Ana Sayfa Blog Sayfa 2055

AYM, Farisoğlulları ve Güven’in itirazlarını reddetti

HDP’li Leyla Güven ve Musa Farisoğulları‘nun başvuruları Anayasa Mahkemesi tarafından reddedildi. Güven ve Farisoğlulları vekilliklerinin düşürülmesinin iptali ve iadesi için başvuru yapmıştı. Başvuruyu inceleyen Yüksek Mahkeme, karar verilmesine yer olmadığına hükmetti. AYM yetkinin kendisinde değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde olduğunu söyledi.

AYM, gündemindeki diğer başlık olan, CHP’nin infaz yasasındaki bazı hükümlerin iptali istemiyle yaptığı başvurunun ilk incelemesini de tamamladı. Buna göre, başvuru esastan görüşülecek. 

Anayasa Mahkemesi ayrıca “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu”nda yer alan “şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez” hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle yapılan başvuruyu da inceledi. Mahkeme başvuruyu ileri bir tarihte sonuçlandırmayı kararlaştırdı.

Almanya’da tek kullanımlık plastikler yasaklandı

Almanya hükümeti, plastik atıkların azaltılmasını amaçlayan Avrupa Birliği mevzuatı doğrultusunda ülkedeki tek kullanımlık plastiklerin satışını yasakladı. Yasak 3 Temmuz 2021’den itibaren yürürlüğe girecek.

Bakanlar Kurulu’nda kabul edilen karar pipet, kulak temizleme çubuğu, plastik çatal-kaşık-tabak ile polistiren (strafor) bardak ve kutu gibi tek kullanımlık ürünleri kapsıyor.

Amaç kullan-at kültürüne son vermek

Deutsche Welle’de yer alan habere göre Almanya Çevre Bakanı Svenja Schulze, amaçlarının “kullan-at” kültürüne son vermek olduğunu söyledi. Schulze, Almanya’da parklar ve diğer kamusal alanlardan toplanan çöplerin yüzde 20’ye kadar olan bölümünün çoğu polistiren kaplar olmak üzere tek kullanımlık plastik ürünlerden oluştuğunu belirtti.

Schulze “Tek kullanımlık plastikler, okyanuslarımızı kirletiyor. Küresel çapta bu kirlenme devam ederse 2050’ye geldiğimizde okyanuslarda balıktan daha çok plastik olacak” dedi.

Mikroplastikler her yerde

Plastikler doğada parçalarına ayrılamadığı için mikroplastiklere dönüşüyor. Mikroplastikler atmosfere, daha sonra ise toprağa ve sulara karışıyor. Artık giderek daha sık bir şekilde balık, kuş ve diğer hayvanların vücutlarında mikroplastiklere rastlanıyor.

Alman Çevre Bakanlığı’nın verilerine göre ülkede her bir saatte yaklaşık 320 bin tek kullanımlık bardak tüketiliyor. 2017’de paket servislerde kullanılan malzemelerin oluşturduğu atık miktarı 346 bin ton.

Bayer, glifosat davacılarına 12 milyar dolar ödeyecek

Alman ilaç ve kimya devi Bayer, ABD‘de yabani otlara karşı kullanılan glifosat maddesinin kansere yol açtığı gerekçesiyle açılan davalardan vazgeçmeleri için davacıların büyük bölümüyle anlaştı. Bayer’den yapılan açıklamada, Roundup adlı pestisitle ilgili açılan davalarda, 10 milyar 900 milyon dolar ödeme karşılığında 125 bin davanın dörtte üçünün geri çekileceğini duyurdu. Firma ayrıca Dicamba adlı pestisit hakkında dava açanlara 400 milyon dolar ve kısaca PCB olarak bilinen klorlanmış hidrokarbon kirliliği yüzünden zarar görenlere de 650 milyon dolar ödeyecek. 
 
Bayer’in ABD’li tarım şirketi Monsanto’yu 63 milyar dolara satın almasından iki yıl sonra gelen kararın ardından firmanın hisse fiyatlarının düştüğü görüldü. 

Dava konusu olan Roundup adlı yabani otla mücadele ilacı Türkiye’de de satılıyor. Dünya genelinde yaygın kullanılan tarım zehirlerinden olan glifosat, zararları konusunda en çok tartışılan kimyasallardan. 

Bayer, Monsanto‘yu satın aldıktan sonra bu firmanın geliştirdiği Roundup ilacı nedeniyle kanser olduklarını iddia edenlerin açtığı davalarda milyarlarca dolar tazminat ödemeye mahkûm edilmişti. İlk üç davadaki astronomik tazminatların ardından Bayer’e pestisitin içeriğindeki glifosat nedeniyle kansere yakalandığını söyleyen binlerce kişi daha dava açtı. Firma tazminatların yanı sıra bu kimyasalların Hodgkin dışı lenfoma kanseri gelişmesine neden olabileceğini de kabul etti.

Anlaşmanın kapsamında, henüz dava açmamış ama avukatlarla anlaşarak dava açma hazırlığı yapanlar da yer alıyor. Şirket, toplamda 8,8 milyar dolar ile 9,6 milyar dolar arasında ek bir ödemenin mevcut davayı çözeceğini ve gelecekteki potansiyel davalarda kullanılmak üzere bir kenarda tuttuğunu da açıkladı.

Şikayetçilerin avukatları daha önce üç davayı kazanmış; davalar toplam 2.3 milyor dolardan fazla tazminatla sonuçlanmıştı. Ancak duruşma hakimleri sözkonusu jüri kararlarını düşürmüştü. Her üç davada da jüriler, glifosat herbisitlerinin Hodgkin dışı lenfomaya neden olduğunu ve Monsonto’nun riskleri gizleyip kullanıcıları uyarmadığına karar vermişti. Bayer, bu davalardaki davacıların anlaşmaya dahil olmadığını söyledi.

Dicamba 

Çiftçilerin, Bayer’in Monsanto ve BASF tarafından geliştirilen dicamba pestisitlerinin Monsanto tarafından geliştirilen dikamba toleranslı ürünler üzerine püskürtülmesini talep ettiği iddiaları ise “haksız fiil” kapsamında değerlendirildi. Bu yılın başlarında yapılan bir duruşmada Monsanto , Missouri şeftali çiftçisine bahçesine dikamba hasarı için 265 milyon dolar tazminat kararı çıkmıştı. 

Daha sonra 100’den fazla çiftçi de benzer yasal iddialarda bulundu. Bayer, 2015-2020 mahsul yıllarına ilişkin iddialarla birlikte, ABD’nin Missouri Doğu Bölgesi Bölge Mahkemesi’nde bekleyen çok bölgeli dicamba davalarının çözülmesi için toplam 400 milyon $ ödeyeceğini söyledi.  Çiftçilerin avukatı Joseph Peiffer, “Bugün açıklanan karar, Amerika ve dünya masasına yemek koymak isteyen çiftçiler için işleri düzeltmek için önemli bir adım” dedi.

Bu ayın başlarında bir federal mahkeme de Çevre Koruma Dairesi‘nin Monsanto, BASF ve Corteva Agriscience tarafından satılan dikamba herbisitlerini onaylayarak yasayı ihlal ettiğine karar vermişti. .

PCB 

Bayer, PCB kimyasalları ile ilgili davaları çözmek için de New Mexico, Washington ve Columbia Bölgesi Başsavcılarıyla ayrı anlaşmalar yaptığını açıkladı. Bu anlaşmalar kapsamında yaklaşık 170 milyon dolar ödeme yapılacak. Firma, potansiyel nakit çıkışının 2020’de 5 milyar doları ve 2021’de 5 milyar doları aşmayacağını, kalan bakiyenin 2022 veya sonrasında ödeneceğini söyledi.

 

Vapurlar sonbahara kadar beş kuruş olacak

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) teklifi üzerine Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) bugün oy birliğiyle vapur hatlarının ücret tarifesinde indirime gitti.

Şehir Hatları vapurlarında ücret tarifesi, 31 Ağustos 2020 tarihine kadar 10.00-16.00 saatleri arasında 5 kuruş olacak şekilde yeniden fiyatlandırıldı. Uygulamayla sabah saatlerindeki yoğunluğu azaltmak ve deniz ulaşımının özendirilmesi amaçlanıyor.

Adalar dahil değil

Buna göre, Üsküdar-Eminönü, Kadıköy-Eminönü, Kadıköy-Karaköy, Kadıköy-Beşiktaş ve 3 iskeleden fazla uğramalı hatların fiyatı 10.00-16.00 saatleri arasında beş kuruş olacak. İndirim, Adalar‘a yapılacak seferleri kapsamıyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, Instagram‘dan yaptığı paylaşımda “Daha çok vapur, daha çok deniz ulaşımı. Şehir Hatları vapurlarımızın kullanım ücretlerini, deniz ulaşımını yaygınlaştırmak ve esnek çalışma saatlerini teşvik etmek amacıyla 31 Ağustos tarihine kadar 10.00-16.00 saatleri arası 5 kuruşa düşürdük” dedi.

https://www.instagram.com/p/CB2630ehFnL/?utm_source=ig_embed

İBB Meclis üyesi Tarık Balyalı da Twitter hesabından “İstanbul’umuza hayırlı olsun” diyerek yeni tarife için yapılmış olan teklifi paylaştı.

Kazım Koyuncu aramızdan ayrılalı 15 yıl oldu

Çernobil felaketinin ardından yakalandığı kanser sebebiyle 33 yaşında yaşamını yitiren sanatçı Kazım Koyuncu aramızdan ayrılalı 15 yıl oldu.

Müziğinde yenilikler ve denemeler yapmaktan kaçınmayan Karadeniz müziğini kitlelere taşıyan ve çoğu kişinin hayatında söylediği şarkılar ile iz bırakan Koyuncu, ölüm yıl dönümünde de sevenleri tarafından anıldı.

Kazım Koyuncu kimdir?

Sanatçı için doğduğu yer olan Hopa Belediyesi de “Kazım Koyuncu kimdir?” isimli bir video paylaştı. Birçok kişinin seslendirdiği videoda Koyuncu şu cümleler ile anıldı:

Kazım sevgidir.

Bin kilometre ötelerden gelip dokunandır bize.

Kazım sen ben sevgi, zaman; Kazım yaşamdır.

Kazım sevgidir, aşktır.

Kazım hayaldir, mutluluktur.

Türkülerle büyüdü

Koyuncu, nüfusa geç kaydedildiğinden dolayı resmi doğum tarihi 10 Mayıs 1972 olsa da 7 Kasım 1971’de Artvin’in Hopa ilçesine bağlı Yeşilköy’de dünyaya geldi.  Ailenin 6 çocuğundan 5’incisi olarak dünyaya gelen sanatçı, babaannesinden masallar, “Kemençeci Yaşar” lakabıyla tanınan Yaşar Turna‘dan türküler dinleyerek büyüdü.

Müziğe ortaokul yıllarında babasının aldığı mandolinle başlayan Koyuncu, futbolla ilgilendi ve sıkı bir Trabzonspor taraftarı oldu. Koyuncu, 1989’da köyünden ayrılarak İstanbul Üniversitesi‘nde Kamu Yönetimi Bölümü’ne kayıt yaptırdı. Müzik çalışmalarına o yıllarda ağırlık veren Koyuncu, 1992’de Ali Enver‘le birlikte “Dinmeyen” isimli müzik gurubunu kurarak profesyonel müziğe adım attı.

Kazım çocuktur, gençtir, çocuktur, bizdir.

Kazım isyandır, Kazım devrimdir.

Kazım halkların kardeşliğidir.

‘Soru işaretini tercih ettim’

Tiyatro oyunlarına da müzik yapan sanatçı 1993’te okulu bıraktı. Koyuncu, daha sonra okulu bırakma kararına ilişkin sorulan bir soruya, “Zor dönemler, o okulu bitirip kaymakam falan olacaksın ya da kendi istediğin işi yapacaksın ama hep soru işaretleri olacak, sonu nereye varacak? Bu tercihlerden soru işaretli olanını tercih ettim” cevabını vermişti.

Sanatçı, Karadeniz müziğini rock müzikle birleştirip kendi tarzını oluşturdu. Aynı yıl arkadaşlarıyla birlikte Zuğaşi Berepe adında bir grup kuran Koyuncu, hem yeni grubuyla hem Dinmeyen grubuyla çalıştı.

Son konserini 2005’te verdi

Koyuncu, yeni grubuyla ilk albümü Va Mişkunan’ı (Bilmiyoruz) 1995’te yayınladı. Dinmeyen grubu 1996’da Sisler Duvarı albümünü çıkarmasının hemen ardından, Zuğaşi Berepe grubu ise ikinci albümleri İgzas’tan sonra 1999’da dağıldı. Koyuncu’nun ilk kişisel albümü Viya! ise 2001’de yayınlandı.

Koyuncu, esas tanınırlığını 2002’de yayınlanan Gülbeyaz isimli televizyon dizisinin müziklerini yapmasıyla elde etti. 2004’te ikinci solo albümü Hayde‘yi çıkardı.

Kanser teşhisi 2004’ün Aralık ayında konuldu. Doktorlar fazla yorulmaması gerektiğini söylese de sanatçı konserler vermeye devam etti. Son konserini 4 Şubat 2005’te Taksim’deki Yeni Melek Gösteri Merkezi’nde verdi.

Kazım gökyüzüdür, günün karanlık saatidir.

Kazım fırtınadır.

Kazım asidir, Kazım Karadeniz’dir.

Kazım mavidir, yeşildir. Kazım doğadır.

Fotoğraf: Hopa Belediye Başkanı Taner Ekmekçi

Nükleere karşı verilen mücadelenin sembolü

26 Nisan 1986 yılında Sovyetler Birliği’nin Pripyat kentindeki Çernobil Nükleer Santrali’nde yaşanan patlama dünyanın en büyük felaketlerinden birine yol açtı. Yüz binlerce insanın ölümüne ve hastalanmasına yol açan radyoaktif yüklü bulutlar kısa sürede Türkiye’ye de ulaştı. Piyasadaki çaylar en önemli radyasyon kaynağı oldu.

Patlamanın Türkiye için en büyük sonucu özellikle Doğu Karadeniz’de kanser vakalarının artması oldu. Hopa’lı sanatçı Kazım Koyuncu’nun kansere karşı mücadelesi Türkiye’de Çernobil ve kansere karşı verilen mücadelenin en önemli simgelerinden biri haline geldi.

Resmi araştırma yapılmadı

Türk Tabipler Birliği’nin 2006’da yayınladığı “Çernobil nükleer kazası sonrası Türkiye’de kanser” başlıklı rapora göre son 3 yılda Hopa’daki ölümlerin birinci nedeni yüzde 47.9’la kanserdi.

Raporda bölgede artan kanser vakalarının Çernobil’le ilişkisinin araştırılması için Doğu Karadeniz’de bir kanser taraması yapılması gerektiği belirtilmişti. Ancak şu ana kadar böyle bir tarama yapılmadı. Çernobil felaketi ile ilgili resmi bir araştırma paylaşılmadığı için bunun bağlantısı halen ortaya konulmuyor.

Açık mektup: Koronavirüs krizi demokrasiye tehdit oluşturuyor

Aralarında Nobel ödüllü isimlerin, demokrasi destekçisi organizasyonların, eski devlet ve hükümet başkanlarının bulunduğu 500’den fazla kişi ve kuruluş açık bir mektupla uluslararası toplumu koronavirüs krizinin demokrasiye oluşturduğu tehdit konusunda uyarı yaptı.
 
DW Türkçe‘nin aktardığına göre, kamuoyuyla perşembe günü paylaşılan açık mektupta salgının dünya genelinde sadece yaşamı ve insanın varoluşunun temelini tehdit etmediğine, özgür demokrasinin geleceğini de tehlikeye attığına dikkat çekildi. Mektupta “Koronavirüs krizi, değer verdiğimiz özgürlüklerin tehlikede olduğunu ve bunları nasılsa var olan bir hak gibi görmememiz gerektiğini gösteren ürkütücü bir uyanma çağrısı, acil bir uyarı” ifadelerine yer verildi.

Birçok ünlü isim imzacı

Stockholm merkezli demokrasi enstitüsü IDEA ve Amerikan Ulusal Demokrasi Vakfı‘nın (NED) ortak girişimi olan açık mektuba aralarında yaklaşık 70 organizasyonun, Frederik Willem de Klerk, Juan Manuel Santos ve Lech Walesa gibi Nobel ödülü sahibi kişilerin ve 60 kadar eski hükümet ve devlet başkanının bulunduğu 500’den fazla kişi ve kuruluş imza verdi. 

Hongkong’lu demokrasi aktivisti Joshua Wong, aktör Richard Gere ve AB Parlamentosu’nun eski üyelerinden Elmar Brok da mektuba imza atan kişiler arasında bulunuyor.

Filipinler'de terörle mücadele yasasını protesto gösterisinden

Mektupta otoriter rejimlerin yaşanan durumu eleştiren sesleri susturmak ve güçlerini pekiştirmek için kullanmasının çok şaşırtıcı olmadığı kaydedildi. Ancak demokratik olarak seçilmiş bazı hükümetlerin de salgınla mücadele sırasında insan haklarını kısıtlayan ve devlet kontrolünü genişleten yöntemler kullandıklarına vurgu yapıldı. Açık mektupta, parlamentoların karar alma sürecinin dışında bırakıldığına, gazetecilerin tutuklandığına ve azınlıkların suçlu ilan edildiğine dikkat çekildi.

Filipinler, Macaristan, El Salvador ve Türkiye

IDEA Genel Sekreteri Kevin Casas-Zamora, otoriter önlemler alan veya hesap verme sorumluluğu konusunda yeterli görmedikleri ülkelere örnek olarak ise Filipinler, Macaristan, El Salvador ve Türkiye’yi gösterdi.

 

Casas-Zamora “Acil durum yetkilerini devreye sokmak için meşru gerekçeler mevcut. Ancak bir hükümetin bunları bağımsız basın ve diğer temel hakları sınırlama için kullanması her zaman problemli bir durum” diye konuştu. 

‘Demokrasi hâlâ en etkili sistem’

Mektupta ayrıda demokrasinin hâlâ küresel krizleri atlatmak için en etkili sistem olduğunun da altı çizildi.

IDEA’nın verdiği bilgilere göre salgın nedeniyle şimdiye kadar dünya genelinde 66 seçim ertelendi veya iptal edildi. 50’ye yakın ülke basın özgürlüğüne bir biçimde kısıtlama getirdi. Bu ülkelerin 21’i demokrasiyle yönetiliyor.

 

‘Bizden önce kadının adı yoktu’ diyen AKP’li Zengin’e tepkiler büyüyor

Meclis Genel Kurulu’nda Yargı Reformu Strateji Belgesi kapsamında hazırlanan Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin görüşmeleri sürerken dün akşam (24 Haziran Çarşamba) Meclis TV ekranlarından yansıyan konuşmalar kamuoyu ve kadın örgütlerinin tepkisine neden oldu. 

HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit’in “çocuk istismarını” meşrulaştıran yasa taslağını hatırlatması üzerine söz alan AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin, uzun zamandır “kadınlar üzerinden terörün legalize edilmesiyle” ilgili özel bir gayret olduğunu belirtti. Zengin, şunları söyledi: 

“Bunu kaldıran bizleriz. Türkiye’de kimin ne derdi varsa TBMM’ye geliyor. Roman kardeşlerimiz yok mu? CHP’yi ziyaret etmedi mi? Roman milletvekilleriniz her gün size söylemiyorlar mı? HDP’yi ziyaret etmedi mi? İYİ Parti’yi, MHP’yi ziyaret etmedi mi kardeşlerimiz? Bu insanlar, şu anda resmi olarak evli. 286 insandan bahsediyoruz. Resmi evli bu insanlar ve eşleri hapishanedeyken halen evlat sahibi olmaya devam ediyorlar. Yani bu talep kimin talebidir? Bizim talebimiz mi? Vatandaşın kendi talebi…”

‘Kadın kelimesinin adı yoktu’

Sözlü tartışmaların ardından Zengin, “AKP gelene kadar kadın kelimesinin adı yoktu Türkiye’de” dedi. Sözleri kısa zaman içinde sosyal medyada viral olan Zengin’e sosyal medya kullanıcıları AKP döneminde bakanlıktan “kadın” kelimesinin çıkarılması başta olmak üzere kadın hakları gasplarını hatırlattı.

Sosyal medya üzerinden verilen tepkilerin bazıları şöyle: 

Yeşil Politika Okulu başvuruları başladı

Yeşil Düşünce Derneği yeşil düşüncenin yaygınlaşması, yeşil politikalara dair bilgi ve farkındalığın artması ve toplumsal sorun alanlarına dair yeşil politik bir düşünce ve dilin gelişmesi amacıyla başlattığı Yeşil Politika Okulu’nu yeniden açıyor.

13 Temmuz – 9 Ekim tarihleri arasında, çevrimiçi gerçekleşecek programa Türkiye’nin bütün illerinden katılmak mümkün. Katılımcı adaylarının 3 Temmuz gece yarısına kadar başvurularını tamamlaması bekleniyor.

Yeşil Politika Okulu nedir?

Yeşil Düşünce Derneği’nin program koordinatörü Emine Özkan, Yeşil Politika Okulu Programı’nın günümüzün toplumsal sorunlarını ve politik tartışmalarını yeşil düşünce ve yeşil politika temelleri üzerinden ele almayı ve katılımcıları ile değerlendirmeyi sağlamak için programı yeniden başlattıklarını söyledi.

Özkan, Yeşil Politika Okulu’nda 3 ay boyunca iklim krizi, Türkiye’nin iklim politikaları, doğa korumacılık anlayışı, LGBTİQ+ hakları, kadın hakları, yurttaşlık ve azınlık hakları, barış politikaları, kırsal yaşam ve kent politikaları, adil sağlıklı gıda ve tarım politikaları, enerjinin demokratikleşmesi gibi pek çok konuyu ele alacaklarını ifade etti.

 

Eğitimciler ve aktivistler bir arada

Müfredatın hazırlanmasında ve eğitim araçlarının belirlenmesinde konusunda uzman eğitimciler ile çalıştıklarını belirten Özkan “Destek aldığımız uzman eğitimcilerle ve aktivistlerle birlikte, çok yönlü ve şenlikli bir program hazırladık. Katılımcılarımızla birlikte zenginleştireceğimize inandığımız programın Türkiye’de ekoloji mücadelesine büyük katkı sunmasını umuyoruz” dedi.

Programda yer alacak eğitimcilerin listesi ise şu şekilde: Dr. Öğretim Üyesi Alper Akyüz, Rana Göksu, Dr. Ümit Şahin, Dr. Sinan Erensu, Orhan Esen, Dr. Nil Mutluer, Sema Semih, Dr. Öğretim Üyesi Serkan Köybaşı, Doç Dr. Olgun Akbulut, Dr. Öğretim Üyesi Zülfiye Yılmaz ve Doç Dr. Ahmet Atıl Aşıcı.

Nasıl başvurulur?

Emine Özkan, Yeşil Politika Okulu’nun, yerelde politik ve ekolojik mücadele alanlarında aktivizm yapan ve yapma motivasyonu olan kişiler, kimlikleri sebebiyle ayrımcılık ve ötekileştirmeye maruz alan kişiler ile yeşil politika perspektifini çalışma alanları, bulunduğu örgüt ya da yerelde yaygınlaştırmak isteyen kişiler başta olmak üzere herkese açık, katılımcı ve şenlikli bir aktif eğitim programı olduğunu belirtti.

Bilginin farklı demografik ve coğrafi topluluklara yayılabilmesini hedeflediklerini ifade eden Özkan, İstanbul dışından katılımcıları çoğaltmak için duyuruyu küçük şehir ve kasabalara yaymak için destek çağrısında bulundu.

Program hakkında detaylı bilgi almak ve başvuruda bulunmak için derneğin web sitesini ziyaret edebilirsiniz.

Yeni İnsan Yayınevi’nin ücretsiz erişime açtığı kitaplara ulaşmak için son tarih 1 Temmuz

Yeni İnsan Yayınevi‘nin koronavirüs salgını sırasında “salgın sonrasında daha sürdürülebilir bir dünyayı hep birlikte inşa etmeye katkı sağlamak” amacıyla okuyucuların ücretsiz erişimine açtığı kitaplara son erişim tarihi 1 Temmuz.

Bu süreçte Ekolojik Anayasa, Ekolojik Yaşam Rehberi, Tarım ve Gıdanın Dönüşümü ve Gıda Bağımsızlığı ve Sürdürülebilir Tarım Mümkün mü? isimli kitaplar erişime açılmıştı.

Yeni insan yaptığı paylaşımda “Pandemi sonrası sürdürülebilir bir yaşam talebine yanıt veren okurlarımıza teşekkür ederiz” dedi. Okuyucuları bekleyen kitaplar ise şu şekilde anlatıldı:

1- Ekolojik Anayasa

Korona salgını toplumsal düzenin ne kadar da kırılgan olduğunu gözler önüne serdi. Özellikle doğa ile olan ilişkimizi siyasal temelde yeniden tanımlamamız gerekiyor.

2011 yılında yayınlanan Ekolojik Anayasa, bu ilişkiyi nasıl yeniden yapılandırabileceğimize dair tartışmaları bir araya getiriyor. Neredeyse 10 yıl önce yayımlanmış olsa da, değişen bir şey yok. BM Genel Sekreteri’nin de dediği gibi iklim krizi salgından derin bir aciliyet olarak müdahale edilmeyi bekliyor.

Hem salgından çıkış hem de salgından sonraki dönemde daha adil ve sürdürülebilir bir toplum yaratmak için yeşil bir düzene ihtiyaç var. Bu noktada, tartışmalara katkı sunması için Ekolojik Anayasa’yı internette herkesin erişimine açtık. Ulaşmak için tıklayınız.

2-Ekolojik Yaşam Rehberi

Ekolojik Yaşam Rehberi kitabımızı, ilk olarak 2011 yılında kimyasallardan uzak, sürdürülebilir yaşam sürmek isteyenlere bir kılavuz olsun diye basmıştık. Yaşadığımız korona salgını sonrası bu yöntemlere hepimizin ne kadar da ihtiyacı olduğunu bir kez daha görüyoruz. Ekolojik Yaşam Rehberi başlıklı kitabımıza ulaşmak için tıklayınız.

3- Gıda Bağımsızlığı

Yayımladığımız Gıda Bağımsızlığı, giderek endüstrileşen “gıda sektörü”nü nasıl dönüştürmemiz gerektiğine odaklanıyor. Yerel gıda üretim sistemlerini inceleyen bu kitap, nasıl sürdürülebilir ve hepimize yeten bir sistem kurulabilir sorusuna yanıt arıyor.

Gıda krizi artık evimizin içinde ve bu krize dur demek bizim elimizde. Gıda Bağımsızlığı kitabına ulaşmak için tıklayınız.

4- Tarım ve Gıdanın Dönüşümü

1980’lerden bu yana, çiftçi nüfusunu yüzde 1’in altına düşüren, tarımı köylülerin elinden alıp şirketlerin insafına ve kâr hırsına bırakan ABD’nin bu modeli, Türkiye’de iktidara gelen bütün siyasi partilerce desteklenen ve uygulanmaya çalışılan politikalar oldu. Şimdi işler ters gitmeye başladı. Çünkü gıda güvenliği zaten çoktan yitirildi, gıda krizi ise kapıda.

Bundan sonra ne olacak? Richard Heinberg ve Michael Bomford’un organik tarım, permakültür gibi yepyeni tarımsal uygulamaları da göz önüne alarak ortaya serdiği önlemler dizisine kulak vermek ve tek tek hayata geçirmek için daha ne bekliyoruz?

Şimdi bu korkunç yanlıştan geri dönmek, sürdürülebilir bir tarım sistemi tasarlamak gerekiyor. Bunun için de Tarım ve Gıdanın Dönüşümü başlığımızı okurlarımıza açmıştık. Kitabımıza buradan ulaşabilirsiniz.

5- Sürdürülebilir Tarım Mümkün mü?

Parçası olduğumuz doğaya bütüncül bir bakış ekseni etrafında enerjiden ulaşıma, sanayiden kentleşmeye kadar tüm yaşam radikal bir dönüşüme gerek duymaktadır. Politik olarak tüm insanların bu sorunların büyüklüğünün farkına varmalarını sağlamak yeterli değil, hep birlikte harekete geçmenin zamanıdır. Küçük çiftçilerin toprakları üzerinde üretim yapmaya devam edip bizleri doyurabilmeleri için bizler de dünyanın tüm sokaklarını şenlikli taleplerimizle doldurmalıyız.

Biz de bu talebimizi dile getirmek için Sürdürülebilir Tarım Mümkün mü? başlığını okurlarımızın erişimine açmıştık. Kitabımıza buradan ulaşabilirsiniz.

İBB’den iki yeni kampanya: Kardeş Aile, Anne-Bebek

İBB, bağış toplanması İçişleri Bakanlığı‘nca engellenince, ‘Askıda Fatura’ uygulamasına geçmiş, çok sayıda ihtiyaç sahibinin faturaları bu kampanya sayesinde ödenmişti.

Başvurular Alo 153’e

Halen devam eden Askıda Fatura’nın yanı sıra bu iki kampanyaya dahil olmak isteyen ihtiyaç sahiplerinin, Alo 153’ü arayarak Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı Sosyal Destek Programını müracaat etmesi gerekiyor. Başvuru esnasında İstanbulkart numarası kaydı alınacak ve başvurunun onaylanmasının ardından kartlarına yükleme talimatı oluşturacak.  Yardımseverler aracılığıyla bakiye yüklenen meblağ ile  ihtiyaç sahipleri anlaşmalı marketlerden alış veriş yapabilecek. 

Kampanyalarda iki farklı destek tutarı belirlendi. Destek, Kardeş Aile’de ihtiyaca göre 100 TL ile 250 TL iken Anne – Bebek için bir çocuklu aileye 125 TL, iki çocuklu aileye ise 200TL olarak saptandı. Her ay yaklaşık 30 bin aileye destek olunması amaçlanıyor. 

Ayrıca yardımda bulunmak isteyenler ise, 153 İBB Beyaz Masa’ya ulaşarak ya da https://askidafatura.ibb.gov.tr/ web sitesini ziyaret ederek katkıda bulunabiliyor.