Ana Sayfa Blog Sayfa 1881

Spotify’a erişim engeli tehditi: RTÜK yayın lisansına başvurmazsa suç duyurusunda bulunacak

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), Spotify ve FOXplay’in de aralarında bulunduğu dört mecranın 72 saat içinde yayın lisansı başvurusunda bulunup üç aylık yayın lisans ücretini ödemesini istedi. Şartlar yerine getirilmezse ‘erişim engeli’ istemiyle suç duyurusunda bulunulacak.

RTÜK, Spotify ve FOXplay’i lisans başvurusu yapmaları konusunda 3 Ekim’de uyarmıştı.

RTÜK’den gelen açıklama şöyle: 

“medyaporttv.com, paylasfm.com, open.spotify.com, foxplay.com.tr

Yukarıda belirtilen internet sitelerinin;

Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmeliğin “İnternet ortamından yayın lisansı almadan yapılan yayın hizmetleri” başlıklı 10 uncu maddesi kapsamında;

İnternet ortamından yürütülen yayıncılık faaliyetine ilişkin olarak yayın lisansı başvurusunda bulunabileceği, başvuru talebini içeren dilekçesi ve eki taahhütname ile birlikte üç aya tekabül eden yayın lisans ücretini peşin olarak ödemesi halinde üç ay süresince yayınlarına devam edebileceği,

Belirtilen süre içerisinde internet ortamından yayın lisansı verilmesi işlemlerinin tamamlanmaması ve bu süre için de hesaplanacak yayın lisansı ücretini peşin olarak ödemesi halinde ilave üç ay daha yayın hizmetlerini sunabileceği,

Başvuru talebini içeren dilekçesiyle birlikte taahhütnameyi sunmaz ve üç aya tekabül eden yayın lisans ücretini peşin olarak ödemez veya yayın hizmetlerine bu duyuruyu müteakiben yetmiş iki saat içerisinde son vermez ise Üst Kurul tarafından 6112 sayılı Kanunun 29/A maddesinin ikinci fıkrası uyarınca sulh ceza hâkiminden söz konusu yayınla ilgili olarak erişimin engellenmesi talebinde bulunulacağı ve ayrıca aynı Kanunun 33 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ilgililer hakkında suç duyurusuda bulunulacağı,

İhtar olunur.”

‘Carettaların haykırışı’ fotoğraflara yansıdı

Haber: Abidin Yağmur 

Mersinli belgesel fotoğrafçısı Sercan İngilok, ‘Carettaların Haykırışı’ adını verdiği foto-belgeselde, caretta caretta kaplumbağalarının daha yumurtadan çıkar çıkmaz insanlara karşı vermek zorunda oldukları hayatta kalma mücadelesini anlatıyor. 

Belgeselin çekimlerini Anamur’da yapan İngilok, “Belgesele başlamadan önce insan kaynaklı olası sorunları not ettim. Not ettiklerimin hepsiyle Anamur’da karşılaştım. Koskoca şehirde sadece birkaç insanın bu meseleyi dert etmesi beni çok etkiledi” diyor.

Beşinci belgeselini Youtube üzerinden ve İfsak Blog desteğiyle sosyal medya üzerinden meraklılarının beğenisine sunan İngilok, bu kez Anamur’da, 14 yıldır her gün sahilde 10 kilometre yürüyerek caretta caretta kaplumbağalarının yuvalama alanlarını tespit eden, bunları kendi olanaklarıyla numaralandırıp korumaya çalışan Ayşe Belpınar’ın tanıklıkları üzerinden soruna odaklanıyor.

Belpınar, bugüne kadar gördüklerini “Cam şişeleri kırıyorlar, kaplumbağa yuvalarının içine sokuyorlar.  Geceleri bazı insanlar yuvaların içine idrarlarını bırakıyorlar. Arabalar sahile girip dolaşıyor. Şezlonglar bir iki sıra geri çekilse ya da en azından geceleri toplasalar. Biz insanlar carettalar ile birlikte yaşamayı öğrenmeliyiz. Sahiller geceleri carettaların, gündüzleri insanların olmalı” şeklinde özetliyor. Sercan İngilok da Belpınar’ın dikkat çektiği bu sorunları çarpıcı fotoğraflarla izleyiciye sunuyor.

Dünyadaki ilk dakikalarında feci şekilde ölüyorlar

İngilok’un beşinci çalışması olan ve İfsak Blog desteğiyle Youtube üzerinden yayınlanan fto belgeselde, Anamur Belediyesi’nin, kaplumbağa üreme alanı olan kumul alana başka yerden kırmızı toprak getirip yapay bir tabaka oluşturması, başka yerden sökülen ağaçları dikmesi ve bölgeyi çimlendirmeye çalışması da, buna karşı çevrecilerin verdiği mücadele de anlatılıyor. 

Belgeselin son bölümünde yönetmen Sercan İngilok ile Ayşe Belpınar arasındaki whatsapp konuşmasının görüntüsüne yer veriliyor..

Bu bölümde Sercan İngilok’un son durumları sorduğu Ayşe Belpınar, yumurtalardan çıkan yavruların insan kaynaklı ışıklar nedeniyle yollarını şaşırdıklarını, denize gitmek yerine yola gittiklerini ve araçların altında ezildiklerini anlatıyor. Belgesel, dünyadaki ilk dakikalarında araçların altında kalarak can veren yavru kaplumbağaların görüntüsüyle sona eriyor.

Anamur’daki en büyük sorun insanlar 

Çalışmasını kitap haline getirmek istediğini ancak ekonomik zorluklar nedeniyle bunu yapamadığını anlatan İngilok foto belgesel çalışması hakkında şunları söylüyor: 

“Mersin’de 5 tane yuvalama sahili var. Silifke Dalyan dışında tüm sahillerde çalıştım. Gittiğim her yerde gönüllüler vardı, onlarla iletişime geçtim.  Kazanlı sahili ve Alata sahili görece daha iyi. Kazanlı’da yengeçler, köpekler gibi doğal etkenler vardı. Ama Anamur’da insan kaynaklı bir müdahale vardı. Anamur üzerinden insan kaynaklı sorunları öne çıkarmak istedim. Ama insan kaynaklı etkenler sadece Anamur’da değil. Her sahilde bunlar yaşanıyor. 

Belgesele başlamadan önce insan kaynaklı olası sorunları not ettim. Not ettiklerimin hepsiyle Anamur’da karşılaştım. Ama planlamadığım şeyler de oldu. Bir dükkanın ışığının ya da sahilde ateş yakmanın bu canlıları nasıl etkilediğini de gördüm.  Anamur sahili caretta caretta kaplumbağaları için önemli bir yer ve maalesef bir avuç insan mücadele ediyor.

Koskoca şehirde sadece birkaç insanın bu meseleyi dert etmesi beni çok etkiledi. İnsanlarla carettalar bir arada yaşayabilir ama işletmeler buna olanak vermiyor. Şu an Anamur’da caretta carettalar için en büyük risk insan faktörü. Şezlonglar, işletmelerin beyaz ışıkları., sahile giren arabalar, yuvaları tahrip eden insanlar. Ve bunlara karşı tek başına mücadele eden gönüllüler. Foto belgeselde buna dikkat çekmeye çalıştık.”

Kırklareli Kapaklı köyünde kalker ocağı için on binlerce ağaç kesilecek

Kırklareli Kapaklı köyünde Bakırcılar Madencilik İnşaat Sanayi ve Ticaret tarafından işletilen kalker ocağının kapasite artırımı için ÇED olumlu kararı verildi. ÇED raporuna göre proje çerçevesinde 31 bin 824 adet ağaç Orman Bölge Müdürlüğü nezaretinde kesilecek.

Nihai ÇED raporunda yer alan bilgilere göre proje bedeli 900 bin TL. Toplamda 44 milyondan fazla kalker üretimi yapılacak projenin ömrü ise 29 yıl. Raporda yapılan piyasa araştırmaları neticesinde, 3 buçuk milyon kâr elde edileceğinin hesaplandığı belirtildi.

‘İstanbul’a su değil is ve duman gelir’

Doğa mücadelelerinde her zaman yerelin yanında olduklarını söyleyen Kırklareli Kent Konseyi Çevre Meclisi Başkanı Göksal Çidem, köy muhtarlarının ÇED olumu kararına karşı açacağı davaya Meclis olarak destek vereceklerini söyledi. Çidem İstanbulluları da kalker ocağına karşı mücadeleye ses vermeye çağırdı: 

Istrancaları koruyamazsak, buradaki ormanlar talan edilirse su ve hava İstanbul’a zor gelir çünkü barajlar suyu da rüzgarı da buradan alıyor. Bu ormanlar yok edilirse artık İstanbul’a is gelir duman gelir.

Bir orman, iki ülke

Istranca Ormanları‘nın Türkiye’nin komşusu Bulgaristan’da dikkatle korunduğuna dikkat çeken Çıdem, iki ülkenin doğaya yaklaşımındaki farklılığı da şu sözlerle vurguladı:

Bulgaristan’daki Istrancalarda su kaplumbağaları için dahi koruma alanı var. Orada levhalarla insanlara “Dikkat, hayvan çıkabilir” diye yazıyorlar, bizde ise aynı ormanlarda “Dikkat, kamyon çıkabilir” yazıyor. Aynı ormanın bir tarafında öyle diğer tarafında böyle bir uyarı varsa, bir şeyler yanlı demektir.

Tesis hakkında 2017 yılında ÇED gerekli değildir kararı alınmış, 21,34 hektarlık alanda yılda 250 bin ton kalker üretilen ocak için kapasite artırımı talebinde bulunulmuştu. Faaliyet alanını 98,7 hektara, üretimi ise yılda 1 buçuk milyon tona çıkaran şirket için son olarak ÇED olumlu kararı verildi. Dört kattan fazla artan faaliyet alanının tamamı orman ve tarım arazisi içerisinde yer alıyor.

15 yaş altına elektrikli scooter yasaklanıyor

AKP Grup Başkanvekili Mehmet Muş, elektrikli bisiklet ve elektrikli scooter düzenlemesinin yolda olduğunu duyurdu. Muş, Meclis Başkanlığı’na 39 maddelik Çevre Ajansı’nın kurulmasını öngören yasa teklifini de bugün sunduklarını belirtti. , 

TBMM’de düzenlediği basın toplantısıyla gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunanH AKP Grup Başkanvekili, DP’li belediyelere kayyım atanması için ‘zorunluluk’ ifadesini kullandı;  erken seçimin ise gündemlerinde olmadığını söyledi. 

Çevre Ajansı kuruluyor 

Muş’un açıklamalarından satır başları şöyle:

Sıfır Atık: Bugün Meclis Başkanlığı’na 39 maddelik Çevre Ajansı‘nın kurulmasını öngören yasa teklifimizi sunduk. Teklifle bazı ürünlerde geri dönüşüm planlıyoruz, sıfır atık sistemi kurmayanlara para cezası gelecek. Umuma açık yerlerde çevreyi kirletenlere para cezası getiriyoruz. Bununla, hammadde ihtiyacı azalacak. Emisyonlar azalacak. Yerel üretimlerin atık bertaraflarında azalma olacak. İlk yıl burada beklediğimiz istihdam 7 bin 500.  20 yıl için ekonomiye 6 milyar Euro civarında bir katkı sağlamasını bekliyoruz. Atık plastik ithalatının da yüzde 40 oranında azalmasını beklemekteyiz. 2022’nin ocak ayında sistem çalışmaya başlayacak. Kanun geçtikten sonra 1 yıl sistemin kurulumu için çalışılacak. 1 yıl sonra 2021’in başında da bütün bu kutulardır geri dönüşüm kapsamında ekonomiye kazandırılacak. Çevre kanunda belli başlı düzenlemeler yapıyoruz depozito sistemine dahil olamayan satış noktalarına her metrekare için 100 lira ceza geliyor. 

Bisiklet yolu için düzenleme: Bisiklet yolu, elektrikli scooter ve bisiklet şeritlerine yasal düzenleme yapılması ile elektrikli bisiklet ve elektrikli scooter kullanabilme yaşının 15 olarak belirlenmesini de içeren kanun teklifini TBMM Başkanlığı’na sunduk.

Muş, HDP’li belediyelere atanan kayyım için “bir zorunluluk” ifadesi kullanırken, CHP’nin gündeme getirdiği erken seçim çağrısı için “Bizim gündemimizde erken seçim olmadığını defaatle söyledik” ifadesini kullandı. 

 

Dünya Kız Çocukları Günü’nde bütüncül çocuk politikası için çağrı

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Denizli Milletvekili Gülizar Biçer Karaca, 11 Ekim Dünya Kız Çocukları Günü’ne ilişkin bir açıklama yayınladı.

Türkiye’de kız çocuklarının yaşadığı sorunlara dikkat çeken Karaca, “Ülkemizde kız çocukları suç mağduru olmakta, erken ve zorla evlendirilmeleri ulusal insan hakları kurumlarınca savunulabilmekte, derin yoksulluk ve kronik hale gelen yoksunluk içinde eğitim gibi en temel haklarına erişememektedir. Peki soruyorum bakanlıklar bu konuda ne yapmakta?” diye sordu.

‘Pandemi sorunları daha görünür kıldı’

Covid-19 pandemi sürecinin kız çocuklarının yaşadığı sorunları daha da görünür kıldığını belirten Karaca, “Derin yoksulluk ve fırsat eşitsizliği artmış, pek çok çocuk eğitim hayatından uzaklaşmış, kopmuş ya da koparılmıştır. Uzaktan eğitime başlanmış ancak televizyon ve teknolojik araçlar ile internet bağlantısına erişmekten yoksun çocuklar için eğitim erişilemeyecek kadar uzak olmuştur” dedi.

Karaca, “Eğitimden sorumlu bakan mevsimlik tarım işlerinde çalışan çocuklarla takas yaparak güzelleme yapmış ancak o çocukların eğitime erişmesini hala sağlamamıştır” tepkisini gösterdi.

720 bin çocuk çalıştırılıyor

CHP’li milletvekili açıklamasında Türkiye’deki kız çocuklarına dair istatistiklere de yer verdi. 2019 yılı TÜİK verilerine göre, Türkiye genelinde 5-17 yaş grubunda 16 milyon 457 bin çocuk olup, bu çocuklardan 720 bini çalışan çocuk olarak kayda geçtiği belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Bu sayının içinde 5 yaşında çocuk bile olması ürkütücüdür. Resmi rakamlara yansımamış daha binlerce çocuk var. Çocukların çalışmasını engellemek ve dolayısıyla daha fazla hak mağduriyeti yaşamalarının önüne geçmek için ne kadar bekleyeceksiniz?

‘İstanbul Sözleşmesi tartışmaya açılıyor’

Aile içi şiddet ve istismara uğrayan çocukların ise başka bir sorun olduğu belirtilen açıklamada buna rağmen İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmaya açıldığı belirtildi.

Karaca “Kadın ve çocukları aile içi şiddete karşı en kapsamlı şekilde korumak için tarafı olduğumuz İstanbul Sözleşmesi’ne de karşı olduğunu söyleyen TİHEK Başkanı’nın erken yaşta zorla evlendirme ve istismar konusundaki söylemleri ve erken yaşta evliliği bu denli savunabiliyor olması, mevzuat değişikliği talep etmesi çocuk hak ihlalidir” ifadelerini kullandı.

‘Geç olmadan kız çocukları için çağrı’

Sahadan, çocuk hakları alanında çalışan STK’lardan gelen bilgilerin, pandemi döneminde özel tedbirler alınmazsa istismar ve erken yaşta zorla evlendirmelerin artacağına işaret ettiği belirtilen açıklamada “Geç olmadan kız çocukları için çağrı yapıyorum!” denildi. Açıklama şu ifadelerle sona erdi:

Çocuklar bugünün çocuklarıdır. Çocuklar haklarının öznesidir. Çocukların haklarını tesis etmek de ülkeyi yönetenlerin sorumluluğudur. Bakanlıklar önlem almıyorsa tek adamdan onay işaret mi bekliyor? Her bakanlığa bu konuda neler yaptıklarını ya da neden yapması gerekenleri hala yapmadıklarını, kız çocukları için ne kadar bütçe ayırdıklarını soru önergeleriyle sorarak önlem almaya davet ediyorum:

Kız çocukları için önlem alın, eşitsizlikleri giderin. Okul terklerini ve eğitim hayatından koparılmaları, erken yaşta evlilikleri önleyin, çocukların hakkını bilen, koruyan yetişkinler olarak sorumlulukla hareket edin.

Biyoçeşitliliğin korunması için Aichi Hedefleri

Geçen haftaki yazımda bu hafta Biyolojik Çeşitliliğin Korunması Üzerine Aichi Hedefleri’nden bahsedeceğimi söylemiştim. Bunun ötesinde bir de bu hedeflere ulaşma çabalarını ve genel olarak biyoçeşitliliğin korunması alanında yeryüzünde yapılan çalışmaları değerlendiren 5. Küresel Biyoçeşitlilik Raporu’nun sonuçlarından bahsetmeyi umuyordum. Ancak bu yazıyı yazmak üzere dersimi çalışırken ülkemizin gelecek seneden itibaren Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Taraflar Konferansı’nın liderliğini üsteleneceğinden yola çıkarak Aichi Hedefleri’ni öğrenmeye çabaladım. Hayal kırıklığım, senelerdir İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi çevresinde uzun uzadıya konuşacak bilgim olmasına rağmen biyoçeşitlilik hususundaki çalışmalara dair bu denli az bilgim olmasından kaynaklandı. Bir yandan kendim öğrenirken, diğer yandan da öğrendiklerimi sizlerle paylaşmak istedim.

İşin belki de daha acı tarafı, Aichi Hedefleri’ne 2011-2020 yılları arasında ulaşmamız ve şu anda da 2021-2030 arasında bu hedefleri nasıl ilerleteceğimizi tartışıyor olmamız gerektiğiydi. Nasıl 2009 sonunda Kopenhag’dan iklim için bir anlaşma olmadan ayrıldığımızda koyu bir karamsarlık yaşadıysak, şu anda da elimizde 2021-2030 yılları arasında yapmamız gerekenlere dair bir anlaşma olmaması bizi biyoçeşitlilik bağlamında benzer bir karamsarlığa sürüklemeli. Yalnız, çoğumuz daha neden karamsar olmamız gerektiğini bile fazlasıyla bilmiyoruz. Bu nedenle de Aichi Hedeflerinin süresi her ne kadar geçmiş olsa da, üzerinde anlaşılmış olan bu hedef setinin neler içerdiğini ayrıntısıyla anlatmak istedim. Bu yazıyı bir gazete makalesinden çok bir ders notu gibi algılayabilirsiniz, umarım sonunda biyoçeşitlilik alanında birlikte yapmamız gerekenler konusunda biraz daha fazla bilgi sahibi oluruz.

Biyolojik çeşitliliğin korunması üzerine Aichi Hedefleri

Amaç A: Biyoçeşitliliğin devlet ve toplum genelinde yaygınlaştırılarak biyoçeşitlilik kaybının altında yatan nedenlerin ele alınması

Hedef 1: Bireyler biyoçeşitliliğin değerlerinin ve biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılması için atabilecekleri adımların farkına varmışlardır.

Hedef 2: Biyolojik çeşitlilik değerleri ulusal kalkınma ve yoksulluğu azaltma stratejileriyle planlama süreçlerine entegre edilmiş ve uygun şekilde ulusal muhasebeye ve raporlama sistemlerine dahil edilmiştir.

Hedef 3: Biyolojik çeşitliliğe zararlı olan, sübvansiyonlar dahil, teşviklerin olumsuz etkilerini en aza indirmek veya yok etmek için bu teşvikler aşamalı olarak kaldırılır veya yeniden düzenlenir. Ulusal sosyo-ekonomik koşulları dikkate alarak ve tutarlı biçimde, biyoçeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı için pozitif teşvikler geliştirilir ve uygulanır.

Hedef 4: Devletler, iş dünyası ve her seviyedeki paydaşlar sürdürülebilir üretim ve tüketime yönelik planları gerçekleştirmek için adımlar atmış veya uygulamaya koymuş ve doğal kaynakların kullanımının etkilerini güvenli ekolojik sınırlar içinde tutmuştur.

Amaç B: Biyoçeşitlilik üzerindeki doğrudan baskıların azaltılması ve sürdürülebilir kullanımın teşvik edilmesi

Hedef 5: Ormanlar da dahil olmak üzere tüm doğal yaşam alanlarının kayıp oranı en azından yarıya iner, mümkün olduğunca sıfıra yaklaştırılır ve bozulma ile parçalanma önemli ölçüde azalır.

Hedef 6: Aşırı avlanmayı önleyecek biçimde, tüm balıklar, diğer deniz canlıları ve su bitkileri sürdürülebilir şekilde, yasal olarak ve ekosistem tabanlı yaklaşımlar uygulanarak yönetilir ve hasat edilir. Tüm türler için kurtarma planları yapılır ve önlemler alınır. Balıkçılığın tehdit altındaki türler ve kırılgan ekosistemler üzerindeki önemli bir olumsuz etkisi kaldırılır. Balıkçılığın balık stokları, türler ve ekosistemler üzerindeki etkileri güvenli ekolojik sınırlar içerisine çekilir.

Hedef 7: Tarım, su ürünleri yetiştiriciliği ve ormancılık için kullanılan alanlar, biyolojik çeşitliliğin korunmasını sağlayacak şekilde ve sürdürülebilir bir biçimde yönetilir.

Hedef 8: Aşırı besinler de dahil olmak üzere kirlilik, ekosistem işlevine ve biyolojik çeşitliliğe zarar vermeyecek seviyelere getirilir.

Hedef 9: İstilacı yabancı türler ve bunların yayılma yolları belirlenir ve önceliklendirilir. Öncelikli türler kontrol edilir veya ortadan kaldırılır ve bunların tekrar ortaya çıkmasını ve yerleşmesini önlemek için yayılma yolları yönetecek önlemler alınır.

Hedef 10: Mercan resifleri ve iklim değişikliğinden veya okyanus asitlenmesinden etkilenen diğer savunmasız ekosistemler üzerindeki çoklu antropojenik baskılar, bütünlüklerini ve işleyişlerini korumak için en aza indirilir.

Amaç C: Ekosistemlerin, türlerin ve genetik çeşitliliğin korunarak biyolojik çeşitliliğin durumunun iyileştirilmesi

Hedef 11: Özellikle içinde biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetleri için özel öneme sahip alanlar bulunan karasal ve iç suların en az % 17’si ve kıyı ve deniz alanlarının % 10’u, etkin ve eşitlikçi bir şekilde yönetilen, ekolojik olarak temsili ve iyi korunan alan sistemleri ile entegre edilir.

Hedef 12: Tehdit altında olduğu bilinen türlerin neslinin tükenmesi önlenir ve koruma statüleri, özellikle de en çok azalışta olanlar iyileştirilir ve sürdürülür.

Hedef 13: Sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan değerli diğer türler de dahil olmak üzere kültür bitkilerinin, evcilleştirilmiş çiftlik hayvanlarının ve yabani akrabalarının genetik çeşitliliği korumak ve genetik erozyonu en aza indirerek genetik çeşitliliklerini korumak için stratejiler geliştirilip uygulanır.

Amaç D: Biyoçeşitlilik ve ekosistem hizmetlerinden herkese sağlanan faydanın artırılması

Hedef 14: Temiz su sağlama ile ilgili hizmetler dahil olmak üzere temel hizmetleri sağlayan ve sağlığa, geçim kaynaklarına ve refaha katkıda bulunan ekosistemler, kadınların, yerel toplulukların, yoksul ve savunmasızların ihtiyaçları dikkate alınarak onarılır ve korunur.

Hedef 15: Ekosistem dirençliliği ve biyolojik çeşitliliğin doğada saklanan karbon miktarına katkısı, bozulmuş ekosistemlerin en az % 15’inin onarılması da dahil olmak üzere, koruma ve onarma yoluyla artırılarak iklim değişikliğinin azaltılmasına, uyuma ve çölleşmeyle mücadeleye katkıda bulunulur.

Hedef 16: Genetik Kaynaklara Erişim ve Kullanımlarından Kaynaklanan Faydaların Adil ve Eşit Paylaşılmasıyla ilgili Nagoya Protokolü yürürlüktedir ve ulusal mevzuata uygun olarak işletilir.

 

Amaç E: Katılımcı planlama, bilgi yönetimi ve kapasite geliştirme yoluyla uygulamanın geliştirilmesi.

Hedef 17: Taraflar, etkili, katılımcı ve güncellenmiş ulusal biyoçeşitlilik stratejisi ve eylem planını bir politika aracı olarak benimser ve uygulamaya başlar.

Hedef 18: Yerel toplulukların biyolojik çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı ile ilgili geleneksel bilgi, yenilik ve uygulamalarına ve biyolojik kaynakların geleneksel kullanımına saygı duyulur. Yerel toplulukların tüm ilgili düzeylerde tam ve etkili katılımıyla geleneksel kullanım ulusal mevzuata ve ilgili uluslararası yükümlülüklere tabidir ve uygulamaya tamamen entegre edilir ve yansıtılır.

Hedef 19: Biyoçeşitliliğin değeri, işleyişi, durumu, eğilimleri ve kaybının sonuçları ile ilgili bilgi, bilim temeli ve teknolojiler geliştirilir, geniş çapta paylaşılır, aktarılır ve uygulanır.

Hedef 20: 2011-2020 Biyoçeşitlilik Stratejik Planı’nın etkin bir şekilde uygulanması için mali kaynakların seferber edilmesi mevcut seviyelerden önemli ölçüde artmalıdır. Bu hedef, taraflarca geliştirilecek ve raporlanacak kaynak ihtiyacı değerlendirmelerine bağlı değişikliklere tabidir.

Hedeflerin üzerinde anlaşmaya varılan metni burada yazdıklarımla tamamen örtüşmeyebilir, teknik detayları kafa karışıklığı yaratmaması için elimden geldiğince ayıklamaya çalıştım. 

Altıncı Yok Oluş, insan eliyle gelecek

Bugün hepimizin anlaması gereken en önemli husus, bu gezegenin yaşadığı Altıncı Yok Oluş içinde ilerlemekte olduğumuzdur. Hem de bu sefer bu yok oluş doğadan kaynaklanan sebeplerden değil bizim yüzümüzden gerçekleşiyor. Unutmayalım, bir önceki yok oluşta dinozorların nesli tükenmişti. Dinozorlar ondan önceki 180 milyon yıl boyunca yeryüzüne egemen olmuşlardı. Bir olay, bir daha geri gelmemek üzere toprağın derinliklerine gömülmelerine yol açtı.

Şimdi insanlar bilerek ve isteyerek benzer şekilde milyonlarca yıldır bu gezegende yaşayan canlıların nesillerini tüketiyorlar. Ne yazık ki burada durum iklim krizinden de kötü. Ortada artık göstermelik de olsa bir anlaşma yok. Geçmişte yapılmış olan anlaşmalara da pek fazla saygı gösteren yok. Bunları birleştirdiğimizde yeryüzünde biyoçeşitlilik her geçen gün azalmaya devam ediyor ve bunu biz yapıyoruz, bilerek.

Beypazarı Doğanyurt köylüleri, köylerinde kalker ocağı istemiyor

Ankara’nın Beypazarı ilçesi Doğanyurt Köyü’nde yapılacak olan Kalker Ocağı ve Kırma Eleme Tesisi Projesi’ne Doğanyurt köylüleri itiraz ediyor.

26 memeli hayvan türünün yanı sıra sekiz farklı ağaç türüne ait fosilin ve yirmi endemik bitki türünün bulunduğu bölgede, söz konusu projenin hayata geçmesi halinde günde 40 kilo dinamit patlatılacağını söyleyen Doğanyurtlular Derneği Başkanı Adil Taşkıran, kalker ocağının hayvancılığı bitireceğini söylüyor.

Köylülerin çiftçilikle geçimini sağladığını söyleyen Doğanyurt Muhtarı Rıza Koçak ise kalker ocağının yapılmasıyla bölgenin ormansızlaştırılacağını, meyve sebze bahçelerinin yok edileceğini ifade ediyor.

Temmuz ayında genç nüfusta işsizlik yüzde 25.9

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Türkiye’de işsizlik oranını temmuz ayı için  13.4 olarak açıkladı. İşsizlik haziran ayında da yüzde 13.4 olarak gerçekleşmişti.
 

İşgücüne katılma oranı azalıyor

İşgücü 2020 yılı temmuz döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre 1 milyon 622 bin kişi azalarak 31 milyon 491 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 3,5 puanlık azalış ile yüzde 50,3 olarak gerçekleşti.

Temmuz 2020 döneminde herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna bağlı olmadan çalışanların toplam çalışanlar içindeki payını gösteren kayıt dışı çalışanların oranı, bir önceki yılın aynı dönemine göre 3,3 puan azalarak yüzde 32,7 olarak gerçekleşti. Tarım dışı sektörde kayıt dışı çalışanların oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre 3,1 puan azalarak yüzde 20,1 oldu.

15-64 yaş grubunda işsizlik oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,5 puanlık azalışla yüzde 13,7, tarım dışı işsizlik oranı ise 0,6 puanlık azalışla yüzde 16,0 oldu. Bu yaş grubunda istihdam oranı 2,7 puanlık azalışla yüzde 48,3, işgücüne katılma oranı ise 3,6 puanlık azalışla yüzde 55,9 oldu.

Genç nüfusta işsizlik yüzde 25,9

15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı bir önceki yılın aynı dönemine göre 1,2 puanlık azalışla yüzde 25,9, istihdam oranı ise 4,5 puan azalarak yüzde 30,4 oldu. Aynı dönemde işgücüne katılma oranı 6,8 puanlık azalışla yüzde 41,0 seviyesinde gerçekleşti. Ne eğitimde ne de istihdamda olanların oranı ise bir önceki yılın aynı dönemine göre 0,4 puanlık artışla yüzde 29,8 seviyesinde gerçekleşti.

Mevsim etkisinden arındırılmış işsizlik oranı bir önceki döneme göre 0,5 puan azalarak yüzde 13,6 oldu. İşsiz sayısı bir önceki döneme göre 75 bin kişi azalarak 4 milyon 207 bin kişi olarak gerçekleşti.

Mevsim etkisinden arındırılmış istihdam oranı bir önceki döneme göre 0,8 puan artarak yüzde 42,6 oldu. İstihdam edilenlerin sayısı 540 bin kişi artarak 26 milyon 648 bin kişi olarak tahmin edildi.

Açıklanan rakamlar, sosyal medyada en çok konuşulan başlıklar arasına girdi. 
 

 

 

Kuzey Kıbrıs’ta cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kaldı

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti‘nde (KKTC) koronavirüs önlemleriyle gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı seçiminde hiçbir adayın yüzde 50’den fazla oy alamaması sebebiyle seçim ikinci tura kaldı.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin yanı sıra, yüksek mahkeme yargıçlarının sayısının artırılmasını öngören anayasa değişikliği için da halk oylaması yapıldı. KKTC halkı, Yüksek Mahkeme’deki yargıç sayısını 8’den 16’ya çıkarmayı öngören Anayasa değişikliğine ‘hayır’ dedi.

İkinci tur 18 Ekim’de

11 Ekim Pazar günü saat 08.00’de başlayan oy verme işlemi saat 18.00’de sona erdi. Oy verme işlemlerinin tamamlanmasıyla oy sayımına başlandı.  YSK’dan yapılan açıklamada ülke genelinde seçime katılım oranının yüzde 54.72 olduğu belirtildi.

Henüz resmi olmayan ilk sonuçlara göre ilk turda UBP Genel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar‘ın yüzde 32,34 ile ilk sırayı aldı. Bağımsız aday ve mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ise yüzde 29,84 ile ikinci sırayı aldı. Tatar ve Akıncı 18 Ekim’de ikinci turda yarışacak.

11 aday yarıştı

KKTC’de cumhurbaşkanlığı seçiminde yedisi bağımsız 11 aday yarıştı. Seçimde Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, Ulusal Birlik Partisi (UBP) Genel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar‘ın yanı sıra Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) Genel Başkanı Tufan Erhürman, Yeniden Doğuş Partisi (YDP) Genel Başkanı Erhan Arıklı yer aldı.

Aynı zamanda bağımsız aday olarak Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ve Demokrat Parti (DP) Lefkoşa Milletvekili Serdar Denktaş yarıştı.

Diğer yandan Alpan Uz, Mustafa Ulaş, Ahmet Boran ve Arif Salih Kırdağ bağımsız olarak, Fuat Çiner ise Milliyetçi Demokrasi Partisi’nin adayı olarak yarışa katıldı.

En çok adayın katıldığı seçim

İstifa eden Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Özersay‘ın oy oranı yüzde 6’nın altında kaldı. Arıklı yüzde 5, Denktaş  ise yüzde 4 oy aldı.

Pazar günkü seçim, KKTC’de bugüne kadar en çok adayın katıldığı cumhurbaşkanlığı seçimi olarak tarihe geçti. Kıbrıs Türk halkı, 1974’ten bu yana 10’uncu kez cumhurbaşkanını seçmek üzere sandığa gitti.

Seçime damga vuran Maraş tartışması

Kuzey Kıbrıs’ta cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesindeki sürece Ersin Tatar’ın 46 yıldır kapalı olan Maraş sahillerinin halka açıklanacağına dair açıklaması damga vurmuştu.

Açıklamaya tepki gösteren Akıncı, bu kararın seçim malzemesi yapılmasını eleştirmişti. Akıncı bu durumu “ülke demokrasisi açısından yüz karası” olarak nitelendirmişti.

Açıklamanın ardından iktidardaki Ulusal Birlik Partisi (UBP) – Halkın Partisi (HP) koalisyonunun ortağı HP’nin koalisyondan çekilme kararı almasıyla birlikte Kuzey Kıbrıs’ta hükümet düşmüştü.

Ekoloji örgütleri gıdada sansüre ‘hayır’ diyor

Ekoloji örgütleri, gıdaya yönelik ifade özgürlüğünü kısıtlayıcı düzenlemeler içeren “Gıda, Tarım ve Orman Alanında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Teklifi” başlıklı torba yasanın meclis gündemine alınmasına ilişkin yazılı bir açıklama yayınladı. Açıklamada ‘gıdada sansüre hayır’ denildi.

Söz konusu yasanın 28, 29 ve 30’uncu maddelerinin gıdaya yönelik ifade özgürlüğünü kısıtlayacağı belirtilen açıklamada, torba yasanın 24 Haziran tarihinde meclis gündemine girdiği hatırlatıldı. 

”Yanıltıcı yayın’ tanımı çok geniş ve belirsiz’

Yasada “her türlü yazılı, görsel, işitsel ve dijital iletişim araçları üzerinden yapılan ve ticari reklam kapsamına girmeyen, gıda güvenliği ve güvenilirliği hususunda tüketicide endişe, korku ve güvensizlik yaratarak tüketicinin tüketim alışkanlıklarını olumsuz etkileyen gerçeğe aykırı yayınlar” yanıltıcı yayın olarak tanımlanıyor. Bu kapsamda bu tarz yayınlara 20 ile 50 bin TL arasında para cezası verilmesi öngörülüyor.

Kaleme alınan yazıda “Yasa teklifindeki yanıltıcı yayın tanımı çok geniş ve belirsizdir. Neyin yanıltıcı yayın kapsamında değerlendirileceği, bu değerlendirmeyi yapacak kişilerin kimler olacağı, bağımsız karar verip veremeyecekleri net değildir” endişesi dile getirildi.

‘Bilim içerisinde tartışmalı konular da var’

Bu endişelerin yönetmelikle giderileceği ve değerlendirmelerin bilimsel esaslar ile yapılacağının ifade edildiği belirtilen açıklamada “Ancak gıda güvenliği ve güvenilirliği hususunda tüketicileri endişe, korku ve güvensizliğe sürükleyen nedenler toplumda çeşitlilik göstermektedir. İnsanlar sağlıkları, sosyo-ekonomik durumları, inançları, kültürleri ve yaşam biçimleri gibi farklı gerekçelerle gıdaya ilişkin çok çeşitli kaygı ve hassasiyetlere sahiptir” denildi.

Bu hassasiyetlerin genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO), tohumlar, tarım zehirleri (pestisitler), helal gıda, veganlık/vejetaryenlik gibi geniş bir yelpazeye yayıldığı belirtilen açıklamada “birçoğu bilim içinde de tartışmalı konuların başında gelmektedir” ifadelerine yer verildi.

Öngörülen para cezasının çok fazla olduğunun altı çizilen açıklamada “Böylesine önemli bir konunun bu kadar otoriter, subjektif ve özensiz bir düzenlemeye tabi tutulması yurttaşların kamusal bilgiye ve iyi, temiz, adil gıdaya erişim hakkını kısıtlayacaktır” denildi.

Sansür ve otosansür riski

Açıklamada Türkiye’de gıda hususunda birçok sorun olduğu ancak sorunun çözümünü yasaklar üzerinden kurgulamanın toplumda gıdaya ilişkin endişe, korku ve güvensizliği azaltmak yerine artıracağı belirtildi.

Açıklamada “Yasa teklifinin ilgili maddeleri; toplumun gıdaya ilişkin kaygı ve hassasiyetlerini dikkate alarak, toplumsal sorumluluk gereği kamuoyunu aydınlatma vazifesi gören, her biri kendi içinde yetkin kurumların, bilim insanlarının, sivil toplum örgütlerinin, meslek odalarının, bu sorumluluklarını yerine getirmelerini kimi zaman doğrudan sansür kimi zaman da otosansür yoluyla engelleme riskini içermektedir” ifadeleri dile getirildi.

‘Doğru bilgiye erişme mekanizmaları kurulmalı’

Ekoloji örgütleri tarafından kaleme alınan yazıda yapılması gerekenler ise şu şekilde aktarıldı:

Bu bağlamda öncelikle yurttaşların örgütlenmelerini kolaylaştıran ve bu örgütlenmeler üzerinden doğru bilgiye erişimi sağlayacak mekanizmalar kurulmalıdır. Bu mekanizmaların merkezinde gıda toplulukları, meslek odaları, ilgili araştırma birimleri, gıda kooperatifleri, çiftçi sendikaları, ilgili üniversite yapıları, tüketici dernekleri gibi sivil toplum kuruluşları, kamusal ve güvenilir bilgiye erişimi hedefine koymuş sosyal girişimler yer almalı, bu oluşumların sağladığı bilgiler sayesinde yanıltıcı bilgiye çok daha hızlı ve doğru cevaplar üretilmelidir. Böylece, halkın çıkarlarını esas alan, kamucu bir bilgi edinme hakkının kullanımı mümkün olacaktır.

Açıklama “İlgili yasa teklifi bu haliyle halkın sağlıklı bilgiye erişiminin önünü kapatmakta ve kamu çıkarları ile uyuşmamaktadır. Sağlıklı bilgiye erişimi engelleyecek söz konusu maddelerin yasadan çıkarılmasını ve halkın bilgi edinme hakkını esas alan mekanizmalara destek olunmasını talep ediyoruz” ifadeleriyle sona erdi.

Örgütler aynı zamanda change.org üzerinden bir kampanya başlatarak, söz konusu değişikliklerin gündeme alınmamasını talep etti.

İmzacılar

Söz konusu metne imzacı olan örgüt ve kurumlar ise şu şekilde:

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Çevre ve Arı Koruma Derneği – ÇARIK, Good4Trust.org, Türetim Ekonomisi Derneği, Yeşil Düşünce Derneği, Yeryüzü Kooperatifi, Ekoharita.org, ÇEKÜL Vakfı, Genç Yeşiller, Kocaeli Ekolojik Yaşam Derneği, Yerel Tohum Derneği Marmaris Temsilciliği, SUYADER, AGRİDA Tarım ve Turizm Derneği, Bağlıca Eğitim Çevre ve Dayanışma Derneği, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Yayla (Gola) Kültür, Sanat ve Ekoloji Derneği, Çukurova İnsan Tohum Toprak Atölyeleri, İstanbul Permakültür Kolektifi,

Doğal Yaşam Derneği, Dört Mevsim Ekolojik Yaşam Derneği, Ortak Yaşam Ekososyal İşletme Kooperatifi, Çeşme Çevre PLATFORMU, Bergama Çevre Platformu, İzmir Çevre Gönüllüleri Platformu, Doğal Besin Bilinçli Beslenme, Güzel Gıda Topluluğu, Batı İzmir Topluluk Destekli Tarım Gıda Topluluğu (Bitot), HDK Emekliler ve Yaşlılar Meclisi, Antalya Ekoloji Meclisi, Arıköy Tüketim Kooperatifi, TarlaTaban