Ana Sayfa Blog Sayfa 1801

Hindistan’da koronavirüs grevi: 250 milyon kişi iş bıraktı

Hindistan‘da hükümetin gerekli önlemleri almadığını ve bu sebeple koronavirüs salgınının işçiler arasında büyük yıkım ve ölüme neden olduğunu belirten 250 milyon işçi bugün greve çıktı.

Sokaklarda da protesto için bir araya gelen işçiler zaman zaman kolluk kuvvetlerinin müdahalesiyle karşılaştı. Polis, grevdeki kitleye basınçlı su ile müdahale etti.

10 sendikadan grev çağrısı

Grev çağrısını Hindistan Ulusal Sendika Kongresi (INTUC), Tüm Hindistan Sendikalar Kongresi (AITUC), Hind Mazdoor Sabha (HMS), Hindistan Sendikaları Merkezi (CITU), Tüm Hindistan Birleşik Sendika Merkezi (AIUTUC), Sendika Koordinasyonu Merkezi (TUCC), Serbest Meslek Sahibi Kadınlar Derneği (SEWA), Tüm Hindistan Merkez Sendikalar Konseyi (AICCTU), İşçi İlerici Federasyonu (LPF) ve Birleşik Sendika Kongresi (UTUC) yaptı.

Evrensel’in aktardığına göre  merkezi ve yerel yönetime bağlı sektörlerdeki kamu çalışanları, banka çalışanları, özel sektördeki sanayi işçileri, ev işçileri, inşaat işçileri, tarım işçileri, kırsal ve kentsel bölgelerdeki esnaflar ve hatta seyyar satıcılar gibi birçok kesimden emekçiler greve katılıyor.

Sendikalar, özel araç sahipleri ve taksi şöforlerine de trafiğe çıkmamaları çağrısı yapmışlardı.

Elektriğin özelleştirilmesine karşı protesto

Hükümet partisi BJP’ye bağlı Bharatiya Mazdoor Sangh (BMS) ise greve katılmayacağını açıklamıştı.

Tüm Hindistan Elektrik Mühendisleri Federasyonu (AIPEF) da ülke çapındaki elektrik mühendislerinin merkezi hükümetin özelleştirme politikalarını protesto edeceklerini açıkladı. AIPEF, elektriğin özelleştirilmesi için çıkarılan 2020 Elektrik Yasasının geri çekilmesini istiyor.

Sendikaların talepleri neler?

  • Sendikaların talebi hükümetin tarım ve işçi haklarına yönelik reform adı altında hazırladığı yasaları geri çekmesi.
  • Hindistan merkezli haber sitelerine göre sendikalar, hükümetin kamu bankaları da dahil olmak üzere demir yolları, mühimmat fabrikaları ve limanlar gibi devlet tarafından işletilen kuruluşlarının özelleştirilmesinin durdurmasını talep ediyor.
  • Gelir vergisi ödeyemeyen tüm aileler için ayda 7500 rupi (yaklaşık 100 dolar) nakit para desteği, ayda kişi başına 10 kg ücretsiz gıda, Mahatma Gandhi Ulusal Kırsal İstihdam Garantisi Yasası’nın ücret artışı ve kentsel bölgeleri de kapsayacak şekilde yılda 200 işgününe genişletilmesi de sendikaların talepleri arasında.
  • Sendikalar ayrıca hükümet ve PSU (bir tür alt kamu işletmesi) çalışanlarını erken emekliliğe zorlayan düzenlemenin geri çekilmesi, “herkese emekli maaşı hakkı”, Ulusal Emeklilik Sisteminin değiştirilmesini de talep ediyor.

Hindistan’da Sağlık Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Çarşamba günü ülkede 481 kişinin daha yaşamını yitirmesiyle Covid-19 nedeniyle ölenlerin sayısı 134 bin 699’a yükseldi.

1,3 milyar nüfusa sahip olan ülkede son 24 saatte 44 bin 376 yeni Covid-19 vakası tespit edildi, toplam vaka sayısı 9 milyon 222 bin 216’ya çıktı.

İBB araştırması: Yüzde 45 sokağa çıkma yasağı veya tam karantina istiyor

 

‘Denetimler artsın, cezai yaptırımlara başvurulsun’

Katılımcılar tarafından değinilen bir diğer konu da denetimlerin artırılması oldu. Koronavirüs’ün kontrol altına alınabilmesi için vatandaşların kurallara uyması ve gereken durumlarda cezai yaptırımlara başvurulması gerektiği de kaydedildi.

Katılımcılara yöneltilen “Son 10 gündür Koronavirüs’le ilgili hangi önlemleri alıyorsunuz?” sorusuna, mart ayında, yüzde 40,4 “Eldiven kullanıyorum”, yüzde 35,8 “Maske takıyorum” yanıtını vermişti. Kasım ayında ise yüzde 31 eldiven, yüzde 99,6 maske kullandığını belirtti.

Toplu taşıma kullanımı azaldı

Katılımcıların yüzde 45,5’i mart ayında toplu taşıma kullanmadığını ya da daha az kullandığını belirtirken, Kasım ayında bu oran yüzde 82’ye yükseldi. Katılımcıların; yüzde 26,3’ü otobüs, dolmuş ve benzeri ulaşım araçlarını, yüzde 51,3’ü şahsi araçlarını, yüzde 10,3’ü metro, Marmaray gibi ulaşım araçlarını kullandıklarını, yüzde 12,1’i ise yürüyerek ulaştıklarını belirtti.

Alışveriş yapanların oranı azaldı

Koronavirüs’ten önceki zamana göre daha fazla alışveriş yaptığını belirtenlerin oranı, martta yüzde 25,9 iken, Kasım’da yüzde 11,5 oldu. Katılımcıların yüzde 77,6’sı gıda ürünleri, yüzde 45,9’u temizlik malzemesi, yüzde 15,3’ü bağışıklık güçlendirici destek ürünleri, yüzde 2,4’ü ise bebek bakım ürünleri aldığını ifade etti.

Endişe, korku ve stres seviyeleri arttı

Pandemi nedeniyle yaşanan gelişmeler neticesinde, katılımcıların yüzde 69’u endişe, yüzde 65’i stres, yüzde 58,4’ü korku, yüzde 45,5’i yalnızlık ve yüzde 44,9’u umutsuzluk seviyelerinin arttığını belirtti.

Katılımcıların yüzde 91,6’sı virüsün kendisine ya da yakınlarına bulaşmasından, yüzde 87,9’u ekonomik sorunların yaşanmasından, yüzde 80,6’sı eğitim hizmetlerinin aksamasından, yüzde 65,6’sı günlük yaşantısının daha fazla kısıtlanmasından ve yüzde 35,7’si yeterli düzeyde gıdaya erişememekten endişe duyduğunu belirtti.

Her beş kişiden dördünün yakını hastalığa yakalandı

 “Tanıdıklarınızdan hangileri Koronavirüs hastalığına yakalandı?” sorusuna katılımcıların verdiği yanıtın ilki komşuları, ikincisi İstanbul’da yaşayan akrabaları, üçüncüsü ise iş arkadaşları oldu. Katılımcıların yüzde 91,8’i ülke ekonomisinin salgından olumsuz etkilendiğini; yüzde 92,5’i ise önümüzdeki dönemde de bu etkinin devam edeceğini düşünüyor.

Araştırmaya katılanların yüzde 76,4’ü Türkiye’de, yüzde 82,9’u ise İstanbul’da Koronavirüs vakalarının ilerleyen dönemde artacağını belirtti. Mart’ta, katılımcıların yüzde 97,5’i virüsün 12 ay içerisinde kontrol altına alınacağı düşüncesindeyken, Kasım ayında bu oran yüzde 58,9 ‘a düştü. Yüzde 20,1’i 13 – 24 ay içerisinde kontrol altına alınacağını düşünürken, yüzde 21’i ise 24 aydan daha fazla süreceğini kanaatinde.

Erkeklerin yüzde 55,4’ü, kadınların yüzde 41,6’sı aşı olmak istiyor

Koronavirüs aşısı geldiği takdirde, erkeklerin yüzde 55,4’ü kadınların ise yüzde 41,6’sı aşı olmak istiyor. Yaş aralığına göre bakıldığında ise 61 yaş ve üzeri kişilerin yüzde 60,5’i, 41 – 60 yaş aralığındaki kişilerin yüzde 51’i, 31 – 40 yaş aralığındakilerin yüzde 42,2’si ve yüzde 18 – 30 yaş arasındakilerin yüzde 50,3’ü aşı olmak istediğini belirtti.

Tarım ve Orman Bakanlığı tarımsal kuraklık riskinin azaltılması için harekete geçti

Tarım ve Orman Bakanlığı, tarımsal kuraklıkla mücadelede yeterli kapasiteye ulaşmış kurumsal bir yapıyı geliştirmek ve kuraklığın tarıma olumsuz etkilerini azaltmak veya önlemek amacıyla 2018-2022 yıllarını kapsayan Türkiye Tarımsal Kuraklıkla Mücadele Stratejisi ve Eylem Planı‘nı hazırlayarak uygulamaya koydu.

AA muhabirinin, Bakanlık tarafından TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’na sunulan rapordan yaptığı derlemeye göre, plan kapsamında şu alanlarda çalışma yürütülüyor:

Tarım sektörünün iklim değişikliğine karşı uyum sağlaması, verim kaybının minimize edilmesi, gıda güvenliğine katkıda bulunması amacıyla tarımsal faaliyet kaynaklı sera gazı emisyonlarının hesaplanması ve azaltılmasına yönelik faaliyetler belirlenerek sürdürülebilir arazi yönetimi ve iklim dostu tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması.

Emisyonlar da raporlandı

Bakanlık tarafından, orman alanlarında, tarım arazilerinde, mera alanlarında, sulak alanlarda, yerleşim yerlerinde ve diğer arazilerde, arazi kullanımı ve kullanım değişikliği ile ormancılıktan kaynaklı sera gazı emisyonları ve yutakların hesaplamaları yapılarak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Sekretaryası’na (UNFCCC) raporlandı.

Bu yıl hazırlanan Ulusal Sera Gazı Emisyon Envanteri sonuçlarına göre, 2018 yılı toplam sera gazı emisyonu, bir önceki yıla kıyasla yüzde 0,5 azaldı.

2018 yılı emisyonlarında karbondioksit eşdeğeri olarak en büyük payı yüzde 71,6 ile enerji kaynaklı emisyonlar alırken, bunu sırasıyla yüzde 12,5 ile tarımsal faaliyetler, yüzde 12,5 ile endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı, yüzde 3,4 ile atıklar takip etti.

Arazi kullanımının sebep olduğu emisyon

Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık (AKAKDO) sektöründen kaynaklı yutak miktarı 94,6 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olarak hesaplanıyor.

AKAKDO sektörü sayesinde ulusal net sera gazı emisyonları 426,4 milyon ton karbondioksit eşdeğerine düşerek önemli sera gazı azaltımı sağlandı.

24 uygulamalı çiftçi okulu

Yine Bakanlık yetkililerince, arazi bozunumunun önlenmesi için sürdürülebilir toprak yönetimi, iklim değişikliğine uyum kapasitesinin artırılması için iklim dostu tarım uygulamaları, tarım alanlarının verimli kullanımı çerçevesinde düşük karbon salımı teknolojilerinin adaptasyonu ve yaygınlaştırılması açısından tarımsal çevrenin koruma-kullanma dengesi içinde dış kaynaklı projelerle yerinde uygulama projeleri yürütülüyor.

Bu bağlamda, 24 uygulamalı çiftçi okulu kuruldu ve bu zamana kadar 550 çiftçiye uygulamalı eğitimler verildi.

Bakanlık tarafından 39 il ve toplam 32 milyon hektar alanı kapsayan Bozkır Ekosistem Haritası oluşturularak Tarım Bilgi Sistemi‘ne (TARBİL) entegre edildi.

15 havzada planlama yapıldı

Bakanlık tarafından Türkiye’deki kuraklık riskinin azaltılması ve yönetilmesi amacıyla havza ölçeğinde kuraklık yönetim planları hazırlanıyor.

Bu yıl sonu itibarıyla 15 havzada (Konya, Akarçay, Kuzey Ege, Küçük Menderes, Doğu Akdeniz, Batı Akdeniz, Burdur, Van Gölü, Antalya, Asi, Seyhan, Ceyhan, Gediz, Büyük Menderes ve Fırat-Dicle) kuraklık yönetim planları tamamlandı.

2021’de 7 havzada (Sakarya, Susurluk, Meriç-Ergene, Marmara, Yeşilırmak, Batı Karadeniz, Kızılırmak) söz konusu planların hazırlanmasına devam edilecek. 2023 yılına kadar toplam 25 havzanın planlarının tamamlanması hedefleniyor.

AYM: Oturma eylemine para cezası hak ihlali

Anayasa Mahkemesi (AYM), Malatya’da Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden ihraç edildikten sonra başlattıkları oturma eylemi nedeniyle haklarında idari para cezası verilen başvurucularla ilgili “hak ihlali” kararı verdi.
 
MA‘nın aktardığına göre, Yüksek Mahkeme, Anayasa’nın 34’üncü maddesine işaret ederek, barışçıl nitelikteki eylemlere yaptırım uygulamanın OHAL döneminde izlenen amaçlarla orantılı olmadığını vurguladı. Kararda, eylemcilerin oturma eylemiyle kamu düzenini bozmadığı belirtilerek “Barışçıl şekilde uzun süre devam eden eylemlerde aynı kişilere çok sayıda idari para cezası uygulanması da orantılı değildir” denildi.

‘Müdahale edilmemesi esastır’

Valilik tarafından Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında il sınırları içinde 2911 sayılı Kanun kapsamında halka açık alanlarda yapılacak her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşü gibi etkinliklerin yapılmasını izne bağladığı vurgulanan kararda, şunlar kaydedildi:

Olağanüstü hâl döneminde izin sisteminin öngörülmesinin amacı, yetkililere kamu düzenini bozabilecek olayların engellenebilmesi ve gerekli tedbirlerin önceden alınabilmesi imkânını sağlamaktır. Bununla birlikte oturma eylemi başladıktan sonra ilk günden itibaren idarenin eylemden haberdar olduğu ve izin alınmamasının somut olayın şartlarında idarenin tedbir alabilmesi için esaslı unsur olmaktan çıktığı görülmektedir. Bu nedenle idarenin barışçıl eyleme doğrudan veya dolaylı müdahalede bulunmaması esastır.

Bununla birlikte başvurucuların eylemlerinin başlamasından birkaç ay önce KHK ile ihraç edilmelerinin kişiler üzerindeki etkisinin de göz önüne alınması gerekir. Bu çerçevede başvurucuların sadece bir bankta oturarak ve yaklaşık yetmiş gün boyunca barışçıl şekilde eylem yapmalarına demokratik bir toplumda katlanılmalıdır. Bu nedenle Hâkimliklerce verilen kararlarda adil bir denge kurulmamıştır.”

‘Orantılı bir sınırlama değil’

Barışçıl şekilde uzun süre devam eden eylemlerde aynı kişilere çok sayıda idari para cezası uygulanması da orantılı olmadığının kaydedildiği kararın gerekçesinin devamında şu ifadeler kullanıldı:

Günlük yaşama, trafiğe veya kamu hizmetlerinin sunumuna engel oluşturmayan barışçıl nitelikte bir etkinliğe katılan başvurucuların izin yükümlülüklerini yerine getirmedikleri gerekçesiyle idari para cezasıyla cezalandırılmaları olağanüstü hâl döneminde de izlenen amaçla orantılı bir sınırlama olarak kabul edilemez. Somut olayda Anayasa’nın 15’inci maddesinin başvurucuların toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik Anayasa’nın 34’üncü maddesinde belirtilen güvencelere aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, açıklanan gerekçelerle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.” 

‘Kazdağları nöbetçileri’ne de para cezası kesilmişti

Kazdağları‘nda Alamos Gold tarafından yapılmak istenen altın madeni projesine karşı çadırlı nöbet tutan aktivistlere de  ‘Toplum düzenini, genel ahlakı, genel sağlığı, çevreyi ve ekonomik düzeni bozmak’ suçlamasıyla toplam 57 bin 240 lira idari para cezası kesilmişti.  Aktivistler, bu para cezasının da iptalini istemiyle dava açmıştı. 

Futbolun efsanesi hayata veda etti: Maradona için Arjantin’de üç günlük yas

Efsane futbolcu Diego Armando Maradona dün akşam saatlerinde Arjantin’deki evinde, 60 yaşında yaşama veda etti.

Ölüm haberinin duyulmasıyla Maradona’nın hayatını kaybettiği ev ile doğduğu ve gençliğini geçirdiği evlerin çevresi, başta Maradona’nın yıldızının parladığı Boca Juniors futbol takımının La Bombonera ismiyle bilinen stadyumu olmak üzere Arjantin’deki birçok stadyum ve Buenos Aires’in merkezi, ünlü futbolcu için  gözyaşı ı dökerek sloganlar atan Arjantinliler ile doldu. 

Futbol oynadığı dönemde 10 numaralı formayı giyen Maradona için başkent Buenos Aires‘te halk, yerel saat ile 22.00’de Maradona’yı anmak için balkonlara çıkarak alkış tuttu. 60 yaşında hayata gözlerini yuman Maradona’ya veda gösterilerinin devam etmesi bekleniyor.

Üç günlük yas ilan edildi

Buenos Aires’te yollardaki trafik uyarı ışıklarına “Teşekkürler Diego” yazısı yansıtıldı. Arjantin’de hükümet, Maradona’nın ölümü dolayısıyla ülkede 3 gün ulusal yas ilan etti. Devlet Başkanı Alberto Fernandez, Maradona’nın naaşının Devlet Başkanlığı Binası Casa Rosada‘ya getirileceğini ve cenaze merasiminin burada yapılacağını belirtti.

Yerel basın, halka açık yapılacak merasime yaklaşık bir milyon kişinin katılmasının beklendiğini yazdı.

İtalya da yasta

Maradona’nın vefat haberi, 1984 ile 1991 sezonları arasında formasını giydiği ve 2 Serie A şampiyonluğu, 1 İtalya Kupası, 1 İtalya Süper Kupası ve 1 UEFA Kupası kazandırdığı Napoli’yi derinden üzdü. Napolili taraftarlar, büyük futbolcuyu meşaleler ve tezahüratlarla andı.

Napoli kulübü de , sosyal medyadaki tüm hesaplarındaki logosunu siyaha çevirirken, Twitter adresinden iki paylaşımda bulundu. Kulüp ilk tweetinde “Her zaman kalbimizdesin. Hoşça kal Diego” ifadelerini yazarken, hemen ardından atılan bir başka iletide de “Dünya bizim sözlerimizi bekliyor ama acımızı tarif edecek kelime yok. Şimdi yas tutma zamanı” paylaşımında bulundu.

Napoli Belediye Başkanı Luigi De Magistris de Maradona’nın ölümünün ardından Twitter’dan “San Paolo Stadı’nın ismini Diego Armando Maradona yapalım” diye yazarken, pek çok Napolili taraftar da buna destek verdi. 

Ölüm nedeni belli oldu

Diego Armando Maradona’ya yapılan otopsinin ardından Maradona’nın ölüm nedeni belli oldu. Eski Arjantin atak yapan orta saha oyuncusu ve teknik direktör, kasım ayının başlarında beyin kan pıhtısı üzerinde başarılı bir ameliyat geçirdi ve alkol bağımlılığı nedeniyle tedavi edilecekti.

Ancak Maradona’nın ölüm sebebi “kronik kalp yetmezliğine bağlı akut akciğer ödemi” olarak açıklandı. Futbolcunun uykusunda öldüğü belirtildi.

Yapılan otopsinin kesin sonucunun, Maradona’nın vücudunda herhangi bir maddenin olup olmadığını analiz edecek toksikolojik ve histopatolojik testlerin ardından kesinleşeceği açıklandı.

Dünyaca ünlü futbolcunun, dün sabah saatlerinde odasından çıkmaması üzerine psikoloğu ile psikiyatristinin odasına girdiği, uyuduğu düşünülen Maradona’nın hayati belirti göstermediğinin anlaşılmasının ardından hemşiresi ve psikoloğu tarafından yapılan kalp masajıyla da hayata döndürülemediği belirtilmişti.

Tanrı’nın eli

1986’da 13’üncü kez düzenlenen  FIFA Dünya Kupası, Meksika‘da yapıldı.  Kanada ve ABD ile yarışan Meksika, bir Dünya Kupası’nı iki kere düzenleyen ilk ülke ünvanını da aldı ve efsane ‘Meksika dalgası’ tribünlere o yıl ilk defa girdi.

Ancak, o yılı efsane yapan Diego Maradona’nın İngiltere ile oynanan çeyrek final maçında, takımının ilk gölünü eliyle atması olmuştu. O gol tarihe ‘Tanrının eli’ olarak geçti. İkinci  golü ise orta sahadan altı kişiyi çalımlayarak atmıştı. 

1982 Dünya Kupası’nda Maradona ile birlikte oynayan eski Tottenham orta saha oyuncusu Ardiles, Arjantin’de, Napoli’de ve tüm dünyada onun “bir tanrı” olduğunu söyledi. “Futbolda bir dahi olarak hatırlanacak” diyen Ardiles ekledi: “Ronaldo gibi insanlar veya Messi gibiler, bu tür bir hayranlığı hayal bile edemezlerdi.”

 

Murgul’da siyanürlü altın ayrıştırmaya karşı mücadele altı yıl sonra yeniden…

Haber: Uğur Karakuş

Artvin’in Murgul ilçesindeki madencilik faaliyetlerinin tarihi 1951 yılına kadar uzanıyor. Yıllardır yapılan çalışmalar sonucunda çevreye ve insan sağlığına verilen zararlar telafisiz noktalara ulaşmış olsa da bölge halkı yaşam ile işsizlik kıskacında sıkıştırılmış durumda.

Bölgedeki madencilik çalışması 2006 yılında, sahanın Cengiz Holding’e devri ile farklı bir noktaya evrildi. Hukuki sürecin bitmesini bile beklemeden Artvin Cerattepe’de de çalışmalara başlayan firma, 2014 yılında bu kez Murgul’da siyanür havuzu kurmak için çalışmalara başladı.

Artvin ve civarında, başta Cerattepe olmak üzere çok sayıda kıymetli metal madeni işleten holdinge ait Eti Bakır A.Ş’nin çıkarılan cevheri işleyeceği bir siyanür havuzu bulunmuyor. Şirket, Murgul’un Damar köyünün yakınlarına  açmak istedikleri havuz ile yöreden çıkardıkları cevherleri burada işlemeyi planlıyor.   

Ancak siyanür havuzu girişimi, yıllardır bakır madenciliğiyle sınanmış Murgul halkı için de dönüm noktası oldu ve siyanürlü madenciliğe karşı mücadeleye başladılar. 2014’de projeyi durdurmayı başaran Murgullular bugünlerde siyanür havuzu projesinin tekrar gündeme gelmesi ile yeniden uykusuz günler geçirmeye başladı.

Tüm bu süreci mücadelenin yürütücüleri ile konuştuk.

Alper Şeyhoğlu: Bir kentin mücadelesi

Yörede yaşayan halkın büyük çoğunluğunun Cengiz İnşaat’ın bakır madenlerinde çalıştığını, madenciliğin babadan dededen geçen bir meslek olduğunu belirten Murgul Siyanüre Hayır Platformu sözcüsü Alper Şeyhoğlu, bu nedenle de şimdiye dek doğrudan madene karşı olmadıklarını söyledi.  Şeyhoğlu, 2014’ün neden bir ‘kırılma noktası’ olduğunu şöyle anlattı:

“2014’de şirket Artvin Cerattepe’den çıkardıkları altını Murgul’da işlemeye karar verdi. Altını çıkarmak kullandıkları siyanürün ne kadar zehirli bir madde olduğunu çok duymuştuk o zamanlar. Daha iyi anlamak için başta Bergama olmak üzere diğer yerlerdeki insanların siyanürlü madenciliğe karşı mücadelelerini araştırdık ve siyanürün insana, diğer canlılara ve doğaya ne büyük tehdit oluşturduğunu daha detaylı öğrendik. Ardından da insanları bilgilendirmeye başladık.”

Şeyhoğlu, Murgul’da kurulu maden tesisisin saldığı gazlardan kaynaklı pek çok insanın kansere yakalanıp hayatını kaybettiğini, bu nedenle de zaten var olan tepkinin siyanürün gündeme gelmesiyle daha da büyüdüğünü kaydetti:

“2014’de siyanür havuzu gündeme geldiği zaman kendiliğinden bir tepki oluştu aslında. Biz de çevre aktivistleri olarak, doğru zamanda doğru adımlar atılmasına destek olduk. ”

Tepkilerin örgütlü bir hale gelmesiyle, ilçenin sekiz kilometre yukarısındaki madende çalışan işçiler, “Bu işçi bu halkın katili olmayacak” sloganıyla protesto eylemi yapıp siyanür havuzlarına karşı çıkmış. Holding direnişe katılan işçilerin çıkışını vereceğini söyleyince de tüm kentteki okullar kapanmış, çocuklar okula gitmemiş, halk maden kapısına yığılmış ve 900’e yakın işçi iş bırakmış.

Şeyhoğlu, “Birliktelik o kadar güçlüydü ki, şu anda Belediye Başkanı olan, ilçenin etkin kişilerinden Hasan Çavuş da gelerek, ‘Biz bir damarımıza bir de can damarımıza dokundurmayız’ demişti” dedi.

Aradan geçen altı yılda Belediye Başkanı olan Çavuş’un şimdi siyanür havuzlarının öncülüğünü yaptığını söyleyen Şeyhoğlu, şunları söyledi:

“Çavuş şimdi tesislerin son teknoloji ile yapıldığını, çevreye hiçbir şekilde zarar vermediğini ve insanların mutlu olduğunu anlatıyor. Murgul Siyanüre Hayır Platformu üyeleriyle yaptığı görüşmede de ilçe encümeni ve muhtarlarla birlikte Bergama ve Lapseki’deki siyanür tesislerini gezdiğini ve hiçbir problem görmediklerini söylemiş.” Şeyhoğlu, bu bilgilerin kaynağını, yanlarında bilirkişi ya da bilimsel bilgiye sahip tarafsız kişilerin olup olmadığını sorduklarında da “sadece kendi gözlemimiz” yanıtını aldıklarını anlattı.

Neşe Karahan: Yangından mal kaçırır gibi iş yapmaya çalışıyorlar

30 yıldır Artvin dağlarını delik deşik eden madencilikle mücadele ettiklerini belirten Yeşil Artvin Derneği Başkanı Neşe Karahan da direnişlerini sürdüreceklerini kaydetti:

“İki şirketin girişimini, halkın tepkisi ve hukuksal mücadeleyle engellemeyi başardık. Daha önce Cerattepe’de kurulmak istenen ama Cerattepelilerin direnişiyle uygulamaya konulamayan siyanür havuzları şimdi Damar’a kurulmak isteniyor. Murgullular, yarım asırdan fazla zamandır madenciliğin etkilerini yaşadıklarını, zehirle SO2 gazına maruz kaldıkları için kanser ve diğer hastalıklarla boğuşarak bedel ödediklerini, artık buna daha fazla izin vermeyeceklerini söylüyorlar.”

Projenin “yangından mal kaçırır gibi uygulamaya konulmaya çalışıldığına vurgu yapan Karahan, “ÇED raporu çıkmadığı halde, altın madeni için zenginleştirmenin yapılacağı hüreler tesise konuşlandırılmış, yeni değirmenler sipariş edilmiş ve atık havuzu yapımı bilfiil başlatılmış” dedi.

Kalın: Terk edilmiş kasabalara döndü

Yıllar önce Damar’da okuduğunu belirten Derneğin Yönetim Kurulu üyesi Bedrettin Kalın da yıllar sonra şimdi köyün Amerikan filmlerindeki terk edilmiş kasabalara döndüğünü söyledi:

“Evler çatlıyor, insanlar göç ediyor. Maden şirketi zararları karşılayacağını söylüyor ama yapılan hiçbir şey yok. En az masrafla en çok kar etmek istiyorlar.”

Eti Maden şirketi yöneticilerinin altını Artvin’de çıkarıp işletmesini Murgul-Damar’da yapacaklarını, dolayısıyla Artvinlilerin bir zarar görmeyeceğini anlatıp ikna etmeye çalıştıklarını kaydeden Kalın, Artvin de bizim Damar da bizim. Mesele sadece Artvinliler değil ki” diye konuştu:

“Nasılsa siyanür zehri Damar’a gidiyormuş, bizi ilgilendirmez diyebilir miyiz? Bu zehir pek çok hastalığı ve çevre tahribatı beraberinde getirecek. Kastamonu’da, Uşak Eşme’de siyanürlü altın madenciliğinin sonuçlarını gördük. Biz, dernek olarak Murgullu halkın yanında olacağız.” 

Şüpheli yangın

Murgullular, geçen ay siyanür havuzlarının kurulması planlanan alanda çıkan ve müdahale edilmediği için günlerce süren yangınla boğuşmuştu.

Araştırma: Endüstriyel kimyasallar derin deniz memelilerini de öldürüyor olabilir

  • Bilim insanları düzinelerce balina ve yunusta ilk kez ikisi de pestisit olan triclosan ve herbisit atranize adlı maddeleri tespit etti.
  • Bulgular, bu toksinlerin deniz memelilerinin ölümüne sebep olacağını öne sürüyor.
  • Ancak bilim insanları kesin sonuca ulaşmak için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini söylüyor.

Geçtiğimiz günlerde Frontiers in Marine Science’ta yayımlanan bir çalışmaya göre, bilim insanları Amerika Birleşik Devletleri‘nin güneydoğusundaki sahillerde mahsur kalan deniz memelilerinin cesetlerinde yapılan incelemelerde, organlarında ve yağlarında depolanan yüksek düzeyde zehirli madde bulunduğunu tespit etti. 

Florida Atlantic Üniversitesi, Harbor Branch Deniz Bilimi Enstitüsü‘nde klinik veteriner hekim olan Annie Page-Karjian konuyla ilgili şunları söyledi: 

“Deniz memelileri, ekosistem için bir turnusol testi gibidir. Onlara ve maruz kaldıkları toksinlere bakmak, bize deniz ortamında neler olup bittiğine dair  anlık görüntü sağlar.”

eilapic76

Mongabay.com‘un aktardığına ööre, evlerden, çiftliklerden ve fabrikalardan gelen binlerce kimyasal her gün sessizce okyanusa karışıyor. Bunlardan bazıları başka bir kirletici olan plastik parçalarını absorbe edebiliyor. Plankton ve hamsi gibi küçük hayvanlar tarafından yiyecek zannedilerek tüketilen plastikler, böylece içerdiği kimyasallarla birlikte besin zincirine giriyor.

Bir hamsinin yediği toksin miktarı çok az olsa da, çoğu avcı olan deniz memelileri her gün yüzlerce balık, kalamar veya kril yiyor. Biyobirikim adı verilen süreç yoluyla, az miktarda yutulan toksinler etoburlarda zamanla yoğunlaşarak bağışıklık sistemlerini ve vücut işlevlerini tehlikeye atıyor.

Araştırmacılar, 2012-2018 yılları arasında Florida ve Kuzey Carolina‘da 83 tane dişli balina ve yunustan otopsi verilerini topladı. 46 şişe burunlu yunus, 21 pigme ispermeçet balinası ve dokuzdan az sayıda başka hayvanı incelediler.

Ekip, cıva, kurşun ve arsenik gibi ağır metaller için karaciğer ve balina yağı örneklerini de taradı. Onlarca ev ürününde kullanılan bir antibiyotik olan triclosan, mısır ve şeker kamışı tarlalarında kullanılan bir herbisit olan atrazin ve gıda kaplarından giysilere kadar sayısız üründe bulunan BPA ve NPE gibi plastik yapıcı kimyasalı kontrol ettiler.

Fotoğraf: Laura Morse, NOAA / NMFS / PIFSC

Page-Karjian, otopsilerde şimdiye kadar herhangi bir canlıda bulunan en yüksek cıva konsantrasyonlarından bazılarına rastladıklarını açıkladı. Florida’daki iki şişe burunlu yunusun karaciğerinde 1.400 mikrogramdan fazla cıva bulundu. Yalnızca milyonda 10 partikül cıva bile fetüste nörolojik hasara yol açabilir.

Dokularındaki toksinlerin yanı sıra, her hayvanın böbrek bozulması, tiroid tümörleri ve kronik karaciğer hastalığı gibi bir dizi fiziksel hastalığı vardı. Page-Karjian, “Bu rahatsızlıkların çoğu karaya vurma veya şoktan kaynaklanıyor olabilir, ancak toksine maruz kalmak da bu sonuçlara yol açar” dedi. 

Veteriner hekimler otopsiler sırasında sadece patolojik verileri kaydediyor, genellikle toksin testi yapmıyorlar. Ancak araştırmacılar her ikisine de bakmanın önemine dikkat çekiyor. 

Page-Karjian toksinlerin doğrudan ölüm nedeni olmasa bile, hayvanların ölümüne yol açabileceği görüşünde.

Illinois Üniversitesi‘nde zoolojik patoloji klinik profesörü olan Kathleen Colegrove ise sözkonusu, toksinlerin hayvanları öldürdüğünü kanıtlamanın zor olduğunu düşünüyor: “Araştırmacılar, bu sıçramayı yapmamaya çalışırken harika bir iş çıkardılar.” 

Fotoğraf: Su Altı Araştırma Grubu

Altı yıla yayılan projede incelenen bir diğer tür de Gervais gagalı balinası. Bu hayvanları canlı gören çok az kişi var. Gervais gagalı balinası gibi birçok açık deniz türü, hayatlarını kıyıdan binlerce kilometre uzakta, binlerce metre su altında yiyecek arayarak geçiriyor. Çalışmaya dahil olmayan Colegrove, “Bu çalışmada üç gagalı balina türü vardı. Bu şaşırtıcı bir durum, çünkü bu hayvanlar nadiren kıyıya vuruyor” dedi.

Yine de kanıtlar, potansiyel olarak ölümcül düzeyde endüstriyel kimyasallara maruz kaldıklarını gösteriyor, bu da okyanus kirliliğinin tehlikelerinin düşündüğümüzden daha uzaklara ulaştığını gösteriyor. 

Rapor, aynı zamanda kirliliğin araştırmalara çok dahil edilmeyen bazı memeleri nasıl etkilediğini de ortaya koyuyor.

Sabina Orellana, Bolivya’da Dekolonizasyon ve Erkek Egemenliğin Kaldırılması Bakanı olarak atandı

Güney Amerika ülkesi Bolivya’da Kültürler, Dekolonizasyon ve Depatriarkalizasyon Bakanlığı kuruldu. Bakan olarak ise kendisi de bir yerli olan Sabina Orellana atandı. Orellana, ayrıca Bolivya Yerli Köylü Kadınlar Ulusal Konfederasyonu’nu temsil ediyor.

Ülkede geçen yıl Devlet Başkanı Evo Morale’in meclisteki sağcı partiler ve ordu iş birliğinde zorla istifa ettirilmiş, erken seçimleri yine Morales’in partisi MAS (Sosyalizme Doğru Hareket) kazanmıştı. Devlet Başkanı seçilen Luis Arce’nin kabinesi netleşirken yeni bir bakanlık da kuruldu.

Bolivya İletişimden Sorumlu Başkan Yardımcılığı tarafından yapılan açıklamada, adı Kültürler, Dekolonizasyon ve Depatriarkalizasyon (erkek egemenliğini ortadan kaldırma) olan bakanlığın “Haysiyet ve egemenliğe dair kültürel politikaları teşvik etme ve aynı zamanda milletler arasındaki eşitsizlikleri tersine çevirme misyonuna sahip olacağı” belirtildi.

Devlet Başkanı Arce, bakanlığın misyonu ile ilgili şu ifadeleri kullandı: “Sömürgeciliği ve erkek egemenliğini ortadan kaldırmak, milliyetler arasındaki olduğu kadar erkeklerle kadınlar arasındaki eşitsizliği de tersine çevirmek; birini diğerine tabi kılan tek sesli bir dünya görüşünün hegemonyasını kırmaktır.” 

Rüzgardan elektrik üretiminde yeni rekor

Türkiye Elektrik İletim A.Ş. tarafından açıklanan verilere göre rüzgar enerjisi santralleri (RES) dün 152 bin 389 megavatsaat elektrik üretimiyle yeni bir rekor gerçekleştirdi. 25 Kasım’da Türkiye’de üretilen toplam elektriğin yüzde 17’si rüzgar enerjisi santrallerinden sağlandı.

Daha önce 6 Kasım’da 151 bin 325 megavatsaatle rüzgardan günlük elektrik üretim rekoru kırılmıştı.

İlk sırada hala doğal gaz ve kömür

AA’nın aktardığı verilere göre  günlük bazda dün 895 bin 950 megavatsaat elektrik üretildi, tüketim ise 881 bin 773 megavatsaat olarak kayıtlara geçti.

Saatlik bazda dün en yüksek elektrik tüketimi 42 bin 751 megavatsaatle 18.00’de, en düşük tüketim ise 29 bin 927 megavatsaatle 05.00’te gerçekleşti.

Elektrik üretiminde ilk sırada yüzde 31,7 payla doğal gaz santralleri yer alırken, bunu yüzde 20,7 ile ithal kömür santralleri izledi.

Ayrıca, dün 75 megavatsaat elektrik ithalatı, 14 bin 252 megavatsaat elektrik ihracatı yapıldı.

 

Şişli Belediye Başkan Yardımcısı gözaltına alındı

İstanbul’da sabah saatlerinde yapılan eş zamanlı polis operasyonlarında aralarında gazetecilerin ve Şişli Belediyesi Başkan Yardımcısı Cihan Yavuz‘un da bulunduğu çok sayıda kişi gözaltına alındı.

AA’nın aktardığına göreİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, kentte PKK/KCK adına faaliyette bulundukları iddiasıyla 25 kişi hakkında gözaltı kararı verildi. Farklı ilçelerde 28 adrese düzenlenen operasyonda aralarında 19 kişi gözaltına alındı.

19 kişi gözaltına alındı

Mezopotamya Ajansına göre şu ana kadar gözaltına alınanların isimler şöyle: Şişli Belediye Başkan Yardımcısı Cihan Yavuz, HDK Halklar ve İnançlar Meclisi üyesi Çiğdem Kılıçgün Uçar, gazeteciler Davut Uçar ve Kesire Önel, Anadolu Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (ANYAKAY-DER) üyesi Alaattin Altıntaş, Eski HDP Üsküdar İlçe Eş Başkanı Erşan Ongulu, Mehmet Karadağ, Muhsin Demir, Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği (MATUHAYDER) Eş Başkanı Hüsnü Taş ile derneğin yöneticileri Muhlis Bozdemir, Nazım Adıgüzel, Yusuf Çelik ve Emine Kaya.

Gazeteci Kesire Önel’in Bağcılar’daki evine giden polisler, Önel’i burada bulamayınca bir meslektaşının Balat’taki evine baskın yaptı. Burada gözaltına alınan Önel’in hakkında ihbar olduğu ileri sürüldü.