Doğal gaz fiyatlarına bu yıl dördüncü defa yüzde 1 oranında zam yapıldı. Gelen zamla birlikte haneler için doğal gazın metreküp fiyatı, yüzde 1’lik artışla 1.2896 TL’den 1.3025 TL oldu.
Geçen yıl 590 bin abonenin doğal gazı kesildi
Boru Hatları İle Petrol Taşıma Anonim Şirketi (BOTAŞ) tarafından yayımlanan tarife tablosuna göre, sanayi ve elektrik üretimi için kullanılan doğal gaza da yüzde 1 oranında zam yapıldı.
BOTAŞ’tan yapılan LNG alımlarında (sıvılaştırılmış doğal gaz) metreküp fiyatı da yüzde 1,8 oranında artırıldı.
Koronavirüs salgınıyla birlikte işsiz kalan ya da geliri azalan insan sayısı artarken, geçen yılın dokuz ayında 590 bin abonenin doğal gazının borçtan dolayı kesildiği öğrenildi.
Boğaziçi Üniversitesi’nin atanmış rektörü Melih Bulu‘ya yönelik protestolar kapsamında öğrencilerin 1 Nisan Perşembe saat 17.00 için Kadıköy İskele‘ye yaptıkları çağrıya Kadıköy Kaymakamlığı‘ndan yasak geldi.
Yapılan açıklamada yasağın gerekçesi olarak ise Sağlık Bakanlığı ve Koronavirüs Bilim Kurulu’nun tavsiyeleriyle 29 Mart günü toplanan Cumhurbaşkanlığı Kabinesi’nde İstanbul’un koronavirüs açısından çok yüksek risk grubunda yer alan iller arasında yer alması gösterildi.
‘Toplumun salgından korunması için’
Açıklamada “Bu itibarla İlçemizde yapılmak istenen toplanmanın, toplumun salgından korunması ve salgının yayılımının engellenmesi çalışmalarına olumsuz tesir edebileceği değerlendirildi” denildi.
Tüm açık alanlardaki toplantı ve görüş yasağının 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun 17. Maddesi ve 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nun 32/Ç Maddesine istinaden alındığı belirtildi.
Öğrencilerden Kadıköy’e çağrı
Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri yaptıkları çağrıda “Meşru olmayan kayyumlara, polis şiddetine, korku rejimlerine karşı omuz omuza durmak için, hukuksuz kararları kabul etmiyoruz demek için 1 Nisan’da Kadıköy’de; Anıl ve Şilan’ın özgürlüğü için 2 Nisan’da Kartal Adliyesi önünde buluşuyoruz!” demişti.
Sigarayı bırakma tedavisi alan hastalar, herhangi bir sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın Sağlık Bakanlığı tarafından temin edilecek ilaçlardan ücretsiz yararlanacak.
İlgili karar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlandı. Böylece 4736 sayılı Kanun’un birinci maddesinin birinci fıkrası hükmünden muaf tutulacakların tespitine dair karar yürürlüğe konulmuş oldu.
Buna göre, sigarayı bırakma tedavisi alan hastalar, sayıları 500 bini geçmemek şartıyla ve herhangi bir sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın, Sağlık Bakanlığınca temin edilerek birinci, ikinci ve üçüncü basamak sağlık kurum ve kuruluşlarına dağıtımı yapılacak Nikotin Replasman Preparatları ile Bupropion HCI ve Vareniklin içerikli ilaçlardan tütün bağımlılığı tedavi ve eğitim birimleri vasıtasıyla ücretsiz faydalanacak.
Hakkari’de kayyım yönetimindeki Yüksekova Belediyesi‘ne bağlı ekipler, Cengiz Topel Caddesi üzerinde bulunan ve 30 yıl önce dikilen ağaçları kökünden söktü.
Yerine kayyım atanan Yüksekova Belediyesi Eş Başkanı İrfan Sarı, Twitter hesabından ağaç sökümüne, “Kayyum, 31 Mart’ın rövanşını çarşı merkezindeki ağaçları yerinden sökerek aldı” sözleriyle tepki gösterdi.
Kayyum, 31 Mart'ın rövanşını çarşı merkezindeki ağaçları yerinden sökerek aldı. pic.twitter.com/6KnqCYdToV
37 çevre örgütü Kuzey Ege bölgesinin önemli sulak alan ekosistemlerinden biri olan Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı’na yapılan moloz dökümünün acilen durdurulması için kampanya başlattı.
Bölgenin bir yıldır Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından hafriyat alanı olarak kullanıldığını söyleyen örgütler alanın rehabilite edilmesini talep ediyor.
Belediye hukuka aykırı davranıyor
Çevre örgütleri yaptıkları açıklamada, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin halihazırda kullandığı bir hafriyat alanı olduğuna dikkat çekerken aynı zamanda yüzlerce canlı türüne ev sahipliği yapan Akçay Sulak Alanı’nın hafriyat alanı olarak kullanılmasının hem hukuka hem de Türkiye’nin taraf olduğu Ramsar Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu söyledi.
Açıklamada Çevre Kanunu’nun 9’uncu maddesinin “e” fıkrası ve 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 4’üncü maddesinin sulak alanların korunmasını kesin hükme bağladığı hatırlatıldı. Söz konusu maddede şu ifadeler yer alıyor:
Sulak alanların doğal yapılarının ve ekolojik dengelerinin korunması esastır. Sulak alanların doldurulması ve kurutulması yolu ile arazi kazanılamaz. Bu hükme aykırı olarak arazi kazanılması halinde söz konusu alan faaliyet sahibince eski haline getirilir. Sulak alanların korunması ve yönetimine ilişkin usûl ve esaslar ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınarak Tarım ve Orman Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”
Sulak alan halihazırda tehlike altında
Açıklamada önemli sulak alan ekosisteminin halihazırda kaçak yapılaşma, imar tehlikesi, su kaynakları civarında gerçekleştirilen madencilik faaliyetleri, Edremit Çayı ve Kadıncık Deresi yakınlarında yer alan çeşitli tesislerin atık suları nedeniyle kirlilik tehdidi altında olduğu da belirtildi.
Bu tehlikelere ek olarak sulak alanın bir kısmının hafriyat döküm alanı olarak kullanılması nedeniyle alandaki biyoçeşitliliğin kısa sürede geri dönülemez şekilde olumsuz etkileneceği söylendi.
Kuş türlerinin yüzde 30’una ev sahipliği yapıyor
Akçay Sulak Alanı Türkiye’nin toplamında kaydedilmiş olan 487 kuş türünün yüzde 30’una, nesli kritik derecede tehlike altında olan yılan balıklarına (Anguilla anguilla) ve yüzlerce bitki türüne ev sahipliği yapıyor.
Sazlıklar, sulak çayırlıklar, açık su yüzeyleri ve kumul habitatlarıyla değişik türden canlı gruplarının barınmasına, beslenmesine ve üremesine uygun ortama sahip olan Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı aynı zamanda tepeli pelikan, poyrazkuşu, flamingo gibi kuş türlerinin de yuvası. Alanda yapılan çalışmalar sulak alanın özellikle kuş ve balık türleri olmak üzere, sürüngenler, çift yaşamlılar, memeli hayvanlar, kelebekler ve sulak alan bitkileri yönünden çok zengin biyolojik çeşitliliğe sahip olduğunu gösteriyor.
#AkçaySulakAlanıYokOlmasın
37 kurumun imzacı olduğu kampanyaya bu adres üzerinden bireysel imza vermek de mümkün. Kampanyaya çağrı yapan sivil toplum kuruluşları ise şu şekilde listelendi:
Antakya Doğa Sanat ve Turizm Derneği, Artur Çevre Platformu, Ayvalık Ayazması Derneği, Ayvalık Tabiat Platformu, Balıkesir Çevre Platformu, BBOM Ayvalık, Bergama Çevre Platformu, Burhaniye Çevre Platformu, Çarık Derneği – Çevre ve Arı Koruma Derneği, ÇEKÜL, Dikili Çevre ve Kültür Platformu, Diyarbakır Çevre Gönüllüleri Derneği, Doğa Araştırmaları Derneği, Doğa Derneği, Doğaya Dönüş Gençlik ve Spor Kulübü Derneği,
Doğu Akdeniz Araştırma Derneği, Edremit Çevre Sağlığı ve Doğayı Koruma Derneği, Edremit Körfezi Turizm İşletmeleri Derneği, Edremit ve Beldeleri Sokak Hayvanlarını Koruma Derneği, Ege ve Marmara Çevre Belediyeler Birliği, Gömeç Çevre Platformu, Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği,
Güney Marmara Dayanışması, Hemşin Yaşam Derneği, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Kazdağı Otelcileri Derneği (KAZOD), Koza Dağcılık Kültür Sanat ve Spor Kulübü Derneği Proje Evi Kooperatifi, Roots & Shoots Türkiye (Kökler ve Filizler Derneği) Sosyal İklim Derneği, Sürdürülebilir Yaşam Derneği, TOY Gençlik Derneği, Türkiye Biyologlar Derneği, YENİFOÇA FORUMU, Yeryüzü Derneği, Yeşil Düşünce Derneği ve Yuva Derneği.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 2020 yılı için Türkiye‘nin turizmdeki tanıtım yüzü ilan edilen Antalya’daki Patara Antik Kenti‘nde yapılan yürüyüş yollarında çökme ve kırılmalar meydana geldi.
Proje, yaklaşık 12 milyonluk ihale kapsamında yapılmıştı.
Patara Yılı için otopark inşa edildi
Gazeteci Yusuf Yavuz‘un blogunda yer alan habere göre,Patara Yılı kapsamında antik kentte yapılması planlanan etkinlikler için ziyaretçi karşılama merkezi ve otopark inşa edildi.
İhaleye çıkarılan “Patara Ören Yeri Antik Tiyatro Yapısı Acil Müdahale ve Çevre Düzenlemesi İşi” 24 Mart 2020’de yapılan sözleşmeyle Karacan Grup İnşaat Makine Mühendislik İth. İhr. Ltd. Şti‘ne verildi.
Ancak, koronavirüs salgınının Türkiye’de de patlak vermesi ve yaşanan sokağa çıkma kısıtlamaları sebebiyle Patara Yılı kapsamında yapılması planlanan etkinlikler ertelendi.
Haziran ayında açıldı
2020 yılının haziran ayında ziyaretçilere açılan antik kenti, 19 Ağustos’ta Emine Erdoğan ziyaret etmişti. Erdoğan’ın ziyareti sırasında antik tiyatronun zemininde uygulanan ve plywood adı verilen modern kaplama malzemesi gündeme gelirken, tarihi dokuyla uyumlu olmadığı için tepkilere neden olmuştu. Zemin malzemesinin, geçici bir düzenleme olduğu belirtilmişti.
Yürüyüş bandında çatlaklar meydana geldi
Salgın dönemine rağmen ziyaretin yoğun olduğu antik kentte, engellilerin de daha rahat gezebilmesi amacıyla yapıldığı söylenen yürüyüş bandında bir süre sonra kırılmalar ve çatlaklar meydana geldi.
Antalya Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürlüğü ile yüklenici firma yetkilileri arasında 23 Kasım 2020 tarihinde imzalanan geçici kabul tutanağında “Yapılan işin sözleşme ve eklerine uygun olduğu ve geçici kabule engel olabilecek eksik, kusur ve arızaların görülmediği” tespiti yapılmıştı.
Malzemeyle ilgili test yapıldı
Meydana gelen çatlak ve kırılmalar nedeniyle kullanılan malzemeyle ilgili test yapılmasına karar verildi.
Antalya Rölöve ve Anıtlar Bölge Müdürlüğü, İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi Dekanlığı’na yazılı başvuruda bulundu ve Patara ören yeri yürüyüş yollarında ahşap polimer zemin döşemesi malzemesiyle yapılan imalatın kusurlu olup olmadığının anlaşılabilmesi için rapor hazırlanmasını istedi.
Gözle görülür boşluklar var
Malzemeler üzerinde TSE standartlarına göre yapılan dayanıklılık testlerinin ardından hazırlanan raporda, zemin döşemesinde kullanılan profillerde yapılan incelemede çıplak gözle görülebilen boşluklar gözlemlendiği belirtildi. Raporda, profillerin kalınlıklarının da farklı olduğu kaydedilirken, “Bazı deck malzemelerde et kalınlıkları ile dikme kalınlıklarının az olması ve enine kesitlerde bazı boşlukların bulunması, deck profillerin kırılma yükü bakımından TS EN 15534-4 standardını karşılayamamasının en önemli nedenidir” denildi.
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Orman Fakültesi tarafından hazırlanan raporda, döşeme sırasında dayanak açıklığının fazla uygulanmış olmasının kırılma yükünün düşük çıkmasına neden olduğu bilgisine yer verildi ve zemin malzemesinin döşenmesi sırasında standardın öngördüğü yükü karşılayacak bir dayanak açıklığının uygulanması gerektiği vurgulandı.
ABD‘li Pfizer ve Alman BioNTech‘in koronavirüs’e karşı geliştirdiği aşının, 12 -15 yaş grubundaki çocuklarla yapılan testlerde yüzde 100 güvenli ve etkili sonuçlandığını ve güçlü antikor yanıtları ürettiğini açıklandı.
Reuters‘ın aktardığına göre, Pfizer’ın 12 – 15 yaş arasındaki 2.260 gönüllü çocukla yapılan denemelerde, aşının semptomik vakalara karşı %100 etkililikle sonuçlandığını ve hiçbir ciddi yan etki görülmediğini bildirildi.
Acil kullanım onayı alınacak
Pfizer CEO’su Albert Bourla yaptığı açıklamada, çocuklar için aşılamanın önümüzdeki okul yılından önce başlamasını umduğunu ve ABD Gıda ve İlaç İdaresi‘nden acil kullanım onayı almayı planladıklarını söyledi.
Paris İklim Anlaşması, 2015 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (BMİDÇS) Paris’te yapılan 21. Taraflar Toplantısı’nda imzaya açıldı.
Dünya’nın Sanayi Devrimi’nden bu yana ortalama yüzey sıcaklığındaki artışı 2 derecenin altında tutmayı, mümkünse 1,5 derecede sınırlandırmayı amaçlıyor.
Türkiye Paris’e ne kadar uzak?
Çerçeve sözleşmeye taraf 197 ülkenin 191’i Paris Anlaşması’nı onayladı ancak İran, Irak, Eritre, Yemen, Libya ve Türkiye Anlaşmayı henüz onaylamayanlar arasında.
SEFiA Direktörü Bengisu Özenç tarafından kaleme alınan TEPAV ve SEFiA ortaklığında hazırlanan metin “Türkiye Paris’e ne kadar uzak?” sorusuna yanıt ararken Paris İklim Anlaşması hakkında çok tartışılan ve az bilinen doğruları bir araya getirdi:
Paris İklim Anlaşması COP21’de imzaya açıldı. Fotoğraf: AA
Emisyon azaltım hedefini zorunlu tutuyor mu?
Hayır. Paris İklim Anlaşması, ülkelerin ulusal şartlarına uygun şekilde hazırladıkları ve BMİDÇS Sekretaryasına sundukları emisyon azaltım beyanlarını (Ulusal Katkı Beyanı) baz alıyor ve ülkeleri her beş yılda bir kendi beyanlarını iyileştirmeye davet ediyor.
2015 yılı Ekim ayı sonuna kadar BMİDÇS sekretaryasına sunulmuş olan beyanlar 4 ana grupta toplanabilir.
Mutlak azaltım: belli bir yıldaki emisyon seviyesi referans alınarak (örn. 2000), hedef yıldaki emisyonların bu seviyenin altına indirilmesi.
Tavan emisyon yılı: ülkelerin ulusal emisyonlarının en üst seviyeye (tavan) ulaşacağı yılın belirlenmesi ve bu yıldan itibaren emisyonların azaltılması.
Referans senaryodan azaltım: ülkelerin mevcut politikaları altındaki emisyon seviyelerini referans senaryo olarak kabul edip, emisyonların bu senaryodaki seviyenin altına indirmesi.
Emisyon yoğunluğu hedefi: ülkelerin birim ekonomik çıktı başına ürettikleri emisyonların belli bir seviyeyi aşmayacağına ya da bu yoğunluğun azaltılacağına dair açıkladıkları hedefler.
Türkiye anlaşmayı onaylarsa mutlak emisyon azaltımı yapmak zorunda mı?
Hayır. Türkiye ne zaman ve ne kadar sera gazı azaltım taahhüdünde bulunacağına Ulusal Katkı Beyanı çerçevesinde kendisi karar verebilir. Paris İklim Anlaşması’nın bir yaptırım uygulama ya da belli bir emisyon azaltım seviyesini zorunlu tutma gibi bir mekanizması bulunmuyor.
İklimi korumak için emisyonların azaltılması ve fosil yakıtların kullanılmaması gerekse de Anlaşmanın buna zorladığı ya da bunu şart koştuğuna ilişkin yorumlar doğruyu yansıtmıyor.
Türkiye Paris Anlaşması’nı imzalarken emisyon azaltım taahhüdü verdi mi?
Evet. Türkiye, BMİDÇS sekretaryasına sunduğu ulusal katkı beyanında, hiç önlem almadığı senaryoda (referans senaryo) 2030 itibarıyla 1.175 milyon ton CO2e seviyesine ulaşan emisyonlarını, önlemler altında yüzde 21 azaltımla 929 milyon ton CO2e seviyesine indirebileceğini beyan etti.
Referans senaryo altında emisyonlarını 2 kattan fazla artıracağını söyleyen Türkiye’nin bu beyanı uluslararası camia tarafından oldukça yetersiz olarak değerlendiriliyor. Eğer tüm ülkeler Türkiye gibi, yetersiz hedefler sunarsa ortalama yüzey sıcaklığındaki artış 4 dereceyi geçebilir. Türkiye’nin resmi planlarında 2030 sonrası için sera gazı emisyonunu azaltmaya yönelik bir hedefi ise bulunmuyor.
Çalışmalar, Türkiye’nin bu taahhüdünden daha iyisini yapabileceğini gösteriyor. Hiçbir azaltım tedbiri almadan Türkiye’nin toplam emisyonunun 2030’da 709 milyon ton CO2e olabileceği raporlanıyor.Bu hesaplamaları resmi rakamlar da doğruluyor. TÜİK’in 2020 yılında yayınladığı en son sera gazı emisyonu envanterine göre 2018 yılında toplam emisyonlar, 2017 yılına göre azalarak, 520,9 milyon ton CO2e olarak gerçekleşmiştir. Bu seviye, niyet beyanında azaltım patikasında öngörülen 2018 seviyesinin de altında.
Türkiye Anlaşmayı onaylarsa gelişmekte olan ülkelere finansal destek vermek zorunda mı?
Hayır. BMİDÇS’nin eklerinde tanımlandığı hali ile Türkiye, Ek 1’deki gelişmiş ülkeler arasında yer alıyor. Sözleşmenin Ek 2’si gelişmekte olan ülkelere finansal destekte bulunacak gelişmiş ülkeleri listeliyor.
Türkiye, itirazları sonucu OECD üyesi olduğu için dahil edildiği bu listeden 2001 yılında çıkarıldı ve Sözleşmeye EK 1 tarafı olarak katıldı. Dolayısıyla Çerçeve Sözleşme altında gelişmekte olan ülkelere mali ve teknolojik yardım yapması yönünde bir yükümlülüğü de bulunmuyor. Ayrıca, Paris Anlaşması’nda gelişmiş-gelişmemiş ülkeler listesi gibi bir ek bulunmuyor. Paris Anlaşması, ülkelerin sorumlulukları ile ilgili olarak BMİDÇS’deki bu listeye de atıf yapmıyor.
İklim finansmanı sisteminin 2025 itibariyle büyük ölçüde değişmesi bekleniyor. Türkiye, Paris İklim Anlaşması’nı onaylamadığı ve iklim tartışmalarının parçası olmadığı sürece üzerinde çalışılan yeni modeller konusunda da söz sahibi olamayabilir.
Bunun yanında güncel şartlar altında gözden geçirilmemiş ve iyileştirilmemiş emisyon azaltım hedeflerinin de Türkiye’yi gelecek dönemde finansmana erişim konusunda zora sokacağı beklenebilir. Ülkelerin ulusal emisyon bildirimleri, azaltım hedefleri ve bu hedeflere ulaşma yönündeki performanslarının uluslararası finans kuruluşları tarafından yakından izleneceği ve finansın akımına yön verecek ana göstergelerden biri olacağı ise sıkça dile getirilen bir beklenti.
Görsel: Yasemin Akyüz
Anlaşmayı onaylaması ciddi bir iklim finansmanı imkanından vazgeçmesi anlamına mı geliyor?
Hayır. Türkiye’nin Ek 1’de olması Yeşil İklim Fonu’na (GCF) erişimini engelliyor, bu nedenle de Ek 1’den çıkmak üzere bir diplomasi yürütülüyor. GCF, 2020 yılından itibaren gelişmekte olan ülkelere yılda $100 milyar tutarında kaynak kullandırılmak üzere kurulmuş bir fon. Ancak bugüne kadar fon kapsamında $10,3 milyar tutarında kaynak taahhüt edilmiş, bunun ise $8,4 milyarı teyit edilmiştir.
Kalkınma Bankalarından ve yerel kaynaklardan sağlanan eş finansmanla birlikte toplam $30,3 milyarlık finansman yaratıldığı hesaplanmaktadır. Fondan projelere yönlendirilmiş kaynak ile mevcutta 173 tane projenin yürütüldüğü ve bu projelerin de çoğunlukla orta ölçekli projeler olduğu göz önünde bulundurulduğunda, proje başına ortalama $50 milyon gibi bir kaynağın GCF’ten aktarıldığı söylenebilir.
Bu dağılımda en az gelişmiş ülkeler, küçük ada devletleri ve Afrika kıtası öne çıkarken, Türkiye ile akran sayılabilecek gelişmekte olan ülkelere aktarılan kaynaklar: Brezilya $200 milyon (4 proje), Arjantin $185 milyon (4 proje), Meksika $23 milyon (4 proje) olarak sıralanmaktadır.
Buna karşılık Almanya, Fransa, Birleşmiş Milletler ve Dünya Bankası ortaklığında tasarlanan çok daha yüksek miktarlı özel bir “finansal paket”in 2019 yılında Türkiye’ye sunulduğu raporlanmaktadır.Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylaması amacıyla sunulmuş olan bu paketle ilgili tarafların bir anlaşmaya varamadığı anlaşılmaktadır.
Her ne kadar Türkiye’nin enerji dönüşümü için ihtiyaç duyduğu fonlara ulaşamaması ilk bakışta adil gözükmese de yeşil dönüşüm için güçlü ve inandırıcı politika yaklaşımına sahip olmaması, fonlara erişim konusundaki müzakere gücünü zayıflatmaktadır. Ayrıca, Türkiye’nin Ek 1’den çıkarak GCF’e erişebilmesi, bu kaynağa en çok ihtiyaç duyan en az gelişmiş ülkeler ve küçük ada devletlerinin de onayını gerektirdiğinden, nihayete erdirilebilecek bir strateji gibi görülmemektedir.
Geçen ağustos ayında Nemrut kalderasında “Nemrut Kalderası Tabiat Anıtı” adı altında yapılmaya başlanan ve tuvalet, seyir terası, etkinlik amfisi, piknik alanı gibi tamamı betonarmeden oluşan yapılar içeren proje Van Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu kararı ile tamamen durduruldu. Oy birliği ile alınan kararda betonarme yapıların izinsiz yapıldığı vurgulanarak yapıların yıkılması ve alanın eski haline getirilmesi istendi.
Proje, daha önce de tepkiler üzerine Bitlis Valisi Oktay Çağatay tarafından durdurulmuş; ancak Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün kararıyla tekrar devam ettirilmişti. Birinci etap 2020 yılı kasım ayında bitirildi.
Gazete Duvar‘ın aktardığına göre, Doğa Koruma ve Milli Parklar 14. Bölge Müdürlüğü tarafından yürütülen projenin valilik kararıyla durdurulması üzerine 2020 Eylül ayında toplanan Van Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu, izlenecek yol için Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü’nden görüş istedi.
Genel Müdürlük, gönderdiği görüş yazısında uygulamaların izinsiz olduğuna yapıların yıkılarak alanın rehabilite edilmesine karar verilmesini istedi. Yazısına istinaden bölge komisyonun oy birliği ile aldığı karar şöyle:
Nemrut Kalderası 1. Derece Doğal Sit Alanı içerisinde bulunan Ilı Gölün kıyı-kenar çizgisi tespitinin yapılmadığı dolayısı ile 6831 sayılı Orman Kanunu’nun Ek 14. Maddesinin uygulanması mümkün olmadığından diğer bir ifade ile bu alandaki uygulamaların izinsiz olduğu sonucuna varıldığından ilgi (a) komisyon kararı çerçevesinde gerekli işlemlerin yapılması, ivedilikle alanın rehabilite edilerek eski haline getirilmesi ve alanın rehabilitesine ilişkin görsel dökümanların komisyonumuza sunulmasına oy birliği ile karar verildi”
‘Yasal boşluğu kullanarak doğayı tahrip ettiler’
Bitlis Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Sinan Aygül ise kararın tek başına doğal yapıyı korumaya yetmeyeceğini, Nemrut kalderasının yasal güvence altına alınması gerektiğini söyledi
Aygül şöyle konuştu: “Nemrut’taki betonarme yapılaşma neredeyse bitme aşamasına gelmişti. Bu kadar gecikilmesi, bir defa durdurulmasına rağmen baskıyla tekrar başlatılması, bittikten sonra yapıların izinsiz olduğunun söylenmesi başlı başına bir skandal. Bu yapılara ilk karşı çıktığımızda bölge müdürlüğü, alanın yapılaşmaya karşı bir koruma altında olmadığını, 2003 yılından beri orman rejimine tabi olduğunu, 6831 sayılı yasanın ek 14. Maddesine göre betonarme yapı yapılabileceğini söylüyordu. Ne yazık ki bu doğruydu ve yaptılar da. Nemrut Dağı ve krater gölü gibi emsalsiz bir jeolojik miras, doğa harikası bu alan sıradan bir orman statüsündeymiş. Herhangi bir özel statüde korunmuyor. Bu boşluktan faydalanarak o ucube projeyi bütün tepkilere rağmen başlattılar, doğa tahrip oldu ve betonarme kısımlarının büyük bölümü de bitirildi. Başka bir genel müdürlük ise bugün yapıların izinsiz olduğunu ve yıkılması, eski haline getirilmesi gerektiğini söylüyor.” dedi.
‘Durdurulma sebebi kıyı kanunu’
Projenin Nemrut kalderasını korumak için değil Kıyı Kanunu’na aykırı olduğu için durdurulduğunu bunun da kalderayı korumak için yeterli olmadığına dikkat çeken Aygül “Betonarme yapılaşma Nemrut kalderasını, oradaki jeolojik mirası korumak için değil, Kıyı Kanunu ve Orman Kanunu’na aykırı olduğu için durduruldu. Bu da şu anlama geliyor, o alanda kıyı-kenar çizgisi tespiti yapılırsa, kıyıdan yeteri kadar uzaklaşılırsa aynı yapı yine yapılabilir. Bunun önünde hiçbir yasal engel yok. Nemrut kalderası acilen yasayla koruma altına alınmalı, yoksa risk her zaman devam edecek” dedi.
Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu’nun oy birliği ile aldığı yıkım ve eski haline getirme kararının mevsim şartlarının uygun hale gelmesiyle beraber uygulanması bekleniyor.
Anayasa Mahkemesi (AYM) Genel Kurulu, Halkların Demokratik Partisi‘nin (HDP) kapatılması istemiyle açılan davada iddianamenin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na iadesini kararlaştırdı.
AYM Genel Kurulu, gündem toplantısında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Bekir Şahin tarafından HDP’nin kapatılmasına ilişkin açılan davada ilk incelemeyi yaptı.
Eksiklikler tamamlandıktan sonra yeni başvuru yapılacak
İddianamede usül eksiklikleri tespit eden Genel Kurul, eksikliklerin tamamlanması için başvurunun Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na iadesine karar verdi.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, eksikleri tamamlayarak iddianameyi Anayasa Mahkemesine sunmasının ardından yeniden ilk inceleme yapılacak. Genel Kurul, daha sonra belirlenecek bir günde tekrar toplanarak iddianamenin kabul edilip edilmediğine karar verecek