Ana Sayfa Blog Sayfa 1702

Ankara’da sağlık çalışanlarının protestosuna polis müdahalesi

Ankara Şehir Hastanesi’nde sağlık çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmesi talebiyle yaptıkları eyleme polis müdahale etti.

Ankara Tabip Odası ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’na (SES) bağlı sağlık çalışanlarının hastane önünde alkışlı protesto ve basın açıklaması yapmasına izin vermeyen polis sekiz kişiyi gözaltına aldı.

‘Sağlık emekçilerine baskı son bulsun’

Ankara Tabip Odası yaptığı paylaşımda “Özlük haklarımızı talep etmek için gerçekleştireceğimiz alkışlı protestoya polis saldırdı” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada “Pandemi döneminde artan sorunlarla baş etmeye çalışan, hakkını arayan sağlık emekçilerine yönelik baskılar son bulsun” çağrısında bulunuldu.

‘Gözaltılar serbest bırakılsın’

SES Genel Merkezi ise yaşanan gözaltılara ilişkin bir basın toplantısı düzenledi. Genel Merkez adına basın açıklamasını SES Genel Yürütme Kurulu üyesi Pınar İçel yaptı.

İçel yaptığı açıklamada “Ankara Şehir Hastanesi Kadın Doğum Hastanesi önünde gözaltına alınan yöneticilerimizin derhal serbest bırakılmasını istiyoruz” ifadelerini kullandı.

Gözaltına alınan isimler

Gözaltına alınanların ismi şu şekilde paylaşıldı: Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Dr. Ali Karakoç, ATO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ayşe Uğurlu, SES Ankara Şube Eş Başkanları Nazan Karacabey ile Kubilay Yalçınkaya, SES Ankara Şube Genel Sekreteri Yüksel Delice, SES Üyesi Mahmut Konuk, SES Eski Başkanı İbrahim Kara ve Dev Sağlık –İş Üyesi Osman Çokaman.

Sinovac aşısının ikinci partisi hafta sonu geliyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan cuma namazı çıkışı yaptığı açıklamada, koronavirüs aşısının 10 milyon dozluk ikinci partisinin hafta sonuna kadar gelebileceğini açıkladı.

Restoran ve kafeler 

Erdoğan, restoran ve kafelerin açılıp açılmayacağına ilişkin soruya da kabine toplantısını işaret ederek yanıt verdi. Cumhurbaşkanı “Her ne kadar sıkı tutacağız diyorlarsa da maalesef sıkı tutulmuyor. Şu anda başarılı bir süreç var bunu tersine çevirmek, böyle bir şeyin altına girmek, o riski almak istemiyoruz” dedi.

Erdoğan verilere bakılacağını, gerekirse bir esneme yapılabileceğini belirtti.  

Gezi Davası’nda dokuz sanığa verilen beraat kararı bozuldu

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi, Gezi eylemlerine ilişkin aralarında insan hakları savunucusu Osman Kavala‘nın da bulunduğu toplamda dokuz sanığın beraat etmesine ilişkin mahkeme kararını bozdu.

Gezi Davası’nda Osman Kavala, Mücella Yapıcı, Yiğit Aksakoğlu, Ali Hakan Altınay, Çiğdem Mater Utku, Tayfun Kahraman, Şerafettin Can Atalay, Yiğit Ali Ekmekçi ve Mine Özerden hakkında verilen beraat kararına İstanbul Cumhuriyet Savcısı Edip Şahiner tarafından itiraz edilmişti.

Şahiner, sanıklara verilen beraat kararının kaldırılmasını isterken, tahliye edilen ancak başka suçlamalar ileri sürülerek yeniden tutuklanan Osman Kavala’nın ‘kaçma şüphesi olduğu için’ yeniden tutuklanmasını istemişti.

Gezi Davası kronolojisi

2013 yılındaki Gezi Parkı protestolarıyla ilgili açılan soruşturmanın üzerinden 78 ay geçti.  18 Ekim 2017 tarihinde Gaziantep’ten uçakla dönerken gözaltına alınan iş insanı Osman Kavala, 1 Kasım tarihinde “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs, hükümeti ortadan kaldırma” suçlamasıyla tutuklandı. Kavala “Gezi olaylarının yöneticisi ve finansörü” olmak ile itham ediliyordu.

16 Kasım 2018’de aralarında Kavala’nın kurucusu olduğu Anadolu Kültür’ün bazı yöneticilerinin de yer aldığı yeni bir gözaltı dalgası yaşandı, aralarından sivil toplum profesyoneli Yiğit Aksakoğlu tutuklandı.

Savcılık iddianameyi tutukluluk kararından yaklaşık 1,5 yıl sonra 19 Şubat 2019 günü açıkladı. 4 Mart’ta da mahkeme tarafından kabul edildi. Bu süre zarfında Kavala, hakkında herhangi bir suçlama olmadan, hakim karşısına çıkartılmadan Silivri Cezaevi’nde tutuldu. Hazırlanan iddianamede 16 kişi hakkında  “protestoları örgütlemek” suçlamasıyla müebbet hapis cezası isteniyordu.

24 Haziran 2019’da davanın ilk duruşması gerçekleşti. Tutuklu sanık Yiğit Aksakoğlu tahliye edildi. 24 Haziran, 18 Temmuz ve 9 Ekim’deki duruşmalarda mahkeme Osman Kavala için tahliye taleplerini reddetti.

10 Aralık 2019’da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AIHM), Osman Kavala’nın tutukluluğunda hak ihlali olduğuna karar verdi. Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin 1. ve 4. fıkraları ile 18. maddenin ihlal edildiğine karar vererek Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına hükmetti.

18 Şubat 2020 tarihinde İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmada yurtdışında bulunan sanıkların dosyalarının ayrılmasına karar verilirken geriye kalan sanıklar bütün suçlardan beraat etti.

Ancak tahliye edilemeden, Osman Kavala hakkında önce 15 Temmuz soruşturması kapsamında daha sonra da ‘casusluk’ suçlamasıyla tekrar tekrar tutuklanma kararı verilmişti.

‘Ormanları arsa ofisine dönüştüren yönetmelik kaldırılmalı’

Kırsal Çevre ve Ormancılık Sorunları Araştırma Derneği 7 Ocak 2021 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan “6831 Sayılı Orman Kanununun Ek 16’ncı Maddesi Kapsamında Orman Sınırları Dışına Çıkarma İşlemlerine İlişkin Yönetmelik” hakkında bir açıklama yayınladı.

Yönetmeliğin yürürlükten kaldırılmasını talep eden dernek, “Bu yönetmelikle ormanlar deyim yerindeyse Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın arsa ofisine dönüşmektedir” ifadelerini kullandı.

‘Anayasa’ya aykırı’

Yapılan açıklamada yönetmeliğin Anayasa’nın 169’uncu maddesinde bulunan “aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen” ifadesinin daraltıcı anlamının yok sayıldığı ve Anayasa’ya aykırı olduğu söylendi.

Anayasa’nın 169. Maddesinde; “Orman olarak muhafazasında bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde kesin yarar olduğu tespit edilen yerler ile… şehir, kasaba köy yapılarının toplu olarak bulunduğu yerler dışında orman sınırlarında daraltma yapılamaz” hükmü yer alıyor.

Fotoğraf: Shutterstock

Yönetmelik ne diyor?

Yapılan açıklamada yönetmelikle getirilen değişiklikler şu şekilde aktarıldı:

  • Madde 4.C ile “Bilim ve fen bakımından orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yer”in tanımı, üzerinde ağaç toplulukları bulunmayan, ormancılık faaliyetleri ve ekonomisi yönünden orman kurulmasında yarar olmayan yerler olarak belirtilmiştir.
  • Madde 4.O ile “Tarım alanına dönüştürülmesi mümkün olmayan arazi” ise, toprak derinliğinin 20 cm’den az olduğu veya arazi meylinin %12’nin üzerinde olduğu araziler ile tuzluluk, alkalilik ve drenaj sorunu nedeniyle mevcut haliyle tarımsal ürün yetiştirilemeyecek araziler olarak tanımlanmıştır.
  • Madde 4.R ile orman sınırları içerisinde en az beş adet olmak üzere toplu yapılar, özel iş yerleri, kamusal binalar ile ahır, samanlık, ambar, avlu, yol ve tesisler gibi müşterek olarak kullanılan yerler “yerleşim yeri” olarak nitelenmiştir.
  • Madde 8’de “Bu Yönetmeliğe göre yapılacak orman sınırları dışına çıkarma işlemlerine; ilgili valiliğin Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Milli Emlak Dairesi Başkanlığı ve Milli Emlak Müdürlüğünün söz konusu sahanın bağlı bulunduğu Bölge Müdürlüğünden talepte bulunması üzerine başlanır. Her mahalle veya köy için talebin ayrı ayrı yapılması gerekir.” denmiştir.

‘Yeni yapılaşma hedefi haline getirildi’

Açıklamada bu değişikliklerin yol açacağı sorunlar ise şu şekilde sıralandı:

  1. Ormanlar, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yeni yapılaşma hedefi haline getirilmiş, inşaat sektörüne ve yap-satçılara gün doğmuştur. Yakında müteahhitlerin ormanın içinde, ağaçların arasında, kuş sesleri eşliğinde konut reklamlarını dinleyeceğimiz anlamına gelir.
  2. Üzerinde ağaç topluluğu bulunmayan, ormancılık ekonomisi açısından yararsız görülen; bunun yanı sıra sözüm ona kayalık, taşlık ve verimsiz olarak nitelenen yerlerin doğal mı olduğuna, insan eliyle mi açıldığına bakılmayacaktır. Dahası, orman içi açıklıkların barındırdığı bitki, böcek, hayvanlar ile orman ekosisteminin ayrılamaz bir parçası olduğu göz ardı edilmiştir. Hayvanlar ve böceklerin beslenip çoğaldığı orman içi açıklıklar, orman ekosistemi için yaşamsal önemdedir. Üzerinde ağaç bulunmuyor ve ekonomik yönden orman kurulmasında yarar bulunmuyor diye orman içi açıklıkların “orman olarak muhafazasında yarar görülmeyen yer” olarak nitelenmesi, bilim ve fen ile taban tabana zıttır.
  3. Orman içi açıklıkların yapılaşmaya açılması ile orman ekosisteminin parçalanacağı ve sonunda yıkıma uğrayacağı gerçeği görmezden gelinmiştir.
  4. 20 cm’den daha az toprak derinliğini gerekçe göstererek ormanı arsaya çevirmek bilim, fen ve etik dışıdır. Ormanlar genellikle dağlık, sarp ve yerleşime elverişli olmayan yerlerde bulunurlar. Taşlık, kayalık bir yerde 20 cm’ye yakın toprak varsa, orada orman olur. Günümüzde orada orman bulunmaması, güçlü olasılıkla insan eliyle ormansızlaştırıldığının göstergesidir. Yeniden ormanlaştırılabilir.
  5. Yönetmelikte Anayasa’nın 169. Maddesine aykırı olarak yer alan, “28.04.2018 tarihi itibari ile üzerinde yerleşim yeri bulunan veya yerleşim yeri oluşturulması uygun olan” ifadesiyle ormanların yerleşime açılması orman cinayetidir.

‘Gecikmeden yürürlükten kaldırılmalı’

Anayasa’ya ve Türkiye’nin imzalamış olduğu uluslararası sözleşmelere aykırı olan bu yönetmeliğin uygulanmasının toplum vicdanını yaralayacağının belirtildiği açıklama şu sözlerle sona erdi:

Yönetmelik gecikmeksizin yürürlükten kaldırılmalıdır. Ormanı, doğayı, toprağı seven herkesi bu konuda duyarlı davranmaya ve bu konuyu gündemde tutmaya çağırıyoruz.

 

Fabrikada süt banyosuna 15 yıla kadar hapis cezası istendi

Konya’da bir süt toplama merkezindeki kazanda “süt banyosu” yapan ve görüntülerini sosyal medyada paylaşan kişiler hakkında açılan davada iddianame hazırlandı.

Konya 5’inci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen iddianamede, tutuksuz yargılanacak iki sanık hakkında 2’şer yıldan 15’er yıla kadar hapis cezası istendi.

Sanıklar, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) ilgili maddesi gereğince “İçilecek sulara veya yenilecek veya içilecek veya kullanılacak veya tüketilecek her çeşit besin veya şeylere zehir katarak veya başka suretlerle bunları bozarak kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye düşürmek” suçuyla yargılanacak.

‘Süt sonrasında boşaltıldı’

DHA’nın aktardığına göre söz konusu iddianamede yaşanan olay şu cümlelerle anlatıldı:

Olay tarihinde şüpheli Uğur T’nin, Emre S’den süt kazanının içine girmesini istediği ve bu şekilde video çekeceğini söylediği, Emre S’nin kazan içine bir miktar sıcak su doldurduktan sonra bir miktar da iş yerinde bulunan sütten eklediği tespit edildi.

Emre S’nin ardından üzerinde sadece iç çamaşırlarıyla kazana girdiği, bu esnada Uğur S’nin de video kaydı aldığı, Emre S’nin bir süre sonra kazandan çıkarak içindeki sıvıyı kazanın vanasını açmak suretiyle yere boşalttığı, Uğur S’nin çektiği görüntüleri ‘TikTok’ isimli sosyal medya platformunda paylaştığı anlaşılmaktadır.”

Neler yaşandı?

Benefit Süt Toplama Merkezi çalışanlarının sütle banyo yaptığı görüntülerin 26 Ekim 2020’de sosyal medyada paylaşılmasının ardından İl Tarım ve Orman Müdürlüğü yetkilileri, firmanın faaliyetine son vermiş ve idari para cezası uygulamıştı.

Olaya ilişkin 5 Kasım’da gözaltına alınan şüpheliler, 6 Kasım’da çıkarıldıkları nöbetçi hakimlikçe cezaevine gönderilmiş, 11 Kasım’da da tahliye edilmişti

Canan Kaftancıoğlu hakkında altı yıla kadar hapis istemiyle yeni iddianame

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu hakkında Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un evinin fotoğraflarının çekilmesine ilişkin yeni bir iddianame düzenlendi.

DHA’nın aktardığına göre iddianamede, Kaftancıoğlu’nun “özel hayatın gizliliğini ihlal etmeye azmettirme” iddiasıyla 2 yıldan 6 yıla kadar hapsi talep ediliyor.

Daha önce de Altun’a ait Kuzguncuk’taki evin kaçak olduğu iddia edilen bölümlerinin fotoğraflanması olayında Kaftancıoğlu ‘suç işlemeye tahrik’ ve ‘suçu ve suçluyu övmek’le suçlanarak hakkında 9 aydan 10,5 yıla kadar hapis istemiyle sunulan iddianame kabul edilmişti.

Ne olmuştu?

Suat Özçağdaş hakkında, Altun’un oturduğu evin ve yanında bulunan arazinin fotoğraflarını çektiği iddiası ile “Özel hayatın gizliliğini ihlal etme” suçundan soruşturma başlatılmıştı.

Soruşturma sonrası sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Canan Kaftancıoğlu, Özçağdaş’ın partinin talimatıyla hareket ettiğini, söz konusu yerde herhangi bir yapılaşma olup olmadığının tespiti için oraya gittiğini ifade etti.

Altun’un avukatının şikayeti üzerine Kaftancıoğlu hakkında, “Suçu ve suçluyu övme”, “Suç işlemeye tahrik” ve “Özel hayatın gizliliğini ihlale azmettirme” suçlarından soruşturma başlatılmış, Kaftancıoğlu, soruşturma kapsamında ifadeye davet edildi.

Kaftancıoğlu’nun ifadesini alan savcılık, Kaftancıoğlu’nun Özçağdaş’ı soruşturmaya konu suça azmettirdiğine ilişkin delil olmadığını gerekçe göstererek takipsizlik kararı verdi ancak Altun’un Avukatı Sezgin Tunç, takipsizlik kararına itiraz etmesi üzerine, takipsizlik kararı kaldırıldı. 

Genel-İş: Türkiye’de çalışan yoksul sayısı 7,7 milyona çıktı

DİSK‘e bağlı Genel İş Sendikası emek araştırmaları kapsamında Covid-19 Sürecinde Türkiye’de Gelir Eşitsizliği ve Yoksuluk isimli raporunu  yayınladı.

Avrupa ülkeleri içinde gelir eşitsizliğinin en fazla olduğu ülke Türkiye oldu. En zengin ile en yoksul arasındaki eşitsizlik 8,3 kata yükseldi.

Çalışan yoksul sayısı artıyor

Türkiye’deki yoksul sayısı son iki yılda yüzde 8,4 arttı. Dünya’da çalışan yoksulluğu yüzde 9 olarak gerçekleşirken Türkiye’de bu oran yüzde 14,4 oldu.

Raporda “Çalışan yoksul sayısına, salgın ile birlikte kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin ödeneğine mahkûm edilen yaklaşık 3 milyon 737 bin 831 kişiyi de eklediğimizde bu sayının 7,7 milyondan fazla olduğunu söyleyebiliriz” ifadeleri kullanıldı.

Ücretsiz izne tabi tutulan işçilere ayda 1.068 TL (asgari ücretin yüzde 50’si), kısa çalışma ödeneğinden yararlanan işçilere aylık ortalama 1.547 TL (asgari ücretin yüzde 66’sı), işsizlik sigortası ödeneğinden yararlanan işçilere ise ayda ortalama 1.212 TL (asgari ücretin yüzde 52’si) ödeme yapılıyor.

Nüfusun yüzde 71’i borçlu

Gelir eşitsizliği ve yoksulluğun, Türkiye’de yaşayanların yüzde 71’ini borçlu hale getirdiği belirtilen raporda,  TÜİK verilerine göre 83 milyon 154 bin 997 kişilik ülke nüfusunun yalnızca yüzde 28,9’unun borcu bulunmazken, yüzde 71,1’i yani 59 milyon 123 bin 203 kişi borçlu yaşamaktadır. Bu borçlanma konut ve konut masrafları dışında kalan borçlanmadır” denildi.

Raporda gelir eşitsizliğinin giderilmesi ve yoksulluğun azaltılması için şu taleplerde bulunuldu:

  1. Gelir dağılımı eşitsizliğinin ana kaynağı olan emek ve sermaye arasındaki eşitsizlik son bulmalı, tüm ücretliler ürettikleri değerin karşılığını eşit ve adil bir şekilde almalıdır.
  2. Çalışan yoksulluğunu önlemek için asgari ücret başta olmak üzere tüm ücretlilere insanca yaşayabilecekleri bir gelir güvencesi sağlanmalıdır. 3. Kamusal bir hak olan eğitim, sağlık, barınma gibi haklardan herkes eşit şekilde faydalanmalı, bu temel haklar nitelikli ve parasız biçimde sağlanmalıdır.
  3. Vergide adalet sağlanmalı az kazanandan az çok kazanandan çok vergi alınmalıdır. Asgari ücret vergiden muaf tutulmalıdır. Vergi dilimleri hakkaniyetli bir şekilde yeniden düzenlenmelidir.
  4. Yoksulluk riski altında olan kadın, çocuk ve gençler için koruyucu düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
  5. Sosyal yardımlar bireysel olarak değil, herkes için ulaşılabilir ve nitelikli bir hak olarak sağlanmalıdır.
  6. Herkes için temel bir gelir güvencesi sağlanmalıdır

Davul zurna ile karşılanan tecavüz zanlısının tahliyesine itiraz reddedildi

Mardin’in Kızıltepe ilçesinde 17 yaşındaki yeğenine cinsel istismar suçlamasıyla bulunduğu cezaevinden tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilen ve yakınları tarafından davul zurna ile karşılanan Osman Çur‘un tahliyesine yapılan itiraz kabul edilmedi.

Z.Ç.’nin Dilan Koç ve Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü ile duruşma savcısının yaptığı Mardin 5’nci Ağır Ceza Mahkemesi’ne toplamda iki ayrı itirazda bulunmuştu.

‘Kaçma şüphesi bulunmuyor’

İtirazlar, değerlendirilmek üzere Mardin 1’nci Ağır Ceza Mahkemesi‘ne gönderildi. Mahkeme, “sanığın üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, dosyada mevcut delil durumu ile delillerin toplanmış olması nedeniyle, delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme şüphesinin bulunmaması, tutuklulukta geçirmiş olduğu süre ve kaçma şüphesinin bulunmaması hususları” nedeniyle yapılan itirazı reddetti.

Neler yaşandı?

Osman Çur hakkında İsviçre’de yaşayan ve tatil için dedesinin evine gelen yeğenine tecavüz ettiği gerekçesiyle dava açıldı. Çur, “Çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçlaması ile tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Ancak mahkeme, tecavüzü DNA raporuyla kanıtlanan sanık Osman Çur’un tutuksuz yargılanmasına kararı verdi. Tahliye edildiği gün akrabaları Çur’u davul ve zurna eşliğinde karşıladı.

Z.Ç.’nin ablası yaptığı açıklamada Çur’un tahliye kutlamasının yaşandığı gün kardeşinin intihara kalkıştığını söyleyerek mahkeme kararına tepki gösterdi.

 

İmamoğlu: Bakanlık yasaklasaydı bile ucuz ekmek dağıtmaya devam edecektik

Tarım ve Orman Bakanlığı, sosyal medyaya ve basına yansıyan “Tarım ve Orman Bakanlığı’nın belediyelere ait araçlarda ve büfelerde ekmek satışının yasaklanması haberine dair bir açıklama yaptı.

Bakanlık, haberlerin ve paylaşımların gerçeği yansıtmadığını ileri sürdü.

‘Bakanlığımızı karalama maksadı taşıyor’

Yapılan açıklamada ekmek satışının yasaklanması iddialarının Bakanlığı karalama maksadı taşıdığı belirtildi ve şu açıklama yapıldı:

Sosyal medya mecralarında ve kimi basın yayın organlarında ‘Tarım ve Orman Bakanlığı Mobil araçlarda ve İBB’nin ekmek büfelerinde ekmek satışını yasakladı’ iddiası adı altında yapılan haberler ve paylaşımlar gerçeği yansıtmamaktadır.

Bu iddialar kamuoyunu yanlış bilgilendirmekle birlikte Bakanlığımızı karalama maksadı taşımaktadır. Nitekim, Tarım ve Orman Bakanlığı Gıda Kontrol Genel Müdürlüğü tarafından 04.01.2012 tarihinde yayımlanan ‘Türk Gıda Kodeksi Ekmek ve Ekmek Çeşitleri Tebliği’ ile tüketime sunulan ekmek, ekmek çeşitleri ve ekşi hamur ekmeklerinin tekniğine uygun ve hijyenik şekilde üretim, muhafaza, taşıma ve pazarlanmasına yönelik özellikler belirlenmiştir.

21.01.2021 tarihli söz konusu talimat ‘Konu: Konutta Ekmek Üretimi Talimatı’ başlığı altında yayılanmış bir bildirimdir.

Sonuç olarak; Tarım ve Orman Bakanlığı’nın İBB’nin mobil büfeler ile ekmek satışını yasaklayan bir bildirimi/genelgesi söz konusu değildir.”

‘Zaten devam edecekti’

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazetecilerin belediye tarafından halk ekmeklerin satışının devam edip etmeyeceği sorusunu şöyle cevapladı:

Zaten devam edecekti. Dün yazılan yazı, başka türlü bir uygulama olarak sahaya yansısaydı bile, biz, ekmek satışımıza devam edecektik. Hazırlığımız o yöndeydi. Tarım Bakanlığımız açıklamayı yaptı. Onu kastetmedekilerini ifade ettiler. Dolayısıyla sorun kalmadı. Ama yine ifade edeyim; İstanbul’da, bu yoksul günlerde, insanların bir liralık ekmek almak için kuyruklara girmesi çok önemlidir. Buna yönelik yapılan her hizmet, değerlidir.”

‘Yoksullukla mücadelede hiçbir engel tanımayacağız’

İmamoğlu, yoksullukla mücadele konusunda hiçbir engel tanımayacaklarını vurgulayarak şunları belirtti:

Bütün kamu kurumları, ‘Ben bu hizmete nasıl katkıda bulunabilirim’ diye hareket etmelidir ve bu bilinçte karar almalıdır. Dünkü kararın ilk intibaı hepimizi çok üzmüştür. Tarım Bakanlığı’nın bu süreci ifade etmediğini açıklaması, sorunu şimdilik çözmüştür. Ama ekmek davası, yoksullukla mücadele konusunda hiçbir engel tanımayacağımızı da tüm İstanbul halkına duyuralım.”

İBB Başkanı “Bir ifade karmaşası mı vardı? Yoksa bugün düzeltilen bir durum muydu?” sorusunu ise “Onu, kamuoyunun ve hukukçuların takdirine bırakıyorum” şeklinde cevapladı.

‘Gerekirse evinize teslim ederiz’

İBB Sözcüsü Murat Ongun ise vatandaşların çıkan haberlerden endişe duymamalarını belirterek Twitter hesabından şu açıklamayı yaptı:

İstanbul Halk Ekmek, mobil hizmet araçları ile İstanbullulara sağlıklı ve ucuz ekmek hizmetini her koşulda sürdürecektir. Vatandaşlarımız kamuoyuna yansıyan haberlerle ilgili endişe etmesin. Gerekirse ihtiyaç duyduğunuz ekmeği evinize teslim ederiz.”

Ne olmuştu?

Yeni Halk Ekmek büfeleri kurulması talebi belediye meclisinde AKP ve MHP’nin oylarıyla iki kere reddedilmiş, bunun üzerine İBB de mobil halk ekmek büfelerini açmıştı.

Daha sonra AKP ve MHP işletme hakkının şehit yakınları, gaziler, engelliler, dul ve yetimlere verilmesi şartıyla halk ekmek büfelerinin açılmasına onay vermişti.

Boğaziçi’nde Onur Yürüyüşü: Kayyıma nakka!

Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü’ne AKP’den milletvekili aday adayı olan Prof. Melih Bulu‘nun atanmasına karşı protesto eylemleri devam ediyor.Bulu’ya bir tepki de üniversitedeki  LGBTİ+’lardan geldi.

Kaos GLnin aktardığına göre, kayyım rektöre karşı nöbet kapsamında bugün Boğaziçili LGBTİ+’ların Sibel Can’ın Padişah şarkısından uyarladığı Kayyumşah şarkısı hep beraber söylendi. Ardından Boğaziçili LGBTİ+’ların çağrısıyla Onur Yürüyüşü yapıldı.

Boğaziçili öğrencilerin yürüyüşü “Kayyumluk” olarak adını değiştirdikleri Rektörlük binasından başlayan yürüyüşte “Kayyuma Nakka” ve “Li Her Derê Qeyûman Re Na” yazılı pankartlar taşındı.

‘Susmuyoruz, vazgeçmiyoruz, buradayız, kabul etmiyoruz!’

Öğrencilerin Rektörlük Binası ve Güney Kapı önünde yaptığı açıklama özetle  şöyle: 

“Susmuyoruz, vazgeçmiyoruz, buradayız, kabul etmiyoruz!

Bir bebekten bir katil yaratan karanlığa; bizleri cinsiyet kimliğimize, cinsel yönelimlerimize, etnisitemize, inancımıza veya inançsızlığımıza, sınıfımıza ve dilimize göre ayrıştırmaya çalışan nefrete; atanan kayyumlar başta olmak üzere özgür düşünceyi ve çok sesliliği zaptetmeye çalışan tek tipçi zihniyete karşı buradayız. Mücadelemize devam ediyoruz!

…Tam 20 gündür akademisyeni, emekçisi, öğrencisi ve mezunuyla tüm Boğaziçi bileşenleri olarak bizler topyekün bu antidemokratik atamaya karşı omuz omuza mücadele veriyoruz.

‘Bu kayyımı bir öncekinden tanıyoruz’

Çünkü biz bu kayyumu bir öncekinden tanıyoruz. 2016’da okulumuzda yapılan seçimlerde oyların %86’sını alarak rektör seçilen Gülay Barbarosoğlu’nun görevinin başına geçmesi engellenmişti. Yerine atanan Mehmed Özkan’nın kayyum olarak yaptığı ilk icraatlarından biri 2017 senesinde BÜLGBTİ+’nın yürütücülüğünü üstlendiği Hande Kader Bursu’nu, tüm gereklilikler tamamlanmış olmasına rağmen iptal etmekti. Aynı sene yandaş medyada hedef gösterilen Kuir Performans gecesi kayyumluk tarafından iptal edilmeye çalışıldı. Boğaziçi Onur Yürüyüşleri emniyet amirlerinin “Müdahale ederiz!” tehditlerinin sonucu olarak 2017’den itibaren Güney Kampüse sıkıştırıldı. Halihazırda saldırı altında ve yetersiz olan cinsiyetsiz tuvaletlerin sayısı gitgide azaltıldı.

Yine Özkan yönetimi aracılığıyla hükümetin ahlakçı ve normatif politikaları Kilyos Sarıtepe Kampüsü’nden başlayarak uygulamaya konuldu, okulumuzun özgürlükçü ilkelerine saldırıldı. Başta Kilyos’ta olmak üzere karma yurtlar kaldırıldı, YADYOK binasına gece girişler engellendi, güvenlikler kayyumdan aldıkları cesaretle öğrencileri “hizaya sokma”yı kendilerine görev bildi.

2018’de gecenin bir yarısı kampüslere girişlerine kayyum tarafından izin verilen özel harekat polisleri, öğrenci yurtlarına şafak baskını yaparak 5 arkadaşımızı yaka paça gözaltına aldı. Olayın sabahında bu gözaltıları protesto etmek isteyen öğrenciler, basın açıklaması yapmalarına izin verilmeden Kuzey Kampüse bir ordu gibi giren polisler tarafından dağıtıldı, 7 arkadaşımız daha gözaltına alındı. Haftalarca hukuksuz bir biçimde tutuklu yargılanan 31 arkadaşımız polis tarafından darp edildi, işkence gördü ve LGBTİ+fobik şiddete maruz kaldı. Polislerin kampüslerde GBT kontrolü yapmasıyla ve sivil polislerin öğrencileri taciz etmeleri ile başlayan süreç, okulumuza turnikelerin ve güvenlik kameralarının getirilmesiyle pekişti.

Şimdi ise I. Kayyum yönetiminin tamamlayamadığını, Melih Bulu’yu okulumuza atayarak gerçekleştirmek istiyorlar. 1 Ocak’ta antidemokratik bir biçimde üniversitemize ikinci kez kayyum atanmasının ardından tam 20 gündür Hisarüstü ve Boğaziçi Üniversitesi’nin dahil olduğu yaşam alanlarımız polis ablukasında.

Yalnız bu süreçte 45 arkadaşımız gözaltına alındı; antidemokratik atamalara karşı ses çıkardığımız için kapılarımız, duvarlarımız kırılarak evlerimize baskın yapıldı; terörist ve provokatör ilan edildik. Bizleri politik birer özne olarak görmeye dayanamayanlar hem sosyal medyada hem de ana akım medyada kimimize başörtüsü, kimimize LGBTİ+ kimliği, kimimize de Ermeni veya Kürt kimlikleri üzerinden saldırdı; hedef gösterildik. Gözaltına alınan Havin ve Yıldız arkadaşlarımız hem Kürt hem de LGBTİ+ oldukları için nefret söylemlerine maruz kaldı, tehdit edildi, ayrımcılığa ve cinsel şiddete maruz bırakıldı. Çıplak aramalarla, taciz ve tecavüz tehditleriyle mücadelemizi sindirmeye çalıştılar.

‘Sadece Boğaziçi’nde değil’

Kayyumların boyunduruğu altına sokulmaya çalışılan yalnızca Boğaziçi Üniversitesi de değil. Kayyum Verşan Kök, ODTÜ’de örgütlü mücadele yürüten LGBTİ+’ların topluluk kurma taleplerini bürokratik dolambaca sokarak aylarca reddettiği gibi 2019 yılındaki ODTÜ Onur Yürüyüşünü kampüse girmelerine izin verdiği polis kuvvetleri aracılığı ile şiddet kullanarak engellemeye çalıştı.

Doğrudan okul içine yapılan müdahalelerle arkadaşlarımızın gözaltına alınmasına, haklarında dava açılmasına adeta alkış tuttu. Benzer bir biçimde, Hacettepe Üniversitesi kayyumluğu Ankara Valiliğinin mahkemelerce hukuka aykırı bulunan yasak kararını bahane ederek hâlâ Kuir Araştırmaları Kulübü’nün faaliyetlerini durdurmaya çalışıyor. Kayyum atanan tüm üniversitelerde bu karanlık zihniyetle mücadele etmeye devam ediyoruz!

Biz, Boğaziçili LGBTİ+’lar ve kadınlar olarak, her şeyin farkındayız. Başta Boğaziçi olmak üzere üniversitelerdeki mücadelelerin takipçisi, iradeleri gasp edilen halkların, sesleri kesilen muhalif basının, emek sömürüsüne karşı mücadele eden işçilerin ve emekçilerin de destekçisiyiz. Bugün Hisarüstü’nü, Boğaziçi’yi, akademik özgürlükleri, medyayı, yerel yönetimleri, halkların iradelerini abluka altına alanlar elbet bir gün gidecekler; biz, tüm adaletsizliklere karşı yılmadan mücadele edenler olarak, burada kalacağız.

Ne fobileriniz ne tacizleriniz ne de tehditleriniz bizi yıldıramayacak. Çünkü ne yanlışız ne de yalnız! Ve biliyoruz ki: “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın 2 Ocak’ta üniversite dışından rektör olarak atadığı Prof. Melih Bulu’yu protesto eylemleri, öğrenciler ve akademisyenler tarafından 4 Ocak’tan bu yana sürdürülüyor.