Ana Sayfa Blog Sayfa 1608

Boğaziçi Dayanışması’ndan çağrı: 17 Mart’ta arkadaşlarımızı almak için Çağlayan’dayız

Boğaziçi Üniversitesi‘ne AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Melih Bulu‘nun rektör olarak atanmasına karşı başlayan protestolara katıldıkları için yargılanan öğrencilerin ilk duruşması 17 Mart tarihinde Çağlayan‘daki İstanbul Adliyesi‘nde görülecek.

Boğaziçi Dayanışması ikisi tutuklu toplamda yedi öğrencinin yargılanacağı duruşmaya katılım için çağrıda bulundu.

‘Bundan sonrası hepimizde’

#BundanSonrasıHepimizde etiketiyle yapılan açıklamada “17 Mart Çarşamba 13:00’te Boğaziçi direnişini savunmak, yargılanan sıra arkadaşlarımızla dayanışmak için Çağlayan Adliyesi’ndeyiz” denildi.

Açıklamada “Tutuklu Boğaziçi direnişçileri serbest kalana, polis-ÖGB ablukası tüm üniversitelerden kalkana dek kesintisiz direnişteyiz!” ifadeleri kullanıldı.

İstanbul Boğazı’nda kurşun kirliliği tehlikesi

İstanbul Boğazı’nda balıkçıların oltalara ağırlık yapması için taktıkları kurşunlar hem Boğaz’daki yaşamı hem de insanları zehirliyor.

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Deniz Biyolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim üyesi Prof. Dr. Gülşen Altuğ, “Kurşun zehirli bir madde. Uzun vadede balıkların yaşam alanlarını, yumurta ve larvalarını etkilemesi, kas dokularında birikerek soframıza ulaşması ve orada birikerek kanserojen etkiye sebep olması en vahim olarak vereceğimiz örnekler” dedi.

‘Çözüm farkındalıkta’

Altuğ DHA’ya verdiği demeçte zehirli kurşunun sadece olta balıklarıyla değil endüstriyel atıklarla da mavi sulara karıştığını söyleyen çözümün farkındalıkla olabileceğini belirtti:

Amatör olarak avlanan kişilere bunun etkileri ne kadar çok anlatılır ne kadar çok farkındalık artarsa, onların yoğun olarak avlandığı ve kurşun düşürdüğü yerlerde toplanması kural haline gelirse bir nebze zararı azaltmış oluruz. Kurşunu denizden kontrolsüz bir biçimde toplayanların olmasının yanı sıra lokal olarak yoğun olduğu yerlerde düzenli toplayıcı sistemlerini kurulması çözüm olabilir.”

‘Süper güçlü bakteriler çıkabilir’

Prof. Dr. Altuğ, “Özellikle kimyasal olarak toksik etkileri bulunan kimyasalların denize girmesi denizde bulunan bakterilerin bunlara karşı savunma geliştirmesine ve direnç kazanmasına yol açıyor. Dolayısıyla bugün kovid varken yarın da bu kadar çok kirleticiye, ağır metale direnç kazanmış süper güçlü bakterinin çıkmayacağını garanti edemez” dedi.

Fotoğraf: DHA

Sarıyer Sahili’nde olta malzemeleri satan Serkan Eser, kurşunun balıkçılığın olmazsa olmazı olduğunu belirterek, “İnsanlar bir çapari takımı aldığı zaman mutlaka bir kurşun da alıyor yanında. Ayda 100 kilodan fazla satıyorum” bilgisini paylaştı.

Aynı zamanda dalgıçlık da yapan Eser, “Sadece bulunduğumuz bölgeyi hesaplasak 15-25 ton çıkar. Bir kamyonla taşıyamazsın çıkan kurşunu. Kıyıdan 100 metreye kadar olta atabilirsin. Ben 50 metreye kadar dalabiliyorum. Açıkta çok daha fazla kurşun vardır. Ben profesyonel olduğum halde 4-5 tane koparıyorum. Acemiler çok daha fazla kurşun koparıyor” ifadelerini kullandı.

 

Gizli modda takibi sürdüren Google’a beş milyar dolarlık dava açıldı

Amerika Birleşik Devletleri‘nde (ABD) internet tarayıcısı Chrome‘un geliştiricisi Google‘a gizli modda bile kullanıcıları takip ettiği gerekçesiyle beş milyar dolarlık dava açıldı.

Davacıların temel gerekçesi ise Google’ın gizli mod özelliği üzerinden internete giren kullanıcılara takip edildiklerini bildirmemesi oldu. Hatta davaya dosyasına göre takip edilmemek için beyanda bulunulduğu durumda dahi Google takip etmeye devam ediyor.

Davada Google’daki bir açık nedeniyle bu bilgilerin dışarı sızdığı belirtildi. Beş milyar dolarlık dava sızıntıdan etkilenmiş potansiyel mağdurlara beşer bin dolarlık tazminat öngörüyor.

Google: Yeterince bilgilendiriliyor

Google ise kullanıcıların gerektiği kadar bilgilendirildiği görüşünde. Google açılış sayfasında üçüncü parti internet sitelerinin takibe devam edebileceğini aktarıyor.

Webtekno’nun aktardığına göre Google sözcüsü Jose Castenda konuya ilişkin yaptığı açıklamada ”Chrome’daki gizli sekme, size etkinliğiniz tarayıcınıza veya cihazınıza kaydedilmeden internette gezinme seçeneği sunar. Her yeni gizli sekme açtığınızda açıkça belirttiğimiz gibi, web siteleri oturumunuz sırasında göz atma etkinliğiniz hakkında bilgi toplayabilir” ifadelerini kullandı.

Google bu gerekçeyi sunarak davanın düşmesini talep etti. Ancak mahkeme bu talebi kabul etmedi.

BM: Myanmar’da darbeden bu yana 138 kişi öldürüldü

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreter Sözcüsü Stephane Dujarric, düzenlediği basın toplantısında, darbeden bu yana Myanmar‘da 138 protestocunun güvenlik güçleri tarafından öldürüldüğünü söyledi.

Dujarric yaptığı açıklamada barışçıl göstericilere yönelik şiddeti “güçlü bir şekilde” kınadıklarını ifade etti. Açıklamada öldürülenler arasında kadın ve çocukların da bulunduğu belirtildi.

Birleşmiş Milletler, uluslararası topluma ve bölge ülkelerine, Myanmar halkı ile dayanışma ve demokrasinin yanında yer alma çağrısı yaptı.

Neler yaşandı?

Myanmar ordusu, kendine yakın siyasi grupların, 8 Kasım 2020 seçimlerinde hile yapıldığı iddialarını ortaya atması ve ülkede siyasi gerilimin yükselmesinin ardından 1 Şubat’ta yönetime el koydu.

Ordu, Dışişleri Bakanı ve ülkenin fiili lideri Aung San Suu Çii başta olmak üzere pek çok yetkili ve iktidar partisi yöneticisini gözaltına almış ve bir yıllığına olağanüstü hal ilan etti.

Yaptırım kararları

Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği başta olmak üzere uluslararası toplum, darbeyi kınadı. ABD, Kanada ve İngiltere, darbede rol oynayan askeri yetkililere yaptırım kararı aldı.

Myanmarlılar, 6 Şubat’ta demokrasiye dönüş talebiyle gösterilere başladı, güvenlik güçlerinin sert müdahalesi sonucu can kayıpları yaşanınca protestolara katılım arttı.

Sadece 3 Mart tarihinde 38 kişi öldürüldü ve gösterilerin en kanlı günü olarak tarihe geçti.

 

 

 

Koronavirüs vaka sayıları artıyor, kısıtlamalarda değişiklik yok

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca illerde 100 bin nüfusa karşılık gelen haftalık toplam vaka sayılarını açıkladı.

100 binde en fazla koronavirüs vaka sayısı Samsun, Sinop, Giresun, Balıkesir ve Kilis’te oldu.

En az vaka görülen iller ise Siirt, Şırnak, Hakkari, Urfa ve Batman.

Üç büyük ilde son durum

Bakan Koca’nın paylaştığı haritaya göre, 6-12 Mart tarihlerinde koronavirüs vaka sayısı her 100 bin kişide İstanbul’da 178,25, Ankara’da 68,53, İzmir’de 78,57’ye ulaştı.

Geçtiğimiz hafta İstanbul 11,57, İzmir 66,47 ve Ankara 54, 83’tü.

Günlük koronavirüs tablosunda artış

Sağlık Bakanlığı tarafından 15 Mart günlük koronavirüs tablosu da açıklandı.

Tabloya göre, günlük yeni vaka sayısı 15 bin 503 olurken, bu rakamla yılın en yüksek seviyesine ulaşılmış oldu.

Toplam vaka sayısı 2 milyon 894 bin 893 olurken, can kaybı da 29 bin 552’ye’e yükseldi.

Vaka sayılarında yaşanan artış nedeniyle önlemlerin sıkılaştırılması konusu dünkü kabine toplantısında görüşüldü. Ancak, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan mevcut önlemlerle devam edileceğini açıkladı.

Türkiye emisyon artışında Afrika ülkeleriyle yarışıyor – Pelin Cengiz

Geçtiğimiz günlerde açıklanan birkaç bilimsel çalışmanın sonuçlarıyla Türkiye’de iklim odaklı politikaların uygulanması yönünde bir iradeden bahsetmek şöyle dursun Türkiye’nin iklim kriziyle mücadele zihniyetinden giderek uzaklaştığını görüyoruz.

East Anglia Üniversitesi, Stanford Üniversitesi ve Küresel Karbon Projesi araştırmacıları tarafından geçtiğimiz günlerde önemli bir çalışma yayınlandı. Nature Climate Change adlı bilimsel dergide yayınlanan “Covid Sonrası Dönemde CO2 Emisyonları” isimli makale, Paris Anlaşması’ndan bu yana ilk defa ülkelerin emisyon azaltımlarının hesaplamasını yaptı. 

Bu hesaplamaya göre, emisyonlar 64 ülkede azalırken, 150 ülkede artış gösterdi. 

2016-2019 dönemindeki küresel ölçekteki karbon emisyonu, 2011-2015 dönemi ile karşılaştırıldığında yıllık 0,21 milyar ton artmış durumda.

Emisyonlarını azaltan ülkelerin çok büyük bir kısmı aynı dönemde ekonomilerini büyütürken, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’larını (GSYİH) da arttırmış olmaları öne çıktı. 

Ancak araştırma, iklim kriziyle mücadeleyi amaçlayan Paris Anlaşması’nın hedeflerine uyum sağlamak için azaltım miktarının 10 kat artması gerektiğini de ortaya koydu.

Çok daha iddialı hedeflere ihtiyaç var

Araştırmanın sonuçları, kasım ayında Glasgow‘da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP26) öncesinde, çok daha iddialı iklim hedeflerine olan ihtiyacı bir kez daha gösterdi.

Her yıl azaltılan 0,16 milyar ton CO2 emisyon miktarı, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında her yıl küresel ölçekte ihtiyaç duyulan 1-2 milyar ton CO2 azaltımının yalnızca yüzde 10’unu oluşturuyor.

2020 yılında, Covid-19 küresel salgınıyla mücadele kapsamındaki kısıtlamalar, küresel ölçekte emisyonların 2,6 milyar ton CO2 azalmasına ve 2019’daki seviyesinden yaklaşık yüzde 7 gerilemesine yol açtı. 

Araştırmacılar, 2020 yılında, önemli ölçüde fosil yakıtlara bağımlı olan dünyanın, gerçekçi şekilde devam edemeyecek bir “duraklama noktası” yaşadığını ve kısıtlama politikalarının iklim krizini çözmeye yönelik sürdürülebilir ya da arzu edilen bir çözüm sunmadığını dile getiriyor. Çünkü, uygulamaya konan faaliyetlerin ölçeği halen yeterince büyük değil ve aslında birçok ülkede emisyon artışı yaşanıyor. İnsan sağlığı ve gezegenin geleceği için fayda sağlayacak büyük ölçekli uygulamalara ihtiyaç var. 

Paris Anlaşması’nın küresel ısınmayı 1,5°C ila 2°C ile sınırlandırma hedefinin hayata geçirilebilmesi için 2020’ler boyunca ve sonraki yıllarda yıllık 1-2 milyar ton CO2 azaltım gerekli.

Yüksek gelire sahip 36 ülkenin 25’inin emisyonlarında, 2016-2019 döneminde 2011-2015’e kıyasla düşüş yaşandı. 

Bu ülkeler arasında ABD (ortalama yıllık yüzde -0,7 düşüş), Avrupa Birliği (yüzde -0,9) ve İngiltere (yüzde -3,6) yer alıyor. 

Bu ülkelerde, diğer ülkelerde üretilen ithal malların karbon ayak izinin hesaba katıldığı durumda dahi emisyonların azaldığı görülüyor.

99 üst ve orta gelirli ülkenin 30’unda 2016-2019 döneminde 2011-2015’e kıyasla emisyonlar azaldı. Bu durum, emisyon azaltımına yönelik adımların günümüzde dünya çapında birçok ülkede uygulamaya konduğunu gösteriyor. 

Meksika (yüzde -1,3) üst-orta gelirli ülkeler arasında dikkat çeken bir örnek olarak görülüyor. Çin’in emisyonları ise yüzde 0,4 artış gösterse de bu artış, 2011-2015 yılları arasında kaydedilen yıllık yüzde 6,2’lik büyümeden çok daha sınırlı şekilde gerçekleşiyor.

Türkiye’nin emisyon artışı üç yılda yüzde 20

Raporda Türkiye’ye ilişkin de önemli veriler paylaşılmış.

Türkiye’nin emisyonları ise 2016-2019 arasındaki dönemde yüzde 20’den fazla artış gösteriyor. 

Bu artış, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu üst-orta gelir seviyesine sahip ülkelerin ortalama değerinden daha yüksek şekilde gerçekleşti. Türkiye listede başta Afrika ülkeleri olmak üzere çok sayıda az gelişmiş ülke ile birlikte yer aldı.

Türkiye’nin CO2 emisyonları Covid-19’un etkili olduğu 2020 yılında ise bir çok ülke gibi yüzde 10’dan fazla düşüş gösteriyor.

2021 yılında Covid-19 öncesi emisyon seviyelerine tamamen geri dönülmesi olası değil, ancak makalenin yazarları, Covid-19 sonrası ekonomik toparlanma programlarının, yatırımları temiz enerjiye ve yeşil ekonomiye yönlendirmediği durumda, emisyonların birkaç yıl içerisinde yeniden artmaya başlayabileceğine dikkat çekiyor. 

Birçok ülkede Covid-19 sonrası dönemde gerçekleştirilen yatırımlar, iklim taahhütlerine aykırı fosil yakıtların hakimiyetinde devam ediyor. Bu ülkeler arasında ABD ve Çin de yer alıyor. AB, Danimarka, Fransa, İngiltere, Almanya ve İsviçre, fosil yakıtlara sınırlı yatırım yaparken, oldukça kapsamlı yeşil teşvik paketlerini uygulamaya koyan ülkeler olarak öne çıkıyor.

Yakın zamanda, Harvard Üniversitesi, University College London ve diğer üniversitelerden bir grup bilim insanı çığır açan bir araştırma ile fosil yakıt kullanımından kaynaklanan hava kirliliğinin dünya çapında beş ölümden birinden sorumlu olduğunu ortaya koydu.

Environmental Research dergisinde yayınlanan çalışma, her yıl kömür ve dizel gibi fosil yakıtların yanmasından kaynaklanan hava kirliliği nedeniyle 8 milyondan fazla insanın yaşamını yitirdiği tespit ediyor. Hava kirliliği kaynaklı ölümlere dair bu tespit, geçmiş tahminlere kıyasla büyük bir artış gösteriyor.

Her ülke fosil yakıt kaynaklı hava kirliliğinden mustarip; ancak araştırmacılar, fosil yakıt kullanımı kaynaklı hava kirliliğinin en yüksek ölüm oranlarına sebep olduğu ülkeler olarak Çin ve Hindistan’ı tespit etti. Yakın zamana kadar hangi boy partikül madde kirliliğinin doğrudan fosil yakıtlara ve buna bağlı ölümlere atfedilebileceğini belirlemek zordu. 

Ancak araştırma ve modelleme alanlarında kat edilen ilerlemeler, bugün bilim adamlarının fosil yakıt kaynaklı kirliliğin oranını tam olarak belirlemesini mümkün kılıyor. Fosil yakıt kullanımının sonlandırılmasının aciliyetini vurgulayan araştırma, aynı zamanda bu yakıtların kullanımından kaynaklanan doğrudan zararlara karşı yasal süreçlerin ve davaların yolunun da açılabileceğini ortaya koyuyor.

Araştırmacılar, fosil yakıt tüketimi ile üretilen PM2.5’i modellemek amacıyla deniz, hava ve kara taşıtları, enerji ve endüstri gibi birçok sektörden hesaplanan tahmini emisyon miktarlarını ve NASA Küresel Modelleme ve Özümleme Ofisi yardımıyla elde edilen meteoroloji kaynaklı oksidan-aerosol kimyası simülasyonunu GEOS-Chem sistemine girdi. Her 50 km x 60 km alan için, dış mekânda fosil yakıt kaynaklı PM2.5 yoğunluğunu tespit eden araştırmacıların atması gereken sonraki adım, bu yoğunluk düzeylerinin insan sağlığına etkisini saptamaktı. Hava ile taşınan parçacıkların halk sağlığına zararlı olduğunun yıllardır bilinmesine rağmen, Çin ve Hindistan gibi yüksek maruz kalma düzeylerine sahip bölgelerde bu kirliliğin sağlığa etkilerini ölçen çok az epidemiyolojik araştırma gerçekleştirilmişti. Önceki araştırmalar, iç mekânda dumana maruz kalmanın sağlık risklerini dış mekânda PM2.5’e maruz kalma için uyarlıyordu. Fakat Asya’da yakın zamanda yapılan araştırmalar, bu yaklaşımın dış mekândaki yoğun kirliliğin risklerini önemli ölçüde azımsadığını gösteriyor.

Bu yeni model, düşük yoğunluklarda bile fosil yakıt emisyonuna uzun vadeli maruz kalmanın daha yüksek bir ölüm oranına yol açtığını gösteriyor. Araştırmacıların bulgularına göre 2012’de dünya çapında fosil yakıt emisyonları nedeniyle gerçekleşen ölümler, tüm ölümlerin yüzde 21,5’ine denk geldi.

Her yıl yaklaşık 53,60 milyar TL sağlık maliyeti

Buradan meselesi Türkiye özeline bağlayacak olursak karşımıza şöyle bir tablo çıkıyor.

Sağlık ve Çevre Birliği (HEAL-Health and Environment Alliance) tarafından yine yakın zamanda açıklanan rapor, kömürün AB elektrik üretimindeki payının “kömürden çıkış” (coal phase-out) politikası ve Paris İklim Anlaşması’nın uygulamaya geçmesiyle gün geçtikçe azaldığını gösterirken, Türkiye’de ise elektrik üretiminin hala kömüre dayanmaya devam ettiğini ve bunun Türkiye’ye maliyetinin giderek arttığını ortaya koyuyor.

Türkiye’de planan termik santrallerle 19 GW’lık mevcut kurulu kömür gücünün iki katından daha fazlası bir seviyeye gelmesi söz konusu. Temmuz 2019 itibariyle toplam 33 GW’lık 30 yeni kömürlü termik santral projesi var. 

Kömüre dayalı elektrik üretiminin halihazırda yarattığı yoğun hava kirliliği düşünüldüğünde, kömür kullanımının arttırılması halk sağlığı için büyük bir risk. 2019 sonu itibariyle kömürlü termik santraller Türkiye’de elektriğin yaklaşık yüzde 37’sini üretiyor.

Türkiye’de santral bazında sağlık etkilerini ve buna bağlı maliyetleri hesaplayan ilk çalışma olan rapor, kömür santrallerinin yarattığı kirliliğin her yıl yaklaşık 53,60 milyar TL’ye sağlık maliyetinin olduğunu ortaya koyuyor.

Rapora göre, 2019’da Türkiye’nin sağlık harcamaları 201 milyar TL olarak açıklandı. Bunun yüzde 27’si ise kömür kaynaklı sağlık sorunlarına harcandı.

Bu santraller Türkiye’de 26 bin 500 çocuk bronşit vakası, 3 bin erken doğum, 3 bin 230 yetişkin bronşit vakası, bununla birlikte 11 milyon 300 bin hasta geçirilen güne ve hastalık nedeniyle 1,4 milyon iş günü kaybına neden oldu.

Ve maalesef, 2020 yılının ilk altı ayında çevre yatırımlarını gerçekleştirmeyen kömürlü termik santraller kapatıldı, ancak buna rağmen geçici faaliyet belgesi alan bu santraller, yeniden çalışmaya devam ediyor. 

Baca gazı arıtımı ve kül depolama sahalarının mevzuata uygun hale getirilmesi için gerekli altyapı yatırımlarını tamamlamayan kömürlü termik santrallerin çalışmasının derhal durdurulması gerekiyor. 

Çevre mevzuatına uyum için gerekli yatırımlarını yapmamış eski santraller yıllardır Çanakkale, Kütahya, Manisa, Muğla, Zonguldak, Kahramanmaraş ve Sivas’ta hava, su ve toprağı kirletmeye devam ediyor.

Dünya, iklim kriziyle mücadelede çok yol katedebilmiş değil ama Türkiye’nin içler acısı hali insanı her gün daha büyük umutsuzluklara sürüklüyor. Buna izin vermemek ses yükselterek, mücadele ederek aslında hepimizin elinde…

(Bu yazı ilk kez Artı Gerçek’te yayımlanmıştır.)

Yüz yüze eğitimde ikinci hafta: 141 öğretmen, 269 öğrenci, 22 personel karantinada

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), ilkini 9 Mart’ta yayınladığı yüz yüze eğitimde Covid-19 vaka tespit tablosunun ikincisini açıkladı. 

5 Mart-12 Mart tarihlerini kapsayan Eğitim Sen tablosuna göre;

  • Eğitime ara verilen ve karantinaya alınan okul sayısı: 50
  • Karantina kararı verilen sınıf: 11
  • Karantina kararı verilen yurt: 1
  • Edirne İpsala ilçesi, ilk ve orta okullar kapatıldı.
  • Samsun Vezirköprü ilçesinde dört köyün okulları kapatıldı.
  • 1 müdür ve 1 müdür yardımcısı Covid-19 nedeniyle hayatını kaybetti.
  • Pozitif, temaslı ya da karantinada olan 141 öğretmen, 269 öğrenci ve 22 personel bulunuyor. 

Eğitim Sen’den yapılan açıklamada, şu ana kadar 8 milyonu birinci doz, 3 milyonu ikinci doz olmak üzere yapılan 11 milyon aşı içinde, eğitim emekçilerinin aşılanmasının 80 binde kaldığı belirtti.

Salgına karşı en öncelikli tedbir olan aşının halen eğitim emekçileri için yaygınca yapılmayışı yüz yüze eğitimin sürdürülebilirliğini risk altına almaktadır çünkü vakalar ciddi oranda artmaktadır” denilen açıklamada, yüz yüze eğitimin devam ettirilmesi için aşının hayati öncelikli olduğu vurgulandı.

“Tablo, gerçeğin bir kısmını yansıtıyor”

Sendika açıklamasında salgın koşullarında yüz yüze eğitime geçmenin ciddi bir strateji ve buna uygun ek bütçeyi zorunlu kıldığına da dikkat çekildi; “Eğitim Sen olarak MEB’in yüz yüze eğitimi istiyormuş gibi yapıp hiçbir tedbir almamasını kabul etmeyeceğimizi ve çocuklarımızın hakkı olan sağlıklı ve güvenli ortamlarda yüz yüze eğitim için tüm tedbirlerin alınması mücadelesini yürüteceğimizi bir kez daha belirtiyoruz” denildi. 

Vaka tespit tablosu için tıklayın 

 

Suriyeli Çocuklar’dan Umut Şarkısı

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) Türkiye 10 yaşındaki doğuştan görme engelli Ansam ile Suriyeli çocukların birlikte söylediği ‘Umut Şarkısı‘nı yayınladı.

İç savaş yüzünden evini terk etmek zorunda kalan Ansam’ın şarkısını paylaşan UNICEF mesajında “Ansam ve beraberindeki Suriyeli çocuklar umutlarını yitirmiyor… Biz de yitirmemeliyiz” ifadelerini kullandı.

Baş şarkıcı Ansam, çatışmalar nedeniyle evlerinden zorla çıkarılan ve ülke içinde yerinden edilmiş 3 milyon çocuktan biri. Ekip daha önce de “Kalp Atışı” (Heartbeat) isimli bir şarkıya imza atmıştı.

Hendek’teki havai fişek patlamasında patron yine işçileri suçladı: Sabotaj var

Sakarya Hendek’te Coşkunlar Havai Fişek Fabrikası’nda yedi işçinin hayatını kaybettiği, 128 kişinin de yaralandığı patlamaya ilişkin aralarında fabrika sahiplerinin de bulunduğu beşi tutuklu yedi sanığın yargılandığı davaya Sakarya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.

Evrensel‘den Hasret Gültekin Kozan’ın aktardığına göre, bugünkü ikinci duruşmada sanıklar savunma yaptı. Fabrika sahibinin oğlu tutuklu sanık Yaşar Coşkun ilk duruşmadaki savunmasına benzer bir şekilde yine mağdur olan kişinin kendisi olduğunu iddia etti. Fabrikanın mevzuata uygun olduğunu, patlamanın sabotaj sonucu gerçekleştiğini iddia eden Coşkun haklarında ‘yalan yanlış’ haberler yapıldığını söyledi: 

Kaçak yapıları kabul etti, sabotaj iddiasını yineledi

“Türkiye’de patlayıcı madde yapmak kolay değildir. Tüzüğe ve Avrupa standartlarına uygun olarak bu işi yaptık. Sanki bizim orada her gün kaza oluyormuş gibi lanse edildi. Bana sanki teröristmişim gibi davranıldı. Ben saygın bir iş adamıyım. Ne kadar düzenli olduğumuzu Türkiye’de herkes bilir, iş kolumuzda da dünyaca tanınırız.”

Patlama olduğunda kendisinin de fabrikadaa olduğunu söyleyen ve sabotaj iddiasını yineleyen Coşkun, “Ben nerede ne zaman patlama olacağını bilirim. İlk günden beri bunun sabotaj olduğunu savunuyorum. Sanki uzaktan bir kumanda ile kurulmuş, patlatılmış” dedi. 

İddianameyi kabul etmediğini söyleyen Yaşar Coşkun, fabrikada üç tane kaçak yapı olduğunu da itiraf etti, ruhsat almadıklarını ama almak için başvuracaklarını söyledi: 

“Doğrudur 3 tane kaçak yapı var. Tehlikeyi azaltmak için o binaları yaptık. İnşaat ruhsatı yok ancak ruhsat alacaktık. Raporlar abartılı hazırlanmış. 30 metre kare kaçak yapımız var, onun dışında her yer mevzuata uygun.”

‘İşçiyle muhatap olmayız’

Sürekli denetlendiklerini öne süren Yaşar Coşkun işçilere baskı yaptıkları iddasını da reddetti: ” Üretimin standardı var. 30 yıl önce neyse şimdi de öyle, işçilerin çalışması standart düzeydedir. İşçi ile muhatap olmayız biz, onları sıkıştırdığımız da yok. İşçilere yanmaz kıyafet ve antistatik verilmediği söyleniyor. Her bölümün ayrı kıyafeti vardır, herkese verilmez tabii. Fabrikada kendi kafamıza göre bir şey yapamayız.”

Coşkun, tutuklanmış olmasa mağduriyetleri gidereceğini de iddia ederek, “En büyük mağdur benim burada. İşçi arkadaşlar da verdikleri ifadelerde biraz daha dikkatli olsunlar bu nedenle. Havai fişeği Türkiye’ye biz tanıttık, Sakarya’nın bir değeriyiz biz. İşçilere bizlerin nasıl kişiler olduğumuzu sormanızı isterim” dedi.

Bakanlık denetimi haber veriyormuş

Mahkeme Başkanı’nın “Denetimlerin öncesinde haberiniz olduğu, ortamı düzenlediğiniz iddialarına dair ne söyleyeceksiniz?” sorusuna karşılık Yaşar Coşkun denetim öncesinde haberdar edildiklerini de itiraf ederek “Çalışma Bakanlığı’ndan gelindiğinde arıyorlardı. ‘Bu evrakları hazırlayın, haftaya geleceğiz’ diyorlardı” diye konuştu.

Duruşması öncesinde de olayda hayatını kaybedenlerin yakınları adliye önünde “Hendek için adalet” yazılı pankart taşıyarak bir basın açıklaması yaptı. Ailelere CHP Grup Başkanvekili ve Sakarya Milletvekili Engin Özkoç, TİP Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu da destek verdi.

Ne olmuştu?

Sakarya Hendek’te 15 dönüm üzerine kurulu havai fişek fabrikasında 3 Temmuz 2020’de saat bir patlama yaşanmış, patlama çevre şehirlerden de hissedilmişti. Faciada yedi kişi hayatını kaybetmiş, 127 kişi de yaralanmıştı.

Patlamaya ilişkin daha sonra gözaltına alınan aralarında fabrika sahibinin de bulunduğu beş kişi tutuklandı. 

İddianamede, sanıkların “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan 2 yıl 8’er aydan 22 yıl 6’şar aya kadar hapisle cezalandırılması talep ediliyor. 

 

‘Adalet’ talebiyle adliye önünde oturma eylemi yapan Emine Şenyaşar gözaltına alındı

AKP Milletvekili İbrahim Halil Yıldız‘ın koruma ve yakınlarının saldırısında eşi Hacı Esvet Şenyaşar ile çocukları Adil ve Celal Şenyaşar’ı kaybeden Emine Şenyaşar, Urfa Adliyesi önünde “adalet” talebiyle başlattığı oturma eyleminin yedinci gününde gözaltına alındı.

Anne Şenyaşar, “kamu görevlisine hakaret ettiği” iddiasıyla gözaltına alınarak, Urfa Emniyet Müdürlüğü‘ne götürüldü.

MA’nın aktardığına göre, Urfa Barosu Başkanı Abdullah Öncel, gözaltına alınan anne Şenyaşar için, “Bir iddia üzerine ifadesini almak için gözaltına aldılar. Ben olayın takipçisi olacağım” dedi.

Saldırıdan yaralı olarak kurtulan Ferit Şenyaşar‘ın annesi ile birlikte başlattığı adliye önündeki eylemi ise sürüyor.

Ne olmuştu?

Urfa’nın Suruç ilçesinde 2018 Genel Seçimleri öncesi 14 Haziran’da AKP’li vekil İbrahim Halil Yıldız’ın esnaf ziyareti sırasında korumaları ve yakınlarının Şenyaşar ailesine ait işyerinde başlayan ve Suruç Devlet Hastanesi’ne uzanan saldırıları sonucu, Hacı Esvet Şenyaşar (67), oğulları Adil (36) ve Celal Şenyaşar (41) ile vekilin ağabeyi Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirdi. Olayda Mehmet, Ferit ve Fadıl Şenyaşar‘ın da aralarında bulunduğu sekiz kişi de yaralandı.

Saldırı sırasında yaralanan Fadıl Şenyaşar ve kardeşleri, tedavileri devam ederken gözaltına alındı. Gözaltına alınan Fadıl Şenyaşar, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Olaydan 15 ay sonra 18 Eylül 2019’da AKP’li vekilin ağabeyi Enver Yıldız, 50 kişilik koruma ordusuyla geldiği Urfa Adliyesi’nde teslim olduktan sonra tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Olaydan 18 ay sonra ise Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sadece işyerinde yaşanan olaya ilişkin iddianame hazırlandı. İddianamede, Şenyaşar ailesine dönük asıl saldırının yaşandığı hastane boyutuna yer verilmedi. Çocuklarına yönelik saldırı haberinden sonra gittiği Suruç Devlet Hastanesi’nde linç edilerek öldürülen Hacı Esvet Şenyaşar’a ilişkin yargılama ise 2 buçuk yıldır henüz başlamış değil.