştiraklerinden olan İSBAK tarafından geliştirilen otomatlar, kullanıcıların içine attığı pet şişe karşılığında İstanbulkart’a yükleme yapacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin resmi Twitter hesabından duyurulan yenilikle beraber, çevreye büyük zararı olan pet şişeler de geri dönüşümde kullanılmış olacak.

En çok merak edilen konu olmasına rağmen pet şişe karşılığı İstanbulkart’a yüklenecek meblağ ise henüz açıklanmadı.

Ekonomik değeri olan atıkların otomatlar aracılığıyla toplanması hedeflenen projede geri dönüşüm kültürünün gelişmesi amaçlanıyor.

Atığınızı dönüştürün İstanbulkart’ınıza kredi yüklensin

Günde 144 ton atık ile Akdeniz’i en çok plastiğe boğan ülke Türkiye

Uluslararası kahve zinciri Starbucks’tan plastik pipetleri yasaklama kararı

AB’den plastik atağı: Tek kullanımlık ürünler yasaklanıyor

Deniz ve okyanuslardaki büyük tehlike: Plastik kirlilik 10 yıl içinde 3 katına çıkabilir

 

(Yeşil Gazete)

Buca Belediyesi’nde hayvanlara eziyet eden personelin iş akdi feshedilecek

İzmir Buca Belediyesi, Türkiye çapında ardı ardına yaşanan, ülkeyi yasa ve üzüntüye boğan şiddet olaylarına dur demek için yapılan çalışmalara bir yenisini ekledi. Geçen aylarda DİSK Genel İş Sendikası ile yaptığı toplu iş sözleşmesine; taciz, tecavüz, kadına ve çocuğa yönelik şiddet ile hayvanlara kötü muamele gibi suçlarına karşı iş akdini fesih maddesi koyan Buca Belediyesi, Zabıta Müdürlüğü Emir ve Yasaklar Yönetmeliği’nde düzenlemeye giderek, hayvanların korunmasına yönelik bir adım daha attı.

Bakım ihmali de yasak

Eylül ayı meclis toplantısında Zabıta Müdürlüğü Emir ve Yasaklar Yönetmeliği’nin Sağlık ve Esenlikle ilgili Emir ve Yasaklar bölümünde düzenleme kararı alan Buca Belediyesi, Yönetmeliğin ‘Şehir içinde hayvan koşturmak, hayvanlara eziyet etmek, dövmek ve dövüştürmek yasaktır’ maddesine ilave olarak, ‘Hayvanların bakımlarını ihmal etmek, güçlerini aşan fiillere zorlamak, hayvanları aşırı soğuğa veya sıcağa maruz bırakmak ve hayvanlara fiziksel, psikolojik veya cinsel şiddet uygulamak yasaktır” cümlesi ekledi.

Hayvan ölüleri izinsiz gömülemeyecek

Buca Belediyesi, Zabıta Müdürlüğü Yönetmenliği’nin 9. Maddesinde de düzenlemeye giderek, ‘Büyük ve küçük her türlü hayvan ölüleri her nerede olursa olsun açıkta bırakılamaz, umuma mahsus yerlere atılamaz veya izinsiz gömülemez’ ibarelerini ekledi.

261 TL ceza

Alınan kararla sahipli veya sahipsiz tüm hayvanlara Yönetmelik çerçevesini aşan muamelede bulunanlar hakkında 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu’nun 32/1 maddesi gereğince ’emre aykırı davranışta bulunmak’tan yasal işlem yapılarak, 261 TL para cezası kesilecek.

 

(T24)

Japonya’da 6.6 büyüklüğünde deprem toprak kaymalarına yol açtı: Ölü ve yaralılar var

İklim değişikliğinin yıkıcı etkisiyle boğuşan Japonya’yı, Jebi tayfunundan sonra bu kez deprem vurdu.

Japonya’nın Hokkaido bölgesinde meydana gelen 6.6 büyüklüğündeki deprem, ülkenin kuzeyindeki Hokkaido Adası’ndaki ormanlık alanda çok sayıda toprak kaymasına neden oldu.

Tomakomai kentinin doğusunda 40 kilometre derinlikte meydana geldiği kaydedilen depremde, yaşamını yitirenlerin ve yaralıların olduğu belirtiliyor.

Japonya’dan yayın yapan NHK, depremde en az iki kişinin hayatını kaybettiğini, 32 kişinin kaybolduğunu ve çok sayıda kişinin de yaralandığını duyurdu.

Depremin yol açtığı toprak kayması sonucu kaybolanlar için arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

Öte yandan depremin ardından Tomari nükleer santralinde 3 reaktörün devre dışı kaldığı ve acil durum jeneratörlerine bağlandığı, Hokkaido Adası’nda yaklaşık 3 milyon haneye elektrik verilemediği, hava alanları ve çok sayıda otoyolun da kapatıldığı aktarılıyor.

 

(Reuters, Karınca)

Güney Kore’de bir ilk: Trafiğe kapanan tünel ülkenin en büyük dikey tarım çiftliğine dönüştürüldü

Gelecekte gıda güvenliği sağlayacağı öngörülen topraksız ve güneşsiz tarımcılığa yatırım yapan Güney Kore’de bunun için eskiden araçların geçtiği bir tünelin içine çiftlik kuruldu.

NextOn Genel Müdürü Choi Jae Bin

Tünele ekilen meyve ve sebzeler toprak ve güneş ışığı olmadan büyüyorlar.

Çiftlikte mahsullerin sağlıklı büyümesi için Claude Debussy’nin “Clair de Lune” eseri çalınıyor

Ülkenin en büyük dikey tarım çiftliğindeki ürünlerin gelişimi için güneş yerine pembe ışıklı LED aydınlatmalar kullanılıyor.

Seoul’un güneyine 190 kilometre uzaklıkta olan tünel 1970 yılında inşa edilmişti. Ülkenin endüstrileşmesinin bir sembolü olarak görülen tünel 2002 yılında kapanmıştı.

Kapalı alanda tarım odaklı çalışan NextOn firması geçtiğimiz yıl hükümetten tüneli kiralamış ve “akıllı çiftliğe” dönüştürmüştü.

Çiftlikte mahsullerin sağlıklı bir şekilde büyümesi için 20. yüzyılın en ünlü bestecilerinden biri olan Fransız Claude Debussy’nin “Clair de Lune (Ay Işığı)” eserinin çalındığı belirtiliyor.

NextOn Genel Müdürü Choi Jae Bin, kendileri gibi çiftlikteki bitkilerin de klasik müzik dinlemekten hoşlandıklarını söylüyor.

Çiftliğin kurucuları dikey tarımın gelecekte gıda üretimini güvence altına alacağını söylüyor.

Dikey tarımın hava ve iklim değişikliğinde ürünlerde yol açılan hasara karşı çözüm olabileceği belirtiliyor.

 

(YahooDW Türkçe, Yeşil Gazete)