Boğaziçi Üniversitesi’nin atanmış rektörü Melih Bulu, göreve başlamasının üçüncü ayında Boğaziçi Üniversitesi Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu’nun (CİTÖK) ofis koordinatörü Cemre Baytok’u ücretsiz izne çıkardı.
Kadın Araştırmaları Kulübü’nün (BÜKAK) girişimleriyle kurulan ve 2012’den itibaren komisyon, 2016’dan itibaren ofis olarak işleyen CİTÖK’ün ofis koordinatörü, ofisin ücretli tek çalışanıydı. Melih Bulu’nun kararıyla birlikte ofisin çalışmaları fiilen sona ermiş oldu.
Önce BÜLGBTİ+ şimdi CİTÖK
Boğaziçi LGBTİ+ tarafından yapılan paylaşımda ücretsiz izne çıkarma kararının gerekçesi olarak “Koronavirüs önlemleri kapsamında Resmi Gazete’de yayınlanan Geçici Madde düzenlemesi” gösterildiği belirtildi.
Kamuoyuna duyrulur,
Boğaziçi Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü’nün (BÜKAK) girişimleriyle kurulan ve 2012’den itibaren komisyon, 2016’dan itibaren ofis olarak işleyen Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu’nun (CİTÖK) ofis koordinatörü, ofisin ücretli tek çalışanı, +++ pic.twitter.com/aT9g9IeCCV
Yapılan açıklamada “Çeşitli bahanelerle ve yalan iddialarla Boğaziçi Üniversitesi Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Trans, İnterseks ve Artı Çalışmaları Külübü’nü (BÜLGBTİ+) resmen kapatan Melih Bulu yine aynı yöntemle bu sefer de CİTÖK’ü işlevsiz hâle getirdi” denildi.
‘İstanbul Sözleşmesi’nden bağımsız değil’
Açıklamada “Aşikârdır ki bu karar iktidarın tüm feminist itirazlara kulağını tıkayarak aldığı İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararından ve sindirmeci kayyum politikalarından azade düşünülemeyecek bir karardır” ifadeleri yer aldı. Açıklamanın devamında şunlar ifade edildi:
Ülke genelinde hükümet eliyle meşrulaştırılan eril şiddet yine aynı hükümetin bir uzantısı niteliğindeki kayyum Melih Bulu ile Boğaziçi Üniversitesi’ne de sirayet ettirilmeye çalışılmaktadır. Baskı ve korku politikalarının dehşetengiz biçimde hayatımıza müdahil edildiği şu günlerde eril şiddet ve ayrımcı devlet politikaları herkesi hedef almaktadır.
Talebimiz CİTÖK’ü işlevsiz kılmaya yönelik bu kararın ve İstanbul Sözleşmesi’nden geri çekilme kararının derhal geri çekilmesidir.
İklim krizine dur diyebilmek için başta kömür yatırımlarının olmak üzere tüm fosil yakıtların üretimine ve kullanımına dayanan endüstriyel yatırımlara dur dememiz gerekiyor. Ne yazık ki bu yatırımlar dünyada hızla devam ediyor. Bunun arkasındaki sebeplerin en başta geleni ise bankaların bu yatırımları hala kazançlı görerek fosil yakıt endüstrisine destek olması.
Aralarında Rainforest Action Network ve Sierra Club gibi çevre örgütlerinin de olduğu bir grup tarafından geçenlerde yayımlanan bir raporda verilen sayılara göre, dünyanın en büyük bankaları son beş yılda fosil yakıt endüstrisine 3,8 trilyon dolar akıttı.
Belki daha da önemlisi bu bankalar, geçtiğimiz 2020 yılında petrol, gaz ve kömür şirketlerine Paris Antlaşması’nın imzalandığı 2016’da olduğundan daha fazla finansman sağladı. Bu anlaşmayla küresel ortalama sıcaklık artışlarını 2 derecenin altında tutmak için salımları hızla azaltmayı taahhüt eden ülkelerin bankalarının fosil yakıtlara olan desteği artırmaları, Paris Anlaşması konusunda ne derece ciddi olduklarını da tartışmaya açıyor.
Pandemi de durduramadı
Pandemi nedeniyle fosil yakıtlara olan talep azaldığı için, 2020’de sağlanan finansman, 2019 yılına göre genel olarak %9 daha düşük oldu. Ancak gene de 2020’nin ilk yarısı, Paris Anlaşması’ndan bu yana herhangi bir altı ayda sağlanan en yüksek fosil yakıt finansmanına tanık oldu.
Rapora göre, bir ABD bankası olan JP Morgan Chase 2020 yılında 51,3 milyar dolarlık fosil yakıt finansmanı sağladı. Bu miktar 2019’da sağlanandan %20 daha az, ancak gene de JP Morgan Chase dünyanın en büyük fosil yakıt finansörü.
ABD bankaları fosil yakıt finansmanında lider olsalar bile Avrupa bankaları da Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi söylemlere karşılık bu alanda çok da geride kalmıyor. İklim stratejisinde lider olmayı taahhüt eden Fransız bankası BNP Paribas, 2020 yılında bir önceki yıla göre %41 artışla 40,8 milyar dolarlık fosil yakıt finansmanı sağladı. Rapora göre, bankanın fosil yakıt finansmanı 2016 yılından bu yana %142 arttı.
Türkiye’deki yatırımcılar
Ülkemizdeki bankalara baktığımızda, yabancı ortaklı bankalar arasında 2016-2020 yılları arasında fosil yakıtlara 121 milyar dolarla en fazla finansman sağlayan 10. banka olan BNP Paribas ortaklığındaki TEB Bankasını görüyoruz. Türkiye’de de şubeleri olan HSBC 111 milyar dolar fosil yakıt finansmanı ile 17. sırada. Ülkemizde de faaliyet gösteren Credit Suisse 82 milyar dolarla 19. sırada bulunuyor.
Ülkemizde Oyak Bank’ın hisselerini 2007 yılında satın alarak hizmet vermeye başlayan ING Bank 44 milyar dolarla 28. sırada, Garanti BBVA’nın hissedarı BBVA 22 milyar dolarla 42. sırada kendisine yer buluyor.
Özellikle iklim krizini dikkate almadan yabancı bankalardan finansman bulmakta zorlanan bankalarımız yavaş yavaş hem fosil yakıt finansmanından uzaklaşmaya hem de verdikleri kredilerin geri dönüşü için iklim krizinin etkilerini değerlendirmelerine dahil etmeye başlıyor. Örneğin Akbank geçtiğimiz ay yayımladığı örnek bir kararda bugünden başlayarak yeni kömürlü termik santral yapımına finansman sağlamayacağını ve KOBİ’lerin kömür madenciliği ve kömür taşımacılığı alanındaki yatırımlarını da desteklemeyeceğini duyurdu.
Ancak bazı bankaların da fosil yakıt finansmanından çıkmak için 2040 gibi son derece geç bir tarih belirlemeleri kendileri ve özellikle de sürdürülebilirlik iddiaları için gerçekten talihsiz bir karar oluyor. Bildiğiniz gibi, bir kömürlü termik santralini bugün finanse ederseniz bu santralin 40-50 yıl daha çalışmasını garanti etmiş oluyorsunuz. 2040 yılına kadar finansmanı sürdürmek neredeyse yüzyılın sonuna değin fosil yakıtlara bağlı kalmamızı desteklemek anlamına geliyor.
Bodrum Milli Emlak Müdürlüğü’nün, Resmi Gazete’de yayınlanan ilanıyla Konacık ve Göl mahallerinde, içinde doğal ve arkeolojik sit alanı da olan beş taşınmaz yaklaşık 63 milyon TL bedelle satışa çıkarıldı.
Sözcü’den Ali Ekber Ertürk’ün haberine göre, Resmi Gazete’de yayınlanan, Bodrum Milli Emlak Müdürlüğü’nün ilanında, beş taşınmazdan 3’ünün içinde zeytinlik olduğu ve 2’nci derece doğal sit alanı ve 3’üncü derece arkeolojik sit alanı olduğu belirtildi. Bu alanların toplamı ise 40 milyon TL’ye ulaşıyor.
İhale şartlarında, komisyonun ihaleyi yapıp yapmamakta serbest olduğu maddesi de yer aldı. 14 ve 15 Nisan’da yapılacak olan ihalede yaklaşık 10 milyon TL geçici teminat bedeli belirlendi.
TBMM Başkanı Mustafa Şentop‘un Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden ayrılmaya yönelik sözleri sonrası başlayan tartışmaların ardından Montrö Bildirisi yayınlayan ve 10’u gözaltına alınan 103 emekli amirale bir destek de eski milletvekillerinden geldi.
Bildiride, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkeleri ve temel felsefesi ve kurumları vicdansız darbelerle yıkılmaya çalışılırken, düşünce açıklama hak ve özgürlüğünü kullanan kişilerin darbecilikle suçlanmasını, baskı altına alınmasını esefle karşıladığımızı kamuoyuna duyururuz” denildi.
‘Bu bir yurttaşlık görevi’
“Cumhuriyetimizin temel nitelikleri tartışılamaz! Kanal İstanbul yapılamaz! Montrö tartışmaya açılamaz!” başlıklı bildiri metninde şu ifadeler kullanıldı:
Önce 126 eski büyükelçi Kanal İstanbul ve Montrö Sözleşmesi‘yle ilgili önemli bir açıklama yaptı. Ardından 103 emekli Amiral görüşlerini bildirdi. Kişi grup ya da kurumların ülke çıkarları söz konusu olduğunda, görüş açıklamalarından daha doğal ne olabilir? Bu hem haktır hem de yurttaşlık görevidir. İstanbul Sözleşmesi’nin Anayasa’ya aykırı biçimde Cumhurbaşkanı tarafından feshedilmesinin verdiği cesaretle hızlandırılan, Kanal İstanbul ve Montrö Sözleşmesi tartışmalarının geldiği nokta, bu açıklamaları zorunlu kıldı.
‘Tartışmaya açılmasını doğru bulmuyoruz’
Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelik çeşitli emeller taşıyan devletlerin çıkarına hizmet edecek olan Kanal İstanbul’da ısrar edilmesini, Atatürk Türkiye’sinin Lozan Antlaşması’ndan sonra en büyük diplomasi başarısı olan, İstanbul-Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğimizi sağlayan, Montrö Sözleşmesi’nin tartışılmaya açılmasını, öneminin azaltılmasını biz de doğru bulmuyoruz.
Mustafa Kemal Atatürk ve ilkelerini, Anayasanın değiştirilemez maddelerini sahiplenmek, ülkemizin geleceğini ilgilendiren konularda kamuoyunu bilgilendirmek, temel bir anayasal haktır. Anayasal hakların güvencesi olması gerekenlerin, toplumu susturmaya, sindirmeye, korkutmaya çalışmaları kabul edilemez.
‘Darbecilik ile suçlanamaz’
Çoğulcu demokrasinin gereği olarak en doğal yurttaşlık hakkını kullanıp, Kanal İstanbul ve Montrö konusundaki görüşlerini kamuoyuyla paylaşan kişi ve gruplara yönelik tehdit, suçlama, saldırı korkutma, sindirme ve soruşturma gibi girişimler, yurttaşlık haklarını ipotek altına almaktır. Bu yaklaşımı ve bu girişimleri kınıyor, hala bir hukuk devleti olduğumuzu hatırlatıyoruz.
Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş ilkeleri ve temel felsefesi ve kurumları vicdansız darbelerle yıkılmaya çalışılırken, düşünce açıklama hak ve özgürlüğünü kullanan kişilerin darbecilikle suçlanmasını, baskı altına alınmasını esefle karşıladığımızı kamuoyuna duyururuz. Saygılarımızla.”
Kosova Meclisi‘nde üçüncü tur oylamada 71 oy alan Vjosa Osmani, ülkenin yeni Cumhurbaşkanı oldu.
Osmani’nin rakibi Nasuf Bejta seçimlerde hiç oy alamazken, 11 oy da geçersiz sayıldı.
Cumhurbaşkanı oylamasına 120 milletvekilinden 82’si katıldı. Ancak, birinci ve ikinci turlarda seçim için gerekli üçte iki çoğunluk kazanılamadı.
Eğer son turda da Cumhurbaşkanı seçimi yapılamasaydı, ülkede erken seçim gündeme gelecekti.
‘Bugün Kosova’nın günü’
Cumhurbaşkanı sıfatıyla Mecliste ilk konuşmasını yapan Osmani, “En büyük motivasyonum Kosova’ya olan sevgimdir” ifadelerini kullanarak şu açıklamaları yaptı:
Bugün Kosova’nın günü, bugün halkın iradesi yerine getirilerek tüm kurumların oluşumunun tamamlandığı gün. Bugün, zorluklarla nasıl yüzleşeceğimizi ve bunları nasıl anlamlandıracağımızı bildiğimizi kanıtlamanın günü.”
Osmani, Cumhurbaşkanı seçilmesine atıfta bulunarak “Bugün Kosova bir kadın cumhurbaşkanı seçti. Bu tüm kız çocuklarına örnek olmalıdır. Tüm kız çocukları hayalleri ve hedeflerinin peşinden koşmalıdır” açıklamalarını yaparken, “Kosova bugün bir kez daha demokrasi örneği göstermiştir. Halkın iradesi ile cumhurbaşkanı seçildim ve bu görevi büyük bir sorumlulukla yerine getireceğim” ifadelerini de kullandı.
Fotoğraf: DHA
‘Herkesin Cumhurbaşkanı olacağım’
Sırp suçluların yargılanana kadar adaletin sağlanmayacağını dile getiren Vjosa Osmani, herkesin Cumhurbaşkanı olacağına da vurgu yaptı:
Sırp suçlular yargılanana kadar adalet sağlanmayacaktır. Diyalog süreci geleceğe yönelik bir adım olsa da eşit şartlarda yürütülmelidir. Devletin ve hukukun üstünlüğünün güçlenmesi için çalışacağıma ve ülkenin her karış toprağını koruyacağıma söz veriyorum. Herkesin Cumhurbaşkanı olacağım. Kapım herkese açık olacak. Hiçbir parti arasında ayrım yapmayacağım. Bölünme lüksümüz yok. Birlikte daha güçlüyüz.”
Eski Kosova Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi, Lahey Uluslararası Savaş Suçları Kosova Özel Mahkemesi tarafından hakkında hazırlanan savaş suçları iddianamesinin kabul edilmesinin ardından 5 Ekim 2020’de görevinden istifa ettiğini duyurmuştu.
Osmani, Kasım 2020-Mart 2021 tarihlerinde Cumhurbaşkanı vekili olarak görev yapmıştı.
Vjosa Osmani kimdir?
1982 yılında Kosova’nın Mitroviça kentinde doğan Vjosa Osmani-Sadriu, ilkokulu ve liseyi Mitroviça’da bitirdi.
Temel çalışmalarını Priştine Üniversitesi hukuk fakültesinde, yüksek lisans ve doktora çalışmalarını Amerika Birleşik Devletleri‘ndeki Pittsburgh Üniversitesi‘nde tamamlayan Osmani, Priştine Üniversitesi, Kosova Rochester Teknoloji Enstitüsü ve Pittsburgh Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde ders verdi.
Osmani, daha önce Avrupa Entegrasyonu Komitesi Başkanlığı ve Kosova’da Anayasa Reformları Komitesi Başkan Yardımcısı olarak görev yaptı. Anadili Arnavutçanın yanında İngilizce, Türkçe, İspanyolca ve Sırpça da bilmektedir.
Denizli’nin Acıpayam ilçesinde bulunan Olukbaşı-Benlik kanyonunda Acıpayam Belediyesi peyzaj düzenlemesi adı altında sera naylonuyla gölet yaptırdı.
Türkiye Tabiatını Koruma Derneği Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici mesire yeri statüsündeki kanyonu 2040 yılına kadar kiralayan belediyenin, kanyon çıkışındaki dere yatağının zeminine sera naylonu döşeyerek yapay göletler yapmasının çok tehlikeli olduğunu dile getirdi.
‘Mavi-yeşil algler artacak’
Sol Haber’den Yusuf Yavuz’un haberine göre, Kesici, “Yapay alanlarda suyun akışının engellenmesi ve dolgu malzemeleriyle yapılan bu tür ilkel oluşumlarının çok kısa sürede mavi-yeşil alg üretimini artıracaktır” ifadelerini kullandı.
Bu tür suların çok çabuk kirlendiği için toksik etki yarattığını dile getiren Kesici, “Bu nedenle bu doğal alanda öncelikle akıl dışı ve çok tehlikeli olan bu yapay gölet ortadan kaldırılmalı, suyun doğal akışına engel olunmamalı. Ayrıca bu alanlar insan ve yapılaşma baskısından arındırılmalıdır. Plansız ve sağlık koşullarına uygunluğu tartışılacak, insanların ihtiyaçları karşılayacak düzenlemeler mobilize yapılarla yerine getirilmelidir” görüşünü dile getirdi.
Şubat ayında kiralandı
Acıpayam ilçesine bağlı Olukbaşı ve Benlik mahalleleri arasında yer alan kanyon, geçtiğimiz şubat ayında Denizli Orman Bölge Müdürlüğü tarafından Acıpayam Belediyesi’ne kiralandı.
“B Tipi Mesire Yeri” statüsünde olan kanyonun işletme hakkını 2040 yılına kadar elde eden belediye, bu doğal alanı turizme açmak için girişime başladı.
Kanyona ziyaretçi çekmek ve yerel halka turizm geliri sağlamak amacıyla başlatılan peyzaj çalışmaları kapsamında kanyonun olduğu bölgeye yürüyüş yolları ve seyir terası inşa edildi. Ancak kanyon çıkışında görsel zenginlik oluşturmak amacıyla dere yatağına sera naylonu kaplayarak yapay göletlerin inşa edilmesi tepkilere neden oldu.
‘Doğal döngüye müdahale’
Dr. Erol Kesici, Olukbaşı-Benlik Kanyonu dere yatağı üzerinde zemini sera naylonuyla kaplayıp gölet yapmanın inanılması güç ve aklın almayacağı bir düzenleme olduğunu belirterek, “Adı üstünde sera naylonu. Sera naylonlarının kullanım amacı ısı ve ışık etkisidir. Doğal alanlara kimyasal türevli yapı malzemeleriyle havuz, gölet ve benzeri yapay su alanları oluşturmak bu alanların doğasına, döngüsüne ve yaşamına müdahale etmek, sekteye uğratmak demektir” dedi.
Sera naylonuyla yapılan göletin öncelikle buranın iklimini değiştireceğini söyleyen Kesici, “Isı ve sıcaklık artışı farkı nedeniyle mikro kliması ve biyolojik yapısı etkilenecektir. Mikroplastik artışına neden olarak tehlikeli atık oluşumuna ve doğaya yayılmasına neden olmaktır. Buna kim akıl verir, kim izin verir anlamak çok zor” ifadelerini kullandı.
‘Para için önce kirletiliyor sonra da terk ediliyor’
Yapay göletlerle gündeme gelen kanyonu şekillendirenin su olduğuna işaret eden Dr. Erol Kesici, “Para için doğal yapının değiştirilip dönüştürüldüğü alanlar çok kısa sürede önce orada yaşayan canlılar için, sonrasında da yok edici insan etkileri nedeniyle ‘kirletilerek’ terk edilen alanlara dönüşüyor. Daha sonra bu alanları iyileştirmek için yapılan harcamalar bir yana doğanın eski haline dönüşü orayı terk etseniz dahi çok uzun zaman alıyor. Doğaya yapılan bu tür müdahaleler ve insan etkilerinin canlıların yaşamına verdiği zararlardan hâlâ ders alınmış değil” ifadelerini kullandı. Sera naylonunun ömrü ve dayanıklılığının az olduğuna da işaret eden Kesici, şu bilgileri aktardı:
Bu tür naylonların başta börtü böcek olmak üzere mikroorganizmalarda ışık etkisi nedeniyle yaşamsal kayıplara ve farklılaşmalara neden oluyor. Aynı zamanda güneş ışınlarının muhafaza edilmesi nedeniyle ısı değişimi ve yanı sıra plastik malzemelerindeki kimyasalların su kalitesi ve sudaki yaşam için tehlikeli olduğu da biliniyor. Bu uygulama, orada yaşayan bitkilere, kuşlara yaban hayatına büyük zararlar verecektir.
‘Doğal döngüye çomak sokmayın’
Milyonlarca yıldır varlığını sürdüren ve günümüze kadar ulaşan doğal alanların eşsiz güzellikte ve albenili olmasının nedeninin “doğal” olarak kalabilmelerinden kaynaklandığının altını çizen Dr. Erol Kesici, “Burada yapılmak istenenler, ‘Bugün ben kullanayım, para kazanayım, yarına ne kalırsa kalsın’ mantığıyla uygulamaya konuluyor. Doğanın, suyun akışına zarar vermek, bindiğin dalı kesmek, altın yumurtlayan tavuğu kesmek, doğal döngüye çomak sokmak anlamına geliyor. Artık günümüzde bu tür ilkelliklerden vazgeçilmelidir” görüşünü dile getirdi.
Öte yandan Acıpayam Belediye Başkanı Hulusi Şevkan, Covid-19 pandemisi nedeniyle kanyonun mayıs ayı sonuna kadar ziyaretçi girişine kapatıldığını açıkladı.
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) mart ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Mart ayında TÜFE aylık bazda yüzde 1,08 artarken, yıllık bazda yüzde 16,19 oldu.
Verilere göre tüketici fiyatlarında yıllık enflasyon altıncı ayda da yükselişini sürdürdü ve 2019 Temmuz ayından bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Tüketici Fiyat Endeksi, şubatta bir önceki aya göre yüzde 0,91 artış göstermiş, yıllık bazda yüzde 15,61 ile Temmuz 2019 sonrası en yüksek seviyeye çıkmıştı.
Beklentilerin üzerinde
Foreks‘in 21 banka/kurum ekonomisti ile düzenlediği ankete göre, mart ayında enflasyonun yüzde 1,04 artacağı tahmin ediliyordu. Analistlerin yıllık beklentisi yüzde 16,14 seviyesinde oluşmuştu.
Bloomberg HT‘nin 21 kurumla gerçekleştirdiği enflasyon anketine göre ekonomistlerin Mart ayına ilişkin beklentisi tüketici fiyat endeksinde yıllık artışın yüzde 16,10 artması yönünde olmuştu.
AA Finans Enflasyon Beklenti Anketi‘ne katılan ekonomistler ise mart ayında 1,09 artmasını bekliyordu. Ankete katılan ekonomistlerin mart ayı için enflasyon beklentileri, en düşük yüzde 0,49, en yüksek yüzde 1,75 aralığında yer almıştı. Reuters‘ın 16 katılımcıyla gerçekleştirdiği ankette mart ayı için yıllık enflasyon tahminleri yüzde 15.92 ile yüzde 16.97 bandında, aylık enflasyon tahminleri ise yüzde 0.83 ile yüzde 1.75 aralığında yer almıştı.
TÜFE değişim oranları
TÜFE’de (2003=100) 2021 yılı mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,08, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 3,71, bir önceki yılın aynı ayına göre %16,19 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 13,18 artış gerçekleşti.
En düşük artış tütün ve alkollü içecekler
Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın düşük olduğu diğer ana gruplar sırasıyla, yüzde 7,43 ile giyim ve ayakkabı, yüzde 8,01 ile haberleşme ve yüzde 8,33 ile eğitim oldu.
Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın yüksek olduğu ana gruplar ise sırasıyla, yüzde 24,85 ile ulaştırma, yüzde 23,64 ile ev eşyası ve yüzde 21,49 ile çeşitli mal ve hizmetler oldu.
TÜFE ana harcama gruplarına göre yıllık değişim oranları (%), Mart 2021
Ana harcama grupları itibarıyla 2021 yılı Mart ayında ulaştırma grubunda değişim gerçekleşmedi. En az artış gösteren diğer ana gruplar yüzde 0,54 ile ev eşyası ve yüzde 0,70 ile konut oldu. Buna karşılık, 2021 yılı Mart ayında artışın yüksek olduğu gruplar ise sırasıyla, yüzde 3,70 ile sağlık, yüzde 2,77 ile eğitim ve yüzde 2,60 ile lokanta ve oteller oldu.
TÜFE ana harcama gruplarına göre aylık değişim oranları (%), Mart 2021
Gıdadaki artış enflasyonu aştı
Mart ayında gıda fiyatlarında yıllık enflasyon yüzde 17,44 olarak kaydedildi. Bir önceki aya göre artış ise yüzde 1,13 oldu.
Seçilmiş maddeler arasında aylık bazda en fazla yükseliş kaydedenler arasında yüzde 61 ile karnabahar ilk sırada yer aldı. Karnabaharı yüzde 28 ile sivri biber, yüzde 10 ile tavuk eti izledi.
Mart 2021’de, endekste kapsanan 415 maddeden, 93 maddenin ortalama fiyatında düşüş gerçekleşirken, 35 maddenin ortalama fiyatında değişim olmadı. 287 maddenin ortalama fiyatında ise artış gerçekleşti.
TÜFE yıllık yüzde 17,49 arttı
İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE’de 2021 yılı Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 1,26, bir önceki yılın aralık ayına göre yüzde 3,73, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 17,49 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 13,25 artış gerçekleşti.
Endonezya‘nın Doğu Nusa Tenggara eyaletinde yağışların yol açtığı sel felaketi 50 kişinin yaşamını yitirmesine neden oldu.
Endonezya Ulusal Afet Yönetimi Merkezi (BNPD) tarafından yapılan açıklamada, eyalete bağlı Flores kentinin doğusunda yerel saatle sabah 11.00’de sağanağın sele neden olduğu bildirildi.
En az 42 kişi kayıp
BNPD Sözcüsü Raditya Jati, yaptığı açıklamada şimdiye kadar 20 kişinin cansız bedenine ulaştıklarını belirtti.
En az 42 kişinin kayıp olduğunu aktaran Jati, yaralanan 9 kişinin tedavi altına alındığını aktardı.
Selin ardından yüzlerce kişinin evinin hasar gördüğü ifade edilen açıklamada, arama ve kurtarma çalışmalarının devam ettiği belirtildi.
Yetkililer ayrıca Açe, Sumatra ve Orta Cava eyaletleriyle başkent Cakarta ve Yogyakarta gibi bölgelerde de sağanak yağış uyarısında bulundu.
Emekli 103 amiralin imzasıyla açıklanan Montrö Bildirisi’nin ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı soruşturma kapsamında 10 kişi sabah saatlerinde gözaltına alındı.
Gözaltına alınan amiraller arasında Cem Gürdeniz, Mustafa Özbey, Kadir Sağdıç, Ergun Mengi ve Alaettin Sevim yer aldı. Yapılan açıklamada dört amirale de üç gün içerisinde emniyete müracaat etmeleri için tebligat yapıldığı belirtildi.
Emekli amiraller TCK 316/1 ile suçlanıyor
Başsavcılık yaptığı açıklamada “103 amiralden Montrö Bildirisi” başlığı altında yayınlanan bildiri hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 316/1 maddesinde yazılı “Devletin Güvenliğine ve Anayasal Düzene Karşı Suç İşlemek için Anlaşma” suçundan re’sen soruşturma başlatıldığı” belirtildi. Söz konusu Anayasa maddesinde şu ifadeler yer alıyor:
Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan suçlardan herhangi birini elverişli vasıtalarla işlemek üzere iki veya daha fazla kişi, maddi olgularla belirlenen bir biçimde anlaşırlarsa, suçların ağırlık derecesine göre üç yıldan on iki yıla kadar hapis cezası verilir.
Fotoğraf: AA
‘Delillerin yok edilmesinin önüne geçmek için’
Başsavcılıktan yapılan açıklamada, “10 şüphelinin, üzerilerine atılı suçun niteliği ile delillerin yok edilmesinin önüne geçmek ve varsa başka şüphelilerin de ivedilikle tespit edilmesini sağlamak amacıyla gecikmesinde sakınca bulunması nedeniyle, 05.04.2021 tarihinde eş zamanlı olarak gözaltına alınmalarına / gözaltına alınmalarına yönelik talimat yazılmasına, arama / el koyma işlemi yapılmasına, 4 şüphelinin ise belirlenen adreslerindeki arama / el koyma işlemlerinin icrasından sonra yaş durumları göz önüne alınarak gözaltına alınmaksızın 3 gün içerisinde Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne müracaat etmelerinin kendilerine tebliğine karar verilmiştir” denildi.
Montrö Bildirisi’nde ne yazıyor?
Söz konusu bildiri, TBMM Başkanı Mustafa Şentop‘un Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nden ayrılmaya yönelik sözleri sonrası başlayan tartışmaların ve Deniz İkmal Komutanı Tuğamiral Mehmet Sarı‘nın “takke ve cübbe” giydiği bir fotoğrafının basına yansımasının ardından 103 emekli amiral tarafından kaleme alınmıştı. Bildiride şu ifadeler yer alıyordu:
Son zamanlarda gerek Kanal İstanbul, gerekse Uluslararası Antlaşmaların iptali yetkisi kapsamında Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması endişe ile karşılanmaktadır.
Türk Boğazları, dünyanın en önemli suyollarından biri olup, tarih boyunca çok uluslu antlaşmalara göre yönetilmiştir. Bu antlaşmaların sonuncusu ve Türkiye’nin haklarını en iyi şekilde koruyan Montrö; sadece Türk Boğazlarından geçişi düzenleyen bir sözleşme değil, Türkiye’ye İstanbul, Çanakkale, Marmara Denizi ve Boğazlardaki tam egemenlik haklarını geri kazandıran, Lozan Barış Antlaşmasını tamamlayan büyük bir diplomasi zaferidir. Montrö, Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenliğinin temel belgesi olup Karadeniz’i barış denizi yapan sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir. Montrö, Türkiye’nin II. Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına/masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz.
Diğer taraftan; son günlerde basında ve sosyal medyada yer alan kabul edilemez nitelikteki bazı görüntüler, haber ve tartışmalar ömrünü bu mesleğe adamış bizler için çok derin bir üzüntü kaynağı olmuştur. TSK ve özellikle Deniz Kuvvetlerimiz son yıllarda; çok bilinçli bir FETÖ saldırısı yaşamış ve çok değerli kadrolarını bu hain kumpaslara kurban vermiştir. Bu kumpaslardan çıkarılacak en önemli ders; TSK’nin, anayasanın değişmez, değiştirilmesi teklif edilemez temel değerlerini titizlikle sürdürmesi zaruretidir.
Bu gerekçelerle, TSK ve Deniz Kuvvetlerimizi bu değerlerin dışına çıkmış, Atatürk’ün çizdiği çağdaş rotadan uzaklaşmış gösterme çabalarını kınıyor ve tüm varlığımızla karşı çıkıyoruz. Aksi halde, Türkiye Cumhuriyeti, tarihte örnekleri olan, bunalımlı ve bekası için en tehlikeli olayları yaşama risk ve tehdidi ile karşılaşabilecektir.
Türk Milletinin bağrından çıkan şanlı bir geçmişe sahip, Ana ve Mavi Vatan’ın koruyucusu Deniz Kuvvetleri Komutanlığı personelinin Atatürk ilke ve devrimleri doğrultusunda yetiştirilmesi elzemdir. Ülkemizin her köşesinde denizde, karada, havada, iç güvenlik bölgesinde ve sınır ötesinde fedakârca görev yapan, Mavi Vatandaki hak ve menfaatlerimizin korunması için Atatürk’ün gösterdiği yolda canla başla çalışan cefakâr Türk Denizcilerimizin yanındayız.”
Hükümet nasıl tepki gösterdi?
TBMM Başkanı Mustafa Şentop, emekli amirallerin yayımladığı bildiriye Yıllardır içeride, dışarıda vatan ve millet düşmanlarıyla cephe cephe amansız bir mücadele sürerken ortalıkta gözükmeyen emekliler, kendi uydurdukları gündemlerle kaos simsarlığı üstlenmişler” dedi.
Paylaşımında “15 Temmuz’da sadece FETÖ’cü darbecileri değil, aynı kaynaktan beslendiğini bildiğimiz bütün darbe sevdalılarını da toprağa gömdü. Düşünce açıklama başka, darbe çağrışımlı bildiri hazırlamak başka” ifadeleri yer aldı.
Yıllardır, içerde dışarda vatan ve millet düşmanlarıyla cephe cephe amansız bir mücadele sürerken ortalıkta gözükmeyen emekliler, kendi uydurdukları gündemlerle kaos simsarlığı üstlenmişler; belli.
AKP Sözcüsü Ömer Çelik bildiriye “Bu, neresinden bakarsanız bakın, hem seçilmiş iradeye, Cumhurbaşkanlığı makamına, hem Cumhurbaşkanlığı Kabinesine, hem de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı bir provokasyondur” sözleriyle tepki gösterdi.
Çelik buna ek olarak “Biz, sivil siyasete ve demokrasiye, her türlü müdahaleyi, müdahale teşebbüsünü ve bunların yapmaya çalıştığı gibi bu müdahaleleri normalleştiren bir atmosfer oluşturulmasına sonuna kadar karşı çıkacağız, siyasi ve hukuki mücadelemizi vereceğiz” dedi.
Bu, neresinden bakarsanız bakın, hem seçilmiş iradeye, Cumhurbaşkanlığı makamına, hem Cumhurbaşkanlığı Kabinesine, hem de Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı bir provokasyondur.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Montrö bildirisine dair Twitter hesabından yaptığı paylaşımda “Bu sahte gündemler tutmaz. Halkımızın tek gerçek gündemi sofrasıdır. Büyük ve ünlü Ekonomist Erdogan, yarattığın ekonomik yıkım ile seni yüzleştireceğim. Geleceğini kararttığın gençlerimizin hikayelerini buradan paylaşacağım” ifadelerini kullandı.
Bu sahte gündemler tutmaz. Halkımızın tek gerçek gündemi sofrasıdır. Büyük ve ünlü Ekonomist @RTErdogan yarattığın ekonomik yıkım ile seni yüzleştireceğim. Geleceğini kararttığın gençlerimizin hikayelerini buradan paylaşacağım. https://t.co/ecX2wPnMSj
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, emekli amirallerin Montrö açıklamasına ilişkin basın toplantısı düzenledi. Akşener söz konusu bildiriyi “zevzeklik” olarak nitelendirdi.
Partisinin Türkiye’nin demokrasisinin yanında vesayet ve diğer odakların net bir biçimde karşısında olduğunu belirten Akşener, “Herkes görevini, işin başındayken yapmalıydı. Ben bu arkadaşlar görevdeyken maalesef Yunanistan’ın işgal ettiği Adalar konusunda bir tavır göremedik” dedi.
‘Siyasi kurnazlık ve fırsatçılık’
HDP ise yaptığı açıklamada “Türkiye’de, gerek askeri gerek sivil olsun her türlü darbe veya darbe girişimi ağır yıkımlara yol açmıştır. Demokrasiyi ve özgürlükleri hedef alan darbeci yaklaşımlara ve tutumlara karşı tavrımız her zaman nettir” dedi. Açıklamanın devamında şunlar söylendi:
Ancak demokratik siyasete darbe yapmak konusunda sicili kapkara olan bu iktidarın yazılı bir bildiriden darbe riski devşirmesi de siyasi kurnazlık ve fırsatçılıktan öte bir anlam taşımamaktadır. Çare güçlü demokrasinin tesisi ve gerçek adaletin sağlanmasıdır. Onlar suni gündemleriyle ilgilene dursunlar. Bizim yapacak çok işimiz, gidecek çok yolumuz var.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkan Yardımcısı ve Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, koronavirüs salgınına karşı alınan tedbirler kapsamında uygulanan kısıtlamalardan en çok kafe ve restoranların etkilendiğini kaydetti. Ağbaba, yılın ilk iki ayında yeme-içme sektöründe bin 561 işletmenin iflas ettiğini açıkladı.
‘İktidar, açlığa terk etti’
CHP’li Veli Ağbaba, yarın başlayacak olan Ramazan ayında koronavirüs salgını ileri sürülerek restoran ve lokantaların kapatılmasının 1 milyondan fazla kişinin açlığa terk edilmesi demek olduğunu ifade etti:
Ticaret Sicil Gazetesi verilerine göre, lokanta ve seyyar yemek faaliyeti hizmetleri ile belirli bir mala tahsis edilmemiş mağazalarda gıda, içecek veya tütün ağırlıklı perakende ticareti yapan 495 işyeri bu yılın ocak ayında, 1066 iş yeri ise şubat ayında kapandı. Sadece ocak ve şubat aylarında yeme-içme sektöründe faaliyet gösteren toplam 1561 işletme iflas etti. İktidar lokanta ve restoranların faaliyetlerini tekrar kısıtlarken, bu sektörde çalışan 1 milyona yakın işçiyi de günlük 50 lira, aylık 1500 liraya mahkum ederek açlığa terk etmiş durumda.
Ramazan’da kısıtlamalara tekrar maruz kalan esnaflarımıza yeteri kadar destek verilmemesi durumunda, hem iflaslar önümüzdeki aylarda daha da artacak hem de iflaslardan kaynaklı olarak işsizlik daha korkunç boyutlara ulaşacaktır.”
‘Her ay 8 bin 922 esnaf kepenk kapattı’
Ağbaba, 2020 yılı ve 2021 yılının ilk iki ayı olmak üzere son 14 aylık dönemde her ay 8 bin 922 esnafın iflas ederek kepenk kapattığını dile getirdi:
2020 yılında Esnaf ve Sanatkârlar Sicil Gazetesi verilerine göre meslekten ve sicilden terkini yaparak kepenk kapatan yani iflas eden esnaf sayısı en az 99 bin 588’di. Esnaf ve Sanatkârlar Sicil Gazetesi verilerine göre, 2021 yılının Ocak ve Şubat aylarında olmak üzere meslekten ve sicilden terkini yaparak iflas eden esnaf sayısı ise 19 bin 727’dir. Ayrıca Ticaret odalarına kayıtlı olan gerçek kişi ticaret işletmelerinden yani esnaflarımızdan 2021 yılının ilk iki ayında iflas eden esnaf sayısı 5 bin 595.
2021 yılın ilk iki ayında ise; Esnaf Sicili gazetesi ve Ticaret Sicil gazetesi verilerine göre iflas ederek kepenk kapatan esnaf sayısı ise 25 bin 322, toplamda son 14 ayda iflas eden esnaf sayısı ise resmi verilere göre en az 124 bin 910 oldu. Bir başka deyişle 2020 yılı ve 2021 yılının ilk iki ayı olmak üzere; son 14 aylık dönemde her ay 8 bin 922 esnaf iflas ederek kepenk kapattı.”