Ana Sayfa Blog Sayfa 1818

EGEÇEP: Torba yasayı geri çekin

Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) bugün TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesi planlanlanan maden ve enerji şirketlerine bir takım ayrıcalıklar veren torba yasaya dair bir açıklama yayınladı.

Açıklamada Maden ve Elektrik Enerjisi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin geri çekilmesi çağrısında bulunuldu.

‘İrademiz yok sayıldı’

Ekoloji Birliği’nin yer verdiği ülkedeki ekolojik yıkımın her geçen gün arttığı belirtilen açıklamada “Yaşam alanlarımıza yapılan bu saldırılar, bu talan yetmezmiş gibi şimdi de bir torba yasa ile deyim yerinde ise bu talancıların ‘köpeksiz köyde değneksiz gezmeleri’ sağlanmak isteniyor” denildi.

“Toplumda demokrasi ve hukukun gereklerini insan hakları prensiplerine dayalı olarak yerine getirmek, halkın sağlığı ve mutluluğunu korumak milletvekillerinin esas görevidir” denilen açıklamada “buna rağmen doğa talanına karşı açıkça ortaya koymuş olduğumuz irademiz AKP’li milletvekilleri tarafından yok sayıldı” ifadeleri yer aldı.

Dünyanın gözü Fatsa'daki bu zenginlikte

Yasa onaylanırsa neler olacak?

Açıklamanın devamında “Birçok kanunda değişiklik öngören bu Torba Kanun Teklifi, havayı, suyu, toprağı, ormanları, gıdayı, yaban hayatını, tarım ve yaşam alanlarını sömürerek yok eden bir avuç maden ve enerji şirketine yeni imtiyazlar ve teşvikler sağlıyor” denildi.  EGEÇEP, yasanın geçmesi halinde olacakları ise şu şekilde sıraladı:

  • Asgari ücretlilerden zorunlu gelir vergisi alınırken, yaşam hakkını ihlal eden bir avuç maden ve enerji şirketi çeşitli vergilerden muaf tutulacak.
  • Köylülerin arazileri yok pahasına şirketlere devredilecek.
  • Maden ve enerji şirketlerinin yatırım bölgelerinde yer alan araziler, tarım alanları “kamu yararı kararı” olmaksızın istimlak edilerek bu şirketlere peşkeş çekilecek.
  • Diğer bir deyişle, maden ve enerji şirketlerinin ruhsat alanı dışında da tesis kurmaları sağlanacak. Talan ve yıkım alanı sorumsuzca genişletililecek.

Biyokütle santralinin önünü açıyor

  • Maden sahalarına yakın tapuların hiçbir güvencesi kalmıyor.
  • Gaz dağıtım şirketlerinin maliyetlerini düşürmek için, şebeke kurarken alt yapıda yarattıkları tahribatın düzeltilmesi yerel yönetimlere yüklenecek.
  • Maden şirketlerinden çeşitli işlemlerinde istenen “borcu yoktur” yazısı istenmeyerek, böylece kamu alacaklarının takibinden vazgeçiecek. Böylece kamu zarara uğratılacak.
  • Yenilenebilir enerji kapsamı genişletilerek, atık lastiklerin işlenmesi sonucu ortaya çıkan ürünleri, orman ürünlerini ve çöpü yakarak elde edilen enerji “yenilenebilir” sayılıyor ve teşvik ediliyor.
  • Biyokütle santrallarının yaygınlaşmasının önü daha da açılıyor. Kimyasal ve zehirli gaz salan tesislerle havamız daha da kirlenecek, halk sağlığı sorunları daha da artacak.

‘Köylünün toprakları daha kolay alınacak’

  • Cumhurbaşkanlığı izniyle, BOTAŞ, TPAO gibi kurumlar tarafından daha önce yurtdışında kurulmuş olan şirketlere, T.C. Kanunlarından muaf olmak üzere, yurtdışına yönelik çalışmak amacıyla, her türlü denetimden uzak, yurt içinde de enerji şirketleri kurma hakkı sağlanacak.
  • Enerji üretim tesisleri için gereken taşınmazların kamulaştırılması yetkisi, Maliye Bakanlığından alınarak, EPDK’ya verilmesiyle kamu yararı kararı olmaksızın istimlak olanağı sağlanacak ve halkın, köylünün topraklarının sermayeye peşkeş çekilmesi süreci daha da hızlandırılacak.
  • Dağıtım şirketlerine çeşitli kolaylıklar sağlanarak daha fazla kar elde etmeleri sağlanacak.

‘JES’ler artacak’

  • Ülkemizin her yerinde köylüleri ve halkı canından bezdiren, ekolojik yıkımlara yol açan, havayı, su kaynaklarını ve tarım alanlarını kirleten HES’ler, JES’ler ve RES’lere Yenilenebilir Enerji Kaynakları Destek Mekanizması(YEKDEM) destekleri devam ettirilecek.
  • Jeotermal alanların ihale bedellerinin taksitlendirilmesi sağlanarak JES’lerin sayıca daha fazla artmasının önü açılacak.
  • Kanunda tüketicilere düşük maliyetli enerji sağlama sözü verilse de enerjinin verimli kullanılmasına ilişkin hiçbir düzenleme yapılmamakla birlikte kayıp-kaçak bedellerinin hukuksuz bir şekilde tüketicilere yüklenmesine devam edilecek.

Açıklamanın devamında ise “İşte bu nedenlerle, doğamızı, tüm canlıların yaşam hakkını savunuyoruz. Doğa katliamının, ekolojik felaketlerin, biyoçeşitlilik kaybının, iklim krizinin ve sömürünün önüne geçmek için Torba Yasanın geri çekilmesini istiyoruz!” denilerek yasa teklifinin geri çekilmesi çağrısı yapıldı.

Yeni Zelanda Parlamentosu’nun yarısı kadın, yüzde 11’i LGBTI+

Yeni Zelanda’da 17 Ekim’de kadınların liderliğindeki iki büyük partinin yarıştığı ve Başbakan Jacinda Ardern‘in zaferiyle sonuçlanan genel seçimlerden sonra parlamento oluştu. Yeni parlamentonun yaklaşık yarısı kadınlardan oluşuyor. LGBTI+’ların oranı ise yüzde 11. Başbakan Yardımcısı Grant Robertson, ülkede bu görevi üstlenen ilk açık eşcinsel siyasetçi oldu.

BBC‘nin aktardığına göre, Yerli Maori ve Pasifika halklarının parlamentodaki temsil oranı, nüfusa oranlarından daha fazla.

Yaklaşık 4,9 milyon nüfuslu ülkede, Ardern’in 20 üyeli Bakanlar Kurulu’nun sekiz üyesi de kadın. Kabinede Maorilerden beş bakan bulunuyor.  Yüzünde geleneksel “moko kauae” dövmesi olan Nanaia Mahuta da ülkenin ilk Maori kökenli dışişleri bakanı.

Nanaia Mahuta
Nanaia Mahuta.

Ardern liderliğindeki merkez sol İşçi Partisi‘nin Başkan Yardımcısı Kelvin Davis de Maori yerlilerinden. Davis, “Kabinede hiç böyle bir temsil seviyemiz olmamıştı ve bunun parçası olmaktan gurur duyuyoruz” dedi.

Yine Maori yerlisi ve lezbiyen olan İşçi Partisi milletvekili Louisa Wall ise LGBTI+ bireylerin parlamentodaki temsil oranlarının artmasının daha da ilerici bir toplum yaratacağını söyledi. Wall “Temsili demokraside çok mesafe kat ettik” ifadelerini kullandı.

Auckland Üniversitesi’nden siyaset bilimci Prof. Jennifer Curtin, Yeni Zelanda’nın “Biz erkek, soluk yüzlü ve eski değiliz” mesajı verdiğini söyledi.  Prof. Curtin, “Parlamentoda tüm kesimlerin temsilcilerinin bulunması, karar masasında farklı perspektiflerin olması demek. Çeşitlilik bizatihi iyidir. Homojenliği ve Beyaz çoğunluğun ya da buradaki haliyle sömürgecilerin hakimiyetini kıran her şey iyidir” diye konuştu.

Dünyanın en ‘çeşitlilik içeren’ Meclis’i

Yeni Zelanda Parlamentosu seçimlerden önce dünyanın en çeşitlilik içeren meclislerinden biriydi. Parlamentoda kadınların oranı yüzde 38’den yeni seçimle sonuçlarıyla birlikte yüzde 48’e çıktı.

Başbakan Yardımcısı Grant Robertson. 

LGBTI+’ların oranı yüzde 7’den yüzde 11’e yükseldi.

Maori halkının temsil oranı ise yüzde 23’ten yüzde 21’e düştü. Bu 2014’ten sonraki en düşük oran. Ülkede kendini Maori olarak tanımlayanların oranı yüzde 17. Yeni Zelanda Parlamentosu’nda 1867’den beri Maoriler’in sandalyesi bulunuyor. 1967’ye kadar Maori halkı sadece kendilerine tahsis edilmiş sandalyeler için yarışabiliyordu. 1975’te bu sınırlama kalktı.

Babacan: Devlet projesi diye bir şey uydurdular, Kanal İstanbul’u tabii eleştireceğiz

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, partisinin 1. Olağan Ağrı İl Kongresi‘nde konuştu. AKP’nin “Biz batarsak, ülke de batar” söylemini eleştiren Babacan, Türkiye’nin tek parti devleti olmasına izin vermeyeceklerini kaydetti.
Ali Babacan, Kanal İstanbul’u eleştiren İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu‘na İçişleri Bakanlığı’nca soruşturma açılmasını da eleştirerek, “O projenin yapılacağı ilin belediye başkanı o projeyi eleştiremezmiş. Tabii ki eleştireceğiz” dedi.
AKP ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın kanal için “devlet projesi diye bir kavram uydurduğunu belirten Babacan şunları söyledi:
“Neymiş; ‘devlet projesi’ imiş. Hiç kimse bunu eleştiremezmiş. Ülkenin bu yokluğunda Kanal İstanbul diye bir projeye milyarlarca dolar para harcamaya hazırlanıyorsunuz. Tarım alanlarının suya ihtiyaç duyduğu, şehirlerimizin depreme karşı hazırlanması gereken bir dönemde Kanal İstanbul diye bir projeyi kafayı taktınız. Çünkü orada rant var.”
Babacan’ın konuşmasında öne çıkanlar şöyle:
Gençler iş arıyor, onlar propaganda binası dikiyor: “Memlekette işsizlik almış başını gitmiş. Ben Dışişleri’ne bakarken işsizlik yüde 9’lardan 14’lere çıktı. Sonra gel ekonomi kötü toparla dediler. Ekibi toparladık, kimseyi de karıştırmadık açıkçası. İşsizlik 5 puan aşağıya çektik. Yüzde 8-9’a indirdik. Buraya gelirken Cumhurbaşkanlığı İletişim Ofisi’nin binasını gördüm. Gençler iş ararken onlar propaganda için bina dikiyorlar. 

Biz batacaksak, ülke de batsın diyorlar: Ülke de bizimle beraber batsın diyerek tehdit ediyorlar.  Ülkenin kaderiyle kendi partilerinin kaderinin aynı olduğunu söylüyorlar. Bu ne kadar tehlikeli bir ifade, insanımızı korkutuyorlar. Biraz daha analiz ettiğimizde, sadece korkutma değil, altında tehdit de olduğunu görüyoruz. ‘Biz batacaksak ülke de batsın’ diye bir tehdit var. Hiç merak etmesinler.  Bu milletin çalışkan ve fedakar evlatları, DEVA Partisi’nin genç kadroları, ehliyet ve liyakat sahibi kadrolar bu ülkeyi layık olduğu şekliyle yönetecek.

Devlet, tek partinin devleti değildir

Sonuna kadar eleştireceğiz: Devlet ile bir partiyi aynı hamura koyuyorlar. Bu devlet tek bir partinin devleti olamaz, olmayacak. İzin vermeyeceğiz. Bu devlet hepimizin, bu milletin. Kimse milyonlarca insanın oyuyla seçilmiş kişilerin eleştirilerine karşı yeni şeyler icat etmesin. Böyle bir şey yok. Eleştireceğiz, sonuna kadar eleştireceğiz. Oturup bunu tartışacaksınız. Tarafsız ve bağımsız kuruluşlarla bu projenin etki analizlerini iyi yapacaksınız.

Sosyal yardımlar kesilmeyecek: Kendileri giderse, bu sosyal yardımlar ortadan kalkacakmış, artık verilmeyecekmiş gibi hava oluşturmaya çalışıyorlar. Öyle bir şey yok. Kimse bundan korkmasın. Biz DEVA Partisi olarak onların zihniyetinin tam tersine, sosyal yardımları hak temelli bir sisteme oturtacağız. Bu yardımlar iktidar partisinin lütfu değil, vatandaşımızın zaten hakkıdır. Sosyal yardım, sosyal hizmet, sosyal sigorta ve istihdam hizmetlerinde entegrasyonu sağlayacağız.

TTB Başkanı Fincancı: Üç-dört hafta kapanma ve seyahat kısıtlaması şart

Türk Tabipleri Birliği (TBB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı, yeni tip Koronavirüs (Covid-19) salgınıyla mücadelele ilgili olarak  “Zorunlu işyerleri dışında, toplu bulunulan mekanlara esnaf ve çalışanı mağdur etmeden üç-dört hafta kapanma ve şehirlerarası seyahatin kısıtlanması yaptırımları elzem görünüyor” dedi.

“Özellikle eşitsizlikler açısından, işçi sınıfının, yoksul kesimin yaşadığı mahallelerde insanlar nispeten küçük evlerde çok kişi bir arada yaşıyorlar. Bu bulaşmayı artıran bir etken. Oysa mahallelerindeki parklara, yeşil alanlara gidip sosyal mesafe içinde gidip yürüyüş yapabilmeleri sağlık bakımından daha önemli.”

‘Bireysel hareketlilik denetimli serbest bırakılmalı’

Küçük evlerde uzun süre kalabalık nüfusla kapalı kalmanın getirdiği kadına ve çocuğa şiddet ve cinsel suçlarda artışa da dikkat çeken TBB Başkanı, toplumsal hareketliliği kısıtlarken, bireysel hareketliliği denetim altında serbest bırakmakta yarar olduğuna değindi.

Fincancı, “Bu 65 yaş üstü bakımından da önemli. Ancak zorunlu işyerleri dışında, toplu bulunulan mekanlara esnaf ve çalışanı mağdur etmeden 3-4 hafta kapanma ve şehirlerarası seyahatin kısıtlanması yaptırımları elzem görünüyor. Yakında hastaneler ve sağlık çalışanları hasta yükünü taşıyamaz duruma gelmemeli.” diye konuştu. 

İstanbul İtfaiyesi: Vaniköy Camisi yangını elektrik tesisatından çıktı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nden (İBB) yapılan açıklamaya göre, tarihi Vaniköy Camisi’ndeki yangının çıkış nedenine ilişkin İstanbul İtfaiyesi raporu tamamlandı.

İtfaiye Daire Başkanlığına bağlı ekiplerin yaptığı incelemeler sonucunda hazırlanan raporda, 15 Kasım tarihinde yangının elektrik tesisatından kaynaklandığı belirtildi.

Asma katta başladı

AA’nın haberine göre yangının çıkışına dair edinilen bilgilerin aktarıldığı raporda “Yangının seyri ve söndürülmesini müteakip yapılan araştırma ve inceleme neticesinde, cami dahilinde bulunan lojman sakinleri tarafından bir koku hissedilerek güney cephedeki yalının teknik personeli ile cami dahili kontrol edilerek elektrik sigortalarının kapatıldığı öğrenilmiştir. Mahallinde yapılan araştırmada yangın başlangıç ve ağırlık sebebinin camiye girişe göre sol asma kat 2. pencere civarı olduğu tespit edilmiştir” denildi.

İzolasyon malzemesi tutuştu

Raporda yangının çıkış nedenine ilişkin ise şu değerlendirme yapıldı:

Bu bölümde yapılan araştırmada, camiye girişe göre sol duvarda elektrik dağıtım panosunun olduğu, devamındaki pencere boşluğunda elektronik ses sistemi, kamera kayıt cihazı ve klima ünite tesisatı bulunduğu görülmüştür. Bu bölgeden dağılan ve ahşap kaplamaların arasından geçen çoklu elektrik tesisat kablolarında oluşan elektriksel ısınma sonucu izolasyonlarının tutuşmasıyla yanmanın başladığı, ahşap döşeme malzemeleri ve çatıya sirayet ederek binanın tamamına yayılması neticesinde yangın olayının meydana geldiği kanaatine varılmıştır.

Neler yaşandı?

Üsküdar‘da bulunan 350 yıllık tarihi Vaniköy Camisi‘nde 15 Kasım’da çıkan yangın itfaiye ekiplerinin karadan ve denizden müdahalesiyle söndürüldü.

Osmanlı‘dan kalma tarihi bir camii olan yapıda yangın iki saatin ardından kontrol altına alınsa da ahşap bölümü yok oldu. İstanbul Valiliği, yangının sebebinin belirlenmediğini söyleyerek, konuyla ilgili soruşturma başlatıldığını açıkladı.

ABD’de toplamda 1 milyondan fazla çocuk koronavirüse yakalandı

Yeni tip koronavirüs (Covid-19) vaka ve ölü sayısında dünyada ilk sırada bulunan Amerika Birleşik Devletleri’nde 1 milyondan fazla çocuğun virüse yakalandığı açıklandı.

Amerikan Pediatri Akademisi ve Çocuk Hastanesi Derneği tarafından yapılan ortak açıklamada, salgının başından 12 Kasım’a kadar toplam 1 milyon 39 bin 464 çocuğun Covid-19’a yakalandığı belirtildi. Açıklamada, son bir haftada ise 111 bin 946 çocukta yeni pozitif vaka tespit edildiği aktarıldı.

‘Şaşırtıcı ve trajik’

AA’nın aktardığına göre Amerikan Pediatri Akademisi Başkanı Dr. Sally Goza, sayıyı “şaşırtıcı ve trajik” bulduğunu ve daha önce böylesi bir virüs patlaması görmediklerini ifade etti.

Johns Hopkins Üniversitesine göre ABD’de Covid-19 vaka sayısı 11 milyonu geçti. Covid-19 verilerinin derlendiği Worldometers’e göre, ABD’de virüs bulaşan kişi sayısı son 24 saatte 138 bin 821 artışla 11 milyon 374 bin 487’ye çıktı.

Yaklaşık 252 bin kişi yaşamını yitirdi

Covid-19 verilerinin derlendiği Worldometers’e göre, ABD’de virüs bulaşan kişi sayısı son 24 saatte 138 bin 821 artışla 11 milyon 374 bin 487’ye çıktı.

Virüs nedeniyle yaşamını yitirenlerin sayısının 650 artarak 251 bin 935’e ulaştığı ülkede Covid-19’dan iyileşenlerin sayısı 6 milyon 937 bini, toplam test sayısı da 168 milyonu geçti.

Kemal Kurkut davasında sanık polis beraat etti

2017’de Diyarbakır‘daki Newroz kutlamasında polisin açtığı ateş sonucu öldürülen Kemal Kurkut ile ilgili davanın karar duruşması Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görüldü.

Mahkeme heyeti, sanık polis hakkında beraat, ayrıca olay anında bulunan diğer polislerin tespiti için suç duyurusunda bulunulması yönünde karar verdi.

Artı Gerçek’ten Remzi Budancır’ın haberine göre duruşmaya Kurkut’un annesi Sican Kurkut, ağabeyi Cihan Kurkut, avukatları, HDP milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Nuran İmir, Hişyar Özsoy ve Filiz Kurtalan katıldı. Duruşmada tutuksuz yargılanan sanık polis Y.Ş.’de hazır bulundu.

Savcı ‘taksirle öldürmek’ suçlaması yöneltti

Sanık polis Y.Ş, daha önce olası kastla öldürmek suçundan müebbet hapis cezası istemiyle yargılanıyordu. Ancak 16 Haziran’da görülen duruşmada savcı, ‘kasten öldürme’ suç vasfını, ‘bilinçli taksirle öldürmek’ olarak değiştirerek, sanık hakkında 2 ile 6 yıl arasında değişen hapis cezası istemiyle mütalaa vermişti.

Bu gün görülen duruşmada savcı önceki mütalaasını tekrarlayarak, sanık polisin ‘taksirle öldürme’ suçundan cezalandırılmasını istedi. Kurkut ailesinin avukatları itiraz etti.

Aktar: Sanık kasten hareket etmiştir

Kurkut ailesinin avukatları da savcının sanık hakkında istediğini cezaya tepki gösterdi. Avukat Mehmet Emin Aktar, savcının mütalaasına katılmadıklarını söyledi. Bu mütalaa ile savcının işlenen cinayete “Kaza” dediğini ifade eden Aktar, bunu kabul etmediklerini ifade ederek duruşmaya gelen bilirkişi raporlarına değindi.

Sanığı “Ben ayaklarına doğru ateş ettim” dediğini hatırlatan Aktar, “Hem de iki defa ateş ettim diyor. Niye iki defa ateş açıyor ve bir daha ateş açmıyor? Çünkü Kemal’i vurmuş. Sanık taksirle değil kasten hareket etmiştir” dedi.

Gazeteci Abdurrahman Gök’ün fotoğrafları olmasaydı bu yargılamanın da olmayacağını ifade eden Aktar, “Vali canlı bomba dedi. Abdurrahman Gök’ün fotoğrafları ile mızrak çuvala sığmadığı görüldü. Bir kişi bile tutuklu değil. 22 yaşında gencin hayatının değeri bir günlük bir tutukluk bile olmadı. Kemal Kurkut’un değerini kaftanıydı. Umarım bugün verilecek kararla cezasızlık son bulur” şeklinde konuştu.

Aydın: Soruşturmayı sanığın arkadaşları yürüttü

Diyarbakır Baro Başkanı Cihan Aydın, Kemal Kurkut’un ilk kapıdan giriş yaptığı sırada “şüpheli şahıs” anonsu yapıldığını söyledi. Sanık polisin ‘telsiz grup amirimde olduğu için ben o anonsu duymadım’ dediğini hatırlatan Aydın, Kemal Kurkut’un vurulma anını anlattı.

Olayda çok fazla ihmal olduğunu ifade eden Aydın, çelişkilere dikkat çekti. Olay yerinde sadece poliste silah olduğunu belirten Aydın, Valiliğin ilk önce canlı bomba olduğuna ilişkin açıklama yaptığını ve daha sonra o açıklamayı kaldırdığını söyledi. Kemal Kurkut cinayeti ile ilgili soruşturmayı başından beri sanığın mesai arkadaşları olan Terörle Mücadele tarafından yürütüldüğünü vurgulayan Aydın, sanık polisin akşam saatlerinde başka seri numaralı bir silahı teslim ettiğini ifade etti. Aydın, buna ilişkin bir işlem yapılıp yapılmadığını bilmediklerini söyledi.

‘Ölen polis olunca farklı soruşturma yürütülüyor’

Kemal Kurkut’un vurulduğu ana ilişkin görüntüler hakkında da konuşan Aydın, “Görüntüleri izledim. 24 polis saydım. Kemal 4 No’lu kapıya geldiğinde oradaki polislerin durdurma çabası yok. Hepsi silahına sarılıyor. Sanık soğukkanlı bir şekilde aradaki hendeğin içine giriyor. Silahını çekiyor, hiç bir heyecan belirtisi olmaksızın iki el ateş ediyor. Son derece profesyonelce yapıyor. Taksir falan değil. Çok bariz bir şekilde sanık Kemal’i hedef alarak ateş ediyor. Bu olayda maalesef ilk amaçlanan şey şüpheli şahsı ölü olarak ele geçirilmek. Eğer istenmiş olsaydı yaralı bir şekilde yakalayabilirdi” dedi.

Etkin bir soruşturmanın yürütülmediğini ifade eden Aydın, öldürülen bir polis memuru soruşturmasını örnek gösterdi. Atakan Arslan adlı polis memurunun öldürülmesinin ardından çok sayıda evin basılarak hızlı bir şekilde failin gözaltına alındığını ifade eden Aydın, “Evler basıldı, fail gözaltına alındı. İşkence gördü. Bizim dramımız, bizim hikayemiz işte bu. Bizim cezasızlık dediğimiz bu. Polis yurttaşın canına kastetmişse soruşturma bu. Eğer bir vatandaş polis tarafından işkence görmüş öldürmüşse karşılaştığımız manzara bu” diye anlattı.

Çelebi: Deliller toplanmadı

Avukat Serdar Çelebi de savcının mütalaasına katılmadıklarını söyledi. Yargılama boyunca böyle bir mütalaa ile karşı karşıya kalmaktan kaygı duyduklarını ifade eden Çelebi mahkeme heyetine yönelik, Kemal Kurkut’un vurulma anına ilişkin konuştu.

Gazetecinin bu olayı fotoğraflamamış olsaydı olayın çok farklı gelişeceğini ifade eden Çelebi, “Gazeteci bu olayı fotoğraflamasaydı bu duruşmayı, yargılamayı konuşmayacaktık. Roboski Olayı ortada… Olay yerinde. En az 24 polis var ve hepsi ateş açıyor. Neredeyse hiç bir polisin elinde atış atığına rastlanmadı. Deliller toplanmadı. Kaç araç vardı, kaçında kamera vardı bunlar toplanmadı. Soruşturma TEM Şube tarafından yapıldı” dedi.

Ulusal Kriminal Büro tarafından hazırlanan bir raporda sanığın direk ateş açtığına ilişkin tespitin bulunduğunu hatırlatan Çelebi, savcının vermiş olduğu mütalaa doğrultasında verilebilecek herhangi bir kararın cezasızlık devamı niteliğinde olacağı uyarısında bulundu. Çelebi, sanığın kasten öldürmeden cezalandırılması ve tutuklanmasını istedi.

Sanık polis: Vuran kişi ben değildim

Ardından söz alan sanık polis Y.Ş, kendisine yönelik suçlamaları kabul etmedi. Kendisin seken kurşunla bile Kemal Kurkut’u vurmadığını iddia eden sanık polis, şunları söyledi: “Görüntülerle maddi delillerin uyuşmadığı bir dosyada tek ben yargılanmaktayım. Diğer ateş açan polisler de dosyada olsaydı benim suçsuz olduğum görülecekti. Bu dosyada hedef olarak gösterildim” dedi.

Ulusal Kriminal’in iki farklı rapor sunduğunu belirten sanık, “İkincisinde ‘seken kurşun’ dedi. Değişen bir delil yoktu oysa… Farklı iki raporla Ulusal Kriminal ucuz kahramanlıkla bir suçlu bulmaya çalıştı. Asıl kusurlu olan polisler yargılansaydı benim masum olduğum ortaya çıkardı. 3,5 yıldır süren bu davada benim bu şahsı kasten ve kastla vurma şansım yok. Benim yere atışım yok. Benim bu şahsı ya vurma ya vurmama şansım var. Şahısta bana ait bir çekirdek çıkmadı. Beraatımı talep ediyorum. Gerçek kusurlu olan polislerin tespit edilmesini istiyorum” ifadelerini kullandı.

Yapılan savunmaların ardından mahkeme heyeti, sanık polis hakkında beraat, ayrıca olay anında bulunan diğer polislerin tespiti için suç duyurusunda bulunması yönünde karar verdi.

Ne olmuştu?

İnönü Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzik Bölümü öğrencisi Kemal Kurkut, Diyarbakır’da Newroz kutlamalarında, Evrim Alataş Caddesi‘ndeki polis kontrol noktasında vurularak hayatını kaybetmişti.

Olay anında çekilen görüntülerde, vücudunun üst bölümü çıplak haldeyken kontrol noktasında polislerle tartışan Kurkut’un noktayı geçerek koşmaya başladığı, polislerden bazılarının üzerine bazılarının da havaya ateş ettiği görüldü. dihaber, bir polis amirinin “Ateş etmeyin” uyarılarına rağmen Kurkut’un vurulduğunu yazdı.

Pandemide artan toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı kampanya: Yükselt sesini dünya değişsin

Covid-19 yaşamın her alanında etkisini sürdürüyor. Somut sonuçları artan vakalar, ölenler, hastanede tedavi altına alınanlar, toplumsal yaşamda uygulanan kısıtlamalar biçiminde görülüyor. Ancak görünmeyen bir yanı daha var bu sürecin: Toplumsal cinsiyet eşitsizliği.

Pandemide toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ne kadar derinleştiğini ortaya koymak için farklı çalışmalar yapılıyor. Bunlardan biri UN Women Türkiye tarafından gerçekleştirildi. Türkiye’de Covid-19 Etkilerinin Toplumsal Cinsiyet Açısından Değerlendirilmesi adını taşıyan araştırmaya göre pandemi sürecinde erkeklere göre işini kaybeden kadınların oranı yüzde 32 daha fazla oldu.

Kadının iş yükü yüzde 65 daha çok arttı

İşveren kadınlar erkeklere göre yüzde 100 daha fazla iş yerlerini kapatmak durumunda kaldı. Ücretsiz izin kullanma oranı kadınların erkeklere göre yüzde 42 daha fazla. Ev temizliği ve bakım işlerinde kadınların iş yükü erkeklere oranla yüzde 65 arttı. Yemek pişirme ve servis etme oranı ise yüzde 150 kat daha fazla oldu. Bu süreçten kadınlar erkeklere göre duygusal ve psikolojik olarak yüzde 10 daha fazla etkilendi.

Bu konuda bir başka araştırmayı gerçekleştiren UNDP araştırma notuna göre, salgın döneminde ilan edilen evde kalma tedbirleri nedeniyle erkeklerin ve kadınların ücretsiz iş yükü arttı. Araştırma bir başka gerçeği de çarpıcı biçimde ortaya koydu: O da kadınların ücretsiz emek harcayarak yaptıkları işler erkeklerin yaptıkların 4 kat daha fazla.

Aynı araştırmanın verilerine göre ücretli ve ücretsiz toplam iş yükü açısından erkeklerin çalışma sürelerinin günlük ortalama 1,2 saat azalıp 4,3 saate inerken; kadınların toplam çalışma sürelerinin günde bir saat artarak günde 5,5 saate ulaştı.

SES kampanya başlattı

SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği Kurucu Başkanı Gülseren Onanç, Kadın SES’i projesi kapsamında sosyal medyada bu duruma dikkat çekmek ve çözüm önerilerini paylaşmak için kampanya başlattıklarını açıkladı. Onanç, bu konuda şunları söyledi:

Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak üzere hükümetlerin yapması gereken tedbirler var. Sadece 8 ülke alınması gereken bu tedbirleri aldı.SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği olarak yaşanan bu sorunlara dikkat çekmek için hem kadınlara hem de erkeklere çağrıda bulunuyoruz: Ev ve bakım işlerinde yardım değil; iş bölümü yapmalıdır. Böylece erkekler hayatın her alanında toplumsal cinsiyet eşitliğinin bir parçası haline gelmelidir.

#YükseltSesiniDünyaDeğişsin

Onanç açıklamasında “Toplumsal cinsiyet kalıplarını yıkmanın  hem kadını hem de erkeği özgürleştirir. Sosyal medyada bu konuyu görünür kılmak için herkesi #YükseltSesiniDünyaDeğişsin etiketiyle paylaşım yapmaya davet ediyoruz” çağrısında bulundu.

Kampanyaya ilişkin paylaşımlar derneğin Twitter ve Instagram hesapları üzerinden de takip edilebiliyor.

Kadın SES’i projesinin amacı

SES Eşitlik ve Dayanışma Derneği, Operation 1325 işbirliğiyle kadınların eşitlik ve hak taleplerini yükseltmek için sosyal medyanın etkin bir şekilde kullanımı amacıyla “Kadın SES’i” projesini hayata geçirdi.

Proje; sosyal medyada daha çok kadının aktif olmasını sağlamayı ve “Kadın SES’i”nin yükseltilmesi yoluyla karar mekanizmalarındaki kişiler üzerinde etkin olmayı, toplumsal cinsiyet, toplumsal barış ve sürdürülebilirlik, kadın yoksulluğunun azaltılması, kadına yönelik şiddet, kadının politikaya katılımı, iklim adaleti, medya özgürlüğü, kadın ve kız çocuğu mültecilerin sorunlarının giderilmesi gibi acil konulara ilişkin aksiyon alınması yönünde farkındalık oluşturmayı amaçlıyor. Dolayısıyla sosyal medyada kadın kullanıcı sayılarının ve temsiliyetinin etkili şekilde artırılması hedefleniyor.

Kadın SES’i projesi elçileri

Kadın SES’i Elçileri arasında; Alev Akın, Ayşegül Doğan, Banu Tuna, Burcu Karakaş, Dilara Gök, Elif Doğan, Emine Uçak, Esra Elmas, Evrim Kepenek, Gülsüm Kav, Hülya Tanrıöver, Itır Erhart, İlayda Eskitaşçıoğlu, Mehveş Evin, Menekşe Kızıldere, Pınar Akpınar, Seren Selvin Korkmaz, Şehnaz Kıymaz Bahçeci ve Yasemin Öz yer alıyor.

Alaska’da uçağın çarptığı boz ayı öldü

Amerika Birleşik Devletleri‘nin (ABD) Alaska eyaletinde, Cordova‘dan Yakutat‘a giden yolcu uçağı piste indiği sırada bir boz ayıya çarptı.

Alaska Havayollarına ait Boeing 737-700 tipi uçağın sol motorunda hasar meydana gelirken boz ayı hayatını kaybetti.

Alaska Eyaleti Ulaştırma Bakanlığı uçağın inişinden on dakika önce pistin temizlendiği ve kontrol edildiği sırada herhangi bir vahşi hayvana rastlanmadığını açıkladı. Fakat uçağın inişi sırasında pilotların iki boz ayının pisti geçtiğini kule yetkililerine bildirdiğini ifade etti. Kaza sonrası boz ayı ölürken yavrusu olduğu sanılan ikinci ayı ise kurtuldu.

Havalimanında daha önce de kaz, geyik ve başka hayvanlar ölmüş

Alaska Havayolları’ndan yapılan açıklamada, “Uçağın burun kısmı ayıları ıskaladı fakat pilotlar, uçağın sol tarafında bir darbe hissettiklerini söyledi” denildi.

Alaska Ulaşım Birimi’nin Sözcüsü Sam Dapcevich de eyalette uçakların daha önceden geyik, kaz ve başka hayvanlara çarptığını ancak ilk kez bir ayının başına böyle bir şey geldiğini söyledi. Olayın ardından uçakta hafif hasar meydana gelirken, yolcular arasında yaralanan olmadı.

2019 yılı için dünyadaki 405 havayolu grubu içinden en güvenilir 20 şirketi belirleyen AirlineRatings haber sitesine göre, Alaska Havayolları ilk yirmide yer alıyor.

TÜREB Türkiye Rüzgar Veri Tabanı’nı kullanıma açtı

Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB), rüzgar enerjisi alanında Türkiye’nin kurulu gücünü ve inşa halinde olan projeleri tüm detayları ile gösteren veri tabanını www.tureb.com.tr adresinde kullanıma açtı.

Bu projeyle sektörün dijitalleşmedeki öncü rolünü bir kez daha vurguladıklarını belirten TÜREB’ten Hakan Yıldırım, “Rüzgar halihazırda hem dünyada hem Türkiye’de bu uygulamaları en çok hayata geçiren sektör olarak dayanıklılığını rakamlarla kanıtladı. Salgın döneminde rüzgardan elektrik üretimi sekteye uğramadı, bilakis arttı. Bu projeyle verimliliği artırma ve sektör üyelerine uluslararası alanda rekabet avantajı sağlama açısından bir adım daha atmayı hedefledik” ifadelerini kullandı.

Rüzgar istatistiklerine anlık ulaşılabilecek

Veri tabanı sayesinde rüzgar istatistikleri anlık olarak izlenebilecek. Yatırımcılara, türbin üreticilerine, bölgelere, şehirlere ve yıllara göre filtrelenebilme özelliğiyle istenen her türlü istatistiki veriye ulaşılabilecek.

TÜREB tarafından daha önce altı ayda bir yayınlanan istatistik raporlarına da bu şekilde istenen her an erişim sağlanmış olacak. Bir rüzgar santrali devreye alındığı anda bu, eş zamanlı olarak santral haritasında görünür olacak.

2021 yılında 10 GW’ı aşacak

Yıldırım ayrıca, halen inşa halindeki santrallerin büyük bir kısmının tamamlanmasıyla Türkiye’nin rüzgar kurulu gücünün 2021 yılı ilk yarısında 10 GW’ı aşacağını belirterek sektöre verilen desteğin günün gereklerine göre düzenlenmesi ve devam ettirilmesi durumunda 2030 yılında rüzgarda 25 GW kurulu güç hedefine ulaşılmasının mümkün olduğuna dikkat çekti.

Hakan Yıldırım, “ileri analitik ve veri yönetimi’ konularında uzman bir firma olan GTech ile iş ortaklıklarının dijital dönüşüm süreçlerinde TÜREB paydaşlarına ve sektöre önemli değerler kattığını” ve bu projeyi “GTech’le birlikte gerçekleştirmekten memnuniyet duyduklarını” belirtti.

Veri tabanında neler var?

Rüzgarda Türkiye’nin hangi ilinde hangi yatırımcının hangi marka türbinlerle ne kadarlık güçte türbinler kurduğundan, saatlik, aylık ve yıllık elektrik üretimi ve oranlarına; rüzgar santrallerinin Türkiye haritası üzerinde dağılımından, projelere, firmalara ve illere göre üretim miktarına kadar çok geniş bir veri adresinde eş zamanlı olarak yer alacak.

Bilgi bankasında bulunan verilerin ana sınıflandırılması ise; kurulu güç, inşa halinde olmaları ve lisanslı olmalarına göre yapıldı. Tüm bu kategorilerde yer alan bilgiler ise şu şekilde:

  • Yıl
  • Bölge
  • Şehir
  • Yatırımcı
  • Firma
  • Proje Adı
  • Türbin Markası
  • Türbin Modeli
  • Türbin Gücü

Bunların dışında saatlik, aylık ve yıllık elektrik üretimi ile türbin markası, modeli ve il bazında yatırımcı ve sektör kurulu güç karşılaştırması bilgilerine de yer verildi.

Ek olarak yatırımcılara, firmalara, projelere ve yıllara göre üretim miktarları da sayfada erişilebilen bilgiler arasında yer alıyor. Böylelikle rüzgarda yatırım projeksiyonları da harita üzerinde değerlendirilebiliyor.