Ana Sayfa Blog Sayfa 1640

KEP: Balıkesir Büyükşehir Belediyesi arazi devrini halktan gizledi

Akçay-Dalyan Sazlığı-Sulak Alanı“nın bir kısmını da kapsayan 377 hektarlık arazi, geçtiğimiz yıl hazine tarafından bedelsiz bir şekilde rezerv yapı alanı olarak Balıkesir Büyükşehir Belediyesi‘ne devredildi.

Kazdağları Ekoloji Platformu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından devrin kamuoyundan gizlendiği belirtildi.

2021 Şubat ayındaki meclis toplantısında 1/5000 ve 1/1000 lik imar planı hazırlığı ve arazinin satışı için yetki istenmişti.

‘Faaliyetler dikkat çekici’

“Dalyan Sazlığı ’nın balıklarını, kuşlarını ve her karışını tek tek savunacağız” diyen platform, söz konusu alanda yapılan çalışmaları şöyle anlattı:

Devri kamuoyundan gizleyen Büyükşehir Belediyesi; araziyi yapılaşma açısından cazip hale getirmek amacıyla kolları sıvayarak bitişik sahilde kıyı düzenleme projesi geliştirmiş ve Zeytinli Rock Festival Alanı’na kadar Altınkum sahil düzenlemesini ilk aşama olarak geçtiğimiz yıl gerçekleştirmişti.

Projenin bu yıl yapılması planlanan ikinci aşaması Altınkum ve Haberkent arasında yer alan ve üzerinde henüz yapılaşma bulunmayan sulak alana bitişik kıyı şeridini kapsıyordu. Bu arada ilginç bir biçimde kıyı düzenleme projesiyle eş zamanlı olarak bölgedeki dere ağızları temizlik çalışmaları hız kazandı. Yerleşim alanlarına altyapı yetiştiremeyen belediyecilik anlayışının boş alanda altyapı faaliyetine girişmiş olması dikkat çekiciydi.

‘377 hektarlık alan yetmiyor’

Açıklamada, Zeytinli Deresi‘nin sağ tarafından kalan kısmının da alınarak arsaya dönüştürmek istenmesine dikkat çekildi:

Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Yücel YILMAZ ’ın meclis toplantısında yaptığı konuşmadan da anlaşıldığı kadarıyla, Büyükşehir belediyesi 377 hektar ile yetinmeyip, sulak alanın Zeytinli Deresi’nin sağ tarafında kalan kısmını da almak ve arsaya dönüştürerek satmak istemektedir.

Buradan elde edeceği gelir ile de yeni rant alanları yaratılacaktır. Nitekim geçtiğimiz hafta Çevre ve Şehircilik Bakanı ile bölgede inceleme yaptığını belirtmiştir. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi sulak alanın bir kısmını moloz döküm alanı olarak belirlemiş, tel çit ile çevirmiş ve sulak alanı arsaya dönüştürme faaliyetine fiilen başlamıştır.
Meclis gündemine gelince asıl niyet belli oldu.

‘Hukuka aykırı’

Kazdağları Ekoloji Platformu, yaptığı açıklamada Akçay Dalyan Sazlığı’nın sulak alan olarak Ramsar Sözleşmesi‘nin koruması altında olduğunu hatırlattı ve bu yapılaşmanın hukuka aykırı olduğuna dikkat çekti:

Akçay Dalyan Sazlığı – Sulak Alanı da bir sulak alan olarak Ramsar Sözleşmesi ve çevre mevzuatının koruması altındadır. Doldurulması ve kurutulması suretiyle arazi kazanma konusu yapılamaz. Bu alanın Büyükşehir Belediyesine rezerv yapı alanı kullanımı Çevre Kanunu’na aykırıdır. Alana bitişik sahil şeridini sosyal kullanıma açmak amacıyla düzenleyerek, sulak alan ile deniz arasındaki bağlantıyı kesmek de ayrıca cinayettir. Suçtur.

Sulak alanda moloz dolgu faaliyeti suretiyle arazi kazanmaya çalışan belediye kanunu çiğnemekte ve suç işlemektedir. Sulak alan için belediye meclisinden satış yetkisi istenemez. Belediye Meclisi hukuku açıkça çiğneyerek böyle bir karar veremez.
Sulak alanlar yapılaşmaya açılamaz.

Söz konusu alanla ilgili mevcut bilimsel araştırmaların toparlanması, ekosistem raporunun hazırlanması için bilimsel çalışma yürütecek bir ekibin oluşturulması ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı- Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü ve Tarım ve Orman Bakanlığı- Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü nezdinde girişimlerde bulunularak sulak alan yönetim planının hazırlanmasının sağlanması gereklidir.”

İntihar oranlarının arttığı Japonya’da ‘Yalnızlık Bakanı’ atandı

En fazla intihar kadınlarda

Geçtiğimiz 2020 yılının verilerine göre geçen yıl bir önceki yıla göre yüzde 14 daha fazla kadın intihar etti.

Geçen ocak ayında BBC’ye konuşan Sağlık Bakanlığı’ndan bir yetkili, “Koronavirüs salgını insanları alışılmadık koşullarda yaşamaya itti” derken Japonya’daki cinsiyet uçurumunun ve Japon kadınların karşı karşıya kaldığı sorunların su yüzüne çıktığını, bunun da onları intihara sürüklediğini belirtti. 

Kamu yayıncısı NHK‘in yaptığı bir araştırmaya göre de her dört kadından biri geçen yıl nisandan beri işini kaybetme de dahil bir takım ekonomik zorluklar yaşadığını söylüyor.

İntihar konusunda çalışan uzman Michiko Ueda “Kadınlar kendi hayatlarını geçindirmek zorundalar ve kalıcı işleri yok. Bu yüzden zor durumlarda ciddi anlamda dibe vuruyorlar” dedi.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından yayımlanan 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda Japonya 153 ülke arasından 121’nci sırada bulunuyor.

Judith Butler: Boğaziçi LGBTİ+ Kulübü bir gün tekrar açılacak ve ben de ziyaret edeceğim

Boğaziçi Üniversitesi Felsefe Bölümü Gönüllüleri tarafından kurulan Phil-free‘nin düzenlediği Açık Dersler’de Berkeley Üniversitesi’nden feminist düşünür ve queer kuramının önde gelen isimlerinden akademisyen Judith Butler yer aldı.

Butler’ın doğumgününe de denk gelen etkinlikte Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum rektör atanmasının ardından yaşananlar aktarıldı. Boğaziçi Üniversitesi LGBTİ+ Çalışmaları Kulübü de rektör olarak Melih Bulu’nun atanmasının ardından kendilerinin nasıl hedef gösterilmeye başlandığını anlattı.

Kaos GL’nin aktardığına göre Judith Butler konuşmasına, “Burada olmaktan ve direnişinizin bir parçası olmaktan onur duyuyorum. Geçtiğimiz haftalarda ne kadar çok uluslararası örgüt ve medyanın bu konuda yazdığını görmek çok sevindirici” diyerek başladı.

‘Kaderlerimiz birbirlerine bağlı’

Boğaziçi’nın inanılmaz zengin entelektüel tartışma ortamını temsil ettiğini belirten Butler, “Boğaziçi’ni uzaktan izlemiyoruz. Sizin kaderiniz bizimkiyle, bizimki sizinkiyle birbirine bağlı. Temel akademik özgürlük tehdit altında” ifadelerini kullandı.

Akademik özgürlüğün ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlükleri ile yakından ilişkili bir kavram olduğuna değinen Butler, “Güçlenen otoriterizmi siz zaten biliyorsunuz ancak dünyanın geri kalanının da bilmesi gerekiyor. Akademik özgürlük eğitim, araştırma ve yayınlarında devlet etkisinden olmayı kapsar. Hepimiz bir şekilde üniversitelere bağımlıyız ve üniversitenin de sizin çalışmalarınıza karışmama gibi bir vaadi var aslında. Devletin, dini yetkililerin, eğer özel bir üniversite iseniz donörlerin etkisini engelleme vaadi var. Akademik özgürlüğün temeli, devlet temelli etkilerden korunmanızdır” dedi.

‘Yöneticinin işlevi akademik özgürlüğü korumak’

Akademik özgürlük doktrini çerçevesinde yöneticinin temel işlevinin akademik özgürlüğü korumak olduğunu söyleyen Butler, “Akademik özgürlük rektörlerin devlete karşı durabilmesi, topluma tehdit olarak görülen programların kapatılmaması anlamına geliyor” dedi.

Butler, “Rektör olarak atanan herhangi bir kişi politik otoriteleri tehdit etse de akademik özgürlüğü savunmak zorundadır. Üniversiteler, fakülteleri için olduğu kadar öğrencileri için de özgürlüğü savunmak zorundadır” ifadelerine yer verdi.

‘Bir gün tekrar açılacak ve ziyaret edeceğim’

LGBTQİ toplumu ile ilgili de konuşmak istediğini belirten Butler, “Öğrenci örgütlerinin sergilerini gösterme, politik fikirlerini sergileme konusunda hakları var. Özgürce örgütlenebilmek ve kamusal tartışmalara katılabilmek sizin temel hak ve özgürlüğüdür. Bu fikirler, gösterdikleriniz birilerini rahatsız edebilir ancak bu rahatsızlık öğrenmek için önemli bir şans” dedi.

Okuldaki kulübün kapatılmasının örgütlenme özgürlüğüne engel olduğunu belirten Butler, “Bu özgürlükler hem üniversite için hem de kamusal bir tanınmayı hak eden varoluşlar için gereklidir. Bir gün o kulüp tekrar açılacak ve ben de ziyaret edeceğim” ifadelerini kullandı.

Butler, “LGBTQİ’lere saldırılar otoriter rejimlerin normlarına dönüşüyor. Otoriter bir rejimde yaşadığınızın işareti, LGBTQİ’lere saldırılar. Trump transların itibarlarına saldırdı. Mücadele ettikleri yasal statülerini almaya kalktı. Polonya ve Macaristan’da LGBTQİ’lerin kazanılmış haklarını geri almaya çalışıyorlar. Bu durumu Rusya’da da görüyoruz. Brezilya’da benzer bir durumu görüyoruz. Translar çok yoğun bir şekilde şiddete maruz kalıyor. Bu suçlara karşı durması gereken devlet ya başka yere bakıyor ya da katillerin ta kendisiler” dedi.

‘LGBTQİ’leri en kırılgan grup olarak görüyorlar’

LGBTQİ mücadelesinin ulusaşırı bri mücadele olduğunu belirten Butler, “Sizlerin değerli kulüplerinin kapatılması otoriter saldırıların yeni bir formu. Queer’ler olarak her zaman bize karşı kullanılan geleneğin de ailenin de parçasıydık. LGBTQI kişiler her zaman Boğaziçi’nin parçasıydı. Burada mesele LGBTQİ’lerin olumlanacağı mı yoksa kriminalleştirileceği mi, sansürlenecekleri mi, kınanacakları mı, şeytanlaştırılacağı mı, hapse atılacağı mı?” ifadelerine yer verdi.

LGBTQİ’lerin, hareketin vazgeçilemez bir parçası olduğunu söyleyen Butler, “Bu kulübe yaptıklarını her kulübe yapabilirler. LGBTQİ’leri en kırılgan grup olarak görüyorlar ve en kırılgan gördüklerine saldırıyorlar. Heteroseksüeller desteğe gelmeyecektir diye düşünüyorlar ancak LGBTIQI’lerle başlayıp devam edeceklerdir. Buradan başlıyorlar. En kırılgan grubu yalnız bırakmazsınız” dedi.

Gallup Araştırması: Kendini LGBT+ olarak tanımlayan Amerikalılar artıyor

Gallup Araştırma Şirketi‘nin son anketine göre Amerikalılar’ın yüzde 5,6’sı lezbiyen, gey, biseksüel ya da trans bireylerden oluşuyor. Yaklaşık 18 milyon kişi anlamına gelen bu önemli artış, LGBT+ bireylerin toplumda daha fazla kabul görmesine bağlanıyor.

VOA‘nın aktardığına göre, Gallup’un 2017 anketinde bu oran yüzde 4,5 iken, 2020 anketinden çıkan sonuç, yüzde 24’lük rekor bir atışa işaret ediyor. Artışın başlıca nedeni, 18-23 yaş arası Z Kuşağı yetişkinlerinden kaynaklanıyor. Bu neslin yüzde 15,9’u LGBT + olduğunu söylüyor.

Seçimlerde de galibiyet elde ediyorlar

2020 seçimlerinde ABD, Pete Buttigieg‘in ilk açık eşcinsel başkan adayı olduğuna tanık olmuştu. LGBT+ adaylar, ilk açık trans eyalet senatörü Sarah McBride dahil olmak üzere çok sayıda tarihi galibiyet elde etti.

Merkezi Washington’da bulunan araştırma merkezi Public Religion Research Institute‘a göre, 2015’te yasallaştırılan ve büyük ölçüde LGBT+ haklarının desteklenmesiyle eşanlamlı olarak görülen eşcinsel evliliğe Amerikalılar arasındaki destek, 2007’de yüzde % 36 iken 2020’de yüzde 62’ye yükseldi.

Yüzde 54,6 kendini biseksüel olarak tanımlıyor

Gallup anketi, LGBT+ Amerikalılar’ın yüzde 54,6’sının kendisini biseksüel olarak tanımladığını, yüzde 24,5’inin gey erkek, yüzde 11,7’sinin lezbiyen ve yüzde 11,3’ünün trans olduğunu gösteriyor.

15 bin kişiyle, telefon üzerinde yapılan araştırmada kadınların kendilerini erkeklere göre LGBT + olarak tanımlama olasılığının daha yüksek olduğunu ortaya çıktı.  Erkeklerde bu oran yüzde 4,9 iken kadınlarda yüzde 6,.  Siyasi görüş açısından liberal katılımcıların yüzde 13’ü, muhafazakarların ise yüzde 2,3’ü, kendilerini LGBT+ olarak tanımladı.

Birleşik Krallık‘ta da benzer bir eğilim yaşandığı kaydediliyor. Hükümet verilerine göre kendini lezbiyen, gey veya biseksüel olarak tanımlayanların oranı 2016’de yüzde 1,6 iken 2018’e gelindiğinde yüzde 2,2’ye yükseldi.

İKSV’DEN Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat raporu: İklim krizini konuşmanın tam zamanı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV), bugün düzenlediği ilk dijital basın toplantısıyla “Ekolojik Dönüşüm için Kültür ve Sanat” başlıklı dokuzuncu raporunu tanıttı. Rapor, Bahçeşehir Üniversitesi İktisadi, İdari ve Sosyal Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hande Paker tarafından hazırlandı.

Raporda, küresel ekolojik krize dikkat çekilirken, kültür ve sanat kurumları için yapılabilecek dönüşümlere öneriler de sunuluyor.

Aynı zamanda, rapor kültür-sanat aktörlerinin ekolojik dönüşüm için eyleme geçmekte oynayabileceği etkin rolü vurguladığı gibi, ekolojik krizi tüm boyutlarıyla tartışıp sürdürülebilirliğin nasıl inşa edileceğini de irdeliyor.

‘Kültür sanat dünyası pratiklerini dönüştürme sorumluluğunda’

Basın toplantısında ilk sözü alan İKSV Kültür Politikaları Çalışmaları Direktörü Özlem Ece “İklim krizinden bahsetmenin tam zamanı” diyerek, raporla ilgili olarak, kültür sanat dünyasının kendi pratiklerini dönüştürme sorumluluğu duyduğuna şöyle dikkat çekti:

2021 yılında, iklim müzakerelerinin yirmi altıncısı yaklaşırken, ekolojiyi gözeten bir dönüşümün gerçekleşmesi için yol hala uzun. Yine de, yapılması gerekenler artık daha iyi biliniyor.

Dünya’da ve Türkiye’de çevre hareketi ve yükselen genç sesler bunları tüm açıklığıyla ortaya koyuyor. Yaşadığımız gezegenin bugününü ve geleceğini tehdit eden ekolojik krize karşı değişim yolunda güçlü bir sözü olan kültür-sanat dünyası, aynı zamanda kendi pratiklerini dönüştürme sorumluluğunu duyuyor. Bu nedenle, yaratıcı seslerin daha gür duyulacağı koşulları sağlamak ve dönüşüme yardımcı olacak araçları sunmak, kültür politikalarının en acil meselelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.”

Raporda Hollanda ve Birleşik Krallık‘ta bulunan çeşitli kültür kurumları, sivil toplum kuruluşları, yerel yönetimler ve özel sektör temsilcileriyle yapılan mülakatlar da yer alıyor.

Tüm görüşmeler çevrimiçi ortamda yapıldığı için ekolojik ayak izi de ciddi oranda azaltılmış oldu.

Fotoğraf: Greg Goodale

‘Siyasal ve kültürel bir eksen değişimi gerekli’

Özlem Ece’nin ardından söz alan raporun yazarı Doç. Dr. Hande Paker, krizin atlatılabilmesi için iklim adaletiyle şekillenmiş siyasal ve kültürel bir değişime ihtiyaç olduğuna dikkat çekti:

İçinde bulunduğumuz ekolojik kriz hem yerel hem küresel olarak tecrübe ettiğimiz en yaşamsal sorun. İklim krizi bir yandan gezegenimizi tahrip ederken diğer yandan toplumsal ve ekonomik eşitsizlikleri artırıyor.

Krizi atlatabilmek için gereken dönüşüm iklim adaletiyle şekillenmiş siyasal ve kültürel bir eksen değişimi. Bu değişim için kültür sanat aktörlerinin devreye soktuğu çeşitli yeşil araçlar bir başlangıç yaratıyor. Dönüşüm hem kültür-sanat alanında hem de çevre hareketleri tarafından benimsenen yerele odaklanma, katılımcılık, ağ kurma gibi yeni pratiklerle güç kazanıyor.”

Raporun tamamına buradan ulaşabilirsiniz.

Biden Yeşil Kart kısıtlamalarını kaldırdı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, selefi Donald Trump‘ın Yeşil Kart (Green Card) başvurusunda bulunanlara ve yabancı işçilere yönelik getirdiği ülkeye giriş yasağını iptal etti.

Biden dün yaptığı açıklamada, Trump tarafından getirilen ilgili yasakların aile birleşimlerini engellediğini ve ABD ekonomisine zarar verdiğini söyledi.

Eski başkan Donald Trump, koronavirüs pandemisinin yol açtığı yüksek işsizliği gerekçe göstererek, “ABD vatandaşlarını korumak amacıyla” geçen yıl Yeşil Kart uygulamasını ve yabancı işçilerin ülkeye girişlerini kısıtlama kararı almıştı. 

Biden ise bu uygulamaların ABD’de ailelerin bir araya gelmesini önlediğini ve iş dünyasına da zarar verdiğini söyledi.

Demokrat Joe Biden, eski Başkan Trump’ın göçmenlik konusundaki katı politikalarının büyük kısmını tersine çevirmeye çalışıyor. Göç hakkı savunucuları 31 Mart’ta süresi dolacak olan vize yasaklarını kaldırması için Biden yönetimine baskı yapıyordu.

Yeşil kart

Resmi adı Permanent Resident Card (Daimi Oturma İzni) olan Green Card (Yeşil kart) ABD vatandaşı olmayan kişilerle onların eş ve 21 yaşın altındaki bekar çocuklarına Amerika Birleşik Devletleri’nde ömür boyu oturma ve çalışma izni veren resmi bir belge.

Her yıl başvuranlar arasında kurayla belirlenen kart sahipleri oy kullanmak, mahkemede jüri üyeliği yapmak ve ABD Pasaportu almak dışında ülkedeki tüm haklardan yararlanabiliyorlar. Çekilişe ABD’ye hiç göç vermeyen ya da az göç veren ülke vatandaşları katılabiliyor.

Sivil toplum kuruluşları Paris Anlaşması’nın onaylanması için imza kampanyası başlattı

Sivil toplum kuruluşları küresel sıcaklık artışını iki derecenin altında tutmayı ve daha fazla çaba sarf ederek 1,5 derecede sınırlamayı amaçlayan Paris Anlaşması’nı Türkiye’nin de onaylaması için TBMM’ye iletilecek bir imza kampanyası başlattı.  

İmza kampanyasını destekleyen kuruluşlar, Paris Anlaşması’nın ilk imzacılarından Türkiye’nin, süreci tamamlayarak anlaşmaya taraf olmasını istiyor. Bunun için de söz konusu anlaşmanın TBMM’de onaylanması gerekiyor.

Paris Anlaşması’na bugüne kadar 197 ülke imza attı, bunların 191’i anlaşmaya taraf olarak süreci tamamladı. Onaylama sürecini tamamlamayan ülkeler Eritre, İran, Irak, Libya, Yemen ve Türkiye. Türkiye, Paris Anlaşması’nı onaylamayan tek G20 ülkesi.

Dünya harekete geçti

Dünyanın geri kalanı ise iklim politikaları açısından iddialı bir döneme girdi. Avrupa Birliği 2030 yılına kadar emisyonlarını yüzde 55 azaltmayı ve 2050 yılına kadar da karbon nötr olmayı hedefliyor. Çin, 2060 için karbon nötr olma hedefini; Japonya, Güney Kore, Güney Afrika ve Kanada ise sıfır emisyon planlarını açıkladı. ABD ise Paris Anlaşması’na geri döndü.

Anlaşma’ya taraf ülkeler, “ulusal katkı beyanı” adı verilen ve ülkelerin kendi şartları doğrultusunda hazırladığı bir plan çerçevesinde iklim krizine yol açan sera gazı emisyonlarını nasıl sınırlayacaklarını ya da azaltacaklarını belirtiyor. Paris Anlaşması, ülkelere bir azaltım hedefi koymazken, taraf ülkelerin kendi iradeleriyle belirlediği ulusal katkı beyanlarının küresel ısınmayı iki derecenin altında kalacak şekilde iyileştirilmesi için müzakere edilmesini öngörüyor. Gelişen ülkelere ise gelişmiş ülkelerce teknolojik ve mali destek sağlaması isteniyor.

Fotoğraf: 350 Türkiye

‘Taraf olmazsa müzakerelerin dışında kalacak’

İmza kampanyasına bugüne kadar çevreyle ilgili çalışmalar yürüten 37 sivil toplum kuruluşu destek verdi. Toplanan imzalar, Paris Anlaşması’nın onay sürecinin tamamlanacağı TBMM Başkanlığı’na teslim edilecek.

İmza kampanyasını başlatan kuruluşlar, Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olmaması halinde uluslararası iklim müzakereleri sürecinin büyük oranda dışında kalacağını da belirtiyor.

‘Evinin önünü süpürse yeter’

Ekoloji Birliği Eş Sözcüsü Süheyla Doğan “Türkiye bir an önce Paris Anlaşmasını onaylamalı ve en kısa sürede de karbon nötr bir ülke olmalı. Bu amaca ulaşmak için de hedeflerini belirleyerek, bu hedeflere ulaşılmasını sağlayacak somut adımları atmalıdır. Paris Anlaşması’nı sürecin ilk adımı olarak kabul ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Karbonsuz yeni bir düzen kurulduğunu ve Türkiye’nin bunun dışında kaldığını belirten Ekosfer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Özgür Gürbüz “En çok seragazı emisyonu üreten 20 ülkeden biri olan Türkiye’nin de hemen harekete geçmesi gerek. Kimse Türkiye’den tek başına dünyayı kurtarmasını beklemiyor ama evinin önünü süpürmesini istiyor” dedi.

Gürbüz, “Türkiye petrol ve doğalgazda zaten dışa bağımlı, tükettiği kömürün de yüzde 60’ı ithal. Dolayısıyla, fosil yakıtlardan kademeli bir şekilde çıkıp yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğine geçmek zaten her açıdan Türkiye’nin lehine” ifadelerini kullandı.

‘Vakit kaybedilmemeli’

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) Direktörü Bengisu Özenç “Düşük karbonlu ekonomiye geçiş stratejileri bugün ülkelerin yalnızca sanayilerini değil, dış politikalarını da şekillendiriyor. Net-sıfır emisyona ulaşma hedefi 29 ülkede kanunlaşmış ya da politika dokümanlarına yerleşmiş durumda. 98 ülke ise bu yönde hedef almayı tartışıyor” dedi.

Uluslararası ilişkiler söz konusu hedefler üzerinden yeniden tanımlanırken, Türkiye’nın bu gruplar arasında yer almadığını belirten Özenç, “Açıkça belirlenmiş bir ‘yeşil kalkınma’ stratejisi bulunmayan Türkiye’nin, kendisini bu küresel gündemin bir parçası haline getirebilmesi için ilk adım Paris Anlaşması’nın onaylanması. Bu konuda daha fazla vakit kaybedilmemesi gerekiyor” yorumunu yaptı.

‘İklim hedeflerini güçlendirmeli’

TEMA Vakfı Çevre Politikaları ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Ceren Pınar Gayretli de kampanyaya ilişkin görüşlerini paylaştı. Gayretli şu açıklamalarda bulundu:

23 Şubat 2021 tarihinde Güney Sudan’ın da anlaşmaya taraf olması ile Türkiye, Paris Anlaşmasını onaylayarak yürürlüğe koymayan 6 ülkeden biri oldu. Türkiye’nin sera gazı azaltım taahhütlerini iyileştirmesi ve sözleşmeye taraf olan diğer 191 ülke gibi Paris İklim Anlaşması’nı onaylayarak yürürlüğe koyması gerekiyor. Türkiye, Paris Anlaşmasını onaylamamaya devam ettiği takdirde, geleceğin siyasetinin, ticaretinin ve ekonomisinin çerçevesini çizen ülkelerin dışında kalacak, yön veren değil, izleyen olacak. Türkiye’nin bir an önce Paris İklim Anlaşması’nı onaylayıp, iklim hedeflerini güçlendirerek küresel çalışmaların liderleri arasında yer almasını talep ediyoruz.”

 

‘Kriz haline geldi’

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Genel MüdürüAslı Pasinli ise “Etkilerini her geçen gün daha belirgin bir şekilde hissettiğimiz iklim krizi bugün artık herkesi tehdit eden bir ekolojik kriz haline gelmiş durumda” dedi.

Türkiye’nin kuraklık başta olmak üzere iklim krizinin etkilerini en ciddi ölçüde yaşaması beklenen bölgelerden biri olan Akdeniz Havzası’nda yer aldığını hatırlatan Pasinli “Bu nedenle, dünyanın geri kalanından ayrı hareket etmesi düşünülemez. Dünyanın en büyük 20 ekonomisinden biri olan Türkiye’nin iklim krizi ile mücadelede sorumluluğunu yerine getirmek için acilen Paris Anlaşması’na taraf olacağını ve ivedilikle ulusal katkı hedeflerini iyileştireceğini umuyoruz” çağrısında bulundu.

Munzur Özgür Aksın Meclisi: Yerelin rızası olmayan projeler tarihin çöplüğüne gömülmeli

Munzur Özgür Aksın Meclisi, Munzur Gözeleri’ne yapılmak istenen peyzaj projesinin Danıştay tarafından iptaliyle ilgili kararın ilgili taraflara tebliğ edilmesinin ardından bir açıklama yayımladı. Meclis, ihaleyi yapan kurumun afet, sel baskını, deprem, salgın hali gibi ivedilik arz eden teknik ve istisnai durumlarda başvurulacak ivedi işlemleri gözelerde uygulamaya kalkmış olmasının manidar olduğunu belirtti.

Dersim’in Ovacık ilçesinde bulunan ve 2003 yılında Erzurum Kültür Varlıkları Koruma Kurulu tarafından birinci derece sit alanı ilan edilen Munzur Gözeleri için yapılan ihale Danıştay 13. Dairesi tarafından iptal edilmişti. 

Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Erzincan İdare Mahkemesi’nden dönmesi gereken hukuka ve adalete aykırılık Danıştay’da dönmüş ve kesin olarak ihale iptal olmuştur. Erzincan İdare Mahkemesi erken ihale başlangıç aşamasında iken Danıştay gibi neden karar vermedi? Rekreasyon projesinin sit alanı mevzuatına aykırı olacağı, çevre de ekolojik karakterinin korunması ve 2 bin metreden yakın bir yerde işletmenin olmaması gerekirken bu harcama neyin nesidir? En önemlisi kimlere hizmet etmiştir?”

‘Zarar verenler hakkında işlem yapılacak mı?’ 

Gözelerin mutlak ve zorunlu korunması gereken alan olduğu hatırlatılan açıklamada, “Anayasa’ya, ulus üstü hukuka ve 2872 sayılı Çevre Kanunu’na göre mutlak ve zorunlu korunması gereken Gözeler ve Munzur havzasının su ekosisteminin kirlenmesine ve geri dönüşü olmayacak şekilde zarar görmesine sebebiyet verenler hakkında idari ve adli işlem yapılmış mıdır, yapılmamışsa yapılacak mıdır? Ya da bu açıklama ile birlikte adli ve idari soruşturma da başlatılacak mıdır?” diye soruldu. 

Meclis’in açıklamasında gözelerin eğlence veya dinlence projesine ihtiyacının olmadığı belirtilerek; “Hep söyledik söylemeye devam edeceğiz; Munzur Gözeleri’nin korunmaya, gözelerle birlikte orayı çevreleyen köylerle birlikte arıtma tesisine ihtiyacı vardır. Gözelerdeki iş bu davadaki kazanım bunun nasıl aceleyle ve hukuka aykırı yapıldığını bir kez daha gözler önüne sermiştir. Geçmişte olduğu gibi bugünde, adalete ve hukuka aykırı tüm işlem ve eylemlerin karşısındayız, karşısında olmaya devam edeceğiz!” ifadelerine yer verildi.

Davanın verilen ortak mücadeleyle kazanıldığının belirtildiği açıklamanın sonuç bölümünde hukuki mücadelenin yanında halkın gözeleri sahiplenmesi ve açılan soruşturma para cezalarına karşı tepkisini ortaya koymasının önemine ve etkisine dikkat çekildi; “İhalenin iptalini sağladık, güç birliği ile Dersim’de ve her yerde her türlü adaletsiz ve yerelin rızası olmayan projeleri tarihin çöplüğüne gömelim!” denildi. 

Kuzey Kutbu’ndaki buz kaybı, kutup ayılarını dört kat fazla enerji kullanmaya zorluyor

Yeni yapılan bir araştırma kutup ayıları ve deniz gergedanlarının Kuzey Kutbu’ndaki büyük buz kaybı nedeniyle hayatta kalmak için dört kat fazla enerji harcadığını tespit etti.

Araştırmacılar hayvanların Kutup yaşamı için mükemmel bir şekilde evrimleştikten sonra benzersiz adaptasyonlarının yaşam alanları küçüldükçe daha etkisiz hale geldiğini söylüyor.

Minimum enerji harcamak için evrimleştiler

Memeliler fizyolojik olarak mümkün olduğunca az enerji kullanmak üzere evrimleşti. Kutup ayıları avlarını “oturup bekleme” yöntemiyle ve buzda açtıkları deliklerle yakalıyor. Deniz gergedanları da hızlı hareketler yapmadan av için çok derine dalabilecek şekilde gelişti.

Journal of Experimental Biology’de yayınlanan araştırma artık bu hayvanların yaşamak için daha fazla çaba göstermesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Fotoğraf: Shutterstock

Üç gün boyunca yüzmek zorunda kalıyorlar

Kutup ayıları, çoğunlukla halkalı ve sakallı fokların enerji açısından zengin yağıyla beslenir, ancak bu besin kaynağına ulaşmak daha zor hale geldi. Avlandıkları deniz buzu, 1979’dan bu yana her on yılda bir yüzde 13 oranında küçüldü.

Çalışmalar kutup ayılarının fokları bulmak için ortalama üç gün boyunca yüzdüğünü veya daha az enerji yoğun karasal besin kaynaklarını aradıklarını ve bu durumun onları daha fazla seyahat etmeye zorladığını gösteriyor.

Açlığa karşı daha savunmasız

Kara kökenli kaynakların fokların besleyiciliğini telafi etmesi olasılığı ise oldukça güç. Bu da ayıların açlığa karşı daha savunmasız olduğu anlamına geliyor.

Makalede bir kutup ayısının fok balığından sağladığı enerjiyi elde edebilmek için “1,5 Ren geyiği, 74 kar kazı, 216 kar kazı yumurtası veya 3 milyon karga yemesi gerektiği” belirtiliyor.

deniz-gergedani
Fotoğraf: Shutterstock

Deniz gergedanları zorluk çekiyor

Deniz gergedanları ise en sevdikleri av olan pisi balığını yakalamak için 1.500 metre derinliğe ulaşabilen dayanıklı yüzücüler. Bunun için güvenilir solunum deliklerine ihtiyaçları var.

Ancak buz hızla değiştiği için bu canlılar yeni şekillerde hareket etmek zorunda kalıyor. Bu da deliklerin değiştiği ve bazı durumlarda kaybolduğu anlamına geliyor.

İklim krizi aynı zamanda göçlere sebep oluyor Bir başka tepe avıcısı olan balinaların Arktik deniz ekosistemine katılmasıyla yavaş hareket eden deniz gergedanları av haline geliyor.

‘Kuzey Kutbu öngörülemez’

Santa Cruz’daki California Üniversitesi ekoloji ve evrimsel biyoloji bölümünden raporun ortak yazarı Dr. Terrie Williams, “Kuzey Kutbu dünyası artık bu hayvanlar için çok daha öngörülemez” dedi.

The Guardian’ın haberine göre Williams “Kaslarında ve kanında sınırlı miktarda oksijen varken, deniz gergedanlarının hızlarını, derinliklerini ve dalış sürelerini dahili tüplü tanklarının kapasitesine uyacak şekilde bütçelediklerini gördük. Bir yanlış hesaplama boğulmaya neden olabilir” ifadelerini kullandı

Ermenistan’da darbe girişimi

Ermenistan Genelkurmay Başkanı Onik Gasparyan ve üst düzey komutanlar, Başbakan Nikol Paşinyan’ı istifaya çağıran bir bildiri yayımladı.

Rus haber ajansı Interfax, Ermenistan ordusunun yazılı bir açıklama yayınlayarak Paşinyan ve hükümetine istifa çağrısı yaptığını duyurdu. Ordunun bidirisinde, “Ermenistan silahlı kuvvetleri, Başbakan ve Ermenistan Cumhuriyeti hükümetinin istifasını talep ediyor, aynı zamanda Anavatanı savunurken çocukları ölen insanlara karşı güç kullanmaktan kaçınmaları için uyarıda bulunuyor” denildi. 

Paşinyan’dan ‘sokağa çıkın’ çağrısı

Paşinyan ise ordu komutanlarının kendisine yönelik istifa çağrılarını “darbe girişimi” olarak nitelendirerek destekçilerini sokağa çağırdı. Sosyal medya platformu Facebook üzerinden halka seslenen Paşinyan, istifa çağrılarını  reddetti ve halktan başkent  Erivan‘ın merkezindeki Cumhuriyet Meydanı’nda toplanmalarını istedi.

Başbakan, ayrıca Genelkurmay Başkanı Gasparyan’ı görevden aldığını duyururken, güvenlik güçleri de Ermenistan Parlamento‘sunun önünde önlem aldı.

Ermenistan’ın Dağlık Karabağ’da Azerbaycan ordusu karşısında yenilmesinin ardından geçen yılın sonlarında Ermenistan Başbakanı’nın istifası için ülkede süresiz protestolar başlatılmıştı. 

Muhalefet orduyu çağırmıştı

Muhalefetin önemli siyasi figürlerinden eski başbakan ve eski savunma bakanı Vazgen Manukyan,  geçen Aralık ayında Erivan’da düzenlenen protestoda yaptığı konuşmada, Ermenistan ordusunu ve polisi halkın yanında olmaya davet etmiş,  güvenlik güçlerine seslenerek “Her saat önemli. Halkı meydanlarda bekletmeyin. Bize katılın” ifadelerini kullanmıştı.