Ana Sayfa Blog Sayfa 1587

Koceli’de homofobik saldırının faili ‘Fırat Delikanlı’ gözaltına alındı

İşitme engelli eşcinsel bir kişiye şiddet uygulayan ve bu anlara ilişkin görüntüleri sosyal medya hesabından paylaşan “Fırat Delikanlı” rumuzlu kişi geçen üç günün ardından gözaltına alındı.

Homofobik saldırı sosyal medya üzerinden büyük bir tepki toplamış, #FıratDelikanlıTutuklansın etiketi üzerinden bir kampanya başlatılmıştı.

‘Henüz tutukluluk kararı yok’

Kocaeli Barosu Başkanı Avukat Bahar Gültekin Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada henüz bir tutukluluk kararının çıkmadığını, zanlının şu anda Emniyet’teki işlemlerinin devam ettiğini söyledi.

Gültekin, “Emniyette ilk ifadesi alınacak. Daha sonra savcılık mahkemeye sevk edecek. Sulh Ceza Mahkemesi ise karar verecek. Büyük ihtimalle yarın ya da cumartesi günü belli olur” ifadelerini kullandı.

Şiddete uğrayan ve şikayetçi olan E.E. isimli şahsın ise memleketi Aydın’a döndüğünü belirten Gültekin Aydın Barosu’nun E.E.’nin durumunu takip ettiğini söyledi. Gültekin, Kocaeli Barosu’nun da yargı sürecini yakından takip etmeye devam edeceğini söyledi.

Neler yaşandı?

Büyük bir tepki toplayan homofobik saldırı Kocaeli’de gerçekleşti. Daha sonradan isminin Fırat Kaya olduğu öğrenilen zanlı, şiddet uyguladığı kişinin görüntülerini sosyal medya hesabından paylaştı.

Paylaşımında “Erkek seks gay sapık şerefsiz duydum ne zaman gördüm tutum kavga yüzü parça kan ağır geçmiş olsun … sapık gay pislik” ifadelerini kullandı.

Sosyal medyada aynı şahsın faili olduğu söylenen bir şiddet fotoğrafı daha paylaşıldı. Bu fotoğrafta da şiddet uygulanan kişinin eşcinsel ve duyma engelli olduğu ifade edildi.

Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan açıklama

Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada eylemi gerçekleştiren şüpheli F.K. ve ona yardım eden diğer şüpheliler hakkında “Kasten Öldürmeye Teşebbüs”, “Kişiyi Hürriyetinden Yoksun Kılma”, “Özel Hayatın Gizliliğini İhlal” ve ” Kişisel Verileri Hukuka Aykırı Olarak Yayma” suçlarından soruşturma başlatıldığı belirtildi.

Açıklamada ek olarak soruşturma kapsamında kolluk güçlerine şüphelilerin gözaltına alınması talimatı verildiği bilgisi paylaşıldı.

https://twitter.com/KadinCinayeti/status/1375010472924229637

30 sabıka kaydı bulunuyor

Kocaeli Emniyet Müdürlüğü’nün yürüttüğü çalışma sonucunda Fırat Kaya gözaltına alındı. DHA zanlının yaralama, tehdit, gasp, dolandırıcılık ve cinsel istismar gibi suçlardan 30 sabıka kaydı olduğunu aktardı.

DHA’nın aktardığına göre zanlının yakalanması ise olayla ilgisi olmayan bir kavgaya karışmasıyla oldu. Kavga ihbarına giden polis ekipleri yaptıkları kimlik kontrolünün ardından yakaladıkları kişinin hakkında soruşturma yürütülen Fırat Kaya olduğunu öğrendi ve gözaltı kararı verdi.

‘Siyasilerin söylemleri toplumdaki şiddeti artırıyor’

Yaşanan olayları Yeşil Gazete’ye değerlendiren Kocaeli Barosu Başkanı Av. Bahar Gültekin söz konusu olayda bir nefret söylemi olduğuna da dikkat çekti.

Devletin ve hükümetin şiddeti engelleme ve tedbir alma görevi olduğunu vurgulayan Gültekin, siyasilerin söylemlerinde şiddeti çağrıştıracak sözler söylemesinin toplumdaki şiddet olaylarını artırdığına dikkat çekti.

Gültekin, “Sorumluluk sahibi kişilerin söylemlerine dikkat etmesi, kimseyi cinsiyeti cinsel yönelimi sebebiyle hedef göstermemesi gerekiyor” dedi.

UKOME’den İBB’nin taksi dönüşüm projesine altıncı ret

İstanbul‘da Ulaştırma ve Koordinasyon Merkezi (UKOME) toplantısında, 750 minibüs ve 250 dolmuşun, taksiye dönüştürülmesi teklifi altıncı kez reddedilerek alt komisyona gönderildi.

Kadir Topbaş Gösteri ve Sanat Merkezi’nde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Genel Sekreteri Can Akın Aksu’nun başkanlığında yapılan toplantıda, minibüs ve taksi dolmuşların, taksiye dönüştürülmesi maddesinin hukuki olup olmadığı tartışıldı. Daha önce beş kez reddedilen ve alt komisyonlara gönderilen maddeyle ilgili İBB yetkilileri tarafından sunum yapıldı.

Esnaf temsilcisi teklife karşı

Karar oylanmadan önce başta İstanbul’un çeşitli semtlerinden gelen minibüsçü ve taksi dernek ile oda başkanları düşüncelerini açıkladıktan sonra komisyonda yapılan oylama sonucu 750 minibüs ve 250 taksi dolmuşun taksiye dönüştürülme maddesi alt komisyona gönderildi.

Türkiye Şoförler ve Otomobilciler Federasyonu Temsilcisi ve İstanbul Taksiciler Esnaf Odası Başkanı Eyüp Aksu, alınan kararı “hukuken dayanağı yok” diye savunurken, gösteri merkezi önünde bekleyen minibüsçüler de protesto gösterisi yaptı. Bir minibüs şoförü, aracını gösteri merkezi önüne çekerek, ayna ve camını kırdıktan sonra yakmaya çalıştı.

Olay yerine gelen itfaiye ekipleri yangını söndürürken, çevik kuvvet ekipleri güvenlik önlemi aldı.

Ne olmuştu?

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu İstanbul’a yeni altı bin taksi kazandırılması için başlattığı çalışma, esnaf odası tarafından tepki ile karşılanmış konu uzun süre tartışılmıştı.

2020 yılının kasım ayında İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, başkanlık ettiği UKOME toplantısında altı bin yeni taksi talebini iki ayrı teklif haline getirmişti. Beş bin yeni taksi önerisi ile dönüşmek isteyen bin minibüs ve dolmuşa taksi plakası verilmesi tekliflerini ayrı ayrı gündeme sunmuştu. Teklif o toplantıda da reddedildi. Aralık ayında da aynı teklif kabul görmedi.  Ocak ayındaki UKOME toplantısında da bin adet minibüs ve dolmuşun taksiye dönüşme talebi, alt komisyondaki görüşmeler devam ettiği için geri çekilmişti.

İstanbul’un sokak köpeklerini anlatan Stray filmi bu ay ABD’de yayınlanacak

Hong Kong doğumlu olan ve Amerika Birleşik Devletleri‘nde (ABD) yaşayan yönetmen Elizabeth Lo tarafından çekilen, İstanbul‘un sokak köpeklerini konu alan “Stray” isimli belgesel bu ay ABD’de afisilver.afi.com, virtualavalon.org ve themiracletheatre.com gibi platformlarda yayınlanacak.

2020 yapımı filmin uzunluğu ise 1 saat 12 dakika.

Film, üç köpeğin hikayesine odaklandı

Film, Zeytin, Nazar ve Kartal isimli üç köpeğin İstanbul’daki gündelik maceralarına odaklanıyor.

Ayrıca belgesel, hem insanların hem de köpeklerin hayatlarını etkileyen sosyal ve kentsel dinamiklere de atıfta bulunuyor.

 

Elizabeth Lo, bir röportajında İstanbul seyahati sırasında ilk başta Zeytin’le tanıştığını, onu takip ettiğinde de şehirdeki diğer köpek topluluğuyla karşılaştığını anlattı. Lo, kamerasıyla Zeytin ve arkadaşlarını takip ederken, filmin ortak yapımcılarından Ceylan Çarhoğlu, Zeynep Köprülü ve Zeynep Aslanoba‘dan biri de mikrofonla çevredeki sesleri kaydetti.

Stray, ilk gösterimini geçtiğimiz yıl nisan ayında Tribeca Film Festivali‘nde yaptı. Daha sonra ise Londra ve Stockholm gibi festivallerde izleyiciyle buluştu. Eleştirmenlerin Seçimi Belgesel Ödülleri‘nde de en iyi ilk belgesel kategorisinde adaylık kazandı.

Adalet eylemi yapan Şenyaşar ailesine ikinci gözaltı

AKP Urfa Milletvekili İbrahim Halil Yıldız’ın yakınları tarafından öldürülen iki çocuğu, eşi ve tutuklu oğlu için adalet isteyen ve 17 gündür Urfa Adliyesi önünde oturma eylemi yapan Emine Şenyaşar ve oğlu Ferit Şenyaşar’a polis müdahale etti.

MA‘nın haberine göre; bugün de adliye önüne giden Şenyaşar ailesinin yanına gelen polis,  adliyenin “kamu binası” olduğu gerekçesiyle yanlarındaki şövalelere izin vermeyeceklerini söyledi. Polisler, daha sonra döviz ve fotoğrafların yer aldığı şövalelere el koydu.

‘Öldürseniz de gitmeyiz’

Dövizlerin ve şövalelerin alınmasına direnen Ferit Şenyaşar “17 gündür buradayız. Bu güne kadar bize ne dediyseniz yaptık. İlk başladığımızda içerdeydik bizi çıkardınız. Bundan sonra öldürseniz de buradan bir adım geri atmam” diyerek tepki gösterdi.

Polis, daha sonra Emine Şenyaşar ile Ferit Şenyaşar’ı ikinci kez gözaltına aldı. Emine Şenyaşar geçen hafta da aynı nedenle gözaltına alınmış ve bir süre tutulduktan sonra bırakılmıştı. Gözaltına alınan anne ve oğlu Urfa İl Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü‘ne götürüldü.

Ne olmuştu?

Urfa’nın Suruç ilçesinde 2018 Genel Seçimleri öncesi 14 Haziran’da AKP’li vekil İbrahim Halil Yıldız’ın esnaf ziyareti sırasında korumaları ve yakınlarının Şenyaşar ailesine ait işyerinde başlayan ve Suruç Devlet Hastanesi’ne uzanan saldırıları sonucu, Hacı Esvet Şenyaşar (67), oğulları Adil (36) ve Celal Şenyaşar (41) ile vekilin ağabeyi Mehmet Şah Yıldız yaşamını yitirdi. Olayda Mehmet, Ferit ve Fadıl Şenyaşar‘ın da aralarında bulunduğu sekiz kişi de yaralandı.

Saldırı sırasında yaralanan Fadıl Şenyaşar ve kardeşleri, tedavileri devam ederken gözaltına alındı. Gözaltına alınan Fadıl Şenyaşar, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Olaydan 15 ay sonra 18 Eylül 2019’da AKP’li vekilin ağabeyi Enver Yıldız, 50 kişilik koruma ordusuyla geldiği Urfa Adliyesi’nde teslim olduktan sonra tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Olaydan 18 ay sonra ise Urfa Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından sadece işyerinde yaşanan olaya ilişkin iddianame hazırlandı. İddianamede, Şenyaşar ailesine dönük asıl saldırının yaşandığı hastane boyutuna yer verilmedi. Çocuklarına yönelik saldırı haberinden sonra gittiği Suruç Devlet Hastanesi’nde linç edilerek öldürülen Hacı Esvet Şenyaşar’a ilişkin yargılama ise 2 buçuk yıldır henüz başlamış değil. 

 

Covid-19’u atlatan gençlerin yüzde 85’inde en az dört nörolojik sorun görülüyor

ABD’li bilim insanları tarafından yapılan bir çalışma, yeni tip koronavirüsü hafif semptomlarla atlatan gençlerin, altı haftadan daha uzun bir süre boyunca en az dört nörolojik semptomu aynı anda yaşadığını ortaya koydu.

Northwestern Hastanesi’nden doktorlar Covid-19 hastalığını hafif semptomlarla geçiren kişilerin hastalığı atlatmasının ardından, hastalığı ağır semptomlarla atlatanlara kıyasla daha yüksek düzeyde nörolojik semptomlar yaşadıklarını keşfetti.

Beyin sisi, baş ağrısı, bulanık görme, depresyon…

NTV’nin aktardığına göre çalışmaya katılan hastaların yüzde 85’i “beyin sisi”, “tat veya koku kaybı”, “baş ağrısı” ve “bulanık görme” semptomlarından en az dördünü aynı anda yaşadığını bildirdi.

Ek olarak, hastaların yüzde 85’i yorgunluk, yüzde 47’si ise depresyon veya anksiyete gibi nörolojik olmayan semptomlar yaşadı.

Bununla birilikte, hastaların yaklaşık yarısı altı haftadan uzun süren bu semptomlar nedeniyle işe 10 gün ya da da uzun bir süre gidemediklerini aktardı.

‘Yaşam kalitelerini bozuyor’

Çalışmanın ortak yazarı ve nöro-bulaşıcı hastalıklar uzmanı Igor Koralnik, “Uzun Covid muhtemelen dünyadaki milyonlarca insanı etkiliyor ve çoğu kalıcı nörolojik semptomlar yaşıyor. Bazılarının ise yaşam kalitelerini önemli ölçüde bozan bilişsel işlev bozuklukları var” ifadelerini kullandı.

Araştırmanın yazarları, incelen hastaların yüzde 81’inde beyin sisi, yüzde 68’inde baş ağrısı, yüzde 60’ında uyuşma veya karıncalanma, yüzde 59’unda tat kaybı, yüzde 55’inde koku kaybı, yüzde 55’inde kas ağrısı, yüzde 47’sinde baş dönmesi, yüzde 30’unda bulanık görme ve yüzde 29’da kulaklarında çınlama görüldüğünü söyledi.

Bununla birlikte Koralnik, iyileşme hızının büyük ölçüde değiştiğini, bazı hastaların iki ay sonra, bir kısmının ise dokuz ay sonra iyileştiğini söyledi.

İsrail’de sandık çıkış anketlerine göre Netanyahu çoğunluğu elde edemedi

İsrail‘de önceki gün  yapılan genel seçimde sandık çıkış anketleri, Başbakan Binyamin Netanyahu‘nun hükümeti kuracak çoğunluğa ulaşamayabileceğine işaret ediyor.

Hükümeti kurabilmek için 120 üyeli parlamentoda 61 milletvekili çıkarmak gerekiyor. Ancak anketler Netanyahu’nun partisi Likud ve müttefiklerinin en az yedi sandalye eksiğinin olduğunu gösteriyor. Muhalefet partilerinin ise 60 milletvekili çıkaracağı tahmin ediliyor.

İsrail’in en uzun süre görev yapan başbakanı olan Netanyahu, Likud liderliğinde sağcı bir hükümet kuracağı vaadinde bulunmuştu.

Sağcı Yamina Partisi anahtar

BBC‘nin aktardığına göre, Netanyahu’yla ittifak yapması olasılığı bulunan Naftali Bennett liderliğindeki sağcı Yamina Partisi‘nin yedi sandalye kazanması bekleniyor. Fakat Bennett, henüz Netanyahu’ya destek verip vermeyeceğini açıklamadı.

Netanyahu da dün geceki Twitter mesajında destekçilerine teşekkür etti ve “Sağa ve liderliğim altındaki Likud’a büyük bir zafer kazandırdınız. Likud açık ara en büyük parti. İsraillilerin çoğunun sağcı olduğu, güçlü ve istikrarlı bir sağcı hükümet görmek istedikleri aşikâr” dedi.

Yair Lapid liderliğindeki ana muhalefet partisi Yeş Atid‘in de (Gelecek Var) 16-18 sandalye kazanması bekleniyor. Lapid, “Partisinin elde ettiği muazzam başarıyla gurur duyduğunu” söyledi.

Netanyahu’nun liderliği için bir referandum olarak görülen seçimde katılım oranının yüzde 67,2 olduğu açıklandı.

Yair Lapid
Yeş Atid’in lideri Yair Lapid. 

Bu, ülkede iki yıl içinde yapılan dördüncü seçim. Daha önceki üç seçimde ne Netanyahu ne de rakipleri istikrarlı bir koalisyon kuramamıştı. Netanyahu’nun Savunma Bakanı Benny Gantz‘ın partisi “Mavi ve Beyaz”la kurduğu ulusal birlik hükümeti, kuruluşundan yedi ay sonra, Aralık’ta çökmüştü. Sandık çıkış anketleri Mavi ve Beyaz’ın yedi sandalye kazanacağını gösteriyor.

Koalisyon kolay değil

Koalisyon görüşmelerinin sonuçsuz kalması halinde yeniden seçime gidilecek. Ancak koalisyon görüşmelerinin de kolay geçmeyeceği belirtiliyor. İsrailli haber kaynakları, Netanyahu bloğunda yer alan ırkçı partiler ve yeni işgal vaatleri nedeniyle Arapların bu blokta yer almayacağına işaret ediyor. Netanyahu’nun aşırı sağcı bloğunda da Araplarla işbirliğine gitmek istemeyen partiler bulunuyor. Birbirine tamamen karşıt görüşleri nedeniyle hükümet kurulmasının zor göründüğü İsrail’de yeniden bir seçime gidilmesi sürpriz olmayacak. 

İstanbul Barosu: İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmeyle mücadele varlık nedenimiz

İstanbul Barosu, bir açıklama yayımlayarak Türkiye’nin Cumhurbaşkanlığı kararıyla İstanbul Sözleşmesi‘nden çekilmesine karşı tepkisini dillendirdi. Açıklamada, izlenen yolun idare, anayasa ve milletlerarası hukuka aykırı olduğuna vurgu yapılarak, kararın “yok hükmünde olduğu” kaydedildi. 

Cumhurbaşkanlığı kararının anayasaya aykırılığı ve yürütmesinin durdurulması istemlerini içeren dava dilekçesini dün Danıştay‘a gönderdikleri belirtilen açıklama özetle şöyle: 

“19 Mart gece yarısı  yayınlanan Cumhurbaşkanı kararı ile Türkiye, İstanbul Sözleşmesinden çekilmeye karar verdi. Bir süredir belli bazı kesimlerce hedef haline getirilen İstanbul Sözleşmesi ile ilgili olarak verilen bu karar, Baromuz için beklenen bir karardı.

Ancak çekilme için izlenen yolların İdare, Anayasa ve Milletlerarası Hukuka aykırı olduğu son derece de açıktır.

Onaylamayı uygun bulan 6251 sayılı yasadan ve Anayasanın 90. Maddesinden güç alan bu sözleşmeden bir Cumhurbaşkanı kararı ile çekilebilmek, hem TBMM iradesine yapılan saygısızlık ve hem de Anayasaya açık aykırılıktır.

‘Yok hükmünde’

Bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinden yetki alıyor gibi gözükse de, Anayasanın 104. Maddesi gereğince temel hak ve özgürlükler konusunda bir kararname düzenlenemeyeceği için, bu çekilme kararı yok hükmündedir.

Kaldı ki, bizzat sözleşmede kararlaştırılan çekilme prosedürüne de uyulmadığı ve Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne başvurulmadığı için sözleşme, halen de yürürlüktedir.

İstanbul Barosu olarak, sözleşmeden çekilme kararının yok hükmünde olduğunun tespiti, Anayasaya aykırılığı ve Yürütmesinin Durdurulması istemlerini içeren dava dilekçemizi bugün Danıştay Başkanlığına gönderdik.

‘Yasalara uygun olsaydı da kabul etmezdik’

Biz, bu sözleşmeden çekilme kararının hukuksal temelli olmadığını saptamayı ve giderek bununla mücadele etmeyi varlık nedenimiz olarak görüyoruz. Ayrıca Avukatlık Kanununun 76 ve 95. Maddeleri bakımından da kendimizi görevli sayıyoruz.

Ancak bilinmelidir ki, İstanbul Sözleşmesinden çekilme kararı bütün usuli hükümlere uyularak verilen bir karar veya yasa olsaydı dahi, bu çekilmeyi doğal kabul ederek içimize sindirebilmemiz yine de olası olmayacaktı.

Çünkü İstanbul Sözleşmesi, İstanbul Barosu için bir demokrasi ve o arada da bir insan hakları belgesidir.

…Bu mücadeleyi vermezsek, 6284 Sayılı Yasa hükümleri de giderek tavsayacaktır. Sözleşmenin bazı kesimlerce tartışılmaya başlanmasından itibaren yargı zemininde zaten güç kaybeden yasanın uygulama yeteneğinden yoksun kalması da kaçınılmaz olacaktır.

Bu mücadeleyi vermezsek, son rötuşları yapılan aile hukukunda arabuluculuk düzenlemesi ile sorunun taşınacağı boyut daha bir tehlikeli olacaktır.  Şimdiden teşekkür sırasına giren tarikat ve cemaatlerin sözleşmeden çekilmenin sonuçlarını, başka bir yaşam biçimi tahayyülü ile değerlendirmelerine özel bir anlam yüklenmelidir.

‘İktidar net ama bizim tavrımız da net’

Öyle anlıyoruz ki, siyasal iktidar bu tablo karşısında nettir: Çağdaş bir yaşam biçiminin kadını götüreceği yerden duyduğu endişeyle demokratik haklar askıya alınmakta, bu alanda da otoriter bir anlayış tercih edilmektedir.

Ama İstanbul Barosu olarak bizim tavrımız da nettir: İstanbul Barosu, Atatürk İlke ve devrimlerinden neşet eden yaklaşımlardan asla vazgeçmeyecek ve Cumhuriyetin kurucu ilkelerinin dünyaya örnek olup kadını özgürleştiren geçmişini, geleceğe taşıma mücadelesini kararlılıkla sürdürecektir.

Hukuk Devleti ve Adalet arayışımızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Demokratik değerleri pusulamız bileceğiz ve bu eksende yürüyeceğiz.

…Söz konusu olan İstanbul Sözleşmesi ise; biz tarafız ve öyle kalacağız.

Bütün yurttaşlarımızı çağdaş bir geleceği biçimlendirme hakkını elde etmek üzere dayanışmaya davet ediyoruz.”

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması kararına aralarında Ankara, İzmir, Mersin ve Antalya’nın da bulunduğu çok sayıda ilin barosu da Danıştay’da dava açmıştı. 

Boğaziçi öğrencilerine kampüs önünde polis saldırısı: Çok sayıda gözaltı var

Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüs önündeki dört öğrenci ellerindeki LGBTİ+ bayrağı gerekçe gösterilerek gözaltı araçlarına bindirildi.

Arkadaşlarının bırakılması için kampüs önünde toplanan öğrencilere polis müdahale etti. Çok sayıda kişinin gözaltına alındığı bilgisi paylaşıldı. Daha sonradan bu sayı 12 olarak belirtildi.

‘Arkadaşlarımız bırakılana kadar gitmiyoruz’

Boğaziçi Direnişi tarafından yapılan paylaşımda ellerinde LGBTİ+ bayrağı olan dört öğrencinin Güney Kampüs’ten Kuzey Kampüs’e giderken polis tarafından durdurulduğu belirtildi.

Daha sonra yapılan paylaşımda “LGBTİ+ bayrağı taşıdıkları gerekçesiyle arkadaşlarımız gözaltı araçlarına bindirildiler, bizle bilgi paylaşılmıyor, polisler dağılmamızı talep ediyor. Hukuksuz muameleye maruz bırakılan arkadaşlarımız serbest bırakılana kadar hiçbir yere gitmiyoruz” ifadeleri kullanıldı.

Polisten öğrencilere şiddet

Olayın duyulmasının ardından birçok öğrenci arkadaşlarının serbest bırakılması için Kuzey Kampüs kapısına gitti. Yapılan paylaşımda “Arkadaşlarımızın serbest kalmasını istediğimiz, onları almadan yerimizden ayrılmadığımız için etrafımız polisler tarafından sarıldı” denildi.

Polis burada da öğrencileri dağıtmak için öğrencilere şiddet uyguladı. Polis müdahalesi sırasında 12 öğrencinin gözaltına alındığı bilgisi paylaşıldı.

Kampüs çıkışlarını kolluk kuvvetleri tutarken öğrenciler ise gözaltına alınan bütün arkadaşları serbest bırakılana kadar eylemlerini sonlandırmayacaklarını duyurdular.

EŞİK: Avrupa Konseyi, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme sürecini incelesin

Eşitlik İçin Kadın Platformu, (EŞİK) Avrupa Konseyi‘ne Türkiye‘nin İstanbul Sözleşmesi‘nden çekilme kararının iç hukuk sistemine aykırı olduğunu belirtti ve yapılan bildirimin yasallığıyla birlikte uluslararası hukuk açısından etkilerini incelemesi için bir çağrı mektubu kaleme aldı.

Mektupta, 2020 yılında yapılan ‘Türkiye’nin Nabzı’ araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 64’ünün Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmasını onaylamadığı da belirtildi.

‘Çekilme kararı toplumsal desteğe sahip değil’

Mektupta, Cumhurbaşkanı kararıyla sözleşmeden çekilmenin birçok kesim tarafından tepkiyle karşılandığı belirtilirken, sözleşmeden çekilme kararının iddia edildiği gibi toplumsal desteğe sahip olmadığı belirtildi:

Cumhurbaşkanı Kararı’nda ‘Sözleşme’den çekilme’ işlemine dair herhangi bir gerekçe sunulmadığı için, Karar’ın ardında yatan sebepler halk tarafından bilinmiyordu. Karar’ın gerekçesi daha sonra, 21 Mart tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı tarafından açıklandı. Bu açıklamada ‘Başlangıçta kadın haklarının güçlendirilmesini teşvik etmeyi amaçlayan İstanbul Sözleşmesi, Türkiye’nin toplumsal ve ailevi değerleriyle bağdaşmayan eşcinselliği normalleştirmeye çalışan bir kesim tarafından manipüle edilmiştir’ deniliyordu.

Son birkaç yıl içinde hükümetin çeşitli temsilcileri tarafından mütemadiyen buna benzer beyanlarda bulunulmuş olduğu içindir ki, bu ifadeler Türkiye’deki kadın ve LGBTİ+ hareketleri açısından hiç de şaşırtıcı değildir. İşin esası, bu iddianın aksine, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı toplumsal desteğe sahip değildir.

Temmuz 2020’de Metropoll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi tarafından yapılan ‘Türkiye’nin Nabzı’ araştırmasına göre, katılımcıların yüzde 64’ü Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini onaylamazken, fikri olmayanların oranı yüzde 19, çekilmeye açıkça destek verenlerin oranı ise yalnızca yüzde 17 idi.

Bundan bir ay sonra ise, büyük oranda kadın hareketinin başını çektiği farkındalık kampanyaları sayesinde, çekilmeye destek verenlerin oranı yüzde 7’ye düşmüştür.”

‘Diğer sözleşmelerden çekilmenin yolunu açabilir’

Mektupta, böyle bir kararın Lanzarote Sözleşmesi, CEDAW, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi sözleşmelerden çekilmenin önünü açabileceği ifade edildi:

EŞİK’in açıklamasında işaret edildiği üzere, bu karar Türkiye’nin Lanzarote Sözleşmesi, CEDAW ve hatta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi kritik öneme sahip diğer sözleşmelerden ve dolayısıyla bu belgeler kapsamında korunmakta olan temel insan haklarından çekilmesinin yolunu açabilir.

Nitekim, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararında rol oynamış olan dar fakat siyasi olarak etkili çevreler, Lanzarote Sözleşmesi ve CEDAW karşıtı savunuculuk da yapmaktadırlar. Böyle bir girişim, sadece Türkiye’de hukukun üstünlüğüne ve demokrasinin geleceğine yıkıcı bir darbe vurmakla kalmamakta, Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin, Konsey’in ve uluslararası insan hakları sisteminin temel prensiplerine bağlılığı üzerinde de son derece olumsuz bir etki yaratma potansiyeli taşımaktadır.”

Fotoğraf: sendika.org

‘TBMM’nin onayı alınmadı’

Avrupa Konseyi, süreci inceleyerek bu işlemin hukuka uygunluğu ve uluslararası hukuk açısından yaratacağı etkileri sorgulamaya davet edildi:

Çok taraflı uluslararası sözleşmelerden çekilme kararı, bu sözleşmelerin imzalanması ve onaylanması sürecinde izlenen ulusal hukuki usul yollarına ve süreçlerine bağlı kalınarak alınmak zorundadır. Bu yüzdendir ki, Türkiye’nin bu girişimini, yani bir devletin temel insan haklarını ilgilendiren bir uluslararası sözleşmeden kendi Anayasası’nı açıkça ihlal ederek tek taraflı olarak çekilmesini daha önce emsali olmayan bir örnek olarak görmek mümkündür.

Dahası, uluslararası hukuk alanında uzmanlaşmış önde gelen hukukçuların görüşüne göre, Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 5. Kısmı’nda yer alan ve devletlerin İstanbul Sözleşmesi gibi hayati nitelikteki uluslararası insan hakları sözleşmelerinden tek taraflı olarak çekilmesini zorlaştıran maddelere de bu noktada başvurulabilir.

Avrupa Konseyi’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin onayı olmaksızın alınmış bu Karar’ın hukukiliğini incelemeden Türkiye’nin çekilme bildirimini kabul etmiş olmasını büyük bir üzüntüyle karşılıyoruz. Avrupa Konseyi’ni süreci inceleyerek bu işlemin hukuka uygunluğunu ve uluslararası hukuk açısından yaratacağı etkileri sorgulamaya çağırıyoruz.”

‘İBB’den ayrılan AKP bürokratları için TCDD’de özel daire başkanlığı kuruldu’

Cumhuriyet’e konuşan Çakırözer, AKP döneminde İBB’de olan ve sonrasında TCDD’ye geçenlerin listesini şöyle sıraladı:

“2021 yılının daha ilk günlerinde siyasi kadrolaşma ve liyakatsiz atama demiryollarında bir kez daha yüzünü gösterdi. AKP döneminde İBB’de görev yapan 15 ismin TCDD’ye atamaları yapılarak demiryolları AKP’lilerin arka bahçesi haline getirildi. TCDD Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Ali İhsan Uygun, Genel Müdür Yardımcısı/Yönetim Kurulu Üyesi Metin Akbaş, Trafik ve İstasyon Yönetimi Daire Başkanı Abdullah Özcanlı, Teftiş Kurulu Başkanı Ahmet Ayaz, Modernizasyon Dairesi Başkanı Hasan Pezük, Bilgi Teknolojileri Daire Başkanı Dr. Abdullah Önder Türkoğlu, Bilgi Teknolojileri Daire Bşk. Yrd. Şahabettin Çağlar, 1. Hukuk Müşaviri Av. Ercan Atasever, 1. Bölge Müdürü Necmettin Acar, TÜRASAŞ Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Metin Yazar, TÜRASAŞ Genel Müdür Yardımcısı ve Yönetim Kurulu üyesi İrfan İpşir, TÜRASAŞ Yönetim Kurulu üyesi Enver Mamur, TÜRASAŞ Yönetim Kurulu üyesi Murat Baştor İBB’den sonra TCDD ve bağlı kurumlarına yönetici olarak atandı.”

Birimi olmayan daire başkanlıkları

Çakırözer, bu atamalarla yetinmeyen AKP’nin, TCDD’de daire başkanlığı kadrosu ihdas edilmeden yönetim kurulu kararı ile “Eğitim Dairesi Başkanlığı” kurduğuna dikkat çekti. Yönetim kurulu kararıyla hukuksuzca kurulan daire başkanlığının birimlerinin oluşturulmadığını belirten Çakırözer, bu başkanlığın, İnsan Kaynakları Dairesi Başkanlığı içinde faaliyet yürüttüğünü söyledi. Daire Başkanlığı’na ise İnsan Kaynakları Dairesi Başkan Yardımcılarından Hüseyin Arslan görevlendirildi.

Çakırözer, Pamukova ve Çorlu başta olmak üzere birçok yerde yaşanan tren kazalarını anımsatarak, “Bu kötü yönetim hepimizi kaygılandırıyor. Bu atamalar böyle giderse bu kazaların da sonu gelmez” dedi.

TCDD’nin AKP’nin “çiftliği” haline geldiğini belirten Çakırözer, “Bu yapılanların kamu hukukunda örneği yok. Tüm bu liyakatsiz, hukuksuz atamalar koskoca TCDD kurumunu bitirmektedir” ifadelerini kullandı.