Ana Sayfa Blog Sayfa 2696

Haydarpaşa kazılarında 2 bin yıl önceye tarihlenen duvar ile bin yıllık mezar bulundu

Restorasyon çalışmalarının sürdüğü Haydarpaşa Garı’nın çevresindeki arkeolojik kazılar esnasında erken Bizans dönemine tarihlenen mimari kalıntıların yanı sıra Geç Osmanlı Dönemine ait olduğu düşünülen bir çeşme ile yine Klasik-Hellenistik, Roma, Erken Bizans, ve Osmanlı Dönemlerine ait pişmiş toprak kandil, sikke ve çanak çömlek parçaları bulundu.

Gazete Kadıköy’den Erhan Demirtaş’ın haberine göre Peronların olduğu kısımda ise Hellenistik döneme ait olduğu düşünülen ve  demir kenetlerle birbirine bağlı kesme dörtgen blok taşlardan yapılan bir  podyum bulunduğu belirtildi. Geç Roma Erken Bizans, Orta ve Geç Bizans dönemlerine ait yol kalıntıları, hamam yapısı, kamusal veya dinsel yapılara ait çok sayıda mimari kalıntılara ve Geç Osmanlı Dönemi duvarları da şu ana kadar bulunan kalıntılar arasında.

İstanbul V Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun kararıyla 11 Mayıs’ta başlayan arkeolojik kazı çalışmalarında 3 müze uzmanı, 18 serbest arkeolog, 1 restoratör, 1 fotoğrafçı  ve yaklaşık 400 işçi görev yapıyor.

Aylardır süren kazı çalışmalarında şimdiye kadar onlarca mezar kalıntısı çıkartıldı. Ancak yapılan son çalışmalarda ortaya çıkarılan mezarda bütünlüğü çok fazla bozulmayan ve  bin yaşında olduğu düşünülen bir iskelet bulundu. İskeletin üzerinde bir de koku kolyesi  bulunuyor.

 

Kadıköy Belediye Başkanı Aykurt Nuhoğlu da kazı çalışmalarının sürdüğü alanı ziyaret etti. Nuhoğlu’na kazı alanındaki arkeologlar da eşlik etti. Çalışmalar hakkında bilgi edinen Nuhoğlu, sikkeleri, ve süs eşyalarını da inceledi.

 

(Gazete Kadıköy)

Yeni Şafak’ta çarpıcı iklim yazısı

AKP Hükümetine yakınlığı ile bilinen Yeni Şafak gazetesi yazarı Ahmet Ulusoy, bugünkü yazısını küresel iklim eyleminin önemine ayırdı. Fosil yakıtların küresel ısınmaya sebep olduğunu vurgulayan Ulusoy, önlem alınmazsa gezegenimizin iklim yapısının kalıcı olarak değişikliğe uğrayacağını belirtti.

İklim değişikliğinin ekonomik etkilerine de dikkat çeken Ulusoy “Yaşanan süreçte, fosil yakıt (kömür, petrol v.s.) kullanımı sonucu ortaya çıkan ve sera gazı olarak adlandırılan karbondioksit (CO2) gazının atmosferdeki yoğunluğu giderek artmıştır” dedi.

“İklim değişikliği ekonomisi ve Nordhaus” başlığı taşıyan köşe yazısında, iklim ekonomisi alanının öncülerinden olan ve bu sebeple Nobel Ekonomi ödülünü alan Willam Nordhaus’a da önemli yer ayrıldı.

Nobel ekonomi ödülünün bu sene, “uzun süreli sürdürülebilir ekonomik büyümenin oluşturulması konusunda en temel ve acil sorunlarına hitap eden yöntemler” geliştirenlere verildi.

“William Nordhaus iklim değişikliği tehdidine karşı ekonominin nasıl şekillendirilmesi gerektiğini çalışan makro iktisatçıların başında geliyor. Otuz yılı aşkın bir süredir iklim değişikliği ekonomisi alanında çalışmalar yayınlıyor. Sera gazlarının azaltılması için karbon vergilerini ilk ortaya koyanlardan biri.

Kendisine Nobel Ekonomi Ödülü’nü getiren, kurguladığı Dynamic Integrated Climate- Economy Model (DICE), iklim değişikliği etkilerini ve maliyetlerini entegre bir şekilde değerlendiren modeldir.

DICE kısaca; ekonomiye, karbon döngüsüne, iklim etkilerine, sera gazı salınımını azaltmanın fayda ve maliyetlerini ölçmeye izin veren bir modeldir.

Model ülkelerin emisyon azaltarak kısa dönemde katlanacakları maliyetlerin, uzun dönemde küresel ölçekte kaçınılmaz olarak görülen iklim zararlarının azaltılması neticesinde elde edilecek faydalarla dengelenmesi için tasarlanmıştır.

CO2’nin salınımı küresel ısınmaya sebep olması dolayısıyla ekonomik çıktı (ekonomik büyüme) üzerinde olumsuz etki yapmaktadır. Ekonomik çıktının bir kısmının emisyon salınımını azaltmak için kullanılması durumunda, mevcut tüketimi kısıcı etkiler söz konusu olacak olsa da, gelecekteki sıcaklık artışları ve iklimde meydana gelen zararlar önlenebilecektir.”

Her ne kadar yazar temel iklim kavramlarını karıstırıyor olsa da Paris iklim anlaşmasına mesafeli duran AKP hükümetine yakın muhafazar yazarların da artık bu konuyu gündeme alıyor olmasını iklim aktivistleri sevindirici bir haber olarak değerlendirdi.

Ahmet Ulusoy’un Yeni Şafak’taki yazısının tamamına linkten erişebilirsiniz.

 

(Yeşil Gazete)

Avrupa Parlamentosu tek kullanımlık plastiklerin yasaklanması tasarısını onayladı

Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu Strazburg’da bir araya gelerek, plastik kirliliğinin önlenmesi için tek kullanımlık plastiklere yönelik geniş bir yasağı 53’e karşı 571 oyla onayladı.

Yeni düzenleme tek kullanımlık plastik çatal-bıçak setleri, tabaklar, pipetler, içecek karıştırıcılar ve kulak pamuklarının 2021 yılından itibaren piyasadan kalkmasını öngörüyor.

Tavsiye niteliğinde olan ve hukuki bağlayıcılığı olmayan Avrupa Parlamentosu’nda alınan karar kapsamında, şirketlerin plastik atıklardaki sorumluluğunun arttırılmasına yönelik bir plan da hazırlandı.

Mayıs ayının başlarında önerilen yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesi için AB Konseyi, AB Komisyonu ve AP arasında müzakereler yapılacak.

Tarafların bir metin üzerinde uzlaşması halinde tüm kurumların onayının ardından, AB üyesi ülkelerin gerekli düzenlemeleri uygulamaları gerekecek.

Plastik parçacıkları Kuzey Buz Denizi’ndeki buzullardan tarım arazilerine uygulanan gübrelere kadar, her yere sızmış durumda.

Geçtiğimiz günlerde Ayşe Bereket’in Yeşil Gazete özel haberiÇukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümü’nden Doç. Dr. Sedat Gündoğdu tarafından Mart 2018’de Food Additives and Contaminants‘da yayımlanan araştırmaya yer vermiş ve Türkiye’de satılan 16 farklı markanın sofra tuzu örnekleri incelendiğini ve örneklerin tamamında mikroplastiğe (5 mm’den küçük plastik parçacığı) rastlandığını duyurmuştu.

Avrupa Parlamentosu düzenlemesi kapsamında 2025 yılı itibarıyla plastik şişe geri dönüşüm oranı yüzde 90’a çıkarılacak ve üreticiler artık atık yönetimi maliyetlerinin belirli bir kısmını karşılayacak.

Break Free From Plastic küresel hareketi plastik kirliliği saha çalışmalarında tespit ettiği başlıca şirketleri geçtiğimiz ay yayınlanan raporunda açıklamıştı. Break Free From Plastic’in 2018 çalışmaları sırasında 42 ülkede 1.279 örgütün gönüllüleri tarafından toplanan plastik atıkların yüzde 14’ünün liste başındaki ilk üç şirkete ait olduğu belirtilmişti: Coca-Cola, Pepsico ve Nestlé.

Birçok Avrupa ülkesi şimdiden tek kullanımlık plastik malzemelerin azaltılması için ulusal önlemler önerdi. Pazartesi günü İngiltere hükümeti plastik kirlilikle mücadele kapsamınında plastik kulak pamuklarını, plastik pipetleri ve içecek karıştırıcıları yasaklamayı planladığını duyurdu.

WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı) tarafından plastik atıklar konusunda hazırlanan “Plastik Kapanından Çıkış: Akdeniz’i Plastik Kirliliğinden Kurtarmak” başlıklı rapora göre günde 144 ton atık ile Akdeniz’i en çok plastiğe boğan ülke Türkiye.

Türkiye’de incelenen sofra tuzlarının tamamında mikroplastiğe rastlandı

Plastik atıklarda ilk üç şirket: Coca-Cola, Pepsi ve Nestle – Break Free From Plastic saha calışaması raporu 

Plastik atıkların üzerinde oluşan canlı tabakanın kokusu deniz canlılarının onları tüketmesine yol açıyor

Greenpeace’ten şirketlere, ‘Tek kullanımlık plastiklerden vazgeçin’ çağrısı

Uluslararası kahve zinciri Starbucks’tan plastik pipetleri yasaklama kararı

Okyanuslardaki plastik kirliliği balina, köpek balığı ve vatozların sağlığını da etkiliyor

 

(Independent, Yeşil Gazete)

6. Engelsiz Filmler Festivali İstanbul, Eskişehir ve Ankara gösterimlerinin ardından sona erdi

Her yıl Türkiye ve dünya sinemasının en iyi örneklerini ve yan etkinliklerini, görme ve işitme engelli sinemaseverlerin erişimine uygun olarak sunan Engelsiz Filmler Festivali, İstanbul, Eskişehir ve Ankara’da yoğun ilgiyle gerçekleşti.

Film gösterimleri ve yan etkinliklerini ortopedik engelli sinemaseverlere uygun, erişilebilir mekanlarda gerçekleştiren Engelsiz Filmler Festivali bu yıl, 9 bölümden oluşan programında uzun, kısa ve belgesel toplam 38 filmi sinemaseverlerle buluşturdu. 3 farklı şehirde gerçekleşen gösterimlerde film ekiplerinin katılımıyla söyleşiler düzenlenirken, sinemaseverler gösterim salonu fuayelerinde sanal gerçeklik deneyimleriyle engelli bireylerin hayatlarını deneyimlediler.

Engelsiz Yarışma Ödülleri Sahiplerini Buldu

Festival’in Engelsiz Yarışma bölümünde yer alan filmler, Ankara’da gerçekleşen Ödül Töreni’nde sahiplerini buldu.

2017 yılının ses getiren yerli yapımlarından derlenen Engelsiz Yarışma’da bu yıl, Emre Erdoğdu’nun yönettiği Karfilmi;En İyi Film” ödülüne layık görülürken, Yol Kenarı filmiyle Tayfun Pirselimoğlu“En iyi Yönetmen”; Ümit Ünal’ın yazıp yönettiği Sofra Sırları filmi ise En İyi Senaryo”ödüllerine sahip oldular. Braille alfabesi ile de basılan pusulalarla seyirciler tarafından oylanarak belirlenen “Seyirci Özel Ödülü” ise Pelin Esmer’in yönettiği İşe Yarar Bir Şeyfilminin oldu.

Kültürel Hayata Eşit Katılım Paneli

Engelsiz Filmler Festivali’nde bu yıl; Türkiye, İngiltere ve Almanya’daki film festivallerinde erişimin nasıl tanımlandığı üzerinden kültürel hayata katılım konusunun tartışıldığı bir panel de gerçekleşti. İki erişebilir festival; Klappe Auf! Kısa Film Festivali ve Oska Bright Film Festivali’nden konukların katılımıyla düzenlenen panelde, erişilebilir festivallere olan ihtiyaç, mevcut uygulama ve eksikler ve birlikte yapılabilecekler konuşuldu. Panel öncesinde, her iki festivalin temsilcilerinin oluşturduğu “Zebra” adlı kısa film seçkisinin gösterimi yapıldı.

3 Şehirde Otizm Dostu Gösterimler Yapıldı

Otizm spektrum bozukluğu yaşayan çocuk ve gençlerin rahat bir şekilde film izleyebilmelerine imkan sağlayan Otizm Dostu Gösterim, 3 şehirde de Festival’in en ilgi çeken bölümleri arasında yer aldı. Orman Çetesi adlı filmin loş bir salonda, ses seviyesi düşük tutularak gerçekleştiği seanslarda seyirciler salonda diledikleri gibi hareket edebildiler.

Canlan Kıpırdan Animasyon Film Atölyesi Eskişehir’deydi!

Canlandırma sanatçısı Işık Dikmen tarafından Eskişehir’de gerçekleşen atölyeye bu yıl 9-12 yaş arasında 12 işitme engelli minik sinemasever katıldı. Çocukların ilk olarak kendilerine verilen malzemelerle hayallerindeki karakterleri ve öykülerini yarattığı atölyede, yarattıkları karakterleri tek tek fotoğraflayıp hareketlendiren çocuklar, stop motion tekniği ile bir araya getirdikleri animasyon filmlerini 3 saatlik atölyenin sonunda birlikte izlediler. Atölye sonunda ortaya çıkan 7 animasyon film ise Festival programında yer alan “Otizm Dostu Gösterim” öncesi sinemaseverlerle buluştu.

Gösterim Sonrası Söyleşilerde Film Ekipleri Seyircilerle Buluştu

Engelsiz Filmler Festivali, programında yer alan filmlerin ekiplerini İstanbul, Eskişehir ve Ankara’da seyircilerle buluşturdu. İşaret dili çevirmeni eşliğinde gerçekleşen söyleşilerde, seyirciler film ekiplerine merak ettikleri soruları sordular, erişilebilirlik uygulamaları üzerine düşüncelerini paylaştılar. İşe Yarar Bir Şey filminin yönetmeniPelin Esmer, Kelebekler filminin yönetmeni Tolga Karaçelikve oyuncusu Tuğçe Altuğ, Sofra Sırları filminin yapımcısı Sinan Yabgu Ünal, Yol Kenarı filminin yapımcısı Vildan Erşenve oyuncusu Tansu Biçer,Kar filminin yönetmeni Emre Erdoğduve oyuncuları Ozan Uygunile Doğaç Yıldız, Hayvan filminin yönetmeni Atasay Koç, Kamyon filminin yönetmeni Canbert Yerguz, Kaset filminin yönetmeni Serkan Fakılı veToprak filminin yönetmeni Alican Durbaş Festival boyunca gerçekleşen söyleşilerde seyircilerin sorularını yanıtladılar.

Her sene olduğu gibi bu sene de tüm gösterimlerini ve yan etkinliklerini ücretsizolarak seyircilere sunan Engelsiz Filmler Festivali altıncı yılında; 8-10 Ekim tarihleri arasındaBoğaziçi Üniversitesi Sinema Salonu’nda (İstanbul), 12 – 14 Ekimtarihleri arasında Taşbaşı Kültür ve Sanat Merkezi’nde (Eskişehir), 17 – 21 Ekimtarihleri arasında ise Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi ve Goethe-Institut Ankara’da sinemaseverleri ağırladı.

Engelsiz Sinemaya Destek Veren Tüm Kurumlara Teşekkürler

Puruli Kültür Sanat tarafından TC. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın katkılarıyla düzenlenen Engelsiz Filmler Festivali’nin ana destekçisi Açık Toplum Vakfı oldu. Festival’in diğer destekçileri arasında ise Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, ABD Büyükelçiliği, Avusturya Büyükelçiliği, Avusturya Kültür Ofisi, British Council, Fransız Kültür Merkezi Ankara, Goethe-Institut Ankara, İngiltere Büyükelçiliği ve İrlanda Büyükelçiliği yer aldı.

Festival’in engelsiz mekanlarını BoğaziçÜniversitesi, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi, Çankaya Belediyesi ve Goethe-Institut Ankara sağladı.

Outbox, Portline ve Üniversite Medya Festival’in tanıtım sponsorluğunu yaptılar.

26-45 Yapım, Fil Bilişim, GETEM (Boğaziçi Üniversitesi Görme Engelliler Teknoloji ve Eğitim Laboratuvarı), Moiré Graphics-Video-Sound, Notte Otel, Sesli Betimleme Derneği ve SineBU Festival sponsorları arasında yer aldı.

Kültür sanat etkinliklerine katılımın önündeki engelleri kaldırmayı hedefleyen Engelsiz Filmler Festivali’nin medya sponsorluğunu, Agos, Birgün, Cumhuriyet, Evrensel, Milliyet, Vatan, Altyazı, Ankara Life, Arkapencere, Kültür Sanat Haritası, Milliyet Sanat, Raillife, Ab-ilan.comArtfulliving.com.trBeyazperde.comBianet.orgFilmhafizasi.com, GaiaDergi.com, Lavarla.com,Sadibey.comSinemalar.comSinematurk.comYesilgazete.org, Joy FM, Joy Türk ve Radyovizyon üstlendi.

Fige Restoran, Kalender Zebra, Soul Pub ve Varuna Gezgin Festival’e mekan sponsoru olarak destek verdiler.

Partner festivallerKlappe Auf! Kısa Film Festivalive Oska Bright Film Festivali oldular.

 

(Yeşil Gazete)

ABD borsalarında sert düşüş: 2018’in kazançları eridi, Asya borsalarına yansıdı

ABD borsaları Çarşamba gününü de sert bir düşüşle kapattı ve ülkedeki üç ana endeksten ikisi 2018 başındaki seviyelerin altına düştü.

Dow Jones Endüstri endeksi yüzde 2,4 düşüşle 24 bin 285 puana gerilerken S&P 500 de günü yüzde 3.1 düşüşle 2 bin 656 puandan kapattı.

Satış trendi Perşembe sabahı Asya piyasalarına da yansıdı, Japonya’nın Nikkei 225 endeksi yüzde 3 geriledi.

Perşembe sabahı Tokyo’da en kötü performansı teknoloji hisseleri gösterdi. Çarşamba günü ABD’deki teknoloji odaklı Nasdaq endeksi de yüzde 4,4 değer kaybetmişti.

2011’den beri en sert düşüşünü yaşayan endeks, Eylül’deki değerinden yüzde 10 geride.

Bu yıl piyasalardaki yükselişin motorlarından biri olan teknoloji şirketlerinden Amazon yüzde 5,9, Facebook 5,4, Google’ın sahibi Alphabet yüzde 4,8 ve Netflix de yüzde 9,4 değer kaybetti.

Dow Jones endeksi de Mayıs 2010’dan bu yana en fazla kaybın yaşandığı ay rekorunu bu ay kırmak üzere.

Yatırımcılar Çarşamba günü açıklanan yeni ev satış verilerinin beklenenden düşük gelmesinden endişelenmişti. Veriler son iki yılın en düşük satışına işaret ediyordu.

Yatırımcıları endişelendiren diğer konular arasında Çin’deki büyümenin düşüşü, şirketlerin giderlerinin emek maliyeti ve gümrük vergileri nedeniyle artması gibi nedenler vardı.

(BBC)

CHP 105 adayı belirledi

CHP yerel seçim için 105 belde ve ilçenin belediye başkan adaylarını belirledi.

Edinilen bilgilere göre 35’in üzerinde belediye başkanı yeniden aday olacak. Bu 105 adayın ağırlıklı olarak İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinden, tek adayın öne çıktığı illerde ve örgütün üzerinde uzlaştığı isimler olduğu öğrenildi.

Kılıçdaroğlu’nun aday belirlemek için yetki istemediği belirtilirken genel başkanın önerisinin Parti Meclisi’nde oylanacağı belirtildi. Ön seçim yapılmayacağı da gelen bilgiler arasında.

(Birgün)

Akar: Bedelliye 672 bin 306 kişi başvurdu

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar bedelli askerlikte başvuru sayısının 672 bin 306 olduğunu açıkladı. Doğu Akdeniz ve Ege’de Yunanistan ile yaşanan gerilimlerle ilgili de konuşan Akar, “Komşumuzun her türlü provokasyondan uzak durmasını bekliyoruz” dedi.

Akar’ın AA’ya yaptığı açıklamadaki başlıklar şöyle:

BARBAROS HAYREDDİN GEMİSİ: Türkiye’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yer almadığı hiçbir projenin bu bölgede başarılı olmasının, yaşamasının imkan ve ihtimali yok. Uluslararası hukuka uygun şekilde bir çalışma yapacaktı gemimiz ve bunu bildirdik. Ancak komşumuzun savaş gemisi tarafından taciz edildi ve biz gerekli tedbirleri aldık. Gemimiz çalışmalarını sürdürmektedir. Savaş gemilerimizle orada tacize izin vermeyeceğiz. Kaynakların adilane şekilde paylaşımından yanayız. Bir husus daha var. 2001’de Sevilla Üniversitesi’nin yaptığı bir çalışma var ve komşumuz bu akademik çalışmayı siyasi bir metne dönüştürmek istiyor. Sadece kırmızı bölümlerin Türkiye’nin kullanımına yeşil bölümlerin de kendilerine ait olduğu iddiasının peşindeler. Bunu kabul etmemiz mümkün değil ve bunu muhataplarımıza ifade ettik.

BEDELLİ ASKERLİK: Şu ana kadar 672 bin 306 gencimiz internet üzerinden, elektronik postayla müracaatlarını gerçekleştirdi.

İDLİB’DEKİ SÜREÇ: Cumartesi günü Rusya Savunma Bakanı Şoygu ile bu ve diğer konuları daha teferruatlı görüşme imkanı bulacağız ve dolayısıyla buradaki çalışmalarımızın daha başarılı şekilde sürmesini bekliyoruz. Cumartesi günü Rusya Savunma Bakanı Şoygu ile bu ve diğer konuları daha teferruatlı görüşme imkanı bulacağız ve dolayısıyla buradaki çalışmalarımızın daha başarılı şekilde sürmesini bekliyoruz. İdlib’de 15-20 kilometrelik koridorda, ağır silahlar ve radikal unsurların büyük bölümü çekildi. Ateşkes ihlalleri yüzde 90 oranında azaldı. Fırat Kalkanı Harekatı’nda 2 bin kilometreye varan alanı teröristlerden temizledik, 3 bin radikal DEAŞ teröristi orada etkisiz hale getirildi.

ABD İLE ORTAK DEVRİYE BAŞLAYACAK: Münbiç için eğitim sürecinin tamamlanmasını müteakip birkaç günlük hazırlıktan sonra müşterek birleşik devriyenin başlayacağını söyleyebilirim. Türk-Amerikan askeri unsurlarının birlikte yapacakları birleşik devriye faaliyetinin başlaması söz konusu. Bunun için ön hazırlık gerekiyor, eğitim süreci gerekiyor. Bu eğitim de 9 Ekim’de başladı. Bu süreç şu anda Gaziantep’te devam etmekte.

(Gazete Duvar)

ABD’de silahlı saldırı

ABD’nin Kentucky eyaletinde silahlı saldırı sonucu 2 kişi hayatını kaybetti.

Jeffersontown Polis Şefi Sam Rogers, yaptığı açıklamada, bölgede bir markette silahlı saldırı olayının yaşandığını belirtti.

Rogers, saldırganın marketin içindeki bir kişiye doğru ateş ettiğini, ardından dışarı çıkarken karşısına çıkan bir kadını ve park alanındaki bir erkeği vurduğunu ifade etti.

Marketin içindeki kişinin olaydan yara almadan kurtulduğunu aktaran Rogers, diğer iki kişinin ise yaşamını yitirdiği bilgisini paylaştı.

Rogers, saldırganın gözaltına alındığı olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü duyurdu.

 

(Artı Gerçek, Hürriyet)

Energy Policy son sayısında Türkiye’nin iklim değişikliği taahhütlerini masaya yatırdı

Dünyaca ünlü akademik dergi Energy Policy’nin son sayısında, Türkiye’nin 2015 Paris Anlaşması taahhütlerinin ekonomik etkilerini inceleyen bir modelleme çalışması yayımlandı. Bora Kat, Sergey Paltsev ve Mein Yuan Türkiye ekonomisinin analiz eden bir modelleme (TR-EDGE) çalışması yaparak, Türkiye’nin 2015 Paris İklim Anlaşması çerçevesinde verdiği ulusal katkı niyet beyanının (INDC) ekonomik etkilerini inceliyor. Türkiye, 2030 yılında mevcut politikalar senaryosundan en az %21 emisyon azaltımı taahhüt ediyor.

Türkiye’nin 2015 Paris Anlaşması taahhütlerinin ekonomik etkilerini inceleyen modelleme çalışması Enerji Politikaları (Energy Policy) adlı akademik dergide yayımlandı. Çalışmada Bora Kat ve arkadaşları, Türkiye’nin enerji yoğun sektörlerinden biri olan elektrik sektörünü detaylı inceleyerek, 4 temel senaryo üzerinden bir analiz gerçekleştirdiler. TR-Edge modeli ile, mevcut politikalar senaryosu (nükleer dahil), nükleersiz senaryo ve bu iki senaryonun, iklim eylemine geçildiği ve ulusal emisyon ticareti kurulduğu versiyonlarında, %21 hedefini gerçekleştirmenin ekonomik maliyetleri hesaplanıyor.

Türkiye, Paris Anlaşması çerçevesinde verdiği INDC’de mevcut politikalar senaryosundan en az %21 azaltım hedefi veriyor ve emisyonlarının 1.175 Mt CO2 eşdeğerden 929 Mt CO2 eşdeğere ineceğini taahhüt ediyor. TR-EDGE modelinde ise, her hangi bir iklim politikası uygulanmadığı durumdaki verileri yansıtan mevcut politikalar senaryosu, Türkiye’nin 2030 yılı emisyonlarının, Paris Anlaşması çerçevesinde sunulan INDC’de hedeflenen değerden %30 daha düşük gerçekleşeceğini öngörüyor. Bu sonuç, benzer akademik/sektörel çalışmalarda da işaret edildiği üzere mevcut ekonomik eğilimler dikkate alındığında %21’lik emisyon azaltımı hedefine her halükârda ulaşılacağını gösteriyor.

TR-EDGE, Türkiye’nin 2030 emisyonunun mevcut politikalar senaryosunda 836 Mt CO2 (INDC’deki hedeften %30 daha az) olarak gerçekleşeceğini hesaplıyor. Bu yüzden çalışma, mevcut politikalar senaryosu olarak 836 Mt CO2’yi baz alarak hesaplama yapıyor.

Modelde, mevcut politikalar senaryosu ve diğer senaryolar üzerinden yapılan ekonomik maliyet analizi ise, Paris Anlaşması çerçevesinde verilen en az %21 azaltım hedefinin, ekonomik olarak rahatlıkla ulaşılabilir ve Türkiye’de azaltımın maliyetinin düşük olduğunu ortaya koyuyor. Sonuçlar, bu hedefin ekonomiye maliyetinin mütevazi düzeyde, 2030 yılı itibariyle GSYİH’nin %0,8 ile 1,1’i arasında olacağını gösteriyor. Ayrıca, ulusal emisyon ticareti kurulduğu durumda, emisyon fiyatının 2030 yılı için baz senaryoda 50$/tCO2, nükleersiz senaryoda ise 70$/tCO2 civarında olacağı öngörülüyor. Bununla beraber, iklim eyleminin ve fosil yakıt kullanımındaki azalmanın getireceği yan faydaların ve nükleer enerjiden kaynaklanabilecek risklerin mevcut çalışmada yeterince dikkate alınamadığı; gelecek çalışmalarda, modelleme yaklaşımındaki iyileştirmelerle birlikte bu hususların da TR-EDGE modeline yansıtılmasının planlandığı ifade ediliyor.

Çalışmanın tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

 

(İklim Haber)

Satın alıp da okumadığımız kitapların üzerimizdeki etkisi – Cemal Tunçdemir

Bu yazı t24.com.tr sitesinden alındı

“Okuması mümkün olmadığında bile, edinilmiş kitapların varlığının, bir kişiye okuyabileceğinden çok fazla kitap aldıran bir keyif üretmesi, ruhun sonsuzluk arayışından başka bir şey değil. Kitapları okumasak bile el üstünde tutarız. Çünkü sadece varlıkları bile konfor verir, içlerindekine erişim kolaylığı bir tatmin yaşatır.’’  – A. Edward Newton –

 

Kitap okumak bir yönüyle, aslında, bağlama çalmak, resim yapmak gibi bir sanattır. İyi bir kitap okuru olmak iyi bir bağlama ustası olmak gibidir ve tıpkı diğer sanatlar gibi emek ister. Yani kişi kitap okuma isteği telkin edilerek iyi bir kitap okuru olmaz. Önce istek gelmez, önce emek gelir. Kitap okumaya zaman ayırdıkça ve okudukça bu isteği gelişir ve rafine hale gelir. Bu da ancak kitabı bol ortamlarda mümkün olur.

Bununla beraber satın alıp da henüz okumadığı kitapların her geçen gün artarak birikmesi de, neredeyse her iyi okurun günün birinde yüzleşeceği bir sorundur. Çok sayıda okunmamış kitap, birçok iyi kitap okurunun ortak psikolojik yüküdür. Üstelik, ceplerinde biraz parayla bir kitapçıya her girdiklerinde veya kartlarında parayla bir online kitap sitesine her girdiklerinde bu yükü daha da artıracak yeni kitaplar almaktan da kendilerini alamazlar.

Kütüphanemizde henüz okumadığınız kitap sayısının okuduklarımızdan fazla olması, dahası, henüz okunmamış kitaplarımız varken yeni kitaplar satın almak, yakın zamana kadar suçluluk hissi veren olumsuz bir davranış gibi geliyordu.

Bu yaygın kanı, Lübnan kökenli Amerikalı yazar ve ekonomist Nassim Nicholas Taleb’in 2007’de yayınlandıktan sonra ABD’de kısa sürede en çok satanlar arasına giren ‘‘Siyah Kuğu; Hiç Akla Gelmeyenin Etkisi’(The Black Swan)’ kitabının yol açtığı tartışmayla bir ölçüde değişti.

Taleb kitabında, insanların bildikleri şeylere, bilmedikleri veya farkında olmadıkları şeylerden çok daha fazla değer atfetseler de günün sonunda gelişmeleri şekillendirenin ikinciler olduğunu savunuyor. Gerek ekonomi, gerek toplumsal yaşam, gerekse de kişisel gelişimimiz üzerinde, aklımıza pek gelmeyen, hiç olasılık vermediğimiz veya öngörmediğimiz bir çok faktörün de, dikkate aldığımız, farkında olduğumuz, planladığımız faktörler kadar ve çoğu zaman onlardan da fazla etkili olduğuna dikkatimizi çekiyor.

Taleb’in ‘Siyah Kuğu’sunda, ‘çok kitap sahibi’ olmanın üzerimizde fark etmediğimiz etkisine dikkat çektiği bölümü, önce blogger Maria Popova’nın 2015 yılındaki bir blog paylaşımı ile ve sonra da Jessica Stillman’ın 2017 sonunda Inc.com’da söz konusu blogdan hareket eden yazısı ile bu tartışmanın merkezine yerleşti.

Taleb, kütüphanemizde, masamızda, yatağımızın başucunda durup da okumadığımız kitapların da neredeyse okuduğumuz kitaplar kadar üzerimizde etkisi olduğunu savunuyor.

Okunmamış kitaplar, bilmediğimiz bilgilerin ve bazı konularda yanlış düşündüğümüzü bir gün gösterecek bilgilerin güçlü bir hatırlatıcısı olarak egomuzun balonlaşmasını engeller.

Bu anlamda, kişisel kütüphanemiz, zihinsel dünyamızın da sembolik bir göstergesi aslında. Kütüphanesini genişletmeyi bırakan kişi de öğrenmesi gereken her şeyi öğrendiği yanılgısına kolayca düşeceği bir noktaya ulaşır. Bilmedikleri şeylerin de artık onda bir eksikliğe neden olmayacağını düşünür. Entelektüel gelişme hevesini yitirir. Egosunun ‘her şeyi biliyorum’ çukuruna düşmesi artık işten bile değildir.

Buna karşılık kütüphanesini sürekli genişleten kişi ise, daha öğreneceği çok şey olduğu duygusunu güçlü şekilde yaşamaya devam eder. Merakının yanı sıra yeni sesler ve yeni fikirlere açıklığını yitirmez. Evinde sayısı her geçen gün artan okunmamış kitaplar sürekli egosunu taciz etmeye devam edecektir.

Taleb, satın alıp da henüz okunmamış kitaplara, ‘antilibrary(anti-kütüphane)’ diyor.

Geçtiğimiz günlerde New York Times gazetesinde bunu gündeme getiren Sacramentolu kitapçı Kevin Mims ise, bu ‘antilibrary’ isimlendirmesine bir şerh düşüyor. Mims, ‘kütüphane’nin zaten, uzun süredir okunmadan o rafları işgal eden kitapları da içerdiğini kaydediyor. Ona göre bu konudaki en iyi isimlendirme Japonların, internet ve sosyal medya sayesinde artık küresel bir terime dönüşmüş ‘tsundoku’ sözcüğü… Japonların, satın alıp da okumadıkları kitapların oluşturduğu kitap yığınına taktıkları isim bu. ‘Doku’, okuma fiilinden geliyor. ‘tsun’ ise bir şeyin birikmesi anlamına gelen ‘tsumo’dan geliyor. Bu anlamda ilk kez Mori Senzo’nun 1879 yılındaki bir yazısında, sürekli kitap alıp hiçbirini okumayan bir öğretmeni hicvederken ‘tsundoku sensei’ nitelemesini kullanmasıyla literatüre girmiş.

Taleb’i bu konuda ezber bozan düşünceye iten şey ise usta İtalyan yazar Umberto Eco’nun 30 bin kitaplık muhteşem kişisel kütüphanesi olmuş. Eco’nun, bu kitapların hepsini okumuş olması olası mıydı?

Elbette ki hayır.

Ama bu kadar çok okunmamış kitap ona sürekli bilmediği ne çok şey olduğunu hatırlatarak, Eco’nun entelektüel açlığını ve merakını hep zinde tuttular. Taleb’e göre kütüphanemizdeki okunmamış kitapların bizim üzerimizde de benzeri bir etkiye sahip olması çok mümkün. Tabii ki eğer kişisel kütüphanemizi, egomuzu şişiren bir vitrin değil de bir öğrenme araştırma merkezi olarak görüyorsak…

Kitap ve sanat eseri olan bir ortamda bulunmak bile, insandaki merakı, öğrenme isteğini ve yaratıcı yeteneği kamçılar. Örneğin, Ray Brudbery, ABD’de, kitapların yasaklandığı ve itfaiyecilerin kitapları yaktığı bir kara ütopyayı tasvir ettiği 1953 tarihli Fahrenheit 451romanını, California Üniversitesi kütüphanesinin bodrum katında kiraladığı masada 9 günde yazar. 2006 yılında bir okuruna verdiği yanıtta, ‘’25 bin sözcükten oluşan bir romanı bu kadar çabuk nasıl yazabildim? Kütüphanede yazmam sayesinde… Bütün arkadaşlarım, bütün sevdiklerim, daha yaratıcı olmam için bana raflardan haykırıyor, bağırıyor, feryat ediyorlardı. Yüzlerce kitabın gözleri önünde, kitap yakmaktan bahseden bir kitabı yazmanın nasıl heyecan verici bir iş olduğunu tahmin edersiniz diye düşünüyorum…’’ diye anlatacaktı etrafındaki kitapların etkisini…

Kişisel kütüphane açık ki, sadece okunmuş kitaplardan oluştuğunda gücünün önemli bir kısmını yitiriyor. Kütüphanemiz, okunmuşların yarı sıra, hiç okunmamışlar, yarı okunmuşlar ve henüz satın alınmamış kitapların konulacağı boş raflarıyla bir bütündür.

‘’Yani okuyamayacağınız kadar çok fazla kitap aldığınız veya üç ömür süresinde bile bitiremeyeceğiniz bir okuma listesine sahip olduğunuz için kendinizi hırpalamayı bırakın’’ diyor Stillman yazısında ve ekliyor:

‘’Evinizdeki okunmamış bütün kitaplar hiç şüphesiz cahili olduğunuz şeylerin somut bir göstergesi. Ancak ne kadar cahil olduğunuzu bilmeniz bile, sizi insanlığın çok büyük çoğunluğunun önüne geçirmeye yeter…’’

Cemal Tunçdemir – T24.com.tr