ManşetKöşe YazılarıYazarlar

John Snow bildirisi ve sürü bağışıklığına doğru…

Başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm Dünya Covid-19 pandemisinde yaz aylarından bu yana beklenen ikinci dalganın içine girdi. Worldometers sitesinin 25 Ekim itibarı ile verdiği rakamlara göre Dünya’da şu ana kadar 42.952.534 Covid-19 vakası, 1.154.964 ölüm ve 31.674.764 iyileşen hasta var. 24 Ekim tarihi itibarıyla aynı site ikinci dalganın içine giren Avrupa ülkelerinden Fransa’da 45.422, İtalya’da 19.644, İngiltere’de 23.012, Almanya’da 10.458 günlük yeni vaka olduğunu bildiriyor. Aynı gün ABD’de günlük vaka sayısı 79.449, Brezilya’da ise 25.524’e ulaşmış.

Ülkemizdeyse sadece belirti veren, bir sağlık kurumunda tedavi gören vaka sayısı açıklandığı ve gerçek vaka sayıları sadece Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) ile paylaşıldığı için, o gün itibarıyla açıklanan 2.091 sayısı gerçek tabloyu yansıtmıyor. Bilimsel yayınlarda ifade edildiği üzere, vakaların %15-20’sinin klinik belirti verdiği ve hastaneye yatarak tedavi gördüğü bilgisinden hareketle ülkemizdeki günlük toplam yeni vaka sayısının da 10-11 binlere yükseldiğini tahmin edebiliriz. Ancak açıklanan rakamlara baktığımız zaman bile ülkemizin birinci dalganın içinden çıkamadan ikinci dalganın içine girmiş olduğu görülebiliyor.

AB’de ufukta sert önlemler görünmüyor 

Tüm yaz ayları boyunca sağlık sistemlerini ikinci dalga için hazırlayan Avrupa ülkeleri, ikinci dalga nedeniyle toplumun tüm kesimlerini kapsayan karantina, seyahat yasakları gibi nisan-mayıs ayında aldıkları önlemlere benzer yeni önlemler alıyor mu? Bu sorunun tek ve net bir yanıtı var: Hayır… Geçtiğimiz günlerde salgının ilk dalgasına karşı en sert önlemleri alan ülkelerin başında gelen Almanya’nın Başbakanı Angela Merkel, ikinci dalga için eski önlemlere dönmeyi Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin ekonomik olarak kaldıramayacağını tüm kamuoyunun önünde açıkça söyledi. Anlaşılan AB ülkeleri hasta sayıları sağlık kurumları kapasitelerini zorlamadıkça ‘müdahale’ etmeyecekler…

Yaz aylarında ayak sesleri duyulan salgın yönetimindeki bu temel politika değişikliğinin en önemli ipuçlarından biri Fransa’dan geldi… Günlük vaka sayısı 45 binlere ulaşınca içlerinde Paris’in de yer aldığı yedi bölgede akşam 21.00’den sabah 06.00’a kadar sokağa çıkma yasağı kararı alındı. Nedeni ise eğlence merkezlerinin erken kapanmasını sağlamak… Görüldüğü gibi önlemler salgının önüne geçmek için değil; sağlık sisteminin kapasitesini zorlamayacak kontrollü bir toplum bağışıklığına dönük…

Peki, nedir; bazı kaynakların ‘sürü bağışıklığı’ olarak da nitelendirdiği toplum bağışıklığı? Toplum bağışıklığı bir toplumun önemli bir kısmının bulaşıcı bir hastalığa karşı bağışık hale gelmesi olarak tanımlanıyor ve hastalığın daha fazla yayılmasını sınırlıyor. Toplum bağışıklığına ulaşmanın iki yolu var: Aşılama ve enfeksiyona yakalanıp iyileşme. Covid-19’a karşı henüz etkili bir aşı yok. Sürü bağışıklığını sağlamak için insanların büyük bir kısmının enfekte olması ve iyileşmesi gerekiyor, ancak bu durum özellikle yaşlılarda ve kronik hastalığı olanlar arasında çok sayıda ölüme yol açabilir. İyileşenlerde de sonraki günlerde ortaya çıkabilecek yan etkiler de görülebilir.

Bu yaklaşımdaki diğer bir sorun ise toplum bağışıklığı eşiği; yani bir toplumda bağışıklık kazanmış olan ve artık bulaşma zincirine katılamayan bireylerin oranı… Bu oran değişik yayınlara göre Covid-19 için %50 ile 67 arasında değişiyor. Kontrolsüz bırakılan bir salgının o toplumda bu orana ulaşıncaya kadar özellikle yaşlılar arasında çok sayıda can kaybına neden olacağı açık. İşte tam bu dönemde, iki hafta önce DSÖ Genel Direktörü Dr. Tedros Adhanom Ghebreyesus, COVID-19 salgınıyla mücadelede toplum bağışıklığı stratejisine ilişkin ‘Tam olarak anlayamadığımız tehlikeli bir virüsün serbestçe dolaşmasına izin vermek, basit bir şekilde ahlak dışıdır. Bu bir seçenek değildir’ şeklinde bir açıklama yaptı. Oldukça geç kalan bu açıklamaya rağmen ülkelerin hala ‘sürü bağışıklığı’ politikalarında bir değişiklik yapmadığı görülüyor.

Gençlerde ‘kontrolsüz bulaşma’ uyarısı

14 Ekim’de Lancet’te 5000’e yakın bilim insanı, araştırmacı ve bilim kuruluşu tarafından imzalanan ve halen imzaya açık olan ‘John Snow Bildirisi’ yayınlandı.  Bildiriye adı verilen  John Snow, 1854’de Londra’daki kolera salgınında haritalama yöntemi ile salgın  kaynağını bulan ve modern epidemiyolojinin kuruculardan kabul edilen; tüm yaşamını halk sağlığının geliştirilmesine adamış bir bilim insanı… Bildiride çok açık olarak ‘Covid-19 için doğal enfeksiyonlardan bağışıklığa dayanan herhangi bir pandemik yönetim stratejisinin kusurlu olacağı’ vurgulanıyor.

Genç insanlarda kontrolsüz bulaşma, tüm toplumlarda önemli hastalık ve ölüm riski taşır. İnsan kaybına ek olarak, bu, işgücünü bir bütün olarak etkileyecek ve sağlık hizmetleri sistemlerinin akut ve rutin bakım sağlama yeteneğini aşacak” tespitleriyle devam eden bildiri,  doğal enfeksiyonu takiben SARS-CoV-2 virüsüne karşı kalıcı koruyucu bağışıklık oluştuğuna dair hala bilimsel bir kanıt olmadığını, bunun da tekrarlayan salgınlara yol açabileceği hatırlatmasını yapıyor. Bildiriyi hazırlayan ve imzalayan bilim insanları  ‘kararlı ve acilen hareket etmenin önemini’ vurgulayarak ‘bulaşmayı baskılayan ve kontrol eden etkili önlemlerin geniş çapta uygulanması gerektiğine dikkat çekiyor. Bildiriye göre bu önlemler uygulanırken pandeminin şiddetlendirdiği eşitsizlikler nedeniyle artan insan tepkilerinin önlenmesi için alınacak önlemler mali ve sosyal programlarla desteklenmeli…

Bildiride Japonya, Vietnam ve Yeni Zelanda, doğru halk sağlığı uygulamalarıyla bulaşmayı kontrol edebilen ve yaşamın normale yakın bir yere dönmesinin sağlandığı ülkeler arasında sayılmış. Ancak bunu başaran ve deneyimlerini de diğer ülkelerle paylaşan Küba nedense unutulmuş. Üstelik Küba bildiride vurgulanan ve Covid-19’a karşı halk sağlığı önlemlerinin alınmasını güçleştiren eşitsizliklerin en aza indirildiği bir ülke iken örnek uygulamalarının vurgulanması bildiride unutulmuş. Bildirinin son paragrafında bir kez daha çok sayıda ülke ve ülkemiz tarafından adı pek konmadan uygulanan ‘sürü bağışıklığı’ politikalarına karşı çıkılıyor. 

Doğru çözüm ise şöyle özetleniyor: “Covid-19’un toplumda yayılmasını kontrol etmek, toplumlarımızı ve ekonomileri önümüzdeki aylarda güvenli ve etkili aşılar ve ilaçlar gelene kadar korumanın en iyi yoludur. Etkili bir yanıtı zayıflatan dikkat dağıtıcı unsurları göze alamayız; Kanıta dayalı olarak acilen hareket etmemiz çok önemlidir.”

Bildiriyi hazırlayanların unuttuğu veya görmek istemediği temel bir konu var: Salgın hastalıkların günümüzde giderek artması kapitalizmin doğa sömürüsünün sonucu olduğu. Kapitalist üretim ve tüketim ilişkileri içinde kalarak bu sistemin bulduğu çözüm ise önemli ölçüde insan kaybına yol açacak ahlak dışı sürü bağışıklığı yöntemidir. Bunun dışına çıkıp pandeminin gerçek bilimsel çözümlerini yaratmak bildiride de dikkat çekildiği gibi ancak toplumlardaki eşitsizliklerin önüne geçebilmekle yapılabilir. Bu da ancak başka bir sistemle mümkün.

 

Kategori: Manşet