Ana Sayfa Blog Sayfa 1621

[8 Mart] Diyarbakır’da 8 Mart alanına isyan yazılı pankartlar alınmadı

Diyarbakır‘da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü mitinginin yapılacağı alana gitmek isteyen kadınların yanlarındaki su, dezenfektan, kalem gibi eşyalarla alana girmesine izin verilmedi.

Ayrıca, içinde isyan kelimesinin bulunduğu pankart ve dövizlerle girişler de engellendi.

Miting alanına çıkan yollar kapatıldı

Diyarbakır’da 8 Mart Dünya Kadınlar Günü mitinginin gerçekleşeceği yer olan İstasyon Meydanı‘na çıkan Akkoyunlu ve İstasyon caddelerindeki girişler polisler tarafından kapatıldı.

Yüzlerce polis, alanın dört farklı kontrol noktasında zırhlı araçlarla güvenlik önlemi aldı. Alana girmek isteyen kadınlardan HES kodu istendi.

Kadınların yanında bulunan su, dezenfektan, kalem gibi eşyalarla alana girilmesine izin verilmezken, içinde isyan kelimesi bulunan pankart ve dövizlere de el konuldu.

Fotoğraf: Mezopotamya Ajansı

Dicle Amed Kadın Platformu (DAKP) öncülüğünde “Kadın kırımına karşı yaşamı, tecride karşı özgürlüğü savunuyoruz” şiarıyla düzenlenen etkinliğe ise yüzlerce kadın katıldı.

İstasyon Meydanı’na “İstanbul Sözleşmesi yaşatır”, “Doğanın ve kadının özgürlüğü için ekolojik yaşamı savunuyoruz”, “Kadın tutsaklar için kadınlar için adalet” yazılı pankartlar asıldı.

Kadınlar, sık sık “Jin jiyan azadî” ve “Bijî berxwedana zindanan” sloganları attı.

‘Kazanımlarımızdan asla vazgeçmeyeceğiz’

Mitingde konuşma yapan Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, İstanbul Sözleşmesi’nden, eşit temsiliyetten, eşbaşkanlıktan vazgeçilmeyeceğini belirterek, şunları kaydetti:

Mitingde konuşan DBP Eş Genel Başkanı Saliha Aydeniz, alanı dolduran kadınlara selamlayarak konuşmasına başladı: “Bütün baskılara rağmen alanları dolduran kadınlara selam olsun. Yaşamadığımız zulüm, baskı, katliam, kırım kalmadı. Buna rağmen isyanımızı yükseltmek için dünyanın dört bir yanında alanları dolduran kadınlar, selam olsun size.

Asla kazanımlarımızdan vazgeçmeyeceğiz. İstanbul Sözleşmesi’nden, eşit temsiliyetten, eşbaşkanlıktan vazgeçmeyeceğiz. Biz kadın mücadelesinden, kadın özgürlük çizgisinden vazgeçmeyerek özgürlük mücadelesi veriyoruz. Alanlarda, sokaklarda, Mecliste, hastanede, okulda, hayatın her alanında, dünyanın her bir yerinde mücadele edeceğiz. Kazanımlarımızı koruyup büyüteceğiz.”

[8 Mart] EŞİK: İktidar hayatlarımızı siyasi pazarlık konusu yapıyor

312 kadın ve LGBTİ+ örgütünün bir araya gelerek oluşturulan EŞİK (Eşitlik için Kadın Platformu), 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne özel çevrimiçi bir basın toplantısı düzenledi.

Yapılan açıklamada “Eşitlik mücadelemizle çıkarılmasını sağladığımız yasalara ve İstanbul Sözleşmesi, CEDAW gibi uluslararası sözleşmelere dair karalama kampanyası yürüten marjinal gruplar ile söylemini ortaklaştıran iktidar, hayatlarımızı ve eşit yurttaşlık haklarımızı siyasi pazarlık konusu yapmayı sürdürüyor” ifadeleri kullanıldı.

‘Birçok girişim mücadeleyle engellendi’

Kadın hareketinin toplum genelinde yüzde 90’lara yakın güvenilirlik oranlarına sahip olduğu belirtilen açıklamada buna rağmen “İktidar bloğu ve ona bağlı medyanın da desteğiyle, kadın karşıtı marjinal grupların kamu kaynakları kullanılarak beslendiğini görüyoruz” denildi.

Açıklamada “TCK 103’üncü maddesinde düzenlenen çocuk cinsel istismarı suçunun faillerine yönelik tekrarlayan af girişimlerini; yoksulluk nafakasına süre sınırı getirilmesini ve İstanbul Sözleşmesi’nden imza çekilmesini yıllardır verdiğimiz mücadele ile engelledik” ifadelerine yer verildi.

‘Ailede, toplumda, devlette reis istemiyoruz’

Etnik köken ve inanç farlılıklarıyla sosyolojik çeşitliliğin zenginliğimiz olduğu belirtilen açıklamada “Cinsel yönelim, cinsiyet kimliği, yaş, medeni hal, engellilik, sınıfsal durum vb. nedenlerle ayrımcılığın olmadığı; hayatın her alanında cinsiyet eşitliğini mümkün kılacak eşit ve özgür bir yaşamı herkes için istiyor ve bunun kurulması için çalışıyoruz” denildi.

Açıklamada “Ailede, toplumda, devlette reis istemiyoruz. Yaşam biçimi tahakkümüne, nefret söylemine ve cinsiyete dayalı ayrımcılığa karşı mücadele ediyoruz” ifadeleri kullanıldı.

’10 kadından en az yedisi yoksullaştı’

Eğitim, sağlık, gıda sektörü gibi alanlarda yoğun olarak çalışan kadınların, pandemi sürecinde artan ev içi bakım emeği ile birlikte küresel salgının yükünü en çok üstlenen kesim olduğu hatırlatılan açıklamada “Bakım işlerinde çalışan pek çok kadın yaşamını yitirdi. Her 10 kadından en az 7’si yoksullaşırken, pek çok kadın işini kaybetti” bilgisi paylaşıldı.

Kod 29 uygulamasıyla getirilen “iyi niyet ve ahlak” istisnasının, işverene iddiasını ispat yükümlülüğü içermeden, keyfiyete açık halde emekçinin işini ve gelecekte iş bulma şansını kaybetmesine yol açtığını belirten EŞİK, “Emek sömürüsüne açık bu düzenleme, sözde namus, iffet gibi cinsiyetçi önyargılardan uzak, cinsiyet eşitlikçi ve somut kriterler içerecek şekilde değiştirilmelidir. İşveren iddiasını ispatla yükümlü tutulmalı, emekçiyi, işverenin keyfiyetine terk etmeyecek bir düzenleme yapılmalıdır. Aksi davranıştaki işverenler için etkili, caydırıcı yaptırımlar getirilmelidir” dedi.

‘Her gün en az üç kadın öldürülüyor’

Her gün en az üç kadının öldürüldüğüne dikkat çekilen açıklamada “’Her gün en az 3 kadın öldürülüyor; bu ülkede #CinskırımVar farkında mısınız?’ diyerek Ağustos 2020’den itibaren dile getirdiğimiz taleplerimizi yineledik ve Meclis’i göreve çağırdık” denildi.

300’den fazla sanatçı, gazeteci, akademisyen, STK temsilcilerinin katkı sunduğu kampanya hatırlatıldı.

‘İktidar bizi şaşırtmadı!’

Geçtiğimiz günlerde açıklanan İnsan Hakları Eylem Planı’na da değinilen açıklamada “Kadın kazanımlarını güvence altına almak bir yana İstanbul Sözleşmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesine yer vermemektedir. Belediyelerde kadın danışma ve dayanışma merkezlerinin, üniversitelerde LGBTİ+ kulüplerinin kapatıldığı, anti demokratik dernekler yasası değişiklikleri ile örgütlenme özgürlüğünün kısıtlandığı bir ortamda açıklanan bu eylem planı hak ihlallerine çözüm değil yasaklara meşruiyet kılıfı olmayı hedeflemektedir” denildi.

“İktidar bizi şaşırtmadı” diyen EŞİK, “Eşit yurttaşlık haklarımızı gözetmeyen bu eylem planını ve demokratik olmayan yöntemlerle gerçekleşen yeni anayasa yazım çağrısını kabul etmiyoruz. Anayasayı uygulamayanlar, Anayasa yapamaz” ifadelerine yer verdi.

Meclis Göreve

Meclis’i kadın hakları konusunda göreve çağıran EŞİK, “’Bir gün değil her gün 8 Mart, her gün mücadele’ kararlılığı ile TBMM’yi 9 Mart Salı günü kadına karşı şiddeti ve cinskırıma varan kadın cinayetlerini önlemenin ilk adımı olarak bu konuda özel oturum düzenlemeye çağırıyoruz” dedi.

Açıklamada tüm siyasi partilere, milletvekillerine, belediyelere, meslek örgütlerine, medyaya ve üniversitelere şu çağrıda bulunuldu: “Göreviniz olanı yapın. Sizin göreviniz değilse, görevi olandan talep edin.”

[8 Mart] Hindistanlı binlerce kadın çiftçi eyleminde

Hindistan‘da binlerce kadın, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yeni tarım yasalarını protesto eden çiftçilerin eylemine katıldı.

Pencap, Haryana ve Uttar Pradeş’ten gelen 20 binden fazla kadının, hardal tarlalarını temsil eden sarı giysileriyle katıldıkları  Yeni Delhi’deki eylemde tarım yasaları karşıtı sloganlar atıldı. 

Eyleme katılanlardan, çiftçi bir aileden gelen 37 yaşındaki Veena, “Bugün kadın gücünü göstermek açısından önemli bir gün. Eğer kadınlar birleşirse hedeflerimize daha hızlı şekilde ulaşacağımıza inanıyorum” dedi.

Aktivist Kavitha Kuruganti ise, “Bugün kadınlar tarafından yönetilecek, konuşmacılar kadınlar olacak, birçok feminist konuşma yapacak ve bu yasaların kadın çiftçiler için ne anlama geldiğine dair tartışmalar olacak” diye konuştu. 

Aylardır süren eylemler

Hindistan’da yeni tarım yasalarını protesto eden binlerce çiftçi, protestolarının 100. günü olan 6 Mart’ta başkent Yeni Delhi’nin dışındaki büyük bir otobanı trafiğe kapatmıştı.

Hindistan hükümeti, Eylül 2020’de tarım sektörüne serbestleşme getiren, taban fiyat ve destekleme alımı politikalarını sona erdiren üç düzenlemeyi yasalaştırınca Pencap ve Haryana‘dan başkente doğru harekete geçen çiftçiler, protesto eylemlerini başkent Yeni Delhi’ye taşımıştı.

Hükümet ile çiftçiler arasında 11 tur süren müzakereler sonuçsuz kalınca, çiftçiler, protesto eylemlerinin devam edeceğini duyurmuştu.

Ülkede borçları yüzünden 2018 ve 2019’da 20 bin 638 çiftçinin intihar ettiği kaydediliyor. 

 

İstanbul kanalla susuz kalacak, Melen Barajı çözümden çok sorun olacak – Pelin Cengiz

Geçen yılın son aylarında gerek yağışların azlığı gerekse kış kuraklığı etkisiyle İstanbul’un barajlarının doluluk oranlarının yüzde 20’lere inmesi hatta ocak ayının ilk günlerinde yüzde 20’lerin de altına düşmesi bir süre çokça konuşuldu. Ancak, yağışsız ve susuz geçen günlerin ardından gelen yağışlarla birlikte konu her zaman olduğu gibi gündemde düştü, konuşulmaz oldu. 

Oysa, durum sanıldığı kadar iyimser olunacak seviyede değil. İstanbul’un barajlarının doluluk oranı İSKİ’nin güncel verilerine yüzde 59 civarında. Devam eden bir sağlık kriziyle birlikte giderek artan nüfusuyla İstanbul’un su açısından nispeten rahat bir yaz geçirebilmek için baraj seviyelerinin bu aylarda yüzde 80-90’lar seviyesinde olması gerekiyor. 

İklim krizinin ve kuraklığın yanı sıra yanlış su politikaları sadece İstanbul’u değil, İstanbul’un çevresindeki kentleri ve yaşam alanlarını da olumsuz etkiliyor. 

Ayrıca, İstanbul’da kayıp/kaçak oranları çok yüksek. İstanbul’un 2019 yılı kayıp/kaçak oranı yüzde 22,32. Bunun büyük kısmı fiziksel kayıplardan oluşurkeni dünyada kabul edilebilir kayıp kaçak oranı yüzde 5-10 aralığında. Bu kayıp kaçak oranının düşürülmesi için gerekli planlamaların ve yatırımların en kısa sürede yapılması gerekiyor.

Son yıllarda su havzalarında görülen yapılaşma yine en büyük sorunlardan biri.

Yanlış kentleşme ve nüfus artışı su sorununu büyütüyor

Yanlış kentleşme politikalarından dolayı İstanbul’un nüfusu her geçen gün yüksek bir oranda artıyor. Bu nüfus artışının ortaya çıkardığı en büyük sorunlardan bir tanesi de su sorunu. Yanlış kentleşme politikalarına, yanlış su politikaları da eklenince kaçınılmaz son “susuzluk” kapıya dayanmış durumda. 

İstanbul’un su sorununun nedenleri ortadayken, su yönetimleri bu sorunların çözümüne ilişkin kalıcı ve gerçekçi çözümler bulmak yerine geçici çözümler getirdi. Su politikalarının kamusal bir bakışla ve katılımcı bir anlayışla yapılması önemli. Suyun sadece insanlar için değil bütün canlılar için yaşam kaynağı olduğu gerçeği ile havzalarda ekolojik yaşam alanlarının korunması esas alınmalı.

Geçtiğimiz günlerde Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi, İstanbul’un Su Durumu’na dair kapsamlı bir rapor yayınlayarak, hem sorunlu alanları detaylandırdı hem de çözüm önerini dile getirdi. 

Rapordaki en temel tespitlerden biri, İstanbul’un su kaynaklarının doğru değerlendirilmemesi başta olmak üzere Melen örneğinde olduğu gibi uzaktan gelecek suya güvenilmesi, su politikalarının ve su yönetiminin doğru şekilde işletilememesi…

Kanal İstanbul ve Yenişehir Projesi’nin su havzalarına yönelik etkileri raporda şöyle tespit edildi:

  • Kanal İstanbul olarak tanımlanan Su Yolu, Yenişehir Rezerv Alanları olarak tanımlanan Yenişehir Yapı Alanları ve yapımı tamamlanan 3’üncü Havalimanı projelerinin İstanbul Avrupa yakasının su ihtiyacını karşılayan su havzalarında önemli bir yıkıma neden olacağı görülüyor.
  • Havzalarda yaşanan bu yıkımın etkileri sadece projelerin gerçekleştiği bölgeyle sınırlı kalmayıp, oluşan su ihtiyacını karşılamak için başka bölgelerde planlanan su projeleri de ayrı birer sorun olarak ortaya çıkıyor. 
  • 5461 kilometrekare olan İstanbul İl yüzölçümünün yüzde 46’sı su havzalarından oluşuyor.
  • Kanal İstanbul, 3’üncü Havalimanı ve Yenişehir Yapı Alanları, kentin yaklaşık yüzde 7’si kadar bir alanı kaplıyor ve tamamı Avrupa yakası su havzalarını yok ediyor.
  • Su havza alanlarının yapılaşmaya açılarak yok edilmesi yerine, su havza alanlarının korunması, yeni su havzası alanlarının oluşturulması yönünde projeler geliştirilmesi gerekliği ortadadır.
  • İstanbul’un su depolama kapasitesinin yüzde 10,21’ini karşılayan Sazlıdere Barajı, Kanal İstanbul projesinin hayata geçmesi halinde tamamen yok olacak.
  • Keza, Terkos gibi İstanbul su ihtiyacının yüzde 18,68 ’ini karşılayan bir barajın havzasından da önemli kayıplar yaşanacak.
  • Kanal İstanbul kapsamında açılacak kanal sebebi ile barajın tuzlanma riski de var. Bu riskin gerçekleşmesi durumunda İstanbul’a su sağlayan barajların yüzde 28,89’u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.
  • DSİ Etüt, Planlama ve Tahsisler Dairesi Başkanlığı tarafından Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’ne yönelik hazırlanan belgeye göre proje Kanal İstanbul, Terkos Gölü besleme havzasının yaklaşık 20 kilometrekarelik bir alanını (18 milyon metreküp su) ve Sazlıdere Barajı’nın tamamını devre dışı bırakacak.
  • DSİ raporunda stratejik rezerv olan akiferlerin etkileneceği belirtilerek, Kırklareli akiferinin tuzlanacağı, dolayısı ile proje alanı dışında Trakya yeraltı sularının da olumsuz etkileneceği anlaşılıyor.

Çevre Mühendisleri Odası’nın İstanbul Su Durumu Raporu’nda Melen Barajı projesi de detaylı olarak ele alındı. 

“İstanbul suyu sigorta altında” ya da “2071 yılına kadar su problemi yok” gibi sloganlarla nitelendirilen Japan Bank For International Cooperation (JBIC) tarafından 1 milyar dolar krediyle yapımı devam eden Melen su sistemi (Büyük İstanbul Su Temin Projesi), çözüm olmaktan daha çok çözümsüzlüğe dönüşüyor. Bu durum, merkezi ve yerel su yönetimleri tarafından fark edilmezken, yanlış su politikalarına ve aynı zamanda yıkım projelerine ısrarla devam ediliyor.

Raporda, Melen su sistemine dair şu değerlendirmeler yer aldı:

  • İlk aşamada günde 720 bin metreküp, üçüncü aşama sonunda yılda 1 milyar 180 milyon metreküp su temin edilerek, İstanbul’un 2040 yılına kadar su ihtiyacı karşılanması planlanan Melen su havzası; İstanbul’un 170 km doğusunda Sakarya, Bolu ve Düzce il sınırları içinde 2330 kilometrekare bir alanı kapsıyor. Bölgede arazi kullanımı 530 kilometrekare fındık tarlaları, 841 kilometrekare karışık orman alanları, 60 kilometrekare kent ve köy yerleşim alanları, 16 kilometrekare ise sanayii tesisi alanları şeklinde.
  • Havza alanında günlük 400 ton katı atık oluşurken, katı atıkların tamamı Küçük Melen kenarında düzensiz depolama alanlarında bertaraf ediliyor.
  • Havza içine deşarj edilen kirlilik yükleri KOİ (Kimyasal Oksijen İhtiyacı) 2 bin 334 ton/yıl, TN (Toplam Azot) 410 ton/yıl, TP (Toplam Fosfor) 76 ton/yıl mertebelerinde olup, bu kirleticiler İstanbul içme suyu kaynağına doğrudan karışıyor.
  • İçme Suyu Havzası olarak ilan edilen Melen havzasında su kaynaklarında mevzuata uygun olarak içme suyu kalitesinin sürdürülebilir olmasını sağlamak üzere İSKİ İçme Suyu Havzaları Yönetmeliği hükümlerinin uygulanması gerekse de ne yazık ki buna uyulmuyor.

Kasım 2014’te açılan Düzce Katı Atık Bertaraf Tesisi’ne 750 metre mesafede Hecinler Köyü, 1000 metre mesafede Hasanlar Barajı bulunuyor. 

Faydalı ömrü 14 yıl olarak belirlenen Katı Atık Bertaraf Tesisi, Melen havzası içinde olup, İstanbul’un içme suyu kaynağı Melen kollarına 100-200 metre mesafede. 

6 bin 600 metreküp hacimli çöp sızıntı suyu lagününde yaklaşık 2 milyon 750 bin kişiden kaynaklanana eşdeğer kirlilik yükü bulunuyor. 

Bu sular yüksek kirletici içerikte ve bir kısmının buharlaşması, buharlaşmayan kısmın ise Düzce evsel atıksu arıtma tesisinde arıtılması planlanmıştı. Ancak 2016’da biriken sızıntı suları bugüne kadar ne buharlaştı ne de uzaklaştırılarak arıtma sistemine iletildi. Taşma ile Melen havzasına karışmaya devam ediyor. 

Kanal İstanbul ve Yeni Şehir yapı alanları, İstanbul Havalimanı, 3’üncü Köprü ile havzaların yapılaşmaya açılması nedeniyle kentin su ihtiyacını karşılayacak alternatif proje olarak uzun yıllar planlanan Melen su sistemi; Melen Barajı’nın tamamlanamaması ve Melen havzasındaki yanlış politikalar nedeniyle çözüm olmaktan çok sorun olmaya devam ediyor. 

Melen Barajı, 213 milyon 850 bin TL bedelle ihale edilerek bitiş tarihi 12 Aralık 2016 olarak belirlenmişti. Ancak, iş tamamlanamayınca 271 milyon 548 bin 850 TL bedelle yeniden aynı firmaya ihale edilerek 1 Şubat 2018 tarihinde bitmesi planlandı, ancak belirtilen tarihte de işin tamamlanması gerçekleşmedi. 

28 Şubat 2020 tarihinde “Melen Barajı Güçlendirilmesi” şeklinde yeniden ihaleye çıkıldı. 

Tekliflerin geçerlilik süresi, ihale tarihinden itibaren 240 gün, işin yapım süresi ise sözleşme tarihinden itibaren 1.000 gün olarak belirlenen işin “Melen’de ufak bir teknik problem olduğu doğrudur” açıklaması ile örtüşmediği, işin kapsamının basit çatlaklardan ibaret olmadığı görülüyor. 

Türkiye’de su planlamasına karar veren yönetimlerin, İstanbul suyu için öngördüğü planlamaların tamamı sorunlu projelerdir. Barajın tamamlanması için yaklaşık 500 milyon TL ek maliyet öngörülürken, yapım süreleri ve barajın su tutma süreleri dikkate alındığında bu projenin 2025-2026 yıllarında hizmete alınacağı anlaşılıyor. Bu süre teorik süre olup 10 yıllık gecikme nedeniyle güven vermemektedir. Baraj tamamlansa bile “Melen havzası” kaderine terk edilmiş “su olsun da nasıl su olursa olsun” yaklaşımı ile İstanbul’un su ihtiyacını karşılamayı amaçlayan bir projeye dönüşmüştür.”

(Bu yazı ilk kez Artı Gerçek’te yayımlanmıştır.)

Avrupalı parlamenterlerden Demirtaş’ın serbest bırakılması için kampanya

Avrupalı parlamenterler, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) iki kez serbest bırakılması yönünde karar vermesine rağmen halen cezaevinde tutulan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş‘ın tahliye edilmesi için kampanya başlattı. 

 
Avrupa Birliği Parlamenteri Demokrat İşçi Partisi’nden Milletvekili Evin İncir yaptığı açıklamada, Demirtaş’ın siyasi nedenlerle tutuklandığı için serbest bırakılması gerektiğini söyledi.

İncir, “Türkiye’nin AİHM kararlarına saygı göstermesini bekledik, ama  bağlayıcı olan mahkeme kararına uymayı reddettiler. Bu nedenle ocak ayında inisiyatif alarak Avrupa Parlamentosu‘nun karar alması için önerge verdim” dedi.

705 milletvekilinden 590’ı kabul oyu verdi 

Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasını talep eden önergeyi parlamentoda 705 milletvekilinden 590’nın kabul ettiğini belirten İncir, kampanyanın bir parçası olarak Avrupa Konseyi‘ne (AK) üye olan parlamenterlerin kampanya başlattıklarını aktardı.

İncir, “Kampanyaya Avrupa Konseyi’ne üye 47 ülkenin Avrupa milletvekilleri katıldı. İmzaları Avrupa Birliği Bakanlar Konseyi‘ne yolladık. Konu gelecek hafta 10 Mart’ta konseyde ele alınıp görüşülecek” ifadelerini kullandı.

AKP ve MHP’nin dokuz HDP’li milletvekilinin dokunulmazlıklarını kaldırılması girişimlerine dair İncir şunları söyledi:

“Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmak istenmesi çılgınca bir şey. Neredeyse her hafta akademisyenler, gazeteciler, politikacıların keyfi olarak tutuklandığını görüyoruz. Biz Avrupalı parlamenterler, olanları yakından izliyoruz. Doğal olarak aynı şekilde mensubu olduğum parti grubu da olanları izliyor. Geçtiğimiz hafta partiler olarak Türkiye’deki tüm siyasi tutsakların serbest bırakılmalarını talep ettik.” 

[8 Mart] Ankara’da kadınlar sokaklara mora boyadı

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla Ankara‘da kadınlar Sakarya Caddesi’nde bir araya geldi. Ankara Kadın Platformu‘nun çağrısıyla Kolej Meydanı’nda buluşan kadınlar alkışlar ve sloganlarla Sakarya Meydanı’na yürüdü. Polisin yoğun güvenlik önlemi aldığı alana kadınların hazırladıkları pankartlar kontrol edilerek alındı.

Kadın cinayetlerinde hayatını kaybeden kadınların fotoğraflarını taşıyan kadınlar, Gülistan Doku’yu, Nadira Kadirova’yı, Yeldana Kaharman‘ı unutmayarak akıbetini sordu.

“Yaşasın 8 Mart”, “Dünya yerinden oynar kadınlar özgür olsa” ,“Bir kişi daha eksilmeyeceğiz”, “Tayyip kaç kaç kaç kadınlar geliyor”, “Kadınlar artık susmayacaklar” sloganlarıyla yürüyen kadınların dövizlerinde şiddete, kadın cinayetlerine, krize, yoksulluğa, savaşa karşı talepler öne çıktı. Yürüyüşe DİSK Kadın Bandosu da trampetleriyle eşlik etti.

Sakarya Meydanı’nda kadınlar sık sık “bir kişi daha eksilmeyeceğiz” sloganları atarak, kadın cinayetlerinde öldürülen kadınların isimlerini okudu.

İstanbul sözleşmesi ve 6284 vurgusu

Meydanda basın açıklamasını okuyan Neslihan Kırmızıgül, kadın direnişlerinin tüm dünyayı sardığı belirterek dünyanın her yerinde kadınların emeklerinin sömürülmesine, esnek-güvencesiz çalışma koşullarına, ırkçılığa, şiddete, kadın cinayetlerine, özgürlüklerinin ellerinden alınmak istenmesine karşı mücadele ettiğini söyledi. 

2019 yılında 474 kadının katledildiğini kaydedilen açıklamada, hayattan kopartılan tüm kadınlar için adalet talep edildi. Yeni yargı reformu da eleştirilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı: 

“Yeni yargı paketiyle, aile içi şiddet vakaları adı altında kadına yönelik şiddet için arabuluculuk getirilmeye çalışılıyor. Buradan uyarıyoruz: Türkiye’nin taraf olduğu İstanbul Sözleşmesi kadına yönelik şiddet bakımından arabulucuğu ve uzlaştırmayı yasaklamaktadır. 6284 Sayılı Kanun şiddete maruz kalan ve risk altında olan tüm kadınlar için uygulanmak zorundadır” 

Türkiye’nin savaşa sürüklendiğini ve savaşlar yüzünden her türlü emek sömürüsü, ayrımcılık ve şiddete maruz kalarak savaştan en büyük yarayı kadınların aldığını vurgulayan platform, “Halkların tarafı olmadığı bu kirli savaş pazarlığında kadın ve çocuklar başta olmak üzere sığınmacıların pazarlık konusu yapılmasını kabul etmiyoruz! Emperyalist saldırganlığa karşı inadına barış diyoruz” ifadelerini kullandı. 

‘Tüm renklerimizle bir aradayız’

Kadınların siyaset alanından silinmek istendiği, kadın siyasetçilerin tutuklandığı ve mücadele eden kadınlara gözdağı verilmek istendiği belirtilen açıklamada, kadınların cezaevlerinde çıplak arama, en temel hakların gasbedilmesi gibi insanlık dışı muamelelere maruz kaldığı ifade edildi.

Trans  bireylerin nefret cinayetleriyle katledildiği, intihara sürüklendiği, onur yürüyüşlerinin yasaklandığı belirtilen açıklamada, “Bizler tüm renklerimizle homofobiye, transfobiye karşı bir arada olmaktan ve direnmekten vazgeçmeyeceğiz” dedi. Tüm kadınlara çağrı yapan platform, “Emeğimiz, özgürlüklerimiz ve hayatlarımız için yan yana gelelim. Örgütlenelim, direnelim. Dayanışmayı büyütelim” denildi. 

 

Yaren Leylek’le Adem Amca 10’uncu yılda da birlikte

Bursa‘da yaşayan Adem Yılmaz ile dostluğu filme konu olan Yaren Leylek,  bu yıl da Eskikaraağaç Leylek Köyü‘ne ulaştı.  10’ncu ziyaretini gerçekleştiren Yaren Leylek’i dört gözle beklediğini söyleyen balıkçı Adem

‘Kazdağları’nın toparlanması için en az 30 yıla ihtiyaç var’

Kanada merkezli Alamos Gold ve yerli iştiraki Doğu Biga Madencilik tarafından Kazdağları’nda yapılmak istenen altın madeni projesine karşı “Su ve Yaşam Nöbeti” başlatan çevrecilerin mücadelesi 425 günün ardından sonuç verdi.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi’ne (CİMER) yapılan bireysel başvuruya verilen yanıtta şirketin izin iptallerinin yapıldığı, iş makinelerinin tahliye edildiği ve bölgede rehabilitasyon için bütçe ve ödenek planlamasının başlatıldığı belirtildi.

‘Toparlanması en az 30 yıl sürer’

Ancak İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa’daki Orman Fakültesi’nden Prof. Dr. Ünal Akkemik Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada verilen zararın çok büyük olduğunu ve Kazdağları’nın toparlanması için en az 30 yıl gerektiğini söyledi.

Mücadele ile maden çalışmasının başlatılmamış olmasının oldukça önemli olduğuna dikkat çeken Akkemik, “Eğer maden sahası işletilmiş olsaydı iyileştirilmesi çok zor olurdu” dedi.

‘Bölgedeki türler kullanılmalı’

Rehabilitasyonun var olan bir şeyin iyileştirmesi anlamına geldiğini belirten Akkemik, “Orada var olan bir şey yok. 350 bin ağaçlık arazi dümdüz edilmiş durumda. O yüzden rehabilitasyon değil ağaçlandırma yapılabilir” ifadelerini kullandı.

Ağaçlandırma çalışması yapılırken de bölgede yaşayan türlerin kullanılması gerektiğini hatırlatan Akkemik, “Orman Bölge Müdürlüğü’nün önceliği bu olmalı” yorumunu paylaştı.

Normalde Orman Teşkilatı’nın çalışmalarında bunu ön plana aldığını söyleyen Prof. Dr. Akkemik, “Kazdağları şu anda çok göz önünde olan ve insanların ilgisinin üzerinde olduğu bir yer. Dolayısıyla ‘Bir an önce yapalım’ diyerek ellerinde olan bir sürü ağacı buraya getirirlerse sıkıntıya yol açar” dedi.

‘Planlama özenli yapılmalı’

Bu tip çalışmalarda etkilerin onlarca yıl sonra görüldüğünü belirten Akkemik, “Ağaçların ya da tohumların dikilmesiyle değil dikilen ağaçlar ilk tohumlarını verip kendi genini devam ettirme sürecini başlattığında gerçek anlamda bir ekosistem oluşmaya başlıyor” bilgisini paylaştı.

Dikim öncesi planlamanın oldukça özenli yapılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Akkemik, “Bir yıl yerine üç yılda dikilsin ama düzgün planlansın. Orman Bölge Müdürlüğü teknik anlamda iyi ve bunu yapabilir yeter ki siyasi değil profesyonel olarak yaklaşsınlar konuya” dedi.

‘Ekosistem bedeli hesaplanmalı’

Ağaçlandırma işlemlerinin ücretini de bölgede yıkımı gerçekleştiren Alamos Gold tarafından üstlenilmesinin gerektiğini belirten Ünal Akkemik, “Sadece fidanların ücretiyle de kalmamalı. Ormancılık Ekonomisi alanında çalışan bilim insanları tarafından ekosistem değerinin hesaplanması gerekiyor. Sonuçta orada bir ekosistem tahrip oldu ve bunun 30, 40 yıllık bir bedeli var” yorumunu paylaştı.

 

[Hayvan hakları yasası nerede?] Muharrem Akburak, hayvanlar için 13 gündür açlık grevinde

63 yaşındaki emekli Muharrem Akburak, hayvan hakları yasasına dair taleplerinin duyulması için 13 gündür açlık grevinde.

Akburak, hayvan haklarıyla ilgili taleplerinin kabul edilmemesi halinde 11 Mart’tan sonra süresiz açlık grevine başlayacağını duyurdu.

Yeşil Gazete’ye açıklamalarda bulunan Muharrem Akburak, koah hastası olduğunu ve sağlık durumunun kötüye gittiğini belirtti.

’24 Şubat’ta açlık grevine başladım’

Şu anda mevcut olan ve hayvanları koruması bakımından son derece yetersiz olan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun yerine, geçen sene Meclisteki bütün siyasi partilerin araştırma komisyonu çatısı altında bir araya gelip oluşturduğu hayvan haklarını koruyan kapsamlı 55 maddelik bir rapor hazırlanmıştı.

Ancak, hazırlanan rapor bir türlü yasalaşmadığı gibi, siyasilerin konuyla ilgili açıklamaları da söz konusu rapora paralel yasanın hayata geçmeyeceğine dair bir görüş oluşturdu.

Muharrem Akburak da hayvanları can olarak kabul eden ve hukuki olarak da hayvanlara işkence edenlere ceza getirilmesini öngören 55 maddelik raporun hala yasalaşmaması, bununla birlikte rapora uygun bir yasanın yapılmayacağına dair beyanlar verilmesi üzerine açlık grevine başladı:

Mevcut olan 5199 sayılı hayvanlarla ilgili yasanın değiştirilmesi 2020 yılında gündeme gelmişti. Araya giren bazı nedenlerden dolayı yasa 2020 yılında çıkamadı. Ama 2020 yılında çıkarılması düşünülen yasa, hayvanseverler için umut vericiydi.

Fakat, 2021’de yasanın tekrar gündeme gelmesiyle hayvanseverler olarak çok büyük hayal kırıklığı yaşadık. Yasanın, hayvanların felaketi olabileceğini gördük.

Benimle birlikte Türkiye’nin birçok yerinde tepkiler ve sesler yükseldi. Ben de bu amaçla 24 Şubat’ta açlık grevine başladım. Şu gün itibariyle 13 günden beri açlık grevindeyim.”

Akburak, açlık grevini 11 Mart’a kadar sürdüreceğini açıklamıştı. Ancak, taleplerinin gözardı edilmesi ve hayvanları korumayacak bir yasanın geçmesi durumunda 11 Mart’tan sonra süresiz açlık grevine başlayacağını kaydetti.

‘Sahipli hayvan sayısına sınırlama getirilmemeli’

Muharrem Akburak, sahipsiz hayvanlara ilişkin yasada yer alması gereken ana talepleri şöyle sıraladı:

  • Hayvanların bulundukları yerde mutlaka kısırlaştırılmış olarak yaşamaları hükmünü içeren mevcut Hayvanları Koruma Kanunu’nundaki 6. Madde olduğu gibi korunmalı ve hiçbir şekilde yeni eklemeler ve maddeler ile delinmemeli, hayvanlar kısırlaştırıldıktan sonra alındıkları yere bırakılmalıdır.
  • Hayvanları Koruma Kanunu, belediye başkanlarının görev tanımlarına girmeli ve başta kısırlaştırma olmak üzere kanunu uygulamayan belediye başkanları hakkında “görev ihmalden” soruşturma açılmalıdır. Belediye görevlileri de idari ve cezai yaptırım kapsamına alınmalıdır.
  • Her belediyenin kendi sınırları içinde kısırlaştırma ve tedavi merkezleri kurma mecburiyeti getirilmeli ve bu merkezlerde etik ve tıbbi koşullarda kısırlaştırma seferberliği başlatılmalıdır. Belediyelerin kendi sınırları dışına kedi köpek çıkarması kesinlikle yasaklanmalıdır.
  • Belediyelerin büyük barınaklara kısırlaştırmaya götürme adı altında, başka şehirlere, kırsala, dağlara ve ormanlara hayvan atmalarına kılıf olan büyük merkezi dev bakımevleri kesinlikle yasaklanmalıdır.
  • Evlerdeki sahipli hayvan sayısına hiçbir koşulda sınırlama getirilmemelidir. Evinde mağdur ve çoklu hayvan bakan hiç kimse, o hayvanları petshoplardan toplamamıştır, hepsi öldüren yok eden zehirleyen belediyelerin elinden, ölüm kampı barınaklarından kurtarılan hayvanlardır. Belediyeler, bu hizmetleri yeterli biçimde verdikleri zaman, zaten gönüllüler kurtarmak korumak için evlerine çoklu hayvan almak zorunda kalmayacaklardır.

‘Cezaların alt sınırı üç yıldan başlamalı’

Yasal ırk tabirinin kalkması ve hayvanlara yönelik işlenen suçların alt sınırının üç yıldan başlaması gerektiğini belirten Akburak’ın diğer talepleri de şunlar:

  • 5199 sayılı mevcut kanunun 6.maddesinin tek kelimesi direkt ya da dolaylı biçimde değiştirilemez.
  • Hayvanlara yönelik her türlü hizmet, bakim, beslenme, tedavi, rehabilitasyon işlemleri İL, İLÇE, BELDE belediyesi ayrımı olmadan, belediye kanunun 14.maddesine kayıt edilmelidir. Belediye olmayan yerlerde il özel idareleri ve Kaymakamlıklar görevlendirilmelidir.
  • Devasa bakımevleri tam teşekküllü hayvan hastanelerine dönüşmelidir.
  • Hayvana karşı işlenen suçlarda re’sen soruşturma izni olmalıdır.
  • Hayvana yönelik işkence, tecavüz, psikolojik ve fiziksel şiddet, kötü muamele gibi suçlara verilecek cezaların alt sınırı 3 yıldan başlamalı, ertelenemez ve paraya çevrilemez olmalıdır.
  • Yasak ırk tabiri kalkmalı, dövüştürülmediği ve üretimde kullanılmadığı belirlenen hayvanlar ailelerine geri verilmelidir. Üretim ve dövüşten kurtarılan hayvanlar özel rehabilitasyon merkezlerinde rehabilite edilerek sahiplenmeye açılmalıdır.
  • Faytonlar, hayvan güreşi, dövüşü ve yarışları yasaklanmalıdır.
  • Evcil hayvan üretimi ruhsatlı, ruhsatsız ayrımı yapılmadan yasaklanmalıdır.
  • Yunus parkları, hayvanat bahçeleri kapatılmalı, havai fişek kullanımı ve turizm, spor adı altında avcılık yasaklanmalıdır.
  • İnternet üzerinden satışlar ile mücadele edilmelidir. Bunun için siber mücadele birimleri kurulmalıdır.
  • Hayvanlar üzerinde her ne sebeple olursa olsun deney yapılması yasaklanmalı , dünyada yaygın alternatif metotlar kullanılmalıdır. Kürk ithali ve ihracı yasaklanmalıdır.
  • Ülke genelinde eş zamanlı kısırlaştırma seferberliği başlatılarak tüm bu çalışmalar Stk’lar, Yhkg’ler ve gönüllüler ile birlikte yürütülmelidir.

Ne olmuştu?

2020 yılında Mecliste Hayvan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan rapora benzer bir hayvan hakları yasasının hazırlanması bekleniyordu. Ancak, yasa hala çıkmadı.

Bunun yanında siyasilerin hayvan hakları yasasıyla ilgili açıklamaları, Hayvan Hakları Komisyonu tarafından hazırlanan rapora uygun bir yasanın çıkmayacağına ilişkin haklı tahminlere neden oldu. Açıklamalar, hayvanseverler üzerinde ciddi bir hayal kırıklığı oluştururken, yeni çıkacak yasanın da hayvanları korumayacağı yönünde yorumlar yapıldı.

[8 Mart] ‘Salgında her iki kadından biri işsiz kaldı, şiddet arttı’

İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu (İSŞP), 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla yayımladığı basın açıklamasında Türkiye’nin cinsiyet eşitliğinden giderek uzaklaştığını ve Covid-19 sürecinden en çok kadınların olumsuz etkilendiğini belirtti.

İSŞP dönem sözcüsü ve TGS İstanbul Şube Başkanı Banu Tuna imzasıyla yapılan açıklamada Türkiye’de ev içi şiddetten polis şiddetine, işgücüne katılımdan toplumsal cinsiyet eşitliğine kadınlar açısından her şeyin geriye gittiği, Covid-19 salgınının bu durumu daha ağır hale getirdiğini kaydedildi. 

‘Kadınlar 8 Mart’a işsizliğin ve şiddetin pençesinde giriyor’

Kadınlarla birlikte mücadelede devamlılık vurgusu yapan İSŞP’nin açıklaması şöyle:

2021 Türkiyesi’nde kadınlar, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne toplumsal cinsiyet eşitliği hedeflerinin uzağında, işsizliğin pençesinde ve emek sömürüsü altında giriyor.

Her 8 Mart öncesinde olduğu gibi iş dünyasından, siyasilerden kadınlarla, eşitlikle, kadın emeğiyle ilgili hamasi açıklamalar, tüketim markalarından emekçi kadınlar gününü kapitalizm kutlamasıyla karıştıran kampanyalar geldiğini görüyoruz. İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu olarak kadınları, kadın emeğini yılda bir gün hatırlayan, yılın kalanında bu emeği sömüren, görmezden gelen, kadın hareketini şeytanlaştıran politikalara itiraz ediyoruz. Kadından Sorumlu Devlet Bakanlığı’nı kapatıp kadın politikalarını Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı çatısı altında üreten bu hükümet, kadını aile içinde, ev içinde, anne, eş ve bakım veren olarak görmeyi seçmektedir. Kadınların eşit yurttaşlar olarak erkeklerle birlikte üretime katılmasını, özgürlüğünü emeğiyle kazanmasını desteklemek yönünde bir niyet göstermemekte, kadına yönelik şiddeti sona erdirecek İstanbul Sözleşmesi’nin önüne “yerli ve milli” engeller koymaktadır.

Türkiye’de bugün ev içi şiddetten polis şiddetine, işgücüne katılımdan toplumsal cinsiyet eşitliğine kadınlar açısından her şey geriye gitmektedir. Koronavirus salgını bu tabloyu daha da ağırlaştırmaktadır.

İşsiz kadın sayısı bir yılda beş katına yükseldi

Birinci yılını dolduran Covid-19 salgını döneminde neredeyse her iki kadından biri işsiz kalmış, işbaşında olmayan kadınların sayısı bir yılda 5 katına çıkmıştır. Kadınlar, salgının yarattığı işsizlikten ve istihdam kaybından erkeklere oranla daha fazla etkilenmiş, geniş tanımlı kadın işsizlik oranı yüzde 45,3’e çıkmıştır. Kayıtdışı emeğin büyük bölümünü kadın işçiler oluşturmaktadır. Avrupa genelinde kadınların aile içi ücretsiz emeğine bakıldığında Türkiyeli kadınlar günde 3 saat 16 dakika ile en üst sıralarda yer almaktadır. Kadınlar ile erkeklerin ücretsiz ev içi emeğe ayırdığı zaman kıyaslandığında Türkiye en tepede yer almaktadır.

Türkiye’de asgari ücrete mahkum edilen emekçiler öteki, kadın emekçiler ötekinin de ötekisi durumuna gelmiştir. İSŞP olarak gerçek bir eşitlik sağlanana kadar kadınlar için, kadınlarla birlikte mücadeleyi sürdüreceğimizi beyan ederiz.”