Ana Sayfa Blog Sayfa 1588

İşçiye eziyetin pandemideki maskesi: Kod 29

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG) pandemi döneminde işçilerin, işten ayrılış bildirgesindeki Kod 29 gerekçe gösterilerek işten çıkarılmalarına tepki göstermek için düzenlenecek gündem kampanyasına çağrı yaptı.

25 Mart Perşembe günü (bugün) saat 21.21’de Twitter üzerinden düzenlenecek etiket kampanyası için ilk tweet İSİG hesabı üzerinden atılacak. Ardından kampanyaya destek olmak isteyenler bu paylaşımdaki etiket üzerinden kendileri paylaşım yapabilecek.

Kod 29 nedir?

İşveren işten çıkardığı işçiler için SGK’ya 10 gün içinde işten ayrılış bildirgesi vermek zorunda. İşçiyi hangi gerekçe ile işten çıkardığını da kod numarasıyla işaretliyor.

Kod 29 ise listedeki bu gerekçelerden birisi ve “ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranış” olarak tanımlanıyor. Bu kod işçilerin tazminatsız olarak işten çıkarılabilmesinin önünü açıyor.

Kod 29 bildirimi yüzde 70 arttı

Pandemideki işten çıkarma yasağının kapsamı dışında tutulduğu için bu dönemde işverenlerin en çok kullandığı gerekçe oldu.

İSİG tarafından yapılan açıklamaya göre bir yıllık salgın döneminde kod 29 ile işten çıkarılanların sayısı yüzde 70 arttı. Süren işe iade davalarının yüzde 80’i ise gene kod 29 kaynaklı.

İşçiler için ne anlama geliyor?

İşçiler Kod 29 ile işten çıkarıldıklarında yalnızca hakları olan tazminat hakkından mahrum kalmıyor. Aynı zamanda İŞKUR, işsizlik ödeneği için başvurulduğunda ayrılış gerekçesine bakıyor ve Kod 29 ise işsizlik maaşı ödemiyor.

Gene aynı şekilde işten ayrılışları Kod 29 ile gerçekleştiyse Kısa Çalışma Ödeneği de alamıyorlar.

Almanya’dan Türkiye’ye demokrasi uyarısı

Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin liderleri bugün Türkiye ile ilişkilerin de masaya yatırılacağı sanal zirvede bir araya gelmeye hazırlanıyor. Zirve öncesinde Türkiye’ye ilişkin bir açıklama yapan Almanya Başbakanı Angela Merkel’den “Türkiye’nin insan hakları ve hukukun üstünlüğü konusunda standartlara uymasını bekliyoruz” dedi.

Zirvede Ankara’yla ilişkilerin ilk gün tartışılacağı belirtiliyor. Tartışmaların  AB Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Josep Borrell‘in pazartesi günü açıkladığı ve hem yaptırım hem teşvik öngören ikili bir stratejiye dayalı raporunun temelinde ilerlemesi bekleniyor.

AB liderlerinin Doğu Akdeniz krizi nedeniyle Türkiye’ye mart zirvesinde dayatma tehdidinde bulunduğu yaptırımların, ABD Başkanı Joe Biden‘ın devreye girmesiyle askıya alındığı sızdırılmıştı. Ancak son dönemdeki gelişmeler nedeniyle Brüksel’den eleştirel bir açıklama bekleniyor.

İstanbul Sözleşmesi: Talihsiz bir karar

Kaynaklara göre AB, HDP’nin kapatılması girişimi ve İstanbul Sözleşmesi‘nden çekilme kararı nedeniyle endişe beyan edecek. Merkel ropörtajda da Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini, “Verilmiş çok talihsiz bir mesaj. Türkiye’nin sözleşmeye taraf olmaya devam etmesini dilerdik” sözleriyle değerlendiren Angela Merkel, “Türkiye’nin hukuk devleti standartlara uymasını bekliyoruz, pek çok durumda insan haklarına saygı gösterilmediğini tespit ediyoruz” şeklinde değerlendirdi. 

Doğu Akdeniz’de AB tarafından ‘tek taraflı adımlar ve provokasyon’ olarak değerlendirilen adımların tekrarlanması halinde ekonomi ve turizmi de kapsayan yaptırımlar dayatılabileceği belirtilecek.

Yeşiller daha sert tutum istiyor

Almanya Yeşiller Partisi‘nden Claudia Roth ise dün Avrupa Birliği’nin demokrasi ve insan hakları konusunda baskı kurmak için elindeki tüm araçları kullanması gerektiğini söyledi.  

Claudia Roth

Federal Meclis Başkan Yardımcısı devlet ve hükümet başkanları zirvesi öncesinde Avrupa Birliği’ne Türkiye’ye baskı uygulama çağrısı yaptı. Alman haber ajansı dpa‘ya açıklamalarda bulunan Roth, Alman hükümeti ve AB’nin “demokrasi ve insan hakları konusunda baskı kurmak için elindeki tüm araçları kullanması” gerektiğini kaydetti. 

Türkiye ile ilişkilerde iyimserliğin neye dayandırıldığını anlamanın mümkün olmadığını belirten Roth “Türkiye’nin Erdoğan tarafından otokratik yeniden dönüşümü nedeniyle ortak bir değerler temelinin zerresi bile kalmıyor” dedi.

‘Mülteci mutabakatı sona erdirilmeli’

Alman Yeşiller Partisi ayrıca AB ile Türkiye arasında imzalanan mülteci mutabakatının da sona erdirilmesini savunuyor. Yeşiller Meclis Grubu Sığınmacı Politikaları Sözcüsü Luise Amtsberg, Almanya Yazı İşleri Ağı’na (RND) konuyla ilgili yaptığı açıklamada “İltica hukukuna aykırı bu anlaşma derhal sona erdirilmeli” dedi.

Başbakan Merkel, mülteci mutabakatını savunuyor. 

 

‘Salda Gölü dünya mirası sayılsın’

Salda Gölü Koruma Derneği Burdur’un Yeşilova ilçesinde yer alan ve Millet Bahçesi projesiyle yok olma tehlikesinde bulunan Salda Gölü’nün UNESCO dünya mirası listesine alınması için kampanya başlattı.

İki ay önce Dernek, gölün miras listesine alınması için Burdur Valiliği, UNESCO Türkiye Milli Komisyonu ile Kültür ve Turizm Bakanlığı’na dilekçe ile başvurmuştu.

‘Vazgeçmeyeceğiz’

Yapılan açıklamada “Salda Gölü Koruma Derneğinin bu çabası, başta TMMOB olmak üzere birçok kurumda ve kamuoyunda karşılık buldu” ifadeleri kullanıldı.

Açıklamada “Kampanyamız başarıya ulaşana dek dostlarımızla birlikte mücadelemizden vazgeçmeyeceğimizi kamuoyuna duyururuz” denildi. Kampanyaya imza atan kişi ve kurumlar ise şu şekilde sıralandı:

Sivil Toplum Örgütleri

TMMOB, TTB, KESK, Antalya Barosu, Samsun Barosu, Burdur Barosu, Eğitim Sen, Tarım Orkam Sen, Eğitim Sen Burdur, Eğitim Sen Alanya, Tüm Emekli Sen Antalya, Şavşat Dernekler Federasyonu, Ekoloji Birliği, Burdoks, Ulubey Doğal Üretim ve Dayanışma Derneği, Germençik Çevre ve Doğa Derneği, Aydın Çevre Mücadelesi Derneği, Kızılcaköy Çevre Derneği,

Kaş Turizm ve Tanıtma Derneği, Antalya Kadın Merkezi ve Dayanışma Derneği, Eğirdir Gölü Havzası Doğa ve Çevre Koruma Derneği, Salihli Çevre Derneği, Sürdürülebilir Yaşam Derneği, Çevre Koruma Derneği, Balder Antalya, Niyazibaba Kültür ve Dayanışma Derneği, İstanbul Burdurlular Derneği, Ankara Karamanlılılar Derneği, Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği İzmir, İzmir Burdurlular Derneği, Yeşilova Add, Validebağ Gönüllüleri,

Her Yer Kazdağları Grubu, Murat Dağı Yokolmasın Platformu, Kazdağları İstanbul Dayanışması, Antalya Kent İzleme Platformu, Derelerin Kardeşliği Akdeniz Platformu, Büyük Menderes İnisiyatifi, Büyük Menderes İnisiyatifi Dinar, Günola Ajans-Emrah Seyitoğlu

Milletvekilleri

Mehmet Göker Burdur, Aydın Özer Antalya, Ali Öztunç Kahramanmaraş, Uğur Bayraktutan Artvin, İsmet Tokdemir Hatay, Bedri Serter İzmir, Gürsel Erol Elazığ, Orhan Sümer Adana, Gamze Akkuş İlgezdi İstanbul, Sibel Özdemir İstanbul, Gürsel Tekin İstanbul, Murat Emir Ankara,

Yıldırım Kaya Ankara, Turan Aydoğan İstanbul, Müzeyyen Şevkin Adana, Rafet Zeybek Antalya, Ulaş Karasu Sivas, Mustafa Adıgüzel Ordu, Mehmet Akif Hamzaçebi, Tekin Bingöl Ankara, Yüksel Özkan Bursa, Faruk Sarıaslan Nevşehir, Nihat Yeşil Ankara, Baha Ünlü Osmaniye, Suzan Şahin Hatay,

Hüseyin Yıldız Aydın, Sevda Erdan Kılıç İzmir, Çetin Osman Budak Antalya, Erkan Aydın Bursa, Kadri Enis Berberoglu İstanbul, Nurhayat Altaca Kayışoğlu Bursa, Burcu Köksal Afyonkarahisar, Murat Bakan İzmir, Tacettin Bayır İzmir, Ali Şeker İstanbul, Okan Gaytancıoğlu Edirne, Prof. Dr Mehmet Bekaroğlu İstanbul, Hasan Baltacı Kastamonu, Vecdi Gündoğdu Kırklareli,

Ayhan Barut Adana, Candan Yüceer Tekirdağ, Levent Gök Ankara, Neslihan Hancıoğlu Samsun, Türabi Kayan Kırklareli, Engin Altay İstanbul, Necati Tığlı Giresun

Bilim insanları

Prof Dr. Doğan Kantarcı, Prof Dr. Nurgül Çelik Balcı, Prof Dr. Öztunalı Kayır, Prof Dr. Erdogan Atılmış, Prof Dr. Reyhan Küçükerdoğan, Prof Dr. Giyasettin Demirhan

Sanatçılar ve yazarlar

Ercan Kesal, Zeynep Altıok, Barış İnce, Haydar Ergülen, Burhan Sönmez, Erdal Güney, Şükrü Erbaş, Altay Öktem, Fadime Uslu, Doğuş Sarpkaya, Zafer Köse, Funda Alp, Onur Orhan, Ekin Başak Akgül, Cem Kenar, Mert Fırat, Onur Tanyeri , Emrah Sefa Seyitoğlu, Sevinç Eratalay, Tolga Çandar, Songül Başkaya

Muhtarlar

Emin Koca Kayadibi Mahallesi, Ünal Koplay Merkez Mahallesi, Ali Aykota Koyunlarçeşmesi Mahallesi, Mehmet Zengin Emek Mahallesi, Şakir Genç Değirmen Mahallesi, Hüseyin Gül Karatlı Mahallesi, Fikret Yılmaz Niyazlar Köyü , Ömer Koç Düden Köyü, Hasan Sevinç Akçaköy,

Ahmet Yorulmaz Armut, Mustafa Koçer Aşagı Kırlı, Nihat Özkan Bayırbaşı, Yılmaz Gündaş Beyköy, Abdurrahman Demıral Çaltepe, Nihat Bozkurt Çardak, Bayram Karagöz Gençali, Bayram Karacalar Gökçeyaka, Ahmet Tatlı Güney, Nihat Yiğit Orhanlı, Ali Koca Örencik, Mevlüt Sakallı Sazak, İbrahim Şen Taşpınar, İsmail Eren Yarışlı, Abdurrahman Özen Yukarı Kırlı, Orhan Kaymaz Çuvallı, Ali İhsan Çal Horoz, Mehmet Özen Kavak

 

CHP İstanbul İl Örgütü İstanbul Sözleşmesi Dayanışma Ağı kurdu

CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İstanbul Sözleşmesi Dayanışma Ağı’nın kurulduğunu duyurdu.

Kaftancıoğlu, düzenlenen basın toplantısında, CHP İstanbul İl Örgütü tarafından yapılan ‘Kadın Gerçekliği’ araştırmasının sonuçlarını da paylaştı.

Cumhur ve Millet ittifaklarına oy veren kadınların aynı sorunlarda hemfikir olduğu belirten Kaftancıoğlu şunları söyledi:

“Araştırmamıza göre Cumhur ittifakına oy veren kadınların yüzde 68’i İstanbul Sözleşmesi’nden yana. Bu sözleşme bize gösteriyor ki bu toplumun vicdanı, hükümetin kara propagandasından çok daha büyük. İşte bu toplumun vicdanına inanıyor ve güveniyoruz. İstanbul Sözleşmesi bir kağıt parçası değil bu umutsuzluk içinde biz kadınların güvencesi.

Son 2 günde en az 6 kadının öldürüldüğü bir ortamda İstanbul Sözleşmesi’ni anlatmak durumundayız. Tek adam bir gece yarısını operasyonuyla yine sözünden döndü. Asla pes etmeyeceğiz. Kıyafeti, siyasi görüşü farklı olsa da çözümde ortaklaşan bütün kadınları İstanbul Sözleşmesi’nden buluşturacağız. İstanbul Sözleşmesi İstanbul Birleşmesi olacak.”

Birleşik mücadeleye çağrı

“Güçsüz kadın yok sistemin güçsüzleştirdiği kadınlar var“ diyen Kaftancıoğlu, tüm kadınları bütünleşik mücadeleye çağırdı: “Birbirimizden haberdar olup hep birlikte yürümeye ihtiyacımız var. Bu süreci bütünleştirme ve mücadeleyi büyütme konusunda desteklerimizi bekliyorum.“

 “İstanbul Sözleşmesi uygulansın, kadınlar yaşasın” sloganıyla kurulan İstanbul Sözleşmesi Dayanışma Ağı, önümüzdeki haftalarda kadınlarla ve sivil toplum örgütleriyle bir araya geleceği buluşmalar düzenleyecek.

En sık karşılaşılan sorunlar şiddet, taciz, aile baskısı

Toplantıda Kaftancıoğlu, CHP İstanbul İl Örgütü tarafından yapılan ‘Kadın Gerçekliği’ araştırmasının sonuçlarını da paylaştı.

Araştırmaya göre, Türkiye’de kadınların en sık karşılaştığı sorunlar % 89,5 ile şiddet, %84 ile taciz, %72 ile aile baskısı. Bu sorunları sırasıyla erken yaşta evlilik, aynı işte erkeklere göre düşük ücretlerle çalıştırılma gibi durumlar izliyor.

Kadın Gerçekliği raporunda, kadına şiddete ailesinde ve çevresinde tanık olup olmadığı sorulduğunda kadınların %73,3’nün şiddete tanıklık ettiğini ifade ediyor. Kadınların yüzde %94,6’sı ise şiddete yönelik verilen cezaları yetersiz buluyor.

Araştırma verileri, kadınların kendini güvende hissetmediğini ortaya koyuyor:  

“Araştırmada İstanbullu kadınların dile getirdiği kimi sonuçlar biz kadınların hayatının nasıl bir kabusa çevrildiğini açıkça gösteriyor. Gece sokakta yürürken kendini güvende hisseden kadınların oranı sadece %7,3! Bu şehirdeki biz kadınlar, gece sokakta yürümekten, korkuyoruz! Bu korkunun altında; ölüm, tecavüz, taciz tehdidi var. Bunlar kadar kötü bir tehdit daha var; sadece gece sokakta yürüyor olmalarının bu suçları haklı çıkarabileceğini düşünen bir düzen.”

İstanbullu kadınların sadece %23,2’si ise Türkiye’de bir kadın olarak yaşamaktan memnun. Ayrıca İstanbullu kadınların  sadece %33,7’si gıda alışverişinde zorlanmadığını ifade ediyor. Sağlık harcamalarında zorlanmadıklarını söyleyen kadınların oranı ise sadece %33,5. Eğitim masraflarını karşılamakta zorlanmayan İstanbullu kadınların oranı %28,8’ken, faturalarını öderken zorlanmadığını ifade eden İstanbullu kadınların oranı %20,3. 

AKP’den ‘Labaleb Kongre’ savunması: Yatay çekim yüzünden

AKP Grup Başkanvekili Cahit Özkan, koronavirüs’e rağmen büyük kalabalıkların toplandığı ve eleştirilerin odağına oturan AKP Olağan Kongresi ile ilgili olarak, İnsanlar yatay çekimde üst üste binmiş gibi gözüküyor. Oysa o kalabalığın içinde bulunduğunuzda azımsanmayacak bir mesafe vardır” dedi. 

7. AKP Olağan Büyük Kongresi Ankara‘da gerçekleştirildi. Ancak koronavirüs salgınında artan vaka sayılarına rağmen, hem kongre için diğer illerden kaldırılan otobüslerdeki görüntüler hem de kongre salonlarının tıklım tıklım dolu olması büyük tartışma yarattı. AKP’li Grup Başkanvekili Özkan ise kongredeki kalabalık görüntünün çekim açısından kaynaklandığını savundu.

‘Tüm delegeler testten geçirildi’

Özkan bir tv kanalındaki konuşmasında şunları söyledi: 

“Kongre alanına gelen tüm delegelerin hepsi tek tek testlerden geçirilmiştir. Maske mesafe konularında tribünlerde elimizden geleni yaptık” diyen Özkan, “Biz de o kalabalığın içinden geçtik ve kongre alanına girdik. Sizler de medya anlayışıyla takdir edersiniz ki orada yatay bir çekimi dikkate aldığınız zaman, 1 kilometrelik alanda insanlar yatay çekimde üst üste binmiş gibi gözüküyor. Oysa o kalabalığın içinde bulunduğunuzda azımsanmayacak bir mesafe vardır. Orada yatay bir kamera çekiminin yanılttığını düşünüyorum. Su içmek için zaruret haricinde maske kurallarına riayet ettik.” 

Aydın’da otoban için 25 bin dönüm meyve bahçesi ve tarım arazisi yok edilecek

Aydın Çevre ve Kültür Platformu (AYÇEP), geçtiğimiz yıl kasım ayında ihalesi yapılan Aydın-Denizli otoyolu için 25 bin dönüm meyve bahçesi ve tarım arazisini yok edeceğini açıkladı. 

AYÇEP Başkanı Mehmet Vergili, binlerce yıllık Menderes Ovası’nın ve verimli tarım topraklarının yok edilmeye çalışıldığını söyleyerek, otoyol projesinin durdurulmasını istedi.

İhale 8 milyar 776 milyona verildi

Yap, işlet devret modeline dayalı ihalesi dokuz kez ertelenen, geçtiğimiz Kasım ayında yapılan ihale ile 8 milyar 776 milyon lira bedelle 40 yıllığına özel bir firmaya verilen Aydın-Denizli oto yolunun verimli tarım topraklarını yok edeceğini savunan AYÇEP, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na çağrıda bulundu.

Ekoloji Birliği’nin aktardığına göre Vergili, 163 kilometrelik otoyolun 25 bin dönüm verimli tarım arazisini yok edeceğini belirtti.

Milyonlarca metrekare birinci sınıf tarım toprağı arazisinin binlerce yıl kullanılamayacağına dikkat çeken Vergili “Dünyada ve ülkemizde tarım toprakları giderek tükenirken, verimli topraklar taş, beton ve asfaltla kaplanacak.  Büyük Menderes Ovası‘nı Çin Seddi gibi ikiye bölecek olan yol ile ekosistem zarar görecek. Dönüşü olmayan bir zarar verilecek. Milyonlarca yılda meydana gelen kadim Menderes Ovası yok edilmeye çalışılıyor” dedi.

AYÇEP Başkanı Mehmet Vergili

‘Mevcut yollar genişletilebilir’

Milyarların harcandığı otoyolun, mevcut duble yollardan sadece 20 dakika kısa sürede kat edileceğini belirten Mehmet Vergili, “Mevcut çift şeritli yollarda Aydın çıkışında sorun yok. Nazilli sıkıntılı. Bu da çevre yolu düzenlemesi ile çözülebilir. Otoyola harcanan rakamların çok küçük bölümüyle mevcut yollar genişletilip, ek şerit yapılabilir. Böylece ülke ekonomisi zarar görmez, çevreye vereceği zarar da en aza iner” şeklinde konuştu.

Aydın Çevre ve Kültür Platformu (AYÇEP) tarafından konuyla ilgili olarak kamuoyunu bilgilendirmek ve uyarmak için yarın (25 Mart Perşembe) saat 12.30’da ayrıntılı bir basın açıklaması da yapılacak.

Las Tesis: Türkiye’den tüm dostlarımıza, kocaman bir kızkardeşlikle sarılıyoruz

Erkek şiddetini protesto etmek amaçlı yaptıkları dans performası kısa sürede tüm dünyaya yayılan, Şili‘deki kadınların oluşturduğu feminist örgüt Las Tesis, Türkiye‘nin İstanbul Sözleşmesi‘nden çekilmesiyle ilgili Türkiye’deki kadınlara ve LGBTİ+’lara videolu bir mesaj yolladı.

Videoda, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin Türkiye coğrafyasındaki kadın ve LGBTİ+ topluluğuna çok ağır bir darbe olduğu kaydedildi.

Yaşanan bu olayın, küresel düzeyde mücadele etmenin ne kadar etkili ve gerekli olduğunu hatırlattığı da dile getirildi.

‘Büyük bir güç gönderiyoruz’

Videodaki mesaj ise şöyle:

Merhabalar, biz Valparaiso’dan, sanat ve performansı birleştiren disiplinler arası bir kolektif olan Las Tesis’iz. İnsan haklarında yaşanan gerilemelerden rahatsızlığımızı açıkça ortaya koymak için buradayız.

Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesinin Türkiye coğrafyasındaki kadınlara ve LGBTQIA+ topluluğuna yönelik çok ağır bir darbe olduğunu düşünüyoruz.

Ayrıca farklı coğrafyalarda sürmekte olan ataerkil yapısal şiddeti pekiştiren, oldukça şiddetli bir olay olduğunu düşünüyoruz.

Bu olay haklarımız için küresel düzeyde mücadele etmenin hala ne kadar etkili ve gerekli olduğunun da bir hatırlatıcısıdır.

Ayrıca, bu mücadele yalnızca henüz sahip olmadığımız haklarla sınırlı değildir. Aynı zamanda, şu anda sahip olduklarımızı da korumak içindir.  Çünkü maalesef gördüğümüz gibi onları her an kaybedebiliriz.

Bu anlamda, sınırları aşan ve kesişimsel bir feminist mücadeleye bağlılığımızın altını çizmek istiyoruz.

Şu anda haklarının ihlal edildiği bu korkunç durumla karşı karşıya olan Türkiye’den tüm dostlarımıza, kocaman bir kızkardeşlikle sarılıyor ve büyük bir güç gönderiyoruz.”

Bolivya’da ilk eşcinsel evlilik onaylandı

Bolivya’da ekonomist David Awuquipa ile avukat Guido Montano’nun evliliği üç yıllık hukuk mücadelesinin ardından onaylandı. Böylece çift, ülkedeki ilk eşcinsel evliliği gerçekleştirmiş oldu.

2008’de başkent La Paz’da tanışan ve o zamandan bu yana birlikte yaşayan çift ilk olarak 2018’de evlenmek için resmen başvurmuştu.

Ancak yetkililer, Anayasa’nın evliliğin ancak heteroseksüel çiftler arasında yapılabileceğini belirten 68’inci maddesini gerekçe göstererek başvurularını reddetmişti.

Anayasa Mahkemesi’ne taşıdılar

Çift bu kararın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme ise geçtiğimiz hafta açıkladığı kararıyla çiftin başvuruların reddini iptal etti. Nüfus Müdürlüğü ise AYM kararına uyarak evliliği resmen kaydetti.

Aruquipa “Elbette ilk olmaktan ve yolu açmaktan mutluyuz. Ama aynı zamanda bu birçok sorumluluk getiriyor. Başardığımız şey sadece Bolivya’nın çeşitliliğinin tamamının kendini ortaya koyabileceği güne doğru bir ilk adım ” dedi.

 

Pandeminin Birinci Yılında Hapishaneler: Mahpusların sağlığa erişim hakları sınırlandı

Koronavirüs pandemisinin birinci yılında salgının hapishanelere ve mahpuslara etkisi üzerine, aralarında Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, (CİSST) ve İstanbul Tabip Odası gibi oluşumların da bulunduğu dokuz kurum bir basın duyurusu hazırladı.

Basın duyurusunda, koronavirüse karşı hapishanelerde gerekli önlemlerin alınması ve bu önlemlerin de hak ihlallerine yol açmayacak şekilde uygulanması gerektiği ifade edildi.

Açıklamada, Türkiye’de ilk koronavirüs vakasının açıklanmasından bu yana Ceza Tevkifevleri Genel Müdürlüğü (CTE) tarafından Mart 2020, Kasım 2020 ve Şubat 2021 olmak üzere “Covid-19 Pandemi Sürecinde Ceza İnfaz Kurumları” başlıklı toplam üç adet açıklama yayımlandığı, ancak mahpusların sağlığa erişim hakları ve ağır, kronik hastaların tedavilerine nasıl devam edeceği konusunda bir açıklama yapılmadığı kaydedildi.

Yalnızca, “Başka bir hastalık nedeniyle acil durumlarda hastanelere sevk edilen tutuklu ve hükümlüler, ceza infaz kurumuna döndüklerinde 14 gün izolasyona tabi tutulduktan sonra PCR testi yapılarak sonucuna göre koğuşlara alınmaktadır” açıklamasının ifade edildiği belirtildi.

‘Mahpuslara aşı yapılmalı’

Yapılan açıklamada, mahpusların sağlığa erişim haklarının sınırlandığı ifade edilirken, hapishanelerde alınması gereken önlemler şöyle sıralandı:

  • Temizlik kitlerinin mahpuslara ücretsiz sağlanmasının eşit ve sürdürülebilir kılınması için gerekli düzenlemeler ilgili mevzuata işlenmeli,
  • Türkiye’deki tüm hapishanelerde ortak önleyici ve koruyucu uygulamaların yapılması ve bu uygulamaların denetime açılmalı,
  • Hapishanelerde koronavirüs salgını ile ilgili alınan/alınacak önlemler, karantina uygulamaları ile mahpusların sağlık durumları konusunda başta mahpusların aile ve avukatları olmak üzere kamuoyunun düzenli olarak bilgilendirilmeli,
  • Henüz yargılaması süren ve cezası kesinleşmemiş temyiz-istinaf aşamasında olan mahpusların hemen tahliye edilmeli
  • Covid-19 aşısı bütün mahpuslara ve cezaevlerinde çalışan tüm personellere bir an önce yapılmalı,
  • Önleyici tedbirlere öncelik vererek, salgının ilk dönemlerinde askıya alınan daha sonra tekrar açılan revir ve hastane sevklerinin hasta mahpusların ihtiyaçlarını karşılayacak hale getirilmesi için gerekli adımlar atılmalı,
  • Ağır hasta, kronik rahatsızlığı bulunan ve tek başına yaşamını idame ettiremeyecek durumda olan mahpuslar için acil bir şekilde infaz ertelemesine gidilerek tahliye edilmeli.

‘Karantina hücrelerine kişisel eşyalar getirilmeli’

Alınması gereken önlemler arasında, mahpusların normal şartlarda kaldıkları hücrelerdeki kişisel eşyalarının da karantina hücrelerine getirebilmelerinin sağlanması gerektiği ifade edildi:

  • Ağız diş sağlığı kuruluşları ve diş hekimliği fakültelerinin mahpuslara da gecikmeden hizmet verebilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalı ve hapishane koşullarında gerçekleştirilemeyen muayene ve tedavileri için mahpusların ertelenmeden diğer sağlık kurumlarına sevk edilmesi sağlanmalı,
  • Mahpusların sağlık kurumlarına ve hastanelere ring araçlarıyla değil; daha hijyenik ve sağlığa uygun araçlarla taşınmalı,
  • Mahpusların normalde kaldığı hücrelerde bulunan kişisel eşyalarını ve kitaplarını karantina hücrelerine getirebilmeleri sağlanmalıdır. Ayrıca karantina hücrelerinde mahpusların günlük ihtiyaçlarını karşılayacakları ve sosyal faaliyetlerine devam edebilmelerini sağlayacak su ısıtıcı, semaver, radyo, televizyon gibi eşyalar bulundurulmalı,
  • Karantina hücrelerinde kalan mahpuslar normal hücrelerde olduğu gibi havalandırmaya çıkabilmelidir. İzolasyonun mahpuslar üzerindeki etkisini azaltmak için karantinada olmayan mahpusların belirli saatlerde ortak havalandırmalarda bir araya getirilmeli,
  • Sağlık gerekçesiyle alınacak önlemlerin mahpusların temel haklarını ihlal etmeyecek şekilde uygulanmasına özen gösterilmelidir.

Hapishanelerde nasıl değişiklikler yaşandı?

CTE tarafından yapılan ilk  açıklamada, 14 Mart 2020 tarihinden itibaren açık ve kapalı görüşlerin, özel izinlerin, kurumlardaki eş ve aile görüş odalarının kullanımının, diğer koğuşlarla birleşerek yapılan faaliyetlerin, başka kurumlara yapılacak nakillerin durdurulacağı gibi, avukat görüşlerinin de kapalı olarak yapılmaya başlandığı duyuruldu.

Durdurulan kapalı görüşlerin yerine de 10 dakika olan telefon hakkı 20 dakikaya çıkarılsa da, açık görüşler, özel izinli eş ve aile görüşleri halen yapılamıyor.

Ağustos 2020 itibaren her seferinde iki ziyaretçi olmak üzere, iki kapalı görüş gerçekleştirildi.

14 Martta zorunlu sevkler dışında tüm sevklerin durdurulduğu açıklaması yapılmışken, 2021 yılının şubat ayından 01.03.2021 tarihine kadar nakillerin durdurulduğu açıklandı.

Yine 14 Mart itibariyle, durdurulan diğer koğuşlarla birleşerek yapılan faaliyetlerle ilgili de bu tarihten itibaren hiçbir açıklama yapılmadı.

Mahpuslar, pandemiyle geçen bir yıl boyunca, atölye, sohbet, açık ve kapalı spora çıkarılma, kütüphane ve sinema salonlarını kullanma da dahil olmak üzere hiçbir sosyal faaliyetten yararlanamadığı gibi, koğuşlarından da dışarı çıkarılmadı.

İlk açıklamada, iaşe bedelinin artırılacağı belirtilmiş ve 8,5 TL olan iaşe bedeli 10 TL’ye yükseltilmişti. Ancak, artan gıda enflasyonuna rağmen ikinci bir güncelleme yapılmadı.

Hapishanelerde 300 binlere çıkan kalabalıklaşma sorununun çözümü için açık ceza infaz kurumunda bulunan mahpuslar iki aylık izne çıkarıldı, sonrasında da izinleri uzatıldı.

Şubat ayından itibaren de 65 yaş ve üzeri mahpuslara koronavirüs salgını tedbirleri kapsamında zatürre (pnömokok) aşısı yapılmaya başlandı.

Sağlık Bakanlığı Ulusal Covid-19 Aşı Programı doğrultusunda da belirlenen sıraya göre, tutuklu ve hükümlülere koronavirüs aşısı yapılmaya başlanacağı açıklanmıştı.

Açıklamada imzası olan dokuz kuruluş ise şöyle: Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, (CİSST) Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Merkezi, Hak İnisiyatifi Derneği, İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, İstanbul Diş Hekimleri Odası, İstanbul Tabip Odası, Marmara Tutuklu ve Hükümlü Aileleri ile Dayanışma Derneği, (MATUHAYDER) Özgürlük İçin Hukukçular Derneği, (ÖHD) Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Şubeleri, Türkiye İnsan Hakları Vakfı, (TİHV) ve Toplum ve Hukuk Araştırmaları Vakfı. (TOHAV)

Araştırmaya göre çevre kirliliği penis boyunun küçülmesine neden oluyor

Ünlü salgın uzmanı ve çevre bilimcisi Dr. Shanna Swan son kitabı Countdown’da (Gerisayım) endüstriyel kimyasallarla penis uzunluğu arasındaki ilişkiyi inceledi.

Kitapta modern dünya şartlarının insanların üreme gelişimlerini olumsuz etkilediği ve insan neslinin geleceğini tehlikeye attığı argümanının öne sürüyor.

Ereksiyon bozukluğu ve kısırlık artıyor

Verilerle kirliliğin nasıl ereksiyon bozukluğu, kısırlık ve küçük penisle doğan bebek sayısında artışa neden olduğu anlatılan kitap aslında insan ırkının nasıl bir tehlike altında olduğunu vurguluyor.

Dr. Swan dünyanın bazı bölgelerinde 20’li yaşlarında olan ortalama bir bireyin doğurganlığının büyükannesinin 35 yaşındaki doğurganlığından daha az olduğunu belirterek bunun küresel bir varoluşsal kriz olduğuna dikkat çekti.

Hormonal denge bozuluyor

Euronews’ten Marthe de Ferrer’in haberine göre Dr. Swan, “Çevremizdeki kimyasallar ve modern dünyadaki sağlıksız yaşam alışkanlıkları hormonal dengeyi bozuyor ve farklı derecelerde üreme sorunlarına yol açıyor” ifadelerini kullandı.

Kitaba göre herhangi bir türün yok olma riskiyle karşı karşıya kaldığı sonucuna ulaşmak için beş kriterden birini karşılaması gerekirken insan ırkı şu anda üç kritere uyuyor.

Plastik üretiminde kullanılan flatatlar

Dr. Swan’ın araştırmasına göre bozulmanın kaynağı hormonların salgılanmasına etki edebilen ve plastik üretiminde kullanılan ftalatlar.

Bu kimyasal gruptaki maddeler herhangi bir malzemenin elastikiyetini artırmakta kullanılıyor. Oyuncaklar, gıda ambalajları, deterjanlar ve kozmetik ürünler gibi çok geniş bir kullanım alanları bulunuyor.

‘İnsan gelişimine zarar veriyor’

Dr. Swan’a göre bu maddeler radikal bir biçimde insan gelişimine zarar veriyor. Swan, “Bebekler daha anne karnında maruz kaldıkları kimyasallar nedeniyle dünyaya kontamine olmuş bir şekilde geliyorlar” ifadelerini kullanıyor.

Uzun bir süredir ftalatların etkileri üzerinde yoğunlaşan Swan konuya farelerdeki ftlalat sendromlarını inceleyerek başlamış.

Fakat 2000 yılında insan vücudundaki düşük miktardaki ftalatları da ölçmek mümkün hale gelince Swan araştırmalarını bu kimyasalların nasıl anneden babaya geçtiği, kadınlardaki cinsel isteğe etkisi ve son olarak da penis boyutuna etkisi üzerine yöneltmiş.

45 bin erkek üzerinde 185 araştırma

40 yıla yayılan ve erkeklerin sperm sayısı ve kalitesi üzerine yapılan ve 2017’de yayınlanan araştırma çevre kirliliğinin sperm sayısına etkisini incelemiş.

45 bin erkek üzerinde yapılan 185 araştırmayı analiz eden Swan ve ekibi gelişmiş batılı ülkelerdeki erkeklerin sperm sayısının 1973 ve 2011 yılları arasında yüzde 59 oranında düştüğünü tespit emiş.