Dünya Sağlık Örgütü tarafından yapılan açıklamada Danimarka dışında beş ülkede daha çiftliklerde yetiştirilen vizonlarda mutasyona uğramış Covid-19 tespit edildiği belirtildi.
Buna göre ABD, İtalya, Hollanda, İspanya ve İsveç’te bulunan vizonlarda da koronavirüs bulunuyor. Açıklamada, vizonlarda rastlanan Covid-19 türünün klinik görünümü, ağırlığı ve bulaşıcılığının yeni tip koronavirüsün diğer türleriyle benzerlik gösterdiği, öte yandan bu türünde, daha önce gözlemlenmeyen mutasyon terkibine rastlandığı ifade edildi.
Danimarka 17 milyon vizonu öldürmeyi planlıyor
Danimarka’da kürk ticareti için çiftliklerde yetiştirilen ve nüfusu 17 milyona yakın olduğu tahmin edilen vizonlarda Covid-19 tespit edildiği belirtilmiş ve vizonlardaki mutasyona uğramış bu türün, insanlara bulaştığını ve şimdiye kadar 12 kişiyi enfekte ettiği aktarılmıştı.
Danimarka Başbakanı Mette Frediksen, düzenlediği basın toplantısında yeni tip koronavirüse karşı mücadele kapsamında çiftliklerde yetiştirilen tüm vizonları öldürmeyi planladıklarını duyurmuştu.
Toplantıda, mutasyona uğrayan yeni tip koronavirüsün “Cluster-5 virüs” olarak adlandırıldığı belirtilmişti. Diğer ülkelerin vizonlarla ilgili nasıl bir karar alacağı ise henüz açıklanmadı.
İstanbul Sultangazi‘de, bir fabrikanın bıraktığı düşünülen kimyasal atıklar nedeniyle siyah ve mavi akan dere, Alibeyköy Barajı’nın su toplama havzasına ulaşıyor. Kimi zaman siyah, kimi zaman ise mavi akan derenin hemen yanında İSKİ’nin Atıksu Terfi Merkezi bulunuyor.
Cebeci Mahallesi Dökümcüler Sitesi‘nin içinden geçerek baraja uzanan derenin, kimyasal atıklar nedeniyle renge değişti. Pek çok fabrikanın bulunduğu bölgede siyah ve mavi renge bürünen derenin durumu DHA muhabirlerince havadan da görüntülendi.
‘Çok kötü koku yayıyor’
Bölge esnafı, İstanbul’un şebeke suyu ihtiyacının karşılandığı yedi barajdan birisi olan Alibeyköy Barajı’nın su havzasına kadar uzanan derenin yaklaşık iki yıldır kimyasal atıklar nedeniyle zaman zaman bu renklere büründüğünü söyledi.
Çevre esnafından Kanber Kopaktaş, “Biz burada esnafız. Burada bazen mavi, bazen yeşil, bezen de siyah değişik bir su akıyor. Çok da kötü bir koku veriyor. Bu su aşağı yukarı buradan 2-3 senedir bu şekilde akıyor. Biz bundan rahatsızız. Yetkililerin buna bir çözüm bulmasını talep ediyoruz” dedi.
CHP Doğa Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, maden şirketlerine bir takım ayrıcalıklar öngören torba yasa tasarısı hakkında yazılı bir açıklama yayınladı.
Maden Kanunu’nda yapılmak istenen değişikliklerle maden firmalarının çalışma alanı ya da ruhsat alanları dışarısında çalışan maden firmalarına kıyak yapıldığını aktaran Öztunç, “Rödovans sözleşmesi olmadan ruhsat alanı dışındaki mücavir sahalara taşmalar suç olmaktan çıkarılmak isteniyor. Firmalar idari para cezaları ödeyerek hukuksuzluklarına devam edebilecek, yani parayı ver ihlali yap dönemi olacak” dedi.
Söz konusu kıyağın sadece Maden Kanunu’yla sınırlı olmadığını ileten Öztunç, Çevre Kanununda yapılmak istenen değişikliğe dikkat çekerek, “ÇED raporu ya da proje tanıtım dosyasında taahhüt edilen alanın sınırı dışına çıkılması halinde, kapasite artışı üzerinden ÇED süreci işletilmesi gerekiyor. Değişiklik kabul edilirse, bu biçimde taahhüt edilen sınırın dışında, ÇED başvurusu yapmadan çalışmış firmaya idari ceza verilmesinin önüne geçilecek” ifadelerini kullandı.
‘Sayıştay 330 sahada sınır aşımı tespit etti’
Sayıştay’ın Orman Genel Müdürlüğü’yle ilgili raporunda, maden sahalarındaki sınır aşımlarının denetlenmediğine dair tespit bulunduğuna dikkat çeken Öztunç, “Sayıştay örnek olarak incelediği 687 maden sahasından 330’unda sınır aşımı olduğu, 49’unda izinsiz yapı olduğu, 31 sahada, izin amacı dışında kullanımlar olduğu, 78 sahada ise hem izin amacı dışında kullanılan idare izni olmayan yapılar yapıldığı ve 20 sahanın ise koordinatlarının sorunlu olduğu tespit edilmiştir. Bakan enkaz başlarında şov yapacağına ormanlarda neler oluyor, gidip bir baksın” dedi.
Sayıştay’ın raporunda denetim yetersizliğiyle ilgili geçmiş yılda tespit edilmiş ancak bu konuda idare tarafından herhangi iyileştirme çalışması yapılmadığına dair uyarı yer aldığına değinen Öztunç “Sayıştay’ın bulduğu açığı AKP kendi usulleriyle kapatmaya çalışıyor. Denetim yetersizliğini gidermeye çalışacağına, meseleyi suç olmaktan çıkarmaya çalışıyorlar” yorumunda bulundu.
Neler yaşandı?
AKP’li milletvekillerinin imzasıyla TBMM Başkanlığı’na sunulan torba yasa, 13 Ekim’deki alt komisyonda görüşüldükten sonra 21 Ekim tarihinde gerçekleştirilen üst komisyon toplantısında oy çokluğuyla kabul edilmişti. Değişikliklerin önümüzdeki haftalarda Meclis Genel Kurulu’nda görüşülmesi planlanıyor.
Doğa, yaşam ve kent savunucuları enerji şirketlerine bir takım ayrıcalıklar öngören Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi isimli yeni torba yasanın iptali için imza kampanyası başlattı.
Muğla‘da üniversite öğrencisi Pınar Gültekin’i öldürdüğü gerekçesiyle tutuklanan sanık Cemal Metin Avcı ile kardeşi Mertcan Avcı‘nın yargılanmasına başlandı.
Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanıklar, Gültekin’in yakınları, baro temsilcileri, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı avukatı, kadın örgütlerinden temsilciler ve taraf avukatları katıldı.
Jandarma ve polis ekipleri tarafından geniş güvenlik önlemi alınan duruşma öncesi Pınar Gültekin’in babası Sıddık Gültekin ve annesi Şefika Gültekin’in avukatı Rezan Epözdemir açıklama yaptı. Epözdemir, Avcı’nın anne, baba ve ortağının da cinayetin failleri arasında yer aldığını düşündüklerini belirterek şunları söyledi:
“Soruşturmanın başından bu yana cinayetin tek başına işlenemeyeceğini söyleyerek, soruşturmanın genişletilmesi gerektiğini savunuyorduk. Çünkü bu durum hayatın olağan akışına aykırı. Birçok talebimiz değerlendirildi ve Mertcan Avcı tutuklandı. Ancak cinayetin tek başına işlenemeyeceğini düşünüyoruz. 183 santimetre boyundaki maktul, cenin pozisyonunda varile yerleştirilmiş, boğazında ip var. Önce odunla sonra benzinle yakılmaya çalışıldıktan sonra üzerine beton dökülmüş. Bunu bir kişinin paletle dereye atması fizik kurallarına aykırı. Başka faillerin de olduğunu düşünüyoruz. Ayten ve Selim Avcı ile Gökhan Orhan’la ilgili şikayetçi olmuştuk ancak beklemediğimiz bir şekilde kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Karara itiraz ettik ancak başvurumuz reddedildi. İç hukukumuzda başka bir mekanizma kalmadı. O yüzden Adalet Bakanlığı’na kanun yararına bozma başvurusu yaptık. Bakanlık bu başvuruyu yerinde görürse kararı Yargıtay’a taşıyacak. Eğer müspet bakılmazsa önce Anayasa Mahkemesi’ne sonrasında da AİHM‘e başvurmayı düşünüyoruz.”
Yakalanacağını düşünmemiş
‘Canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldürme’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanan Cemal Metin Avcı ise duruşmada cinayeti nasıl işlediğini anlattı. Avcı, itirafta bulunurken, “Yakalanacağımı hiç düşünmemiştim” dedi.
Duruşmayı izleyen HDP İzmir milletvekili Serpil Kemalbay, Avcı’nın mahkemede verdiği ifadeyi sosyal medya hesabından şöyle aktardı:
#PınarGültekin’in katili planlayarak işlediği korkunç cinayeti mağdur pozuna girerek, hazırladığı kurguyu ağlayarak anlatıyor. “Bana bıçak çekti, boğazını sıkmışım” diyor o esnada hakimden yardım geliyor “ hiç panik atak tedavisi gördünüz mü” Katil : “ evet, gördüm”
#PınarGültekin’in katili beklendiği gibi savunmasını Pınar Gültekin’i itibarsızlaşmak üzerine kurmuş. Kurgularla dolu iğrenç ifadelerine hakim desteği almadan da devam edemiyor! Ara ara soruyor ‘Burayı da anlatayım mı hakim bey”. Hakim’in cevabı ‘Anlat, anlat!”
Muğla 3. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, Cemal Metin Avcı’nın “canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, kardeşi Mertcan Avcı’nın ise “suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme” suçundan 5 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
Bursa Kirazlıyayla’da Meyra Madencilik’ tarafından yapılmak istenen çinko-kurşun-bakır zenginleştirme tesisi hakkındaki ÇED Olumlu raporuna karşı açılan davada, bilirkişi heyetininin raporunu kabul etmeyerek açılan davayı reddetti.
Mahkemenin kendi atadığı bilirkişi heyeti sunduğu raporda ‘ÇED raporu teknik olarak yeterli değildir’ ifadelerini kullanmıştı. Ayrıca “Tesisin su kaynaklarına etkisi, deprem bölgesi olması, bitki örtüsü üzerindeki etkisi, tarım arazileri ve hayvancılık üzerindeki olumsuz etkisi”nin ÇED Raporu’nda yer almadığı belirtilmişti.
Bütün bunlara rağmen Bursa 1’inci İdare Mahkemesi ÇED raporunda hukuka aykırılık bulunmadığına hükmetti. Bu durumu protesto eden Kirazlıyayla köylüleri haklı davalarını sürdürmekte kararlı olduklarını ve mücadelelerini büyüteceklerini söyledi.
‘Hakkımızı aramaya devam edeceğiz’
DOĞADER ve Kirazlıyayla Derneği konuyla ilgili bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Açıklamada konuşan Kirazlıyayla Dernek Başkanı Nedim Kakaç, “Kirazlıyayla’da flotasyon tesisi ile ilgili olarak mahkeme sürecinde adalet tecelli etmedi. Biz bunu Ankara’ya kadar taşıyacağız, hakkımızı aramaya devam edeceğiz” dedi.
Kakaç konuşmasında “Şu anda deprem gündemde, bizim bölgemiz de yapılan tesisin olduğu bölge de deprem bölgesi, daha önce buraya köy yolu yapılacaktı bu gerekçe ile yapılamadı ama şimdi ne olduysa maden tesisine izin verilir oldu. Bizim, Kirazlıyayla’nın hiç mi değeri yok?” ifadelerini kullandı.
“Benim köylüm burada bir tane ağaç kestiğinde devlet adam öldürmüş gibi ceza veriyor” diyen Kakaç maden firmasının tesis yapmak için 143 ağaç kestiğini belirterek dertlerinin havalarını, sularını, topraklarını korumak olduğunu ifade etti.
Fotoğraf: DOĞADER
‘Meyra Madencilik’i köyümüzde istemiyoruz’
K2’nin aktardığına göre DOĞADER adına konuşan Murat Demir de “Meyra Madencilik’e karşı yaklaşık bir yılı aşkın burada mücadele verilmektedir. Köylülerimizle birlikte her türlü ortam bu faaliyetin ne kadar çok zarar vereceğini anlattık, anlatmaya çalıştık. Köylülerimiz, bizler suyumuz, toprağımız, havamız için, yaşam hakkımız için Meyra Madencilik’i köyümüzde istemiyoruz” şeklinde konuştu.
Konuşmasında hukuksal süreci ele alan Demir, “ÇED raporunun iptali için dava açtık. Davada mahkeme heyeti teknik bir konu olduğu için bilirkişiye gitti, teknik bir eğitim almamış mahkeme Kirazlıyayla için yedi bilim insanı atadı ve yedisi de bu faaliyetin burada olamayacağını bilimsel bir şekilde rapor haline getirip mahkemeye sundu. Ancak mahkeme verdiği kararda, yapılan bilirkişi raporuna istinaden mahkememiz bilirkişi raporunu ciddiye almamıştır, itibar etmemiştir diyerek davayı reddetti” dedi
Demir, “Eğer bilirkişi raporuna itibar etmeyecekseniz, bilirkişiyi niye atadınız, madem siz çok iyi biliyordunuz bilirkişiye niye başvurdunuz? Biz de buradan diyoruz ki, sizin almış olduğunuz karara itibar etmiyoruz” tepkisini gösterdi. Ayrıca mücadelenin firmanın köyü terk edene kadar devam edeceğini belirterek, yürüyen davaların takipçisi olacaklarını, Bursa’da hukuk ve adalete ulaşılmayacaksa Ankara’ya kadar mücadeleyi büyütme kararı aldıklarını söyledi.
Birleşik Arap Emirlikleri’nde (BAE) yürürlüğe giren bir dizi reformla “namus kisvesi altındaki cinayetlere” yönelik cezanın hafifletilmesini öngören yasa maddesi iptal edildi. Evli olmayan çiftlerin birlikte yaşamaları suç olmaktan çıktı ve alkol satışı serbest bırakıldı.
BBC‘nin BAE medyasından aktardığına göre, yeni düzenlemelerle ayrıca ülkede yaşayan göçmenler, şeriat hükümlerine değil, kendi ülkelerindeki boşanma ve miras kanunlarına tabi olacak.
Birleşik Arap Emirlikleri’nde nüfusun çok büyük bir bölümü yabancılardan oluşuyor. Ülkede her bir BAE vatandaşına dokuz göçmen düşüyor.
Ülkede şimdiye kadar “namus” bahanesiyle işlenen cinayetlere hafif cezalar veriliyordu. Yeni düzenlemelerle bu ceza indirimlerini mümkün kılan yasa maddesi iptal edilirken, kadınları taciz eden erkeklere verilecek cezalar ağırlaştırıldı.
BAE’de restoran ve barlarda alkol tüketilebiliyordu. Ama bunun için ruhsat almak ya da alkolü evde içmek gerekiyordu. Yeni düzenlemeyle ruhsat alamayan Müslümanların da serbestçe alkol tüketebileceği belirtiliyor.
BAE yetkilileri ülkelerini uluslararası platformda modern bir iş ve turizm merkezi olarak tanıtmasına rağmen, tecavüze uğradığı şikayetinde bulunan kadınların kendilerini hapiste bulması gibi haberler de sık sık uluslararası medyada yer alıyordu.
ABD’li Pfizer ilaç şirketi ile Almanya merkezli BioNTech‘in geliştirdiği koronavirüs aşısının üçüncü faz denemelerinde yüzde 90 başarı oranı elde edildiği duyuruldu. Pfizer CEO’su Albert Bourla, Faz 3 denemesinin ilk sonuçlarının, ‘aşının Covid-19’u önlemedeki başarısını kanıtladığını’ söyledi.
“Bu kritik dönüm noktasına dünyanın en çok ihtiyaç duyduğı bir zamanda ulaşıyoruz” diyen Bourla, “Küresel sağlık krizinin sona ermesine yardımcı olmak adına, dünyanın dört bir yanından insanların ihtiyaç duyduğu atılımı sağlamaya bir adım daha yaklaştık” ifadelerini kullandı.
‘Acil durum izni’ istenecek
Reuters‘ın aktardığına göre aşı tescillense bile ilk başlarda sınırlı sayıda doz olacak. Aşının ne süreyle koruma sağladığı ise henüz açıklanmadı.
Pfizer, ilaçla ilgili ciddi bir güvenlik endişeleri olmadığını ve bu ay bitmeden acil kullanım tescili isteyeceklerini belirtti. Şirket, ABD’den aşının 16 ila 85 yaş arasındakilerde kullanılabilmesi için acil durum izni vermesini isteyecek. Bunu için ellerindeki 44 bin katılımcı hakkında 2 aylık güvenlik raporuhu sunmaları gerekiyor. Pfizer’in Kasım ayının sonuna doğru yeterli veriye ulaşması bekleniyor.
İzmir Seferihisar’da yapılması planlanan jeotermal enerji santraline karşı bir araya gelen yöre halkı, şantiye alanını kapatarak protesto gösterisi yaptı. Santralin zeytin ormanlarına ve bölge doğasına zarar vereceğini söyleyen köylüler, şantiye ve arama kuyuları hakkında suç duyurusunda bulunarak her türlü hukuki yola başvuracaklarını belirtti.
Köylüler, İzmir’in Seferihisar ve Menderes ilçesi sınırları içerisinde yer alan Orhanlı ve Yeniköy mevkilerinde yapılması planlanan santralin erkence türü zeytin ormanları başta olmak üzere bölgenin doğasını ve buradan geçimini sağlayan insanları tehdit ettiğini belirtiyor. Santral açılması planlanan alanda İzmir’in zeytin ormanları ve biyolojik çeşitlilik açısından zengin yaşam alanları bulunuyor.
ÇED süreci tamamlanmadı
Yoğun tarım yapılan bölgede jeotermal arama kuyuları da açılması planlanıyor. Uzmanlar projeyle ilgili iki riskin altını çiziyor: Havada oluşacak yüksek ısıdaki nem ile hava ve su kaynaklarına karışacak olan zehirli maddeler.
14 jeotermal arama kuyusu açılması planlanan bölgede, yasal izin süreçlerinin de tamamlanmadığı belirtiliyor. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecinin henüz tamamlanmadığını anlatan köylüler, buna karşın bir şantiyenin Orhanlı köyünün içine şimdiden kurulmuş durumda olduğuna ve jeotermal arama kuyularının inşa süreçlerinin izinsiz bir şekilde devam ettiğine dikkat çekiyor.
Seferihisar Belediye Başkanı: Şantiyeyi kaldıracağız
Seferihisar Belediye Başkanı İsmail Yetişkin de protesto eylemine katılarak köylülere destek verdi. Yetişkin, yasadışı yollarla kurulan şantiye alanının bir an önce kaldırılacağını söyledi.
Jeotermal arama kuyularının yöredeki yaşamı tehlikeye atacağını ve özellikle üreticiler için geri dönüşü olmayan sorunlar yarayacağını söyleyen Orhanlı Köyü Kültür, Doğa, Gençlik ve Spor Kulübü Derneği Başkanı Yaşar Buyruk ise şöyle konuştu:
“Köyümüz yüzlerce yıldır burada üreterek yaşamını sürdürüyor. Burada jeotermal santralinin üreteceği elektrikten daha kıymetli bir şey olan gıda üretiyoruz. Köyümüzde bu santrali istemiyoruz ve bizlere destek veren çevre hukuku avukatlarının da katkılarıyla konunun sonuna kadar takipçisi olacağız. Çünkü sadece bizim değil kurdun, kuşun tüm varlıkların yaşam hakkı buna bağlı. Bu yüzden köyümüze jeotermal istemiyoruz.”
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın geçtiğimiz yıl Milli Ağaçlandırma Günü ilan edilen 11 Kasım’da bu yıl ‘Geleceğe Nefes’ etkinliğinin düzenleneceğini duyurması üzerine Türkiye Ormancılar Derneği açıklama yaptı.
Yapılan açıklamada “2019 yılında olduğu gibi 2020 yılı da oldukça kurak ve sıcak geçmiş olup ülkenin önemli bir bölümünde fidanlar kış uykusu olarak adlandırılan döneme henüz girmemiştir. 11 Kasım tarihinde farklı coğrafi bölge ve yüksekliklerdeki toprakların dikim için uygun olup olmayacağı henüz belli değildir” denildi.
Aynı günde rekor kırmak hedefiyle aceleyle fidan dikilmesinin hatalı uygulamalara yol açabileceği belirtilen açıklamada “Bu durum fidanların yaşama şansını düşürecektir. Sonrasında gerçekleştirilecek tamamlama dikimleri ise dikim maliyetlerini artıracak, bu durum belki de binlerce insanın emeklerinin boşa gitmesiyle sonuçlanacaktır” ifadeleri yer aldı.
DERNEĞİMİZİN, TOPLUM YARARINA ORMANCILIK İÇİN NASIL BİR AĞAÇLANDIRMA VE AĞAÇLANDIRMA BAYRAMI OLMALI KONUSUNDA BASIN AÇIKLAMASI KAMUOYUNA SAYGI İLE DUYURULUR. pic.twitter.com/jrfhorazFx
— Türkiye Ormancılar Derneği (@ormancilarderne) November 8, 2020
’29 Ekim ve 19 Mayıs arasında yapılmalı’
TOD tarafından yapılan açıklamada aynı günde milyonlarca fidan dikilmesi yerine her il için uygun dikim zamanlarının belirlenmesi, planlamanın buna göre yapılmasının daha iyi olacağı belirtildi.
Ayrıca fidan dikimlerinin çocuklara, gençlere ve tüm topluma; ormanların özelliklerinin ve sunduğu hizmet ve fonksiyonların anlatıldığı şenlik havasındaki organizasyonlarla yapılmasının daha anlamlı olacağı söylendi.
Açıklamada “Bu kapsamda 29 Ekim ve 19 Mayıs tarihleri arasında olmak üzere soğuk yörelerde sonbaharda daha erken, ilkbaharda daha geç, sıcak yörelerde ise tam tersi olacak şekilde tüm öğrencileri kapsayacak etkinlikler yapılması tercih edilmelidir. Bu etkinliklerin sadece fidan dikimi konusuyla sınırlı kalmayarak, ormanların sağladığı ekosistem hizmetlerinin, orman yangınlarının, ormancılık uygulamalarının anlatıldığı festivallere dönüştürülmesi halinde toplumdaki orman sevgisi ve bilincinin arttırılmasına daha çok yarar sağlanacaktır” ifadeleri yer aldı.
‘Bağışların şeffaf şekilde paylaşılması gerekir’
Ayrıca ormanların korunması, geliştirilmesi ve alanlarının genişletilmesine ilişkin Anayasal görevin 6831 sayılı Orman Kanunu gereği OGM’ye verildiğinin ve bu amaçla bu kuruma bütçe ayrıldığının hatırlatıldığı açıklamada şu ifadeler yer aldı:
‘Geleceğe nefes’ kampanyası kapsamında toplanan bağışların orman ekosistemlerimizin artmasını sağlayacak şekilde öncelikle yeni orman tesisi çalışmalarında kullanılması gerekmektedir. Tartışmalara meydan verilmemesi için de bağışlarla oluşan kaynağın ve harcamaların şeffaf bir şekilde kamuoyuyla paylaşılması son derece önemlidir.
Joe Biden ABD başkanlık yarışı tarihindeki en yüksek oy miktarını alarak rakibi Donald Trump’ın başkanlık görevine son verdi. Bu seçimin önceki seçimlerden bir farkı da iklim krizinin ilk kez seçimin merkezinde yer alması oldu.
Seçmenler sadece Demokrat Parti’ye değil Biden’ın uluslararası iklim diplomasisini benimseme ve temiz enerji ve yeşil işleri desteklemek için 2 trilyon dolardan fazla harcama sözüne de oy verdi.
Halk iklim eylemi bekliyor
Anketler ise ABD halkının tarihte ilk kez iklim politikalarını desteklemeye bu kadar hevesli olduğunu gösteriyor. Morning tarafından seçim sonrasında yapılan anket, Biden’a oy verenlerin yüzde 74’ü için iklim değişikliğinin ‘çok önemli’ olduğunu gösterdi. Fox News ve Associated Press tarafından yapılan bir başka anket ise bütün seçmenlerin yüzde 67 oranında iklim planlarını desteklediğini ortaya koydu.
Zafer konuşmasını yapan Biden da bu durumun farkında olarak “Bize Covid, ekonomi, iklim değişikliği ve sistematik ırkçılıkla ilgili eyleme geçmek için açık bir yetki verdiler” ifadelerini kullandı. Peki Biden’ın zaferi iklim kriziyle mücadelede ne anlama geliyor? Biden neler vadetti ve önündeki engeller neler?
Paris Anlaşması’na yeniden katılma sözü
Başkan Donald Trump’ın ilk kez Haziran 2017’de duyurduğu Paris İklim Anlaşması‘ndan çıkma niyetiyle ilgili 4 Kasım 2019’da yaptığı resmi başvuru, bir yıl sonra yürürlüğe girdi.
Böylece dünyanın ikinci büyük sera gazı salıcısı, küresel iklim değişikliğiyle mücadele paktının dışına çıktı ve ABD, anlaşmayı imzalayan 197 ülke içinden çekilen tek ülke oldu.
Biden, seçildiği taktirde Paris Anlaşması’na yeniden katılma sözü vermişti. Paris’e yeniden katılmak uluslararası iklim eylemi için önemli bir destek olacak. Ancak birçok eyalette anlaşmayı uygulamaya karşı güçlü bir muhalefet ile karşılaşması da oldukça muhtemel.
Her ne kadar ABD’de pek çok eyalet, şehir ve yerel yönetim güçlü iklim eylemi planlarına kaydolsa da bazıları bunu yaparken yasal zorluklarla karşılaşıyor.
Fotoğraf: Shutterstock
Ulusal Katkı Beyanı’nı açıklaması gerekiyor
Anlaşma uyarınca tüm ülkelerin beş yılda bir sera gazı emisyonlarını sınırlamak için Ulusal Katkı Beyanları’nı (NDC) açıklaması gerekiyor. Bu da 2030 yılı için yeni hedefler öngören NDC’lerin bu yıl sonuna kadar açıklanması gerektiği anlamına geliyor.
Guardian’ın aktardığına göre Biden, bu süreyi kaçıracak. Ancak verdiği söz onu önümüzdeki Kasım ayında gerçekleşecek BM Hükümetler Arası İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı’na (COP26) kadar bu taahhüttü açıklaması için zorlayacak.
2050 yılında net sıfır karbon emisyonu sözü
Biden’ın seçim öncesindeki en iddialı vaatlerinden biri ise 2050 yılında ülke genelinde net sıfır emisyona ulaşma, 2035 yılına kadar da enerji sektöründe net sıfır emisyona ulaşma sözü oldu. Ayrıca bu plan çerçevesinde temiz enerji alt yapısına iki trilyon doların üzerinde bütçe ayıracağını belirtmişti.
Bu sözün uygulanması ABD emisyonlarının 30 yıl içerisinde 75 gigaton karbondioksit veya eşdeğerinde azalma olacağı anlamına geliyor. Climate Action Tracker tarafından yapılan hesaplamalar bunun ise 2100 yılına kadar yaklaşık 0.1 derecelik bir sıcaklık artışını önlemeye yeterli olacağını gösteriyor.
Güçlü iklim planları Senato’ya bağlı
Ancak Biden’ın iddialı eylem planlarını uygulamaya geçirmesi Senato’da Demokrat Parti’nin ne kadar etkili olabileceğine bağlı. Şu anda Cumhuriyetçilerin ağırlığındaki Senato’da bu planların kabul edilme ihtimali de oldukça düşük görünüyor.
Eğer planlara yasal itirazlar getirilirse bu kez de Biden’ın ilerici planlarına ilişkin kararı son derece muhafazakar ağırlıkta olan yüksek mahkeme verecek.
Biden neler yapabilir?
Her ne kadar Senato ve Yüksek Mahkeme açısından Biden’ın eli kolu bağlı gözükse de gene de başkanlık pozisyonunu kullanarak alabileceği birçok karar bulunuyor.
İlk etapta Trump yönetiminin daha önce geriye aldığı çevre düzenleme kararlarını yeniden uygulamaya koyabilir.
Çevre Koruma Ajansı’na, Obama’nın elektrik sektörü için hazırladığı Temiz Güç Planı’nın daha iddialı bir versiyonunu 2035 yılına kadar net sıfır emisyonlu elektrik hedefi doğrultusunda geliştirmesi için talimat verebilir.
Ulaştırma Bakanlığı‘na “Hafif ve orta hizmet araçlar için yeni satışların yüzde 100’ünün elektrikli hale getirilmesini hedefleyen sıkı yeni yakıt ekonomisi standartları” uygulaması için direktif gönderebilir.
Kaliforniya eyaletinin kendi araç standartlarını uygulayabilmek için ihtiyaç duyduğu ancak Trump’ın engellediği feragatnameyi Biden sunabilir.
Kamu arazisinde petrol ve gaz aramaları için verilen izinleri iptal edebilir, korumaları yeniden empoze edebilir ve yenilenebilir enerjinin güvenli gelişimini teşvik edebilir.
Su kirliliğini önlemek için Temiz Su Kuralı’nı (WOTUS) yeniden tanıtabilir ve buradaki maddeleri güçlendirebilir.
Trump’ın geri çevirdiği petrol ve gaz operasyonlarından kaynaklanan metan sızıntısı hakkındaki kuralları eski haline getirebilir ve güçlendirebilir.
Federal Rezervlerde ve genel finans sisteminde yatırımların iklim riskini hesaba katarak yapılmasını ve yatırımların yoğun karbonlu projelerden uzaklaştırılmasını sağlamak için adımlar atabilir.
İklim acil durumu ilan edebilir
Ayrıca Biden’ın başkanlık yetkileri arasında ülke çapında iklim acil durumu ilan etmek de bulunuyor. Bu da ona, elektrikli araçların üretimini artırmak ve güneş panelleri veya diğer malzemelerin üretiminin artırılması gibi endüstriye dair birçok politikayı doğrudan uygulama yetkisi verebilir.
Elbette bütün bunları yapıp yapmayacağı verdiği sözlere ne kadar bağlı kalacağına ve hem Demokrat Parti hem de Cumhuriyetçi Parti içerisinde etkili olan fosil yakıt lobisine karşı direnmek için ne kadar kararlılık göstereceğine bağlı. ‘