Ana Sayfa Blog Sayfa 1814

Serbest dalışçı Fatma Uruk dünya rekoru kırdı

Serbest dalışçı Fatma Uruk, “Değişken ağırlıklı paletsiz” kategorisinde 72 metrelik derecesiyle dünya rekoru kırdı.

Meksika‘da bulunan Yucatan Yarımadası‘nda üç gün süresince dünya rekoru denemeleri gerçekleştirecek Fatma Uruk, ilk hedefine ulaştı. Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından desteklenen 32 yaşındaki dalışçı, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Henüz kutlama yok. Bir tane daha” ifadelerini kullandı. “Değişken ağırlıklı paletsiz” alanında bir önceki rekor, 70 metreyle Türkiyeli sporcu Derya Can‘a aitti.

Fatma Uruk, “Sabit ağırlıklı çift palet” kategorisinde 65 metre ile Rusyalı sporcu Olga Davydova‘ya ait dünya rekorunu kırabilmek için mücadele verecek.

Beyoğlu’ndaki St. Pierre Han yeniden hayat buluyor

Cenevizliler tarafından yaptırıldıktan sonra 1660 yılındaki büyük yangında kül olan, 1700’lü yıllarda Fransız Sefarethanesi olarak yeniden inşa edilen Beyoğlu‘ndaki St. Pierre Han, artık hayatına konservatuar olarak devam edecek.

Bahçeşehir Üniversitesi Konservatuarı olarak faaliyet göstermesi için restore edilen yapıda duvarlara işli resim ve mozaikler de ortaya çıktı.

Tarihe tanıklık etti

Hazreti İsa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Petrus‘un (St. Pierre) adını taşıyan bina, Cenevizliler tarafından Galata surlarının hemen dibine inşa edildi. Ancak Galata‘yı kül eden 1660 yılındaki yangında yok oldu.

Fransız devleti binayı 1700’lü yıllarda yeniden yaptırdı ve sefarethane olarak kullandı. Sefarethaneden sonra da binanın kapıları Fransız tüccar ve bankerlere açıldı.

Ömer Vatanartıran

İlk kot pantolon ve hardal burada üretildi

1863’te kurulan Osmanlı Bankası‘nın ilk binası, bankerlere yabancı olmayan St. Pierre Hanı’ydı. Normalde iki katlı olan binaya üçüncü kat da bu dönemde ilave edildi. Osmanlı Bankası’nın binayı boşaltmasının ardından İstanbul Barosu‘na, İtalyan Ticaret Odası’na ev sahipliği yaptı.

Daha sonra Osmanlı’nın ilk mimarlık ofisleri, atölyeleri, fabrikaları bu bina oldu. İlk kot pantolon ve ilk hardal üretimleri St. Pierre Hanı’nda yapıldı. Bina daha sonra küçük atölyeleri ağırladı, kaderine terk edildi.

‘Sanat yuvası olacak’

Hürriyet’ten Ömer Kurt’un haberine göre Bahçeşehir Üniversitesi binayı konservatuvar yapmak için uzun soluklu bir restorasyon projesine girişti. Bahçeşehir Okulları Dış İlişkiler Proje Koordinatörü Ömer Vatanartıran restorasyonla ilgili şunları söyledi: 

Dışarıdan bakınca yıkık, harabe bir yapı. Restorasyon sürecini yüksek mimar Seda Özen ve ekibi yürütüyor. Bu yapıyı kazıdıkça tarih fışkırıyor. Bir kazıyorlar, 100 sene geriye gidiyorlar. Sonra biraz daha kazıyorlar ve 100 sene daha geriye gidiyorlar. İstanbul’un çeşitli dönemlerine ait ilk bulguları, örneğin barok döneme ait ilk duvar resimleri burada bulundu örneğin. Bu nedenle çok titiz bir çalışma yürütülüyor.

Yavaş ve dikkatli bir çalışma yürütüldüğünü belirten Vatanartıran restorasyon tamamlandıktan sonra buranın bir sanat yuvası olacağını kaydetti.

Sadece konservatuvar olarak kullanılmayacağını anlatan Vatanartıran şöyle konuştu:  “Bienaller, galeriler, sergiler, müze ve sanat bölümleri, atölyeler de olacak. Yani burası sadece bir eğitim binası değil, yaşayan bir yer olarak var olacak. Anadolu topraklarının sahip olduğu kültürel birikimi bu çatı altında toplamayı planlıyoruz. Dünyanın her yerinden sanatçıları davet edip, yetiştirdiğimiz öğrencilerle buluşturacağız.” 

Bandırma Vapuru’nun resmi var

Binanın daha önce dizi, belgesel ve film ekiplerine kiralandığını söyleyen Vatanartıran “Duvarlarda kıymetli resimler, mozaikler, desenler var ama onların üstünü maalesef sıvalarla kapatmışlar. Bunların hepsi farklı dönemlerde gerçekleşmiş” dedi ve ekledi:

Hanın giriş katında bir oda var. Orada müthiş bir duvar resmi var. O resim Bandırma Vapuru’na ait. Hangi dönemden kaldığını bilmiyoruz. Orada acı verici olan, oraya giren ve üstelik kültür endüstrisinde çalışan bir ekibin duvarı kendi zevklerine göre sıvamaları. Dolayısıyla duvar resimleri böyle kaybolmuş. Biz şimdi onları gün yüzüne çıkarmaya çalışıyoruz.

Avcılar Belediye Başkanı Hançerli: Gezegene borcumuzu Yeşil Belediye olarak ödemek istiyoruz

İnsanların dünyaya iyi davranmadığını belirten Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli, “Gezegene borcumuzu Yeşil Belediye olarak ödemek istiyoruz” dedi. Binaların yıkım süreçlerinde asbestle ilgili tehlikeler ortaya çıktığını söyleyen Hançerli, asbestlerin sökülmesi için özel çaba sarf ettiklerini vurguladı.

Başkan Hançerli, karbon ayak izi envanteri çıkarttıklarını söyleyerek karbon salımını azaltmak için çalışmalar yürüttüklerini hatta bununla ilgili sadece Türkiye’ye değil dünyaya söz vermeye hazırlandıklarına da dikkat çekti.

Deprem hazırlıkları: Hayat kurtarmak için yıkım

İstanbul‘da deprem bakımından en riskli yerlerden biri kabul edilen Avcılar‘ı hazır hale getirmek için göreve geldiğinden bu yana yoğun bir çalışma sürdürdüklerini anlatan Hançerli, bir yılı aşkın süredir sağlıksız binaların yıkım çalışmalarının sürdürüldüğünü aktardı. “Biz yıkımı, yerine yenisini yapmak için yapıyoruz. Hayat kurtarmak için yıkıyoruz” diyen Başkan Hançerli, vatandaşların da bu yıkımlara destek verdiğinin altını çizdi.

İstanbul depremini en ağır hissedecek ilçelerden biri kabul edilen Avcılar’da 2019 verilerine göre 448.882 kişi yaşıyor. 17 Ağustos 1999 yılında yaşanan depremde ise ilçede 976 kişi hayatını kaybetmişti.

Mücadele sonuç verdi: Torba yasadaki Madde 6 geri çekildi

Enerji ve maden şirketlerine bir takım ayrıcalıklar sağlayacak yeni torba yasada  yer alan ve madencilik faaliyeti yürüten şirketlerin ruhsat alanları dışında da geçici faaliyet yürütebilmesini sağlayacak olan altıncı madde yaşam savunucularının itirazları sonucu tekliften çıkarıldı.

Teklifin geri çekildiğini HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu sosyal medya hesabından duyurdu.

Tepki yaratan Madde 6

‘Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ 17 Kasım tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda görüşülmeye başlanmıştı.

Teklifte en çok tepki çeken maddelerden biri altıncı maddeydi. Madde, maden ve enerji şirketlerine sınırsız imtiyaz ve denetimsizlik yolunu açıyordu. Ayrıca, maden şirketleri ruhsat alanları dışında da faaliyet yürütebilecekti.

Fakat, altıncı maddeye doğa ve yaşam savunucularının itirazları sonuç verdi. Madde kanun teklifinde geri çekildi. HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu altıncı maddenin geri çekildiğini sosyal medya hesabından duyurdu. Görüşmeler bugün saat 14.00’te devam edecek.

AKP’li milletvekillerinin imzasıyla TBMM Başkanlığı’na sunulan torba yasa, 13 Ekim’deki alt komisyonda görüşüldükten sonra 21 Ekim tarihinde gerçekleştirilen üst komisyon toplantısında oy çokluğuyla kabul edilmişti.

Bu görüşmelerde tepki toplayan üçüncü ve beşinci maddeler büyük ölçüde değiştirilmişti. Madde 6’nın da geri çekilmesi için aralarında Ekoloji Birliği, Her Yer Kazdağları, Kazdağları Kardeşliği, Yeşil Düşünce Derneği, Ekoloji Birliği ve Kuzey Ormanları Savunması‘nın da yer aldığı 100 örgüt kampanya başlatmıştı.

Örgütler şu anda torba yasanın tümden geri çekilmesini talep ediyor.

İlk beş madde kabul edildi

Yapılan görüşmeler sonucu yasa teklifinin ilk beş maddesi ise kabul edildi. Kabul edilen maddelere göre yapılacak değişiklikler şöyle:

  • Maden arama ve işletme ruhsatlarının verilmesi, birleştirilmesi, sürelerinin uzatılması, devir ve intikalleri ile çevreyle uyum bedeli iadelerine ilişkin müracaatlar dışında, vadesi geçmiş borç durumunu gösteren belge aranılması zorunluluğu kaldırılacak.
  • Ruhsat bedelinin tamamının ocak ayının sonuna kadar yatırılmaması halinde, her ay için ayrı ayrı yüzde 4 gecikme zammı uygulanacak ve bu rakamın haziran sonuna kadar ruhsat bedeli olarak yatırılması zorunlu olacak. Yatırılmaması durumunda ruhsat iptal edilecek.
  • Ruhsatların süre uzatım taleplerinde ruhsat süresinin bitiş tarihinden en geç 12 ay öncesinde talepte bulunma şartı var. Bu yükümlülüğe uymayan ruhsat sahiplerine 100 bin TL idari para cezası uygulanacak ve ruhsat süresinin bitiş tarihinden en geç 6 ay öncesine kadar da belirtilen yükümlülükleri yerine getirmeyen ruhsat sahiplerinin talepleri reddedilecek. Ruhsatlar süre sonunda iptal edilecek ve ilgili saha ihale yolu ile ruhsatlandırılacak.
  • Rödövans sözleşmesiyle çalışılan ruhsat sahalarında, devralanın kurulu işletme kapasitesi veya şerh edilen sözleşmedeki kapasiteyi aşmayacağı yönünde vereceği taahhüde istinaden, ilgili alan için tanınan tüm muafiyetler ve madencilik faaliyetleri kapsamında alınan bütün izinler devredilen ruhsatlarda da aynen korunuyor olacak.
  • İşletme izni veya Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü izni verilmiş rödovans sözleşmesi olmaksızın işletme izni alanı dışındaki mücavir sahalara yirmi metreye kadar taşmalar hariç olmak üzere, maden ocağı açılması, maden üretilmesi veya faaliyetleri durdurulmuş maden sahalarında üretim faaliyetlerinin durdurulmasına sebep olan durumların düzeltilmesi veya işletme güvenliğine yönelik faaliyetlerin dışında üretim faaliyetinde bulunulması fiillerini işleyenlere üç yıldan beş yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adli para cezası verilecek.

 

 

Uzaktan eğitimin detayları belli oldu: 31 Aralık’a kadar bütün sınavlar iptal

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınıyla mücadele kapsamında alınan yıl sonuna kadar uzaktan eğitim kararıyla ilgili detayları açıkladı.

Buna göre, 20 Kasım 2020 Cuma gününden 4 Ocak 2021 Pazartesi gününe kadar resmî, özel, örgün ve yaygın tüm eğitim öğretim faaliyetlerine uzaktan eğitim yoluyla devam edilecek. Bu kurumlarda 31 Aralık tarihine kadar yüz yüze veya çevrimiçi olarak herhangi bir sınav gerçekleştirilmeyecek.

Sınavla ilgili durumun salgının gidişatına göre belirleneceğini belirten Bakan Selçuk “Öğrencilerimiz, yüz yüze ve uzaktan eğitimle yapılan eğitim öğretim müfredatından sorumlu olacak” dedi. Bakan’ın açıklamasında öne çıkan noktalar şu şekilde:

Okul öncesi kurumlarda da geçerli

20 Kasım Cuma gününden 4 Ocak Pazartesi gününe kadar resmî, özel, örgün ve yaygın tüm eğitim öğretim faaliyetlerine uzaktan eğitim ile devam edilecek.

Bakanlığa bağlı tüm okul öncesi kurumlar, kreşler, ilkokul, ortaokul ve liseler, özel eğitim okulları ve sınıfları, meslek liselerindeki uygulamalı dersler ile özel öğretim kursları da bu kapsamda olacaklar.

Destekleme ve yetiştirme kursları ve takviye kurslarında da bu süreçte yüz yüze eğitim yapılmayacak. Özel öğretim kanunu kapsamındaki özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerindeki ‘bireysel eğitimler’ yüz yüze gerçekleştirilebilecek.

Ders programları paylaşılacak

Uzaktan eğitim haftalık ders programları, okul yönetimlerimizin koordinesinde öğretmenler tarafından öğrenciler ve velilerle paylaşılacak.

Okul yöneticileri ve öğretmenler, ara tatil süresince yeni dönemdeki uzaktan eğitim süreçlerini öğrencileriyle işledikleri ders konularına ve müfredat programına göre yapılandıracaklar.

Sınav yok

31 Aralık 2020’ye kadar yüz yüze veya uzaktan hiçbir sınav yapılmayacak, sınavlarla ilgili planlamalar salgın sürecinin seyrine göre ayrıca gerçekleştirilecek, okul yönetimleri ve öğretmenler aracılığıyla öğrencilere duyurulacak.

Öğrenciler, yüz yüze ve uzaktan eğitimle yapılan eğitim öğretim müfredatından sorumlu olacaklar.

TRT ve EBA devam

Bu süre zarfında ana nokta TRT EBA kanalları olmak üzere, canlı sınıf uygulamaları, EBA internet platformu, basılı ve dijital yardımcı kaynaklarla eğitim sürdürülecek.

TRT EBA Anaokulu / İlkokul, Ortaokul ve Lise kanallarının haftalık ders programları 18 milyon öğrenci velisinin cep telefonlarına kısa mesaj servisiyle ulaştırılacak.

Ders yayınları, öğrencilerin telafi ve pekiştirmelerine imkân sağlamak için günde üç kez tekrarlanarak ekrana gelmeye devam edecek.

Fotoğraf: AA

Yıl sonuna kadar 500 bin tablet

30 bin tableti daha 10 gün içinde öğrencilere ulaştırılacak. Yıl sonuna kadar da 500 bin tabletin dağıtılması öngörülüyor.

Bu süreçte öğretmenler de çalışmalarını uzaktan sürdürecek ve uzaktan eğitim için okullara gelerek bilgisayar ve kamera gibi araçlardan da yararlanabilecekler.

Zümre öğretmenleri ise uzaktan eğitim sürecini takip ve koordine etmek amacıyla haftada en az bir gün okullara gelecekler. Öğretmenler uzaktan eğitim sürecinde ek ders ücretlerini almaya devam edecekler.

Nakil başvuruları erteleniyor

Rehberlik ve Araştırma Merkezlerinde ise ilk defa tanı alacaklar için yüz yüze hizmet verilmeye devam edilecek.

Bu süreçte okullar arası nakil başvurularında 18 Kasım 2020’ye kadar yapılan başvurular işleme alınacak, 31 Aralık 2020’ye kadar yeni başvuru alınmayacak.

Japonya iklim acil durumu ilan etti

Japonya’da hükümetin 2050 yılında net sıfır emisyona ulaşma taahhüdünde bulunmasının ardından iklim değişikliğiyle mücadeledeki kararlığının sembolik olarak gösterilmesi amacıyla iklim acil durumu ilan edildi.

Söz konusu ilan, perşembe günü parlamentonun güçlü alt meclisi tarafından yapılan oylamada oy çokluğuyla kabul edildi. Bu kararın her ne kadar hukuki bir bağlayıcılığı bulunmasa da enerjisi büyük ölçüde ithal fosil yakıtlara dayanan dünyanın en büyük beşinci emisyon salıcısı için önemli bir değişiklik.

Acil durum bildirgesi şu anda dünyanın iklim krizi ve beraberinde getirdiği kasırga, sel ve orman yangınları gibi “eşi benzeri görülmemiş bir hasar” ile karşı karşıya olduğunu öne sürüyor.

‘Tüm dünyaya kararlığımızı gösterecek’

Bildirinin arka planında yer alan iktidardaki Liberal Demokrat Parti Milletvekili Yoshihisa Furukawa, kararın tüm dünyaya Japonya’nın küresel ısınmaya karşı mücadelede geri kalmadığını göstermek için hayati önem taşıdığını söyledi.

Reuters’a değerlendirmede bulunan Furukawa, “Bunun dünyaya Japonya parlamentosunun ve hükümetinin karbonsuz bir toplum hedefinin üstesinden gelmekte kararlı olduğu mesajını gönderebileceğini düşünüyorum” dedi.

Nükleer enerjinin yükselmesine sebep olabilir

Hükümet 2050 yılında net sıfır emisyona ulaşmak için yatırım fonları ve vergi teşviklerinin de dahil olduğu bir dizi önlem üzerinde çalışıyor. Furukawa bildiriye diğer partilerden gelen destek de göz önünde bulundurulduğunda bu çalışmaların ivme kazanacağını söyledi.

Ancak bu hedef Fukuşima felaketi sonrasında birçok nükleer reaktörünü kapatmak durumunda kalan Japonya’da nükleer enerjinin yeniden popülerleşmesine yok açabilir. Fukuşima’dan önce 54 reaktör ülkenin enerjisinin yüzde 30’unu karşılıyordu. Şu anda ise yalnızca iki reaktör çalışıyor.

Demircan: Japonya hatalarından ders almalı

Yeşil Gazete yazarı ve nükleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan Yeşil Gazete’ye yaptığı değerlendirmede “Japonya’da nükleer lobi ilk etapta 22 reaktörün açılması için uğraşıyor ancak, gerek yolsuzluklara bağlı olarak bazı tesislerin davalık olması gerekse deprem ve terör risklerinin güvenlik kriterlerine uymaması nedeniyle bu tesislerin açılması şimdiye kadar mümkün olmadı” ifadelerini kullanmıştı.

Yeni sıfır emisyon hedefinin nükleer enerjinin yeniden gündeme gelmesine neden olabileceği tehlikesine dikkat çeken Demircan, Fukuşima Nükleer Felaketi‘nin toplam maliyetinin bugün  1 trilyon dolara ulaştığını ancak etkisi yüzlece, binlerce yıl belki daha da uzun sürecek olan radyoaktif kirlilik nedeniyle bu maliyetlerin önümüzdeki yıllarda da artmaya devam edeceğinin akılda tutulması gerektiğini belirtmiş ve “Japonya hatalarından ders almalı” demişti.

Çığlığımı duyan var mı?- Hakan Yurdanur

Yer İzmir’in Bornova ilçesi. Tarih 30 Ekim. Saat 14.50 civarı… Yaşadığım binanın şiddetli sarsıntısını raftaki kitapların yere düşmesi izliyor. Korkunun anlamı, yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgide saklı.

Beşik gibi sallanan binanın duvarlarından gelen yeraltı uğultusunu, çevreden gelen çığlık ve ağlama sesleri izliyor. Zaman uzuyor, mekanlar yıkılıyor… Tarifi çok zor olan bu trajediyi yaşamış birisi olarak gelin zamanı dondurup resme binaya daha yakından bakalım. Depremin ekonomi politiğini birlikte inceleyelim.

Ölüm üçgeni

İzmir Bornova‘nın meşhur bamya tarlalarının (doğa) üzerine bina inşa ederek (ekonomi) içinde yaşayan insanları (toplum) deprem üzerinden öldürmek aslında, ekonomi – toplum – doğa üçgeninin ne olduğunu bir kez daha göstermektir.

Bu üçgen, depremde hayat kurtaran “yaşam üçgeni” değil, mezarda son bulan “ölüm üçgeni”dir! Deprem, neoliberal kentleşme modelinde önce şehirlerin sonrada sistemin en önemli tehditlerinden birisi durumunda. Başka türlü ifade edersek deprem; yaşam biçimleri önce sarsılan sonra bu sarsıntının altında kalarak ölen “ezilen” insanların korkunç hikayesidir.

Neoliberal sermaye birikim modeli yıkıcıdır. Şiddetli sarsıntıyla gelen yıkımın altındada bu modelin uygulayıcılarının imzası bulunmakta. Durum böyle oluncada bina, kullanım değerli yapı olmaktan çıkıp değişim değerli metaya dönüşmekte. Bu dönüşüm sonucunda da binanın içinde kimin, nasıl, ne şartta yaşadığının, zemin etüdünün, beton kalitesinin, kolon – kiriş sağlamlığının bir önemi kalmamakta.

Fotoğraf: AA

Kentsel bölüşüm

Depremin getirdiği yıkım sonucu dönüşüme uğrayıp bu Dünyayı terk eden canlıların yerini başka bir dönüşüm almakta: “kentsel dönüşüm!” Kentsel dönüşüm aslında içeriğinden soyutlanarak yağma ve talanın üstünü örtmenin diğer adıdır. Bu nedenle “kentsel bölüşüm” demek bana daha anlamlı geliyor.

Bu bölüşümün sınıf başkanları olan beton kafalı müteahhitler için, herkese yeterli sağlam konutlar yapmak yerine, daha çok kazanmak adına iki oda bir salon tabutlar yapmak önemli olmakta. Eskinin ”yap – işlet – devret” mantığının günümüzdeki yansıması ”yık – tekrar inşa et – sonra mahvet” şeklinde.

Bu mahvedişin sonunda da toplum ve doğanın uzun dönemli çıkarları ile sermayenin kısa dönemli çıkarları arasında derin çatlaklar, yarıklar oluşmakta; sonunda da köprüler yıkılmakta, binalar çökmekte, asfaltlar yarılmakta, denizler taşmaktadır.

Cinayet ekonomisinin betonlaşmış biçimi

Salt rant elde etmek adına acele, plansız, alt yapısız kurulan kentler doğal afetler karşısında çaresizdir korunmasızdır. Unutulmamalıdır ki; kent planlaması ülke planlamasından bağımsız olamaz! Günümüzde kentleşme cinayet ekonomisinin betonlaşmış biçiminden başka bir şey değildir. Kent vasfını yitirmiş kentlerde klasik faşizmin gaz odalarının yerini, güncellenmiş faşizmde çöken tabut konutlar, mezarlığa dönmüş sokaklar almaktadır.

Rant gelirlerinin ana paydasını oluşturan beton ekonomisi işçi – emekçileri ve orta sınıflardan oluşan çalışanlarını yaşarken öldürmekte: kuralsız taşeronlaşma, sigortasız ve güvencesiz çalıştırma, sendikasızlaştırma, kolayca işten atma vs…

Bamya tarlasından beton binalara…

Bir diğer önemli konuda kaçak yapılaşma. Kaçak yapı deyince sadece gecekondu yada binanın üzerine ek katlar çıkılmasını anlamamak gerek. Depremle yerle bir olan bölgenin neredeyse tamamı kaçak yapılaşmadır. Ruhsat izni alınması, mühendise mimara imza attırılması o binanın kaçak yapılmadığı anlamına gelmez. Ada parselinin belli olması, binanın isminin olması binadaki betondan, kumdan, çimentodan, demirden çalınmadığını göstermez!

Günümüzün modern toplama kampları haline gelmiş binalarda oturanlar için doğanın yasası ile kentin yasası farklı işler. ”Afetten nimet” bekleyen sistem evi yıkılan insanları borçlandırarak yeniden ev sahibi yapma derdinde. Bu borç batağının diğer yüzü de alt yapı hizmetlerinin (elektrik – su – doğalgaz – ulaşım) özelleştirilmesidir. Bu döngü beraberinde binaların da özelleştirilmesi anlamına gelir. Böylece kentli yurttaş önce soyulan sonra mezara konan yurttaşa dönüşür.

Bamya tarlasından beton binalara, beton binalardan mezarlığa giden süreç İzmir Bornova’nın hazin hikayesidir.

(Bu yazı 18 Kasım 2020’de toplumsal.com’da yayınlanmıştır.)

Bahçeli: Alaattin Çakıcı benim dava arkadaşım

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında tehdit ve hakaret içerikli mesaj paylaşan organize suç örgütü liderliğinden hüküm giymiş ve 15 Nisan’da “infaz yasası” ile tahliye edilen Alaattin Çakıcı’ya arka çıktı.

Çakıcı’nın kendisinin “dava arkadaşı” olduğunu belirten Bahçeli, mafya lideri Çakıcı için “mafya bozuntusu” ve “yeraltının karanlık yüzü” denmesine tepki gösterdi.

Bahçeli: Çakıcı benim dava arkadaşım

Bahçeli “Kamuoyu nezdinde algı oluşturmaya çalışan Kılıçdaroğlu ve yanında yöresinde yuvalanan işbirlikçilere cevabım şudur: 1-Alattin Çakıcı bir Ülkücü şehidimizin oğludur. 2- Alaattin Çakıcı ülke ve millet sevdalısı bir Ülkücüdür. 3- Alaattin Çakıcı benim dava arkadaşımdır” ifadelerini kullandı.

Çakıcı’nın üzerine atılı suçların bedelini uzun yıllar cezaevinde kalarak ödediği belirtilen açıklamada “Kılıçdaroğlu mafya arıyorsa, yeraltı dünyasının kanlı yüzlerini görmek istiyorsa el ele, gönül gönüle olduğu hainlere bakması, şayet onuru varsa nedamet duyması tavsiyemdir” denildi. Açıklamasının tamamı ise şu şekilde:

Neler yaşandı?

Kılıçdaroğlu grup konuşmasında, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli için “Çok sık eleştiriyor CHP’yi, ona o görev verilmiş bekçilik yaptığı için” ifadelerini kullandı.

AKP ve MHP tarafından dile getirilen hukuk reformuna atıfta bulunan Kılıçdaroğlu Bahçeli’ye “Mafya liderlerini, uyuşturucu kaçakçıları serbest bırakıp düşünce suçlularını hapsetmekten vazgeçecek misin” diye sordu.

Çakıcı’nın tehdidine soruşturma

Bunun üzerine Alaattin Çakıcı sosyal medya hesabı üzerinden tehdit ve hakaret içerikli el yazısıyla yazılmış bir mesaj paylaştı. Mesajda Kılıçdaroğlu’na “ulan dürzü” gibi hitaplarda bulunan mafya lideri “Seni bakla kazığı ile tanıştırırım”, “Seni fasulye çubuğu ile tanıştırırım” sözleriyle tehdit etti.

Çakıcı hakkında suç duyurusunda bulunduklarını belirten Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik yaptığı paylaşımda  “‘Mafya Bozuntusu’ tanımlamasına muhatap, suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı hakkında; Hakaret ve Tehdit suçlarından suç duyurusunda bulunduk. Seviyesizliğin hesabını soracağız!” dedi.

Kılıçdaroğlu: Nasıl bir hale geldik?

Konuyla ilgili açıklama yayınlayan Kılıçdaroğlu “Erdoğan’ı eleştiriyorum, Bahçeli cevap veriyor. Bahçeli’yi eleştiriyorum, yeraltı dünyasının bir lideri cevap veriyor. Ya şu Türkiye’nin geldiği hale bakın Allah aşkına. Nasıl bir hale geldik?” diye sordu.

Kılıçdaroğlu açıklamasının devamında “Hiç kimse unutmasın, bizim ruhumuzu oluşturan temel öge Kuvai Milliye’dir. Çakalların bulunduğu yerde hiç kimse ama hiç kimse bize bir şey söyleyemez” ifadelerini kullandı.

Çakıcı’dan ikinci tehdit

Kılıçdaroğlu’nun yaptığı açıklamaya Alaattin Çakıcı yeniden tehdit ve hakaret içeren ikinci bir paylaşımla cevap verdi.  “Ulan dürzü”, “Akıllı ol” gibi ifadelerin yer aldığı metinde Çakıcı, “Sayın Bahçeli’yi ağzına alma sen onun koç yumurtası bile olmazsın” gibi ibareler yer aldı.

 

Türkiye’de koronavirüs: 116 kişi daha yaşamını yitirdi, toplam can kaybı 11.820

Türkiye’de koronavirüs nedeniyle son 24 saatte 116 kişi daha hayatını kaybetti, 4 bin 215 yeni  hasta (semptom gösteren ve Koronavirüs testi pozitif çıkan kişi) tespit edildi. Böylece toplam ölüm sayısı 11 bin 820’ye, hasta sayısı ise 425 bin 628’e yükseldi. Bakanlık ‘vaka’ sayısı bilgisini paylaşmadı. 

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

Bugün tespit edilen 4.215 hasta var. Ağır hasta sayısındaki artış devam ediyor. Virüsün yayılımı bizi zorunlu tedbirler almaya mecbur bırakıyor. Hastalığın yayılımını durdurmak için birlikte hareket etmeliyiz. Tedbirlere birlikte uyarak mücadele güç verin.”

Bakanlığın verilerine göre, yoğun bakımda tedavi gören ağır hasta sayısı 3.742’ye yükseldi, erişkin yoğun bakımdaki doluluk oranı ise yüzde 70.8.  Bakan Koca, bugün 158.811 koronavirüs testi yapıldığını açıkladı.

Pfizer: Aşımız yüzde 95 oranında etkili, FDA’ya başvuruyoruz

Pfizer ilaç firması, Alman biyoteknoloji firması BioNTech ile geliştirdiği aşının üçüncü denemelerinin sonuçlandığını açıkladı. Firma yaptığı açıklamada aşının koronavirüse karşı yüzde 95 oranında etkili olduğunu iddia ediyor. Ayrıca aşının yaş, etnik grup, cinsiyete karşı da tutarlı olduğu aşıyla ilgili verilen bilgiler arasında.

Firma, üretilen koronavirüs aşısıyla ilgili bir açıklama yaptı. Açıklamada aşının ABB Gıda ve İlaç İdaresi‘nin (FDA) gerekli güvenlik kriterlerini karşıladığına dikkat çekilirken, herhangi ciddi bir güvenlik endişesi olmadığı da belirtildi.

FDA’ya başvuracaklar

Aşının risk altındaki gruplara uygulanması için FDA’ya başvurulacağı ve dünya genelindeki diğer ilgili kurumlarla da veri paylaşımında bulunulacağı bilgisi de paylaşıldı.

65 yaş ve üstü kişilerde aşının yüzde  94 oranında etkili olduğu kaydedildi. Aşıdan 2020’de 50 milyon doz, 2021’in sonuna kadar ise 1,3 milyar doz üretimi planlanıyor.