Ana Sayfa Blog Sayfa 2056

Van’da 5.4 büyüklüğünde deprem: Can ve mal kaybı bildirilmedi

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Deprem Dairesi Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Van’ın Özalp ilçesinde saat 13.03’te 5.4 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiği belirtildi. Çevre il ve ilçelerden de hissedilen depremle ilgili şimdiye kadar herhangi bir can ve mal kaybı yaşanmadığı bildirildi.

AFAD verilerine göre deprem yerin 7 kilometre altında gerçekleşti. Özalp ile Saray ilçeleri sınırında meydana gelen deprem hakkında henüz can ya da mal kaybına ilişkin bir açıklama yapılmadı.

AFAD,  Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Gürpınar ilçesi Elaçmaz Mahallesi’ndeki birkaç evde hasar tespit edildiğini, Van ve Erzurum ekiplerinin bölgeye gönderildiğini bildirdi. Yapılan açıklamada; “Çevredeki AFAD il müdürlüklerimiz teyakkuza geçirilirken saha tarama çalışmalarımız devam etmektedir. Gelişmeleri aralıksız takip ediyoruz.” denildi. 

Vali: Köylerde hasar var

Van Valisi Mehmet Emin Bilmez ilk açıklamasında, “Şu an için depremin merkez üssü Özalp ilçesinden bildirilen bir hasar yok. Ekiplerin araştırması sürüyor” açıklamasını yaptı. Daha sonra ikinci bir açıklama yapan Vali, bazı köylerde hasar gören evler olduğunu, bir evin de kısmen yıkıldığını. can kaybı olmadığını duyurdu.

Bingöl Karlıova’da da 14 Haziran’da 5,8 büyüklüğünde deprem meydana gelmişti. Bingöl ve çevresindeki son depremleri değerlendiren Prof. Dr. Naci Görür, Erzincan-Yedisu arası ve Bingöl-Karlıova arasındaki deprem beklentisinin öne çekildiğini söylemişti.

Cudi’deki İkizce deresi kömür karasına döndü

Şırnak’ın Cudi Dağı’nda aktif olan kömür ocaklarının bıraktığı tahliye suları merkeze bağlı İkizce Köyü’nden geçen İkizce Deresi’ni kapkara bir hale getirdi. Derenin üç yıl öncesine kadar içilen suyunun bugün bahçe sulamasında dahi kullanılamadığını söyleyen bölge halkı, ağaçlarının kuruduğunu anlatarak yetkililere çağrıda bulundu.

MA‘nın aktardığına göre, İkizce’de bulunan Divîn mezrasındaki arazisinde bahçe ekenlerden Ramazan Uysal, Cevizdüzü ‘nden doğan suyun Toptepe, İkizce, Silopi ve Zaho’ya kadar gittiğini anlattı: “Bahçelerde ekili mısır ve pamuklar bu nehrin suyu ile sulanıyor. Kömür ocakları kömürün tahliye sularını bu dereye veriyor. Hem bahçelerimiz bu su nedeniyle kuruyor hem de hayvanlarımız zarar görüyor. Bu sorunun çözümü için Toptepe ve İkizce muhtarlarıyla gidip kömür ocakları sahipleri ile görüştük, fakat bu sorunu çözemedik.” 

Yargıya taşındı ama henüz soruşturma yok

Mevcut durumu yargıya da taşıdıklarını ve dava açtıklarını belirten Uysal, henüz herhangi bir soruşturmanın açılmadığını ve beklemede kaldıklarını ifade etti. Uysal, “Ceviz, mısır, pamuk ve nar ağaçlarımız kurudu. Bu kömür ocaklarının sahipleri bu kirli tahliye sularını nehrin üstüne dökmekten vazgeçsinler. Bizler bu sorunun çözülmesini istiyoruz. Üç yıl öncesinde olduğu gibi suların temizlenmesini ve içilecek seviyeye gelmesini istiyoruz” diye konuştu

600 tonluk nükleer atık Almanya’dan Rusya’ya gönderilmek için yola çıktı

600 tonluk seyreltilmiş uranyum Rusya’ya gönderilmek üzere Almanya’nın Hollanda sınırına yakın bir konumda bulunan Gronau kentinden yola çıktı.

Rusya merkezli bir çevre grubu olan Ecodefense’in aktardığı bilgilere göre 22 Haziran’da yola çıkan 12 vagonluk madde, 3 bin 400 kilometrelik bir yol katederek deniz ve demir yoluyla Ural’a nakledilecek.

Rosatom: ‘Atık’ olarak belirtilmemeli

Urenco nükleer santrali BBC’ye yaptığı açıklamada uranyumun Rusya’da daha da zenginleştirileceğini ve tüm sürecin çevre standartlarına uygun olduğunu söyledi.

Rusya’nın devlete bağlı nükleer enerji şirketi Rosatom ise seyreltilmiş uranyumun “atık” olarak belirtilmesinin doğru olmadığını ve yanıltıcı olduğunu vurguladı.

‘Rusya nükleer çöplük haline gelecek’

Ancak çevre aktivistleri uzun süredir Rusya’nın santrallerden gelen radyoaktif maddeler için bir çöplük haline gelmesinden endişe ediyor. Rusya 2009 yılında çevrecilerden gelen baskı sebebiyle uygulamayı durdurmuştu.

Geçtiğimiz yıl ise Urenco’nun 10 yıl aradan sonra uranyumu Rusya’ya nakledeceğinin duyulması üzerine Almanya’daki Greenpeace aktivistleri nakliyatı protesto etmişti. 22 Haziran’da sevkiyatın yola çıkmasını protesto eden Almanyalı aktivistler yola çıkan trenin fotoğrafını paylaşarak yeniden tepki gösterdiler.

Zenginleştirilmiş uranyum Urenco’ya atıklar Tenex’e

Ecodefence yayınladığı raporda Rusya’nın bu yıl içerisinde üç bin tonluk atığı aldığını iddia etti. Urenco şirketi ise güvenlik sebebiyle sevkiyat hakkında bilgi veremeyeceklerini söyledi.

Öte yandan şirket, Rosatom’un denizaşırı ticaret şirketi olan Tenex‘in bir yan kuruluşu olan Tradewill adlı bir şirketle sözleşme yaptığı bilgisini doğruladı. Sözleşmeye göre zenginleştirilmiş uranyum tekrar Urenco’ya dönecek. Atıklar ise Tenex’te kalacak.

Aktivistler neden karşı?

Çevre aktivistlerinin itiraz ettiği nokta da tam burada başlıyor. Aktivistler atığın bir kısmı Almanya’ya dönerken büyük bir kısmının ise Rusya’da kalacağını iddia ediyor. Ayrıca sevkiyat sırasında yaşanacak herhangi bir dökülme durumunda toksik kirlilik riskiyle karşı karşıya kalınacak.

Atıkların nakliyesine karşı imza kampanyası

15 Haziran’da Rusya, Almanya ve Hollanda’dan aktivistler atıkların nakliyesine karşı topladıkları imzaları Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Almanya şansölyesi Angela Merkel’e gönderdi. 

Dilekçede “sömürgeci bir politika” olarak değerlendirdikleri atıkların Avrupa’dan Rusya’ya geçişine yönelik uygulamanın son bulması talep edildi. Almanya’nın kendi atıklarıyla başa çıkabilecek bir teknolojiye sahip olduğu belirtilen dilekçede “Rusya çöplük değildir” denildi.

Kağıt toplayıcıları: Biz virüslü de değiliz, pislik de…

Haber: Eylem Yılmaz

Türkiye’de koronavirüsün tespit edildiği açıklanan 11 Mart 2020 tarihinden bu yana toplumun hemen her kesimi ekonomik ve sosyal bir krizle karşı karşıya kaldı. Bunlar arasında en dezavantajlı kesimlerden biri ise günübirlik para kazanarak geçimini sağlamaya çalışan kâğıt işçileriydi.

Türkiye’de kaç kişinin kâğıt toplayarak geçimini sağladığına ilişkin resmi bir rakam bulunmuyor. Yaygın görüş, yarım milyon insanın bu şekilde geçimini sağladığı yönünde. Karantina süresince kapalı olan mağaza ve iş yerleri ile uygulanan sokağa çıkma yasakları kâğıt toplayıcılarını çalışamaz hale getirdi. Yine bu dönemde virüsün çöp konteynırlarında, herhangi bir eşya üzerinde 72 saat canlı kalabildiği yönündeki açıklamalar da eklenince sokakta atık toplanması tümüyle yasaklandı.

Buna ek olarak, insanlarda da tepki oluşmaya başladı, kâğıt toplayıcılarını gördükleri anda uzaklaşmaları için yapılan uyarıların tonu sertleşti. İnsanların çöp kutularına dahi dokunulmasına tahammül edemedikleri bir ortamda, onların durumu her gün daha da zorlaşıyor, kötüleşiyor.

Yeşil Gazete için görüştüğüm kâğıt toplayıcılarından bir kadın kendilerine “pislik” diye bağırıldığını anlattı. Bu tür tavırlar salgın döneminde artmış. “Biz virüslü değiliz” dedi kadın: “Biz de evimizi geçindirmeye çalışıyoruz.”

‘İki mahallede 52 kişide korona var, karantina uygulanmıyor’ iddiası

Diğer yandan koronavirüs onların da sağlığını tehdit ediyor. Birçoğunda eldiven ve maske bulunmuyor. Kimi “bize bir şey olmaz” mantığıyla kendi isteğiyle kullanmıyor, kimi dikkat ediyor. Ancak ağır risk altında bulunan gruplar arasında olan atık toplayıcıları arasında virüse yakalanmamaları oldukça düşük bir ihtimal. Haber için İzmir’den görüştüğüm bir kaynak yoğunlukla kağıt toplayıcılarının, günübirlik çalışanların kaldığı iki mahallede toplam 52 kişide virüs tespit edildiğini ancak karantina önlemi alınmadığı iddia etti. Bu mahallelerin adını vermekten ise ısrarla kaçındı.

Konuyla ilgili olarak Sağlık Bakanlığı kaynakları önce, “Bununla ilgili bizim bir bilgimiz yok. İl Sağlık Müdürlüğü’nden öğrenebilirsiniz” açıklaması yaptı. İl Sağlık Müdürlüğü’nden soruları mail olarak iletmem istendi. Sonra medya departmanından arandım ve “52 bizim için büyük bir sayı değil” yanıtını aldım. “Elbette önemli” diye devam edilen konuşmada günübirlik çalışan insanların ağırlıkla yaşadığı beş mahalleden hangilerinde bu tespitin yapıldığına ilişkin bir bilgi edinemedim. Sadece o iki mahallenin adı istendi ve tekrar dönüleceği söylendi. Ancak bir dönüş olmadı. Tekrar Sağlık Bakanlığı yetkileriyle görüştüğümüzde, İl Müdürlüğü ile yaptığım görüşmeyi aktardım ve sordum: “52 sayısı bizim için az denildi. Bakanlığın karantina uygulaması için belirlediği standart bir rakam mı var?”

Verilen yanıt: “52 vaka olduğu doğru değil. Olsa hemen gereğini yaparız.”

‘Pislik diye bağırıyorlar’

Peki, böyle bir virüsle mücadele edilirken kâğıt toplayıcıları neler yaşıyor? Özellikle kâğıt toplayarak geçinmeye çalışan kadınlar hangi sorunlarla karşı karşıya kalıyor?

34 yaşındaki Nurdan Solar, dört buçuk yaşında bir çocuk annesi. Altı yıldır kâğıt toplayarak geçinmeye çalışıyor. Karantina boyunca çalışamamış: “Zaten borcumuz var, üzerine bir de bu salgın gelince ne yapacağımızı bilemedik. Eşim beş aydır işsiz. Çalıştığı yerde 120 günü dolduramadığından işsizlik maaşı alamıyor. Şimdi yeniden sokağa çıkıp iş aramaya başladı. İnşallah bulur. Her yer kapalıydı. Normalde haftalık satardım. 300-400 TL’ye satıyordum. Her yer kapanınca nereden bulayım ki… Bir tek devletin bin TL yardımını aldık. Evimiz kira ve üç aydır ödeyemiyoruz. Faturalar birikti. Ev sahibi evi satacağını söyledi. Bu olursa ne yaparız bilmiyorum…”

Karantina bitti ve yeniden sokağa döndü Nurdan da. İnsanların kendilerine yönelik yaklaşımlarını soruyorum, “Pislik diyorlar sürekli” diyor. “Normalleşmeyi” anlatıyor: “Korka korka yapıyoruz. Mikroplu sonuçta. Bir tane evladım var. İnsanlar normalde de bize tepki gösterirdi ama virüs ortaya çıkınca arttı. Kadın erkek hepsi ‘Pislik’ diyor. Arabamızı yoldan çekmemizi isteyerek ‘Çek şu pisliği’ diye bağırıyorlar. Ben alnımın teriyle ekmek paramı kazanıyorum. Bu dedikleri hiç umurumda olmuyor.”

‘Bir tek devletin bin TL yardımını aldık, gıda yardımı gelmedi’

Esme Elgün’le devam ediyoruz. 38 yaşında. En küçüğü dört, en büyüğü 19 yaşında, toplam dört çocuğu var. Çocukları okumuyor. Biri altıncı sınıfta diğeri beşinci sınıfta okulu bırakmak zorunda kalmış, “Maddi gücümüz yoktu. Sel gelmişti” diyor Elgün. Pandemi süresince evden dışarı hiç çıkmamışlar. Bu nedenle zaten var olan borçları artmış, üzerine yeni borçlar eklenmiş:

“Üç ay boyunca o kadar mağdur olduk ki anlatamam. Kâğıt toplayamadım, işe gidemedim. Borç harcım vardı. Allah razı olsun eş dosttan borç almayla geçindim. Bir sürü borcun içindeyim. Normalde sabah 09.00-10.00 ile öğlen 15.00-16.00 arasında çalışıyordum. Günlük harçlık gibi 50-60 TL kazanırdım. Üç ay kesinlikle evden dışarı çıkamadık. Çocuklara da yasak uygulanmıştı. Ne eşimle ne çocuklarımla çıkabildim. Kredi borçlarım var. Hiçbirini ödeyemiyorum. Eşimin de bir geliri yok. Bir kez devletin bin TL yardımından yararlandık. Başka da bir şeyden yararlanmadık. Belediyenin gıda yardımları bize gelmedi. Bir tek bin TL aldık. Bekçi abilerle, postacı getirdi. Ona da nasıl sevindim anlatamam. Onunla erzak aldık da kendimizi idare ettik. Biraz da utanıyorum da anlatamıyorum derdimi…”

Arus: Özellikle genç kızlar tacize uğruyor

Sıfır Ayrımcılık Derneği Başkanı Elmas Arus’un konuyla ilgili anlatacakları var. Kendisi de bir Roman ve İstanbul’daki 30 bin kişilik sülalesinden okula giden ilk kız çocuğu olduğunu anlatıyor Arus. İki üniversite bitirerek yine bir ilke imza attı. Türkiye’deki Romanları anlattığı “Buçuk” adlı belgeseli büyük ses getirdi. Ardından kurduğu Sıfır Ayrımcılık Derneği Avrupa Konseyi’nin İsveçli diplomat Raoul Wallenberg adına verdiği İnsani Yardım Ödülü’nü kazandı. Arus, kadınların hem pandemi sırasında hem de genel olarak karşılaştıkları zorlukları şöyle anlatıyor:

“Pandemi sırasında gece çalışmak zorunda kalanlar oldu. Bu sırada alüminyum, bakır gibi kağıt gibi para edecek değerli atıkları biriktirmişler. Az kilo ile çok para getirecek şeyleri biriktirmeye başlamışlar. Bu, çevredekilerin çöp birikintisi diye tepki göstermesine neden olmuş. Hurda toplayan kadınların ortak cümlesi şudur: ‘Biz kadınlığımızdan sıyırılıp kötü giyinerek, bizi taciz edebilecek tüm fiziksel koşulları ortadan kaldırarak hurda toplamaya gidiyoruz.’ Yanlarında mümkün olduğunca çocuklarla gidiyorlar ki hem yardım etsinler hem de anne olduklarının mesajını verebilsinler. O zaman daha az laf atılıyor. Özellikle genç kızlar tacize uğruyor. ‘Bu pisliği yapacağına gel benimle evlen ikinci hanımım ol’ diyenler oluyormuş. Toplum içinde etiketlenmemek için yaşadıkları tacizin boyutlarını anlatmıyorlar.”

‘Mahallelere kreşler yapılmalı, okuma-yazma kursları açılmalı’

Peki, bu durumu değiştirmek için neler yapılmalı? Elmas Arus’un önerileri şöyle:

“Güvensiz işler, Roman kadınların kaderi olmuş durumunda. Bu kader hikâyesinden, bu toplumu kurtarmak gerekiyor. Bunun için sosyal politika önerileri sunuyoruz. Bakanlığın işletemediği bir strateji belgesi var. Bu strateji belgesinde vaat edilen özellikle kadınları ilgilendiren istihdam politikalarının bir an önce hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu politikalarının hayata geçirilmesi için de eğitim kursları yerine önce mahallelerine kreşlerin yapılması lazım. Çocuklarını bırakacak yeri olmadıktan sonra eğitim kurslarına gitmeleri de mümkün değil. Kadınları özgürleştirmek gerekiyor. Bunun için mutlaka kreşler yapılmalı. İkinci olarak okuma-yaza kursları açılarak bu kadınların eğitime erişimi önündeki bir engelin kaldırılması lazım. Aksi halde dışarıda çalışmak zorunda kalmaya devam ettikleri sürece istismara açık kalmaya devam edeceklerdir.”

‘Kâğıt fabrikaları ücreti hala düşük tutuyor’

Kâğıt toplayıcılarının bir derdi virüs ve buna bağlı olarak uygulanan yasaklar ise bir diğeri de kağıt fabrikaları. Sokak Atıkları Toplayıcıları Derneği (SATDER) Başkanı Recep Karaman, pandemi süresince devletin yaptığı bin TL yardımdan yararlanıldığını, gıda konusunda da sorun yaşanmadığını söylüyor ve kâğıt fabrikalarının uygulamalarını şöyle anlatıyor:

“Kâğıt fabrikaları bize ücreti hâlâ düşük tutuyor ama kendileri arttırıyor. Kendi bobin fiyatlarında her hangi bir düşüş olmamasına rağmen bizim atık kâğıt fiyatlarımızı düşürüyorlar. Toplayıcılar şu an kâğıtları 30-35 kuruşa satıyor. Pandemi sürecinde bu 1,5 TL’ye çıktı. Çünkü biz çalışmadığımız için Türkiye’de kâğıt bulunamadı. Şimdi yine 30-35 kuruşa satıyoruz. Kendi sattıkları malda ise herhangi bir düşüş yok. Bizim için önemli olan bu fiyat düşüşleridir. Hayatımızı en çok bu etkiliyor. Biz hasta da olsak, öleceğimizi de bilsek çalışmak zorundayız. Hastalığın en yüksek olduğu zamanlarda bile biz çalışmak zorundaydık. Günübirlik çalışan insanlarız. Birkaç tane firma kendi aralarında anlaşarak bizim fiyatlarımızı düşürdü. Fiyatlar düşürülünce bize yaşama şansı kalmıyor.”

‘Çevreyi kirletiyorsunuz denilerek çalıştırılmıyorlar’

İstanbul’dan Tüm Romanlar Derneği Başkanı Barış Cahanker ise korona süresinde kendilerine gelen şikâyetleri şöyle aktarıyor:

“Korona süresince kimi korktuğundan kimi yasak olmasından dolayı dışarı çıkmadı. Devletten ve belediyelerden de yeterli desteği alamadılar. Her ailenin dört, beş nüfusu var. Bir karton yardım ne kadar yetebilir? Belediyenin ayda bir yaptığı bu gıda yardımını alamayanlar da oldu. Günübirlik kazanan insanlar oldukları için çok zor durumda kaldılar. Kızılay’a, Belediyelere gittik ama muhatap bulamadık. Yüzde 75’i çalışamadı, karantina boyunca hiç gelir elde edemedi.

Sürekli bu işi yaptığı çekçekle çalışanlar genelde sahadaydı. Maskesiz çalışıyorlar. Onlar sürekli bu işi yaptığı için vücutları her türlü virüse alışkın diye düşünüyorum. Yoksa yakalanmamalarının başka bir açıklaması olamaz. Ben kendilerine maske, eldiven de verdim ama tamamen kendi umursamazlıklarından dolayı kullanmadılar. Hastalığa da yakalanmadılar. “Abi bize işlemez” diyenler oluyordu. Belediyeler şu an bu insanları çalıştırmıyor. Bazı yerde çok sık karşılaşılıyor. Çevreyi kirletiyorsunuz deniliyor, çalıştırılmıyor. Önce çevredeki insanlar şikâyet ediyor, çöpleri karıştırılsın istemiyorlarmış. Sonra zabıta gelip müdahale ediyor. Bu sadece korona nedeniyle yaşanan bir durum. Daha önce olmuyordu.”

‘İnsanların ötekileştirilmesi zoruma gidiyor’

Son olarak Hatay’da bulunan Roman, Abdal ve Domlar Birliği Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Veysel Toplar ile konuşuyoruz. Hatay’ın Kırıkhan İlçesi pandemi sırasında ayrımcı bir uygulamayla gündeme geldi. Bu ilçede Romanlar, Domlar ve Abdallar’ın kaldığı Barbaros ve Fatih mahallesine yardım talebi iletilmesine rağmen belediyelerin yardım etmediği haberleri tepkilere neden oldu. Bu haberlerin ardından ise belediye bu mahallerin temizliğini gerçekleştirdi.

Bu süreçte neler yaşandığını sürecin takipçisi olan Veysel Toplar’dan dinledik. Toplar, Hatay’da artık kâğıt toplayıcılığını ağırlıkla Suriyelilerin yaptığını da belirterek kalanların başka şehirlere mevsimlik işçi gibi hurdaya gittiğine de dikkat çekiyor:

“Geçim sıkıntısı var, elde bir aylık yok. Günübirlik kazançla geçinemiyorlar. O yüzden çocukları okuldan almaya mecbur kalıyorlar. Hurdacılık yaparken 8-10 yaşlarındaki erkek çocuklarını da yanlarında çırak olarak götürürler. Koronavirüs döneminde baya bir sıkıntıya girdiler. Ellerinde nakit yok, birikmiş parası yok. Borcu olanlar borçlarını ödeyemedi. Evlerine ekmek götüremeyenler oldu. Devletten biner TL aldılar. Belediye de Roman kesime ılımlı bakmıyor. Ayrımcılığa maruz kalıyoruz. Kendi yakınlarına yardım ulaştırdı ancak Abdal, Roman grubuna bir yardım yapılmadı. Kırıkhan Belediye ve Büyükşehir Belediye bizzat görüşüp yardıma ihtiyaç olduğunu iletmeme rağmen bir yardım yapılmadı. Bu insanların ötekileştirilmesi benim zoruma gidiyor. Toplayıcılığı Suriyeliler aldı. Onlar da bu işi alınca kalanlar da başka araçlarla civar köylere, şehirlere günübirlik giderek hurda toplama işini yapmaya başladı. Koronadan sonra şimdi yeni yeni çalışmaya başladılar. Kimileri temizliğe gitmeye, kimi dilenmeye, kimi kâğıt ve hurda toplamaya başladı.”

Köylülerden Bakırtepe altın madeninin kapasite artırmasına tepki

Sivas‘ın Kangal ilçesindeki Pınargözü, Eğricek ve Elkondu köylerinin sınırları içerisindeki Bakırtepe‘de siyanürle altın arama çalışmaları yapan Koç Holding‘e bağlı Demir Export, altın madeninde kapasite artırımına gitmek için ÇED toplantısı düzenledi.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Demir Export şirketi yetkilerinin katıldığı toplantıda, projeyi başından beri istemediklerini söyleyen köylüler de taleplerini açıkladı.

Koç Grubu mahkeme kararlarını ciddiye almıyor

Artı Gerçek‘ten Gül Gündüz‘ün haberine göre Bakırtepe Çevre Platformu üyesi Hüsne Gölbaşı, yaptığı konuşmada, şirketin çevreye verdiği zararı anlattı:

Bakırtepe Demir Export’un çıkardığı altın madenine biz zaten yabancı değiliz, 2013 yılından beri bu altın madeni için ruhsat alındı. Biz üç kez yürütmeyi durdurma kararı aldık. Bütün canlıların yaşam alanlarına geri dönülmez zararlar veriyorsunuz. Mahkemeler bu yüzden sizin maden çıkarmanızı engelliyor. Ancak Koç Grubu kararları ciddiye almıyor. Kapasite artışı derken yeni alanlara yönelecekler.

Gölbaşı ayrıca şirketin yöneleceği Naldöken bölgesinin, su havzalarının beslendiği noktada yer aldığına dikkat çekti:

Biz Bakırtepe’de altın işletmeciliğine karşıyız. Hükümet olarak da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olarak da destek sunarken suç işliyorsunuz. Burada yaşam alanlarımıza zarar verecek her şeye hayır diyoruz. Bu arsenikli sularla canımızı aldınız doymadınız mı? Onun için çekip gidin.

Gölbaşı’nın konuşması köylüler tarafından alkışlandı. Köylüler, konuşmanın ardından toplantıyı terk etti.

Demir Export’un demir madeni aramaları sırasında Pınargözü Köyü’nde de gözle görülür tahribatlar yaşandı, ancak yargı kararlarına rağmen şirket çalışmalarını durdurmadı.

65 yaş üstü izin belgesi alarak turizm amaçlı seyahat yapabilecek

İçişleri Bakanlığı‘ndan valiliklere gönderilen genelgeye göre 65 yaş ve üstü vatandaşlar izin belgesi alarak turizm amaçlı seyahat edebilecek. Turizm amaçlı seyahat belgesi, Alo 199 Vefa Sosyal Destek Hattı‘ndan veya e-Devlet‘ten alınabilecek.

Vatandaşların söz konusu belge için sağlık kuruluşuna, valilik veya kaymakamlığa gitmesine gerek olmayacak. 65 yaş ve üzeri kişiler, kendileriyle aynı durumdaki 1. derece yakınlarını da kapsayacak şekilde en fazla altı kişi için izin belgesine başvurabilecek.

“Turizm Amaçlı Seyahat İzin Belgesi”, otobüs, uçak, tren ve özel araçlarla yapılacak yolculuklarda kullanılabilecek. Genelgeye göre üç yıl içinde organ ve kemik iliği nakli olanlar, immün yetmezliği bulunanlar ve diyaliz hastaları seyahat izin belgesine başvuramayacak.

Çinli gazeteci, koronavirüsle ilgili yayın yaptığı için toplumu karıştırmakla suçlanıyor

Koronavirüs salgınının dünyaya yayıldığı Çin’in Wuhan kentinde salgınla ilgili yayınlar yapan Çinli gazeteci Zhan Zhang, “toplumda karışıklık yaratmakla” suçlanıyor.

Haber, Çinli yetkililerin Pekin’deki ikinci koronavirüs dalgasının büyük ölçüde kontrol altına alındığını duyurmasının ardından geldi. Zhang’ın babası, South China Morning Post gazetesine konuşarak, polisin cuma günü kendisine, kızının Şanghay şehrinde gözaltına alındığını bildirdiğini söyledi. Zhang’ın tutukluluğunun, Şanghay’ın Pudong bölgesindeki savcılar tarafından onaylandığı kaydedildi.

Zhang’ın 15 Mayıs’ta tutuklandığına dair daha önce Çin medyasında haberler çıkmış, ancak bu bilgi polis tarafından resmen doğrulanmamıştı.

İlk gazeteci değil

Twitter ve YouTube kullanımının yasak olduğu Şanghay’da ikamet eden Zhang, 1 Şubat tarihinde Wuhan’a gitmiş ve burada tanık olduklarına dair Twitter, YouTube ve diğer sosyal medya platformlarında canlı yayın yapmıştı.

Zhang’ın, Wuhan’da salgın sonrasında, ülkedeki durumla ilgili paylaşımlar yaptıktan sonra tutuklanan ya da kaybolan dördüncü Çin vatandaşı muhabir olduğu sanılıyor.

Zhang’ın tutuklanma nedeni olan “toplumda kargaşa yaratma” suçlaması, içeriği oldukça muğlak olmakla birlikte, genellikle aktivistleri ve muhalifleri hedef alıyor. Suçlamadan hüküm giyenler için beş yıla kadar hapis cezası öngörülüyor.

Wuhan Viroloji Enstitüsü’nü çekmişti

YouTube videolarından anlaşıldığına göre Zhang, salgının pik döneminde, virüsün tüm dünyaya yayıldığı yer olduğu varsayılan Wuhan Viroloji Enstitüsü’nü, Covid-19 kurbanlarını yaktığı sanılan krematoryumları ve hastaneleri görüntülemişti.

Asia News‘ün haberine göre, Zhang, 13 Mayıs’ta yayımlanan son YouTube videosunda, Wuhan’da virüs nedeniyle insanların işlerini kaybetmesinden, yerel taksi şoförlerinin karşılaştığı zorluklardan ve kent sakinlerine polis tarafından gözdağı verildiğinden bahsetmişti.

 

Baro başkanlarının yürüyüşünü engelleyenlere suç duyurusu

Antalya Baro Başkanı Polat Balkan, baro başkanlarının yürüyüşünün engellenmesi nedeniyle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Ankara Valisi Vasip Şahin ve alanda görevli kolluk görevlileri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre suç gerekçesi olarak, şikayet edilen kişilerin “kişiyi hürriyetinden yoksun bıraktıkları, işkence ve kötü muamelede bulundukları” gösterildi.

‘Gelen yardımlar engellendi’

Balkan, dilekçesinde baro başkanlarının etrafının polis ve bariyerle çevrili olduğu sırada yağmur yağmasına rağmen gelen yardımların engellendiğini ve tuvalete gitmeye dahi izin verilmediğini belirtti.

Baro başkanlarına yönelik muameleyi tüm Türkiye ve dünyanın gördüğünü söyleyen Balkan, suç duyurusunun işleme konulmasını isteyerek, “Anayasa’ya aykırı emirleri verenler ve uygulayanlar cezalandırılmalıdır” dedi.

Neler yaşandı?

Baro başkanları, Avukatlık Kanunu‘nda ve baro seçimlerinde yapılmak istenen değişikliklere karşı yürüyüş başlatmışlardı. İlk önce Ankara’ya girişleri kolluk kuvvetleri tarafından engellenen başkanlar, tüm gece Ankara girişinde polis ablukasında ve yağmur altında bekletilmişlerdi.

Polisin bu tutumu Türkiye’nin dört bir yanında il baro merkezleri önünde ve adliyelerde protesto edilmişti. Tüm engellemelere rağmen baro başkanları ve avukatlar polis barikatını aşarak yürüyüşlerinin nihai durağı olan Anıtkabir’e bir gün gecikmeli olarak 23 Haziran’da ulaşmışlardı.

Küresel rüzgar gücünün üçte biri 15 şirkete ait

Küresel Rüzgâr Enerjisi Konseyi (GWEC) küresel rüzgar enerjisi yatırımcılarının sahip oldukları portföylerin büyüklüğüne dair bir çalışma yaptığını açıkladı.

Yeşil Ekonomi’de yer alan habere göre veriler 2019 sonu itibari ile 650 GW düzeyinde olan küresel rüzgâr enerjisi gücünün, yüzde 36’sına denk gelen 232 GW’lık bölümün 15 şirkete ait olduğunu gösteriyor.

İlk sırada China Energy Group

Yakın zamanda birleşen Guodian ve Shenhua şirketlerinin birleşimi ile oluşan China Energy Group sahip olduğu 42,25 GW’lık kapasite ile listede açık ara ilk sırada bulunuyor. İkinci sırada gelen Huaneng Group ise 22,63 GW gücündeki projeye sahip.

İlk 15 şirket arasında yer alan beş Çin merkezli şirketin yönettiği toplam kapasite ise 145,76 GW.

Çin dışında ilk sıra İspanya’nın

İspanya merkezli Iberdrola Renewables 17,75 GW’lık kurulu gücü ile sıralamada beşinci iken Çin dışındaki yatırımcılar arasında da ilk sırada yer aldı.

ABD’li Next Era Energy 14,11 GW, Portekiz merkezli EDP Renovaveis 11,37 GW, İtalyalı Enel 10.33 GW, ABD’li Berkshire Hethaway 8,88 GW, İspanya merkezli Acciona 7,98 GW, Almanya merkezli RWE 7,84 GW, Fransa merkezli EDF ise 7,83 GW güce sahip.

COP bürosu iklim müzakerelerini yıl sonuna kadar erteledi

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) Taraflar Konferansı Bürosu, BM iklim zirveleri arasındaki her yıl Almanya Bonn’da gerçekleştirilen iklim müzakerelerinin bu yıl sonuna kadar yapılamayacağını açıkladı.

Climate Home News’ten Chloé Farand’ın haberine göre toplantı için yeni bir tarih henüz belirlenemedi.

İkinci erteleme

Başlangıçta Haziran ayında yapılması planlanan toplantı, koronavirüs pandemisinin uluslararası konferanslar yapmayı çok riskli hale getirmesinin ardından geçici olarak Ekim ayına taşınmıştı. 

Birleşik Krallık’ın Glasgow kentine yapılması planlanan büyük iklim zirvesi COP26 ise gene koronavirüs sebebiyle 1-12 Kasım 2021 tarihine ötelenmişti.

Almanya’dan koronavirüs önlemleri

Dünyanın dört bir yanındaki 11 iklim diplomatından oluşan büro, kararı Almanya hükümetinin geçtiğimiz hafta yaptığı açıklama sonrasında aldı. Hükümet, koronavirüste yeni bir enfeksiyon dalgası yaşanması sebebiyle büyük etkinlikleri en azından Ekim ayı sonuna kadar yasaklayacağını duyurmuştu.

COP26 Başkanı Alok Sharma “Ekim ayı toplantılarının planlandığı gibi gerçekleşmemesi hayal kırıklığı yaratırken, kararı takdir ediyoruz” açıklamasını yaptı.

Bu ertelemeye rağmen, küresel iklim eylemi için hız kaybetmemeleri gerektiğini söyleyen “Sharma Gelecek yıl İtalya ile İngiltere ortaklığında başarılı ve iddialı bir COP gerçekleştirmek için UNFCCC, COP25 Şili Başkanlığı, SB Başkanları ve uluslararası ortaklarımızla yakın iş birliğimizi sürdüreceğiz” dedi.