Ana Sayfa Blog Sayfa 1581

Petrol devi Suudi Arabistan’dan iklim krizi hamlesi: Ortadoğu’yu ağaçlandıracağız

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, aralarında Katar, Kuveyt, Bahreyn, Irak ve Sudan’ın bulunduğu ülkelerin liderlerini arayarak büyük bir bölgesel ağaç dikme projesini görüştü.

Cumartesi günü açıklamalarda bulunan Veliaht Prens, “Yeşil Ortadoğu İnisiyatifi” isimli projenin detaylarının yakında açıklanacağı duyurdu.

‘Sorumluluğumuzu farkındayız’

Gulf News’in aktardığına göre yaptığı açıklamada “Önde gelen bir küresel petrol üreticisi olarak, iklim krizine karşı mücadeleyi ilerletmedeki sorumluluğumuzun tam olarak farkındayız. Petrol ve gaz çağında enerji piyasalarını istikrara kavuşturmada öncü rolümüz olarak, bir sonraki yeşil çağ aşamasına öncülük etmek için harekete geçeceğiz” dedi.

İklim krizinin etkilerinden Ortadoğu’nun da çok fazla etkilendiğine dikkat çeken bin Salman, “Bitki örtüsünü artırmak, karbon emisyonlarını azaltmak, kirlilik ve arazi bozulumuyla mücadele etmek ve deniz yaşamını korumak için Ortadoğu Yeşil Girişimi aracılığıyla harekete geçeceğiz” bilgisini paylaştı.

50 milyar ağaç dikilecek

Devlet ajansı SPA’da yer alan haberde, inisiyatifin, bölge ülkeleriyle ortaklaşa bir şekilde 50 milyar ağaç dikmeyi hedeflediği belirtildi.

“Dünyanın en büyük yeniden ağaçlandırma programı” olacağı belirtilen projede, Suudi Arabistan’ın önümüzdeki on yıllarda 10 milyar ağaç dikeceği ve diğer Arap devletleriyle birlikte karbon emisyonlarını azaltmak ve kirlilikle mücadele etmek için toplamda 40 milyar ağaç hedefi konduğu vurgulandı.

DSÖ: Dünyada koronavirüs aşısının yüzde 76’sı 10 ülke tarafından kullanılıyor

Dünya Sağlık Örgütü, (DSÖ) dünyada koronavirüs aşılarının üçte ikisinin 10 ülkede bulunduğunu açıkladı.

DSÖ tarafından aşıların tüm dünyada eşit bir şekilde dağıtılması için oluşturulan Covax girişimi sayesinde de 60 yoksul ülkeye şimdiye kadar 32 milyon doz aşı dağıtıldı.

DSÖ Genel Sekreterinden eleştiri

DSÖ Genel Sekreteri Tedros Adhanom Ghebreyesus, Cenevre‘de düzenlediği bir basın toplantısında aşı karşısında zengin ülkelerin tutumlarını eleştirdi. Ghebreyesus, “Küresel kriz küresel yanıtlar gerektirir. Küresel çözüm dayanışmayla başlar” ifadelerini kullandı.

Covax, yıl sonuna kadar gelişmekte olan ülkelerdeki nüfusun yüzde 25’inin aşılanmasının mümkün olabileceğini düşünse de, bunun gerçekleşebilmesi için 25 milyar euroluk bir kaynağa ihtiyaç var.

‘Virüsü durduracak dayanışma bu değil’

Dünya Sağlık Örgütü’nü ziyaret eden Almanya Kalkınma Bakanı Gerd Müller, Afrika ve Latin Amerika‘nın koronavirüs salgınından oldukça fazla etkilendiğini kaydetti.

Müller, “Virüsü durduracak dayanışma bu değil. Sadece salgını dünya çapında sona erdirdiğimizde kazanmış olacağız” dedi.

Müller, dünya çapında bir aşılama kampanyası için gerekli olan meblağın toplanması için Avrupa Birliği (AB), Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Arap ülkeleri, Çin ve Rusya‘ya çağrıda bulundu.

‘HIV krizinin tekrarlanmasına izin verilemez’

Bakan Müller, yoksul ülkelere aşı dağıtımının hızlandırılması için başlatılan ACT-A kampanyasına Almanya’nın 1,5 milyar euro ayırdığını da vurguladı.

Almanya Kalkınma Bakanı Gerd Müller, HIV krizine benzer bir krizinin tekrarlanmasına izin verilmemesi gerektiğini belirterek şu açıklamayı yaptı:

1990’lı yıllardaki HIV krizinin tekrarlanmasına izin verilemez. O zamanlar en yoksul ülkeler yalnız bırakılmıştı. Bu son derece insanlık dışı olmakla kalmayıp aynı zamanda dönüp bizi de vuruyor.”

Sıtma gibi hastalıkların aşılaması da yapılamıyor

Koronavirüsün sadece sağlığı değil, ekonomiyi de etkilediğini söyleyen Müller, salgının derin bir ekonomik krize yol açtığını ve yoksulluğu artırdığını belirtti. Müller, kapanma önlemleri nedeniyle sevkiyat zincirlerinin kırıldığı için sıtma, verem gibi hastalıkların aşılamasının da yapılamadığını vurguladı:

Sadece Afrika’da bu yıl ek olarak yaklaşık iki milyon kişinin ölmesi bekleniyor. Bunun yanı sıra Afrika kıtasında işini kaybeden ya da kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olanların sayısı yaklaşık 300 milyon.”

Türkiye’de artan hava kirliliği tarihi eserler için tehlike yaratıyor

Türkiye’de artan hava kirliliği tarihi yapılar için de büyük bir tehlike teşkil ediyor. Hava kirliliği, eserlerin yüzeyinde kabuklanma ve tuzlanma yaratıyor.

Bu duruma dikkat çeken İstanbul Aydın Üniversitesi Mimari Restorasyon Program Başkanı Öğretim Üyesi Dr. Fatma Sedes, “Haliç kıyısı, Fener ve Balat civarındaki yapılar, Karaköy Bankalar Caddesi‘ndeki bazı iş hanları tehdit altında” dedi.

Türkiye’de hava kirliliği

İsviçre merkezli hava kalitesini ölçen teknoloji şirketi IQAir, ‘2020 Dünya Hava Kirliliği Raporu’nu yayınladı. Buna göre, 106 ülkeyi kapsayan raporda Türkiye, 46’ncı sırada yer aldı.

Yapılan çalışmada, metreküp başına düşen parçacıklı madde yoğunluğu 0 ile 12 arasında olan ülkeler temiz havaya sahip. Türkiye’de ise metreküp başına düşen parçacıklı madde yoğunluğu 18.7 olarak ölçümlendi.

Fotoğraf:DHA

‘Havadaki asit arttı’

Sanayi devriminin başlangıcından bu yana havadaki asidin arttığını ve yağmurla beraber seyreltilmiş sülfürik asit olarak yapıların üzerine düştüğünü dile getiren mimar Dr. Sinan Genim DHA’ya yaptığı açıklamada şunları söyledi:

Geçmişe göre yüksek boyutlara ulaşan hava kirliliği, yapılara zarar veriyor. Eser hangi malzemeden yapılırsa yapılsın bu kirlenme zamana karşı mukavemetini giderek azaltıyor. 16 ve 17. yüzyılda inşa edilen binalar, Bademli’den çıkarılan ve içerisinde deniz canlılarının fosillerinin olduğu taşlarla yapılıyordu. Külfeki denilen bu taş, dış şartlara daha dayanıklı ve su emme oranı yüksek. Sonraki dönemlerde kullanılan Pınarhisar ve Kandıra taşları daha yumuşak olduğu için asit yağmurunun yanı sıra kışın suyun donduğu zamanlarda da patlayarak hasar görürler.”

‘Binaların nefes almasını engellediler’

Zaman içinde eserlerin onarılması gerektiğine değinen Dr. Genim, “Son zamanlarda tahribi hızlandıran işlerden bir tanesi de yapıların sıvalarının soyulması. Sıva insanın derisi gibi koruyucu katmandır. İki senede bir badanayla boyanır” dedi.

Son zamanlarda restore edilen Beylerbeyi, Dolmabahçe ve Çırağan Sarayı gibi yerlerde daha değişik malzemeler kullanıldığını belirten Genim, “Binaların cepheleri rengarenk hale geldi. Her sene uğraşmamak için yağlı boya ile sıvama yapılınca eserin nefes almasını engellediler” ifadelerini kullandı.

‘Dünyada da benzer örnekleri var’

Yapıların soyulmasıyla tarihi eserlerde yaşanan tahribatın daha da arttığını vurgulayan Sinan Genim şöyle devam etti:

Hava kirliliği dünya eserlerine zarar veriyor. İtalya’da Davut Heykeli tabiat şartlarından zarar gördüğü için replikasını yaptılar. Notre Dame Katedrali ve Duomo di Milano bu kirlilikten daha fazla etkileniyor. Yumuşak taş heykel yapmaya daha müsait. Beyaz mermerler kabuklanır. Çevre şartlarından dolayı eserlerin birçoğu müzelere alındı. Bizde, yapı tümden harap olup kullanılmaz hale gelinceye kadar bir onarım ekibi yok. Meslek hayatımın başlarında ekipler vardı. Eserlere periyodik olarak bakarlardı. Eserle ilgili ufak bir sorun olduğunda direk müdahale ederlerdi. Restorasyon ve onarım faaliyetleri mimarlık ötesi daha üst düzeyde bir faaliyettir. Modern mimari ve modern malzeme kullanışlarını bilmeden restorasyon yapıyorum diye ortaya çıkan insanların sonuçları beni ürkütüyor.”

‘Yağmurla birleşen egzoz gazı tarihi eserlere zararlı’

Artan hava kirliliğinin insan sağlığı kadar tarihi eserleri de olumsuz etkilediğini söyleyen İstanbul Aydın Üniversitesi Mimari Restorasyon Program Başkanı Öğretim Üyesi Dr. Fatma Sedes ise şu değerlendirmede bulundu:

Trafiğin artmasıyla birlikte egzoz dumanları olağandan daha fazla yayılmaya başladı. Özellikle yağışlı bölgelerde yağmur suyuyla birleşen bu gazlar, karbonat oluşumlu olan taş ve mermer tarihi eserlerde büyük zararlara yol açmakta. Taşın bünyesindeki oluşumları değiştiriyor. Eserlerin yüzeyinde kabuklanma, tuzlanma, çiçeklenme ve bünyesini zayıflatma ile renk değiştirmelere neden oluyor. Eserlerde kararmalarla birlikte kırmızı ve yeşil renklenmelerde meydana geliyor. Kısacası, yağmurla birleşen egzoz dumanı, taş yüzeylerde olumsuz etkilere neden olmaktadır. Tarihi eserlerin zarar görmesini en aza indirgemek için trafiğin azaltılması gerekiyor.”

‘Patina tabakası yok edildiğinde kirlenme hızlanıyor’

Kültür mirasımızın bir parçası olan tarihi yapıların, kirlenme, kabuklanma ve estetik ile dayanıklılık açısından gelecek nesillere aktarımının engellenici boyutlara ulaştığına dikkati çeken, Fatma Sedes, “Çevresel etkiler azaltılarak tarihi eserlerimizi koruyabiliriz. Doğa, taşın kendisini koruyabilmesi için zaman içinde patina dediğimiz bir yüzey oluşturuyor” bilgisini verdi.

Aşırı kumlama ve püskürtülen sular patina denilen tabakayı yok ederse kirlenmenin daha da hızlı olacağını dikkat çeken Sedes, “Patina yüzeyinin kaybolmamasına dikkat etmek gerekiyor. Suya karşı dayanıksız olan taşlarda asla su ile temizleme tavsiye etmiyoruz. Daha az zarar veren yöntemlere başvuruluyor. Lazer veya kuru buz ile temizleme yöntemleri kullanılabilir” ifadelerini kullandı.

‘Tarihi eserlerde nefes alıyor’

Anadolu’daki kültür katmanlarının büyük zenginliğine değinen Dr. Sedes, “Sayısız ölçüde kervansaray, medrese, çeşme, hamam ve sivil mimari örneklerimiz var. Haliç kıyısı, Fener ve Balat civarında olan yapılar, Karaköy Bankalar Caddesi’ndeki bazı iş hanları tehdit altında. Nusretiye Camii, hava kirliliğinden dolayı aşırı derecede kararmıştı. Restorasyonla birlikte hava kirliliğinin neden olduğu durum ortadan kalktı. Temizlik yapıldıktan sonra tarihi eserlerin kirlenmemesi için bir madde geliştirdiklerini ileri sürmelerine rağmen henüz belirtilen maddenin sağlıklı olup olmadığı bilinmiyor. İnsan gibi tarihi eserlerde nefes alıyor. Eğer o nefesi kesen bir malzeme kullanılırsa içerden çatlaklar oluşmaya başlıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Araştırma: Salgın başladığında beri Türkiye’de insanların yüzde 60’ı 6,6 kilo aldı

Ipsos Araştırma ve Danışmanlık Şirketi‘nin “Koronavirüs Salgını ve Toplum” araştırmasının 49. dönem verilerine göre, koronavirüs salgını başladığından beri Türkiye’de insanların yüzde 60’ının 6,6 kilo aldığı açıklandı.

Ortalama kilo 3,26 arttı.

Kadınlar daha çok kilo aldı

Şubat ayı sonunda düzenlenen araştırmada kişilerin salgın öncesi ve şimdiki kiloları sorulurken, kilo verenlerin oranının yüzde 12, kilosunda değişiklik olmayanların oranı ise yüzde 28 olarak kaydedildi.

Cinsiyetlere göre bakıldığında, kadınlarda salgın başladığından beri kilo alanların sayısı yüzde 65, erkeklerde kilo alanların sayısı ise yüzde 54.

Spor yapanların oranı azaldı

Koronavirüs salgınıyla birlikte, insanların beslenme alışkanlıklarıyla birlikte spor alışkanlıklarında da değişiklikler yaşandı.

Evden spor, egzersiz yapanların oranı arttı. Ancak, spor salonlarına giden kişilerin oranında ciddi azalmalar meydana geldi. Son bir hafta içinde dışarıda spor yapanların oranı ise yüzde 24 civarında.

Salgın sırasında toplumda daha sağlıklı beslenme eğilimi artsa da kişiler daha az spor yapmaya başladı.

İlerleyen dönemde, sadece koronavirüs salgınına yakalanan kişilerin değil, salgın döneminde hareketsiz bir yaşam süren bireylerin de fiziksel sağlıkları üzerindeki araştırmalara daha çok ihtiyaç duyulabilir.

Daha sağlıklı beslenildiği söyleniyor

Bireylerin yüzde 56’sı salgın öncesine kıyasla daha sağlıklı beslendiği söylüyor. Daha sağlıksız beslenenlerin oranı da yüzde 10.

Vücut direncini artırmak için takviye kullanımında da artış yaşandı. Salgın başında yüzde 29’luk bir kısım takviye alırken, son dönemde bu oran yüzde 43 oldu.

Araştırma için istatistiki hata payının yüzde 95 güven aralığında olduğu bilgisi de paylaşıldı.

Merkez Bankası Başkan Yardımcısı görevden alındı

Resmi Gazete‘de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Naci Ağbal‘ın görevden alınarak yerine Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu‘nun getirilmesinin ardından Başkan Yardımcısı pozisyonunda da değişiklik kararı yayınlandı.

29 Mart imzalı Resmi Gazete’de yayınlanan kararda Murat Çetinkaya‘nın pozisyonuna Mustafa Duman‘ın getirildiği belirtildi.

Mustafa Duman kimdir?

1969 yılında doğan Mustafa Duman, ODTÜ İşletme Bölümü mezunu. Devamında City University CASS Business School, Londra’da MBA ve Marmara Üniversitesi Bankacılık Enstitüsü’nde Sermaye Piyasaları yüksek lisansı yaptı.

Morgan Stanley Menkul Değerler’de Ocak 2013’te Genel Müdür Yardımcısı, Şubat 2020’den itibaren vekaleten Genel Müdür, mart 2020’den itibaren Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı olarak atandı.

Ağustos 2020’de asaleten Genel Müdür oldu. Bankacılık kariyerinde Denetim, Hazine, Risk Yönetimi ve CFO pozisyonlarında görev yaptı. Bir banka ve iki aracı kurum kuruluşunda kurucu takımın parçası olarak yer aldı. Kariyeri boyunca muhtelif iş alanlarındaki önemli projelerde süreç ve takımları yönetti.

Türkiye’de koronavirüs: Kırmızı kategorilerdeki illerde sokağa çıkma yasağı iki güne çıkarıldı

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kabine toplantısının ardından açıklamalarda bulundu.

Son günlerde artışa geçen koronavirüs vaka ve ölüm sayıları nedeniyle yeni tedbirler aldıklarını açıklayan Erdoğan, kurallara hassasiyetle riayet edilmesini istedi, “Herkesin polisi kendi aklı ve vicdanı olmak zorundadır” dedi. “Vaka, hasta ve vefat sayılarının artması, bizi mevcut uygulamaları gözden geçirmeye mecbur bırakmaktadır” diyen Cumhurbaşkanı, çok yüksek riskli grubu teşkil eden kırmızı kategorideki illerin sayısının nüfusun yüzde 80’nini oluşturan 58 şehre ulaştığını belirtti.

Erdoğan yeni tedbirleri şöyle sıraladı:

  • Türkiye’nin tamamında sokağa çıkma sınırlaması akşam 21.00 ve sabah 05.00 olarak haftanın her günü devam edecek.
  • Kırmızı kategorideki illerde sadece pazar günü uygulanan sokağa çıkma sınırlaması artık cumartesi ve pazar günü olarak sürecek.
  • Lokanta ve kafe gibi işletmeler renk ayrımı olmaksızın tüm Türkiye’de yüzde 50 kapasite ve belirlenen kurallara uygun şekilde çalışabilecek.
  • Ramazan ayı boyunca, ülke genelinde hafta sonları sokağa çıkma sınırlaması uygulanacak, toplu iftar ve sahur gibi etkinlikler gerçekleştirilmeyecek.
  • Sadece Ramazan boyunca Türkiye genelinde lokanta ve kafe gibi işletmelerin hizmetleri paket servisle sınırlandırılacak.
  • Nisan ve mayıs aylarında normalleşme ve ücretsiz izin uygulaması kapsamında sigorta primi desteğinden yararlanamayan lokanta ve kafe çalışanlarının prim yüklerini devlet üstlenecek ve çalışanlara kişi başı 1500 lira nakdi ödeme yapılacak.

Türkiye’nin aşılama çalışmalarında oldukça ileri seviyede olduğunu söyleyen Erdoğan, “Aşılamada ileri yaşlardan başlayarak 15 milyona ulaşmamızın etkilerini sahada görmeye başladık. Bu sayede ileri yaş gruplarının vaka, hasta ve yoğun bakım rakamları içindeki oranları belirgin şekilde azaldı” dedi. 

‘Sivil anayasa için her türlü teklife açığız’

Erdoğan, hukuktan ekonomiye reform programlarının takvime uygun şekilde yürümesini sağlayacaklarını, en önemli reform olarak gösterdiği sivil anayasa sürecinde mümkün olan en geniş uzlaşmayı hedeflediklerini söyledi; “Her türlü teklife açığız” dedi. 

Cumhurbaşkanı, yatırımcılardan Türkiye’ye yatırım yapmalarını, vatandaşlara ise  evlerinde tuttukları altın ve dövizleri finans kuruluşları vasıtasıyla ekonomiye kazandırmalarını tekrar istedi. 

New York’ta eğlence amaçlı marihuana kullanımı yasal hale gelecek

Amerika Birleşik Devletleri‘nin (ABD) New York eyaletinde milletvekilleri tıbbi amaçların yanında, eğlence amaçlı marihuana satışını da yasak kapsamından çıkarılması yönünde anlaştı.

New York’ta eğlence amaçlı marihuana kullanımı ve satışı önceki yıllarda eyalet parlamentosuna yakılmıştı. Demokratların parlamentoda çoğunlukta olmasıyla söz konusu adım atılabildi.

Ülkede 14 eyalette marihuana daha önce yasal hale getirilmişti.

Satışı da yapılabilecek

Yasayla birlikte 21 yaşın üzerindeki yetişkinler eğlence amaçlı marihuana satın alıp, satışı için lisans başvurusunda da bulunabilecek.

New Yorklular bireysel şekilde yetiştiricilik için de üç kök olgun, üç kök fide halinde marihuana bulundurabilecek.

Demokratların parlamentoda vetoya imkan bırakmayacak çoğunluğa ulaşmasının ardından söz konusu adım atıldı.

Cezalar kaldırılacak

Eyalet genelinde yüzde dokuzluk satış vergisinin yanında, bölgesel yönetimlere verilmek üzere yüzde dörtlük ilave vergi de uygulanacak.

Üç onstan daha az marihuana ve esrar bulundurmaya yönelik cezalar kaldırılacak, bununla birlikte bu konuda işlenen sicil kayıtları da silinecek.

Galapagos’ta valizin içinde plastiğe sarılı 185 yavru kaplumbağa bulundu

Ekvador‘da gümrük yetkilileri, Galápagos Adaları’nda yer alan havalimanında bir valizin içerisinde plastik poşetlere sarılı halde 185 yavru kaplumbağa buldu. 10 kaplumbağanın öldüğünü duyuran yetkililer, kaplumbağaların egzotik hayvan pazarlarında yasa dışı olarak satılmak üzere taşındığını söyledi.

‘Hareketsiz kalsınlar diye plastikle sarmışlar’

Bir bebek kaplumbağanın 5 bin dolardan (yaklaşık 40 bin 700 TL) satıldığı belirtilirken Ekvador Çevre Bakanı Marcelo Mata, olayı ‘ülkenin doğal mirasına karşı işlenmiş bir suç’ diye niteledi. Vahşi hayvan kaçakçılarının, kaplumbağaları hareketsiz kılmak için plastiğe sararak valize koyduğu ancak kaplumbağaların X-Ray cihazında fark edildiği aktarıldı.

Gökşen Şahin: Halkın İklim Davası’nın reddi tam bir hayal kırıklığı

Avrupa Birliği Adalet Divanı, 10 aile ve yerli Sámi gençlik örgütü tarafından başlatılan ve dönüm noktası olarak nitelendirilen Halkın İklimi Davası’ndaki kararını açıkladı.

Mahkeme, Avrupa Genel Mahkemesi’nin kararını onaylamaya ve davayı usul gerekçesiyle reddetmeye karar verdi. Böylece mahkeme ileriki zamanlarda iklim kriziyle ilgili yapılacak başvuruların önünü de kapatmış oldu.

Climate Action Network (CAN) Europe Proje Müdürü Gökşen Şahin Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada kararı “Avrupa’daki adalete erişim sorununu gösteren bir karar. Tam bir hayal kırıklığı” sözleriyle değerlendirdi.

Dava konusu neydi?

2018’de Portekiz, İtalya, Fransa, Almanya, Romanya, Kenya, Fiji’den aileler ve yerli Sámi gençlerini temsil eden Sáminuorra Derneği, emisyonların en az yüzde 40 oranında azaltılmasını kapsayan önceki 2030 iklim hedefi nedeniyle AB’yi mahkemeye götürmek için bir araya gelmişti.

Davacılar, AB’nin hedefinin nesnel olarak iklim krizini önlemek için yetersiz olduğunu ve iklim değişikliğinin kötüleşen etkilerinden zaten etkilenen yaşam, sağlık, meslek ve mülkiyet hakları gibi insan haklarını korumada başarısız olduğunu savunmuştu.

Mahkeme davayı usul üzerinden değerlendirdi

Mahkeme kararını aktaran Şahin, “Mahkeme davacıların iklim değişikliğinden etkilendiğini kabul ettiğini söyledi. Ancak bunun öncesinde ‘Bu davayı açabilirler mi, onu konuşmak istiyoruz’ dediler” ifadelerini kullandı.

Davayı usul üzerinden ele alırken mahkemenin 1960’lı yıllara dayanan eski içtihat hukukuna odaklanarak bir karar verdiğini belirten Şahin, “Bir kişinin başka kimsenin etkilenmediği bir şekilde bir durumdan etkilendiği durumlarda bu davanın açılabileceğini söylediler. Ancak bu davada iklim değişikliği herkesi etkilediği için bireysel olarak bu davayı açamayacaklarını belirttiler” dedi.

Daha fazla kişinin dava açmasından korkuyorlar

Mahkeme kararının yasal olmaktan ziyade mahkemenin korkusuyla ilgili olduğunu vurgulayan Gökşen Şahin, “Net bir şekilde ‘Biz bu davayı reddediyoruz çünkü izin verirsek benzeri birçok dava gelebilir’ dediler” ifadelerini kullandı.

İklim değişikliği konusunda 60 yıl öncesinin kararının emsal olarak gösterilemeyeceğini söyleyen Şahin, “O zamankinden çok farklı bir bağlam var bugün. Ayrıca insan haklarının da temel sorunu bu değil mi? Eğer bir kişinin yaşadığı problem aslında çok daha fazla kişiyi etkiliyorsa bu konuda karar almak çok daha önemli” yorumunda bulundu.

Avrupa’daki adalete erişim sorunu

Benzer davalarda Hollanda’nın, Fransa’nın davacılar lehinde kararlar verdiğini hatırlatan Şahin, “Portekizli gençlerin açtığı davada da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi davayı kabul etti ve kanunun aciliyeti olduğu için önceliklendirdi” dedi.

Bu örneklere karşın, Avrupa Birliği mahkemesinin böyle bir karar vermesini “tam bir hayal kırıklığı” sözleriyle niteleyen Gökşen Şahin, “AB kurumlarını koruyabilmek için ve erişimi engellemek için bu tarz kararlar alıyorlar. Bu karar, Avrupa’daki adalete erişim sorununu gösteren bir karar” ifadelerini kullandı.

Kazdağlarını harap eden Doğu Biga Madencilik Müdürü: 30 yıldır bekliyoruz, üç-beş ay daha bekleriz

 

Süreç hala belirsiz

Kaz Dağları, uzun yıllardır altın madeni işleten şirketlerin hedefinde. Biga Yarımadası’nın yaklaşık yüzde 80’ine altın madeni ruhsatı verilmiş durumda. En son Temmuz 2019’da, Kanadalı Alamos Gold şirketinin Türkiye’deki iştiraki Doğu Biga Madencilik’in Kirazlı’daki altın madeni projesine karşı başlayan protestolar kitlesel bir eyleme dönüşmüştü.

Çevre aktivistleri on binlerce ağacın kesilmesinin ardından başlayan ‘Su ve Vicdan Nöbeti’nde 425 gün bölgede gece gündüz bekledi. Bu arada şirketin her 10 yılda bir yenilenmesi gereken ruhsatının süresi doldu. Ekim 2019’da Alamos Gold’a süre uzatımı yapılmadı. Şirket de bu nedenle faaliyetlerini durdurduğunu açıkladı. Aradan aylar geçmesine rağmen Kanadalı şirketin Kazdağları’nda yeniden faaliyetlerine başlayıp başlamayacağı belirsizliğini koruyor.

Doğu Biga Madencilik Genel Müdürü Ahmet Şentürk ise şirketin o bölgede 60 yıllık izni bulunduğunu belirterek 30 yıl beklediklerini ve birkaç ay daha bekleyebileceklerini söyledi.

 

İznin yenilenmemesinin söz konusu olmadığı öne süren Şentürk yapılmayan ruhsat yenilemesinin yapılacağını inandıklarını söyledi.