Ana Sayfa Blog Sayfa 1603

Boğaziçi davasında tutuklu iki öğrenci serbest bırakıldı

Boğaziçi Üniversitesi‘ne rektör olarak Melih Bulu‘nun atanmasına karşı başlayan protestolar kapsamında hazırlanan sergide “Kabe görseli ve LGBTİ+ bayraklarının bir arada kullanılması” gerekçe gösterilerek yargılanan öğrencilerin ilk duruşması Çağlayan‘daki İstanbul Adliyesi‘nde görüldü.

Akşam üzeri ara kararını açıklayan mahkeme, yedi kişinin yargılandığı davada tutuklu sanıklar Doğu ve Selo’nun tahliyesine karar verdi. İki kişi hakkında verilen ev hapsi cezası da kaldırıldı.  İkinci duruşma ise 5 Temmuz 2021’de yapılacak.

Pişkin: Laiklik ilkesinin ihlali

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmada ise öğrencilerin avukatı Levent Pişkin, iddianamenin reddini ve sanıkların beraatini talep etti.

Avukat Levent Pişkin, iddianamenin şerri hükümlere dayandırılmasının, anayasanın laiklik ilkesinin açık ihlali olduğuna dikkat çekti. Pişkin,  “İddianamenin iadesi mümkün olduğundan, iadesini, davaya konu eser göz önüne alındığında içeriği itibarıyla toplumda hiçbir tepki meydana gelmediği, açık ve yakın bir tehlikenin ortada olmadığı, ifade özgürlüğü anlamında kaldığı, suçun unsurlarının oluşmadığını belirterek CMK 203/9 gereğince derhal beraatlerini talep ederiz” dedi.

Doğu: Barışçıl bir eylem yapmak istedik

Tutuklu öğrenci Doğu D. savunmasında iddianemede yer aldığı gibi herhangi bir örgüte üye olmadıklarını, yaptıklarının suç değil, sanat olduğunu belirtti.

Doğu “Polis bize gaz ve plastik mermiyle saldırdığı için barışçıl bir eylem yapmak istedik ve eylemi sergiyle devam ettirmeye karar verdik. Dava konusu resim anonim bir eser. Hiçbir kesim ve kişiyi aşağılamak, kim ve nefrete sevk etmek gibi bir amacım yok. Hiçbir suçlamayı kabul etmiyorum. LGBTİ+ bayrağını bir güvenlik görevlisi astı. Telefonumda videosu var, incelenebilir. O güvenlik görevlisini teşhis edebilirim” dedi.

Selo: Tutanak imzalatmaya çalıştılar

Diğer tutuklu öğrenci S.C.U da sergiden sonra gittiği evinden gözaltına alındığını anlattı, herhangi bir kesimi hedef alma niyeti olmadığını kaydetti. Selo savunmasında “Sergi rektör olayları kapsamında düzenlendi. Gelen eserler bir seçmeye tabi tutulmadı. 300-400 kadar eser geldi” dedi.

Sergiden eve döndüğünde arkadaşlarının polis tarafından arandığını söylediğini belirten Selo,”Vatan Emniyet Müdürlüğüne gittim. Orada resimle ilgili sorular soruldu. Sonra resmi ben ve Doğu’nun astığının yazılı olduğu bir tutunak imzalatmaya çalıştılar” ifadelerini kullandı. 

‘LGBTİ+ kimlikleri kriminalize edemezsiniz’

Evrensel’den Eylem Nazlıer’in aktardığına göre hakimin bütün öğrencilere LGBTİ+ üyesi misin diye sorması üzerine Avukat Levent Pişkin tepki gösterdi, “LGBTİ üyesi diye bir şey yoktur. LGBTİ üyesi diyerek LGBTİ+ kimlikleri kriminalize edemezsiniz” dedi.

Bunun üzerine hakim “Ben LGBTİ nedir yeni duydum zaten. Bu serginin LGBTİ organizasyonu olup olmadığını soruyorum. Cevap vermeme hakkına sahipsiniz” ifadelerini kullandı.

Savcının iki öğrenci için tutukluluğun devamını talep etti. Ancak mahkeme Doğu ve Selo’nun tahliyesine karar verdi. Karar, duruşmayı izleyenler ve adliye önünde duranlar tarafından sevinçle karşılandı.

 

 

AP’de Gergerlioğlu yankıları: Türkiye demokrasisine güveni daha da zayıflatan bir başka adım

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu‘nun vekilliğinin düşürülmesi Avrupa Parlamentosu‘nda (AP) da yankı buldu.

AP Türkiye Raportörü Nacho Sánchez Amor ve AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eş Başkanı Sergey Lagodinsky konuyla ilgili yaptıkları ortak bir açıklamada, Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesinin insan haklarına yönelik ciddi bir ihlal olduğunun altı çizildi.

‘Türkiye demokrasisine güveni daha da zayıflatan bir adım’

Açıklamada, yaşananların Türkiye demokrasisine olan güveni daha da zayıflatan bir adım olduğu vurgulandı:

İnsan hakları savunucusu ve HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun 17 Mart 2021’de milletvekilliğinin ve dokunulmazlığının kaldırılması kararını ve ardından gelecek beklenen hapis cezasını şiddetle kınıyoruz.

Bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle mahkum edilmiş olması, parlamentodan atılması ve cezaevine girecek olması, insan haklarına yönelik ciddi bir ihlaldir ve Türkiye’nin parlamenter demokrasisine olan güveni daha da zayıflatan bir başka adımdır.”

Fotoğraf: MA

‘Acı bir doğruluk kontrolü olmuştur’

Nacho Sánchez Amor ve Sergey Lagodinsky tarafından yapılan ortak açıklamada, Gergerlioğlu’nun vekilliğinin İnsan Hakları Eylem Planı‘nın açıklamasından iki hafta sonra düşürülmesinin acı bir ‘doğruluk kontrolü’ olduğundan şöyle bahsedildi:

Gergerlioğlu’nun durumu; ülkedeki ifade özgürlüğünün vahim durumunun, herhangi bir eleştirel sesi susturmak için terörle mücadele yasalarının kötüye kullanılmasının ve çoğulculuğu ve siyaseti sınırlamak için HDP’ye uygulanan baskıların bir başka bariz örneğidir.

Gergerlioğlu’nun Meclis’ten ihracı ve yaklaşmakta olan tutukluluğunun, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın insan onuru, insan haklarını ve hukukun üstünlüğünü merkeze koyma sözü veren yeni bir İnsan Hakları Eylem Planı’nı açıklamasından yalnızca iki hafta sonra gelmiş olması, acı bir ‘doğruluk kontrolü’ olmuştur.

Eylemler sözlerden daha öne çıkar ve bu örnekte, özellikle herhangi bir yasal reform vaadinden ve AB’ye yönelik iyi niyetlerle dolu konuşmalardan daha açık şekilde kendisini göstermektedir.”

‘Uluslararası sözleşmelere uymaya çağırıyoruz’

Yapılan ortak açıklamada, Türkiyeli yetkililere Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uyma çağrısında bulunuldu:

Türk makamlarını, Türk Anayasasına uygun olarak savunduklarını iddia ettikleri değerlere, Avrupa standartlarına olan bağlılıklarına ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uymaya çağırıyoruz.

Kendisinden önce keyfi olarak mahkum edilen ve hapse atılan sayısız kişi adına konuşan yılmaz bir insan hakları savunucusu olan Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun asılsız gerekçelerle hedef alınması ve yargılanması tesadüf değildir. Kendisiyle ve ailesiyle tam dayanışmamızı ifade ediyor ve Türkiye’deki sivil toplumun ve tüm vatandaşların sivil demokratik hedeflerini desteklemeye devam edeceğimizi belirtiyoruz.”

Bakan Koca: 60-65 yaş grubu aşılanması gelecek hafta başlıyor

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, video konferans yöntemiyle katılarak başkanlık ettiği Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından yazılı açıklama yaptı.

65 yaş üstü ve sağlık çalışanlarının aşılarının tamamlandığını belirten Koca, “Gelecek haftadan itibaren bir alt grubun, yani 60-65 yaş grubunun aşılarına başlanacak. Yaşınız 60-65 arasındaysa lütfen telefon mesajlarınızı dikkatle takip edin” dedi.

‘BioNTech aşısı test edilecek’

Fahrettin Koca, “Aşıya erişim konusundaki küresel sorunların aşılması, yerli aşı çalışmalarımızdaki gelişmeler açısından yeni, net adımlar atmakta olduğumuzun da bilinmesini isterim” ifadelerini kullandı.

Halihazırda kullanılan aşıdan farklı bir aşı olan BioNTech aşısının testlerde kullanılacak olan ilk 5 bin 800 dozunun ülkeye ulaştığını belirten Bakan,  “Uygulanmak üzere bu ay 4,5 milyon doz daha gelecek. Bu sırada aşının testleri tamamlanmış olacak. Bu aşı da aşı sırası gelenlere yapılacak” bilgisini paylaştı.

‘Mutant virüs daha kolay bulaşıyor’

Fahrettin Koca açıklamasında mutant virüslere de dikkat çekerek “Bildiğiniz gibi virüsün bazı şekilleri ortaya çıktı. Bu duruma mutasyon diyoruz. Mutant virüsler, daha zayıf fakat daha kolay bulaşıyorlar. Böylece vakalar da yaygınlaşıyor. Endişe verebilecek yayılmanın önünü kesecek olan tedbirdir” dedi.

Mutandı da olsa koronavirüsü tehlikeli bir virüs olduğuna dikkat çeken Bakan Koca, “Yarın, bugünden tedbirli olalım. Covid-19’un kitlesel bir sorun olmaktan çıkması için önümüzde yıllar yok, aylar var. İnsanlık, 2020’nin çaresizliğini aştı. 2021 yılı umut ve zafer yılıdır” ifadelerini kullandı.

HDP’ye kapatma davası açıldı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin, HDP’nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi‘nde dava açtı. Yüksek Mahkeme’ye gönderilen iddianamede, HDP üyelerinin beyan ve eylemleriyle devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı, ortadan kaldırmayı amaçladıkları belirtildi. 

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, mart ayının başında HDP ile ilgili inceleme başlatmıştı. Başsavcılık bu kapsamda Ankara Başsavcılığı‘na bir yazı göndererek, aralarında HDP’li üst düzey yöneticilerin de bulunduğu 108 sanıklı Kobani İddianamesi ile HDP’liler hakkında düzenlenen fezlekelerin birer örneğinin gönderilmesini istemişti.

Başsavcılık tarafından yapılan inceleme sonucu HDP’nin ‘terör eylemlerinin odağı’ olduğu tespitiyle iddianame hazırlandı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin de bugün akşam saatlerinde HDP’nin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne hazırlanan iddianameyi sundu.

İddianamede, “HDP üyelerinin beyan ve eylemleriyle devletin milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı, ortadan kaldırmayı amaçladıkları” belirtildi.

Başsavcı’dan AİHM’li açıklama

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin’in, iddianameye ilişkin yazılı açıklaması şöyle:  

“Demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarından olan siyasi partiler toplumun ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sunmayı amaçlayan kurumlardır. Bu amaçlarını evrensel ve demokratik hukuk kuralları çerçevesinde barışçıl yollarla gerçekleştirmeleri esastır.

Bununla birlikte Anayasa’nın 68/3. fıkrasında ve Siyasi Partiler Yasası’nın 90. maddesinde, siyasi partilerin faaliyetlerini Anayasa ve kanun hükümleri çerçevesinde sürdürmeleri gerektiği, yine Anayasa’nın 14. maddesinde, temel hak ve hürriyetlerden hiçbirinin, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamayacağı düzenlenmiştir.

Anayasanın 69. maddesinin 6. fıkrasında ve Siyasi Partiler Yasası’nın 103. maddesinde, bir siyasi partinin Anayasa’nın 68. maddesinin 4. fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak bu nitelikteki fiillerin işlendiğinin ve odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verileceği belirtilmiş, fıkranın devamında da bir siyasî parti; bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin tüm organlarınca zımnen veya açıkça benimsendiği, yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde söz konusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılacağına işaret edilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin 11. maddesinin 1. fıkrasında, herkesin barışçıl olarak toplanma ve dernek kurma hakkına sahip olduğu belirtilmiş, aynı maddenin 2. fıkrasında ise bu hakların kullanılmasına, ulusal ve kamusal güvenliğin korunması, kamu düzeninin sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla kanunla kısıtlama getirilebileceği ilkesi kabul edilmiştir. Nitekim, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi terörün kınanmamasını dahi siyasi partilerin kapatılması için yeterli bir gerekçe olarak kabul etmiştir.  

Siyasi parti yönetici ve üyeleri demokratik ilkeler çerçevesinde faaliyetlerine devam etmeli, terör örgütleri ile irtibatlı ve iltisaklı olmamalı, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçlamamalıdır.

Bu bağlamda, Halkların Demokratik Partisi yönetici ve üyelerinin beyan ve eylemleriyle demokratik ve evrensel hukuk kurallarının kabul etmeyeceği şekilde davrandıkları, PKK terör örgütü ve bağlı örgütlerle birlikte hareket ettikleri, örgütün uzantısı olarak faaliyetlerde bulunarak Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve ortadan kaldırmayı amaçladıkları anlaşıldığından adı geçen siyasi partinin kapatılması Anayasa Mahkemesinden talep edilmiştir.”

Bahçeli çağrı yapmıştı

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu yılın başında yaptığı yazılı açıklamada, “Yargıtay Cumhuriyet BaşsavcıIığı, 6-8 Ekim olayları ilgili iddianameyi temel alıp HDP’ye kapatma davası açabilir” demişti. Bu çağrısını ocak ayından bu yana partisinin meclis grup toplantısında yaptığı konuşmalarda sık sık hatırlatan Bahçeli, 2 Mart 2021 tarihinde “HDP’nin kapatılması acildir, hayatidir, şarttır” ifadelerini kullanmıştı. Aynı gün Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı HDP hakkında inceleme başlatıldığını duyurmuştu.

Gergerlioğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılmasının hemen ardından

Bugün öğle saatlerinde hakkındaki kesinleşmiş hükmün Meclis’te okunmasıyla HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun vekilliği düşürülmüştü. Gergerlioğlu halen HDP’li vekillerin eşliğinde Meclis’i terk etmiyor.

 

Kadın Azmağı’ndaki yapılaşmalarla ilgili suç duyurusu: Sonuna kadar takipçisi olacağız

Muğla‘nın Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içindeki, Orfoz Restoran ile Behçet Büfe arasındaki Azmak kıyısına geçtiğimiz hafta ağaçların kesilmesi ve kıyaya dolgu yapılması üzerine Gökova Ekolojik Yaşam Derneği, konuyla ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı‘na suç duyurusunda bulundu.

Muğla Çevre Platformu (MUÇEP) Gökova Meclisi de CİMER üzerinden suç duyurusunda bulunmak üzere bir kampanya başlattı.

Azmak Kıyı Kenar Çizgisinin de içinde kalan ve kamuya ait olan söz konusu alanın, etrafı şeritlerle işaretlenerek üzerine “Özel Mülk” tabelası da çakılmıştı.

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü‘ne dilekçe verdiklerini dile getiren Gökova Ekolojik Yaşam Derneği‘nden Serdar Denktaş, bölgenin eski haline getirilmesi ve sorumlularla ilgili yasal işlemlerin yapılması için, kamu davasının açılmasını talep eden bir suç duyurusunda bulunduklarını kaydetti.

‘Talanla karşı karşıya bırakıldı’

MUÇEP Gökova Meclisi’nin çağrısı ile cumartesi günü Akyaka’da Kadın Azmağı’nda ekolojik yapının tahrip edilmesi protesto edildi ve bir basın açıklaması yapıldı. Basın açıklamasında, bölgenin yapılaşmaya nasıl açıldığı da anlatıldı:

Yıllardır Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi içinde 1. Derece Doğal Sit Alanı statüsünde olan Azmak ve Akyaka gibi birçok koruma alanı, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın koruma statülerini düşürmesi ya da tamamen kaldırması sonucunda talan ile karşı karşıya bırakıldı.

Bu talan da kocaman bir yalan kılıfına sokularak yapıldı. Bakanlık koruma statülerinin kaldırmasını bir gayrimenkul şirketine ihale ederek hazırlattığı ve dört yıldır devlet sırrı gibi kamuoyundan gizlediği sözde Ekolojik Temelli Bilimsel Araştırma Raporuna dayandırdı. Bu rapor nihayet elimize geçtiğinde yapılan çalışmanın bilimsellik ve ekolojik temelden yoksun, tamamen rant temelli koca bir aldatmaca olduğunu anladık.”

‘Hukuksuzluklara engel olunmuyor’

Basın açıklamasında, restoran ve otel işletmelerinin Kıyı Kanunu’na aykırı olarak elde ettikleri alanların daha da genişletilmesi için, Azmak’ın kıyısının doldurulduğundan da bahsedildi:

Şimdi skandal niteliğindeki bu rapora sırtına dayayan sermaye ve devlet güçlerinin Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi’ne karşı büyük bir talan girişimini başlattığını anlıyoruz.

Geçtiğimiz yıl Eylül ayında askıya çıkarılan Akyaka İmar Planı Revizyonu ile talan girişimi resmiyet kazandı. Bu planın yürütmesinin durdurulması ve iptal edilmesi için açtığımız dava sürerken fiili saldırılar da hız kazandı. Restoran ve otel işletmeleri Kıyı Kanununa aykırı olarak işgal ettikleri alanları daha da genişletmek için gözbebeğimiz Azmağın kıyısını dolduruyorlar, ağaçları, sazlıkları kesiyorlar ekosisteme zarar veriyorlar, kamusal alanları özel kullanımlarına geçiriyorlar.

Bütün bunlar Özel Çevre Koruma Hükümlerine, Kıyı ve İmar Kanuna göre suç niteliğindeki eylemlerdir. Devletin ilgili kurumları ise bu hukuksuzluklara engel olmuyorlar, adeta yol veriyorlar.”

Açıklamada, ayrıca Muğla Valiliği, Ula Kaymakamlığı, Ula Belediyesi‘ne bölgeyi tahrip eden bu tür uygulamalara izin verilmemesi çağrısı yapıldı.

‘Konunun takipçisi olacağız’

Serdar Denktaş, Azmak kenarında daha önce de yapılmak istenen bir otelle ilgili dava açıldığını ve otel sahibine hapis cezası verildiğini hatırlatarak, konunun sonuna kadar takipçisi olacaklarını duyurdu:

Azmak kenarında Elif Hanım Otel ile ilgili de benzer bir dava açmıştık ve o davanın sonunda otel sahibiyle ilgili üç yıl dokuz ay hapis cezası çıkmıştı.

Bu da aslında çok benzer bir doğa tahribatı. Sadece Orfoz restoran değil, Azmak kıyı kenar çizgisi belirlendikten sonra geçen yıl imar planına işlendi.

Aslında bu yeni plana göre birçok restoran işletmesinin de benzer işgalleri olduğu artık ortada. Bunlarla ilgili de işlem yapılması gerekiyor. Tabii bunu belediyeden bekliyoruz her şeyden önce. Sivil toplum örgütleri olarak da takipçisi olacağız.”

‘Akyaka korunan bir yer olmaktan çıkar’

İmar planı revizyonunun kesinleşmesiyle ilgili davanın sürdüğünü söyleyen Denktaş, planın kesinleşmesi halinde Azmak’ın korunmasının artık mümkün olmayacağını dile getirdi:

Plan kesinleşirse Azmak’ın korunması mümkün olmayacak. Bir yat limanı yapılmış olacak. Otel alanları beş kat artırılmış olacak. Akyaka’nın mevcut problemlerine bu imar planı revizyonuyla mevcut sorunlara hiçbir çözüm getirilmiyorken, bir de sorunlar beş kat artmış olacak.

Akyaka artık korunan bir yer olmaktan çıkacak ve tamamen rant odaklı gelişmeye açılan bir yer olacak. “

Boğaziçi yargılanıyor: Mücadeleye devam

Boğaziçi Üniversitesi‘ne rektör olarak Melih Bulu‘nun atanmasına karşı başlayan protestolar kapsamında hazırlanan sergide “Kabe görseli ve LGBTİ+ bayraklarının bir arada kullanılması” gerekçe gösterilerek yargılanan öğrencilerin duruşması bugün Çağlayan‘daki İstanbul Adliyesi’nde başladı.

İkisi tutuklu ikisi ev hapsinde olmak üzere toplamda yedi öğrencinin yargılandığı duruşma öncesinde çok sayıda öğrenci ve basın mensubu Çağlayan’a geldi.

Duruşmaya CHP Milletvekilleri Sera Kadıgil, Özgür Özel, TİP Milletvekili Barış Atay, Bağımsız Milletvekili Ahmet Şık ve CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu da katıldı.

Açıklama yasağa rağmen yapıldı

Duruşma öncesinde adliye önünde gerçekleştirilmek istenen basın açıklamasına polis, eylemlerin pandemi koşulları gerekçe gösterilerek Kağıthane Kaymakamlığı tarafından yasaklandığını öne sürerek engellemek istedi.

Yasağa rağmen okunan basın açıklamasında “Bu tutuklamalar hukuksuzdur, arkadaşlarımızı derhal serbest bırakın. Mücadelemiz her türkü baskı girişimine rağmen devam ediyor” denildi.

Açıklamada “Sanmayın ki hukuk reformunuzla ezilenleri safınıza katabilirsiniz. Safımız emekçilerin ve ezilenlerin safıdır. Demokratik hak ve özgürlükleri gasp edilenlerin yanındayız. Tüm kayyımları gönderene, tüm arkadaşlarımızı alana kadar mücadelemize devam edeceğiz. Yüreğimiz yetiyor” ifadeleri kullanıldı.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmada ise öğrencilerin avukatı Levent Pişkin, iddianamenin reddini ve sanıkların beraatini talep etti.  

Tutuklu öğrenci D.D. savunmasında iddianemede yer aldığı gibi herhangi bir örgüte üye olmadıklarını, yaptıklarının suç değil, sanat olduğunu belirtirken, diğer tutuklu öğrenci S.C.U da sergiden sonra gittiği evinden gözaltına alındığını anlattı, herhangi bir kesimi hedef alma niyeti olmadığını kaydetti. 

Tutuksuz sanık S.B ise hükümete yakın medya tarafından hedef gösterildiklerini söyledi; “Sergideki eserler farklı sanatçıların gönderdiği eserlerdi. Halkı kin ve nefrete sürükleyemeyiz. Yeni Şafak’ın haberinde hedef gösterildik. Halkı kin ve düşmanlığa sevk eden kişiler bu kişilerdir. Yaklaşık bir aydır ayağımda gördüğünüz bu kelepçeyle evdeyim. Tacize uğradım, çalıştığım halde işe gidemedim, kiramı ödeyemedim. Bunların hepsinin nedeni bize atılan suç” diye konuştu. 

Mahkeme S.B’nin adli kontrolünün haftada bir gün imza koşuluyla değiştirilmesine, dolayısıyla elektronik kelepçesinin çıkarılmasına karar verdi.

 

AB vatandaşları ve ‘onaylanan aşılar’ için Yeşil Sertifika geliyor

Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelere önümüzdeki haziran ayından itibaren AB vatandaşlarının salgın önlemlerinden etkilenmeden seyahat edebilmesini sağlayacak bir “Dijital Yeşil Sertifika” önerisinde bulundu.

BBC Türkçe‘den Yusuf Özkan‘ın haberine göre, Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan ve “Dijital Aşı Pasaportu” ya da “Dijital Yeşil Sertifika” olarak adlandırılan tasarı ile ilgili ayrıntılar, Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen tarafından bugün kamuoyuna açıklandı.

Avrupa vatandaşlarının özellikle yaz tatili sırasında birlik sınırları içinde serbest dolaşımını amaçlayan Yeşil Sertifika, mobil telefonlardaki bir QR kodu veya bunun kağıda basılı değişik bir biçiminden oluşacak.

Ücretsiz olan sertifika, üç ayrı grupta verilecek:

  • AB tarafından tanınan bir aşı uygulanmış kişiler
  • Kısa süre içinde yaptırdığı koronavirüs testi negatif çıkanlar
  • Son 6 ayda Covid -19’a yakalanan ve bu nedenle virüse karşı bağışıklık geliştiren kişiler.

Türkiye’nin kullandığı CoronaVac listede yok

Bu üç aşamalı yaklaşımla, henüz aşı sırası gelmemiş ya da aşı olmak istemeyen kişiler ile Avrupa İlaç Ajansı tarafından onaylanmamış aşıları uygulayan AB vatandaşlarına yönelik ayrımcılığın önlenmesi amaçlanıyor.

AB, BioNTech-Pfizer, Moderna, AstraZeneca ve Johnson and Johnson şirketleri tarafından üretilen aşılara onay verdi. Türkiye’de kullanılan Sinovac ilaç şirketinin CoronaVac aşısı ise henüz AB tarafından onaylanmadığı gibi acil kullanım onayı da almadı. 

Ancak Rusya ve Çin tarafından üretilen aşıları uygulayan Macaristan ile Rus aşısı alımı anlaşması imzalayan Çek Cumhuriyeti gibi birlik üyesi ülkelerinin de, negatif test sonucu ve kandaki antikor testleri nedeniyle, Yeşil Sertifika uygulamasına katılmaları bekleniyor.

AB üyesi ülkelerin kendi ülkelerinde hazırladığı sertifikalar, kısa süre içinde birlik içindeki diğer devletlerin sertifikalarıyla uyumlu hale getirilecek. Örneğin Belçikalı bir turistin aşı ya da test sonucuna ilişkin sonuçları, İtalya’daki bir havalimanı görevlisi tarafından görülebilecek.

Komisyon, bu işlemler sırasında Yeşil Sertifika’daki hassas tıbbi verilerin “yüksek düzeyde korunmasını” istiyor. Gerekli verilerin sağlanması ve saklanmasından AB üyesi ülkeler sorumlu olacak. Tıbbi verilerin AB düzeyinde saklanmasına gerek duyulmayacak.

Sertifika, sadece AB üyesi ülkeler ile İsviçre ve İzlanda gibi birlik üyesi olmayan ülkelere yönelik seyahatler için geçerli olacak.

Aşı pasaportu önerisi, geçen ay yapılan AB liderler zirvesinde gündem gelmişti. Salgın nedeniyle zor durumda olan ekonomisi büyük ölçüde turizme bağlı Yunanistan, Kıbrıs, İtalya, İspanya ve Portekiz gibi üyeler, 2021 turizm sezonun rahat geçirebilmek için böyle bir düzenleme için ısrar ediyor.

Festus Okey davasında sanık polise 16 yıl sekiz ay hapis cezası

 
 
 
 
27 Kasım 2007’de İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan davada, sanık polis Cengiz Yıldız taksirle öldürme suçundan yargılandı. Davada, 13 Aralık 2011’de karar çıktı ve Yıldız’a 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi. Festus Okey’in ailesinin davaya katılma talebi ise reddedildi. Karar, Yargıtay tarafından bozuldu ve ailenin davaya katılıp katılamayacağına DNA raporları alındıktan sonra karar verilmesine hükmedildi.
 
12 Aralık 2018’de yeniden görülmeye başlanan davada Okey’in ailesinden alınan örnekler Adli Tıp Kurumu tarafından incelendi. DNA testinde eşleşme sağlanması sonucunda mahkeme, ailenin davaya müdahil olma talebini kabul etti. Son duruşması 4 Kasım 2020’de görülen davada mütalaa veren savcı, sanık polis Cengiz Yıldız’a taksirle öldürme suçundan altı yıla kadar hapis cezası verilmesini istemişti.
 
Festus Okey’in avukatları, 2018 yılında AYM’ye başvurmuştu. Başvuruda, olaya ilişkin etkili ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının, ölümle sonuçlanan şiddetin ırk temelli ayrımcılık saikiyle gerçekleştirilmesi nedeniyle yaşam hakkıyla bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddia edildi.
 
AYM İkinci Bölüm, 13 Ocak’ta yaptığı toplantıda, polis kurşunuyla ölen Festus Okey’in yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verdi ve aileye tazminat ödenmesine hükmetti.

Yeşiller Partisi: Gergerlioğlu için alınan karar yurttaş iradesine vurulmuş darbedir

Yeşiller Partisi, HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu‘nun hakkındaki hüküm okunarak milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin bir açıklama yayınladı. 

Yapılan açıklamada “İnsan Hakları Eylem Planı’nın açıklandığı günlerde planın ilk kurbanı insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu oldu” denildi.

‘Yurttaş iradesine vurulmuş darbe’

#GergerlioğluYalnızDeğildir” etiketi ile yapılan paylaşımda “Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi yurttaş iradesine vurulmuş darbedir” ifadeleri kullanıldı. 

Özkan: Siyasi bir karar

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Emine Özkan da alınan bu karara tepki gösterdi. Özkan paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

Ömer Faruk Gergerlioğlu milletvekilliğini demokratik seçim yoluyla kazandı. Vekilliğinin düşürülmesi ile ilgili kararın hukuki değil siyasi bir karar olduğunu biliyoruz. Bu karardan dönülmesi ve halkın iradesine güvenilmesi gerekiyor.”

Urbarlı: Mevzu hakkını arayanın sesinin kısılması

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı da yaptığı paylaşımda “Ömer Faruk Gergerlioğlu’nu tanımıyorum. Fakat 2.5 yıldır biliyorum ki bir yerde fikri ne olursa olsun insanlar haklarını arıyorlarsa Ömer Faruk Gergerlioğlu orada oluyor” dedi.

Milletvekilliğinin düşürülmesi kararına tepki gösteren Urbarlı “Mevzu sadece bir kişinin vekilliğinin düşmesi değil; mevzu hakkını arayan herkesin sesinin kısılması” değerlendirmesinde bulundu.

Neler yaşandı?

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Gergerlioğlu’nun sosyal medyadan yaptığı bir haber paylaşımı nedeniyle “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmasını öngören yerel mahkeme kararını 19 Şubat’ta onamıştı. Yargıtay’ın onama kararı, geçen hafta Perşembe günü Meclis’e ulaşmıştı.

Kararla ilgili Anayasa Mahkemesi‘ne bireysel başvuruda bulunan Gergerlioğlu, aynı zamanda da “tedbir” kararı alınması talebinde bulunmuştu. Gergerlioğlu’nun bireysel başvurusuyla ilgili süreç devam ederken, tedbir kararı reddedilmişti.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop ise Gergerlioğlu hakkındaki bireysel başvurusu sonucunu beklemeyeceklerini açıklamıştı. Anayasaya göre, hakkındaki kesinleşmiş yargı kararı TBMM Genel Kurulu’nda okutulan meclis üyesinin milletvekilli de sona eriyor.

Gergerlioğlu, karar okunmadan bir gün önce BBC Türkçe‘ye yaptığı açıklamada “Tüm hukukçular bu karara isyan ediyor, bir tane bile doğru bir karardır diyen hukukçuya rastlamadım. Bu karar okunursa, ben kararı tanımayacağım, Genel Kurul’da oturmaya devam edeceğim. İsterlerse beni zorla çıkarsınlar ama buradan da grup toplantı salonunda devam edeceğim” demişti.

Trans sporculara cis kadınlarla birlikte yarışma yasağı