Ana Sayfa Blog Sayfa 2187

Yeniden yabanlaştırma[1]: Salgın günlerinde yabani çözümler 1

Dilimize de çevrilen Yaban Yaşamı (Feral: Rewilding the Land the Sea and the Human Life)[2] kitabının yazarı George Monbiot 27 Mayıs 2013 tarihli The Guardian gazetesinde yayımladığı “Dünyanın Yeniden Yabanlaştırılması Manifestom[3] adlı yazısında modern insanın özellikle büyük memelilere verdiği zararları özetledikten sonra şöyle diyor:

Ben yeniden yabanlaştırma –ekosistemlerin topluca restorasyonu- yoluyla doğal dünyadaki yıkımların tersine çevrilmesi için bir fırsat olduğunu görüyorum.”

Aslında yeniden yabanlaştırma kavramının kökeni 1990’lı yılların sonlarına kadar uzanıyor. Başlangıçta yeniden yabanlaştırmanın odağında büyük yırtıcılar bulunuyor. Zamanla yok olan ya da sayıları çok azalan büyük yırtıcıların yabanıl alanlardaki düzenleyici rollerinin eksikliğinin giderilmesi amacıyla “anahtar türler” denilen bu türlerin, mümkün değilse aynı rolü oynayabilecek türlerin doğaya yeniden kazandırılması, yeniden yabanlaştırmanın özünü oluşturuyor. Kavramın bu kapsamdaki haline bugün trofik yeniden yabanlaştırma deniliyor.

Geçen yıl sayıları 16’yı bulan araştırmacının Science dergisinde yayımlanan bir makalesinde[4] ise yeniden yabanlaştırma kavramının içeriğinin zamanla değişimine değiniliyor. Araştırmacılara göre yeniden yabanlaştırma kavramı geçen yaklaşık 20 yılda iki ana eksende değişime uğradı. Bunlardan birincisi yabanıllığın restorasyonundan yabanlığın restorasyonuna doğru değişim.[5] İkincisi ise yeniden yabanlaştırmanın uygulanabilirliğinin doğal alanlardan içinde kentsel alanlar ve terk edilmiş tarım alanlarının da bulunduğu geniş bir yelpazeye doğru değişimi.

Bildiğin yol, bindiğin dalı kesiyor

Yeniden yabanlaştırmayla ilgili Türkçe yayımlanmış araştırma bulmak güç olsa da pek çok araştırmanın İngilizce yayımlanmış sonuçlarına ulaşabiliyoruz. Teknik detaylara daha fazla girmeden sadede gelmekte yarar var.

Edebiyatta Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun unutulmaz eseri ile karşılık bulur yaban kavramı. Romanda savaşta (1. Dünya Savaşı) kolunu kaybeden İstanbul kökenli bir subayın emir erinin[6] köyüne kaçışı ve oradaki yaşamı, izlenimleri konu edinilir. İstanbul’da yetişmiş eğitimli biri için İç Anadolu’nun çıplak bozkırlarındaki küçük köydür yaban. Yalnızca doğası değil insanları da yabandır. Peki, yabanın karşısında ne var? Yani yabanın zıttı ne? Örneğin yabani hayvanın zıttı evcil hayvan. Veya yabani armudun zıttı kültür armudu. Şu halde, örneğin Tarzan ve balta girmemiş yağmur ormanlarındaki en ilkel kabilelerde yaşayanlar yabani ise tersi olan toplumlar ne? Modern? Çağdaş? Uygar?

Covid-19 salgını, belki de bildiğimiz her şeyi unutup yeniden şekillendirmek için bir fırsat sunuyor. Çünkü bildiğimiz yol bindiğimiz dalı kesiyor. O dal doğanın dengeleri. Pek çok kişi Alman araştırmacıların sekiz yıl önceden bu salgını nasıl tahmin ettiğini soruyor. Doğal olarak pek çok insan tarihsel ve güncel veriler üzerinden geleceğe dönük sağlam senaryolar oluşturulabileceğini bilmiyor. Oysa bilim yalnızca başımıza gelenle değil başımıza gelecek olanla da ilgileniyor. Ve bilim bu salgın gibi başımıza gelmesi muhtemel, hatta muhtemelden de öte pek çok felaketin haberciliğini yapıyor. Ne var ki, başta siyaset ve iş dünyası olmak üzere insanlık buna kulaklarını tıkamış durumda dünyanın pek çok yerinde. Alınması gereken önlemler alınmıyor, atılması gereken adımlar atılmıyor.

Öyle görünüyor ki yalnızca insana uzak doğal alanların değil toplumsal yapının da yeniden yabanlaşmasına ihtiyaç var. Dahası toplumsal yeniden yabanlaşma sağlanmadan doğal yeniden yabanlaşmanın lokal başarılar dışında mümkün olamayacağını düşünüyorum.

Şimdi bazı okurların kulağına toplumsal açıdan yeniden yabanlaşma itici gelmiş olabilir. İzin verirseniz tam olarak ne demek istediğimi bir sonraki yazıda anlatayım. Çünkü bu hamur daha çok su götürür.

İzninizle bu yazıyı Monbiot’un sözünü ettiğim kitabının 11. bölümüne giriş olarak aldığı D.H. Lawrence’ın[7] bir şiiri ile sonlandırmak istiyorum.

Dağ Aslanı

Ve düşünüyorum da bu dünyada hem bana hem de dağ aslanına yer vardı.

Ve düşünüyorum da, öteki dünyada, bir iki milyon insandan ne kolay vazgeçebiliriz.

Ve eksikliklerini hiç çekmeyiz.

Fakat ne büyük bir boşluk olur dünyada,

O zarif sarı dağ aslanının buz beyazı yüzü eksik olsa!

***

[1] İngilizcede rewilding olarak geçen kavramın bilimsel Türkçe karşılığı henüz net oluşmamıştır. Ben konuyla ilgili yaptığım araştırmalara dayanarak yeniden yabanlaştırma teriminin kullanılmasının doğru olacağını düşünüyorum. Nitekim 2 numaralı dipnotta belirtilen kitabın Türkçe çevirisinde de aynı karşılık tercih edilmiştir.

[2] İngilizce Orijinali: The University of Chicago Press 2014. ISBN: 13: 978-0-226-20555-7 (Kitabın ilk basımı 2013 yılına aittir) Türkçe çeviri (çev: Muammer Pehlivan) Karayı, Denizi ve İnsan Yaşamını Yeniden Yabanlaştırmak: Yaban Yaşamı. Everest Yayınları, 2018. ISBN: 978-605-185-226-3

[3] My manifesto for rewilding the World adlı yazıya buradan ulaşabilirsiniz

[4]Perino, A. Ve diğerleri. 2019. Rewilding complex ecosystems. Science 364, 352 (2019)

[5] Burada birebir çeviri yaptım. Makalede “…wildness rather than wilderness…” olarak geçiyor.

[6] Bütünüyle hatırımda kalanı yazıyorum. Ufak tefek yanlışlar olabilir.

[7] David Herbert Richards Lawrence. İngiliz yazar ve şair. 1885-1930

 

 

Plastik ambalaj aldatmacası

Korona günlerinde tek kullanımlık plastik kullanımında ciddi bir artış olduğu aşikar. Burada kast etiğimiz tek kullanımlık plastikler sağlık ve hijyen malzemeleri tabii ki değil, daha çok ambalajlı ürünler. Açıkta satılan ürünler her nedense bir anda “virüs bulaştırıyor” algısıyla istenmeyen ürün haline getirildi. Ticaret Bakanlığı da bu algıya “marketlerin sebze ve meyveleri plastik poşetleyip öyle satmaları” anlamına gelen bir genelgeyle katkı sundu. Böylece hiçbir bilimsel bilgiye dayanmayan bir şekilde plastik poşetler her tarafta tekrar kullanıma girdi ve Ticaret Bakanlığı, Çevre Bakanlığı’nın uygulamaya soktuğu parayla poşet uygulamasının adeta ayaklarına kurşun sıktı.

Bu yaklaşım ile sıfır atık vizyonunun da sıfırlandığını söyleyebiliriz. Çünkü ambalajlı gıda çılgınlığı, çok az çöp çıkan evlerden bile her gün onlarca plastik çöpün çıkmasına neden oldu. İşin içerisine bir de plastik ve ambalajlı gıda satıcısı fırsatçıların manipülasyonları da girince bu akıl almaz ambalaj tüketimi bir halk sağlığı problemine dönüşmeye başladı desek, hata yapmış olmayız. Bu duruma çeşitli yazılarla ve açıklamalarla katkı sunanlar da var. İlginç bir dezenformasyon almış başını gidiyor.

Bir önceki yazımızda plastik ambalajın koronavirüs yayma potansiyelinden bahsetmiştik. Bu hafta da, yapılan yeni bir çalışmada bulunan bulgularla, plastik ambalajlı ürünlerin yarattığı tehdidi detaylandıracağız. Ancak buna geçmeden önce plastik ambalajlı gıdalara ambalajdan bulaşan kimyasallara değinmemiz gerekiyor. Çünkü plastikler üretilirken bünyelerine ciddi miktarda ek kimyasal maddeler ekleniyor. Ambalajın plastik tipine bağlı olarak bu miktarlar değişebiliyor. Bu durum da ne düzeyde kimyasalın ürüne transfer olabileceğini belirliyor. Zira, ambalajdan mikroplastik bulaşının tüketiciler için risk teşkil etmediği kolayca iddia edilebiliyor.

Mikroplastik bulaşı: Ambalajdan gıdaya

Ayrıca bu mikroplastiklerin insan sağlığı üzerine olan etkisinin de tartışmalı olduğunu iddia eden bir akıl tutulması mevcut. Tıpkı iklim krizi inkarcılığı gibi. Bu durum da bu kesimlerde meselenin kolaylıkla hafifletilmesine neden olabiliyor. Ancak işin içine kanserojenliği ya da öldürücülüğü tescilli kimyasallar da girince aynı zevat bir anda ölü taklidi yapabiliyor. Bakın bir dergi var! İsmi de “Food Additives and Contaminants” yani “Gıda katkı maddeleri ve kirleticileri”. Bu dergi, onlarca kirletici ile ilgili sürüyle yayın barındırıyor. Bizim sofra tuzlarındaki mikroplastik kirliliği makalemiz de burada yayımlanmıştı. Buradaki makaleleri karıştırdığınızda plastik eklentisi olarak kullanılan ve ambalaj ya da bir şekilde gıda ile temas ettiğinde gıdaya bulaşan kimyasallarla ilgili ciddi sayıda yayın bulabilirsiniz. En çok atıf alanlarından biri de Çin’de yapılan bir çalışma.

Çalışma en yaygın plastik eklenti maddelerinden biri olan Bisfenol A ve onun analoglarının gıdalardaki miktarlarını araştırmış. Bu amaçla 289 gıda örneği incelenmiş farklı düzeylerde ve hemen hemen tüm ürünlerde bu eklenti maddesine rastlanmış. Bir başka çalışma da İngiltere’den. Birçok gıda türünde plastik eklenti maddelerinden olan fitalat türlerine rastlanılmış. Her ne kadar rastlanılan miktarlar limit altı olsa da, ambalajlı gıda tüketme çılgınlığı bu miktarın uzun erimde risk oluşturabileceğini ortaya koymaktadır.

Bir diğer çalışma da Türkiye’den. Tüketilebilir sıvı yağlar üzerine yapılan çalışmada, en yüksek fitalat miktarı PET şişe içerisinde satılan yağlardan tespit edilmiş. Başka dergilerde yayınlanmış çalışmalara gelmedim daha. Örneğin, şu çalışma yine Türkiye’den. Hepimizin severek tükettiği yoğurtlarda –ki neredeyse hepsi plastik ambalajlarda satılıyor- çeşitli düzeylerde fitalat tespit edilmiş. Yani sözün özü, plastik ile temas eden ya da daha açık bir ifadeyle plastik ambalajlar içerisinde satılan gıdalara, plastiğin yapımı aşamasında kullanılan zehirli kimyasallar önemli oranda bulaşıyor. Bu kimyasallar da ya kanserojen ya da hormon bozucu.

Ambalajları açma şekli bile etkiliyor

İşte bu kimyasalların bulaşmasının bir diğer yolu da mikroplastik ayrışması. Yazının başında değindiğimiz çalışma da işte bu mikroplastiklerin ne düzeyde ambalajdan gıdaya bulaştığını irdeliyor. Sonuçlar ambalajlı gıda sevicilerini ve ambalajlı gıdayı matah bir şeymiş gibi sunan her konunun uzmanı köşe yazarlarını üzecek cinsten. Ambalajın uzunluğuna göre yapılan hesaplama cm-ambalaj başına 250 adede kadar mikroplastik direkt olarak gıdaya bulaşabiliyor. Çalışma her türlü ambalaj açma senaryosunu deneyerek gerçekleştirilmiş. Plastik kapları/torbaları/ bantları/kapakları açmak için mikroplastiklerin makasla kesme, ellerle yırtma, bıçakla kesme veya elle bükme gibi günlük yaşamımızdaki basit yöntemlerle ne düzeyde gıdaya bulaştığı ortaya konulmuş. Bu işlemlerin her biri için farklı olmak üzere yaklaşık 0.46-250 adet mikroplastik/cm bulaşı olabileceği ortaya konulmuş. Miktarlardaki çeşitliliğin ambalajı açma şekli, ambalajın sertliği, kalınlığı, plastik malzemelerin yoğunluğuna bağlı olduğu da tespit edilmiş. Örneğin bir şişenin veya çikolata ambalajının makasla kesilerek açılması sonucu üretilen mikroplastik lifler, doğrudan çıplak gözle bile görülebilmiş.

Öyle anlaşılıyor ki plastik ambalaj üretilirken, dolaşıma sokulurken, tüketilirken ve atılırken, yani tüm aşamalarda çevre ve insan sağlığı için tehlike arz ediyor. Buna rağmen alternatif tüketim alışkanlıklarının geliştirilmesini konuşmak yerine tüm bu zararlar göz ardı edilerek plastik ambalajın sağlıklı ve gerekli olduğunu iddia etmek olsa olsa art niyetliliktir, başka hesaplar içinde olmaktır. Ortada koronavirüs gerçeği varken ve bunun da insanın doğayla kurduğu ilişkiyle doğrudan ilgisi olduğu açıkken hala doğa düşmanı uygulamaları önermek ya da çözüm gibi sunmak doğa ve insan düşmanlığından başka bir şey değildir.

Ambalajcıların, plastikçilerin ve onların uzantısı vitrin süslerinin söylediklerinden kendinizi koruyun. Plastik;  üreticisi ve üzerinden para kazananları dışında kimsenin dostu değildir.

 

Dünya’daki 10.000 şehrin yarısı 40 yıl önce yoktu

Yazan: Gregory Scruggs 

Yeşil Gazete için çeviren: Ali Serdar Gültekin

Roma bir günde inşa edilmemiş olsa da, Shenzhen hemen hemen öyle oldu. Çin’in start-up başkenti, 1970’lerde bir balıkçı köyüydü. Bugün, 12 milyondan fazla insanın yaşadığı bir megakent. Bu hafta World Urban Forum 10‘da yayınlanan çığır açan yeni harita araştırmaları, dünya çapında yaklaşık 10.000 şehir olduğunu ve birçoğunun Shenzhen’i ve Roma’yı takip ettiğini ortaya koyuyor.

Bu şaşırtıcı gerçek, Avrupa Komisyonu ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü‘nün aldatıcı zor bir soruyu cevaplamaya yönelik dört yıllık çabası sayesinde ortaya çıktı: Bir şehir tam olarak nedir?

Zor, çünkü hiçbir ülke buna aynı şekilde cevap vermiyor. Danimarka‘da, birbirine yakın yaşayan 200 kişi bir şehir oluşturuyor. Japonya‘da eşik 50.000. Elmayla elmayı karşılaştırmaktan çok bu farklılaşan eşikler, Dan ve Japon şehirleri yan yana koyulduğunda yaban mersini ve karpuzu karşılaştırmak gibi…

Sonuç olarak, Avrupa Komisyonu’nun projesinin baş araştırmacısı Lewis Dijkstra, “Kaç şehir olduğunu hiç bilmedik” diyor.

Gerçekten de, dünyanın dört bir yanındaki ülkelerin “şehir” gibi çılgınca farklı tanımlara sahip olmaları, uzun süredir demografları, şehir plancılarını ve kalkınma uzmanlarını afallatıyor. Yeni tanımın sonuçları, dünya şehirlerinin durumu hakkında kabul edilen birçok gerçeği tersine çeviriyor.

Bir şehir için kaç kişi lazım?

Yeni başlayanlar için dünyanın 2007 yılında, insanlık tarihinde ilk kez kentsel hale geldiği iddiasının doğru olmadığını söyleyelim.

Bir kenti, kilometrekare başına ortalama 1.500 kişi nüfus yoğunluğuna sahip en az 50.000 nüfuslu bitişik bir coğrafi alan olarak tanımlayan yeni tanıma göre, insanlığın yaklaşık yüzde 48’i, 2015 itibariyle şehirlerde yaşıyordu. (Bu tanım kabaca ABD Nüfus Sayımında kullanılan “metropol istatistik alanı”na karşılık geliyor.)

Peki bu ani düşüş neden? Aslında gezegenin dörtte birinden fazlası kasabalarda yaşıyor – 200 kişilik Danimarka mezraları gibi – dünyanın kentsel-kırsal ikili tercihinde göz ardı ettiği bir kategori de birinin ya şehirde ya da kırsalda yaşadığı fikriyatı.

“Kasabalar (town) yanlış tercüme edilmiş yetimlerdir,” diyor Dijkstra. “Kasaba” ve “şehir” (city) İngilizce’de açıkça anlaşılan bir ayrım olsa da, Hollandaca, Fransızca, Almanca ve İspanyolca’nın eşdeğer bir terimden yoksun olduğunu söylüyor.

Ancak Dijkstra, bu üçüncü kategoriyi tanımlarken, dünyanın gerçekte nasıl göründüğüne dair daha doğru bir anlayışa sahip olduğumuzu savunuyor – kırsal çiftçiler ve şehir sakinleri arasında bir gradyan. Üstelik bu kasabalar geleceğin şehirleri.

Bu daha doğru resim önemli; çünkü çoğunluk veya kentsel bir gezegen gibi basit istatistikler, muazzam miktarda dış yardım ve iç harcama tahsisini haklı çıkarır. Örneğin, Alman hükümetinin 2015’teki, iklim dostu kentsel altyapı için 100 milyon € ‘luk fon açıklaması bu iddiayı destekler. Mısır’da, resmi haritalarda kırsal tarım yerleşimleri olarak listelenen yerler aslında 275.000 nüfuslu büyük şehirlerdir, ancak resmi değişikliği yapmak, hükümeti, okullardan mahkemelere kadar her şey için bir ikileme sokar.

Sınırlarla oynamak…

Kentleşmede, bu küçük doktora adayı ordusunu şaşırtarak yakalayan diğer bulgular arasında başka neler var? OECD’nin kentsel istatistik başkanı Rudiger Ahrend, “Dünyadaki şehirlerin yaklaşık yüzde 20’sinin küçüldüğüne dair hiçbir fikrimiz yoktu” diyor: “Nüfusun durgunlaşmaya veya azalmaya başladığı ülkelerde bu, giderek yaygınlaşıyor.”

Bunun gibi şeyler, şehirlerin bu yeni küresel tanımı için potansiyel sonuçlardan sadece birkaçı. Ülkeler, BM’nin Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine yönelik ilerleme raporlarının bir parçası olarak her yıl şehirleri hakkında istatistikler sunuyorlar. Bu hedefler, sayılarının doğruluğundan şüphe edilen, hava kalitesi ve toplu taşıma araçlarına erişim gibi göstergeleri içeriyor.

BM’nin Küresel Kentsel Gözlemevi başkanı Robert Ndugwa, “Sınırlarla oynadığınızda şehrinizin iyi görünmesini sağlayabilirsiniz” diyor. Örneğin, genişleyen şehir sınırları, dış mahallelerden temiz hava katarak kötü hava kalitesini ortalayabilir. Buna karşılık şehir sınırlarının daralması, otobüs veya metro sisteminden kopan uzak mahalleleri hesaba katarak toplu taşıma erişimine ilişkin verilerin daha iyi görünmesini sağlar.

Bu tür hileler, BM İstatistik Komisyonu‘nun bu yeni tanımın küresel standart olarak kabul edilip edilmeyeceğine karar vereceği bir sonraki ay sona erecek. Öyle olması halinde, kentleşmeyi yaygın olarak incelenen diğer konulara uygun hale getirecektir.

Dünya Bankası’ndan Ellen Hamilton, “30 yıl önce dünyadaki her ülke yoksulluğu yalnızca ulusal tanımları kullanarak tartışıyordu” diye konuşuyor: “Bunu karşılaştırmak imkansızdı.”

Kasaba mı şehir mi?

1990’da, Dünya Bankası günde bir dolarla yaşayan yoksulluk eşiğini ortaya koymuştu ve herhangi birinin Londra sokaklarında mı yoksa Laos‘un pirinç tarlalarında mı mücadele ettiğinden bağımsız, yoksullukla ilgili konuşmayı kolayca anlaşılabilecek bir konu haline getirdi. (Bugün bu rakam günde 1,90 $)

Yeni tanımlamayı ilk kez dikkate alan bazı şehir planlamacıları için çıkarımlar açık. Nijerya Şehir Plancıları Enstitüsü’nden Patrick Nyam, “Nijerya’da bir şehir 2.000 veya daha fazla kişinin yaşadığı bir yer” diyor. “2.000’lik kentsel alan için sağladığınız altyapı muhtemelen 1.000.000 kişi için sağladığınız altyapıyla büyük ihtimalle aynı olacaktır.” Küçük kasaba için iyi, hızla genişleyen bir şehir büyük bir haksızlık.

İbreyi 50.000’e kadar hareket ettirmek için mi? “Bu çok iyi bir fikir, ancak Nijerya’da değişiklikleri benimsemede çok yavaşlar” diye yanıtlıyor Nyam.

Makalenin İngilizce Orijinali

Dünyanın en eski duvar resmi çimento madenciliği tehdidi altında

Haber: Krithika Varagur

Yeşil Gazete için çeviren: Ayça Ceren Akdemir

Bilim insanları, Endonezya‘daki bir çimento madeninin yakınında bulunan dünyanın bilinen en eski figüratif resimlerinin, endüstrinin tehdidi altında olduğu konusunda uyardı.

Aralık ayında, Endonezya’nın Sulawesi adasında avlanma sahnesini gösteren mağara resimlerinin en az 40.000 yıl öncesine ait olduğu belirlenmişti. Ancak bu resimler hassas durumdalar. Bölgeyi kimlerin ziyaret etmesine izin verileceğini belirleyen Tonasa Çimento Şirketi’nin kontrol ettiği arazide bulunuyorlar. Tonasa, bölgeyi güvence altına almak için yerel organlarla işbirliği yapsa da madencilik tüm alanda devam ediyor.

Bölge yetkilileri ve bilim insanları, Güney Sulawesi‘deki arkeolojik açıdan önemli ve daha birçok antik keşiflerin yapılabileceği Maros-Pangkep bölgesine daha fazla koruma ve kaynak ayırmak için yarışıyor.

Duvar resimleri hakkındaki son araştırmalarda yer alan Endonezyalı arkeolog Budianto Hakim, “Tüm kariyeri Güney Sulawesi’de geçiren bir araştırmacı olarak, şimdi çimento ve mermer madenciliği ile çevrili olan tarih öncesi mağaraların durumu hakkında çok endişeliyim” diyor.

‘Atalarımızla gurur duyuyoruz’

2017 yılında mağara resimlerinin keşfedilmesinden kısa bir süre sonra Tonasa, Bulu Sipong mağaralarının çevresindeki 3,6 hektarı korumaya karar verdi. Tonasa’daki maden ıslahının başkanı Abdul Rasak, “[araştırmacılardan] keşfi öğrendiğimiz anda, bölgenin durumunu korumalı bir kültürel miras alanına yükselttik. Bunun önemini bilmiyorduk, sadece resim olduklarını düşündük… ama şimdi, bu bölgenin çocukları olarak atalarımızın yaptıklarıyla gurur duyuyoruz” dedi.

Budianto, şirketin geniş imtiyazlı arazisinde daha fazla mağara duvar resmi bulması durumunda, yerel miras kuruluşunu uyarmaları gerektiğine işaret etti ancak şimdiye kadar yeni keşif bildirilmedi.

“Onları sözlerini tutmaları için cesaretlendiriyoruz” dedi Budianto. “Ama elbette, şirket olarak biz araştırmacılara göre farklı motivasyonları var. Eğer rapor ederlerse, biraz kar kaybedebilirler.”

Endonezya’nın doğusundaki en büyük çimento üreticisi olan Tonasa, korunan alanın çevresinde maden çıkarmaya devam ediyor. Kireçtaşı ve hammadde yüklü kamyonlar, mağaranın önündeki toprak yoldan birkaç dakikada bir geçiyor.

Madencilik, toz ve duman en doğrudan tehdit

Avustralyalı bir arkeolog ve Nature dergisinde yayınlanan resimlerle ilgili araştırmanın ortak yazarı Maxime Aubert, mağaraların çevresindeki madencilik operasyonlarından kaynaklanan tozun ve arazideki toprak yoldan geçen araçların çıkardığı dumanın mağara resimlerine “en doğrudan tehdit” olduğunu söyledi.

Duvar resimleri, mağaralar, düdenler ve yeraltı akarsularının belirgin topografisi olan kireçtaşı ile çevrili karstik arazi olarak bilinen bir alanda bulunuyor.  Kireçtaşı, çimento için hammadde ve ürüne yönelik küresel iştah, güneydoğu Asya’daki karstik ekosistemleri tehdit ediyor.

Budianto’nun “Yakındaki madencilik faaliyeti bu resimleri kesinlikle etkiler, çünkü titreşimler yaratır, karstik alanın hassas hidrolojik sistemini etkiler ve onlara zarar verebilecek sıcaklık değişiklikleri yaratır” uyarısına rağmen Tonasa temsilcileri madencilik faaliyetinin bu etkilere sahip olduğuna katılmıyor. Şirket yetkilileri, sahada kültürel turizmi genişletmeyi, bir müze inşa etmeyi ve daha fazla ziyaretçiyi resimleri görmeye teşvik etmeyi planladıklarını söylüyor.

İnsanlığın bilişsel ve kültürel evriminin anahtarı

Şu anda, odanın içinde bir seferde sadece dört kişinin görmesine izin veriliyor, ancak antik duvar resmine dokunmakta fiziksel bir engel yok.

Aubert ve araştırmacılar yakın zamanda resim alanının “gözlerimizin önünde çöktüğünü” ve “bu duvar resminin hemen hemen her yerinde endişe verici bir şekilde kötüleştiğini gözlemlediklerini” yazdılar. Bazı bölgelerde, her iki ayda bir 2-3 cm’lik duvar resmi içeren kaya parçaları kayboluyor.

Yazarlar, “insanlık kültürünün başlangıcından bir hediye” olarak tanımladıkları resimleri korumak için harekete geçmeye çağırıyorlar. Aubert, “Sulawesi ve Endonezya Borneo’sunda 300’den fazla tarih öncesi sanat alanı var ve her yıl onlarcası daha keşfediliyor” diyor: “Fransa veya İspanya‘da böylesi, sadece bir arazi bile bulunsaydı, bu büyük bir keşif olurdu. Bu alan… türümüzün bilişsel ve kültürel evrimini anlamanın anahtarıdır. ”

Makalenin İngilizce Orijinali

Yeni Covid-19 önlemleri: Yurt dışı uçuşlar durduruldu, şehirlerarası seyahat valilik iznine tabi

Erdoğan şöyle konuştu:

Bu krizin üstesinden gelebilmek için daha çok fedakarlık yapmamız gereken bir döneme girdik. Rehavete kapılmayacağız çünkü karşımızdaki tehdit çok ciddidir. Paniğe kapılmayacağız çünkü bu tehdide karşı sağlam bir mücadele yürütüyoruz. Vatandaşlarımızın bu hastalığın yol açabileceği vahim sonuçların farkında olduğuna inanıyorum.

Bu ülkede hiç kimsenin aç kalmasına da, açıkta kalmasına da müsaade etmeyiz. Çocuklarımıza nasıl gözümüz gibi bakıyorsak, büyüklerimize de aynı ihtimamı göstereceğiz. tüm bu tedbirleri uyguladığımızda en kısa sürede bu meselenin üstesinden gelebileceğimizi görüyoruz. Hep birlikte kurallara uyalım, ikazlara kulak verelim.”

Türkiye’nin salgın dönemine en hazırlıklı şekilde yakalandığını öne süren Erdoğan, ilaç ve gıda konusunda hiç bir sıkıntı olmadığını, üretim ve tedarik zincirlerinin aksaklık çalıştığını söyledi; “Maske, eldiven gibi ürünleri kendimiz üretebildiğimiz için sorun yaşamıyoruz. Stokçuluk yapanlar, var bunlara aldanmayın. Bütün güvenlik güçleriyle sırtlarındayız” diye konuştu. 

‘Önlemlerin süresi halkın kararlılığına bağlı’

Cumhurbaşkanı, dünyanın nüfusuna göre en cok yoğun bakım yatağına sahip ülkesinin Türkiye olduğunu da ileri sürdü; hem vatandaşların hem de sağlık personelinin tüm ihtiyaçlarının karşılandığını kaydetti.

Erdoğan, alınan önlemlerin ne kadar süreceğinin de halkın kararlılığına göre değişeceğini bildirdi:

Kabine toplantımızı her hafta pazartesi telekonferansla gerçekleştireceğiz. Tüm çalışmalarımızı şeffaf bir şekilde yürütüyoruz. Bakanlarımız gelişmeleri an be an milletimizle paylaşıyor. Bilim Kurulu’nun tavsiyeleri doğrultusunda ilave tedbirler oluyoruz. Tedbirlerin ne kadar süreceği halkımızın kararlılığına göre değişecektir. Kamu düzeninin korunması, sağlık sisteminin etkin işletilmesi, tedarik zincirinin ayakta tutulması, sosyal mesafe ve izolasyonu gözetiyoruz. Tüm alanlarda aldığımız tedbirlerin gerisinde hep bu amaçlar vardı.”

Özel sektörde minimum personelle esnek çalışma

Cumhurbaşkanı Erdoğan, alınacak ek tedbirleri şöyle açıkladı:

  • 1-Şehirlerarası seyahatler valilik iznine bağlanmıştır.
  • 2-Özel sektörde de minimum personelle esnek çalışma sistemine geçilecektir.
  • 3-Toplu taşıma araçlarında seyrek oturma düzeni uygulanacaktır.
  • 4- Ören yerleri gibi alanlar hafta sonu kapalı olaca, hafta içi de toplu olarak bulunulamayacaktır.
  • 5- Askerlerimiz 14 gün karantina kuralına uygun şekilde celp ve terhis uygulamasına tabi tutulacaktır.
  • 6- Yurt dışı uçuşlar tamamen sona erdirilmiştir.
  • 7- Valilerimizin başlandığında pandemi kurulu oluşturularak alınan tedbirlerin takibi yapılacak, gerektiğinde ilave tedbirler kararlaştırılacaktır.

Sözkonusu önlemler, başta İstanbul, Ankara, Kocaeli olmak üzere 30 büyükşehrin tamamında uygulanacak.

Erdoğan, önlemlerin daha ileri noktaya ulaşması istenmiyorsa, gönüllü karantina şartlarına uyulması, sokağa çıkılmaması gerektiğini belirterek, “Bu süreci en kısa sürede ve en az hasarla atlattığımızda önümüzde aydınlık bir gelecek bizi bekliyor. Rehavete ve paniğe katılmadan dikkatle ve sabırla atacağımız her adım bizi bu tehditten uzaklaştıracaktır. Kendimizin ve evlatlarımızın geleceği için evde kalalım, tedbirleri uygulayalım, bilim insanlarımızın tavsiyelerine kulak verelim. Ve şunu unutmayalım “Yarın elbet bizim, elbet bizimdir, gün doğmuş gün batmış, ebed bizimdir” diye konuştu.

Türkiye’de Covid-19’dan hayatını kaybedenlerin sayısı 92’ye çıktı, 5 bin 698 yeni vaka

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de Koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısının 17 kişi artarak 92’ye, toplam vaka sayısının 5 bin 698’e yükseldiği açıkladı. Bilim Kurulu’nun bugünkü toplantısının ardından basın açıklaması yapan Koca, kurulun ‘halkı kısıtlamaya yönelik’ önerilerde bulunduğunu ve bunların Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a sunulduğunu belirtti;  “Cumhurbaşkanı’mız değerlendirmesini yapar ve uygun görürse kamuoyuyla paylaşır” dedi.

Türkiye’de yeterli test kitinin bulunduğunu belirten Koca, “60-70 dakika arasında sonuç veren 350 bin kit laboratuvarlara verildi. 3-4 saatte sonuç veren kitten 1 milyon tane var. Bugün 7-8 binlere ulaşan bir günlük test sayısı oldu, önümüzdeki günlerde 15-20 binlere kadar çıkmış olacak” ifadesini kullandı.

Koca’nın açıklamalarından satır başları şöyle:

‘İleri tedbirlere ihtiyacımız olduğunu gördük’

“10 Mart’tan bu yana Türkiye’de hayat değişti. Kaybın binlerle ifade edildiği, hasta sayısının 90 bine yaklaştığı ülkeler var. Türkiye insanını korumak için elinden gelen her şeyini yaptı, küresel soruna karşı ulusal mücadelesini verme yolunu seçti, sıkı tedbirlerini aldı. Önceki tedbirler, şimdi sadece bir avantaj.

“Önümüzdeki günler istesek de istemesek de farklı olacak. Bu hastalık bütün dünyada hayatı değiştirebilecek bir yayılma kabiliyetine sahip. Virüsten uzaktan kalmanın yolu hayatımızda bir değişikliğe gitmek. Temas kesildiğinde virüsün önü kesiliyor. Tedbirler aslında basit. Şartları sağlayıp onlara uymak zorundayız.

Bilim Kurulu’nun en önemli toplantısı

“Bugün Bilim Kurulu’muzla belki de en önemli toplantımızı yaptık. Hastalığın yayılmasına karşı daha ileri tedbirlere ihtiyacımız olduğunu gördük. Ortaya koyduğumuz yaklaşım şu olmuştur, en önemli tedbir olan izolasyonu prensip haline getirdik. Bu yaklaşımın anlamı şu, sosyal hareketlilik en alt düzeye inmelidir, sosyal hayat ona göre düzenlenmelidir. Bunun için de çalışma saatleri günleri, tatiller düzene konmalıdır.

Son 24 saatte 7 bin 533 test, 42 kişi taburcu

“Sosyal hareketliliği ve teması azaltarak toplum yaşamının yeni bir düzene kavuşması gerekir. Bunun için hareketliliği olabildiğince azaltmak, yayılmaya karşı bu prensip şu önemli noktaya varıyor. Virüsün şehirden şehire taşınmasına set çekmek. Bu yaklaşım belki şehirlerin izole edilmesi gibi düşünülebilir.

“Önceki basın toplantımızda bahsetmiştim, hastalığa dair verileri kurumsal internet sayfamızda yayınlayacağız. Bugün itibariyle internet ortamında güncellenerek her akşam açıklanmış olacak. Son 24 saatte 7 bin 533 test yapıldı. Toplamda 47 bin 823 test yapılmış oldu. 2 bin 69 pozitif vaka tespit ettik. Toplam vaka sayımız 5 bin 698 oldu. Bugün kaybettiğimiz 17 kişiyle toplam can kaybımız 92’yi buldu. Tedavisi devam eden hastalarımızdan 344 kişi yoğun bakımdadır. 241 tanesi entübe durumdadır. 42 hastamız ise iyileşerek taburcu edilmişti.

‘Kısıtlama önerileri Cumhurbaşkanı’na iletildi’

“Bilim Kurulu’nun önerilerini Cumhurbaşkanı’mıza arz edildi. Cumhurbaşkanı’mızın değerlendirmeleri olacak, detay vermem doğru olmaz. Daha çok kısıtlamalara yönelik.

‘Bazı illerde vaka sayısı fazla’

“Biz bütün illerde ne kadar vaka olduğunu biliyoruz, özellikle bazı illerimizde vaka sayıları fazla. Bu çerçevede Bilim Kurulu’nun önerileri oldu, alınabilecek bir tedbir varsa devlet gereğini yapar.

Test talebi arttı

“Testlerle ilgili hiçbir vatandaşımızın ücret vererek yaptırmaması gerektiğini söyledik ve bu testlerin hangi laboratuvarlarda çalışılacağının iznini de bakanlık olarak veriyoruz. Eğer pozitif vaka tespit edilirse, o hastanın temas ettiği kişilere ulaşmamız gerekiyor. O yüzden herkesin bulunduğu yerde izin almadan test yapılabilirliği doğru değil. Şahısların veya özel bir kuruluşun kendi başına bunu test ediyor olması asla kabul ettiğimiz bir durum değil, gereken yapılmış olur.

“Testlerle ilgili talebin arttığını biliyoruz. Normalde moleküler dediğimiz PCR testi var, üniversitelerimiz dahil olmak üzere birçok merkezde yapılabilir hale gelmiş oldu. Bununla 60-70 dakikada sonuç veren, 2-3 saatlik hazırlık safhası var, 3-4 saatten önce sonuçlandırmanız mümkün değil. Çin’de hazırlık safhası olmayan bir kit geliştirildi. 3-4 saatlik süreci 60-70 dakika arasına çeken kit laboratuvarlara verildi. PCR yöntemiyle çalışan kit 350 bin, 3-4 saat ortalamayla olan elimizde 1 milyona yakın kitimiz var. Hem merkez sayısını artırmak, hem de süreyi kısaltmak için yapılabilecekleri devreye sokma çabası içindeyiz. Önümüzdeki günlerde test sayısı 15-20 binlere kadar çıkmış olacak. Hızlı 15 dakikalık tarama kitleri var, 350 bin tane elimizde hazır var. Bunları hızlı tarama kitini tanı için kullanmıyoruz, daha çok tarama ve sağlık kuruluşundaki personelin taşıyıcılığını bilmek amacıyla kullanıyoruz. Bir de hastanın durumunu tespit etmek için kullanacağız.

‘Hastanelere 3 milyon 615 bin N95 maske dağıtıldı’

“Sağlık personelimizin özellikle çok riskli olan hekimlerimizin ve personelimizin bu dönemde Covid-19 tanısı aldığı oldu. Sayılarının da şu an söylemem doğru değil, ama her türlü tedbir alındı. Sadece iki gün önce N95 dediğimiz maskeden 3 milyon 615 bin tane bütün kurumlarımıza dağıtıldı.  Bütün kuruluşlarda izinler iptal edildi. O nedenle hassasiyetle ve personelimizi korumak noktasında her türlü tedbiri alma gayreti içindeyiz.

“Ek ödemeyle ilgili sağlık çalışanlarımızın bu dönemde tavandan devam edilmesi şeklinde bir yaklaşım oldu. Bu yürürlüğe de girmiş oldu. Bunun dışındaki tedbirlerle ilgili şu an bir şey söylemem doğru değil.

‘Spor camiası’

“Spor camiasında da pozitif olan vakaların sayısı az değil, eğer bu dönemde temas ve izolasyonu olması gereken şekliyle sağlamazsak, birçok camiada birçok vatandaşımızın bu enfeksiyonu taşıması mümkün hale gelmiş olur. Toplu bir arada yaşamın, bir kişide görülmesi temas ettiği birçok kişide olması anlamına geliyor. O nedenle temas, temas, temas diyoruz. Lütfen kendimizi izole edelim diyoruz.

‘Yoğun bakımlarda yoğunluk yüzde 62-63’

“Yoğun bakımlarımızda bir sorunumuzun olmadığını, yüzde 62-62 oranında doluluğun olduğunu biliyoruz. Yerli üretim için de nisan soyu, mayısta teslim edilmek için bir çalışmamız oldu.

“Umrede olan 362 kişiyle ilgili bir çalışma yapılıyor, o çalışmanın durumuna göre ne yapacağımız belli olursa açıklarız.

‘Virüsün Türkiye’ye has bir seyri var’

“Çinli heyetle görüşüldü. Bilim Kurulu’ndan arkadaşlarımızla görüştüler. Alınması gereken tedbirler ve tedaviyle ilgili yaklaşımlar paylaşıldı. Bu devam edecek.  Çin’in kendi özel şartları var, virüsün yayılım farklılığı var, bizim Türkiye olarak kendimize has bir seyri var. Bu seyrine göre Bilim Kurulu dünyadaki örnekleri de görerek alınması gerekilen tedbirleri önerilerini yapıyor. Bizim önerilerimiz de birçok ülkedeki uygulama ve Türkiye’yi değerlendirerek yaptığımız öneriler.”

 

Şehirlerarası otobüs seyahatlerine kısıtlama, pikniklere yasak

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, koronavirüsle mücadele kapsamında, toplam 12 belde ve köyün karantinada olduğunu bildirdi. Bu akşamdan itibaren şehirlerarası otobüs seyahatlerini kısıtlayacaklarını duyuran Soylu, “Tüm otogarlardaki otobüs seyahatleri izne bağlı, mücbir sebep olmadan sefer yaptırmayacağız” dedi.

Bakan Soylu NTV’de katıldığı programda ayrıca, “Bu geceden itibaren tüm Türkiye’de geçerli olmak üzere, cumartesi-pazar, piknik alanları, ormanlar ve sahil kenarları yasaklanacak” diye konuştu.

Soylu’nun açıklamaları şöyle:

Rize ilk değil, 12’nci karantina

“İlk kez Rize’de alınan karar değil. Türkiye’de belde ve köy olarak 12’nci karar. Bazı köylerde veya beldelerde bulaşım riski çok olunca bu kararı alabiliyorlar. Rize’de beş ayrı noktada alınan tedbirin amacı; bir ölüm vakası var ve 65 yaş üstü çok vatandaşımız var.

‘Yüzde 80 hayat durdu’

“211 bin 670 iş yeri kapandı. bin 448 adli ve idari işlem yaptık. Yüzde 80 hayat durmuş durumda. Kapanmayan ticarethaneler hareketli. Güvenlik, sağlık ve temel tedarik zincirleri hareketli durumda. Bütün bunları takip ediyoruz. Bunları her sabah 09:00 itibarıyla bir önceki günün raporlarını alıyoruz. Örneğin toplu taşıma, 18 büyükşehir belediyesinden izlemeye çalışıyoruz. Günde 10 milyonu aşkın kişi toplu taşıma kullanırken şu anda 1 milyon 800 bin kişi kullanıyor.

Şehirler arasında sefer sayısı yüzde 78 düştü 

Şehirler arası otobüs yolcularında yüzde doksan azalma var; sefer sayısında yüzde 78 düşüş var. Kamu düzenin devam etmesi, sağlık sisteminin hayatta kalması, sosyal izolasyon ve tedarik zincirinin kırılmaması parametreleri üzerinden devam ediyoruz.

‘Sokağa çıkma yasağına gerek yok, demem’

“Sokağa çıkma yasağına gerek yok “demem. Bulaşıcılığın hangi ölçekte ve nasıl yayılacağı konusunda bugünden bir şey söyleyebilmek sadece tahmindir. 65 yaş üzerine sınırlama koyduk mesela, kimsesizse, yalnızsa ona ait de çözümler ürettik. “Ne yaparsanız yapın” demiyoruz. Sosyal devletin bütün unsurlarını ortaya koymaya çalışıyoruz. 65 yaş üzeri 405 bin 705 vatandaşımıza elimizi uzatmaya çalıştık.

‘İnsanımız devlete karşı mahçup olmak istemez’

Bizim insanımız titizdir, devlete karşı mahçup olmak istemez. Mağduriyet yaratmamak için her adımı titiz atmaya çalışıyoruz, mesela araç muayenelerini erteledik son genelgeyle… “Fahiş fiyat, stokçuluk, fırsatçılık” vatandaşlarımız bunları görünce bildirsinler; acımamız yok. Yaklaşık 217 ürüne satışı yapan yere işlem yaptık. Sadece gıda ve tıbbi malzeme değil, bu konuda fahiş fiyat, stok ortaya koyan birçok yer. Önümüzdeki günlerde el koymaları paylaşacağız.

5 bin 800 mülteciyi Edirne’den aldık 

Edirne Pazarkule Sınır Kapısı’ndaki 5 bin 800 mülteciyi oradan aldık. 9 vilayete götürdük. Bulaşma riski geçtiği zaman kim Pazarkule’ye gitmek isterse yine hayır demeyiz. Umreden dönenler şu anda 19 bin 220. Türkiye içinde aldık bunları, hiçbir eksiklerini bırakmadık. 5 yıldızlı otelde nasıl hizmet görüyorlarsa öyle hizmet görecekler

Şehir girişlerinde sağlık taraması

“Özellikle toplu taşımalar ve şehir içindeki hareketlilikten çıkardığımız rakamlar. Özellikle İstanbul’dan büyüklerimiz memleketlerine gidiyorlar. Buna ait bu akşam bir tedbir daha getiriyoruz. Büyük ihtimalle otobüs seyahatlerini kısıtlıyoruz. Orada bir otorite kuruyoruz şimdi. İzne bağlı olmadan, zorunlu sebep olmadan sefer yaptırmayacağız.

Birçok şehirde girişlerde sağlık taraması yapılıyor, yaygınlaştırmaya çalıştırıyoruz bunu da. Bizim derdimiz sosyal izolasyonun diğer üç parametreyi ayakta tutmak kaydıyla sağlamak. Maske ve tulumla ilgili aldığım rakamlar Türkiye’ye yetecek seviyede. Gıda tedarik zincirinde de sıkıntımız olmadığını biliyoruz.

Biraz sonra yayınlanacak genelgeyle bu geceden itibaren mesire alanları, ormanlar, piknik alanları, sahil kenarları, yürümek, koşmak, spor yapmak, balık tutmak dahil yasaklanıyor. Hafta sonu için gelecek bu uygulamayı, valiler hafta içi de uygulanabilir

Türkiye’nin ilk dijital iklim grevinin programı belli oldu

İklim krizine karşı acil ve somut önlemler alınması talebiyle bir araya gelen Sıfır Gelecek, 3 Nisan Cuma günü gerçekleşecek 5’inci Küresel İklim Grevi’ni koronavirüs salgını nedeniyle sokaklardan dijital ortama taşıyor.

Gelecek için Cumalar (Fridays for Future) hareketinin çağrı yaptığı Türkiye’nin ilk dijital iklim grevinde bir araya gelecek iklim aktivistleri dünyayla eş zamanlı olarak hep birlikte “Bu evde iklim grevi var!” diyecek.

Basın açıklamaları, konuşmalar, konserler

Dijital İklim Grevi, saat 16.00’da basın açıklamasının ve konuşmaların gerçekleşeceği bir canlı yayın ile başlayacak. 17.00’da ise iklim aktivistleri çevrimiçi olarak pankartlarıyla birlikte buluşacak. Katılımcılar sorularını ve cevaplarını buradan iletebilecek.

Greve destek vermek isteyenler ise gün boyu #BuEvdeİklimGreviVar, #DijitalİklimGrevi #SıfırGelecek etiketleri üzerinden paylaşım yapabilecek. Saat 22.00’da ise gün içinde Sıfır Gelecek sosyal medya hesaplarından yayınlanacak etiket üzerinden gündem kampanyası gerçekleştirilecek.

Sanatçıların da dahil olacağı bu sosyal medya çalışmasında, sanatçılar canlı yayın ile mini konserler verecek ve yayınları sırasında sosyal medya çalışmasına destek olacaklar.

İklim aktivistleri bir süredir grevlerini İnternet üzerinden gerçekleştiriyor

‘Bilim, bizi başka bir krizin beklediğini söylüyor’

“Bu grev ile kriz zamanlarında da birlikte olabileceğimizi göstermek istiyoruz” diyen Sıfır Gelecek, dijital iklim grevine yaptığı çağrıda şu ifadeleri kullandı:

Tüm dünyada kendi sağlığımız için ve birlikte yaşadığımız insanlara duyduğumuz sorumluluktan dolayı daha dikkatli olmamız gereken bir süreç yaşıyoruz. Her toplumsal felaket gibi bu felaketin de bize öğrettiği bir şey var. O da yaşamın ne kadar kıymetli ve vazgeçilemez olduğu.

Bu durumda yapılabilecek şeyler ise bilime kulak vermek, durumun ciddiyetini kabul etmek,  önlemlerimizi artırmak ve dayanışma ortamlarını güçlendirmek. Gözümüzü kırpmadan yaşamlarımızı emanet ettiğimiz bilim, başka bir krizin yakın bir gelecekte bizi beklediğini söylüyor.

‘2019’da iklim felaketleri katlanarak arttı’

Şu anda nasıl bir sağlık krizinin ortasındaysak ve atlatmak için dayanışma içerisinde acil eyleme geçilmesi gerekiyorsa iklim krizine karşı da harekete geçmemiz gerekiyor. Bu hem kendimize, hem çocuklarımıza hem de gezegendeki tüm yaşama karşı bir sorumluluğumuz.

2019 bir yandan sıcaklık rekorlarının kırıldığı ve iklim felaketlerinin katlanarak arttığı, yangınların Amazonları ve Avustralya’yı esir aldığı bir yandan da buna tepkilerini gösteren gençlerin ve yetişkinlerin sokakları doldurduğu bir iklim yılı oldu.

20 Eylülde gerçekleşen iklim grevinde dört bine yakın kişi Kadıköy’de bir araya gelmişti.

Tek başımıza ama birlikte

2020 yılının ilk büyük iklim grevine bir kez daha çocukların ve gençlerin çağrısıyla çıkıyoruz. Bu grev ile kriz zamanlarında da birlikte olabileceğimizi göstermek istiyoruz. Bu yüzden 3 Nisan’da gerçekleşecek 5. Küresel İklim Grevi’ni sokaklardan dijital ortama taşıyoruz.

Tek başımızayız ama birlikteyiz. Hep birlikte Türkiye’nin ilk Dijital İklim Grevi’nde buluşacağız. Seni de bunun bir parçası olmaya ve 3 Nisan Cuma günü #BuEvdeİklimGreviVar demeye çağırıyoruz.

Sıfır Gelecek hakkında

“Ya sıfır karbon gelecek ya sıfır gelecek” sloganıyla yola çıkan Sıfır Gelecek Kampanyası içerisinde birçok iklim ve ekoloji örgütü, hak örgütü ve meslek grupları yer alıyor.

Kampanya,daha önce 20 Eylül tarihinde iklim için okul grevine çıkan öğrencilerden oluşan Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) hareketinin çağrıcılığını yaptığı küresel iklim grevinin Türkiye ayağını organize etmişti. Kampanya talepleri arasında iklim acil durumu ilan edilmesi, karbon emisyonlarının sıfırlanması ve iklim adaleti sağlanması gibi maddeler yer alıyor. 

Rize’de Kendirli beldesi ve dört köy karantinaya alındı

Rize’de yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınına karşı alınan önlemler kapsamında merkeze bağlı Kendirli beldesi ile Yeni Selimiye, Beştepe, Esentepe ve Maltepe köyleri karantina altına alındı.

İl Sağlık Müdürlüğü’nden yapılan yazılı açıklamada bu belde ve köylerde giriş çıkışa izin verilmeyeceği ve denetime tutulacağı belirtildi. Açıklamanın devamında alınacak diğer önlemler hakkında ise şu bilgiler paylaşıldı:

Muhtarlar üzerinden bu bölgedeki evlerde ateş, öksürük gibi semptomu bulunan tüm vatandaşlarımızın isimleri alınacak, akabinde sağlık ekipleri ev ev gezerek tek tek bu isimleri sağlık kontrolünden geçirecektir.

Semptomu olan her kişi ya evde mutlak izolasyona alınacak ya da gerekirse hastaneye kaldırılacaktır. Yine vatandaşlarımızın ihtiyacını gideren ve satış yapan fırın, market gibi yerler çok daha sıkı denetlenecektir.

Daha önce umreden Rize’ye dönen 500 kişilik bir kafilenin sağlık kontrolünden geçirilmeden evlerine gönderilmesi tartışma yaratmıştı. Rize Valiliği tarafından yapılan açıklamada ise kişilerin test sonuçlarının negatif çıktığı belirtilmişti.

Johnson’un Sağlık Bakanı’nın koronavirüs testi de pozitif çıktı

Birleşik Krallık Devlet Başkanı Boris Johnson’ın koronavirüs olduğuna dair açıklamasının ardından Sağlık Bakanı Matt Hancock da Covid-19 testinin pozitif çıktığını duyurdu.

Haberi Twitter üzerinden paylaştığı video aracılığıyla duyuran Hancock, belirtilerinin hafif olduğunu bu yüzden kendi kendisine tecrit uygulayarak artık evden çalışacağını söyledi.

Vaka sayısı 11 bini aştı

Öğle saatlerinde de benzer bir açıklama Boris Johnson’dan gelmişti. Johnson da orta derece semptom gösterdiğini söyleyerek işlerini evden halledeceğini duyurmuştu.

Koronavirüsün ortaya çıkmasından bu yana Birleşik Krallık’ta toplamda 11 bin 658 vaka oldu, 578 kişi ise virüse bağlı olarak hayatını kaybetti.