Ana Sayfa Blog Sayfa 1607

Birleşik Krallık’a uyarı: Kömür yerine odun yakmak iklim hedeflerine ulaştırmaz

Birleşmiş Milletler iklim danışma organının eski başkan yardımcısı, Birleşik Krallık hükümetini enerji elde etmek için odun yakılmasıyla ilgili politikalarını gözden geçirmeye davet etti.

Belçika‘daki Université Catholique de Louvain‘de Çevre Bilimleri Profesörü olan Jean Pascal van Ypersele, Sky News’e yaptığı açıklamada hükümetin sektöre verdiği sübvansiyonların Paris İklim Anlaşması’nın hedefleriyle “çelişkili” olduğunu belirtti.

İşletme, Enerji ve Sanayi Stratejisi Departmanı sübvansiyonların yalnızca katı sürdürülebilirlik kriterlerine uyan biyokütleye verildiğini ve biyokütlenin Ulusal Şebekenin “değerli” bir parçası olduğunu söylüyor.

‘Odun yakılması karbon borcu yaratıyor’

Ağaçlar, iklim değişikliğiyle mücadele etmenin ve karbonu emmenin doğal bir yolu. Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) eski başkan yardımcısı van Yperselei, odun paletlerinin yakılmasının bir karbon borcu yarattığını ifade etti.

Açıklamasında, “Gelecekteki odunların gelecekte karbondioksit emeceğini umarak karbondioksiti serbest bırakıyoruz. Ancak bu çok güçlü bir varsayım. Emisyonları azaltmak istiyorsanız odun yakmak pek bir anlam ifade etmiyor” dedi.

Yenilenebilir enerji olarak sınıflandırılıyor

Birleşik Krallık şu an itibariyle dünyanın en büyük odun peleti ihracatçısı. Son yıllarda kömürden uzaklaşmak için enerji üretiminde biyokütle yakmaya doğru bir geçiş oldu.  Geçtiğimiz yıl biyokütleden elde edilen enerji Ulusal Şebeke’nin yüzde altısını sağladı.

Yenilenebilir enerji sınıfında değerlendirildiği için sektöre 2027 yılına kadar çok sayıda sübvansiyon taahhüdünde bulunuldu.

‘Hedeflerle çelişkili’

Düşünce kuruluşu Ember‘ın paylaştığı verilere göre, Birleşik Krallık’taki iki elektrik santrali 1 milyar sterlin üzerinde sübvansiyon aldı ve toplamda 300 milyon sterlin üzerinde karbon vergisi ödemekten muaf tutuldu.

van Ypersele “İklim ve çevre için olumsuz sonuçları olan bir faaliyeti sübvanse etmek, Paris Anlaşması’nın hedefleri ve Glasgow’da gerçekleşecek olan konferansın (COP26) hedefleriyle tamamen çelişmektedir” ifadelerini kullandı.

500 bilim insanından çağrı

Jean Pascal van Ypersele’in de arasında bulunduğu önde gelen 500 bilim insanı dünya liderlerine bir mektup kaleme alarak biyokütlenin karbon nötr olarak sınıflandırılmaması için çağrıda bulundu. Mektupta şu ifadeler kullanıldı:

Enerji üretmek için fosil yakıtları yakmaktan ağaçları yakmaya geçerek hem iklim hedeflerini hem de dünyanın biyolojik çeşitliliğini zayıflatmamanızı tavsiye ediyoruz … Gelecekteki net sıfır emisyon hedeflerine ulaşmak için hükümetinizin ormanları koruması, eski haline getirmek için çalışması ve onları yakmaması gerekir.”

 

Ağaçların birbiriyle bağı sanıldığından da derin

Ağaçlar, içlerinde ve çevrelerinde büyüyen mantarlar yoluyla gizlice konuşabilir, takas yapabilir ve hatta birbirleriyle savaşabilirler.

BBC Türkçe tarafından hazırlanan bir animasyon, ağaçların birbirleriyle nasıl iletişim halinde olduklarını gözler önüne serdi.

 

Ağaçlar mantar ağına bağlanarak kaynaklarını paylaşabilirken, daha yaşlı ana ağaçlar gölgede kalan küçük fidanlara gerekli şekeri temin edip hayatta kalmalarını sağlayabiliyor.

Ancak, bu ağın bir de karanlık yanı var. Bazı orkide türleri korsanlık yaparak yakınlardaki ağaçların kaynaklarını çalabiliyor.

ABD’de ilk yerli bakana Senato’dan onay

ABD Kongresi üyesi Deb Haaland‘ın içişleri bakanlığı, Senato’da Pazartesi günü yapılan oylamada oy çokluğuyla kabul edildi. Senato Genel Kurulu’nda yapılan oylamada 40 “hayır” oyuna karşılık 51 “evet” oyu alan Haaland, böylece Amerikan siyasi tarihinde bir ilki gerçekleştirdi.
 
İlk yerli içişleri bakanı, yemin ettikten sonra Demokrat Başkan Joe Biden‘ın kabinesindeki görevine başlayacak.
 
New Mexico‘lu Demokrat politikacı Haaland, Pueblo of Laguna adlı  kabileye mensup. Haaland, Kasım 2018’deki Kongre ara seçimlerinde New Mexico eyaletinde kazanarak, Kansas‘tan seçilen Sharica Davids ile beraber Kongre’nin ilk iki Amerikan yerlisi kadınından biri olmuştu.

İklim değişikliğine karşı yenilenebilir enerjiyi savunuyor

ABD’de yaklaşık 70 bin personeli bulunan İçişleri Bakanlığı, federal düzeyde ülkedeki iç idareden sorumlu bakanlık olarak görev yapıyor. Doğa rezervlerinin belirlenmesi ve işletilmesi, kaya gazı sondajları (Fracking), milli parklar gibi konular, bu bakanlığın sorumluluğunda bulunuyor. Haaland önceki açıklamalarında iklim değişikliği karşısında yenilenebilir enerji kaynaklarına önem vereceğini dile getirmişti. 

Yaklaşık 1,9 milyon yerli ile ilgili önemli konular da içişleri bakanlığının sorumluluk alanında. Haaland’in yerlilerle ilgili  çeşitli projelere imza atması ve ülkedeki yerlilerin siyaset vitrinindeki yüzü olması bekleniyor.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu başvuruları başladı

Sivil Toplum için Destek Vakfı, çevresel sürdürülebilirlik alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) dijital dönüşümünü desteklemek amacıyla oluşturduğu Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu için başvurular başladı.

Çevresel Sürdürülebilirlik Alanında Dijital Dönüşüm Fonu’na Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları arasında yer alan temiz su ve sıhhi koşullar, erişilebilir ve temiz enerji, iklim eylemi, sudaki yaşam ve karasal yaşam alanlarından en az birinde faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları başvurabiliyor. STK’lerin başvurularında dijital dönüşüm stratejilerini ve ortaya koymak istedikleri değişimleri belirtmesi gerekiyor.

Vakıf, fonu European Bank for Reconstruction and Development (EBRD) ve Turkey Mozaik Foundation iş birliğiyle hayata geçirmişti.

Başvuru şartları

Fona başvuru kriterleri ise şöyle:

  • Türkiye’de kurulmuş dernekler, vakıflar ve kooperatiflerle diğer kar amacı gütmeyen (üniversitelerin ilgili merkezleri, vb.) kuruluşlar, (Çevresel sürdürülebilirlik alanında faaliyet gösteren inisiyatif, platform, vb. benzeri tüzel kişiliğe sahip olmayan birliktelikler, tüzel kişiliğe sahip bir ev sahibi kuruluş üzerinden programa başvurabilir. Farklı kişi, kurum ve inisiyatiflerin oluşturduğu platform gibi bir birliktelik adına başvuru yapıldığında, ev sahibi kuruluş ile ilgili platform arasında imzalanan bir iyi niyet sözleşmesinin başvuru ile birlikte sunulması gerekir.)
  • Başvuru sahibi STK’nın en az bir senedir sahada aktif olarak çalışıyor olması,
  • Başvuran kuruluşun 2020 yılı gelirlerinin 30.000 TL ile 2.000.000 TL arasında olması (tüm bağışlar kişisel/kurumsal bağışlar, faiz gelirleri, kambiyo gelirleri ve kayıt altına alınmış ayni bağışlar dahil olacak biçimde),
  • Programa çalışmalarının odağı “temiz su ve sıhhi koşullar”, “erişilebilir ve temiz enerji”, “iklim eylemi”, “sudaki yaşam” ve “karasal yaşam”dan en az biri olan kuruluşlar başvurabilir.
  • Başvuru sahibi kuruluşların dijital dönüşüm çerçevesinde bir kurumsal gelişim ihtiyacına ve bu ihtiyacı hayata geçirecek kurumsal kapasite ve iradeye sahip olması gerekir.

STK’lerin başvuru aşamasında önerdiği dijital dönüşüm fikrinin aşağıdaki kategorilerden en az birini kapsayacak şekilde bir eylem bütünü ve bir stratejinin parçası şeklinde sunması bekleniyor:

  • Kurumsal verimlilik: STK’nin bilgi ve veri ile ilişkisini iyileştirmesi ve/ya da düzenlemesi, haritalama, veri tabanı oluşturma, yeni veri toplama biçimleri, yeni yazılımların satın alınması ve ekiplerin uyumunun sağlanması vb. gibi çalışmalar
  • Paydaşlarla iletişim: STK’nin kamuoyunu ve/veya hedef kitlesini mobilize edebilecek bir iletişim altyapısı oluşturulması, savunuculuk çalışmalarında sözünün daha anlaşılabilir olması için verinin görselleştirilmesi çalışmaları, mevcut bir programın dijital ortama aktarılarak dönüştürülmesi vb. gibi çalışmalar
  • Gelir getirme potansiyeli olan ürün/hizmet geliştirme: Bağışçı ara yüzü, e-dükkan, çevrimiçi/kayıt temelli eğitim/sertifika programı oluşturma, bağışçı odaklı bilgilendirme için altyapı kurulması vb. gibi çalışmalar.

Fona başvuru yapmak isteyen kuruluşlar 22 Mart 2021 Pazartesi günü saat 10.00’a kadar başvurularını göndermeleri gerekiyor. STK’ler fondan en fazla 75 bin TL talep edebiliyor.

Fonla ilgili daha ayrıntılı bilgilere ve fon başvuru formuna buradan ulaşabilirsiniz.

Otomobiller taksitle satılacak

Resmi Gazete’de yayımlanan Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmeliği‘ne göre, taşıt satışlarında değerine göre 24 ile 60 ay arasında taksit yapılabilecek.
 
Nihai fatura değeri 120 bin TL ve altında olan taşıt satışında taksit 60 ay, 120 bin ile 300 bin TL arasında olan taşıtlarda taksit 48 ay, 300 bin ile 750 bin TL arasında olanlarda 36 ay, 750 bin TL üstü değerde olan taşıtlarda taksit 24 ay olacak.

Taksitlendirme 12 ayla sınırlı

Dünya‘nın aktardığına göre, Resmî Gazete’de yayımlanan Perakende Ticarette Uygulanacak İlke ve Kurallar Hakkında Yönetmeliğin taksitli satışlara genel sınırlama getiren 12/B maddesinden konut satışını kapsam dışı bırakılırken, maddeye eklenen bir fıkra ile otomobillere bedeline göre taksit sınırı getirildi. 12/B maddesinin önceki halinde konut satışı zaten sınırlama kapsamındaki mal ve hizmetler arasında yer almıyordu. Aynı şekilde otomobil de taksitli satış kapsamında bulunmuyordu.

12/B maddesi, perakende işletmelerce; mal veya hizmet satışı sonrası belli bir ücret karşılığı borcun taksitlendirilmesi veya ödemenin ertelendiği dönemler de dahil olmak üzere, kıymetli evrak düzenlenerek veya düzenlenmeksizin gerçekleştirilecek taksitli mal ve hizmet satışlarında taksitlendirme süresini 12 ayla sınırlıyor.

Daha önce bu maddede belirtilen sınırlamaya tabi olmayan otomobil satışları da değerine göre 24 ile 60 ay arasında taksitli satışa konu olabileceği hükme bağlandı.

Çorlu’daki tahnit müzesine hayvan severlerden tepki: Ceset müzesi istemiyoruz

Çorlu Belediyesi‘nin ilçeye tahnit müzesi yapmak için çalışmalara başladığını açıklaması hayvan severlerden tepki topladı. Pek çok derneğin ortak imzası ile yapılan açıklamada “ceset müzesi istemiyoruz” denildi.

Ortak bildiriye Dayanışma Hayvan Hakları Federasyonu, Doğa ve Hayvan Severler Derneği, İstanbul Göktürk Hayvan Sevenler Derneği, Çanakkale Lapseki Çardak Hayvan Sevenler Derneği, Edirne Bir El Bin Nefes Derneği, Kırklareli Doğayı Hayvanları Koruma Derneği, İnegöl Doğayı Hayvanları Koruma Derneği, Malatya Doğa ve Hayvanlar İçin El Ele Derneği ve Çanakkale-Kepez Doğayı ve Sokak Hayvanlarını Koruma Derneği imzacı oldu.

‘Vahşet meşrulaştırılmaz’

Çorlu’da kurulacağı açıklanan tahnit müzesi ile ilgili değerlendirmelerini kamuoyuyla paylaşan Dayanışma Hayvan Hakları Federasyonu Tekirdağ Temsilcisi ve Doğa ve Hayvan Severler Derneği Başkanı Ahmet Güneş şu ifadeleri kullandı:

Doğanın koruyucusu olan, doğal yaşamın devamını, ekolojik dengeyi sağlayan yaban hayvanlarının öldürülmesi ve üstüne marifetmiş gibi cesetlerinin müze adı altında sergilenmesi kabul edilemez. Hiçbir sebeple bu vahşet meşrulaştırılamaz.”

Fotoğraf: AA

‘Avcılık ile öldürüldüler’

AA’nın haberine göre Ahmet Güneş, açıklamasında “Avcılık nedeni ile soyu tükenme noktasına gelmiş yaban hayvanlarımızın ya da yurt dışında binlerce dolar harcanarak öldürülmüş yaban hayvanlarının cesetlerinin tahnitlenerek, doldurularak insanlarımıza, çocuklarımıza müze adı verilecek katliam binasında sergilenmesi insan onuruna, vicdanlara ihanettir” dedi.

Açıklamasının devamında ise “21.yüzyılda hiçbir ihtiyaç olmamasına rağmen spor adı altında yapılan avcılık sonucunda ormanları temizleyen, ağaçları hastalıklardan koruyan, bitkileri yenileyen, filizlenmeye katkıda bulunan yaban hayvanlarının katledilmesi sonucunda orman ağaçlarını hastalıklar sarmıştır” ifadelerini kullandı.

‘Çocuklar hayvanları belgesellerden tanıyor’

Güneş ayrıca, “Dünyamıza, ekolojik çevreye bir çok insandan daha fazla katkısı olan yaban hayvanlarının cesetlerini sergilemek isteyenlerin, geçmişte bozulmamış insan cesetlerini kasaba kasaba gezdirip sergileyerek para kazanan zalimlerin yaptığından bir farkı yoktur” değerlendirmesinde bulundu.

“Çocuklarımız görmediği hayvanları görecek” gibi bir müze mazereti üretmeye çalışmanın kurnazlık olduğunu belirten Güneş “Teknolojiyi av meraklısı zatlardan çok daha iyi bilen çocuklarımız dünyada yaşamasına hala izin verilen sınırlı sayıda hayvanı zaten belgeseller, 3D filmlerle izlemekte, tanımaktadır. Duyarlı ebeveynler, çok meraklıysa çocuklarını doğa gezisine götürür; gözlem yapmasını, fotoğraf çekmesini sağlar, doğa ve hayvan sevgisini aşılar” dedi.

Hatay Arsuz’da ÇED toplantısına özel eylem yasağı

Hatay’ın Arsuz ilçesinde yer alan Hüyük Mahallesi’nde açılmak istenen krom madeni projesi için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci bölge halkının itirazlarına rağmen kaldığı yerden devam ediyor.

Hüyük’te daha önce Halkı Bilgilendirme Toplantısı yapılmak istenmiş, itiraz eden halk jandarma engeliyle karşılaşmıştı. Bölgede çıkan yangınlar sonrasında bölgede maden ocağı yapılacak olmasının da tepki toplaması üzerine toplantı iptal edilmişti.

Toplantı tarihlerinde eylem ve etkinlik yasağı

Krommer Madencilik Şirketi tarafından yapılması planlanan krom ocağı için yeni toplantı tarihi 18 Mart Perşembe olarak belirlendi.

Arsuz Kaymakamlığı ise toplantının yapılacağı tarihi de kapsayan 12 Mart-26 Mart tarihlerinde Valilik ve Kaymakamlık makamlarının uygun göreceği etkinlikler dışındaki tüm eylem ve etkinliklerin yasaklandığını duyurdu. Yasak gerekçesi olarak da pandemi gösterildi.

‘600 kişiden imza topladık’

Hüyük Mahallesi’nden Zeki Dural Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Daha önce bir ÇED toplantısı yapılacaktı. Bir protesto mitingi düzenlendi. Siyasi parti temsilcileri ve çevre ilçelerden kişiler de katıldı. Toplantı ertelendi” dedi.

Köylülerin pandemi nedeniyle toplantının bir kez daha ertelenmesi talebiyle imza topladıklarını da belirten Dural, “İl Müdürlüğü imza toplayın deyince bir gün içerisinde 600 kişiden imza topladık. Ancak toplantı gene ertelenmedi” ifadelerini kullandı.

Projeye karşı üç ayrı dava açıldığını belirten Dural, mahkemenin köylüler lehine bir karar verdiğini ancak şirketin mahkeme kararına itiraz ettiğini aktardı.

‘Yasak kararı bizim toplantı için alındı’

Köylünün itirazına, miting yapmasına ve devam eden hukuki sürece rağmen gene de ÇED toplantısı kararı alındığını söyleyen Dural, bu kez de Arsuz Kaymakamlığı’nın eylem ve etkinliklere yasak getirdiğini söyledi.

Yasağın doğrudan bu toplantı için konulduğunu düşündüklerini aktaran Dural, “Yasak nasıl oluyorsa İskenderun’da yok, başka bir yerde yok, sadece Arsuz’da var. Dışarıdan başka kimsenin katılmasını istemiyorlar” ifadelerini kullandı.

‘Türkiye’nin meselesi’

Gene de itirazlarını sunacaklarını belirten Dural, “Jandarma nasıl bir tepki verecek biz de bilmiyoruz. Zaten önceki mitingin ardından jandarma sıklıkla köye uğrar oldu. Buradaki insanlara göz dağı vermek istiyorlar” dedi.

Dışarıdan katılımın engellenmeye çalışılmasının oldukça mantıksız olduğunu söyleyen Dural, “Sonuçta bu maden projesi sadece Hüyük’ü etkilemeyecek. Buradaki ağaçlar, ormanlar, tarım arazileri yok edilecek. Burada narenciye üretimi engellenecek. Tüm Türkiye’yi etkileyecek” dedi.

‘Arsuz’u delik deşik etmek istiyorlar’

Zeki Dural, Hüyük’te açılmak istenen krom ocağının 1820 hektarlık alan kaplayacağını aktardı. Maden ocağı tehlikesinin Hüyük ile sınırlı kalmadığını belirten Dural şu ifadeleri kullandı:

Arsuz’da birçok maden ocağı şu anda işletiliyor. Birçok yerde de yeni maden ocakları açılması planlanıyor. Arsuz’u delik deşik etmek istiyorlar.”

Vatikan eşcinsel çiftlerin kutsanmasına izin vermiyor

Vatikan, eşcinsel çiftlerin kutsanması planına izin vermediğini açıkladı.

Vatikan’ın inanç işlerinden sorumlu bölümü konuyla ilgili yaptığı açıklamada, evlilik kurumu dışında cinsel birlikteliklerin yaşandığı durumlarda çiftlerin kutsanmasına izin verilmeyeceği dile getirildi.

Eşcinseller birey olarak kutsanabilecek

Açıklamada, kilise öğretisinde yer aldığı şekilde Tanrı’ya sadık bir yaşam sürme iradesini beyan eden eşcinsellerin birey olarak kutsanabileceği kaydedildi. Ancak, bunun için her türlü cinsellikten feragat edilmesi gerektiği vurgulandı.

Bunların yanında Vatikan, eşcinsel birliktelikleri tanıma eğilimi gösteren her tür kutsamanın da yasak olduğunun altını çizdi.

Papa’dan onay

Açıklama, Katolik Kilisesi lideri Papa Francesco tarafından onaylandı. Papa Francesco, eşcinsel çiftlerin kutsanması planlarına izin verilmemesinin adaletsiz bir ayrımcılık olarak görülmemesi gerektiğine dikkat çekti.

Papa Francesco geçen yıl yaptığı bir açıklamada eşcinsellerin bir aile içinde olmaya haklarının olduğunu dile getirmişti:

Eşcinsel insanların bir aile içinde olmaya hakkı var. Onlar Tanrı’nın çocukları ve bir aileye sahip olma hakları var. Hiç kimse bu yüzden dışlanmamalı ve perişan edilmemeli. Olması gereken şey bir medeni birliktelik yasasıdır, bu şekilde yasal olarak korunurlar. Ben bunu savunuyorum.”

Alman Piskoposlar Konferansı Başkanı Georg Bätzing de eşcinsel çiftlerin kilisede kutsanabilmesinden yana görüş bildirmişti.

Alamos Gold Kazdağları’ndan ayrılmıyor: Söz verdiğimiz gibi madeni çıkaracağız

Kazdağları’nda siyanürle altın çıkarma hazırlığı içinde olan Kanadalı Alamos Gold ve yerli iştirakçisi Doğu Biga Madencilik, ruhsat sürelerinin dolmasına ve Tarım ve Orman Bakanlığı‘nın orman kullanım izinlerini iptal etmesine rağmen bölgeden ayrılmayacaklarını söyledi.

Doğu Biga Madencilik’in genel müdürü Ahmet Şentürk, bölgede 60 yıllık ruhsat haklarının olduğunu hatırlatarak “Kazdağları’ndan hiçbir yere gitmiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti’ne söz verdiğimiz gibi yerin altındaki madeni çıkaracağız” dedi.

‘160 milyon dolar daha harcayacağız’

Hürriyet‘ten Aysel Alp‘in haberine göre, Ahmet Şentürk Kirazlı’ya inşaat için 160 milyar dolar daha harcama yapacaklarını belirtip şu açıklamaları yaptı:

Hiçbir yere gitmiyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devletine bir sözümüz var. Maden Kanunu’nun birinci maddesi yer altı kaynaklarının toplumun refahı için çıkarılmasına hükmediyor ki biz de bunu yapacağız.

Türkiye bir hukuk devleti, burada kimse elini kolunu sallayarak iş yapmıyor, bizler de bir mevzuata tabiyiz. Doğu Biga da yabancı sermayeli bir Türk şirketi, yatırımcısı Alamos Gold. Türkiye’ye doğrudan 140, dolaylı olarak 240 milyon dolar yatırım yaptık; Kirazlı ve Ağı Dağı, Çamyurt toplamı. Kirazlı’ya inşaat için 160 milyon dolar daha harcayacağız.

Ağaç kesiminden dolayı orman bakanlığına 54 milyon TL ödedik. Ama asıl yatırım giderimiz altının aranıp bulunması içindi.”

Fotoğraf: Evrensel

4 milyarlık altının yüzde 20-25’i devlete

Şentürk, bölgede 4 milyar dolarlık yeraltı kaynağının olduğunu söyledi ve yaklaşık 20-25’inin devletin olacağını açıkladı:

Bunun yüzde 50’si maliyetlere gidecek, bu maliyetlerin yüzde 70-80’lik kısmı Türkiye’de tedarik sarf malzemelerine harcanacak.

Türkiye’de madenler devletin uhdesinde olduğundan diğer sektörlerde 4 ana kalem vergi ödenirken, madenciler devlet hakkı, orman arazi bedeli gibi 8 kalemde ödeme yapıyorlar. Dolayısıyla da 4 milyarlık altının kabaca yüzde 20-25’i devlete gitmiş olacak. Geri kalan kısmı da şirketimizin karıdır.

Ayrıca üretilen altının alım öncelliği Merkez Bankası’nın, MB almadığı takdirde Türkiye Altın Borsası’nda iç pazara satılacak. Yani üretilen altının bir gramı bile yurtdışına çıkmayacak.”

Bölgedeki çalışma süreleri hakkında da bilgi veren Ahmet Şentürk, madenin 7-9 yılda inşaatının, işletmesinin biteceğini söyledi. Ayrıca, Şentürk, “Elimizi kolumuzu sallayarak çekip gitmeyeceğiz. Sahayı ormandan emanet aldık, eskisinden daha iyi rehabilite ve restore ederek vermemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘Sadece bir onay kaldı’

2009 yılında devlet tarafından kendilerine 60 yıllık işletme hakkı verildiğini kaydeden Doğu Biga Madencilik’in genel müdürü Ahmet Şentürk, ruhsatın uzatılması için de yalnızca bir onayın kaldığını belirtti:

Hak 60 yıllık veriliyor ama devlet bunu 10’ar yıllık periyodlarla denetliyor, yükümlülükleri yerine getirmiş miyiz, diye. İşte bizim 10 yıllık işletme ruhsatımızın süresi de 2019 Ekim ayında doldu, 6 ay öncesinden uzatma için Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne (MAPEG) başvurduk. Onlar da teknik olarak bizi inceledi, şirket bütün yükümlülüklerini yerine getirmiştir, ruhsat uzatımı uygundur, diye rapor hazırlayıp bakanlığa onaya gönderdi. Bakanlık henüz onaylamadı, yaklaşık 1.5 yıldır onay gelmedi. Sadece bir onay kaldı.”

‘Sosyal duyarlılığı olan bir şirketiz’

Ahmet Şentürk, tepkiler üzerine bir süre projeyi durdurduklarına da değindi:

2019’da tüm izinlerimizi tamamladık, inşaata başlayacaktık. Çevredeki 8 köye kendimizi iyi anlattık, sağlıklı iletişim kurduk. Ama Çanakkale Bayramiç kaynaklı bir tepki geldi, sosyal duyarlılığı olan bir şirket olarak buna kayıtsız kalmadık. Bakanlıkla da konuşup bir süre projeyi durdurduk, bu sürede ruhsatımızın süresi doldu. Ama STK’lara, ticaret odasına, esnaf odalarına kendimizi anlattık.

Çalışanların yüzde 80’ini bölgeden istihdam edeceğiz ki inşaat için 245 kişiyi işe almıştık, başlasaydık bu sayı bine çıkacaktı. Maden işletme aşamasında ise 700 kişi istihdam edecektik. Süreç durunca çok üzülerek o çalışanlarımızla yollarımızı ayırdık ki hala, 400 gündür işsizler.”

Bunun yanında Şentürk, bir maden projesinin hayata geçmesi için sadece MAPEG’in izninin yeterli olmadığını belirtip, “MAPEG izni yetmiyor, 17-18 yerden izin gerekiyor ki orman süresinde ruhsat uzatımı olmadığı için iznimizi iptal etti. Ama bu Bakanlığın tahsisten vazgeçtiği anlamına gelmez” dedi.

Avrupa, 2014’ten bu yana 2 bin yılın en sıcak ve kurak dönemini yaşıyor

Yapılan bir araştırma Avrupa’da 2014 yılından bu yana yaşanan kuraklık ve sıcak dalgalarının son 2 bin yılın en yüksek seviyesinde olduğunu belirledi.

15 Mart tarihinde Nature Goescience’ta yayınlanan araştırma için veriler Roma İmparatorluğu dönemine kadar giden ağaç halkaları tarihleme yöntemiyle elde edildi.

Sebep iklim krizi

The Guardian’ın haberine göre aşırı sıcaklıkların küresel ısınmayla bağlantılı olduğunu belirten bilim insanları yakıcı sıcakların binlerce insanın ölümüne, ekinlerin tahribine ve orman yangınlarına yol açtığını söyledi.

Ayrıca sıcak ve kuraklığın düşük nehir seviyelerine yol açarak taşımacılık trafiğini kesintiye uğrattığı, nükleer santrallerin soğutma sistemlerini etkilediği belirtildi. Bilim insanları bütün bunların gelecekte daha da artacağı uyarısında bulundu.

Çalışmanın baş yazarlarından Cambridge Üniversitesi’nden Profesör Ulf Büntgen “Hepimiz son yıllarda yaşadığımız sıcak ve kurak yazların farkındayız. Bu durum olağan dışı. Son iki bin yıldır artan bir durum. Elimizdeki veriler 2018’de bitiyor ancak 2019 ve 2020’de de Avrupa’da sıcak yazlar yaşandı” dedi.

Canlı meşe ağaçları ve keresteler incelendi

Çalışma için Çek Cumhuriyeti ve Almanya Bavyera’dan 147 meşe ağacından 27 bin büyüme halkası analiz edildi. Geçtiğimiz yüzyıl için bilgi edinmek amacıyla canlı meşe ağaçları, daha önceki tarihler için ise kilise gibi eski binalarda kullanılan keresteler incelendi.

Araştırmada ağaçlara ne kadar su kaldığını göstermek için karbon ve oksijen izotoplarının ölçümleri kullanıldı ve bu da kuraklıkların kaydını verdi. Sonuç olarak da şu anda yaşanılan kuraklığın 16’ıncı yüzyıl başlarındaki kuraklıktan daha ciddi olduğu ortaya kondu.