Ana Sayfa Blog Sayfa 1821

Dersim’e keklik öldürmeye gelen avcılara köylüler engel oldu

Bingöl‘den Dersim‘e bağlı Mazgirt ilçesindeki Sörek köyüne keklik ve diğer canlıları avlamak için gelen avcılara köy sakinleri engel oldu.

Köylüler iki avcıyı bölgede av yapmanın yasak olduğunu belirterek bölgeden uzaklaştırdı. Daha sonra çektikleri bir video ile tepkilerini dile getiren köy sakinleri “Burada avcılık istemiyoruz” ifadelerini kullandı.

Mezoptamya Ajansı’nın aktardığına göre köy sakinlerinden biri çektiği videoda, “Bölgemize av yapmaya gelmişler. Biz burada av yapılmasını istemiyoruz. Gelmeye devam ederlerse tepkimiz daha sert olacak. Köylü olarak biz kendimiz dahi ava çıkmıyoruz. Burada av yapmaları yasaktır. Kesinlikle bundan sonra gelmelerini istemiyoruz” dedi.

Belarus’ta protestolar üçüncü ayında: Bir muhalifin öldürülmesiyle sokaklar yeniden doldu

Belarus‘ta bir muhalifin polis tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesiyle, tartışmalı seçimlerin ardından Cumhurbaşkanı Aleksandr Lukaşenko’ya karşı üç ay önce başlayan eylemler yeniden alevlendi.

Pazar günü başkent Minsk’te binlerce kişi sokaklara indi. Belarus insan hakları örgütü Viasna’ya göre, eylemde aralarında iki gazetecinin bulunduğu en az 146 kişi polis tarafından gözaltına alındı. Güvenlik güçleri kalabalığı dağıtmak için sersemletici bomba ve göz yaşartıcı gaz kullandı.

Polis şiddeti sebebiyle öldü

Geçtiğimiz çarşamba günü, 31 yaşındaki muhalif Roman Bondarenko, polis tarafından gözaltına alınmıştı. Başına birçok darp izi bulunan genç adam ertesi gün hastanede hayatını kaybetti. İnsan hakları örgütleri, Bondarenko’nun gözaltında tutulduğu sırada şiddete maruz kaldığını ileri sürüyor.

Litvanya‘ya sığınan Svetlana Tikhanovskaya, “özgür bir ülkede yaşamak istediği için öldürülen bir adama” saygı gösterilmesi çağrısında bulunmuştu.

Cumhurbaşkanı Alexandr Lukaşenko ise cuma günü taziyelerini sunmuş ve Roman Bondarenko’nun ölümünün koşullarıyla ilgili “dürüst ve tarafsız” bir soruşturma yapılmasını emretmişti. Ancak bu açıklama göstericileri sakinleştirmeye yetmedi.

Protestolar üç aydır devam ediyor

Belarus’ta Cumhurbaşkanı Lukaşenko, 9 Ağustos’taki Devlet Başkanlığı seçimlerinde yüzde 80 oy oranıyla kendini seçimin galibi ilan etmişti. Muhalifler, o günden bu yana altıncı kez devlet başkanı seçilen Lukaşenko’nun sandıkta hile yaptığı iddiasıyla protesto düzenliyor.

Protestoların başlangıcından bu yana, gösteriler sırasında veya tutuklandıktan sonra en az dört kişi öldü. Hareketin başlangıcından bu yana binlerce gösterici tutuklandı ve onlarcası gözaltında işkence edildiklerini iddia etti.

Azerbaycan’a asker gönderme tezkeresi Meclis’te

Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki mutabakat sonucu ateşkese uyulup uyulmadığını denetlemek üzere bölgeye gönderilmesi düşünülen asker tezkeresi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla Meclis’e sunuldu.

 

Tezkerede iki ülke arasındaki anlaşmaya da işaret edildi: 

“Taahhütlerimizi yerine getirmek, ateşkesin tesisi, ihlallerin önlenmesi, bölgede barış ve istikrarın sağlanması amacıyla Türkiye’nin yüksek menfaatlerini etkili şekilde korumak ve kollamak üzere, hudut, şümul, miktar ve zamanı Cumhurbaşkanınca takdir ve tayin olunacak şekilde, TSK’nın Ortak Merkezin görevlerinin ifası yönünde hareket etmek üzere yabancı ülkelere gönderilmesi, bu kuvvetlerin Cumhurbaşkanının belirleyeceği esaslara göre kullanılması ile risk ve tehditlerin giderilmesi için her türlü tedbirin alınması ve bunlara imkan sağlayacak düzenlemelerin Cumhurbaşkanı tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca bir yıl süreyle izin verilmesi hususunda gereğini bilgilerinize sunarım.”

 

Havası en kirli şehre altı yeni termik santral projesi -Melis Alphan

Türkiye’de havası en kötü il dendiğinde, ölçümler Afşin-Elbistan ilçesinde aktif iki termik santral olan Kahramanmaraş’ı işaret ediyor. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun Kara Rapor’una göre, 2017 yılında hava kirliliğine bağlı ölümlerin il bazındaki ölümlere oranı en fazla olan üç ilden biri Kahramanmaraş.

Greenpeace’in çalışmasına göre, Afşin-Elbistan’daki termik santrallar, bugüne kadar havaya saldıkları kirleticilerle 17 bin insanın erken ölümüne neden oldu. Bu santrallardan sadece biri bile, yaklaşık 300 bin insanı Dünya Sağlık Örgütü’nün uygun gördüğü günlük ortalama kükürt dioksit değerinin üstündeki değerlere maruz bırakıyor. Santral sadece Kahramanmaraş’ın havasını kirletmiyor, salımları Sivas, Yozgat, Erzincan, Kayseri, Elazığ, Urfa, Gaziantep, Osmaniye ve Adana’yı da etkiliyor.

Afşin-Elbistan’dan Ankara Onkoloji Hastanesi’ne kanser tanısıyla gidenlerin sayısı 1980’lerde 10-12 iken, 1990’ların başında 94’e çıktı. Yani 10 yılda kanser hastalarının sayısı sekiz kattan fazla arttı. Bu yıllarda santral çevreyi yoğun bir şekilde kirletirken, konutlarda ısınmak için düşük kalorili linyit kömürü kullanılmıştı.

Bölgede yaşayanların sağlık durumunun incelendiği bir çalışmada, kadınların yüzde 32.8’inde astım, yüzde 32.8’inde yüksek tansiyon, yüzde 16.7’sinde şeker hastalığı ve yüzde 16.4’ünde migren tespit edildi. Termik santrallara birkaç kilometre mesafedeki Çoğulhan Köyü’ndeki kadınların yüzde 21.7’sinde adet düzensizliği, yüzde 18.3’ünde ölü doğum ve yüzde 30’unda istemsiz düşük olduğu belirlendi.

Hava kirliliği Kahramanmaraş’ta kronik sorun halini aldı 

Kahramanmaraş, son dört yıldır düzenli olarak kirli hava soluyor. Hava kirliliği, şehirde kronik bir sorun halini aldı. 2020’nin başında Afşin A Termik Santrali, baca filtresi takmadığı gerekçesiyle bir süreliğine kapatıldı. Üzerine bir de pandemi tedbirleri gelince kentin havası iyileşti. Ama alı ay sonra çevre yatırımları yapıldığı iddiasıyla santral açılınca, havadaki kükürt dioksit seviyeleri yeniden artmaya başladı. Bu santralda kükürt arıtıcı filtre yok.

2004’te açılan ve Elektrik Üretim AŞ (EÜAŞ) tarafından işletilen Afşin B Termik Santrali’nde  ise baca gazı filtrasyon sistemi var ama kullanılan düşük kalite linyit yüzünden sürekli devre dışı kalıyor. Filtreler sadece külleri tutuyor ve zehirli gazlar bacadan dışarı atılıyor. Santralın ÇED raporu, Afşin A Termik Santralı’na kükürt arıtıcı filtre takılması şartı ile alınsa da, EÜAŞ bu yatırımı gerçekleştirmedi.

Termik santralın çevreye etkileri incelendiğinde, 52 farklı noktadan alınan toprak örneklerinde sülfat, nikel ve krom miktarının yönetmelikle belirlenen değerin de üzerinde, çok yüksek olduğu anlaşıldı. Yöre toprakları, uçucu kül ve santralın bacasından salınan kükürt dioksitle kirlenmiş durumda. Çiftçiler toprak kirlenmesinden şikâyetçi; ürün veriminin eskiye göre çok düştüğünü söylüyorlar. Kirliliğin yoğun olduğu A Santralı çevresinde kül tabakası toprağı kaplıyor. Yağan yağmurlarla da toprak kirlenmesi doruğa ulaşıyor. Kömürün yanmasıyla açığa çıkan kükürt dioksit, yapraklara ve oradan köke ulaşarak bitkilerin dengesini bozuyor. Toprağın asitleşmesiyle bitkilerin ve meyve ağaçlarının direnci azalıyor. Bu da, bitki örtüsünü ve kalitesini yok eden zararlı böcek ve mantarların üremesi için gerekli ortamı oluşturuyor.

Bölgedeki termik santrallar su ihtiyaçlarını, Maraş ve Elbistan’ın yaşam kaynağı Ceyhan Havzası içindeki Ceyhan Nehri’nin kaynak noktasından karşılıyor. Irmak yatağı bu yüzden bataklığa döndü ve 2018’de kaynak noktasındaki su seviyesi 1 metre düştü. Dünya Enerji Konseyi Türk Milli Komitesi‘nin 2017 tarihli raporuna göre, sadece Afşin A santrali ürettiği her MWh elektrik için 4 metreküp su tüketiyor; 1984-2007 yılları arasında Ceyhan Nehri’nden 376 milyon ton su çekti ve bu suyu arıtılmadan nehir havzasına deşarj ederek büyük bir su kirliliği ve sağlık tehdidi yarattı. Dönemin Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 2010’da TÜBİTAK’a hazırlattığı Ceyhan Havzası Koruma Eylem Planı’nda termik santralın Kahramanmaraş’ta ciddi bir kirletici kaynak olduğu, atık sularının arıtılmadan tarım arazilerinin sulanmasında kullanıldığı belirtiliyor.

Planlama aşamasında altı yeni termik santral var 

Bölgeyi kurutup zehirlediği anlaşılan iki termik santral yetmez gibi, bölgede planlama aşamasında olan altı yeni termik santral var. Diler Holding’in planladığı termik santral hakkında açılan davada bilirkişi heyeti, su baskınları yaratma ve tarımı olumsuz etkileme riski, kümülatif hava kalitesi değerlendirmesi noksanlığı gibi gerekçelerle bu projede kamu yararı olmadığını belirtmişti. Yerel mahkeme projenin ÇED Olumlu kararının yürütmesini durdursa da, bu karar yakın zamanda Danıştay tarafından bozuldu.

EÜAŞ’ın projesi Afşin C Termik Santralı, kısa süre önce ÇED Olumlu kararı aldı. Greenpeace Akdeniz ile Hayatı ve Doğayı Koruma Platformu bu kararın iptali için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na dava açtı.

Anadolu Enerji’nin bölgedeki termik santral projesi ise izin sürecinde. Tam dört kez ÇED süreci uzatıldı.

Planlanan bu altı santral projesi de hayata geçerse, 12.400 insanın daha erken ölümüne neden olacak. Bölgede kömürlü elektrik üretimi toplam 32 bin insan vaktinden önce hayatını kaybedecek. Bölgede termik santrallardan salınan kükürt dioksitin 500 bin kişiye, azot dioksitin 160 bin kişiye ulaşacağı öngörülüyor.

Afşin A Termik Santralı’nın günümüzde Avrupa’nın en kirli ve ölümcül kömürlü termik santralları arasında yer aldığına dikkat çeken Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Onur Akgül, çevre yatırımlarını yerine getirdiği öne sürülerek yeniden açılmasıyla halk sağlığının tehlikeye atıldığını belirtiyor.

Türkiye, 2019 itibariyle dünyada Çin’den sonra en çok kömürlü termik santral planlayan ikinci ülke haline geldi. Kömür artık tüm dünyadaki canlıların yaşamını riske atan bir sorun. “Bunun önüne geçmek elimizde” diyor Akgül, “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı hızla kömürden çıkışı planlayıp yenilenebilir enerjiye yönelirse Türkiye ileride yenilenebilir enerjide dünyada öncü ülkeler arasına girebilir. Her şey kömürü bırakmakla mümkün.”

Kahramanmaraş’ın nefes alması için siz de Greenpeace Akdeniz’in kampanyasına destek verebilirsiniz.

MHP’li eski belediye başkanı nesli tükenmekte olan kızıl geyiği vurdu

Güzelbağ eski Belediye Başkanı MHP’li Mehmet Kula, Milli Parklar görevlisi Kamil Bayır ile nesli tükenmekte olan kızıl geyiği öldürdükten sonra sosyal medya hesabından “Devlete bir kuruş borcu olmayan bütün avcı dostlarıma rastgele diyorum” diye paylaştı.

Antalya Isparta Burdur Denizli Kaş Platformu Sözcüsü Hediye Gündüz, ANKA’ya yaptığı değerlendirmede, “Milli Parkların görevi yaban yaşamı korumak mı, av vahşetine hizmet etmek midir? Mehmet Kula, Milli Parkların uluslararası sözleşme hükümlerine göre korumakla yükümlü olduğu ve Türkiye’nin bu yükümlülüğünü yerine getirmek için oluşturduğu yerlerden biri olan Kütahya Türkmenbaba Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’nda av turizmi kotasından nesli tehlike altındaki bir kızıl geyiği vurmuştur” dedi.

‘Kırmızı listede yer alıyor’

Gündüz, kızıl geyiğin nesli tehlike altında olduğu için Dünya Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) yayınladığı nesli tükenme tehlikesi altında olan türlerin kırmızı listesinde yer aldığının altını çizerek, şunları söyledi:

Kırmızı liste, en tehlikeli kategori demektir. Bu nedenle yaşam alanlarından biri olan ülkemiz, bu sözleşmeye imza koyarak bütün dünyaya korumayı taahhüt etmiştir. Taahhütlerini yerine getirmek üzere de bakanlık en önemli yaşam alanlarını korumaya almış ve adına ‘Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’ olarak adlandırarak buralarda avlanmayı ve diğer nesillerini tehlikeye atacak her türlü işlemleri yasaklamıştır.

Ancak sözleşme hükmüne aykırı olarak Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün ‘av turizmi’ adı altında bu türlerin öldürülmesinden para kazanmaya başladığını belirten Gündüz “Halen Mahkemesi devam eden av turizmi ihalesi ile belediye başkanlığında bile bulunmuş kişilere nesli tehlike altındaki türler katledilmektedir” ifadelerini kullandı.

Gündüz konuşmasının devamında “Av cinayettir, av vahşettir, bu vahşete ortak olmayacağız, seyirci kalmayacağız. Bizler bir an önce bu vahşetin durdurulmasına talep ediyoruz. Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü bu ihaleyi toptan iptal etmeli ve uluslar arası sözleşmeleri ihlal suçu işlememelidir. Uluslar arası ihlaller sonrasında ülkeler prestij kaybetmekte ve cezai durumlar olmaktadır” dedi.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na Kanal İstanbul Soruşturması

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Fox TV’de katıldığı bir programda Kanal İstanbul Projesi‘ne karşı çıktığı için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu hakkında soruşturma açıldığını söyledi. Akşener’in açıklamasının ardından İBB de konuyu doğrulayarak ayrıntıları paylaştı. Soruşturmayı İçişleri Bakanlığı’nın açtığına dikkat çekildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın başbakanlığı döneminde ‘Çılgın Proje’ olarak gündeme getirilen Kanal İstanbul projesi, hem İstanbul Boğazı‘ndaki trafiği azaltmak hem de Boğaz’daki kaza riskini en aza indirmek iddialarını taşıyarak ortaya kondu. Fakat proje gerek maliyeti gerek çevreye vereceği zararlardan dolayı kamuoyunun tepkisiyle karşılaştı. Bu projeye itiraz edenlerden biri ise İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’ydu. İmamoğlu, Kanal İstanbul’un yapılmasının İstanbul için felaket anlamına geleceğini vurgulayarak, derhal bu projeden vazgeçilmesi gerektiğini söylemişti. 

İmamoğlu’nun Kanal İstanbul’a karşı bu eleştirileri hakkında soruşturma açılmasına neden oldu.Açılan soruşturmayı İYİ Parti lideri Meral Akşener duyurdu.

Akşener: ‘Devlete karşı çıkmaktan soruşturma açıldı’

Akşener, Fox TV’de katıldığı bir televizyon programında İmamoğlu’na Kanal İstanbul Projesi’ni eleştiren afişler nedeniyle soruşturma açıldığını duyurdu. Akşener, şunları söyledi:

“Sayın İmamoğlu’na Kanal İstanbul’a karşı çıktığı için devlete karşı çıkmaktan soruşturma açıldı. Soruşturmanın özelliği şu: Devletin projesine karşı çıktığı için bölücülük yapmakla suçlanıyor. Bütün bunlar nedir? Bütün bunlar sistemin tartışılmadığı, yamalı bohçaya döndüğü sistemin getirdiği sonuçlar”

İBB doğruladı

Akşener’in ifadelerinin ardından açıklama yapan İBB Sözcüsü Murat Ongun, iddianın doğru olduğunu söyleyerek şu paylaşımlarda bulundu:

“İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’in bugün FOX TV’de yaptığı, İBB Başkanımız Sayın Ekrem İmamoğlu hakkında açılan Kanal İstanbul soruşturması açıklaması doğrudur. T.C. İçişleri Bakanlığı Mülkiye Müfettişliği tarafından Sayın Ekrem İmamoğlu hakkında “Ya Kanal Ya İstanbul” “Kanal İstanbul’a Kimin İhtiyacı Var” afişleri ile ilgili olarak inceleme başlatıldığı tebliğ edilmiştir.

Bu inceleme kapsamında afişlerin Anayasa’nın 104., 123. ve 127. maddelerinde belirtilen “İdarenin bütünlüğü ilkesine ve devlet politikasına kamu kaynağı kullanılarak muhalefet edilmesinin mümkün olmadığı” iddialarıyla yazılı ifadesinin 7 gün içinde verilmesi istenilmiştir”

 

Theresa Rose Sebastian: Bir gün kendimi Hindistan’da sellerin ortasında buldum [İklim Kuşağı-14]

Theresa Rose Sebastian, 16 yaşında bir adalet aktivisti. Aslen Hindistan Kerala’da doğmuş ve büyümüş ama şu anda İrlanda‘nın Cork şehrinde yaşıyor. Theresa Kerala’da birçok evi ve iş yerlerini sular altında bırakan ve maalesef 400’den fazla kişinin hayatını alan korkunç sel felaketini yaşadıktan sonra 2018 yılında aktivist olmaya karar verdi.

Theresa da geçtiğimiz yıl iklim aktivistleri toplantımızın yapıldığı Lozan’da tanıdığım aktivistlerden biri. Halen iklim protestoları organize ediyor, iklim eğitimi uygulamaları üzerine ve iklim adaleti odaklı kuruluşlarda gönüllü çalışmalar yapıyor.

Henüz tanışmadığınız kişi için savaşın, dünyanın diğer tarafındaki bir ülkedeki komşunuz için savaşın. Birbirimizle ve yan yana savaşmalıyız.

Atlas: İklim aktivisti olma sebebin neydi?

Theresa Rose: 2018’den önce, iklim değişikliği hakkında bildiğim tek şey coğrafyada bana öğretilenlerdi. 2018 yılı bunun hepsini değiştirdi. Bu, iklim değişikliğinin yaşamıma gerçekten damga vurduğu zamandı. Aşırı yoğun yağış nedeniyle meydana gelen en büyük sellerden birinin tam ortasında kaldık. Bu seller tüm çevre köyleri sular altında bıraktı, insanların evleri sular altında kaldı, 400’den fazla insan yaşamını kaybetti ve 60 kişi kayıp olarak kayıtlara geçti. Sellerin tam ortasında sıkışıp kaldım ve yarınım olacak mıydı? Hala evim olacak mıydı? Kimseye olmasını dilemeyeceğim bir şey bu.

İrlanda’ya döndüğümde kendimi çok şanslı hissettim, buraya gelebildiğim için çok minnettarım ve sonra birden fark ettim ki; çevremdeki binlerce insanın sel nedeniyle evsiz kaldığını ve bunun hakkında düşünmenin çok çılgınca olduğu doğruydu ama unutabileceğimiz bir şey de değil.

‘En kötü sellerin arasında sıkışıp kaldım’

Kendi hayatınızda ne tür bir iklim krizine tanık oldunuz?

Ben Hindistanlıyım ve iklim krizini yakından gördüm ve duygusal acı ve maddi kayıp dışında buraya zarar görmeden geldiğim için kendimi ayrıcalıklı hissediyorum. 2018’de Hindistan’daki evime geri döndüm ve en kötü sellerin arasında sıkışıp kaldım. Binaları, insanları, hayvanları sular altında bırakan seller… Beni uyanık tutan sellerde yarın evim olacak mı diye merak ediyordum.. 400 kişi hayatını kaybetti. Bu seller 2018’den sonra durmadı, yine oldu.

Hindistan’da, yaşadığım eyalette iklim değişikliğinin etkileri gözle görülür şekilde yaşanmaya devam ediyor. Aralık’tan yılbaşına doğru eyaletim Trivandrum hep soğuk olurdu. Şimdi 37 derecede. Palakkad ve Wayanad gibi yerler eskiden ılık olurdu ama şimdi kavurucu bir sıcaklık var. Eyaletim hemen her gün iklim değişikliğinin etkilerini yaşadığı ve bunun sürdürülemeyeceği bir noktaya geldi ve bu sessiz kalınacak bir durum değil.

‘Yaşayan herkes için sorumluluk almalıyız’

Gezegeni kurtarmak için bir kişinin bireysel olarak yapabileceği en önemli şey nedir?

Bunun sadece iklim değişikliği olmadığını – bir iklim krizi ve acil durum olduğu gerçeğini aktif olarak kabul edin. Farkında olmadan ayrıcalıklı olabileceğinizi ve Küresel Güney’deki insanların etkisinde kaldığı iklim krizini onlar kadar hissetmediğinizi ve bu ayrıcalığı şimdi savaşmak için kullanmanız gerektiğini kabul edin ve anlayın.

Henüz tanışmadığınız kişi için, dünyanın diğer tarafındaki bir ülkedeki komşunuz için savaşın. Beraber ve yan yana savaşmalıyız. Ve bunu başarmak için ilk adım gerçeğin ve ayrıcalığın kabul edilmesidir. İklim krizi gerçeği anlayış kabul görmeden gerçek eylem sağlamak ve bunun için çalışmak zordur. Bunu hükümetlerimizin hareketsizliğinden açıkça görebiliriz. Krize ihtiyaç duyduğu büyük önemi vermemekle, ne olursa olsun “buldukları” çözümler her zaman verimsiz ve yeterli olmayacaktır. Kabul etmeliyiz ve sadece kendimiz ve ülkemiz için değil, bu gezegende yaşayan herkes için sorumluluk almalıyız.

‘Eğitim, güçlendirme ve reform’

İklim krizine hangi konular üzerinden odaklanıyorsun?

Çalışmam üç temel noktaya dayanıyor – eğitim, güçlendirme ve reform. Eğitimin en büyük araçlarımızdan biri olduğuna inanıyorum.. Eylem ve adalet odaklı eğitimin insanların fark yaratanlar olmalarına gerçekten yardımcı olabileceğine inanıyorum

Şu anda Hindistan, ve İrlanda’daki ve umarım uluslararası okullardaki ve üniversitelerdeki öğrenciler için iklim adaleti odaklı eğitim materyalleri oluşturmak ve yaymak için çalışıyorum
.
Güçlendirme ile bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bilgiyi birinin ellerine öylece koyup ne yapacaklarını bilmelerini bekleyemeyiz. Birbirimizi güçlendirmeli ve yükseltmeliyiz, fark yaratanlar olmalıyız. Bu kavgada birlik olmalıyız ve bunun yollarından birinin birbirini güçlendirmek olduğuna inanıyorum. Bunu birlikte çalışarak, deneyim ve bilgi kaynaklarını paylaşarak yapabiliriz,

Ve nihayet reform yapmalıyız. Yaşadığımız mevcut dünyanın sürdürülebilir olmadığını defalarca gördük. Sistemimizdeki bu hatayı düzeltmemiz gerekiyor. Sürdürülebilirliğe de hayatımızda gerekli olan önemi de aynı şekilde vermeliyiz. Covid-19 ve iklim krizi bize bozuk ve sürdürülemez sistemlerin sonuçlarını gösterdi. Başarısız olan sistemi yıkmalı ve düzeltmeliyiz.

‘İşleri yavaşlatmayı bırakın ve odadaki fillere bakın’

Dünya liderlerine seslenecek bir platformda olsaydın, onlara ne söylerdin?

Beklemeyi bırakın. İşleri yavaşlatmayı bırakıp, odadaki fillere bakın. Sistem bozulmuş. Gerçek bir değişiklik getirme ve sorunları çözme gücüne sahipsiniz. Ama büyük bir yaranın üzerine basit bir bant koymaya devam ediyorsunuz. Bu yeterli değil ve olmadığını biliyorsunuz. Kazancı insanların üzerine koymayı bırakın. Ekonomiyi ilk sıraya koyma zihniyeti, bu bozuk yola girmemize neden oldu.

İnsanlar tarafından liderlik ve hizmet etmek için seçildiniz, ama şu anda tek yaptığınız gerçeği inkar etmek ve değiştirilmesi gerektiğini bildiğiniz şeyleri değiştirmeyerek adaletsizliğe uyum sağlamak ve bunu yapmamız gerektiğini bildiğiniz hızda yapmamak.

Liderler, sizden şunu istiyorum; krizi bir kriz olarak kabul edin. Sonra kalkıp, bunları değişimi özünde açgözlülükle değil, adalet ve sürdürülebilirlikle yapın..

‘Doğaya sevgimi aileme borçluyum’

Ailen, okulun veya arkadaşların aktivizmini destekliyor mu?

Ailem beni elinden geldiğince destekliyor ama elbette anlaması onlar için çok zor. Çünkü onlar için en önemli olan eğitimim ve hem aktivizmle hem okulumla, nasıl başa çıktığım konusunda endişeleniyorlar. Bazen bu yaptığımı bir hobi olarak görme eğilimindedirler, ancak onlara bunu öğretmeyi ve
yollarını değiştirmelerine de yardımcı olmayı görevim haline getirdim..

Ama doğaya olan sevgimi aileme borçluyum. Ebeveynlerim her ikisi de bahçelerinin gıda kaynağı olduğu evlerde büyümüşler. Güzelliği ve huzuru doğada buluyorlar ve bunu bir hediye olarak bana aktardıkları için minnettarım. Okulumun da beni aktivizmimde desteklediği için çok şanslıyım. Grevlerim için okulu kırmam gerektiğini biliyorlar ve buna izin veriyorlar. Hatta konuşmalarımdan birini okul sırasında, boş odalardan birinde vermeme izin verdiler.

Hatta kendileri daha çevre dostu bir okul olmak için gerekli adımları atarak; plastik şişe yasağı getirdiler ve bu Covid-19 döneminde çevre dostu dezenfektan kullanma kararı aldılar..

Arkadaşlarım ise en büyük desteklerimden bazıları. Gerçekten inanılmaz destek, güç ve ilham kaynağım oldular. İklim hareketinden de en yakın arkadaşlarımdan bazılarını buldum. Bir aktivist olarak beni destekleyen, çalıştığım ve beni devam etmem için destekleyen ve arkamda duran bir çevrede olduğum için kendimi çok şanslı hissediyorum.

‘Umarım vaktimi eğlenerek geçirebilirim’

2030’da kendini ve dünyayı nerede ve nasıl görüyorsun?

Tamamen dürüst olmak gerekirse, umarım hafta sonlarımı yaşanabilir bir geleceğin temel hakkı için savaşmaya devam etmek zorunda olmak yerine, eğlenerek geçirebilirim. Bu beni ayakta tutan bir umut. Savaşmaya devam etmek istemiyorum, beni besleyen ve destekleyen bir dünyanın tadını çıkarmak istiyorum ve o dünyayı benden sonraki nesillere aktarabilmeyi umuyorum.

2030’da artık bugün içinde bulunduğumuz bozuk sistemin içinde olmayacağımızı umuyorum. Ama bunun gerçekleşmesi için esaslı bir eyleme ve şimdi eyleme ihtiyacımız var.. Oraya varacak mıyız? Bilmiyorum ama umarım ulaşırız.

Önümüzdeki birkaç neslin bizim yaşadığımız korkudan, kargaşadan ve geleceğimizin feda edildiğini ve asla dikkate alınmadığını gördüğümüzde öfkeyi yaşamalarını istemem.

Covid-19 ile iklim krizi arasındaki ilişki hakkında ne düşünüyorsun? Sence bu insalara aciliyet duygusu getirdi mi?

Sanırım Covid, sürdürülebilirliği hiçbir zaman içine almayan ve uyum bozukluğu olan bir sistemin sonuçlarını bize gösterdi Bu sistem, asla telafi etmeden, ve neredeyse varolmayan yenilenme ile sonsuz tüketimimizin olduğu mükemmel bir dünyada yaşamadığımızı unutarak bizi hiç etkilemeyecekmiş gibi devamlı tüketir, tüketir ve tüketir .

Sistemimizi değiştirmeden, kalkınma için yaptığımız gibi sürdürülebilirliğin önemini daha fazla vurgulamadığımız sürece, adaletsizlik döngüsü olan bu yıkım ve zarar devam edecek. Bu, iklim krizinde de görülebilir. Her ikisi de bozuk bir sistemin sonuçlarıdır.

‘İnsanlar bir krizin kontrolden çıktığını gördü’

Pandemi insanlara, kriz zamanlarında hükümetlerin hızlı hareket edebileceğine dair kanıtlar sağladı. Bize talep ettiğimiz değişikliklerin çok “radikal” olduğu veya çok uzun süreceği söyleniyor. Covid bize bunun doğru olmadığını gösterdi. Devletlerin radikal kararlar alıp, hızlı harekete geçebildiğini gördük. Bence bu araç dışında Covid-19’un olumsuz bir yönü var. Sokakları, karar vericilere baskı yapmak için birleşen insanların gücünü kanıtlamak için kullanıyorduk. Ancak Covid çıktığından bu yana bu gücümüzü kaybettik.

İnsanlar bir krizin kontrolden çıktığını bir kez gördüler. Dünyadaki herkes en azından Covid’in neden olduğu yıkımı gördü. İklim krizinin de bir kriz olduğunu göstermemiz gerekiyor ve bu da ne yazık ki kontrolden çıkacak, bu yüzden harekete geçmeliyiz.

Neyi değiştirmek istiyorsun, diğer bir deyişle iklim krizini terse çevirmek için en iyisinin ne olacağını düşünüyorsun?

Daha fazla empati, daha fazla sürdürülebilirlik ve fosil yakıtın olmadığı bir dünya. Ulusların üstünlüğü konusunu aşıp birlikte çalışmalıyız. Hepimiz aynı insan ırkıyız ve hepimiz dünya vatandaşlarıyız ve bu fikrin sömürgecilik ve emperyalizm gibi faktörler nedeniyle zamanla kaybolduğunu hissediyorum. Toplumlarımıza empati katarak, açgözlülüğü ve geçmişte ve günümüzde çok fazla acıya neden olan üstünlüğü parçalamamız gerekiyor.. Bu acıyı geleceğe taşımamak bizim üstümüze düşüyor.

Yine de sürdürülebilirliğin önemini yeterince vurgulamalıyım. Gelecekteki tüm çabalarımızın unsuru olarak, sürdürülebilirlik çekirdeği oluşturmalı. Sürdürülemez uygulamaları kıza vadeli kazançlar için zorlamaya devam edemeyiz. Sürdürülebilirlik sadece iklim demek değildir, aynı zamanda uygulamalarımızın ve eylemlerimizin, bizim için, çevremiz için VE gelecek nesiller için kısa vadeli ve uzun vadeli eylemlerin sağlıklı olmasını sağlar..

‘Fosil yakıt ile yaşamaya devam edemeyiz’

Ve en önemlisi fosil yakıtların kullanılmaması. Bunu derhal durdurmalıyız. Bunu ayrı biri kategoride yer veriyorum çünkü toprağın altından çıkardığınız fosil yakıtlar yalnızca karbon emisyonu üreten maddeyi temsil etmez. Açgözlü, suçlu şirketler ve kör gözler ve hükümetlerin masanın altından yaptıkları anlaşmalar büyük resmin bir parçasıdır.

Adalete giden bu engellerin yıkılması, sürdürülebilir, sağlıklı ve adil kurumlara dönüşümü yeniden inşa edilmesi gerekenler arasında. Fosil yakıtlarla yaşamaya devam edemeyiz. İklim değişikliğine sebep oldukları gerçeğini bilerek bizden bu bilgileri saklayan şirketlerin açgözlülüğüyle yaşamaya devam edemeyiz. Fosil yakıtların kullanıldığı bir gelecek, bizi fosil aptalları haline getirecek. Bunu yıkın ve düzeltin.

Aktivizminle ilgili ne tür zorluklarla karşılaşıyorsun?

Aşırı tehditler yaşamadığım için minnettar olsam da aktivizm kolay olmadı. İrlanda’da yaşamak bana başımı belaya sokmadan iklim adaletini savunma platformu ve yeteneği verdi çünkü Hindistan’da aktivist olmak bir tür tabu gibi. Geçmişte Hindistan’da kadınların konuşmasının alışılmadık bir şey olduğunu biliyorum. Bana 16 yaşında siyaset ve ekonomi hakkında konuşacak kadar bilgim veya yeterince deneyimim olmadığı söylendi.

Yetişkinlerin yapması gereken yerde, ben müdahale ettiğimde yaşım nedeniyle sık sık göz ardı ediliyorum. Yani, müdahale etmem gereken asıl nokta da tam bu, çünkü yetişkinler yeterince yapmıyor.

Daha büyük küresel hareketin içinde “jetonlaştırılma” da yaşadım. İnsanlar şu gerçeği kullanabiliyor; sadece siyahi renginiz ve kadın olmanızı kullanarak sizi gündemlerine alıyor ve çeşitlilikten bahsetmek isteyebiliyor. Bu bir çeşit çeşitlilik kiralamaya dönüşüyor. Bunu deneyimledikten sonra mikrofonu en çok etkilenen gruplardan seslerini duyuramayan, tanıdığım diğer aktivistlere aktarmak için de çok çalışıyorum.

 

Theresa Rose Sebastian: One day I found myself in the middle of floods in India [Climate Generation-14]

Theresa Rose Sebastian is a 16 year old activist for justice. She is originally from Kerala in India but currently resides in Cork, Ireland. Theresa started her work as an activist in 2018 after she experienced terrible floods that submerged many homes, businesses and unfortunately took the lives of more than 400 people.

Theresa is one of the activists I met in Summer Meeting in Lausanne. She actively works in organising climate protests, working to implement climate education and running climate justice focused organisations.

Fight for the person you haven’t met yet, fight for your neighbour in a country on the opposite side of the world. We need to fight with each other and alongside each other.

Atlas: How did you become a climate activist?

Theresa Rose: Before 2018, all that I knew about climate change was what I was taught in geography. 2018 changed all of that. This was was when climate change really hit my state. We were hit by one of the most massive floods due to extremely heavy rainfall. These floods submerged entire Villages, submerged houses, killed over 400 people and left 60 people still missing. I was stuck in those floods and that fear of wondering is there tomorrow? Will I still have my home? It’s not something I’d put on anyone.

When I returned I felt so lucky so grateful to be able to be back home and then it struck me, there are thousands of people all over my state who are now homeless because of the floods and it’s crazy to think about it, but it isn’t
something we can forget.

‘I was stuck in some of the worst floods’

What kind of climate crisis have you witnessed in your own life?

I am from India and have seen the climate crisis up close & have been privileged enough to come here unscathed apart from emotional pain & the financial loss. 2018, I went back to my home in India & was stuck in some of the worst floods. Floods that submerged buildings, people, animals. Floods that kept me awake wondering if tomorrow it would be my building
gone. It left 400 people dead. Those floods didn’t stop after 2018, they happened again.

The impacts of climate change can be visibly seen in my state in India. During the December to New Year period, Trivandrum which is a place in my state used to be cold. Now it’s at 37 degrees. Places like Palakkad and Wayanad used to be warm , but now it is scorching heat. It’s come to the point that my state is every single day affected by climate change and that cannot be kept
silent.

‘We need to fight alongside each other’

What’s the most important thing that one person can individually do to help save the planet?

Actively accept the fact that this is not just climate change – it is a climate cri
sis and an emergency. Accept and understand that you might unknowingly be privileged and not be as badly affected as people from the global South, and use this privilege to fight now. Fight for the person you haven’t met yet, fight for your neighbour in a country on the opposite side of the world.

We need to fight with each other and alongside each other. And the first step to achieve that is acceptance of truth and privilege. Without true understanding and acceptance of the climate crisis, it is hard to provide and work for real action.

We can see this clearly with the inaction of our governments. By not giving the crisis the dire importance it needs, whatever solutions they “come up with” will always be inefficient and not enough. We need to accept and take responsibility, not just for ourselves and our country but for all who live on this planet.

What is your own focus on the climate crisis work?

My work bases itself around three key points – education, empowering and reforming. I truly believe education is one of our greatest tools. I believe that action and justice orientated education can truly aid people to be change makers themselves.

I am currently working to create and spread climate justice orientated educational materials for students in universities and in schools in India, Ireland and hopefully internationally. With empowerment, I think this is very important. We cannot just put the information in someone’s hands and expect them to know what to do. We must empower and uplift each other to be the change-makers. We have to stand united in this fight and I believe one of the ways to do this is to empower each other. We can do this by working together, sharing resources, sharing experience and knowledge.

Finally reforming. We have seen time and time again that the current world we live in is not sustainable. We need to fix this err in our system. We must give sustainability that same importance in our life. Covid-19 and the climate crisis has shown us the results of broken, unsustainable systems. We must break down the failing system and reform it.

‘Look at the elephant in the room’

If you had a platform to speak to the leaders of the world, what would you say to them?

Stop waiting. Stop trying to take things slow and look at the elephant in the room. The system is broken. You have the power to bring real change and fix the problems. But you continue to put a simple plaster over a large wound. This is not enough and you know it isn’t. Stop putting profit over people. This mindset of putting the economy first has caused us to reach this rough
break in the road.

You were chosen by the people to lead and serve, yet all you’re doing now is denying the truth and aligning with injustice by not acting and changing what you know needs to be changed and not doing it at the speed you know we need to do it. Leaders, I ask you, accept the crisis for what it is – a crisis. Then get up, and make those changes with justice and sustainability at its core, not greed.

‘I do owe my love for nature for my family’

Do your family, school or friends support your activism?

My family supports me as best as they can but of course, it is a lot for them to understand. For them education is the most important and they worry about how I handle activism and my education. At times they tend to look at this as a hobby, but I make it my role to teach them and help them change their ways as well.

But I do owe my love for nature for my family. My parents
both grew up with their garden being a source of their food. They found beauty and peace in nature, a gift I am grateful they passed down to me. I’m very lucky that my school supports me with my activism. They know and allow me to skip school for the protests. They’ve even allowed me to give one of my talks in one of the empty rooms during school. They’ve even taken the
necessary steps to become more eco friendly themselves by introducing a no plastic bottle ban and using environmentally friendly sanitiser during this Covid 19 time too.

My friends are some of my biggest supports. They have been truly amazing pillars of support, power and inspiration. I have found some of my closest friends from the climate movement itself. As an activist I feel very lucky to be in a surrounding that supports and stands behind my work and pushes me to keep going.

How do you envision yourself and the world in 2030?

Being completely honest, I hope I will be able to spend my weekends enjoying myself and not having to keep fighting for the basic right of a liveable future. This is the hope that is keeping me going. I don’t want to keep fighting, I want to be able to enjoy a world that nurtures and sustains me and be able to pass that world down to the generations after me.

I want to hope that in 2030 we will no longer be in the broken system we are in today. But for this to happen, we need drastic action and action now. Will we get there? I don’t know but I’m hoping we will. I don’t want the next few generations to have to go through what we go through, the fear, the turmoil and the anger as we see our futures being dismissed and never taken into account.

‘They are both results of a broken system’

What do you think of the relation of Covid-19 and the climate crisis? Do you think this brought a sense of urgency to people?

I think Covid has shown us the results of a broken system that never took sustainability into accord. This system uses, uses, and uses while never attempting to make up for the consumption, forgetting that we don’t live in a perfect world where our endless consumption and near non-existent regeneration won’t affect us.

Without changing our system to give as much importance and more to sustainability as we do to development, the cycle of injustice, destruction and harm will continue. This is visible as well in the climate crisis. They are both results of a broken system.

‘People have seen when a crisis gets out of control’

It has provided people with evidence that in times of crises, governments can act quickly. We have been told that the changes we are demanding are too “radical” or will take too long to implement. Covid has shown us that this is not true. The government can act and they can act radically and quickly. I think apart from this tool, Covid-19 has had a negative aspect. We used
the streets, using the power of people uniting to put pressure on the decision makers. We lost that power once Covid came along.

People have seen once when a crisis gets out of control. Everyone in the world at least has seen the destruction caused by Covid. We need to show that the climate crisis itself is a crisis and that too will get out of hand and we must take action.

What would you like to see as a change, in other words what do you think would be the best plan to reverse the climate crisis?

More empathy, more sustainability and no more fossil fuels. We need to tackle this issue of nation supremacy and we must work together. We are all one human race and we are all citizens of the world and I feel this idea has been lost over time due to factors like colonialism and imperialism. Bring empathy into our societies, and we need to deconstruct the greed and
supremacy that has caused so much pain in the past and in the present. It’s on us to ensure that suffering does not carry out into the future.

‘No more fossil fuels’

Again, I cannot emphasize enough the importance of sustainability. This must be the core element of all of our future endeavours. We cannot keep pushing for unsustainable practices to continue because of the short term gain. Sustainability doesn’t just mean climate, it means ensuring our practices and our actions ensure that short term and long term the action is healthy
for us, for our environment AND for the future generations to come.

Finally no more fossil fuels. We need an immediate halt to this. I gave this it’s own category because fossil fuels doesn’t represent just the carbon emission producing substance you dig out. The greedy guilty corporations and the blind eye and under the table payment by our governments are also a huge element of this. Tear these barriers to justice down, rebuild them into sustainable and healthy and just institutions. We cannot continue to live with fossil fuels. We cannot continue to live with the greed of corporations that knowingly hid information about climate change from us. A future with fossil fuels will end up in us being fossil fools. Dismantle it and reform it.

What kind of challenges do you face about your activism?

While I feel grateful to not have experienced extreme threats, activism hasn’t been easy. Living in Ireland has given me the platform and ability to advocate for climate justice without that fear of getting into trouble, because in India it’s kind of like a taboo thing to be an activist. It’s easily noticed that in the past it was uncommon for women to speak out in India. I’ve been told that at the age of 16, I don’t know or haven’t experienced enough to be talking about politics and economics. I often get dismissed due to my age for interfering where it should be the adults. I mean, that’s the entire point I have to interfere, the adults aren’t doing enough.

I’ve experienced tokenization in the larger global movement. People can use the fact that you’re a woman of color and kind of fit you into their agenda just to say that they have someone of color. It becomes a sort of diversity hire. Having experienced this, I make sure to work hard in passing the mic down to other activists from MAPA who I know whose voices have not been
heard.

 

İBB İstanbul’un Covid-19 için en riskli ilçelerini açıkladı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Bilimsel Danışma Kurulu Üyesi Dr. Nilüfer Aykaç, “Verilerle İstanbul Profili-Covid-19 İstanbul” başlıklı bir rapor hazırladı.
 
Nisan ayında yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgının kentteki etkisine ilişkin verileri analiz eden Aykaç’ın raporuna göre, İstanbul açısından Covid-19 yaygınlığı yaş dinamiğinden önemli ölçüde bağımsız ilerledi.
 
Milliyet gazetesinden Mert İnan’ın aktardığı rapora göre,  riskin 65 yaş ve üzeri nüfusun yoğun olduğu yerlerin aksine, mavi yakalıların ikamet ettiği bölgelerde oluştuğu ortaya kondu.

İzmir için meslek örgütleri bir kez daha uyarıyor…

İzmir Bayraklı bölgesini etkileyen ve 116 kişinin yaşamını yitirmesine neden olan Ege depremi’nin yaralarını sarmaya çalışıyor. 19 binanın tamamen yıkıldığı, 124 binanın ağır hasar, 119 binanın ise orta derecede hasar gördüğü 6.9 büyüklüğündeki depremden sonra daha önce de Bayraklı bölgesindeki yapılaşma ile ilgili uyarılarda bulunan meslek örgütleri depremle ilgili ilk gözlemlerine dayanan raporlarını geçtiğimiz hafta içinde yayımladılar.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İzmir İl Koordinasyon Kurulu (TMMOB İKK), Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İzmir Şubesi ve İzmir Tabip Odası (İTO) yayımladıkları bu ön raporlarda deprem sonrası mevcut durumu, bu durumun nedenlerini ve bundan sonra yapılması gerekenlerle ilgili önerilerini açıklıyorlar.

Her üç rapor da depremin gelişimi hakkında ayrıntılı bir bilgilendirme ile başlıyor. Depremin Ege Denizi’nde ve Sisam Adası yakınlarında olduğunun vurgulandığı TMMOB İKK ve Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şubesi raporunda, can kayıplarının ve yıkımların görüldüğü İzmir’de, depremin merkez üssüne en yakın ilçenin Seferihisar olduğunun altı çiziliyor. Seferihisar’ın Sığacık mahallesinin de depremin merkez üssüne uzaklığı tam 70 kilometre… Üstelik Sığacık’ta gelen tsunami nedeniyle bir kişi yaşamını yitirirken neden depremin merkez üssüne yaklaşık 100 kilometre, Seferihisar’a ise 30-35 kilometre uzakta bulunan Bayraklı ilçesinde 18 yüksek katlı bina tam çöktü ve 116 kişi yaşamını yitirdi?

TMMOB İKK raporunda bunun ipuçları var. Raporda yıkılan ve ağır hasar gören binaların çökme ve hasar durumuna göre muhtemel nedenler tartışılıyor. Malzeme eksikliği/uygunsuzluğu, güçlü kolon zayıf kiriş prensibinin uygulanmaması, yetersiz eleman dayanımı, yumuşak kat veya uygulama hatası gibi nedenlerin bir veya birkaçının bir araya gelmesine dikkat çekilen raporda ayrıca Bayraklı bölgesindeki alüvyon zemine de dikkat çekiliyor:

Bayraklı ilçesinde depremde yüksek hasar alan ve yıkılan binaların yerleşimi (TMMOB İKK raporundan alınmıştır.)

“Kalın alüvyonel tabakalar(Bayraklı özeli 260 m.)  özelinde basen(ova) etkisi, depremin merkezi bu alanlara uzak olsa da, İzmir özelinde asıl yıkıcılığı sağlayan zemin davranışının yapıya etkisi olarak görülmektedir.’  İşte bu durum 100 kilometre uzakta, 6.9 büyüklüğünde gerçekleşen depremin İzmir’de ve niçin ve özellikle Bayraklı bölgesinde yıkıma yol açtığının yanıtı gibi… Örgüte göre ‘yer seçiminden başlayarak imar planlarının afet riskine göre hazırlanması önem arz ediyor. İçinde yaşadığımız binaların tasarım, inşaa, denetim ve bakım süreçlerinin rant amaçlı yaklaşımlarla sürdürülmesi, depremlerin yıkıcı sonuçlarla karşımıza çıkmasına neden oluyor. Depreme dayanıklı yerleşim alanları ve yapılar tasarlamanın, üretmenin, deprem hasarları ve can kayıplarının azaltılmasının bilinen tek yolu, mühendis, mimar ve şehir plancılığı hizmetlerinin eksiksiz bir şekilde uygulanması ile mümkün.’

TMMOB İKK’nın önerileri ise bugüne kadar örgütün büyük bir sabırla savunduklarının çarpıcı bir özeti gibi. Önerilerden bazıları şunlar:

  • Denetimsiz ve kaçak yapılaşmaya derhal son verilmeli,
  • İmar afları yasaklanmalı,
  • İmar barışı adı altında ruhsatlandırılan tüm ruhsatlar iptal edilmeli,
  • Mevcut yapı denetim sistemi, zeminle ilgili mühendislik çalışmalarının arazi denetimlerini kapsamalıdır.
  • 2011 tarihinde Bakanlar Kurulu kararıyla uygulamaya konulan “Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı” geciktirilmeden uygulamaya konulmalı,
  • Yapı tasarım, üretim ve denetim süreçlerinde TMMOB’a bağlı meslek odalarını devre dışı bırakan uygulamalara son verilmeli, odaların mesleki denetim faaliyetleri üzerine konulan engeller kaldırılmalı ve
  • Yerel Yönetimler bu konuda üzerlerine düşenleri eksiksiz yerine getirmeli…
2000’li yıllarda İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan bina envanter çalışması; ‘Bayraklı-Manavkuyu’da % 81 oranında betonarme ve % 19 oranında yığma bina bulunduğu ve inşaat kalitesinin % 44’ünün zayıf, % 54’ünün orta ve % 2’sinin iyi olduğu’ tespiti yapılmış. (kaynak: http://www.izmir.bel.tr/izmirdeprem/ )

Depremin yarattığı kirlilik

ÇMO’nun İzmir Şubesi’nce hazırlanan raporda ise depremin yarattığı çevre kirliliği sorunlarına dikkat çekiliyor. Yıkıma yakın yerlerdeki yapıları kullanan/yaşayan kişilerin sağlığını korumak adına sürekli hava kirliliği ölçümleri yapılmasının önerildiği raporda, ÇMO özellikle kentin içme ve atık su sistemlerinde gözden kaçabilecek hasarlara dikkat çekiyor. ÇMO’ya göre ‘içme ve kullanma suyu sisteminde yer alan su kuyusu, su alma yapısı, iletim hatları, su depoları ve su dağıtım şebekelerinde zarar ziyan tespiti yapılmalı…  Ayrıca İzmir’deki tüm içme suyu ve atıksu arıtma tesislerinde; özellikle ve öncelikle Tahtalı İçme Suyu Arıtma Tesisi ile Çiğli Atıksu Arıtma Tesislerinde yer alan su yapılarının yine depremden ne denli etkilendiklerinin etüt edilmeli…’

İzmir deprem senaryosu ve master planından; Bayraklı bölgesindeki risk 20 yıl öncesinden uzmanlar tarafından görülmüş (kaynak: http://www.izmir.bel.tr/izmirdeprem/ )

Geçici yerleşim alanlarındaki sağlık sorunları

İzmir Tabip Odası (İTO) ise yayınladığı deprem değerlendirme raporunda barınma ve kurulan çok sayıda geçici yerleşim yerleriyle ilgili durumu aktarmış. İTO raporuna göre geçici yerleşim merkezlerinde içme suyu ve tuvalet/banyo sorunu yok. Ancak İTO barınma yerlerindeki kontrolsüz giriş-çıkış ve kalabalık geçici barınma yerleşimlerinin yaşadığımız pandemi günlerinde yeni Covid-19 vakalarına yol açabileceğinin altını çizmiş.

İTO’nun raporunda vurgulanan diğer bir konu ise deprem sonrası sağlık tesislerinin durumu. Raporda da belirtildiği gibi depremden zarar görüp hizmetini durduran tek sağlık tesisi Buca Seyfi Demirsoy Devlet Hastanesi. Akıllara takılan soru ise daha önceki yıllarda meydana gelen depremler neticesi yapılan çalışmalar sonucu 2009 yılından bu yana ikinci derecede hasarlı,  kullanılamaz raporu olan binanın bugüne kadar neden kapatılmadığı…

İTO ‘en kısa zamanda geçici yerleşim alanlarında barınanların kalıcı konutlara yerleştirilmesini, deprem bölgesinde nüfus hareketleri ile ilgili önlemler alınmalısını, başta geçici yerleşim alanları ve depremden etkilenen mahalleler olmak üzere kalabalık ortamların oluşumu engellenmesini, özellikle geçici yerleşim alanları ve depremden etkilenen mahalleler olmak üzere kişi başına yetecek düzeyde güvenli içme ve kullanma suyu, gıda ve hijyen olanakları sağlanmasını öneriyor. İTO ayrıca COVİD-19 yayılımının önlenmesi ve ileriki günlerde şiddet ve istismara karşı önlem alınması açısından geçici yerleşim alanlarının çevresi kapalı olmasını ve giriş-çıkış kontrollü olarak sağlanmasını; bölgeye kesinlikle ‘felaket turisti’ ziyaretlerinin engellenmesini’ savunuyor.

Deprem bir doğa gerçeği… Yaşadığımız Ege depremi İzmir için bir ilk değildi; son da olmayacak. Üstelik İzmir daha önce yaşadığı depremlerden yola çıkarak tam 20 önce ülkemizde ilk deprem master planını hazırlayan kent olmuştu. Radius adı verilen o projede 6.5 büyüklüğünde bir depremin hangi binaları yıkabileceği, hangi yolları devre dışı bırakabileceği hesaplanmıştı. Bu hesaplamalara göre hangi binaların yıkılacağı, hangi binaların depreme karşı güçlendirilmesi gerektiği ortaya konmuştu. Sonra o plan unutuldu, on yıl önce yenilenmesi gerekirken yenilenmedi. Bunun yerine kent merkezi ve yerel yönetimi ile birlikte ranta teslim edildi.

Sonuç olarak rant uğruna Bayraklı’da oturan tam 116 İzmirli kendilerinden 100 kilometre ötede olan 6.9 büyüklüğündeki bir deprem sonucu yaşamını kaybetti. Üstelik o deprem yanı başında gerçekleştiği adada sadece birkaç metruk binanın çökmesine ve sadece oyun oynayan iki çocuğun yaşamını yitirmesine neden olmuşken… Bizi yönetenler ranta teslim olmasaydı; bugün yaşadığımız acıları belki de hiç yaşamayacaktık. Yarın yine deprem olacak,  depreme hazırlıklı olmak için yapmamız gereken çok şey, buna karşılık belki de çok az zamanımız var. Yapmamız gerekenler ise üç meslek örgütünün; özellikle de TMMOB İKK’nın depremle ilgili yayınladıkları ilk raporlarda ve 20 yıl önceki Radius projesinde bir kez daha altını çizdikleri bilinen gerçekler…

Şimdi bu pandemi günlerinde; sağlık açısından başka bir risk; Covid-19 bulaş riski taşıyan toplantılarla zaman kaybetmek yerine İzmirliler olarak yerel yönetimlerimizden Radius Projesini güncelleyip; o projedeki önerilere göre çalışmasını ve meslek odalarının önerilerini bu kez dikkate almasını istesek, nasıl olur?