Ana Sayfa Blog Sayfa 1819

ABD Dışişleri Bakanı Pompeo, Fener Rum Patrikhanesi’nde

ABD‘deki seçimlerin ardından ‘veda turları’ kapsamında 10 günlük Avrupa ve Orta Doğu gezisi kapsamında dün İstanbul’a gelen ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, eşi Susan Pompeo’yla birlikte Fener Rum Patriği Bartholomeos‘u ziyaret etti.  Ziyaret sırasında Fener Rum Patrikhanesi  yakınlarında toplanan Türkiye Gençlik Birliği üyesi bir grup Pompeo’yu protesto etti. 

TGB Genel Başkanı Yıldırım Gençer, Pompeo’nun yedi ülke dolaştığını hatırlatarak, “Ama sadece Türkiye’de devlet yetkilileriyle değil bir rahiple görüşüyor” dedi. 

Pompeo’nun ikinci adresi de Eminönü’ndeki Rüstem Paşa Camii oldu. ABD Dışişleri Bakanı İstinye’deki ABD Başkonsolosluğu‘nu da ziyaret ettikten sonra, Türkiye‘den ayrılacak. 

Resmi muhataplarıyla görüşmedi

Pompeo’nun Türkiye ziyareti sırasında resmi muhataplarıyla görüşmemesi  Dışişleri Bakanlığı’nın tepkisine neden olmuştu. Pompeo’nun Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun davetini reddettiği  Çavuşoğlu’nun görüşme için İstanbul’a gelmesini istediği iddia edilmiş; bu talebinin reddedildiği konuşulmuştu. Pompeo’nun gezi programında ise İstanbul’da “Rum Patriği Bartholomeos’la, Türkiye ve bölgedeki inanç ve inanç özgürlüğü konusundaki dünya genelindeki güçlü duruşumuzu ve desteğimizi görüşecek” açıklaması yapılmıştı.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy da  konuya ilişkin, “ABD’nin önce aynaya bakması ve oradaki ırkçılık, İslam düşmanlığına hassasiyet göstermesi daha doğru olacaktır. Bu husustaki tepkimiz ABD tarafına iletilmiş ve ABD’nin öncelikli olarak bölgesel ve küresel konularda ülkelerimiz arasında işbirliğinin artırılmasına odaklanması telkin edilmiştir” demişti.

Trump’tan giderayak petrol şirketlerine kıyak: Kuzey Kutbu’nu sondaj için kiraya veriyor

ABD Başkanı Donald Trump, başkanlığının son günlerinde olmasına rağmen Alaska’daki bölgede petrol ve doğalgaz sondajına izin verme hedefine ulaşmak için kolları sıvadı.

Pazartesi günü açıklama yapan Trump, koltuğu Joe Biden’a devretmesi gereken 20 Ocak tarihinden önce Kuzey Kutbu Ulusal Yaban Hayatı Sığınağındaki bölgeleri petrol şirketlerine kiralamaya başlayacağını duyurdu.

‘Son ana kadar uğraşıyorlar’

New York Times’ın aktardığına göre Alaska Wilderness League genel müdürü Adam Kolton yaptığı açıklamada, bu kiralamanın Trump yönetiminin petrol endüstrisi müttefiklerine çekmeye çalıştığı bir kıyak daha olduğunu söyledi.

Kolton, “Yönetimin son ana kadar Amerika’nın kamusal topraklarına, buraya bağlı olan vahşi yaşama ve yerli topluluklara bu kadar az saygı göstermesi hayal kırıklığı yaratıyor” ifadelerini kullandı.

19 milyon dönümlük arazi

Kuzey Kutbu sığınağı, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki son geniş vahşi doğa alanlarından biri.  19 milyon dönümlük arazinin çoğu insan eli değmemiş bir şekilde. Karibu sürülerine, kutup ayılarına ve göçmen kuşlara ev sahipliği yapan bölge uzun süredir çevreciler tarafından korunuyor.

Ancak Trump, burayı petrol üretimine açmanın yerli fosil yakıt üretimini artıracağını belirterek çevreciler tarafından öne sürülen argümanları yok sayıyor.

Amerikan Petrol Enstitüsü: İyi maaşlı iş yaratacak

Ancak pazartesi günü Arazi Yönetimi Bürosu’nun 1,5 milyon dönümlük alanın kiraya vermesiyle ilgili başvuru çağrısı yayınlandı. Bu çağrıya yanıt verecek petrol şirketlerinden hangi bölgede sondaj yapmak isteyeceklerini bildirmeleri bekleniyor.

Amerikan Petrol Enstitütüsü yaptığı açıklamada bu adımı memnuniyet ile karşıladıklarını söyledi. Örgüt tarafından yapılan açıklamada Kuzey Kutbu sığınağındaki kalkınmanın “çok geciktiği”, “iyi maaşlı işler yaratacağı” ve “devlete yeni bir gelir akışı sağlayacağı” belirtildi. Açıklamada ayrıca Alaskalıların çoğunluğunun bunu desteklediği iddia edildi.

Biden engelleyebilir

Normalde kira satışı için duyuruya çıkılması ve gelen tekliflerin büro tarafından incelenmesi aylar alabiliyor ancak şu anda bütün bu süreci sıkı bir zaman çizelgesi içerisine koymuşlar gibi görünüyor.

Ancak herhangi bir satış Adalet Bakanlığı da dahil olmak üzere Biden yönetimindeki ajanslar tarafından incelemeye tabi tutulabilecek. Bu da Biden’a sığınakta sondaj yapılmasına izin verme planının bilimsel temelinin kusurlu olduğunu iddia ederek kira kontratlarını iptal etme yetkisi verebilecek.

Us Fish & Wildlife Service

Önceki keşif kuyusu hayal kırıklığı yarattı

2017 yılında da on yıllardır süren koruma planları tersine çevrilerek sığınağın kıyı ovası Trump yönetimi tarafından petrol ve doğalgaz çıkarımına açılmıştı. 1980’lerde yapılan araştırmalara dayanan bulgular kıyı ovasının milyarlarca varil petrol tutabilen jeolojik oluşumların üzerinde bulunduğunu gösteriyordu.  Sığınakta şu ana kadar bir keşif kuyusu açıldı ve sonuçları ise hayal kırıklığı oldu.

Yani önümüzdeki yıllarda fosil yakıtlardan çekilme zorunluluğu da göz önüne alındığında petrol şirketlerinin şimdiki satışa ne kadar ilgi göstereceği hala belirsiz. Ayrıca Kuzey Kutbu’nda petrol çıkarımı da son derece maliyetli olduğu için şirketler bu işlemin mali açıdan çabalamaya değmeyeceğine karar verebilir.

Ayrıca bu bölgeyi petrol çıkarmaya açmanın hem iklim üzerindeki etkisi hem de oradaki yaban hayata etkisi üzerinden çevrecilerin açtığı bir dava bulunuyor.

İBB’den koronavirüs tedbirleri: İSMEK, spor salonları, kültür merkezleri, tiyatro salonları kapatılıyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), Covid 19 salgınının en yoğun yaşandığı İstanbul’da, 19 Kasım Perşembe gününden itibaren uygulanacak tedbirleri açıkladı.

2000 personel pozitif, 1322 kişi karantinada

İBB tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“Covid 19 salgını, küresel çapta ikinci dalga halinde hızla yayılmaya devam etmektedir. Maalesef salgın ülkemizde de hızlı bir yayılma eğilimine girmiş hatta bilim insanlarının ifadesine göre, Nisan-Mart dönemindeki etkisinin de üzerine çıkmıştır. Sayın Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca’nın açıklamalarına göre, ülkemizde salgının en yoğun yaşandığı kent İstanbul’dur. Buna göre vaka ve ölüm sayılarının yaklaşık yarısı İstanbul’da gerçekleşmektedir. Benzer bir veri İBB ve iştirakleri çalışanları açısından da geçerlidir. İlk resmi vakanın henüz ülkemize giriş yapmadığı Şubat ayından, bugün gelinen noktaya kadar çalışanlarımızı ve vatandaşları korumak üzere aldığımız tüm tedbirlere rağmen İBB ve iştirak çalışanlarından yaklaşık 2000 personelimizin Covid-19 testleri pozitiftir. Bunun yanı sıra 1322 personelimiz de  karantina altındadır.” 

Hasta tespitleri ve karantina süreçler ile ilgili prosedürlerin zaman aldığına, bunun da halka hizmet sunan personelin tespit edilene kadar, bulaşı yaygınlaştırma riski  yarattığına dikkat çekilen açıklamada, İBB olarak, bulaşın hem toplumda hem de çalışanlar arasında yayılmasını önlemek ve herhangi bir hizmet aksamasına yol açmamak için, alınan kararlar şöyle açıklandı: 

1) Kayıt dönemi süren ve yakında yüz yüze eğitime başlaması planlanan İSMEK kurslarının açılışı ileri bir tarihe ertelenmiştir. Online kurslar ise belirli alanlarda sürdürülecektir.
2) Bilimsel veriler bulaşın hızlı yayıldığı alanlar olarak spor salonlarını ve havuzları işaret etmektedir. Bu vesile ile İBB’ye ait olan ve Spor A.Ş iştirakimizde işletilen tesislerin kapatılmasına karar verilmiştir.
3) Kültür Merkezleri de kapalı kalmaya devam edecektir.
4) Kapalı salonda izleyicisi olan sahne sanatlarının online olarak icra edilmesine karar verilmiştir.
5) İBB’ye ait açık hava kapsamına girmeyen tüm müzelerin kapatılmasına karar verilmiştir.

Hükûmetimizin, salgınla mücadele kapsamında atacağı ek adımlarla paralel olarak, kapanmanın boyutları daha da genişleyebilecektir. Bu kapsamda, sürdürülmesi gereklilik olan belediyeye ait tüm diğer işlemler rutin faaliyetlerine devam edecektir.”

Akkuyu NGS’nin üçüncü ünitesi için inşaat lisansı verildi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) üçüncü ünitesi için inşaat lisansı verildiğine dair yazılı bir açıklama yayınladı.

Bakanlık tarafından yapılan açıklamada “Akkuyu NGS’nin 3. ünitesi için inşaat lisansı verildi. 2023’te ilk reaktör devreye alınacak ve enerji portföyümüz yeni bir enerji kaynağıyla daha çeşitlendirilecekAkkuyu’dan yükselecek enerji tüm Türkiye’yi aydınlatacak” ifadeleri yer aldı.

İkinci ünitenin temeli Haziran’da atıldı

Santralin ikinci ünitesinin temeli ise Haziran 2020’de atılmıştı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, yaptığı açıklamada “Akkuyu NGS’de hedefimiz birinci üniteyi 2023’te, Cumhuriyetimizin 100. yılında devreye almak” demişti.

Rus Devlet Şirketi, Rosotom’un inşa ettiği Türkiye’nin ilk nükleer santrali hakkında bilgi veren Dönmez “Dört ünitenin de inşaatına başladığımızda, burada sahada 15-16 bin civarında insanımız çalışacak” ifadelerine yer vermişti.

Danıştay’da görülecek

Akkuyu Nükleer Santrali’nin bilimsel ve hukuki olarak geçerli bir Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Raporu ve üretim lisansı alana kadar inşaatının tamamen durdurulması talebiyle Danıştay’a yapılan başvuru, gene Haziran ayında kabul edilmişti. 

Danıştay İdare Mahkemesi’ne sunulmak üzere Adana Nöbetçi İdare Mahkemesi’ne yapılan başvuruda ayrıca ÇED raporunun santralin Türkiye’nin milli güvenliği, ekonomik geleceği ve halk sağlığı üzerindeki olası yıkıcı etkilerinin gözetilerek hazırlanması talebi yer alıyordu.

Nesli tükenmekte olan kızıl geyiği öldüren MHP’li Kula: Yasaldı, parasını da verdik

Kütahya Türkmenbaba Yaban Hayatı Geliştirme Sahası’nda nesli tükenmekte olan bir kızıl geyiği avlayıp fotoğrafını paylaşan Güzelbağ eski Belediye Başkanı MHP’li Mehmet Kula, kendisine yöneltilen tepkilerin ardından açıklama yaptı.

Yasal olarak avlandığını söyleyen Kula, DHA’ya “Devletin izin verdiği miktarda ücretini ödemek koşuluyla yasal bir avlanma yaptık. Zaten avlandığımız hayvan yaşlı, devletin izin verdiği hayvanlar da onlar. Onların avlanmasıyla genç hayvanların önünü açmak için yaşlıların avlanılmasına izin veriliyor” dedi.

Fotoğraf: DHA

‘Avcılar toplumun en düzgün insanları’

Yasal olmayan bir şey asla yapmayacağını belirten MHP’li Kula, “Benim gibi avlanma yapan avcıların ödediği parayı, devlet hayvanlara yem su gibi ödemelerde kullanıyor. Tepki verenlerin amacı üzüm yemek değil, bağcı dövmek. Dünyada bu avlanma şekli av hayvanının olduğu bütün ülkelerde var. Unutmasınlar; giydikleri ayakkabı hayvan derisi, giydikleri kürkler hayvan derisi, kasaptan aldıkları et hayvanlardan elde ediliyor. Avcılar toplumun en düzgün insanlarıdır. Bir lira devletin herhangi bir kurumuna borcun olsa ne ruhsat ne de belge alabilirsin. Fincancı katırları ürktüğüne göre yanlış yolda değiliz” şeklinde devam etti.

Mehmet Kula’ya rehberlik eden bölgedeki Lütfiye köyünün muhtarı Rasim Altıntaş da “İhale sonucu alınan yasal bir avlanma söz konusu. Zaten Mehmet Kula’nın yanında Milli Parklar görevlisi de yer alıyor. Avladığı geyik de bu bölgede oldukça fazla olan yaşı ilerlemiş bir geyik. Ancak bahsedildiği gibi avlanması yasak olan ya da nesli tükenmekte olan bir geyik değil” iddialarında bulundu.

Fotoğraf: DHA

Neler yaşandı?

Kula, Milli Parklar görevlisi Kamil Bayır ile nesli tükenmekte olan kızıl geyiği öldürdükten sonra sosyal medya hesabından “Devlete bir kuruş borcu olmayan bütün avcı dostlarıma rastgele diyorum” diye paylaşmıştı.

Bu paylaşım sosyal medyada birçok tepki çekerken Antalya Isparta Burdur Denizli Kaş Platformu Sözcüsü Hediye Gündüz, bir açıklama yaparak öldürülen geyiğin Dünya Doğa Koruma Birliği’nin (IUCN) yayınladığı nesli tükenme tehlikesi altında olan türlerin kırmızı listesinde yer aldığını belirtmişti.

Ancak sözleşme hükmüne aykırı olarak Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün ‘av turizmi’ adı altında bu türlerin öldürülmesinden para kazanmaya başladığını belirten Gündüz “Halen Mahkemesi devam eden av turizmi ihalesi ile belediye başkanlığında bile bulunmuş kişilere nesli tehlike altındaki türler katledilmektedir” ifadelerini kullanmıştır.

Yeni TİHV Başkanı Metin Bakkalcı oldu

Türkiye İnsan Hakları Vakfı‘nın (TİHV) yeni genel başkanı TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı oldu. Şebnem Korur Fincancı Türk Tabipleri Birliği (TTB) başkanlığına geldikten sonra TİHV başkanlık görevini sonlandırmak istemişti.

Metin Bakkalcı’dan boşalan TİHV Genel Sekreterliği görevine ise TİHV Yönetim Kurulu Üyesi Coşkun Üsterci seçildi. İki isim 2021 Haziran ayında yapılması öngörülen seçimli Kurucular Kurulu toplantısına kadar görevde kalacak.

Yönetim kurulu üyeliği devam edecek

TİHV’den yapılan yazılı açıklamada devretme önerisinin Korur Fincancı’dan geldiği belirtildi. Açıklamanın devamında şu ifadeler yer aldı:

Sevgili başkanımızın üstlendiği yeni görev ve sorumlulukları tüm vakıf ortamı için büyük bir onur ve gurur vesilesi olmasına karşın yönetim kurulumuz tarafından üzüntüyle karşılanan bu öneri, sevgili başkanımızın iradesine duyduğumuz saygı gereği -yönetim kurulu üyeliği devam etmek koşuluyla- oybirliği ile kabul edilmiştir.

Yönetim Kurulumuz, bu gelişmenin vakfımızın çalışmalarında olası bir aksaklık ve kesintiye yol açmaması için 2021 Haziran ayında yapılması öngörülen seçimli Kurucular Kurulu toplantısına kadar TİHV Başkanlığı görevinin Metin Bakkalcı, Genel Sekreterliği görevinin ise Coşkun Üsterci tarafından üstlenmesine oy birliği ile karar vermiştir.

“11 yıl boyunca vakfımızın başkanlığını büyük bir özveri ve son derece başarı ile yürüten, tüm zorlukları cesaretle göğüsleyerek bizlere örnek olan, TİHV’i ülke içinde ve dışında başarıyla temsil ederek saygınlığını arttıran, insan hakları mücadelesinde öncü çalışmalara imza atan sevgili mücadele arkadaşımız Şebnem Korur Fincancı’ya en içten teşekkürlerimizi sunar, yeni görevinde sonsuz başarılar dileriz.

Metin Bakkalcı hakkında

1987 Hacettepe Tıp Fakültesi mezunu. 1956 Eskişehir doğumlu.

Doktor. 2006’dan bu yana TİHV Yönetim Kurulu’nda yer aldı. 1992-1994, 1998-2000 yılları arası TTB Merkez Konseyi üyeliği, 2000-2002 arası TTB 2’nci Başkanlığı görevlerini yürüttü.

Fahrettin Koca açıkladı: Yeni tedbirlerin hayata geçirilmesini tavsiye edeceğiz

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca dün akşam düzenlenen Bilim Kurulu toplantısının ardından koronavirüs salgınının gidişatına ve alınacak önlemlere ilişkin açıklama yaptı.

Salgının Türkiye genelinde artış eğiliminde olduğunu vurgulayan Koca, bu durumun birçok ilde sağlık kurumları üzerindeki baskının da artmasına yol açtığını ifade etti.

Toplantıda, alınması gereken kısıtlayıcı tedbirlerin masaya yatırıldığını belirten Koca, “Hastalığın yayılmasını önleyici somut tedbirlerin hayata geçirilmesinin tavsiye edilmesi yönünde karar alındı” dedi.

İstanbul en kötü durumda

Salgının dünya çapında yükseldiğine vurgu yapan Bakan Koca, “Bugün birçok ülke kapanma tedbirleri dahil toplumsal hareketleri kısıtlamalarına yeniden başvurmaya başladı” açıklamasını yaptı.

Türkiye’deki duruma değinen Koca, “Son dönemde sürekli dile getirdiğimiz üzere, tüm Türkiye’de genel bir artış eğilimi mevcut. Ancak İstanbul başta olmak üzere ülkemizin genelinde daha ciddi seyrediyor. Birçok ilimizdeki artış, sağlık kuruluşlarımız üzerindeki baskının da artmasına sebep oluyor. Bilim Kurulunda artış hızının yüksek seyrettiği illerimizin üzerinde özel olarak durduk” ifadelerine yer verdi.

Somut tedbirler tavsiye edilecek

Kış aylarının gelişi nedeniyle insanların daha yoğun kapalı alanlarda bulunduğunu söyleyen Koca, “Vaka artışında birincil etkenin insan hareketliliği ve toplu mekanlarda bulunma olduğuna dikkat çekilerek alınması gereken kısıtlayıcı tedbirler tüm detaylarıyla masaya yatırıldı. Hastalığın yayılmasını önleyici somut tedbirlerin hayata geçirilmesinin tavsiye edilmesi yönünde karar alındı” dedi. Sağlık Bakanı konuşmasını şöyle sürdürdü:

Salgınla mücadelede yalnızca kamu kurumlarının çabası yeterli olmaz. Yerel yönetimlerin, sivil toplum kuruluşlarının, medyamızın, kanaat önderlerinin ve birer birer her vatandaşımızın sağduyusuna ve katkısına ihtiyacımız var. Unutmayalım, koronavirüs alacağımız tedbirlerden güçlü değildir.

Çağlayan Vadisi sakinleri: Suyun ticarileşmesine karşıyız

Rize iline bağlı Fındıklı ilçesinde bulunan Doğal SİT alanı Çağlayan Vadisi‘nin suları endüstriyel balıkçılığın tahribatını yaşıyor.

Bu zamana kadar Hidroelektrik Santraller (HES) ve maden ocaklarına karşı korunmayı başaran vadide, balıkçılık sebebiyle sular hem denetimsiz kullanılıyor hem de kirletiliyor. Üstelik suları temin edebilmek için özel arazilere hukuksuz bir şekilde giriliyor.

Vadi, hiçbir tahribata uğramadı

Çağlayan Vadisi sakini ve Çağlayan Dereleri inisiyatifi sözcüsü Mete Hacaloğlu, bölgenin güzelliğini şöyle anlatıyor:

Tüm Karadeniz hattı boyunca HES’lere karşı 15 yıldır çok aktif, halkın katılımıyla yürüyen bir mücadele süreci vardı ve HES’ler burada yapılmadı. Dolayısıyla Çağlayan ve Arılı Vadileri bu anlamda hiçbir tahribata uğramamış, yaban alanlarıyla, yaylalarıyla, küçük ölçekli aile tarım işletmeciliğiyle ve yöresel mimarisiyle aslında çok ciddi doğal ve kültürel miras.

Fotoğraf: Fındıklı Yaşam Savunucuları

Bunun yanında bölge halkı küçük ölçekli aile tarım işletmeciliği ve ekolojik turizme dayalı aile pansiyonculuğuyla hem doğalarını ve sularını koruyorlar hem de kimseye muhtaç olmadan sürdürülen bir ekonomi yaratıyorlar.

Fakat, büyük bir firma bölgede üretime girip balık çiftliği kuruyor. Şu anda da vadide ikinci bir çiftlik yapımı söz konusu.

‘Keyfiyet içinde bütün su kullanılıyor’

Çağlayan Vadisi sakini Hacaloğlu, firmanın bölgeye yaptığı tahribatı “Suyu en fazla üçte iki oranında kullanabilirler. Fakat tamamen keyfiyet içerisinde bütün suyu kullanma söz konusu. Bunun yanında kullanılan su kirletilmiş olarak tekrar dere yatağına veriliyor” sözleriyle anlatıyor.

Bu suyu kullanabilmek için de köylülerin arazilerine hukuksuz bir şekilde giriliyor. Bunun yanında endemik balık türü olan ‘deniz alası‘ ve suda yaşayan diğer canlılar için dere yatağında yeterli miktarda su bırakılmaması da bu canlıları olumsuz etkiliyor.

Dava süreçleri başladı

Hacaloğlu, hem bireysel davaların hem de çevre dava süreçlerinin başladığını “Bireysel arazi tecavüzlerine karşı bireysel davalar var. Çevre mücadele dava sürecimiz başladı. O devam ediyor. Şu anda da kamu kurumlarına yönelik bir dava hazırlanıyor” sözleriyle anlatıyor. 

16 Kasım Pazartesi günü de mahkeme tarafından atanan bilirkişi heyeti alanda incelemelerde bulundu. Bölge sakinleri heyeti ellerinde “Çağlayan Deresi ağlayan dere olmasın”, “Dere bizim evimiz” yazılı pankartlarla karşıladı.

‘Su sadece insanlara ait değil’

Çağlayan Vadisi sakini Hacaloğlu, suyun sadece insanlara değil tüm canlılara ait olduğunu hatırlatarak suyun kullanımının ticarileşmesine karşı olduklarını söylüyor:

Suyun kullanımının ticarileşmesine karşıyız. Su sadece bize değil orada yaşayan bütün canlılara ait. Dolayısıyla suyun kullanımı açısından büyük bir sıkıntı söz konusu. Aynı zamanda bu haliyle kullandıkları suyun çok ciddi bir şekilde kirlenmesine sebep oluyorlar.

O dereler doğrudan Kaçgar Dağları‘ndan gelen suyla besleniyor. Biz yakın zamana kadar o derede çok rahat yüzüyorduk. Hatta suyu içebiliyorduk. Şu an bırakın girmeyi yanına yaklaşılmıyor kokudan. Bir arıtma düzeneğinin kurulması gerekiyor. Havuzlarını doldurmak için sınır neyse o kadar kullanmaları lazım.

 

İklim ve Covid-19 krizlerinden kurtuluşun cevabı Yeşil Yeni Düzen’de

Yeşil Düşünce Derneği ve Heinrich Böll Vakfı’nın beraber gerçekleştirdiği Yeşil Ekonomi Konferanslarının sonuncusu bu sene çevrimiçi ortamda gerçekleşti. Her sene farklı bir tema ile ekonominin farklı alanlarına dair yeşil yaklaşımların, yaşamı güçlendiren yeni düzenlemelerin ve politik çözüm önerilerinin sunulduğu Yeşil Ekonomi Konferansı bu sene  ‘İklim ve Covid-19 Ekseninde Türkiye ve Dünya’ başlığıyla düzenlendi. 

Etkinlikte iklim ve Covid-19’un yarattığı sağlık, ekonomik ve sosyal krizlerin nedenleri ve sonuçları, alanında uzman akademisyenler tarafından değerlendirildi. Dünya ve ülke çapında alınan önlemler, iyileşme paketleri ve bunların olası sonuçlarına dair vizyoner çalışmalar sunuldu.

Sistemik değişikliklerin sürdürülebilir bir dünya ve ekonomi için zorunlu olduğu anlaşılan günümüzde, Yeşil Yeni Düzen’in iklim adaleti, sosyal adalet, adil iyileşme ile yaşamı daha güçlü kılmak üzere önerdiği alternatifler ortaya kondu.

Toplamda üç oturumdan oluşan konferans, Heinrich Böll Vakfı Türkiye Temsilcisi Kristian Brakel’in ve Yeşil Düşünce Derneği Genel Koordinatörü Sevil Turan’ın açılış konuşmaları ile başladı.

Adil iyileşme için Yeşil Yeni Düzen

Moderasyonunu Sevil Acar’ın gerçekleştirdiği ‘Yeşil Yeni Düzen İklim ve Covid-19 Krizlerine Çare Olabilir Mi?’ başlığında gerçekleşen birinci oturum James Galbraith’in konuşması ile başladı. Galbraith, Covid-19’un global finans ve ülkelerin ekonomik modelleri üzerindeki etkilerine dair tespitlerle konuşmasına başladı.

Özellikle Amerikan ve Avrupa sağlık sistemlerinin, kar maksimizasyonu ve  hizmet kalitesi dengesizliğinden yola çıkarak var olan ekonomik sistemin, bugünkü pandemi krizinde yarattığı çıkmazları vurguladı.

Texas Austin Üniversitesi’nde Eşitsizlik Projesi’nin yürüten ve oluşturdukları açık veri tabanı ile yaptıkları çalışmaların çıktılarından bahseden Galbraith, pandemi öncesi ve sonrasında dünyadaki kaynakların kullanım ve dağıtımındaki eşitsizliklere dikkat çekerek, bu dengesizliğin giderilmesi gerektiğini belirtti ve adil iyileşme için Yeşil Yeni Düzen’in önemini vurguladı. (James Galbraith’in Yeşil Gazetede çıkan yazılarını okumak için tıklayın)

James Galbraith

Avrupa Parlamentosu’nda yeşil öneriler

Konferansın ikinci konuşmacısı Avrupa Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Evelyne Huytebroeck oldu. 2. Dünya Savaşından beri Avrupa’da ölümlerin en yoğun olduğu bir dönemden geçtiğimiz belirten Huytebroeck, Avrupa Yeşilleri olarak Avrupa Parlamentosu’na adil iyileşme için getirdikleri önerileri aktardı.

Bu öneriler içinde finansal alanda özellikle karbon vergisi gibi uygulamalar geliştirilmesi ve sağlık sektöründe yeni düzenlemelere gidilmesi, biyoçeşitliliğin korunması, adil temiz gıdaya ulaşım, toplumsal cinsiyet eşitsizliklerine gerçek kalıcı çözümler, mülteci ve göçmenler için insani yaklaşımlar ve adil entegrasyonlar, eğitime erişimde eşitlik ve internet ağlarının güçlendirilmesi gibi konular yer aldı. Evelyne Huytebroeck tüm katılımcıları Avrupa Yeşilleri’nin online kongresine davet ederek konuşmasını sonlandırdı.

Fotoğraf: Evelyne Huytebroeck

‘Ekonomik kriz değil buhran’

Konferans Türkiye Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı’nın konuşması ile devam etti. Sosyolog ve Yeşil Gazete yazarı Urbarlı, Türkiye’nin bir ekonomik krizde değil, buhranda olduğunu belirterek başladığı konuşmasında, ülkemizde uygulanan yanlış ekonomik politikalara dair tespitlerini sunarak devam etti. Yeşil Yeni Düzen’e geçişin her şeyden önce iklim krizinin aciliyeti nedeniyle gerçekleşmesi gerektiğini vurguladı ve çözüm önerilerini aktardı.

Oturumun son konuşmasını gerçekleştiren ve Yeşil Ekonomi Konferanslarının bugüne gelmesinde büyük katkıları olan Ahmet Atıl Aşıcı konuşmasına dünyanın yaşadığı krizlerin ve buhranların ekonomik ve sosyal düzenlemeleri nasıl değiştirdiğine dair tarihsel arka planı anlatarak başladı.

‘Yeşil badana değil gerçek değişim şart’

Aşıcı, pandemi öncesinde iklim ve ekoloji krizlerinin sonuçlarını parça parça hissederken, Covid-19 krizinin yaşam alanlarımızı felç ettiğini, dolayısı ile tüm insanlığın iklim ve ekoloji krizleri ve ekonomik düzenin krizlerinin sonuçlarını doğrudan yaşadığını belirtti. Aşıcı, bu krizin de, dünyanın önceden yaşadığı buhranlar gibi bir değişim yaratacağını ve bu değişimin  yaşanabilir, adil ve sürdürülebilir olması için Yeşil Yeni Düzen’e geçişin hızlandırılması gerektiğini vurguladı.

Oturumun tüm konuşmacıları, şirketlerin ve karar alıcıların krizin tüm dünyada yarattığı farkındalığı, yeşil badana (green washing) yaparak yapıların özünde değişikliklere gitmeden bir reklam aracı olarak kullandıklarından bahsettiler. Bunun gerçek bir çözüm olmadığını, şeffaf bir biçimde iklim ve sosyal adaletlerini önceleyen sürdürülebilir çözümler üretilmesi gerektiğini ve bunun Yeşil Yeni Düzen ile gerçekleşebileceğinin altını çizdiler.

Feminist Yeşil Yeni Düzen

Konferansın ikinci oturumu, Gökçe Yeniev moderatörlüğünde ‘Covid-19 Döneminde Neden Yeşilli Morlu Ekonomiler?’ başlığında toplandı. 

İlk konuşmacı Stefania Barca Yeşil Büyüme ve Yeşil Yeni Düzen arasındaki farklardan bahsederek başladı. Yeşil büyümenin iklim, ekolojik ve ekonomik krizleri çözmek ve önlemek için başarısız olduğunun kanıtlandığını söyleyen Barca, Feminist Yeşil Yeni Düzen’e ihtiyaç olduğunu ve Covid-19 krizinin bu ihtiyacı özellikle gün yüzüne çıkardığını belirtti.

Bakım ekonomisinin tanımının sadece eviçi bakım olmadığını, sosyal ve toplumsal olarak ele alınması gerektiğini belirten Barca, bakım hizmetlerinin düşük karbonlu olduğu vurguladı. Barca bunlara ek olarak kolonyalizm sonrası ekolojik ve feminist bir dönüşüm için bakım gelirini bir araç olarak kullanarak hizmet istihdamı yaratılmasının, endüstriyel istihdam ihtiyacını düşüreceğini ve toplumsal dönüşümü başlatacağını belirtti.

Pandemi öncesinde başlayan ‘Avrupa için Yeşil Yeni Düzen Kampanyası’ndan bahseden Barca, bakım geliri için Avrupalı STK’lar ve kadınlarla hükümetlere gönderdikleri mektup ile somut çözüm önerdiklerini belirtti. (Barca’nın Yeşil Gazete’de yayınlanan yazısını okumak için tıklayın)

‘Toplumsal cinsiyet eşitsizliği derinleşti’

Oturumun ikinci konuşmacısı ve Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği kurucusu İpek İlkkaracan, mor ekonominin, toplumsal cinsiyet eşitliğini gözeten bir ekonomi olduğunu ve bakım emeğinin de mor ekonominin merkezinde bulunduğunu anlattı. Covid-19 sürecinin eviçi ve bakım emeğine etkileri ile ilgili Konda ile gerçekleştirdikleri ve araştırmaların sonuçlarını paylaşan İlkkaracan’ın vurguladığı önemli noktalar ücretli çalışanlar arasında toplam çalışma saatlerinde toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin derinleşmesi, evden çalışmaya başlayan erkeklerin ev içi bakıma harcadıkları zamanın artması, buna karşılık kadınların zaman yoksulluğunun derinleşmesi oldu.

İlkkaracan konuşmasının sonunda somut politik önerilerde bulunarak yapılan yatırımların inşaat dahil erkeklerin yüksek oranda istihdam edildiği ve aynı zamanda ekolojik yıkım etkisi yüksek alanlara değil, toplum ve bireylerin refahını artıracak ve karbon yükü düşük olan bakım hizmetlerine yapılması, ebeveynlik izinleri gibi halihazırda çalışanlara dönük düzenlemelerin gerçekleştirilmesi gerektiğini söyledi.

Covid-19 Gelir ve Kaynak Dağılımı Eşitsizliğini Derinleştirerek Gözler Önüne Serdi

10.Yeşil Ekonomi Konferansı’nda, Begüm Özkaynak moderatörlüğünde gerçekleşen üçüncü oturumda Covid-19’un Türkiye ve dünya üzerindeki etkileri ve nasıl bir gelecek ile karşılaşacağımız sorularına yanıt arandı. Üçüncü oturumun ilk konuşmacısı Ayşe Aylin Bayar, istatistiksel veriler ile gelir dağılımındaki eşitsizliğin Covid-19 krizi öncesi ve sonrası durumunu aktardı.

Bayar, pandemi öncesinde OECD ülkeleri içinde gelir eşitsizliğinin en yüksek olduğu 3. ülkede yaşadığımızı ve Covid-19’un bu eşitsizliği derinleştirdiğini vurguladı. Hükümetin aldığı önlemlerden finansal desteğin, bu eşitsizlikleri gidermek üzere hane içi gelir düzeyini yükseltecek yönde değil, batmak üzere olan ve pandemi sürecinde reel olarak işlevsiz kalan sektörlerin ayakta kalması için kullanıldığını belirtti. İşten çıkarmaların hükümet tarafından durdurulduğu pandemi döneminde verilen işsizlik oranının gerçek oranı neden ve nasıl gösteremediğini açıklayan Bayar, Covid-19 önlemlerinin verileri nasıl etkilediğini de göstermiş oldu.

‘Yeni bir fırsat sunuyor’

Oturumun ikinci konuşmacısı Ebru Voyvoda, uzun dönemde pandeminin ekonomik kriz ve iklim krizini birlikte değerlendirmek için yeniden bir fırsat sunduğunu belirtti. Konuşmacı, krizlerde bireysel ve kısa dönemli kazançların artması için yapılan çalışmaların, toplumsal eşitsizlikleri arttırdığını vurguladı.

Sosyal dışlanmanın derinleştiği bir dönemde gerçekleşen bu krizin sağlık sistemi, sosyal sistem, eğitim sistemi ve ekonomik sistem gibi pek çok yüzü olduğunu söyleyen Voyvoda, ancak bütüncül bir yaklaşımla çözüm üretilebileceğini belirtti. Voyvoda konuşmasının sonunda, gelirleri koruma yoluyla efektif talebi koruma, arz/talep dalgalanmalarına karşı sürdürülebilir üretim için ara mal üretici sektörlere yatırım, kamu hizmetlerine erişimi korumak ve en önemlisi bu politikaların sürdürülebilmesi için gerekli önceliklendirmelerin yapılması gibi çözüm önerilerini sundu.

‘Ülkeler içe kapanmaya başladı’

10. Yeşil Ekonomi Konferansı’nın son konuşmacısı Ayça Tekin Koru, küreselleşmenin dünü, bugünü ve yarını hakkında görüşlerini paylaştı. Küreselleşmenin ekonomik boyutu yanında, kültürel ve sosyal boyutları olduğunu hatırlatan Tekin, pandemi ile özellikle sağlık ürünlerinde gerçekleşen talep şokuna küresel olarak cevap vermekte tüm dünyanın başarısız olduğunu, küresel dayanışma sergilemek yerine ülkelerin içe kapanmaya başladığını belirtti.

Tekin, küreselleşmenin uluslararası dayanışma üzerine kurgulanması gerektiğini ve pandemi ile iklim ve ekolojik krizlerin bu konudaki aciliyeti vurguladığını söyledi.

Yeşil Ekonomi çalışmalarına siz de katılabilirsiniz

10. Yeşil Ekonomi Konferansı sonunda Yeşil Düşünce Derneği adına söz alan Yeşil Politikalar Proje Koordinatörü Emine Özkan, derneğin Yeşil Ekonomi Çalışma Grubu gönüllülerine ve bilim kuruluna, konferansın organizasyonu ve işleyişine katkıları için teşekkür etti.

Özkan, Yeşil Ekonomi Çalışma Grubu ile yıl boyu gerçekleşen çalışmalarda birlikte olma çağrısı yaptı ve Yeşil Düşünce Derneği Çalışma Grubu katılım formunu paylaştı. Yeşil Düşünce Derneği olarak konferans kayıtlarını Türkçeleştirerek Yotubue kanalına ekleyeceklerini belirten Özkan, tüm katılımcılara teşekkürlerini sunarak konferansın kapanışını yaptı.

Dünya Gıda Örgütü’nden 2021 için ‘korkunç boyutta kıtlık’ uyarısı

Associated Press’e (AP) açıklamalarda bulunan Beasley, son dönemde sık sık konuşulan, “2020 çok kötü geçti, 2021’de hepsi geçecek” açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını söyledi. Beasley, gelecek yıl durumun çok daha kötü olacağını dile getirerek, özellikle Afrika ve Güney Amerika’da açlık ve kıtlıkla karşılaşılacağını vurguladı.

‘Nobel Barış Ödülü megafon görevi gördü’

 
WFP Direktörü David Beasley.

Bu yıl ulaşabildikleri paranın 2021’de olmayacağının altını çizen Beasley, herkesin Nobel Barış Ödülü kazananıyla görüşmek istediğini bu yüzden de liderle görüşmek ve parlamentolarda konuşmak için Nobel Ödülü’nden faydalandığını dile getirdi. Beasley, bu şekilde liderlere gelecek yılın kıtlık açısından ne kadar zor geçeceğini anlatabildiğini vurguladı.

10 milyar dolara ihtiyaç var

Karşılaşılan trajedi ve krizlerin gelecek 12-18 ayda olağandışı bir hal alacağına dikkati çeken Beasley kıtlık, açlık, istikrarsızlaştırma ve göç konularına odaklanması gerektiğini vurguladı.

David Beasley, WFP’nin gelecek yıl kıtlıkla mücadele için beş, dünya genelindeki programlarını sürdürebilmek için de 10 milyar dolara ihtiyaç duyduğunu ifade etti. Yeterli paraya erişmezlerse yaklaşık 30 ülkenin kıtlık şartlarına girebileceğini belirten Beasley, Covid-19 aşısının sayesinde dünya genelindeki ekonomilerde sıçramalar olabileceğini de anlattı.

Direktör ayrıca 2021’de düşük ve orta gelirli ülkelerin ertelenen borç ödemelerinin zamanının da geleceği uyarısında bulundu.