Ana Sayfa Blog Sayfa 1800

İBB: İstanbul’da bir günde 231 kişi salgın hastalık nedeniyle öldü

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Mezarlıklar Daire Başkanlığı 26 Kasım tarihinde sadece İstanbul’da salgın hastalıklar nedeniyle 231 kişinin öldüğünü açıkladı.

Twitter üzerinden İBB Haber’in paylaştığı Mezarlıklar Daire Başkanlığı’nın verilerinde 24 saat içerisinde İstanbul’da toplam ölen kişi sayısının ise 493 kişinin öldüğü belirtildi.

Sağlık Bakanlığı: 174 kişi öldü

Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada ise koronavirüs sebebiyle tüm Türkiye genelinde 174 kişinin yaşamını yitirdiği belirtilmişti.

Açıklamada ayrıca koronavirüs vaka sayılarına da yer verildi. Buna göre 29 bin 132 yeni vaka bulunuyor.

Türkiye’de koronavirüs: 29 bin 132 vaka, 174 can kaybı

Türkiye’de koronavirüs nedeniyle 174 kişi daha hayatını kaybetti, 6 bin 876’sı ‘hasta’ olarak tanımlanan, 29 bin 132 yeni ‘vaka’ tespit edildi. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, dün PCR testi pozitif çıkıp hastanede yatan kişileri belirten ‘hasta’ların yanı sıra semptom gösterip göstermediğine bakılmadan testi pozitif olan kişileri de açıklayacaklarını belirtmişti.
 
Böylece toplam ölüm sayısı 13 bin 14’e, hasta sayısı ise 474 bin 606’ya yükseldi. Toplam vaka sayısı ise henüz bilinmiyor.
 
Bakan Koca, paylaşımında şu ifadeleri kullandı:
 

Bugün tespit edilen 6.876 yeni hastamız var. Aktif hasta sayımız artıyor. Salgının seyri kadar bizim tedbirlere uyumumuz da kısıtlamalar konusunda belirleyici olacak. Tedbirlere uyarsak kısıtlamalara gerek kalmaz. Birlikte mücadele edersek başarabiliriz.”

Bakanlığın verilerine göre, yoğun bakımda tedavi gören ağır hasta sayısı 4.711’e yükseldi, erişkin yoğun bakımdaki doluluk oranı ise yüzde 71.3.  Bakan Koca, bugün 168.348 koronavirüs testi yapıldığını açıkladı.

 

Ebeveynlerden AB zirvesine çağrı: Paris Anlaşması’nı gerçeğe dönüştürün

İklim konusunda harekete geçilmesini talep eden endişeli aileler tarafından oluşturulan küresel hareket Parents for Future (Gelecek için Aileler) 10-11 Aralık‘ta düzenlenecek Avrupa Birliği Zirvesi’nden önce AB liderlerine bir mesaj gönderdi.

Yapılan çağrıda “Isıtmayı 1,5 C dereceyle sınırlayan bir yol izlemek için AB 2030 emisyon azaltma hedefini yüzde 80’e yükseltmeniz gerekiyor” ifadeleri kullanıldı.

‘Umudumuz tükeniyor’

Parents for Future Türkiye’nin de imzacı olarak destek gösterdiği metinde Avrupa Birliği liderlerine şu çağrıda bulunuldu:

Öğretmenler, işçiler, bilim insanları ve aktivistler olarak- ama her şeyden önce ebeveynler olarak- sizden, AB liderlerinden ve anne babalardan bizi dinlemenizi istiyoruz.

Bir ebeveynin çocuğuna olan sevgisi her şeyi tüketir. Sınır tanımaz. Ancak her şey olduğu gibi, ebeveynlerin genç nesile verecekleri umutları tükenmekte.

‘Emisyonlar artıyor’

Paris Anlaşması henüz gerçek değil. Emisyonlar düşmek yerine artıyor. Bu mevcut eksende asla 1.5 C hedefi içinde kalmayacağız. Bu kabul edilemez. Dünya yanmaya, erimeye ve çökmeye devam ederken sözlerinizin boş sözlere dönüşmesini izliyoruz.

En çok etkilenen bölgelerdeki pek çok insan sorumlu olmadıkları bir krizde hayatları dahil her şeyi zaten kaybediyor. Avrupa’nın iklim adaleti için çalışmak üzere elinden gelen her şeyi yapma sorumluluğu, ahlaki yükümlülüğü ve tarihi bir borcu vardır.

Amerika Birleşik Devletleri bu dünyadaki yaşam mücadelesinde tekrar bize katılmaya hazırlanırken ve Paris Anlaşması’nın bu beşinci yıldönümüne yaklaşırken, kararlı bir şekilde daha fazla zararı önleme fırsatımız var.

‘Bu şekilde olmak zorunda değil’

Çocuklarımızın, çocukluklarının tadını çıkarmaları gerektiğini bilerek gelecekleri için sokaklarda yürüdüğünü görüyoruz. Bu şekilde olmak zorunda değil. İnsanlar, yalnızca küresel olarak büyük iş fırsatlarını değil, tüm çocuklar için daha güvenli bir dünya ve gelecek sağlayacak yeşil ve adil bir ekonomik toparlanmaya açlar.

AB ve Üye Devletlerinin liderleri olarak, vatandaşlarınızın oyları ile seçildiniz ve onların iradesine göre karar verme sorumluluğunuz var. Anketler bize, katılımcıların yüzde 90’ından fazlasının sera gazı emisyonlarının asgariye indirilmesi gerektiği konusunda hemfikir olduğunu söylüyor.

‘Cesur kararlara ihtiyacımız var’

Kamu ve ebeveynlerin eyleme geçme talebi hiç bu kadar ateşli olmamıştı. Ekonomi hâlâ çoğu siyasi gündemin tepesinde yer alırken, mevcut modelin bizi uçurumun kenarına doğru savurduğu resmi olarak kabul edilmelidir. İnsanlık, sürekli büyüme ve sınırsız tüketim ile beslenen, kısıtlanmamış ekonomilerin yıkıcı maliyetlerini ve sonuçlarını zaten üstleniyor.

Cesur kararlar verilmesine ihtiyacımız var. Çocuklarımız için yeşil, döngüsel bir ekonomiye ihtiyacımız var. Sürdürülebilir bir gıda sistemine ihtiyacımız var. Fosil yakıtlardan uzaklaşmaya ihtiyacımız var. Semptomlardan ziyade nedeni ele almanız gerekli.

‘Hedefi yüzde 80’e yükseltin’

Isıtmayı 1,5 C dereceyle sınırlayan bir yol izlemek için AB 2030 emisyon azaltma hedefini yüzde 80’e yükseltmeniz gerekiyor. Daha fazla tereddüt etmenin sonuçları düşünülemez.

Son umudumuz olan Paris anlaşmasına sarılırken, çocuklarımızın iyiliği için cesur ve kararlı eylemler istiyoruz.

Paris’i gerçek yapmaya hazırız, öyle değil mi?

*Bildiri metni Nil Sarrafoğlu tarafından Türkçeye kazandırıldı.

Suudi Arabistan’da kadın hakları aktivistinin davası terör suçlularının yargılandığı mahkemede

Cezaevinde maruz bırakıldığı temel hak ihlalleri sebebiyle bir ay önce açlık grevine başlayan ve grevine hala devam eden kadın hakları aktivisti Loujain el-Hathloul‘un ailesi kızlarının davasının terör suçlularının yargılandığı özel bir mahkemeye sevk edildiğini açıkladı.

Kadınların araba kullanmasına izin verilmesi için yürüttükleri kampanya sebebiyle gözaltına alındıktan sonra tutuklanan Loujain el-Hathloul’un davası sürmeye devam ediyor. Hathloul’un kızkardeşi Lina, davanın terör suçlularının yargılandığı özel ceza mahkemesine nakledildiği bilgisini paylaştı. Aile çarşamba günü Riyad‘da görülen davada kızlarının serbest bırakılmasını bekliyordu.

Krallığa komplo kurmakla suçlanıyor

Loujain el-Hathloul ve 12 kadın hakları savunucusu 2018 yılının mayıs ayında kadınların araba kullanmasına izin verilmesi için yürüttükleri kampanya sebebiyle gözaltına alındı. Kadınlar Suudi Arabistan Krallığı‘na düşman dış örgütlerle komplo kurmakla suçlanıyor. Kadınların tutuklanmasından sadece birkaç hafta sonra Kral Selman, ülkede kadınların araba kullanma yasağını kaldırdı.

Suudi yetkililer, el-Hathloul’un tutuklanmasının kadınların araba sürmesine izin verilmesi talebiyle ilgili olmadığını söylüyor. İddiaya göre, el-Hathloul yabancı diplomatlar, medya ve aktivist gruplarla ilişki içinde ve bunlardan dolayı suçlanıyor.

Veliaht Prens Muhammed bin Selman 2018’de Bloomberg‘e verdiği bir röportajda Hathloul’un casus olduğunu kanıtlayan videolar olduğunu iddia etti. Ancak şu ana kadar herhangi bir kanıt gösterilmedi.

Aile, kızlarının işkence gördüğünü söylüyor

Hathloul’un ailesi kızlarının işkence gördüğünü söylerken, hükümet yetkilileri ise bunu reddediyor. Aile, kızlarının üç ay boyunca hücre hapsinde tutulduğunu, kimseyle görüşmesine izin verilmediğini, elektrik, kırbaç ve cinsel taciz işkencelerine maruz bırakıldığını söylüyor.

Aile ayrıca, Hathloul’a cezaevinde işkence görmediğine dair bir mektup yazması ya da televizyonda konuşması karşılığında serbest bırakılma teklifi edildiğini belirtiyor.

İnsan hakları örgütleri endişeli

Birleşmiş Milletler Kadın Hakları Komitesi Uzmanları 31 yaşındaki genç kadının fiziksel ve ruhsal sağlığıyla ilgili endişeli olduklarını dile getirdi.
Ayrıca, insan hakları grupları da 2008 yılında terör davaları için kurulan özel ceza mahkemesinin barışçıl muhalifleri cezalandırmak için kullanıldığına dikkat çekiyor.

Katar, Borsa İstanbul hisselerinin yüzde 10’unu satın alıyor

Türkiye ve Katar, Borsa İstanbul’un yüzde 10’luk payının devri için anlaşma imzaladı. Katar Yatırım Otoritesi’ne devredilecek paylardan sonra Türkiye Varlık Fonu (TVF), Borsa İstanbul’un yüzde 80.6’lık payını elinde bulundurmaya devam edecek.

TVF Üst Yöneticisi (CEO) Zafer Sönmez ile Katar Yatırım Otoritesi (QIA) CEO’su Mansoor bin Ebrahim Al-Mahmoud tarafından bugün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleşen bir törenle imzalanan anlaşma, Borsa İstanbul’un yönetişimi için iki kurumun gelecekte yapabileceği işbirliğini de kapsıyor.

TVF’nin payı yüzde 80.6’ya düştü

TVF, hali hazırda yüzde 90.6’lık payıyla Borsa İstanbul’un en büyük pay sahibi konumunda bulunuyor.Katar Devleti’nin yatırım fonu olan QIA’ya devredilecek paylardan sonra TVF, Borsa İstanbul’un yüzde 80.6’lık payını elinde bulundurmaya devam edecek.

AA’nın aktardığına göre işlem, her iki fon için de Borsa İstanbul’un potansiyeli ve geleceğine olan ortak inancın bir göstergesi olarak öne çıkıyor. TVF, konuyla ilgili gelişmeleri kamuoyuyla paylaşmaya devam edecek.

Fotoğraf: AA

Borsa İstanbul nedir?

30 Aralık 2012 tarihinde 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Kanun’un 138’inci maddesi uyarınca Borsa İstanbul A.Ş., borsacılık faaliyetleri yapmak üzere Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte kuruldu.

Sermaye piyasasındaki borsaları tek çatı altında toplayan Borsa İstanbul, esas sözleşmesinin Sermaye Piyasası Kurulu’nca hazırlanıp ilgili Bakanın onayı sonrasında 3 Nisan 2013 tarihinde doğrudan tescil ve ilan edilmesiyle faaliyet izni aldı.

Amacı ve faaliyetleri

Borsa İstanbul’un internet sitesinde Borsa İstanbul’un başlıca amacı ve faaliyet konusu şu şekilde tanımlanıyor:

Kanun hükümleri ve ilgili mevzuat çerçevesinde, sermaye piyasası araçlarının, kambiyo ve kıymetli madenler ile kıymetli taşların ve Sermaye Piyasası Kurulunca uygun görülen diğer sözleşmelerin, belgelerin ve kıymetlerin serbest rekabet şartları altında kolay ve güvenli bir şekilde, şeffaf, etkin rekabetçi, dürüst ve istikrarlı bir ortamda alınıp satılabilmesini sağlamak, bunlara ilişkin alım satım emirlerini sonuçlandıracak şekilde bir araya getirmek veya bu emirlerin bir araya gelmesini kolaylaştırmak ve oluşan fiyatları tespit ve ilan etmek üzere piyasalar, pazarlar, platformlar ve sistemler ile teşkilatlanmış diğer pazar yerleri oluşturmak, kurmak ve geliştirmek, bunları ve başka borsaları veyahut borsaların piyasalarını yönetmek ve/veya işletmek ve ana sözleşmesinde yazılı olan diğer işlerdir.

Türkiye’de iklim değişikliği ve çevre sorunları algısı: İnsanlar iklim krizini biliyor, sebeplerini bilmiyor

İklim Haber ve KONDA Araştırma‘nın işbirliğiyle Türkiye‘de iklim değişikliği ve çevre sorunları algısının ölçüldüğü araştırmanın bu yılki sonuçları çarpıcı.

Türkiye’de her iki kişiden biri iklim krizinin koronavirüsten daha büyük bir kriz olduğunu düşünüyor. Anket sonuçlarını yorumlayan İstanbul Politikalar Merkezi kıdemli uzmanı ve Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin Türkiye’de insanların iklim konusundaki farkındalığının iyi olduğunu ancak iklim değişikliğinin sebepleri konusundaki farkındalığının düşük olduğunu söylüyor.

“Türkiye’de İklim Değişikliği ve Çevre Sorunları Algısı 2020”  araştırması için  ülke çapında 3431 kişiyle yüz yüze anket yapıldı. İnsanların iklim krizi hakkındaki algısını ve görüşlerini öğrenmeyi amaçlayan anket, aynı zamanda bu yıl pandemi süreciyle artan çevresel farkındalığı da ölçmeye çalıştı.

Koronavirüsten daha tehlikeli

Araştırmaya katılan kişilerin yüzde 51,5’i iklim krizinin koronavirüsten daha tehlikeli olduğunu söyledi. ‘İklim krizi diye bir şey yoktur’ diyenlerin oranı ise yüzde 6,5’ta kaldı.

Araştırma, iklim değişikliğinin Türkiye’de her 10 kişiden yedisini endişelendirdiğini gösteriyor. Görüşülen kişilerin yüzde 14,7’si çok endişeli olduğunu söylerken, yüzde 54,6’sı da endişeli olduğunu belirtti. Sonuçlar, Türkiye’de toplumun yüzde 71,4’ünün iklim değişikliğinin insan faaliyetlerinden kaynaklı olduğunu düşündüğünü gösteriyor.

İklim değişikliğinin sebepleri

Araştırmada sorulan iklim değişikliğinin nedenleri sorusuna yüzde 66’lık bir kesim ormanların ve yeşil alanların yok olması derken, yüzde 42’si petrol kullanımı, yüzde 33’ü kömür madenciliği ve kömürden elektrik üretimi cevaplarını verdi.

Ümit Şahin: Sıralama ters

Araştırma sonuçlarını Yeşil Gazete’ye yorumlayan Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi kıdemli uzmanı ve Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin, kamuoyunun iklim değişikliği konusundaki farkındalığının iyi olduğunu ancak sebeplerini tam olarak bilmediği görüşünde.

Şahin, ormanların ve yeşil alanların yok olmasının iklim değişikliğinin sebeplerinden biri olduğunu ancak en önemlisi olmadığını söylüyor:

Ormanların ve yeşil alanların yok olması iklim değişikliğinin sebeplerinden biri ama fosil yakıt kullanımından daha önemli bir neden değil. İlk sırada yeşil alanların çıkması aslında toplumda iklim değişikliği algısında fosil yakıtların en büyük neden olduğuna dair bir farkındalığın hala olmadığını gösteriyor. Bunun nedeni de muhtemelen iklim değişikliğiyle genel anlamda çevre sorunları konusunun bir arada algılanması. Kamuoyunda bu alanda en fazla konuşulan mesele ormanlar, ağaçların kesilmesi gibi konular olduğu için bu konu birinci sırada görülüyor.

Şahin, iklim değişikliğinin bir numaralı nedeninin kömür olduğunu, fakat bunu dile getirenlerin daha az bir kesim olduğunu söylüyor. Bunu da hükümetin ve genel anlamda enerji politikalarının kömürü çok sevmesine bağlıyor. 

‘Doğalgaz temizmiş gibi bir algı var’

Doğalgazın iklim değişikliğine etkisinin az olarak algılanmasını da ilginç bulan Şahin, “Doğalgaz insanların sadece dörtte birinin aklına gelmiş. Doğalgaz temiz bir yakıtmış gibi bir algı var. Özellikle hava kirliliği bağlantısıyla ilgili olarak insanlar doğalgazı temiz olarak algılıyorlar hala” diyor.

Ümit Şahin, endüstriyel hayvancılığın katılımcıların beşte biri tarafından söylenmesinin olumlu olduğunu düşünüyor.

Ağaçların kesilmesi yanlış bulundu

Araştırmada ‘Ekonomik kalkınma için orman kesilebilir’ ifadesine katılımcıların yüzde 55’i kesinlikle ‘yanlış’ derken, yüzde 29,4’ü ‘doğru’ cevabını verdi.

Katılımcılara ‘Koronavirüs sonrası hangi sektöre yatırım yapılmasını gerekli görüyorsunuz?’ sorusu da soruldu. Yüzde 53 oranında tarım cevabı alınırken, yüzde 36,5’lik bir kısım yenilenebilir enerji yanıtını verdi. Yüzde 13’lük bir kesim “kömür, gaz gibi” yakıtlar dedi. İnşaat diyenlerin oranı ise yüzde 8,7.

‘Ülkede iklim değişikliğine karşı ne yapılmalı?’ sorusuna katılımcıların yüzde 75,7’si yeşil alanlar korunmalı, yüzde 38,5’i ulaşımdan kaynaklı karbondioksit azaltılmalı cevabını verdi.

‘Çevre konusunda bir konsensüs var’

İklim Haber Yayın Yönetmeni Barış Doğru anket sonuçlarını yorumlarken, çevre konusunda belirgin bir konsensüs olduğunu ifade ederek şunları söylüyor:

Anket çalışmasında dikkat çeken noktalardan biri, sorulara verilen yanıtlarda farklı siyasi görüş, parti ve kimliklere göre çok belirgin bir fark olmaması. Aynı şekilde eğitim düzeyleri bile sonuçları çok fazla değiştirmiyor. Bu anlamda, siyasi bir kutuplaşma yaşayan Türkiye’de iklim ve çevre konusunda ortada belirgin ve geniş bir konsensüs olduğu söylenebilir. Bu da, iklim ve çevre sorunlarına eğilecek bir politik ve ekonomik yönelimin halkın desteğini alacağını açık bir şekilde gösteriyor.

‘Yeni bir söyleme geçme zamanı geldi’

KONDA Araştırma Genel Müdürü Bekir Ağırdır da iklim krizinin nelere yol açacağının öngörüldüğünü söyleyerek, artık yeni bir söylem üretmek gerektiğini de vurguladı:

İklim değişikliğinden çevre kirliliğine, temiz içme suyundan petrole ve madenlere, doğal kaynakların azalmasından hayvan ve bitki türlerinin azalışına dek bir dizi sorun insanlığın yerküreye hoyrat davranışının bir sonucu. Başka nedenlerin yanı sıra insanların doğaya müdahalesinin, doğal yaşamın ekolojik dengesini bozmasının, bu tür küresel salgınlara yol açacağı öngörülüyordu. İklim bilimcilerse iklim değişikliğinin de en az salgın kadar, hatta daha da büyük tahribata yol açacağını öngörüyorlar. Makul bir ses tonuyla ama toplumun ihtiyaç ve taleplerini, duygularını da dikkate alan, geleceği gösteren yeni bir söyleme geçmemizin zamanı gelmiştir.

İstanbul’da yüzlerce kadın 25 Kasım için sokaktaydı

İstanbul‘da kadınlar 25 Kasım Kadın Platformu‘nun çağrısıyla Kadıköy İskele Meydanı’nda buluştu. Kadıköy‘ün farklı noktalarında buluşup meydana gelmek isteyen kadınları polis engellemeye çalışsa da kadınlar barikatı aştı.

Yapılan basın açıklamasında özellikle erkek şiddetine vurgu yapılırken ‘dünyanın her yerinde ayaktayız’ denildi. Basın açıklamasının kürtçe metni de okundu. Sık sık ‘İstanbul Sözleşmesi yaşatır, 6284 yaşatır’ sloganları atıldı.

Öte yandan İstanbul Taksim‘de de kadınlar, Kadın Komiteleri’nin çağrısıyla bir araya geldi. Ancak polis kadınlara müdahale etti. Kadın Komiteleri’nin yaptığı açıklamaya göre, beş saat boyunca polis ablukasında tutulan kadınların 10’u gözaltına alındı.

Dünyaca ünlü yazar ve araştırmacılar Kayıp Türleri Anma Günü’nde bir araya geliyor

30 Kasım Uluslararası Kayıp Türleri Anma Günü’ne özel çevrimiçi olarak düzenlenecek etkinlikte dünyaca ünlü araştırmacılar, yazarlar ve sanatçılar nesli tehlikedeki hayvanları konuşmak için bir araya geliyor.

Yokoluş İsyanı bünyesinde faaliyet gösteren Writers Rebel tarafından organize edilen etkinlikte Margaret Atwood, Amitav Ghosh ve Emma Thomson gibi ünlü isimler yer alacak.

Birleşik Krallık saatiyle 30 Kasım günü akşam 22.00’da video konferans uygulaması Zoom’da gerçekleşecek etkinlik Youtube kanalından da canlı olarak yayınlanacak. Kayıt olmak isteyenlerin bu adresten formu doldurmaları gerekiyor.

Kimler olacak?

Etkinlikte şu isimler yer alacak: Homero Aridjis, Margaret atwood, Bianca Jagger, Elizabeth Kolbert, Nana Oforiatta Ayim, Wu Ming-Yi, Prerna Singh Bindra, Ben Okri, Emma Thompson, Amitav Ghosh, Lily Cole, David Lindo, Nana Oforiatta Ayim, Lydia Millet, Sangu Iyer, Laura Jean McKay, Laura Coleman, Erica McAlister, Mya-Rose Craig ve Gillian Burke

 

 

Dupnisa Mağarası’na kurulmak istenen turizm tesisi yarasaları tehlikeye atıyor

Kırklareli‘nin Istranca Dağları‘nda bulunan, doğal sit alanı içindeki on binlerce yarasa popülasyonunun bulunduğu Dupnisa Mağarası‘nın yanı başına İl Özel İdaresi‘nce yap, işlet, devret modeliyle bungalov tipi turizm tesisi yapılmasına bilim insanları hazırladıkları raporla karşı çıktı.

Trakya Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Yılmaz Camlıtepe, turizm tesisinin geri dönüşü olmayan kayıplara yol açacağını belirterek, “Tesis gece de açık olacak, ışıklandırması, müzik sesi ve insan faaliyetleri yarasaların buradan göç etmesine neden olacaktır” dedi.

Kiraya vermek için ihaleye çıkarıldı

Kırklareli Özel İdaresi, Demirköy ilçesi Sarpdere köyü sınırları içinde, Istranca Ormanları’nda 2’nci derece doğal sit ve arkeolojik sit alanı olan ve içinde on binlerce yarasa popülasyonunun bulunduğu ve turizme açık tek mağara Dupnisa Mağarası‘nın hemen girişinde bungalov tipi otel, konaklama tesisi, restoran ve otopark tipi yapılaşmaya gidip, yap, işlet, devret modeliyle açık artırma usulü kiraya vermek için ihaleye çıkardı.

Hürriyet Seyahat’te yer alan habere göre 10 yıl boyunca aylık 46 bin TL kira bedeliyle yapılacak ihaleden haberdar olan Kırklareli Kent Konseyi, mağarada bulunan koruma altındaki on binlerce yarasa popülasyonunun yok olacağı tehdidi altına bulunması devreye girerek, Özel İdare’den yapılacak tesisin krokilerini ve bilgilerini aldı.

Sit alanı ve zengin biyolojik çeşitliliğe sahip

Trakya’nın en önemli mağarası olması nedeniyle ve yarasaların yok olacağı endişesi üzerine Kırklareli Kent Konseyi, Trakya Üniversitesi Fen Fakültesi’ne başvurarak, görüş talebinde bulundu.

Talep üzerine Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof.Dr. Yılmaz Çamlıtepe başkanlığında Dr. Öğretim Görevlileri Necmettin Gümler, Beytullah Özkan ve Mustafa Kaya tarafından geniş kapsamlı hazırlanan raporda, bölgenin oldukça zengin bir biyolojik çeşitliliğe sahip olduğu, Dupnisa Mağarası ve civarındaki incelemede 107 hektarlık bir bölüm korunması gereken alan olarak seçildiği, baskın meşe ormanlarının ortasında çıplak kalkerli kayalar arasında zengin bir otsu floraya sahip ve alanda endemik türlerin de olduğu zengin bitki kaydedildiği belirtildi.

Geri dönüşü olmayan kayıplara neden olacak

Raporda, Dupnisa Mağarası çevresine yapılması planlanan turizm tesislerinin, başta yarasalar, hayvanlar, doğal bitki, mağarası yapısına vereceği zararlar tek tek anlatılarak, habitat tahribatı ve habitat parçalanmaları bu eşsiz ekosistemi geri dönüşümsüz zarara uğratacağı belirtilerek, şöyle denildi:

Bölgede bulunan 18 yarasa türü barınma, kışlama veya yazın üremek ve beslenmek için mağara sistemini kullanmakta ve çevredeki ormanlardan yararlanmaktadır. Diğer yandan talep edilen alan mağaranın çıkış alanına çok yakın bir konumdadır. Bu da mağarada bulunan yarasaların beslenme ve avlanma için kullandıkları geçiş güzergahı üzerinde yer almaktadır. Ayrıca alanın mağara sistemine çok yakın olması insan aktivitesi sonucu oluşacak olan ışık, gürültü ve yapısal oluşumlar, mağara sistemi kullanan yarasaların süre gelen doğal aktivitelerini bozacak ve bu da bölgede kışlamasına engel teşkil edebileceği gibi, yarasaların kış uykusundan da erken uyanmalarına ve biyolojik döngülerinin bozulmasına neden olacaktır.

Bu durumun mağarada yaşayan Trakya’nın en büyük yarasa popülasyonlarını olumsuz etkileyeceği belirtilen raporda “Benzer şekilde mağara sistemini ve çevresini kullanan diğer omurgalı ve omurgasız hayvanlar içinde aynı durum geçerlidir” denildi.

Raporda bölgenin işletmeye açılmasınının Dupnisa Mağara sistemini ve onunla bir bütün olan çevresini ve bu alanda bulunan fauna ve flora elemanları için son derece sakıncalı olduğu ve geri dönüşü mümkün olmayan habitat bozunumlara ve tür kayıplarına neden olacağı belirtildi.

‘Zengin biyoçeşitliliğe sahip’

Trakya Üniversitesi  Fen Fakültesi Biyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Yılmaz Çamlıtepe, bölgede 2 bin 517’si bitki, 2 bin 63’ü hayvan türünün yaşadığını dikkat çekerek, sadece bölgeye ait türlerin de yer aldığı büyük bir biyolojik zenginliğe sahip olduğunu söyledi.

Dupnisa Mağarası’nın Istranca Dağları’nın göbeğinde yer aldığını ve uluslararası sözleşmelerle korunma altında bulunan bitki ve hayvan türlerinin olduğunu kaydeden Çamlıtepe, “Bu alanda yapılacak bir konaklama tesisi hem buradaki lokal tür zenginliğini yok edecektir kısa süre içinde, hem de Dupnisa Mağarası’nın doğal oluşumuna da inşaat esnasında zarar verecek” dedi. Çamlıtepe sözlerini şöyle sürdürdü:

Sürdürülebilir turizm diyoruz, ekolojik turizm diyoruz, bütün bunlar varken, yetkili bilim insanlarına danışmadan, görüş almadan bu tür bir yatırım bir gerçekçiliği, sürdürülebilirliği yoktur. Buradaki biyolojik zenginliği ve doğal oluşumları ki doğal sit alanıdır Dupnisa Mağarası, tamamen bozacaktır. Buna izin verildikten sonra bunun peşine diğer yapılaşmalar da gelecektir. Daha sonra buralar bu yapılaşmaya açıldığı için tamamen doğal yapı, biyolojik zenginlik bozulacaktır.  Buradaki doğal oluşumlar ve biyolojik zenginlikler milyonlarca yıl içinde oluşmuş zenginlikler. Bunu bizim bu şekilde hakkımızın olmadığını düşünüyorum. Yerine koymanız mümkün değil.

Süheyla Doğan maden karşıtı mücadele için gittiği Tokat’ta koronavirüse yakalandı

Ekoloji Birliği eş sözcüsü Süheyla Doğan sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada kendisinin ve ailesinin koronavirüs testinin pozitif çıktığını duyurdu.

Verusa Holding’in memleketi Tokat Erbaa’da açmak istediği altın ve bakır madenine karşı bölgedeki köylere yaptığı ziyaret sırasında koronavirüse yakalandığını duyuran Doğan şirkete şöyle seslendi:

Pandemi demedin, geldin dağlarımıza! Bizi de mecbur bıraktın pandemi koşullarında köy köy dolaşmaya! Anneme, babama, kardeşlerime bir şey olursa bunun sebebi sensin! Hepinize tazminat davası açacağım.

‘Pandemide ruhsat vermeye devam ediyorsunuz’

Doğan açıklamasında firmalara ruhsat veren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı’na da seslenerek “Pandemi koşullarında 766 maden alanını ihale ettiniz, her gün yeni alanları ihaleye çıkarıyorsunuz. Her gün yeni ruhsatlar veriyorsunuz! Ayıp artık. Hiç mi vicdanınız yok?” diye sordu.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın da pandemiye rağmen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreçleri başlattığını belirten Doğan, “Halkın katılımı toplantıları yapıyorsunuz. O kadar itiraz dilekçesi verdiğimiz halde Cengiz Holdin’e halkın katılımı toplantısı yaptırmaya kalktınız ve ortalık birbirine girdi! O ortamda acaba kaç kişi Covid kaptı!” eleştirisinde bulundu.

Daha kaç pandemiye sebep olacaksınız?

Şirketlerin pandemiyi fırsata çevirdiğini belirten Ekoloji Birliği eş sözcüsü tepkisini şu sözlerle devam ettirdi:

Covid pandemisinin nedeni zaten ormansızlaşma ve yaban hayatına müdahale. Bizi daha ne kadar ormansızlaştıracaksınız? Daha kaç pandemiye sebep olacaksınız? Kuraklık var, susızluk var, iklim krizi var! Siz bilmiyor musunuz? Size ne var ki, krizlerin yükünü yoksul halk çekiyor ne de olsa. Yeter artık, durun.