Ana Sayfa Blog Sayfa 2057

NASA’dan 425 milyon Güneş

NASA‘nın Güneş‘i gözlemleyen misyonu Solar Dynamics Observatory (SDO), on yıl boyunca topladığı 425 milyon Güneş görselini bir araya getirdi ve yüksek çözünürlüklü video şeklinde yayımladı.

Misyondan yapılan açıklamada on yıl boyunca her 0.75 saniyede bir Güneş’in görüntüsünün yakalandığı ve Güneş’ten toplanan verilerin toplam 20 milyon gigabyte büyüklüğünde olduğu ifade edildi.

Açıklamaya göre Atmosferik Görüntüleme Kurulu (AIA) da her 12 saniyede bir, ışığın on farklı dalga boyunda Güneş’in görüntüsünü aldı. Görüntülerin birleştirilmesiyle Güneş’in on yıllık dönüşü 61 dakikaya indirildi. Videoda her fotoğraf bir saate tekabül ediyor.

Arka planda çalan “Solar Observer” adlı müzik ise Lars Leonhard’a ait.

 

 

Saraylılar RES için düzenlenen Halkın Katılımı Toplantısı’na mani oldu

Saray Doğayı Koruma Derneği, Tekirdağ Saray’da yer alan Güngörmez Ormanlarında binlerce ağacın kesilmesine neden olacak rüzgar enerji santrallerine (RES) karşı eylem düzenledi.

Daha önce 15 türbin inşaa eden Beşiktepe Enerji Üretim A.Ş. kapasite artışı talebinde bulunarak 11 adet daha türbin yapılması amacıyla Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecine girmişti.

Katılım toplantısı engellendi

ÇED prosedürü içerisinde 23 Haziran tarihinde Saray Restoran’da ‘Halkın Katılımı Toplantısı’ yapılması planlanıyordu. Toplantıya giden dernek gönüllüleri ve bölge halkı toplantının yapılmasına mani oldu.

Vatandaşlar toplantının yapılacağı bölgede “Istrancalar’da talana son” ve “Ormanlarımıza RESt çekmeyin” yazılı pankartlar açtılar.

Fotoğraf: Saray Doğayı Koruma Derneği

RES’ler ormanlık alana yapılıyor

Saray Doğayı Koruma Derneği yaptığı açıklamada RES yapımı için genellikle rüzgarın en yoğun olduğu dağ ve tepelerin seçildiğini ve bu alanlarının da genellikle ormanlık alan olduğunu söyledi.

Açıklamada “Küresel ısınmaya karşı çözüm diye sunulan RES’ler, varlığıyla küresel ısınmayı zaten azaltma potansiyeline sahip ormanlar üzerine kurulduğunda, ciddi bir ikilem ortaya çıkmaktadır” ifadeleri kullanıldı.

‘Yer seçimi hatalı’

Yeni yapılmak istenen RES’lerin de yer seçiminin hatalı olduğu belirtilen açıklamada “Tamamı orman arazisi içerisindeki inşaa faaliyetleri; orman alanları, Çilingoz Yaban Hayatı Geliştirme Sahası ile insanların mandacılık, arıcılık, mantarcılık yaptıkları alanlar, Bahçeköy -Güngörmez Mahalleleri, Sıla Sanatçı Evleri gibi konut yerleşim yerleri, Jeotermal kaynaklar ve mineralli sular sahası ve Doğal Kaynak Suyu depolama tesis alanları ile Laladere piknik alanlarını kapsamaktadır” denildi.

Açıklamada ayrıca santral inşaatı dışında enerji nakil hatları ve dev parçaların (direk ve pervaneler) nakliyesi nedeniyle yeni açılacak veya genişletilecek yollarda büyük ormanlık alanların kesileceği belirtildi.

Çok geç olmadan bu yanlışlardan dönülmesi gerektiğini belirtenPlatform projenin bir an önce iptal edilmesini talep etti.

‘Mit haberi’ davasında üç tahliye: Terkoğlu, Çelik ve Keser adli kontrolle serbest

Libya’da hayatını kaybeden bir MİT mensubunun ifşa edildiği gerekçesiyle yedisi gazeteci sekiz şüpheli hakkında açılan davanın ilk duruşmasında mahkeme OdaTV Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Yeni Yaşam gazetesi yöneticileri Ferhat Çelik ve Aydın Keser hakkında adli kontrol şartıyla tahliye kararı verdi. 

Mahkeme heyeti, OdaTV Yayın Yönetmeni  Barış Pehlivan, OdaTV muhabiri Hülya Kılınç, Yeniçağ yazarı Murat Ağırel ve CHP Akhisar Belediyesi Basın Birimi görevlisi Eren Ekinci‘nin ise tutukluluk halinin devamına hükmetti. Yurt dışında bulunan Erk Acarer için de yakalama kararının devamına karar verildi. Bir sonraki duruşma 9 Eylül’de. 

Savcı, sanıklar Eren Ekinci ile altı gazetecinin tutukluluğunun ve Erk Acarer’in yakalama kararının devamını istemişti. 

Altı gazeteci, MİT Kanunu‘nun 27. Maddesi ile TCK’nın 329. Maddesi’ndeki “Gizli kalması gereken bilgileri açıkladıkları” iddiasıyla yargılanıyor. 

Türkiye’de koronavirüs: 24 kişi öldü, 1492 yeni vaka; yeni kısıtlama yok

Koca’nın açıklamalarından satır başları özetle şöyle:

  • Başlattığımız normalleşme süreci yakında bir ayını dolduracak. Zor dönemi aştığımız konusunda iyimserlik içerisindeyiz. Önümüzdeki günler aydınlık olacaktır. Kontrollü sosyal hayatın gereklerini yerine getirdikçe hayat kalitemiz artacak. Mevcut durum korunması gereken bir kazanımdır. Bu mücadelede özlediğimiz ne varsa tek tek geri döneceğiz.
  • Virüsün yayılma hızında azalma olmamıştır. Yaz aylarında virüsün yayılma hızında azalma olmadı. Virüsün hasta etme gücünde azalma olduğu konusunda ise bilimsel bir kanıt yoktur.

Maske uyarısı

  • Koronavirüsün hayatımızın sevk ve idaresini elimizden alan güç olmasını çıkarmak zorundayız. Hastalık ihtimaline karşı bazı kısıt uygulamalarını zorunlu tutmak zorundayız. Bazı ortamlarda koruyucu maske kullanımımızı zorunlu kılıyor. Elzem bir tedbirdir. Bu tedbir aynı sosyal ortamda birbiriyle etkileşim halinde olan kişiler tarafından alınmalıdır, birimiz takmıyorsak hepimiz risk alıyoruz demektir. Maske takmayanların maske kullananlara karşı sorumluluğu vardır, maske kullanmamak kişisel hukukun ihlalidir. Örneğin bankta denize karşı yalnız oturuyorsak, maske gerekli değildir. Maskeyi gerekli durumlarda uygulayalım ki zamanla bıkkınlığa yol açmasın. Dünya Sağlık Örgütü’nün geçtiğimiz günlerdeki en yüksek vaka sayısı açıklaması bizi uyarıyor. 62 il merkezinde maske zorunluluğu getirilmiştir. Mecburiyet olan illerde sorumluluk kat kat fazladır.
  • Sıcak yaz günlerindeyiz, bu havada maske kullanmak kolay değil, zorluk yaşıyoruz. Lütfen sıcaklara yenilmeyelim. Sıcaklara yenilirsek vaka sayısını artacağını unutmayalım. Yaz ayları konusunda ikinci uyarımız, salgının bilgi birikiminden ortaya çıkan husus koronavirüsün yaz aylarında da yayılma hızında azalma olmadı. Yaz boyu dikkati elden bırakmayın.
  • Sonbaharda dünyadaki risk beklentisi bizi tedbirlerin sürekliliği konusunda uyarıyor.
  • Büyüklerimiz ve kronik hastalığı olanlar virüse karşı halen risk grubunda. Bu gruptakilerin ve yakın çevresi konunun ciddiyetini unutup tedbirleri aksatmamalı, aynı hassasiyeti koruyalım.

‘Sınavın şimdi yapılması doğru görünüyor’

  • (YKS) Sağlık yönünden sınava uygun şartların hazırlanması konusunda bizler elimizden geleni yaptık. Bilim Kurulu sınav tedbir rehberi hazırladı. Okul girişlerindeki yığılmalarda aileler etkili. Yetişkin yaşlarda sizlerin gireceği bu sınavda yığılmaların daha az olacağını öngörüyoruz. Salgın söz konusu olduğunda bir, iki ay sonrasını görmek zordur. Sınavın ertelenmesi durumunda risk bugünden çok daha büyük olabilirdi. Sınavın ne getireceği meçhul bir zamandansa şimdi yapılması doğru görülmektedir.

‘Henüz birinci dalganın içindeyiz’

  • İkinci dalgayı yaşamadığımızı rahat söyleyebiliriz. Birinci dalganın etkilerini görüyoruz. Dünyada birinci dalganın etkisi devam ediyor. Özellikle bu dönemde bazı bölgelerde vaka sayıları daha da artıyor. Daha öncesine göre de vaka sayılarımızın artışına rağmen yoğun bakıma giren ve vefat eden hastamız azalıyor. Daha önce yoğun bakımda yüzde 53 oranında hastamızı kaybederken, şimdi yüzde 2’ye düştü.
  • Eskiye göre hastane yükümüz daha az. Yoğun bakıma giren, entübe olan, entübe hastanın vefat etme oranı giderek düşüyor.
  • Vefat edenlerin yaş ortalamasının yükseldiğini görüyoruz. 16 Mayıs’tan önce ortalama vefat yaşı 71 iken 74’e kadar çıktı.
  • PCR ve Antikor testleri kapsamında toplam 153 bin kişi taranacak. An itibariyle 118 bin kişi testlere tabi tutulmuştur. Pozitif bulduğumuz oran 1000’de 2.8’dir. Oldukça düşük bir rakamdır. Toplumun bağışıklığı yüzde 1’in altındadır.
  • Önümüzdeki dönemde yeni bir kısıtlamayı Bilim Kurulu’nda gündemimize almadık ve şu an düşünmüyoruz. İller, ilçeler, köyler bazında birtakım kısıtlamaları il hıfzıssıhha kurulları alabilir.
  • Kurban Bayramı’nda kısıtlılık olabileceğini şimdiden söylemem zor, ama kısıtlılığın Ramazan Bayramı’ndaki gibi olmayacağı kanaatindeyim.
  • (Covid-19 aşısı) Rusya ve Çin’le klinik çalışmayı birlikte yapma noktasında genel bir yaklaşım içindeyiz. Rusya ile daha ilerideyiz.

1492 kişiye daha tanı konuldu

Sağlık Bakanı Koca, Türkiye’de koranavirüse ilişkin son verileri de paylaştı. Buna göre, Türkiye’de son 24 saatte 1492 kişiye Covid-19 tanısı konuldu, 24 kişi vefat etti. Böylece toplam vaka sayısı 191 bin 657, can kaybı 5 bin 25 oldu. 1386 kişinin daha iyileşmesiyle Covid-19 tedavisi tamamlananların sayısı ise 164 bin 234’e yükseldi.

TMMOB’dan Salda Raporu: Millet Bahçesi göle telafisi imkansız zarar verir

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Salda Gölü Raporu Komisyonu tarafından hazırlanan “TMMOB Salda Gölü Raporu” yayımlandı.

Burdur’da bulunan Salda Gölü kıyısının imara açılarak “Millet Bahçesi” kurulması konusu 2019’da gündeme geldiğinde, yöre halkının talebi üzerine bu raporu hazırlayan TMMOB, projenin yaratacağı sonuçları jeolojik, meteorolojik, tarımsal, çevre, planlama ve hukuki boyutlarıyla değerlendirdi. 

Bu değerlendirmeler çerçevesinde, raporda Salda Gölü ve yakın çevresini kapsayan her ölçekteki imar planı ve değişikliklerin yeniden gözden geçirilerek, koruyucu hükümleri içerecek şekilde değiştirilmesi gerektiği vurgulandı.

İhalenin iptal edilmesi ve başlayan fiili çalışmaların “telafisi mümkün olmayan zararların önüne geçmek için” durdurulması gerektiği belirtilen TMMOB raporunda “Doğanın bize ait olmadığını, doğayı gelecek nesillerden ödünç aldığımızı aklımızdan çıkarmamalı, rant amaçlı projeler ile Salda Gölü’nün yok olmasına izin verilmemelidir” ifadeleri kullanıldı.

Göl yok olabilir”

TMMOB’un raporunda Salda Gölü’ne ilişkin şu tespit ve önerilere yer verildi:

  • Salda Gölü yaklaşık 2 milyon yıl önce çevreden gelen sular ve yüzey sularının toplanmasıyla oluşmuştur. Salda (Karakova) Deresi, Doğanbaba Deresi, Köpek Deresi gibi sürekli akarsular ve Karanlık Deresi, Kuruçay, Kayadibi Deresi gibi mevsimlik akarsular Salda Gölü’ne dökülür.
  • Bu kapalı gölü besleyen derelere, bazıları yargı kararıyla durdurulmasına karşın su gelişini engelleyen gölet yapılması gölün yok olmasını ciddi olarak etkileyecektir.

  • Göl, madencilik faaliyetleri ve taşocakları ile kirlenme tehdidi ile karşı karşıyadır. Bu konudaki sorunlar hazırlanan bilimsel raporlar ve açılan davalarla önlenmeye çalışılmaktadır. Göl ve çevresindeki maden ocakları için sadece ‘plan notlarında’ maden ocağı açılamaz, mevcut ocakların ruhsat süreleri uzatılamaz denilmektedir. Oysa madencilik faaliyetlerine izin verilmemesi ve verilen izinlerin iptali gerekmektedir. Salda Gölü, madencilik faaliyetleri ve taşocakları ile kirletilmemeli ve yok edilmemelidir.”

Gölün kendine özgü flora ve faunası

Raporda yer verilen bilgiye göre, Salda Gölü Alt Havzası’nda 62’si ötücü, 38’i su kuşu, 9’u gündüz ve 1’i ise gece yırtıcısı olan 110 kuş türü bulunuyor. Bu türlerden 75’i Bern Sözleşmesi kapsamında koruma altında:

  • Salda Gölü ve yakın çevresinin kendine özgü flora ve faunası mutlaka korunmalıdır. Salda Gölü ve yakın çevresi kendine özgü flora ve fauna barındırmaktadır. Barındırdığı endemik türler ile Önemli Bitki Alanı (ÖBA), Önemli Doğa Alanı (ÖDA) ve Önemli Kuş Alanı (ÖKA) kriterlerini sağlayan uluslararası öneme sahip bir sulak alandır.

  • Alanda 61 familyaya ait 301 sucul ve karasal bitki türü bulunmaktadır. Çok hassas vejetasyona sahip olan gölün kıyılıları 9 farklı endemik ve nesli küresel ölçekte tehlike altında olan bitki türünü barındırmaktadır. Verbascum dudleyanum (Salda Bataklık Sığır Kuyruğu) ve Verbascum flabellifolium önemli endemik bir türlerdir. Salda Gölü Sulak Alanı ulusal mevzuat ve uluslararası sözleşmeler kapsamında mutlaka korunmalıdır.

Amaç birilerine ‘rant’ sağlamak mı? 

  • Gerek ÇED raporu alınmadan hazırlanan Millet Bahçesi Mimari Projesinin gerekse Salda Gölü ve Çevresi 1/1.000 ölçekli Koruma Amaçlı Uygulama İmar Planının, Salda Gölü ve çevresinin doğal özelliklerinin ve güzelliklerinin korunması amacıyla yapılması gerekirken, sanki Salda Gölü’nü ve çevresini bitirmek için ve birilerine ‘Rant’ sağlamak amacıyla hazırlanmış olduğu görülmektedir.
  • “Gerek imar planları gerekse kentsel tasarım planları kararlarıyla oluşacak yapılaşma ve yapılaşmanın getirdiği insan yoğunluğu, ‘Su Kuşları Yaşama Ortamı’ olarak Uluslararası öneme sahip Salda Gölü Çevresindeki Ekosistemi alt üst edeceği gibi beyaz kumsalların da yok olmasına sebep olacaktır.”

‘Kamu yararına aykırı’

Salda Gölü’nün “Millet Bahçesi ve Millet Bahçesine Ait Sosyal Donatıları İle Alt Yapı Ve Çevre Düzenlemesi” ne yönelik 31 Eylül 2019 tarihli ihale kararının “yeni yapılaşmalara yol açacağı için” yargıya taşındığı bilgisine de raporda yer verildi:

  • “Salda Gölünde ‘1. ve 2.derece sit alanları’ ve sulak alanın bir kısmı kullanıma açılmakta, tümüyle Ankara’ya alınan yetkilerle seçimle gelen yerel yönetimlerin bölgede söz hakkı ve plan yapma yetkisi kaldırılmaktadır.
  • Millet Bahçesi ve turizm amaçlı yapılaşma kararları ve Millet Bahçesi yapımı amaçlı ihale ve rant amaçlı uygulamalar kamu yararına ve toplum çıkarına aykırıdır.”

Öneriler

TMMOB, Salda Gölü’nün korunması için önerilerini şöyle sıraladı:

  • Salda Gölü’nün korunması bütüncül bir yaklaşımla ele alınmalıdır.
  • Salda Gölü gibi hassas alanların yönetiminde temel yaklaşım, ulusal çevre politikaları, uluslararası korunan alanların kullanım ilkeleri ve geleneksel yaklaşımın harmanlaması ile daha iyi korunarak geleceğe taşınması olmalıdır. Bunun için mutlaka doğal alanın yapısı ve biyoçeşitliliğinin korunması ile tüm canlıların uyumlu olarak kullanımına sunulması gerekmektedir.

  • Yapılaşma getirilen kırsal gelişme alanlarında konaklama dahil her türlü fonksiyona yönelik yapılaşma yapabilecek iken Salda Gölü kıyısında Millet Bahçesi projesinde ısrar edilmemeli, proje iptal edilmelidir.
  •  Millet Bahçesi Projesi ve 1/1.000 ölçekli Koruma Amaçlı İmar Planı’nın uygulanması ile, ileride telafisi mümkün olmayan durumların ortaya çıkacağından, bir an evvel bu projelerden vazgeçilip, Salda Gölü’nü gerçekten korumaya yönelik projelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir.
  • Dünyada korunan alanlarda sürdürülebilirlik ilkelerinin öncelik olarak alındığı ‘korunan alanlarda doğa turizmi’ yaklaşımlarına örnek olarak; Pasifik Okyanusu’ndaki Galapagos Adaları, Finlandiya’daki Kevo Mutlak Koruma Alanı, ABD’deki Grand Canyon Milli Parkı’nda mekansal, zamansal ve insan sayısı açısından kullanımın kısıtlanması, sıkı kurallar ve zonlama gibi yönetim araçlarının kullanıldığı bilinmektedir. Salda Gölü’nde de benzer korumacı yöntem ve araçlar kullanılmalıdır.
  • Salda Gölü ve çevresinde sadece gezinti yapılmalı, piknik yasaklanmalı, Göl ve çevresi koruma bandı ile çevrilmeli, yürüyüş sporu için eşsiz bir yer olan salda gölü kıyısındaki beyaz kumsallara ayakkabı ile basılmamalı ve binek araçlarının gölden uzak noktalarda park etmesi sağlanmalıdır. Gölün bitki ve hayvan gen kaynaklarını, endemik türlerini tanıtan bilgilendirici tabela ve panolar konulmalıdır. Eko-turizm, korunan alanlarda doğa turizmi konulu eğitim ve tanıtım çalışmaları yapılmalıdır.

 

Gazeteci İmrek, Emine Erdoğan’a ‘güzel vasıflar atfetmediği’ için yargılanıyor

 

“Politikaya atılırken, milyonlarca insandan oy isterken ‘ben bu yola çıkarken sadece parmağımdaki şu alyansım var’ diyen, ancak bugün dünya zenginleri arasında gösterilen cumhurbaşkanının ailesinin durumunu yazmak, dünyanın her yerinde bir gazetecilik görevidir” diyen İmrek, milyonlarca yoksul ve işsizin bulunduğu bir ülkede, 50 bin dolarlık Hermes çantanın eleştiri konusu olabileceğine dikkat çekti:

O çantanın gündem olduğu dönem; çantanın fiyatı, asgari ücretle çalışan 144 işçinin ailesiyle birlikte geçinebileceği aylık ücrete denk geliyordu. Dolayısıyla konuşulacak ve tartışılacaktır. Ayrıca  çantayı konu eden yalnız ben değilim. TBMM’de de konuşuldu, Google’da Emine Erdoğan Hermes çanta yazdığınızda 231 bin haber çıkıyor karşınıza. Çantayla ilgili haberlere birkaç gün önce erişim yasağı konulsa da milyonlar bundan haberdardır.”

‘İddianameye göre Emine Erdoğan’ı övmemek suç’

Aynı yazıda İzlanda’ya maç izlemeye giden Gençlik ve Spor Bakanı Mehmet Kasapoğlu’nun beraberindeki gazetecilerle tarifeli uçak yerine devletin özel uçağı ile gitmesini eleştirdiğini hatırlatan İmrek, “Bak falan devletin cumhurbaşkanı, diğer başbakan, öbür bakan tarifeli uçaklar kullanıyor’ demek Spor Bakanı’na “güzel vasıflar atfetmeyerek hakaret” suçu sayılamaz” dedi. 

Savcının da yazıda hakaret niteliğinde bir tek sözcük ya da cümle gösteremediğini kaydeden Evrensel yazarı şöyle konuştu: “Bundan dolayıdır ki savcı “Emine Erdoğan’a güzel vasıflar atfetmeyerek hakaret” diye bir suç yaratmıştır. Yasada olmayan, savcının ürettiği bir suç! İddianamenin verdiği mesaj; Saray efradı hakkında eleştiri yapamayacağımız, sadece övme özgürlüğümüz olduğu, aksi halde cezalandırılacağımız üzerinedir.”

İmrek’in avukatı Devrim Avcı da yazıda yazıların gerçekleri hatırlatarak bir karşılaştırma yapmaktan ibaret olduğunu vurguladı. Avcı “Savcı karşılaştırmayı beğenmeyebilir, ama gazeteciler bunlar yapar. Yani bir başbakanın işe bisikletle gitmesi ile bir başkasının namaza büyük konvoylarla gitmesi karşılaştırılabilir. Savcı bunu beğenmese de bu habercilik gereğidir. Yazıda hakaret yoktur, eleştiri vardı” diyerek beraat talep etti.

Bir sonraki duruşma 8 Ekim 2020 günü saat 9.30’da yapılacak.

İçişleri Bakanlığı’ndan genelge: Düğünler kucaklaşmasız, halaysız yapılacak

İçişleri Bakanlığı 81 il valiliğine “Düğün Törenlerinde Uygulanacak Tedbirler” konulu genelge gönderdi.

Buna göre düğünler, bulaş riskini azaltmak amacıyla mümkün oldukça açık havada yapılacak ve süresi kısa tutulacak. Genelgede sosyal mesafeye dikkat edilmesi, dezenfektan kullanımı ve şüphe halinde ilgili birimlere haber verilmesi zorunluluğu vurgulanıyor.

Düğünlerle ilgili temel esaslar ise şu şekilde:

  • Düğünlerin yapılacağı mekanların işletmecileri/sorumluları tarafından genel kullanım alanlarına ve oturma düzenine ilişkin mesafe planı hazırlanacak. Düğün mekanının misafir kapasitesi, mesafe planına göre belirlenecek.
  • Temizlik, maske ve mesafe kuralları ile uyulması gereken diğer kurallara ilişkin bilgilendirme afişleri, düğün yapılacak mekanların girişlerine ve içerisinde uygun yerlere asılacak.
  • Misafirlerin girişlerde mutlaka ateş ölçümleri yapılacak. Ateşi 38 dereceden yüksek olan kişilerin en yakın sağlık kuruluşuna yönlendirilmesi sağlanacak. Ateş ölçen personel ve sorumlu, tıbbi maske ve yüz koruyucu kullanacak.

Gelin ve damat maske takacak

  • Düğün mekanlarının girişlerinde ve ortak kullanım alanlarında el antiseptiği veya dezenfektan bulundurulacak.
  • Her masada yeterli sayıda, en az yüzde 70 alkol içeren kolonya veya el antiseptiği bulundurulacak.
  • Düğün yapılacak mekânlara maske takılarak girilecek, işletme sahiplerince girişlerde yeterli miktarda maske bulundurulacak. Maskesiz misafirlere girişte maske dağıtılacak. Ayrıca maskelerin düğün sürecinde de takılması sağlanacak.
  • Karşılama, uğurlama ve takı merasiminde tokalaşma yapılmayacak.
    Misafirlerin oturma düzeni, masalar arası en az 1.5 metre, sandalyeler arası 60 santimetre olacak şekilde düzenlenecek. Mesafe ve oturma düzeni kuralları, aynı evde oturan çekirdek aileden olan misafir grubu için uygulanmayacak.

Gelin ve damat dışında kimse dans etmeyecek

  • Düğünlerde karşılama, uğurlama ve takı merasiminde tokalaşma ya da kucaklama ve sarılma yapılmayacak, mesafe korunacak.
  • Takı merasimi, hediyelerin, düğün mekanının uygun bir yerinde bulundurulacak sandık gibi bir toplama kutusuna konulması şeklinde yapılacak.
  • Toplu fotoğraf çekimleri yapılmayacak. Fotoğraf çekimi ve pasta kesimi esnasında gelin ve damat hariç mesafe kurallarına uyulacak. Ancak maske kullanmak ve mesafe kuralına uymak kaydıyla misafirler gelin ve damatla bireysel fotoğraf çekimi yapabilecek.
  • Gelin damat hariç, oyun, dans, halay ya da gösteri yapılmayacak
    Genelge kapsamında düğün yapılacak mekanlarda, gelin damat hariç, kişiler arasında temasa neden olabilecek ya da mesafe kuralına aykırılık oluşturulacak oyun, dans, halay ya da gösteri yapılmayacak. Sadece canlı müzik dahil misafirlerin dinlemesine yönelik müzik yayını yapılabilecek.

Tedbirlere uymayanlarla ilgili Umumi Hıfzıssıhha Kanunu‘nun 282’nci maddesi gereğince idari para cezası verilecek. Aykırılığın durumuna göre Kanunun ilgili maddeleri gereğince işlem yapılması, konusu suç teşkil eden davranışlara ilişkin Türk Ceza Kanunu’nun 195’inci maddesi kapsamında gerekli adli işlemler başlatılacak.

Yerine kayyım atanan Cizre Belediye Başkanı’na 6 yıl 3 ay hapis cezası

PKK/KCK‘ya yönelik davada yargılanan ve hakkında terör soruşturması devam ettiği için görevinden uzaklaştırılan HDP’li Cizre Belediye Başkanı Mehmet Zırığ ile eski belediye başkanları, belediye meclis üyeleri ile siyasi parti yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 79 sanık hakkında karar açıklandı. 

MA‘nın aktardığına göre, güvenlik gerekçesiyle Malatya 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada savcı, esas hakkındaki mütalaasını tekrarlayarak, 15 sanık için “silahlı terör örgütü kurma ve yönetme” suçundan 15 yıldan 22,5’ar yıla kadar hapis cezası istedi. Savcı ayrıca Zırığ ile birlikte 64 sanık için “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 7,5 yıldan 15’er yıla kadar hapis cezası talep etti.

68 sanığa ceza

Avukatların taleplerini dinleyen mahkeme heyeti, 68 sanığa “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 6 yıl 3 ay ile 10 yıl arasında değişen hapis cezaları verirken, 11 sanığın ise beraatına hükmetti. Mahkeme heyeti, hakkında açılan terör soruşturması nedeniyle görevinden uzaklaştırılan Mehmet Zırığ’ı “silahlı terör örgütü üyeliği” suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırdı.

Şırnak’ın Cizre ilçesinde 31 Mart yerel seçimlerinde başkanlığa seçilen HDP’li Mehmet Zırığ, hakkındaki terör soruşturması kapsamında 28 Ekim’de görevden alınmıştı.

Şahin: Felaketlerden gizlenerek korunamayız, iklim kriziyle yüzleşmemiz lazım

Son bir hafta içinde Türkiye’de aralarında Tekirdağ, Manisa, İnegöl, Bolu, İzmir’in de bulunduğu pek çok il, şiddetli sağanak, dolu, sel, fırtınaya teslim oldu. Dün de İstanbul’da adeta can pazarı yaşandı. Bir anda bastıran sağanak yağış ve dolu yüzünden çok sayıda ilçede sel baskınları yaşandı, insanlar yaşadıkları evlerin bodrumlarında mahsur kaldı, Suriyeli bir kişi hayatını kaybetti.

Konuyla ilgili medyaya konuşan meteoroloji uzmanlarının, bu tür olayların her zaman olabileceği,   son yaşanan fırtınanın ‘süper hücre’lere sahip bulutlardan kaynaklandığı iddialarını ve iklim değişikliğinin yaşanan bu felaketlerdeki etkisini İstanbul Politikalar Merkezi İklim Çalışmaları Koordinatörü ve Yeşil Gazete yazarı Dr. Ümit Şahin’le konuştuk.  

Şahin yaşadığımız sağanak, dolu, fırtına ve hortum olaylarının nedenini şöyle açıklıyor:  

“İklim değişikliği bu tür aşırı iklim olaylarının sıklığı ve şiddetini artıyor. Dolayısıyla sel, aşırı yağış, hortum, fırtına gibi doğa olaylarını daha sık görüyor ve daha sert yaşıyoruz. Zira, küresel ısınma her bölgede ve her yerelde ekstrem olayları çoğaltma etkisi yaratıyor. Böylece bir yerde uç olan olay hortum, kasırga ya da orman yangınıysa örneğin, bu tür olayların sayısının, etkisinin ve şiddetinin arttığına tanık oluyoruz. Örneğin, Türkiye’de daha önce de denizde hortum çıkardı, ama artık geçen sene Antalya’da, dün İstanbul’da olduğu gibi karaya vuran, hasar yaratan hortumlara rastlıyoruz.”

Bir olayın bir oluş nedeni ve bir de oluş biçimi olduğuna dikkat çeken Şahin’in iklim değişikliğini ‘normalleştirme’ çabalarına karşı değerlendirmesi ise şöyle:

“Bir yerde hortum çıkıyorsa, iklim değişikliğiyle onun görülme sayısı ve şiddeti artabilir. Birtakım bilimsel terimlerle meseleyi açıklama çabalarının, iklim bilimcilerin söyledikleriyle çelişen bir yanı yok. Biz, iklim değişikliği buna neden oluyor derken, ‘süperhücre’ ya da ‘mezosiklon’u görmezden geliyor değiliz.

Olayların oluş nedeni ve biçimini birbirine karıştırma çabası neden gösteriliyor, asıl soru bu… Uzmanlık alanlarını koruma kaygısıyla yapıyorlarsa, kimse bunu ellerinden almaya çalışmıyor. İklim aktivistleri şimdiye kadar hep bu işin bilimsel mekanizmasını doğru öğrenmek kaygısıyla onların uzmanlığına başvurdu. Şimdi böyle bir koruma kaygıları varsı, bunun tuhaf olduğunu söylemek isterim. Başka bir neden varsa, onu da bilemiyoruz.”

Bir yanda aşırı yağış, sel diğer yanda kuraklık, çölleşme

Türkiye’nin içinde bulunduğu, karasal ve Akdeniz iklim kuşaklarında bu yağışlar bağlamında iki “aşırı uç” bulunuyor. Biri aşırı yağış ve sel, diğeri kuraklık. Ümit Şahin, ikisinin de artış gösterdiğine dikkat çekiyor:

Dr. Ümit Şahin.

“Hem kuraklık ve yağış azalması; buna bağlı olarak toprağın kuruması, çoraklaşma, çölleşme, az kar yağışı ya da çok kar yağan yerden karın yağmura dönüşü gibi ekstremlerin arttığını görüyoruz. Bunun tersine, aşırı yağış alan, Karadeniz, Marmara, Doğu Akdeniz gibi yerlerde de yağışların şiddeti arttı. Bir yerin uzun süre hiç yağış almayıp, birden alması gereken miktarın diyelim bir günde yeryüzüne düşmesi, bu tür felaketleri doğuruyor. Afrika’da Kuzey Amerika’da  gördüğümüz bu duruma, Türkiye’de de son yıllarda sıkça rastlamaya başladık.”

Türkiye’nin de dünyadan farklı bir eğilim göstermediğini belirten Dr. Şahin, “Dünyada iklim değişikliğine bağlı felaketleri daha büyük boyutlarda görüyoruz. Sibirya, Amazonlar ya da Avustralya’daki orman yangınları gibi. Ama unutmamak gerekir ki oradaki ormanlar da bizdeki gibi değil, devasa ormanlar. Türkiye, nisbeten daha ılıman bir iklim kuşağında olduğu için o kadar büyük orman yangınları ya da okyanus kıyısında olmadığımızdan tayfun ya da siklon görmüyoruz” diyor ve ekliyor:  

“Ancak tropikal ve subtropikal iklim kuşakları, iklim krizine bağlı olarak kuzeye doğru kayıyor. Türkiye de zaten subtropikal kuşağın hemen üst sınırında. Birkaç enlem kaydığında ülkemiz de bu kuşağın içine girecek. Hava sıcaklıklarının aşırı yükselmesi ve aşırı nem tutmasının sonuçlarını şimdiden yaşamaya başladık.”

https://twitter.com/Hnfgk5252/status/1275415941384409089

Bir yerdeki ortalama sıcaklığın görülme olasılığının dağılımı, normal koşullarda belli bir skala içinde gerçekleşiyor. Ancak bu ortalamada 1 derecelik bir artış; bunun yaratacağı aşırı nem ve aşırı yağış gibi ekstrem olayların olma ihtimalini 10 kat, hatta bazen 100 kat artırıyor. Dünya Meteroloji Örgütü, yılbaşında, 2010-2020 yılları arası dünya ortalama sıcaklığının 14,7 derece olarak tespit edildiğini, bunun da 20. yüzyıl ortalamasının 0,8 derece üstünde olduğunu açıklamıştı.  

Ölçümlerin yapıldığı dönemden bu yana dünyanın en sıcak 10 yılı geride bıraktık. Son 170 yılın beş yıllık serilerine bakıldığı zaman ise arkada bıraktığımız beş yıl, en sıcak seri. Ortalamalar, 1850 ile 1900 yılları arasını kapsayan sanayi öncesi döneme göre, 1,1 derece daha sıcak ölçüldü.

‘Bu tür ekstrem olaylar küresel hale gelebilir’

Şahin sıcaklıkların 2 veya 3 derecelik artışı durumunda olabilecekler konusunda endişeli:

“2 veya 3 derecelik bir artıştan sonra ne gibi felaketler yaşayabileceğimizi tahmin etmek kolay değil. IPCC, 3 derecelik bir artıştan sonra, bu tür ekstrem olayların bölgesel olmaktan çıkıp küresel hale geleceği uyarısı yapıyor. Orman yangınları neredeyse küresel hale geldi. 2-3 derecelik bir artıştan sonra bu yangınların hiç kesilmeden süreceği, devasa kasırgaların çıkabileceği bir dünya ise hayli muhtemel.

Kuzey Kutbu’nda kar olmazsa ve kutup açık deniz haline gelirse ne olacağını da bilmiyoruz. Öyle bir durum milyonlarca yıl içinde hiç olmadı. Ama şimdiden bildiğimiz bir şey var, aşırı sıcaklıklar yüzünden kutuptaki jet-stream denilen akımların şekli bozuldu. O yüzden de kutup soğukları artık Avrupa’nın derinliklerine iniyor. Hiç buz olmadığında ne olacağını tahmin etmek zor değil. Yine Gulf Stream akıntısı, buzulların erimesine bağlı olarak durabilir. “

‘İklim krizi, pandemi gibi acil gündem haline getirilmeli’

Ümit Şahin’in yapılabileceklere ilişkin önerileri ise şöyle: “Bizim sadece bu tür felaketler olduğunda iklim konuşmaktan vazgeçmemiz lazım. Tıpkı bugün pandeminin ana gündem olması gibi, iklim değişikliği dünyanın acil gündemi olmalı; sağlık, çevre, ekonomi ve tüm alanlardaki bütün politikalarımızı iklim krizini çözmeye yöneltmemiz gerekiyor. “

Önümüzdeki birkaç yılın insanlığın son şansı olduğuna dikkat çeken Dr. Şahin’in sıradan vatandaşlara yönelik çağrısı da var:

“Artık başımızı kuma gömmeyelim. İklim değişikliğinin getireceği felaketlerden gizlenerek korunamayız, yüzleşmemiz lazım. Herkes bütün hayatını, yaşam biçimini değiştirmek zorunda. Ulaşım, tatil, beslenme vb. bütün her şeyin dönüşmesi, tüm ekonomik sistemin değişmesi elzem. Bizim vatandaşlar olarak hükümetlere baskı yapıp bu konuda harekete geçmelerini sağlamamamız gerekiyor. Felaketlerin olmasını beklemeden ve felaketleri magazinleştirmeden, krize karşı gerçek politikaların hayata geçirilmesi için vaktimiz daralıyor.”

‘MİT haberi’ davası: Altı gazeteci ilk kez hakim karşısında

Libya’da ölen Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) mensubunun cenazesine ilişkin haberler ve Twitter paylaşımları nedeniyle yargılanan gazeteciler bugün hakim karşısına çıktı.

Yeni Yaşam Gazetesi’nden Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Ferhat Çelik ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Aydın Keser, Odatv’den Sorumlu Haber Müdürü Barış Terkoğlu, Genel Yayın Yönetmeni Barış Pehlivan ve muhabir Hülya Kılınç ile Yeniçağ Gazetesi yazarı Murat Ağırel‘in soruşturma kapsamında tutuklu yargılandığı davanın ilk duruşması İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülüyor.

Çağlayan Adliyesi önünde duruşma öncesi destek için yapılan eylemde gazeteci Mehveş Evin şöyle konuştu:

“Herkes biliyor ki bugün burada ne bir ‘ifşa davası’ için ne de bir ‘casusluk davası’ için toplandık. Son on yılda defalarca olduğu gibi yine bir gazetecilik davası için bir aradayız. Gazeteciler, arkadaşlarımız, meslektaşlarımız benzerini yıllardır gördüğümüz mesnetsiz suçlamalarla karşı karşıya. İçi boş bir iddianame ile 112 günden beri Silivri Cezaevi’nde tutsaklar. Meslektaşlarımızın hürriyetleri ellerinden alınıp Korona pandemisi koşullarında demir parmaklıkların arkasına atılırken asıl mesaj bizlere, dışarıdaki gazetecilereydi. ‘Görmeyin, duymayın, konuşmayın’ deniyor, üç maymunu oynamamız isteniyordu. Yalnız Barışları, Hülya’yı, Murat’ı, Ferhat’ı, Aydın’ı, Müyesser’i değil bizleri de susturmak, sindirmek, korkutmak, istiyorlardı.”

Açıklamanın devamında başta bu davada yargılananlar olmak üzere bütün gazetecilere özgürlük istendi.

İfşa suçlamasıyla on yıl hapis cezası talebi

Altısı koronavirüs salgınına rağmen 100 günü aşkın süredir Silivri Cezaevi’nde kalan sekiz gazeteci hakkında hazırlanan iddianamede, “devletin güvenliğine ve iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin gizli kalması gereken bilgileri açıklama” suçlamasıyla beşer yıldan onar yıla kadar hapis cezası isteniyor.

Gazeteciler hakkında ayrıca, “istihbarat faaliyeti ile ilgili bilgi ve belgeleri ifşa etmek” suçlamasıyla dörder yıldan onar yıla kadar hapis cezası talep ediliyor. Suçlamalar Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 329/1. maddesi ve MİT Kanunu’nun 27. maddesine dayandırılıyor.

13 Nisan’da İnfaz Yasası’na eklenen maddeyle MİT Yasası’na muhalefet suçları infaz indirimi kapsamı dışına çıkarılan gazetecilere tahliye yolu kapanmış oldu.

‘Sistematik ve koordineli ifşa’ denilmişti

Tutuklu gazetecilerin yanı sıra Manisa Akhisar Belediyesi Basın Birimi görevlisi Eren Ekinci ve gazeteci Erk Acarer de sanıklar arasında yer alıyor. Yurtdışında yaşayan BirGün Gazetesi yazarı Erk Acarer hakkında konuyla ilgili sosyal medya paylaşımları nedeniyle yakalama kararı bulunuyor.

İddianame tamamlanmadan önce Anadolu Ajansı’nda, Odatv’de yayınlanan cenaze töreni fotoğraflarının gizlice çekildiği yönünde haberler yer almıştı. Savcılık da gazetecilere haberde kullanılan fotoğrafların “bir plan dahilinde, sistematik ve koordineli biçimde ifşa edildiği” suçlamasını yöneltmişti. Ancak iddianame tamamlandıktan sonra, cenaze törenine katılan belediye başkanının basın biriminde çalışan Eren Ekinci’nin, bu fotoğrafları herkesin içinde çektiği ortaya çıkmıştı.

Ölen MİT mensubuna ilişkin bilgiler, suçlama konusu yapılan haberler yayınlanmadan önce, sosyal medya paylaşımlarına da yansımıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 22 Şubat’ta “Libya’da birkaç şehidimiz var” açıklamasını yaparken, İYİ Parti Milletvekili Ümit Özdağ, 24 Şubat’taki Meclis konuşmasında, Libya’daki saldırı ve MİT mensupları hakkında bilgiler vermişti.

‘Devlet sırrı gibi gösterildi’

Haberin Var mı İnisiyatifi‘nce geçtiğimiz gün İstanbul Barosu’nda, bugün görülecek dava hakkında düzenlenen bilgilendirme toplantısında tutuklu gazetecilerin avukatları, dosyada hiçbir sanıkla ilgili suç oluşmadığını belirtti ve gazeteciler derhal serbest bırakılması çağrısında bulundu.

Barış Terkoğlu ve Barış Pehlivan’ın avukatı Serkan Günel, ilk duruşmada iddianamede suçlamalara ilişkin somut bir gerekçe yer almadığını söyledi ve haberde yer alan bilgilerin daha önce ifşa edilen bilgiler olduğunu vurguladı. 

Hülya Kılınç’ın avukatı Onur Cingil de dosyanın “gazetecileri tutuklamak için hazırlandığını” savundu.

Aydın Keser ve Ferhat Çelik’in avukatı Özkan Kılıç ise iddianame öncesi basında yer alan haberlere dikkat çekti ve “İktidar medyası Şubat ayında yayınlanmış haberleri görmeyerek bizim haberlerimizi birdenbire casusluk ve devlet sırrı gibi gösterdi” dedi.

‘İddianame değil niyetname’

İlk savunmayı yapan Yeniçağ yazarı Murat Ağırel savunmasında “FETÖ ile mücadele eden Kemalist bir gazeteci olduğunu ve somut bir delile dayanmayan suçlamalar nedeniyle 120 gündür cezaevinde bir hücrede tek başına tutulduğunu” söyledi.

Hazırlanan iddianame için “niyetname” tanımını yapan Ağırel, eşi ve çocuklarıyla bir mekanda oturdukları sırada Cumhurbaşkanı’nın Libya’da “birkaç şehit” olduğunu açıkladığına ilişkin haberleri okuduğunu, konuya ilişkin binlerce sosyal medya paylaşımı yapıldığını aktardı:

Sosyal medyaya baktım. Konu hakkında binlerce kişi paylaşımında bulunmuştu. Daha öncesinde ise Libya’da bir geminin vurulduğu ve şehitlerimizin olduğu haberleri vardı hatta Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın‘a da bu sorulmuştu. Sayın Kalın isabet etmediğini bildirmişti.

Benim de yazarı olduğum Yeniçağ gazetesi internet haber servisi bu konuda bir haber yapmış ancak kaldırmıştı. Yeniçağ İnternethaber sorumlusu Batuhan Çolak silinen haberi kendi twitter hesabında birkaç tweet mesajı ile haberleştirmişti. Okudum. Şehitlerimizden birisi emekli olmasına rağmen tekrar göreve çağrılmış sonra şehit olmuş, cenazeleri de törensiz yapılmış yazıyordu.

Ağırel bunun üzerine Çolak‘ı aradığını, Çolak’ın kendisine, bilgiyi resmi kurumlardan onaylattığını söylediğini anlattı:

Her Türk evladı gibi ben de her şehit haberinde çok üzülüyorum. Çünkü şehitler tane değildir. (…) İşte tam bu saikle, gazeteciliğin vermiş olduğu haber refleksi ile düzgün, doğru bilgileri ve düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Ağırel sonrasında sosyal medyada, pek çok haber sitesinde ve forumda konuyla ilgili içerikler gördüğünü belirtti.

Ağırel bundan sonra gözaltı sürecini anlattı ve “Öncelikle tahliyemi, savunmamın nişanesi olarak beraatimi talep ediyorum” diyerek savunmasını sonlandırdı.

Aydın Keser: Hastaneye gitmeme izin verilmiyor

Keser de savunmasında yayımlanan haberin daha önce çeşitli internet sitelerinde yayınlanmış olduğunu vurguladı ve “basın özgürlüğü içerisinde haber değeri taşıdığı gerekçesiyle yapılmıştı” dedi.

Dört aydır tecritte olduğunun altını çizen Keser, eşiyle yalnızca bir kez görüştüğünü, kardiyolojiye gitmesi gerektiğini ancak cezaevlerinde izlenen Covid-19 süreci nedeniyle sevk edilemediğini belirtti.

Ferhat Çelik: Açık kaynaklardan haber yapmak suç mu?

Ferhat Çelik de, haberi açık kaynaklardan aldıklarını belirtti ve “kopyala yapıştır yaparak nasıl casusluk yapmışız?” diye sordu. Çelik açık kaynaklardan haber aldığı için gazetecilere hesap sorulamayacağını söyledi:

Zaten medyanın yüzde 95’i AKP’nin elinin altında. Yüzde beşi bağımsız ve kendi çabalarıyla yapmaya çalışıyor. (…) Gazetecinin açık kaynaklarla haber yapması suç mudur? Benim bu haberi yapmam için bir yerden talimat almam gerekmez.

‘MİT çelenk göndermiş, önlem almamışlar…’

Çelik ayrıca yaptıkları haberde geçen kişilerin MİT mensubu olduğu bilgisinin yer almadığını kaydetti ve “Haberimiz ortada MİT ifadesi geçmiyor. MİT Kanunu gazeteciliğin elini kolunu bağlıyor. Ben önceden bilemem kim MİT mensubu kim değil” dedi:

Günde 10 bin basar, 5 bin satar gazetemiz. Pandemi döneminde de çıkamadık. Bize deseler ki bu haberi geri çekin… Bu haberi yaparken bu insaların kimlik bilgilerinden bihaberiz. Bile bile neden MİT mensubuna binbaşı yazayım?

(…) Kimseden icazet almayız. Gazeteciliği Musa Anter’ler, Hrant Dink, Metin Göktepe’lerden devraldık.

Bir ifşa kastı yok. Manisa’da cenaze yapılıyor, MİT çelenk göndermiş önlem almamışlar.

Vicdanlarda beraat ettiklerini söyleyen Çelik “Bir ifşa kastı olmadığını beyan ediyorum ve beraatimi talep ediyorum” dedi.

Hülya Kılınç: Şehit cenazesinin törensiz defni haberdir

İfadesinde 20 yıldan beri gazetecilik yaptığını ve hayatımda ilk defa ağır ceza mahkemesi karşısına çıktığını söyleyen Hülya Kılınç, “‘MİT mensuplarının açık kimlik, görev ve unvanlarıyla birlikte ifşa ettiğim’ suçlamasını kabul etmiyorum. Benim yaptığım iş, birazdan açıklayacağım üzere, sadece ve sadece gazeteciliktir.” dedi.

Kılınç savunmasında, haberi yazma sebebini şöyle açıkladı:

Yerel bir gazeteci olarak, yaşadığım bölgede bir şehidin olması ve şehidin törensiz defnedilmesi çok büyük haber değeri taşıyan ve haber yapılmasını gerektiren önemli bir olaydır.

 

Üstelik bu konu haberin yayınlanmasından önce devlet yetkilileri tarafından açıklanmış, özellikle Cumhurbaşkanının “Libya’da birkaç tane şehidimiz var” açıklamasıyla kamuoyunda yaygın olarak yer almış ve önemli ölçüde ilgi çekmişti.

İddianamede gizem havası

Kılınç iddianamede, haberi yazma amacıyla yapmış olduğu gazetecilik faaliyetlerinin suç işleme amaçlı ve gizli eylemler olarak yazıya döküldüğünü söyledi:

İddianamede haberi yapmam için; şehidin defnedildiği yere gitmem, yörenin muhtarı, aza, Akhisar Belediyesi Basın Bürosu görevlisi ve şehidin ailesiyle olan görüşmelerim gizli, gizemli ve suç işlemek amaçlı faaliyetler olarak anlatılmaktadır. Bu anlatımın gerçekle ilgisi yoktur.

Bir şehit için askeri tören yapılmaması gazetecilik açısından haber değeri taşıyan önemli bir olay olduğunu söyleyen Kılınç bu nedenle haberi yazdığını söyledi ve beraatini talep etti.