Ana Sayfa Blog Sayfa 1892

Gaziemir’deki radyoaktif atıklarla ilgili arazi sahiplerinin açtığı davada bilirkişi raporu açıklandı

İzmir’in Gaziemir ilçesindeki, yıllar önce kapatılmasına rağmen toprağa gömülen radyoaktif maddeler nedeniyle halk arasında İzmir’in Çernobil’i olarak bilinen ve Pınar Demircan tarafından da gündeme getirilen eski kurşun fabrikası hakkında inceleme yapan bilirkişi, raporunu tamamladı.

Bölgedeki arazi sahipleri tarafından Aslan Avcı Döküm Sanayi Ticaret A.Ş.’ye açılan davada, arazi sahipleri şirketi radyoaktif madde ile topraklarını ve yeraltı sularını zehirlemek ile suçluyordu.

İzmir 7’inci Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından görülen davada, mahkeme bilirkişi raporuna başvurulmasını hükmetmişti.

‘Etkileri gelecekte de devam edecek’

Kimya Mühendisi Abdullah Kaymaz tarafından hazırlanan bilirkişi raporu ağır kimyasal ve radyoaktif kirleticilerin bölgede hala yer aldığına ve bu maddelerin doğayı ve insan sağlığını olumsuz etkilediğine işaret ediyor.

Radyoaktif kirliliğin söz konusu olmasından dolayı mutasyona uğrayarak  gelecekte de bu etkilerin devam edeceğinin vurgulandığı rapor iş güvenliği ve çevre ihlallerinin yapıldığının altını çiziyor.

‘Yönetmeliklere aykırı davrandı’

Şirketin faaliyetlerine başladığı tarihten sonlandığı tarihe kadar geçen sürede İş Sağlığı ve İş Güvenliği Tüzüğü’nün 6, 61 ve 83’üncü maddelerinde açıklanan önlemleri almadığı belirtilen raporda yükümlülüklerin de yerine getirilmediği belirtiliyor.

Raporda şirketin ayrıca, 2872 sayılı Çevre Kanunu Kirletme Yasağı ve Atık Yönetimi Yönetmeliği’ne aykırı davranarak yükümlülüklerini yerine getirmediği, çevre mevzuatında öngörülen tedbirleri almadığı ve yeraltı sularını ve bahsi geçen arazideki toprağı kirlettiği aktarılıyor.

Şirketin, bunlara ek olarak iyonlaştırıcı radyasyon ışınlamalarına karşı kişilerin ve çevrenin radyasyon güvenliğini sağlamak amacıyla çıkarılmış olan Radyasyon Güvenliği Yönetmeliği’ne ve Radyoaktif Maddenin Güvenli Taşınması Yönetmeliği’ne aykırı davrandığından bahsediliyor.

Raporda yapılan incelemeler sonucunda toprakta ve suda radyoaktif ve tehlikeli kimyasal maddelerden oluşan kirliliğin gerçekleştiği ancak ölçümlerin yetkili kurum ve kurumlarca 2020 yılı itibariyle yeniden yapılması gerektiği belirtiliyor.

Ne olmuştu?

Emrez Mahallesi’nde, 1940 yılında faaliyete başlayan Aslan Avcı Döküm Sanayi Ticaret A.Ş.’ye ait olan 70 dönümlük arazide semt sakinlerinin ihbarı üzerine Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından 2007 yılında yapılan araştırma sonucunda 100 bin ton radyoaktif atık gömülü olduğu rapor edilmişti.

İnceleme sonucunda yurtdışında getirilen nükleer çubukların (Europium 152) kurşun ve gümüş geri dönüştürüldüğü sonrasında da denetimsiz olarak araziye gömüldüğü anlaşılmıştı.. Ağır metal atıkların da tespit edildiği bölgedeki radyasyon miktarının ise normal değerin 219 katı  ölçülmüştü.

Yedi yıl sonra başlayan çalışma yarıda bırakıldı

Olayın ortaya çıkmasından yedi yıl sonra ise sahanın temizlenmesi ve rehabilitasyonu için çalışmalar başlamış ancak denetimsizlik ve ihmal burada da devam etmişti.

Nükleer atık bertaraf işi ÇED raporu olmaksızın hiç bir uzmanlığı bulunmayan Turanlar A.Ş isimli şirkete devredilmiş, şirket ise bir yıl sonra ödenek almamasını gerekçe göstererek çalışmayı durdurmuştu.

Tarihin en yüksek çevre cezası

2014 yılında mahalle sakinlerinin şikayeti üzerine şirket hakkında dava açılmış, Davacı vekili Arif Ali Cangı tarafından yürütülen adli süreç 5,7 milyon TL ile şirketin Türkiye tarihinin en yüksek çevre cezasına çarptırılmasına imkan vermişti.

Fabrika sahipleri cezaya itiraz ederek, nükleer temizliği de derme çatma yöntemlerle yapma girişiminde bulunmuş Anayasa Mahkemesi ise cezanın yerinde olduğunu belirterek para cezasını onamıştı.  Ancak, ortaya çıktığı 13 yıl öncesinden bu yana atıklar hala mahalle sakinleri için tehdit oluşturmaya devam ediyor.

Demircan: NDK göreve çağrılmalı

Konuya ilişkin gazetemizin nükleer editörü Pınar Demircan’ın  yorumu ise Nükleer Düzenleme Kurumu ‘nun göreve çağrılması gerektiği yönünde oldu.

2017 yılının Aralık ayında KHK ile kurulan Nükleer Düzenleme Kurumu (NDK)’nın sorumlulukları arasında nükleer tesis güvenliğinden tutun da radyoaktif atıkların yönetiminden radyasyon güvenliğine kadar insan ve çevrenin haklarını ilgilendiren bir çok konu olduğuna işaret eden Demircan, nükleer süreçlerle ilgili radyasyon güvenliği ve toplumsal sağlık konularında tek yetki sahibinin  NDK olduğunun altını çizdi.

‘Türkiye hala iki nükleer projede ısrar ediyor’

Gaziemir’deki nükleer atık sorununu çözmemiş TC’nin nükleer güç sahibi olmak adına Akkuyu‘da inşaat sürecinde, Sinop‘ta ise ÇED sürecinde olan iki projeyle ısrar ettiğini hatırlatan Demircan, Sinop Nükleer Santrali‘nin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanan ÇED raporunda Nihai Atık Bertaraf Tesisi kurmak gibi bir planın da yer aldığına dikkat çekti. Demircan şu ifadelere yer verdi:

Şüphesiz Gaziemir’deki nükleer atık sorunu  olmasa dahi nükleer santral projeleri karşı çıkılmayı hak etse de Gaziemir gibi on yıllarca süren , çözümsüz bırakılan, insanların ve çevrenin mağduriyeti yaşanırken eğer bugün engellemeyi başaramazsak Gaziemir benzeri çok ciddi radyoaktif sorunlarımızın olacağına kesin gözüyle bakabiliriz.

Bunca yıl TAEK’i göreve çağırdık hiç bir sorumluluk alınmadı şimdi de TAEK’i de içine alarak kurulan Nükleer Düzenleme Kurumu’nun yurttaşların  mağduriyetlerini gidermesini ve radyoaktif kirliliğin bertarafını sağlamasını bekliyoruz.

 

 

 

 

‘Salgında engelli çocukların eğitimi fiilen sona erdi’

Eğitimde Eşit Haklar Platformu, ikinci bir emre kadar okullardaki destek eğitimin durdurulmasının ardından açıklama yayınladı.

Açıklamada, söz konusu kararın “Türk Milli Eğitimi’nin temel ilkelerine, anayasal haklar ve imzacısı olunan uluslararası sözleşmelerin tamamına aykırı” olduğu ve bu nedenle “engelli çocukların eğitiminin fiilen sona erdiği” belirtildi.

Açıklamada şöyle denildi:

Pandemi sürecinin başladığı Mart 2020’den bu yana özel eğitimde sunulan online destek, pek çok engelli grubu için “hiç destek almamakla” aynı anlamdadır.

Anaokulu ve 1’inci sınıfların pedagojik durumu, liselerdeki çocuklarınsa gireceği sınavlar düşünülerek verilen kısmi yüz yüze eğitim olanağı, engelli çocuklar için düşünülmemektedir. Zaten pandemi öncesi dahi ihtiyaç duydukları ve hak ettikleri eğitim saatlerinin çok altında ders alabilen engelli çocuklarımızın artık herhangi bir eğitim alma ihtimalleri kalmamıştır.

Tüm eylemlerde çocuğun yüksek yararı gözetilmeli

Platform, hak ve taleplerini şöyle sıraladı:

  1. Covid-19 pandemisi, BM Engelli Hakları Sözleşmesi’nin 11’inci maddesi bağlamında insani acil risk durumudur. Buna göre devletimiz, pandemi sürecinde engellilerin hakları bakımından korunması adına Uluslararası İnsan Hakları Hukuku çerçevesindeki yükümlülüklerini yerine getirmek için gerekli tüm tedbirleri almalıdır. Bu bağlamda devletimizin, engelli çocukların diğer çocuklarla eşit bir şekilde tüm insan temel hak ve özgürlüklerinden tam olarak yararlanmasını sağlamak için gerekli tüm tedbirleri alması beklenir.
  2. BM Engelli Hakları Sözleşmesi, Çocuk Hakları Sözleşmesi ve 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun’a göre engelli çocuklarla ilgili tüm eylemlerde çocuğun yüksek yararının gözetilmesi ilkesi temel düşüncedir.
  3. BM Engelli Hakları Sözleşmesi’ne göre devletler, engelli çocukları ilgilendiren süreçlere engelli çocukların ve onları temsil eden sivil toplum kuruluşlarını dahil etmek zorundadır. Öte yandan Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’ne göre ailelerin özel eğitimin her aşamasına aktif katılımı ve özel eğitim politikalarının geliştirilmesinde Milli Eğitim Bakanlığı’nın, engelli çocuklara yönelik faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşları ile işbirliği içinde çalışması esastır.
  4. Ancak pandemi sürecinde engelli çocukların eğitim hakkına yönelik kararlarda karar süreçlerine, engelli çocukların, ailelerinin ve onları temsil eden sivil toplum örgütlerinin katılımlarının sağlanmadığı, sivil toplum örgütlerinin baskısı ile bazı toplantılar düzenlendiği ama sonuç olarak taleplerin karşılanmadığı görülmektedir. Alınan kararların yararlanıcısı olan engelli çocuklar için kapsayıcı olmadığı, eşitlik ve ayrımcılık ile ilgili yasaların ihlal edildiği açıktır.
  5. Oysa Anayasa’mızda da devletimizin, durumları sebebiyle özel eğitim ve
    öğrenime ihtiyacı olanları topluma yararlı kılmak için gerekli tedbirleri almak zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır. Biz sivil toplum kuruluşları olarak pandemi sürecinin başından itibaren üstlendiğimiz sorumluluğun bilinci ile engelli çocukların eğitimden dışlanma riskiyle karşı karşıya kalacaklarını sürekli gündeme getirdik.
  6. 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun, “Hiçbir gerekçeyle engellilerin eğitim alması engellenemez” ve “Eşitlik temelinde, hayat boyu eğitim imkanından ayrımcılık  yapılmaksızın yararlandırılır” derken, pandemi bahane gösterilerek, engelli çocukların eğitim hakkının engellendiği biliyoruz. Okullarda alınan önlemler engelli çocukları kapsamamaktadır. Bu şekilde eşit eğitim hakkının göz ardı edildiği ortadadır.
  7. Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nde, engelli çocukların, destek eğitim hizmetlerinden yararlanacağı belirtilmişken yine pandemi bahanesiyle destek eğitim hizmetleri durdurulmuştur.
  8. Engelli çocukların eğitimden dışlanıyor olması nedeniyle, aileler maddi, manevi olarak yıpranmış, çocukların pandemiye dek yerleşmiş kazanımlarında geriye gidişler olmuş, eve kapanan çocuklarda istenmeyen davranış değişiklikleri ile birlikte bilişsel, duygusal, fiziki ve sosyal yönden artık telafisi güç zararlar ortaya çıkmıştır.

STK’larla işbirliği yapılmalı

Açıklamanın son kısmında Platform taleplerini; engelli çocuklarımızın eğitiminde onların yüksek yararının gözetilmesi, Platform’un çocukları ilgilendiren karar süreçlerine aktif olarak katılımımızın sağlanması, tüm kademelerde özel eğitim sınıfları ve özel eğitim okullarındaki eğitimlerin, kaynaştırma eğitiminin ve destek eğitim hizmetinin gerekli hijyen önlemleri alınarak ivedilikle başlatılması, yüz yüze eğitime erişimde sorun yaşayacak öğrenciler için uzaktan eğitim ve evde eğitim hizmetlerinin erişilebilirliğinin ivedilikle sağlanması, okula uyum sağlamakta zorlanan çocuklar için psikolojik destek hizmetlerinin sağlanması, eğitimin her bir engelli çocuğu kapsaması adına STK’larla işbirliği yapılması ve “Herkes için kapsayıcı ve nitelikli eğitimin başarılması” için Milli Eğitim Bakanlığı, Aile Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın birlikte çalışması olara sıraladı.

İstanbul Valiliği: Formula 1 yarışı seyircisiz yapılacak

İstanbul Valiliği, 13-15 Kasım’da düzenlenmesi planlanan Formula-1 İstanbul Grand Prix yarışının seyircisiz olarak gerçekleştirileceğini duyurdu.

Açıklamada kararın İstanbul İl Pandemi Kurulu‘nun koronavirüs gerekçesiyle verdiği tavsiye üzerine alındığı belirtildi. Valilik tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:

Koronavirüs salgınıyla mücadele çalışmaları kapsamında; İstanbul İl Pandemi Kurulunun almış olduğu 13-15 Kasım 2020 tarihleri arasında düzenlenecek ‘Formula-1 DHL Turkish Grand Prix 2020 yarışının seyircisiz yapılması’ yönündeki tavsiye kararı uyarınca 05.10.2020 Pazartesi günü saat 10.00’da toplanan İl Hıfzıssıhha Kurulu tarafından söz konusu yarışın seyircisiz yapılmasına karar verilmiştir.

​Satın alınan tüm biletler (otopark dahil) Biletix tarafından hiçbir kesinti uygulanmadan iade edilecek.

Maske tartışmasında darp edilen Rana Batı için dokuz yıl hapis cezası istendi

İstanbul Kadıköy‘de  19 Ağustos’ta  maske takmadığı için polislerle tartışan ve sert müdahaleyle gözaltına alınan Rana Batı ve arkadaşı Zeynep K. hakkında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma tamamlandı.

Polislere küfür ve hakaret etti iddiası

Maskesini takan Rana Batı’nın olay yerinden uzaklaşırken küfür ve hakaret içerikli sözler sarf ettiği iddia edilen iddianamede, polislerin kendisini karakola davet ettiği; arkadaşı Zeynep K.’nın da hakaret içerikli cümleler kurması üzerine polis B.S’nin “Rana Batı’yı etkisiz hale getirebilmek ve devam etmekte olan saldırıyı önlemek amacıyla zor kullanma sınırları içerisinde müdahalede bulunduğu” kaydedildi.

İddianamede,  kamera görüntülerinde Rana Batı’nın müştekilere orta parmak işareti yaptığı, tekme atarak ve elini savurarak polisleri basit tıbbi müdahale ile giderilecek şekilde yaraladığı belirtildi.

İstanbul Anadolu Asliye Ceza Mahkemesi‘nin 15 gün içinde iddianamenin kabulü veya reddi yönünde karar vermesi bekleniyor.

Fransa koronavirüse karşı alarmda: Pek çok kentte yeniden karantina tedbirleri alındı

Fransa’da koronavirüs kaynaklı vaka sayılarının ve hayatını yitirenlerin sayısının artmasıyla birlikte yeniden önlemler alınmaya başladı.

Sağlık Bakanı Olivier Veran geçtiğimiz hafta yaptığı basın açıklamasında ülkenin Paris, Lyon, Lille, Montpellier gibi önde gelen kentlerinde bar, restoran ve spor salonu gibi yerlerin 15 gün süreyle çalışmayı durduracağını belirtmişti.

Kısıtlamalar bu hafta itibarıyla uygulanmaya başladı.

Pek çok işletme sahibi, bu durumun kendilerine yaşatacağı ekonomik sıkıntılardan ötürü önlemleri protesto ediyor.

Şiddete uğrayan kadın başvurmasa da korumaya alınacak, fail ile uzlaşma kalkıyor

 
AKP Edirne Milletvekili Aksal, partisinin il başkanlığında yaptığı açıklamada,  kadına karşı şiddetin önlenmesi ve kadınların korunmasına yönelik ‘2020-2021 Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Koordinasyon Planı’nın hazırlandığını belirtti.
 
Kadına karşı şiddetin önlenmesiyle ilgili yapılan son çalışma kapsamında İçişleri Bakanlığı’nca 81 il valiliğine genelge gönderildiğini anlatan Aksal,  yeni kararların uygulanmasıyla ilgili 18 pilot il seçildiğini belirtti:
 

Bu plan kapsamında kişiye özel takip getiriyoruz.Şiddete maruz kalan herkesi takip edeceğiz.Eğer bir kadın şiddete maruz kalıyorsa kendisi başvurmasa bile kolluk güçlerimiz ve yetkili eğitimli personel tarafından bu kişi, koruma altına alınacak. Bazen şiddete maruz kalan kişiler, gidip davacı oluyorlar ve şiddet gösteren kişi hüküm giyiyor. Tutuklanıyor ve tutukluluk süresi bittiğinde serbest kalıyor. Şiddete maruz kalan kişinin bundan haberi olmuyor. Artık otomatik olarak bunlar hüküm süresi biter ve cezaevinden salıverilirlerse şiddet mağduruna haber verilecek.”

Şiddet uygulayan erkek silah taşıyamayacak, arabuluculuk yapılmayacak

Kadına karşı şiddet uygulayan kişinin ruhsatlı olsa da bundan böyle silah taşıyamacağını ve silahına el konulacağını vurgulan AKP’li vekil, Bu davalarda biz kadına yönelik şiddet konusunda deneyimli ve mümkün oldukça kadın personel çalıştıracağız” diye konuştu.

Aksal, kadına karşı şiddet davalarında uzlaşma ve arabuluculuk süreçlerinin de ortadan kaldırılacağını, erken yaşta evliliklerle ilgili de çalışmalar yapıldığını kaydetti.

Turizm Baraklı göletini kuruttu

Baraklı Göleti kurudu. Doğader (Doğayı ve Çevreyi Koruma Derneği) ekibi, kendilerine gelen bir ihbar sonucunda cuma günü Uludağ Baraklı ve Kocayayla‘da incelemelerde bulundu.

Doğader Genel Sekreteri Sedat Güler göletin turizm nedeniyle kuruduğunu söyledi. 2017 yılında Kocayayla’da, Baraklı göletinin 5 km. mesafedeki 10 bin ağacın kesilmesine yol açan gölet inşaatına; Doğader ve Bursa Barosu olarak dava açtıklarını hatırlatan Güler, projeyi planlayanların mahkemenin verdiği yürütmeyi durdurma kararını hiçe saydıklarını ve imar planında değişiklik yaparak açılan davayı geçersiz kıldıklarını söyledi.

‘Yeni plana itiraz dahi edemedik’

“Biz daha yeni plana itiraz edemeden ağaç katliamını ve gölet inşaatını hızlı bir şekilde tamamladılar” diyen Güler, Kocayayla’da yapılan göleti besleyen su kaynağı olmadığı için, dört kilometrekare alan içindeki bütün su kaynaklarının, turizm amaçlı kullanılması planlanan Kocayayla göletinin dolumu için yönlendirildiğini belirtti ve şunları söyledi:

Bu da yıllardır hiç kurumayan ve tarım amaçlı kullanılan Baraklı göletinin kurutulmasına neden oldu. Bursa‘yı yönetenlerin rant projeleri, Uludağ’ın su kaynaklarını, doğasını ve Bursa’nın yaşam hakkını yok ediyor.

Eylülde 46 işçi koronavirüsten hayatını kaybetti

Rapora göre eylül ayında en az 177 işçi yaşamını yitirdi; 46 işçinin ölüm nedeni koronavirüs. Salgının resmi olarak başladığı süreçten bu yana ise 274 işçi virüs nedeniyle hayatını kaybetti. 

Kadıköy‘deki Süreyya Operası önünde yapılan basın açıklamasıyla duyurulan raporu İnşaat İşçileri Sendikası (İnşaat-İş) Örgütlenme Uzmanı Deniz Gider duyurdu. İşyerlerinde önlemlerin alınmadığını, denetim yapılmadığını, aksine işçilerin örgütlenmesinin engellendiğini söyleyen Gider, “Eylül ayında tespit edebildiğimiz kadarıyla en az 177 işçi, 2020 yılının ilk dokuz ayında ise en az bin 493 işçi çalışırken hayatını kaybetti” dedi.

‘Tarihin en büyük işçi kırımı’ 

Rapora göre, eylül ayında da altı çocuk işçi yaşamını yitirirken, beş mülteci işçi de çalışırken öldü. Gider, bilgiye ulaşmakta zorlandıklarını belirterek şunları söyledi:

Salgının başından beri tespit edebildiğimiz kadarıyla en az 274 işçi Corona virüsü nedeniyle hayatını kaybetti. İşçilerin ailelerini ve emeklileri de ekleyince bugüne kadar salgından ölenlerin büyük bir çoğunluğunun işçi sınıfından olduğu gerçeği tüm çıplaklığı ile ortadadır. Türkiye, tarihin en büyük ‘işçi kırımı’ ile karşı karşıyadır.” 

Açıklamada talepler ise şöyle sıralandı:

  • Covid-19 sağlıkçılar için meslek hastalığı, diğer işkollarında çalışan işçiler için ise iş kazası olarak tanınmalı.
  • İşyerlerinde başta üretim alanları olmak üzere ulaşım, beslenme, barınma gibi tüm alanlarda işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri alınmalı.
  • Kronik hastalığı olan ve belli bir yaşın üzerindeki işçiler bu süreçte idari-ücretli izne çıkarılmalı.
  • İşten çıkarmalar yasaklanmalı ve üretime ara veren işyerlerinde işçilere 1.168 TL değil tam ücret ödenmeli.
  • Çalışma saatleri, ücretlerde kesintiye gidilmeden azaltılmalı.
  • İşçilere ücretsiz-yaygın testler yapılmalı, vakaların arttığı işyerlerinde üretime ara verilmeli.
  • Evden çalışan işçilerin çalışma saatleri düzenlenmeli ve iş için yaptıkları harcamalar karşılanmalı.

 

Monsanto şirketinin kanserojen tarım zehirleri Türkiye’de de yasaklanıyor

Monsanto şirketine ait özellikle yabani otların öldürülmesi için kullanılan Roundup, Roundup Max, Roundup Star ve Roundup Turbo tarım zehirlerinin kullanımı Türkiye’de de yasaklanıyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün bir kuruluşu olan IARC (Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı), Monsanto’nun Roundup adlı ürününde bulunan glifosat etken maddesinin insanlarda kansere yol açtığını saptamıştı.

Bunun üzerine ABD’de 15 binin üzerinde dava açılmış ve bu davalarda Monsanto şirketi milyarlarca dolar tazminata hükmedilmişti. 2018 yılında Monsanto firmasını devralan Bayer şirketi ABD’de görülen davalarla ilgili davacılarla anlaşma yoluna giderek toplamda 10.9 milyar dolar tazminat ödemeyi kabul etmişti.

Bakanlık başvuruyu reddetmişti

Türkiye’de de özellikle internet üzerinden çokça satılan bu maddelerin yasaklanması için Avukat Senih Özay, Tarım ve Orman Bakanlığı’na çevreye ve insan sağlığına zararlı olan kanserojen glifosat maddesini içeren bu ürünlerin toplatılması, kullanımının yasaklanması ve ruhsatının iptal edilmesi için başvurmuştu.

Bakanlığın talebi kabul etmemesi üzerine Ankara 18’inci İdare Mahkemesi’nde 2019/321 E. Numarası ile dava açıldı. Monsanto şirketi de Bakanlık yanında müdahil olarak davaya katıldı.

Ürünler toplatılacak, ruhsat iptal edilecek

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Ankara Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi, Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası ve Türk Onkoloji Derneği’nden alınan görüş yazıları neticesinde mahkeme; “ilacın toplatılmasına, kullanımının yasaklanmasına ve ruhsatının iptaline” hükmetti.

Dava sürecinde gerçekleştirilen yönetmelik değişiklikleri ile önce bu ürünlerin internetten satışının yasaklandığını kaydeden Senih Özay ve avukatları, ardından pestisitlerin reçetesiz satılmasının yolunun açıldığını ve bu durumun daha da belirsizlik yarattığını savundu.

Kıpçak: Bakanlığın ürünleri toplatması gerekiyor

Mahkeme kararına ilişkin Yeşil Gazete’ye açıklama yapan Avukat Hazar Can Kıpçak, “Biz daha önce Bakanlık’a bu ürünlerin yasaklanması ve toplatılması için başvurmuştuk. Bakanlık’tan gelen ret üzerine dava açtık. Mahkeme ise Bakanlık’tan gelen ret kararını bozdu ve ilacın yasaklanmasına karar verdi” dedi.

Ürünlerin risk değerlendirmesi yapılana kadar bakanlığın söz konusu tarım zehirlerini toplatması gerektiğini belirten Kıpçak, “Elbette istinafa gitme imkanları var. Ancak istinaf kararın icrasını durdurmayacağı için bir an önce teftişlere başlayarak ürünleri toplatmaları gerekiyor.Bunu yapmadıkları durumda mahkeme kararına uymadıkları için suç duyurusunda bulunacağız” ifadelerini kullandı.

‘Kontrolsüz olarak kullanılıyordu’

Özellikle ilacın fındık, narenciye, üzüm, mısır ve pamukta kullanıldığını belirten Senih Özay, ürünün kontrolsüz olarak tüketiciler tarafından tarım dışı mekanlarda da yabani otların kolayca kurutulması için kullanıldığını ve bundan birçok çiftçinin zarar görmüş olabileceğini belirtti.

Glifosat etken maddesinin kahvaltılık mısır gevreğinden bisküvi ve biralara kadar birçok nihai üründe kalıntısının tespit edildiğini belirten Senih Özay ve avukatları, glifosatın özellikle non-Hodgkin Lenfoma kanserine neden olduğunu ve birçok Avrupa ülkesinin de AB’den bağımsız olarak kullanımına kısıtlama getirdiğini ve yasakladığını söyledi.

Uluslararası yargıya taşınıyor

Senih Özay aynı zamanda Monsanto ve Bayer firmaları ile CEO’larını savaş ve insanlık suçlarına bakan Lahey’de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne de şikayet ettiklerini söyledi. Türkiye’de verilen kararın İngilizce tercümesini yaptırdıklarını söyleyen Özay, Amerikan İnsan Hakları Mahkemesi’ne de başvuruda bulunacaklarını belirtti.

Ayrıca ABD’deki tazminat davalarını yürüten Weitz & Luxenberg ve Baum Hedlund avukatlık bürolarına da kararın İngilizce çevirisini göndereceklerini belirten Senih Özay, çevreye ve insan sağlığına zararı kanıtlanan bu ürün için Türkiye, ABD ve AB’de hukuk arayışlarının süreceğini de bildirdi.

Avukatlar, mahkeme kararını bir an önce uygulayarak ruhsat iptali, toplatma ve kullanımını yasaklama işlemlerini başlatması için Tarım ve Orman Bakanlığı’na karar ile birlikte başvurduklarını kaydettiler.

Bereket: Son derece önemli bir karar

GDO karşıtı mücadelede uzun süredir faaliyet gösteren Yeşil Gazete yazarı ve aktivist Ayşe Bereket, Yeşil Gazete’ye yaptığı değerlendirmede mahkeme kararının son derece önemli olduğunu vurguladı.

Bereket, “Son derece önemli bir karar. Roundup markalı tarım zehirlerinin etken maddesi glifosat. Türkiye’de ot kıran veya yeşil kıran olarak da geçen glifosat, 1970 yılında Monsanto tarafından ot öldürücü (herbisit) olarak patentlendi ve 2000 yılında bu patent süresi sona erdikten sonra Dow, Dupont, Syngenta, Aventis ve BASF gibi kimyasal devlerinden küçük şirketlere kadar çok sayıda şirket glifosat içeren ürün satmaya başladı” dedi.

‘Yüzde 56’sı GDO’lu tarımda kullanılıyor’

BugünABD’de 750’in üzerinde Avrupa’da ise 40 farklı şirket tarafından 300’ü aşkın glifosat içeren tarım zehri satıldığını belirten Bereket, “Glifosatın dünya genelinde (tarımsal + tarım dışı) kullanımı 1994 ile 2014 arası 15 misli arttı ve dünyada en fazla kullanılan tarım zehri. 1994-2014 arası dünya genelinde kullanılan toplam glifosat miktarının yüzde 72’si son on yılda kullanıldı. Dünyadaki toplam glifosat kullanımın yüzde 56’sı GDO’lu tarım faaliyetlerinde kullanılıyor” dedi.

Glifosatın kullanım alanlarına ilişkin açıklamada bulunan Bereket, Aynı zamanda glifosat hasat öncesi otları öldürmek için ve ekinlerin olgunlaşma sürecini hızlandırmak (kurutmak) için de kullanılıyor. Glifosat sadece tarımda da kullanılmıyor, parklar, bahçeler gibi ciddi miktarda bir tarım dışı kullanımı da var” ifadelerine yer verdi.

‘Başka isimlerde satılan ürünler de yasaklanmalı’

Bu sebeple Roundup markasıyla satılan ürünlerin Türkiye’de “toplatılması, kullanımının yasaklanmasına ve ruhsatının iptali” kararının çok önemli bir başarı olduğunu belirten Bereket şu ifadeleri kullandı:

Kararın başka isimler altında satılan ve glifosat etken maddesi içeren tarım zehirleri için de geçerli olması gerekiyor.

 

 

Ayşe Karaman’ın şüpheli ölümünde Özgür Tarhan’a üç yıl dört ay hapis cezası

Tutuklu yargılanan ve hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenen Uzman Dr. Özgür Tarhan, davanın beşinci celsesinde “sanığın delileri karartma ihtimali olmadığı” gerekçesiyle tahliye edilmişti.

Cumhuriyet savcısı açıkladığı mütalaada, sanık Uzman Dr. Özgür Tarhan’ın “bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma” suçundan 2 yıl 8 aydan 9 yıla kadar hapsini talep etti. Mahkeme heyeti, Tarhan’a önce “bilinçli taksirle bir kişinin ölümüne neden olma” suçundan 4 yıl hapis cezası verdi. Mahkeme, bu cezayı ‘iyi hal’ indirimi yaparak, 3 yıl 4 aya indirdi.

Anne Karaman: Cumhurbaşkanı ülkede adaleti sağlayamıyor

Ayşe Karaman’ın annesi, duruşma sonrasında verilen cezaya isyan etti. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘a defalarca mektup yazığını söyleyen anne, “Cumhurbaşkanımız duysun, ülkemizde adaleti sağlayamıyor. Haberi bile yok. Neler olup bitiyor haberi yok” diye seslendi.

Anne Ayşe Karaman, gazetecilere şu açıklamalarda bulundu:

Asla adalet yok. Ben adalete güvenmiştim ama asla adalet yok. Takım elbise giymesi, okumuş olması bir caniyi akladı. Bu hâkim kesinlikle adil davranmadı. Cumhurbaşkanımız duysun, ülkemizde adaleti sağlayamıyor. Haberi bile yok. Neler olup bitiyor haberi yok. Kaç kere mektup yazdım ama duyarlı davranmadılar. Kendilerine yapılsaydı kesinlikle anında hapis cezası vardı. O Meclis’te oturuyorsunuz, ne yapıyorsunuz? Sadece maaşınızı alıp oturuyorsunuz.”

Sanık avukatı Çetin Arslan ise, müvekkilinin ölüme ilişkin bir sorumluluğunun bulunmadığına dikkat çekerek kararı istinafa götüreceklerini söyledi.

Ne olmuştu?

Ankara’da Anestezi teknikeri Ayşe Karaman, 29 Temmuz 2019 tarihinde, erkek arkadaşı Uzman Dr. Özgür Tarhan’ın Dikmen Mahallesi’ndeki evinde ölü bulunmuştu. Cumhuriyet savcısının yaptığı incelemede, Karaman’ın yattığı yatağın yanındaki komodinin üzerinde bazı ağrı kesici ve ‘propofol’ etken maddeli anestezi ilaçları bulundu. Soruşturma kapsamında tutuklanan Özgür Tarhan hakkında Ankara 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde ‘tasarlayarak öldürmek’ suçundan dava açıldı.