Ana Sayfa Blog Sayfa 1619

Rasim Öztekin yarın defnedilecek

Türk tiyatro ve sinemasının usta oyuncusu Rasim Öztekin, pazar günü geçirdiği kalp krizinin ardından tedavi gördüğü hastanede dün hayatını kaybetti.
 
Öztekin, pazar günü öğle saatlerinde arkadaşlarıyla mesajlaştıktan sonra fenalaşmış, 62 yaşındaki usta oyuncunun kalp krizi geçirdiği açıklanmıştı. Usta oyuncunun kendisi gibi oyuncu olan kızı Pelin Öztekin, Twitter hesabından yaptığı açıklamayla usta sanatçının cenaze töreni hakkında bilgi verdi.

Pelin Öztekin açıklamasında şu ifadeleri kullandı:

“Canım babam, ustam Rasim Öztekin’in cenazesi, 10 Mart Çarşamba günü, saat 15:00’da Zincirlikuyu Mezarlığı Camii’nde kılınacak namaza müteakip, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda defnedilecektir.”

Avrupa Parlamentosu, üç Katalan siyasetçinin dokunulmazlığını kaldırdı

İspanya‘ya bağlı, özerk Katalonya bölgesinin eski başbakanı Carles Puigdemont‘nun da aralarında bulunduğu üç Katalan siyasetçi Avrupa Parlamentosu‘ndaki (AP) dokunulmazlıklarını  kaybetti.

İspanyol hükümetinin başvurusu üzerine AP’de yapılan oylamada 400 parlamenter, Puigdemont ile birlikte Katalan siyasetçiler Toni Comin  ve Clara Ponsati’nin dokunulmazlıklarının kaldırılması için “evet” oyu verdi. Oylamada 248 parlamenter “hayır” oyu kullandı, 40 kadar parlamenter de “çekimser” kaldı.

AP’de muhafazakâr, sosyal demokrat ve liberal gruplar parlamenterlerine üç siyasetçinin dokunulmazlıkların kaldırılması yönünde çağrıda bulundu, Yeşiller ve sol parti grupları ise üyelerinden karşı oy kullanmalarını istedi.

Oylama sonrası, üç Katalan siyasetçinin yargılanmalarının önü açılmış oldu. 

İspanya iadelerini istiyor

Ekim 2017’7e Katalonya’nın bağımsızlığı için yapılması planlanan referandumun İspanyol yargısı tarafından yasaklanmasının ardından çok sayıda üst düzey Katalan siyasetçi, cezaî süreçle karşı karşıya kalmamak yurt dışına çıkmıştı. 

Puigdemont ve eski Sağlık Bakanı Comin Belçika‘ya, Katalonya’nın eski Kültür Bakanı da İskoçya’ya gitmişti. Haklarında Avrupa çapında yakalama kararı çıkarılan siyasetçiler, AP’deki dokunulmazlıkları nedeniyle iade edilmiyordu. 

Şimdi çıkan karardan sonra üç politikacının İspanya’ya iade edilip edilmeyecekleri ise henüz bilinmiyor.

Türkiye’de koronavirüs: Ülkenin yarısından fazlası yüksek ve çok yüksek riskli kategorisinde

Sağlık Bakanlığı’nın ‘Kontrollü normalleşme’ kapsamında açıkladığı ‘mavi-sarı-turuncu-kırmızı’ haritasındaki çok yüksek ve yüksek riskli il sayısı 39’dan 48’e yükseldi.

Son tabloda yüksek riskli grupta yer alan İstanbul “çok yüksek riskli iller” kategorisine, vakaların tırmanışa geçtiği Ankara ise “orta riskli il” grubundan “yüksek riskli”ye geçirildi. 

Cumhuriyet‘e konuşan Türk Tabipleri Birliği (TTB) İkinci Başkanı Doç. Dr. Ali İhsan Ökten, yüksek ve çok yüksek riskli illerin Türkiye genelinin yarısından fazlası olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

“Bu demektir ki pandemide biz yüksek riskli durumdayız. Bu durumun üzerinde kontrollü normalleşmenin etkisi olduğunu henüz görmüyoruz. Okulların açılmasıyla 1-2 hafta sonra yüksek ve çok yüksek riskli illerin artacağını göreceğiz. O zaman ne yazık ki kötü bir tablo olacak. Günlük 200 binin altında aşılama var ve bunu artırmalıyız. En az 1 milyona yakın aşılama olmalı, bunu yapmadığımız sürece toplumsal bağışıklığı sağlayamayız. En önemli sorunlardan birisi varyant virüsün tüm illerde artış göstermesi. Bu koşullarda kontrollü veya kontrolsüz normalleşme sürecine geçmemiz mümkün değil. Aksine önlemleri artırmamız gerek.” 

Hastanelere başvurularda bir miktar artışın olduğunu dile getiren Ökten, “Henüz bu ciddi bir boyutta değil, yoğun bakım veya servis bakımından şu an sıkıntı yok. Ama artabilir. Kontrollü normalleşmede turizm düşünüldü. Siyaset ve ekonomi, bilim ve insan yaşamının önüne geçmiş durumda. Bunda da en büyük etken de yazık ki turizm sezonu” dedi.

‘Artık işimiz daha zor’

Enfeksiyon Hastalıkları Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan da sosyal medyadan, “Ne vatandaş, ne işyerleri önerilere uyuyor. Ya uymalarını sağlayacağız, ya da İstanbul başta yeni vaka artışlarına hazırlıklı olacağız. Lokal önlemlerle, seyahat kısıtlaması olmaksızın, salgını kontrol etmek mümkün değil. Dünyada vakalar azalırken bizde artıyor, virüs olumlu bir mutasyona uğradıkça işimiz önceki artışlardan daha zor olacak” açıklamasını yaptı.

 

 

Selahattin Demirtaş: Süreç demokrasi ittifakına evriliyor

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi’nin eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş, avukatları aracılığıyla BBC Türkçe’nin sorularını yanıtladı.

7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında AKP’ye yapılan koalisyon teklifi iddialarının doğru olduğunu söyleyen Demirtaş, ancak bunların ilk defa basına yansımadığını,  2013-2015 yılları arasındaki “çözüm sürecine” dair de  “gizli, tartışmalı, spekülatif hiçbir vaat” olmadığını söyledi. 

Demirtaş şöyle konuştu: 

Asıl sorun, AKP’nin kamuoyuna açık vaatte bulunmaması ve adım atmamış olmasıdır. Çözüm süreci ne suça ne de suçlamaya konu olmayacak kadar ciddi, ahlaki ve meşrudur. Sayın Eş Başkanımız da eminim ki gizli bir şantaj unsurundan söz etmiyor. AKP’nin çözüm sürecini sahiplenmeyen, kriminal hale getiren tutumunu eleştiriyor ve bunu teşhir etmekten söz ediyor. Ama gerçekten kast ettiği şeyi, elbette kendisi izah edecektir.”

Demirtaş, “demokrasi ittifakı” önerisi konusunda ise “Sürecin giderek bu noktaya evrildiğini düşünüyorum” diye konuştu. HDP ile İYİ Parti arasında “demokratik teamüller çerçevesinde eleştirel bir diyalog ve ilişki kurulmasını” öneren Demirtaş, “İYİ Partili bazı siyasetçilerin faşizan söylemlerinin diyalog ve çözüm zeminini tahrip ettiğini” söyledi.

HDP’nin eski lideri, parti kapatma tartışmalarıyla ilgili olarak da “Herkes şundan emin olsun ki kapanan HDP olmaz” dedi.

‘Yeni parti iddiaları gündemimde değil’

Son dönemde medyada çıkan yeni bir Kürt partisi kurulabileceğine dair iddialarla ilgili görüşü sorulan Demirtaş, “Parti kurmak usul ve esasları yasalarda belirtilmiştir. İsteyen herkes, bu çerçevede dilekçesini hazırlayıp partisini kurabilir. Biz HDP’liyiz ve HDP’yi büyütmeye gayret ediyoruz. Diğer tartışmalar benim gündemimde değil” diye konuştu.

‘Barış demekle barış gelmiyor’

Selahattin Demirtaş, Gara’da yaşananların ardından yaptığı barış çağrısına ilişkin de şu ifadeleri kullandı: 

Barış yanlıları, barış istediklerine dair niyet beyanının ötesine geçmeli ve somut çözüm programlarıyla, net çağrılarla seslerini yükselterek barış için kamuoyu oluşturmalı, şiddetin son bulması için herkese demokratik bir basınç uygulamalıdır. Yoksa, ‘barış barış’ demekle maalesef ki barış gelmiyor. Silahların susması için tüm muhalefet ve demokrasi güçleri ortak bir çözüm deklarasyonu hazırlayabilir ve buna dayanarak da çağrılar ve hatta bazı görüşmeler bile yapılabilir.”

‘Temel ilke güçlendirilmiş parlamenter sistem olmalı’

Geçen yaz, güçlendirilmiş parlamenter sistem temelinde bir ittifak modeli öneren Eski Eş Başkan, bu önerisinin hayata geçirilmesiyle ilgili olara ortak noktanın demokrasinin ilkeleri olduğuna vurgu yaptı:

“Gördüğüm kadarıyla HDP zaten bundan kaçmıyor. Hatta demokrasi ittifakını en çok HDP öneriyor. Tüm partiler ortak ilkeleri belirlerse bunun etrafında birleşebilirler. Sürecin, giderek bu noktaya evrildiğini düşünüyorum. ”

‘Kapanan HDP olmaz’

Demirtaş, HDP’nin kapatılmasına dair tartışmalarla ilgili ise “Son derece yanlış ve faydasız olarak görüyorum” yorumunu yaptı:

Oy artırmak ya da seçim kazanmak amacıyla bir partinin bir başka partiyi kapattırmaya çalışması acizliktir, utançtır. İsteyen deneyebilir ama herkes şundan emin olsun ki kapanan HDP olmaz. Biz yine de bunun olmasını istemiyoruz. Umarım parti kapatma tartışmaları bir daha gündeme gelmemek kapanır. Çünkü bu tartışmanın kendisi bile toplumsal dokuya büyük bir zarar veriyor.”

Cihangir İslam CHP’ye katıldı

Saadet Partisi’nden bir yıl önce istifa eden Bağımsız İstanbul Milletvekili Cihangir İslam, bugün CHP’ye katıldı. İslam’a parti rozetini, Meclis’teki  grup toplantısında Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu taktı.

İslam’ın katılımıyla CHP’nin TBMM’deki sandalye sayısı 136’ya yükseldi.

TBMM’ye CHP listesinden girmişti

Cihangir İslam, 24 Haziran 2018 seçimlerinde CHP’nin İstanbul 3. bölge milletvekili listesinden seçilmiş, seçilmesinin ardından 7 Temmuz 2018 tarihinde Saadet Partisi’ne geçmişti. İslam, 4 Mart 2020’de partisinden istifa etmişti ve gerekçelerini şöyle açıklamıştı:

“Metod ve görüş farklılıkları, bunun yanında vesayetten ari, özgürlükçü, demokratik, çoğulcu, eşitlikçi ve her kesimi kucaklayan bir anlayışın hâkim olmasına dair inancım genel anlamda istifa gerekçelerimi oluşturmuştu.”

Hakkında

Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Prof. İslam, ABD Minnesota Üniversitesi, Kanada – Montreal McGill Üniversitesi ve ABD Minnesota Twin Cities Spine Center‘da Omurga Cerrahisi ve Klinik Araştırma eğitimi aldı. Mimar Sinan Üniversitesi Felsefe yüksek lisans öğrencisi.  Yüzüncü Yıl Üniversitesi ve Kafkas Üniversitesi’nde Ortopedi ve Travmatoloji Ana Bilim Dalı öğretim üyeliği, Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde Ortopedi ve Travmatoloji Klinik Şefliği yaptı.

Mazlumder, Saadet Partisi, HAS PARTİ, Adalet Zemini ve Hak ve Adalet Platformu kurucularından. 100’ün üzerinde bilimsel çalışması yanında sosyal alanda yayımlanmış çok sayıda makalesi bulunuyor. 

 

Canan Güllü’ye ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan ödül

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Dışişleri Bakanlığı tarafından verilen Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü‘ne bu sene layık görülen isimlerden biri Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu (TKDF) Başkanı Canan Güllü oldu.

Jill Biden‘ın da katıldığı sanal ortamda düzenlenen ödül töreninde Güllü’yle birlikte dünyanın dört bir yanında cinsiyet eşitliği için mücadele eden 14 kadına ödülleri verildi.

Ödüle laik görülen diğer kişiler ise Belarus, Çin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Kamerun, Guatemala, İran, Myanmar, Nepal, Somali, İspanya, Sri Lanka, Venezuela ve Kolombiya’dan kadınlar oldu.

Düzenlenen törende Afganistan’da öldürülen yedi Afganistanlı kadın lider ve aktivist de onur ödülüyle anıldı.

Güllü’nün çalışmalarına vurgu yapıldı

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, törende yaptığı konuşmada TKDF Başkanı Güllü’nün geçtiğimiz yıl İstanbul Sözleşmesi‘nin uygulanması ve kadına yönelik şiddetle mücadele için gösterdiği çabaya dikkat çekti.

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Uluslararası Cesur Kadınlar Ödülü’yle ilgili yapılan açıklamada, Canan Güllü’nün 31 yıllık aktivistlik geçmişine ve dernekçi kimliğine vurgu yapıldı. Ayrıca, Güllü’nün 186 şubeye ve 52 bin 500 üyeye de liderlik ettiği kaydedildi.

Eurostat: AB ülkelerinde iş dünyasındaki kadınlara yönelik eşitsizlik devam ediyor

Avrupa Birliği (AB) İstatistik Ofisi‘nin (Eurostat) araştırmasına göre, AB üyesi ülkelerin tümünde iş dünyasında kadınlara yönelik eşitsizlik devam ediyor.

Cinsiyete dayalı ücret farkı araştırması, AB genelinde kadın çalışanların saatlik ücretlerinin erkek çalışanlara kıyasla yüzde 14,1 daha az olduğunu ortaya koydu.

Avusturya ve Almanya’da ücret farkı fazla

Kadın ve erkek çalışanlar arasındaki ücret farkının en fazla olduğu ülkeler arasında Estonya, Litvanya, Avusturya ve Almanya ilk sıralarda yer alıyor. Bu ülkelerdeki kadın çalışanlar, erkek çalışanlara göre saatte ortalama yüzde 20 daha az kazanıyor.

2019 yılı verilerine göre, Estonya’da cinsiyete dayalı ücret farkı yüzde 21,7 iken, Litvanya’da yüzde 21,2, Avusturya’da yüzde 19,9, Almanya’da da yüzde 19,1 olduğu kaydedildi.

Lüksemburg farkın en az olduğu ülke

Kadın ve erkek çalışanlar arasındaki ücret farkının en az olduğu ülkeler ise, Lüksemburg, Romanya, İtalya, Belçika ve Slovenya oldu. Kadın ve erkek çalışanları arasında yüzde 1,3’lük ücret farkı bulunan Lüksemburg, AB üyesi ülkeler arasında en iyi durumdaki ülke oldu.

İlerleyen yaşlarda fark derinleşiyor

Araştırma, iş dünyasına yeni giren genç kadın ve erkekler arasındaki cinsiyete dayalı ücret farkının daha düşük olduğunu gösteriyor. AB ülkelerindeki 20’li yaşlardaki çalışan kadınlar, erkek çalışanlara göre daha yüzde 2,3 daha az kazanıyor.

Ancak, ilerleyen yaşlarda ücret dengesizliği derinleşiyor. 55-64 yaş aralığındaki kadın ve erkek çalışanlar arasındaki ücret farkı yüzde 20’nin üzerine çıkabiliyor.

Bunun nedenlerinden birinin ise, kadınların hamilelik ve çocuk bakımı sebebiyle çalışma yaşamlarının kesintiye uğraması olarak gösteriliyor.

Birçok Avrupa ülkesinde, iş hayatında kadının konumuyla ilgili geleneksel bakış açısı birbirine benzer durumlarda oluyor.

Hollanda Televizyonu‘na (NOS) göre, 20 seneden beri hiç değişmeden bu görüşü savunanların çoğunluğunun erkekler olduğu belirtiliyor.

Çocuk bakımı kolay ve ucuz olursa durum değişebilir

Hollanda İstatistik Kurumu Baş Ekonomisti Prof. Dr. Peter van Mulligen, erkeklerin tam zamanlı yüksek maaşlı sektörlerde yer alırken, kadınların yarı zamanlı çalışabilecekleri sağlık, eğitim gibi alanlara yöneldiğinden bahsediyor.

Mulligen, çocuk bakımı daha kolay ve ucuz hale getirilirse, kadınların iş yaşamının daha az kesintiye uğrayacağını ve erkeklerle ücret farkının da dengelenebileceğini söylüyor.

CHP Covid-19 Salgınında Kadın Raporu: Kadınlar aşırı yoksulluğa sürüklenebilir

CHP, “Covid-19 Salgınında Kadın Raporu” isimli bir rapor yayımladı. Raporda, salgının sadece ekonomik değil hukuki ve psikolojik açıdan da kadınları zor duruma sürüklediği vurgulanırken, sosyal devlet ilkelerinin yerine getirilmemesiyle de bakım kriziyle karşı karşıya kalındığının altı çizildi.

Hazırlanan raporda, 2020 yılı Cinsiyet Ayrımı Endeksi‘ndeki veriye de yer verildi. 2020 yılı Cinsiyet Ayrımı Endeksi’nde Türkiye, 153 ülke arasında 130. sırada yer alıyor.

UN WOMEN Raporu’nda yer alan bir bilgiye göre de salgın 96 milyon insanı 2021 yılına kadar aşırı yoksulluğa sürükleyecek. 96 milyonun 47 milyonunu kadınlar ve kız çocukları oluşturuyor yani aşırı yoksulluk içinde yaşayan kadınların ve kız çocuklarının sayısı 435 milyona çıkacak.

Kadınlar aşırı yoksulluğa sürüklenebilir

CHP tarafından hazırlanan raporda, kadın ve kız çocuklarının aşırı yoksulluğa sürüklenebileceği ifade edildi:

Salgın, önümüzdeki on yılın sonuna kadar aşırı yoksulluğun ortadan kaldırılması beklentileri önünde ciddi tehdittir. Kadınlar, gelir kaynaklarını kaybetme olasılıklarının daha yüksek ve sosyal koruma önlemlerinin kapsamına girme olasılıkları daha düşük olduğu için COVID-19 krizinin etkilerini erkeklere oranla daha fazla hissetmekte, kadın yoksulluğu özel olarak tedbir alınması gereken konuların başında gelmektedir.

UN Women tarafından Eylül 2020’de yayımlanan İçgörüden Müdahaleye: COVID-19 Salgını Bağlamında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (From Insights to Action: Gender Equality in the wake of COVID-19) raporunda yer alan veriler, salgının 96 milyon insanı 2021 yılına kadar aşırı yoksulluğa sürükleyeceğini göstermektedir. 96 milyonun 47 milyonunu kadınlar ve kız çocukları oluşturmaktadır. Bu, aşırı yoksulluk içinde yaşayan kadınların ve kız çocuklarının sayısının 435 milyona çıkması demektir. Rapora göre; kadınlar için yoksulluk oranının 2019 ve 2021 yılları arasında yüzde 2,7 oranında düşmesi beklenirken tahminler salgın ve etkileri dolayısıyla yüzde 9,1 oranında artış öngörmektedir.”

‘Kadınların ev içi emeği arttı’

Koronavirüs salgını döneminde kadınların ev içi emeğindeki artışın erkeklere göre çok fazla olduğunun da altı çizildi:

COVID-19 sürecinde kadınlar aleyhine bir diğer sorun alanı, artan ücretsiz ev içi emektir. İşgücü karşısında kimi kadınlar ücretsiz izin almak zorunda kalırken, kimileri hem ev içi (ücretsiz) işgücü talebini hem de işgücü piyasasından kopmamak için çalışma şeklini radikal bir biçimde değiştirmek zorunda kalmıştır. Salgında sonrası iş güvenliğinin ve işsizliğin kadınlar için artan bir sorun haline geleceği ortadadır. Karantina ve izolasyon kararları yürürlüğe girdikçe, okullar ve çocuk bakım evleri kapandıkça kadınların ev işlerine harcadığı zaman artmıştır. Çift ebeveynli hanelerde bu süreçte erkeklerin de ev içi emeği ve çocuk bakımında göreceli artış görülürken kadınların ev içi emeğindeki artış erkeklere göre çok daha fazla olmuştur.

Aslında bu durum COVID-19 öncesi için de çok farklı değildir. Dünya çapında kadınlar ücretsiz bakım ve ev işlerinin %75’inden sorumludur. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) hesaplamalarına göre dünyada kadınlar günde ortalama 4 saat 25 dakika ücretsiz bakım ve ev içi işler yaparken erkekler için bu süre 1 saat 23 dakikadır. BM’ye göre de kadınlar günde ortalama 4.1 saatini, erkekler 1.7 saatini karşılıksız bakım emeğine ve ev işine ayırmaktadır.”

‘Ev işçileri sosyal güvenlik haklarına erişemedi’

Ev İşçileri Dayanışma Sendikası‘nın (EVİD-SEN) “Küresel Salgın Döneminde Çalışma Hakkı ve Diğer İnsan Hakları İhlalleri Bağlamında Ev İşçilerinin Karşılaştıkları Sorunlar Raporu”nda yer alan verilere de yer verilen raporda, kayıtdışı çalışan ev işçilerinin bu dönemde sosyal güvenlik haklarına erişemediklerinden bahsedildi:

Ev işçilerin çoğunun kayıtdışı çalışmaları yaşanan sorunun katlanarak artmasına neden olmuştur. Kayıtdışı çalışan ev işçileri bu dönemde sosyal güvenlik hakkına erişememiş, kendileri için gerekli olan temel ihtiyaçları karşılayamaz hale gelmişlerdir. Bu ev işçilerinin çoğunun devlet tarafından sağlanan herhangi bir yardımdan faydalanamadığı, yaşadıkları gelir kaybı nedeniyle borçlandıkları ve borçlarını ödeyemedikleri anlaşılmıştır.

Küresel salgın döneminde ev işçilerinin haneleri içinde kendilerinden başka aile bireylerinin de işsiz kalmaları nedeniyle bahsedilen ekonomik krizin derinleştiği dikkat çekmiştir. 413 ev işçisinin yanıtladığı ankete göre; ev işçilerinin %56,8’i bu dönemde işten çıkarıldıklarını ifade etmiş, %91,6’sı bu dönemde gelir kaybı yaşadığını belirtirken, %90,3’ü ise hanesinde kendisi haricinde işsiz kalan farklı kişiler de olduğunu vurgulamıştır. Ev işçilerinin %84,4’ü salgın döneminde herhangi bir yardımdan faydalanamadıklarını ifade etmiştir. Ulaşılan sınırlı yardımların ise koli yardımı vb. geçici desteklerden oluştuğu görülmüştür. Aynı anda hem aile içinde hem de çalışma yaşamında şiddete maruz kaldığını belirten ev işçilerinin oranının ise %99,7 olduğu dikkat çekmiştir. Araştırma kapsamında kendileriyle iletişime geçilen ev işçileri salgın döneminde hem aile içinde hem de çalışma yaşamı içerisinde maruz kaldıkları bütün şiddet türlerinde artış yaşandığını dile getirmişlerdir.”

CHP’nin çözüm önerileri

CHP’nin konuyla ilgili belirttiği çözüm önerilerinden bazıları ise şöyle:

  • Merkezi ve yerel bütçede toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme adımı atılmalı
  • Aile Destekleri Sigortası hayata geçirilmeli
  • Sosyal politikalar “sosyal yardım”lar ile sınırlı tutulmamalı
  • Tüm dünyada salgınla birlikte başat tartışma konularından biri haline gelen “Temel gelir” üzerine çalışılmalı
  • Sığınma evlerinin sayıları ve var olanların kapasiteleri artırılmalı
  • Bakımevleri, kreşler, bakım kurumlarına ücretsiz erişim imkanı önceliklendirilmeli
  • Cezaevlerindeki alanlar haklara erişim engellerinin ortadan kalkacağı şekilde, çocuk dostu/kadınların ihtiyaçları temelli yapılandırılmalı
    Kadın kooperatifleri, güvenilir gıdaya erişim yönündeki uygulamalar teşvik edilmeli
  • Dayanışma ağları ve hak temelli çalışan kadın kuruluşları desteklenmeli
    Bütçe adaleti gözetilerek kadın yoksulluğundan mağdur olan kadınlara sunulan destekler “gıda temelli” olmakla sınırlı kalmamalı
  • “Kadın işi”, “erkek işi” biçiminde şekillenmiş mesleki ayrışmaların ortadan kaldırılması teşvik edilmeli.
  • Kadın girişimcilerin “kadın işi” olarak görülmeyen alanlarda da desteklenmelerine özel önem verilmeli
  • Ücret şeffaflığına dair ulusal düzenlemeler yapılmalı ve özel sektör dahil tüm iş yerlerinde ücret sistemleri için, cinsiyete dayalı farklılıklar bakımından gözden geçirilerek önlemler alınmalı
  • Toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik politikaları olan ve cinsiyete dayalı ücret eşitsizliğinin önlenmesi için taahhütte bulunmak isteyen şirketlerin, EPIC platformuna katılabileceği ve konu üzerine bilgi, kaynaklar ve iyi uygulamalar sunan çok paydaşlı küresel bir platformun üyesi olabileceğinden hareketle teşvik edilmeli.

Vali duyurdu: İzmir’de vaka sayıları yüzde 50 arttı

İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger, kontrollü normalleşme sürecinin ilk günlerini de içine alan 27 Şubat-5 Mart tarihlerinde kentteki Covid-19 vaka sayılarının 8-14 Şubat haftasına göre yüzde 50 arttığını söyledi. Köşger, İzmir’de her gün 7-8 kişinin koronavirüs sebebiyle hayatını kaybettiğini belirtti.
 
Vali Köşger şu bilgileri verdi:
 
 “8-14 Şubat haftasında her 100 bin kişide vaka sayımız 44.39, 20-26 Şubat haftasında ise 53.42 oldu. 27 Şubat-5 Mart’ı kapsayan haftada ise bu rakam 66.47 yükseldi. Kendi içinde vaka sayılarında yüzde 50’ye yakın bir artış var.” .

Denetimler sıklaşacak

Kentte 14 bin kişiyle denetimlere devam ettiklerini, her gün farklı temalarla kontroller yapıldığını kaydeden Köşger, şöyle konuştu:

“Denetimlerimiz sıklaşacak. İzmir’de vatandaşımızın uzun süren salgından sıkılmış olduğunu biliyoruz ancak biraz erken rehavete kapılmanın daha büyük sıkıntılara sebebiyet vereceğini de bilmemiz lazım. Kontrollü normalleşme denilen şey, maske, mesafe ve hijyene dikkat ederek yaşamak. Buna riayet etmezsek rakamlar hızlı şekilde kırmızı bölgeye evrilecek. Tekrar başa dönmüş olacağız. İzmir 4.5 milyonluk bir şehir. Biz ne kadar denetim yaparsak yapalım herkesin başına bir polis dikmemiz mümkün değil. Vatandaşın kendi sağlığını düşünerek kendi tedbirlerini almasını bekliyoruz.”

İzmir’de artan vaka sayılarına rağmen hastanelerde yoğunluk  yaşanmadığına işaret eden Köşger, “Hastane, yoğun bakım ve entübasyonla ilgili sıkıntımız yok. Özellikle 30 Ekim’deki depremin ardından Kovid-19 kentimizde zirve yapmıştı. O dönemde de sıkıntı yaşamamıştık. Vatandaşımız ‘Virüs mutasyona uğradı artık çok ölümcül değil’ diye düşünebilir ama virüs ölümcül olmaya devam ediyor. Her gün kentimizde 7-8 kişi bu virüs nedeniyle yaşamını yitiriyor” ifadelerini kullandı.

Greta Thunberg’den Biden’a: İklim hedefleri Paris Anlaşması’ndan uzak

 
Thunberg buna rağmen yeni başkanın üslubunu ve yaklaşımını memnuniyetle karşıladığını belirtti
 
MSNBC kanalına konuşan Thunberg’den 20 Ocak’ta göreve başlayan Biden’ın iklim değişikliği politikalarına puan vermesi istendi. Genç aktivist şunları söyledi:
 

 “Bunu isteyeceğiniz kişi ben değilim. Ben yalnızca bir gencim, bu gibi puanlamalar yapma yetkim yok. Bu konudaki fikrim önemsiz. Benim yerime bilime kulak vermeli. Biden’ın politikalarının 1.5 °C’nin altında kalma hedefiyle uyumlu olup olmadığına bakmalısınız. Göreceksiniz ki, hayır, bilimin söyledikleriyle yeterince uyumlu gitmiyor. Bunu ben söylemiyorum, veriler söylüyor. 

Zor olduğunu biliyorum ve dürüst olmak gerekirse şu anda politikacıların yerinde olmak istemezdim. Ne kadar zor olduğunu hayal dahi edemiyorum. Ama Biden’dan yalnızca iklim krizini bir kriz olarak ele almasını istiyorum.”

Thunberg, “Biden seni arasa ve sihirli değneğini kullanabileceğini söylese ondan ne yapmasını isterdin?” sorusuna da “Hiçbir şey. Bu demokratik olmazdı ve demokrasi sahip olduğumuz en değerli şey” yanıtını verdi.

‘Böylesi güçlü insanların benime uğraşması bir iltifat’ 

Greta Thunberg röportajda Trump gibi liderlerin kendisini eleştirmesinin de komik olduğunu söyledi: “Böyle şeylere gülüp geçebilmelisiniz. Böylesi güçlü insanların sizin peşinde olması gerçekten etkili olduğunuz anlamına geliyor. Kendilerine bir tehdit oluşturuyorsunuz ki bunu yapıyorlar. Dolayısıyla bunu bir iltifat olarak görmek lazım.”