Ana Sayfa Blog Sayfa 1521

Konyaaltı Sahili’nde zehirli ekmek ile balık avı toplu ölümlere yol açtı

Antalya’nın Konyaaltı Sahili’nde, av için atılan zehirli ekmekleri yiyerek ölen balıklar, kıyıya vurdu.

Akdeniz Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Gökoğlu, öğrencileriyle birlikte Konyaaltı Sahili’nde dalış yapıp, dipte bir süre incelemede bulundu.

Dalıştan sonra çıkmak üzereyken, kıyıya yakın noktada ölü balıkları gören Prof. Dr. Gökoğlu, yakınlarında da çok sayıda ekmek gördü. Kimliği belirsiz kişi ya da kişilerin sabah erken saatlerde sahilde kimsenin olmadığı anları fırsat bilerek, zehirli ekmekleri bırakıp, balık avladıklarını belirten Prof. Dr. Gökoğlu, bu tür avcılık nedeniyle doğanın katledildiğini söyledi.

Fotoğraflar: DHA

‘Başka canlılar da ölüyor’

Avcıların olta ya da diğer avcılık yöntemleri yerine daha kolay olduğu gerekçesiyle zehire batırdıkları ekmeklerle balık avlamayı seçtiğini DHA’ya anlatan Prof. Dr. Gökoğlu, bu nedenle balıkların toplu olarak öldüğünü söyledi.

Bu yöntemin özellikle Akdeniz bölgesinde sıklıkla kullanıldığını da dile getiren Gökoğlu, “Bu resmen doğayı katletmektir. Zehirli ekmek veriyorlar ve yiyen balıklar sürü halinde ölüyor. Dalış tüpüm bittiği için çıkmak zorunda kaldım. Yoksa dipte daha çok sayıda balık var; ancak sekiz kadarını kıyıya çıkarabildim. Bu balıkları bir de toplayıp vatandaşa satıyorlar. Bu zehir insan sağlığı için de tehlikeli. Bu ölü balıkları yiyen ahtapot, fok gibi canlılar da yaşamını yitiriyor” diye konuştu.

DİSK-AR: İstihdamın yüzde 61’i tam kapanmada da çalışacak

DİSK Araştırma Merkezi’nin (DİSK-AR) yayınladığı rapora göre istihdamın yüzde 61’i kapanmadan doğrudan muafken, yüzde 22’si de kısmen muaf. 16,4 milyon kapanmada da çalışmaya devam edecek.

DİSK-AR tahminlerine göre istihdamın yalnızca yaklaşık yüzde 17’si (4,4 milyon) kapanma kapsamındaki sektörlerde çalışıyor.

Birçok sektör yasaklardan muaf

Yayınlanan tam kapanma genelgesinde 43 muafiyet bulunduğu hatırlatan raporda, “Sanayi ve inşaat işçileri ile hizmetler sektörünün birçok alt sektörü başta olmak üzere zorunlu olmayan mal ve hizmet üretiminde milyonlarca işçi çalışmaya devam edecek” ifadeleri kullanıldı.

Genelge ekinde yer alan kapanmadan muaf olan işler ve sektörlerin 43 başlıkta sayıldığı belirtilen açıklamada “Bu 43 başlıktaki muafiyetlerin kapsamındaki çalışanların sayısının tam olarak saptanması sektörlerin iç dağılımına ilişkin yeterli bilgi olmaması nedeniyle zorluklar taşımaktadır. SGK verilerinde yer alan sektörel dağılım verileri kayıtsızları içermediği için eksiktir. Bu nedenle TÜİK’in faaliyet kollarına göre istihdamın dağılımını esas alarak bir tahmin yapmaya çalıştık” denildi.

Kapanma yalnızca yüzde 17’yi etkiliyor

TÜİK Hanehalkı İşgücü Araştırması 2020 yıllık verilerini kullanarak yapılan hesaplamaya göre istihdam edilen toplam 26 milyon 813 kişinin 16 milyon 393 bini “tam” kapanmadan muaf sektörlerde çalışırken, 4 milyon 447 bini tam kapanmadan muaf olmayan sektörlerde çalışıyor.

5 milyon 973 bin kişi ise kapanmadan kısmen muaf sektörlerde çalışıyor. Böylece istihdamın yüzde 61’i kapanma döneminde çalışırken, yüzde 17’si kapanmadan yararlanabiliyor. Kapanmadan kısmen muaf olanlar ise yüzde 22 civarında. Böylece kısmen muaf olan sektörlerde çalışanların bir bölümü de eklendiğinde kapanmadan muaf olan sektörlerde çalışanlar istihdamın yaklaşık yüzde 70’i civarına yükselebiliyor.

Diyanet Vakıf-Sen el yükseltti: Tam kapanmada sigarayı da yasaklayalım

Kabine toplantısı sonrası dün açıklanan ‘tam kapanma’ günlerinde, alkollü içki satışının da yasaklanması tartışması sürerken, Türk Diyanet Vakıf-Sen Genel Başkanı Nuri Ünal, kapanmada sigaraya satışının sınırlandırılması çağrısında bulundu.

Yazılı bir açıklama yayımlayan Ünal,  “29 Nisan akşamından itibaren 18 günlük tam kapanma ismi ile çeşitli tedbirler alındı. Bu tedbirlere tüm vatandaşlarımızın istisnasız uymaları gereklidir” dedi.

Ünal’ın açıklaması şöyle:

“Bugünleri gelin fırsata çevirelim. Sigara tüketimini bitirelim, sigara içen tüm insanlarımız kullanmayı bırakmalılar. Tiryaki düzeyinde kullanıcı vatandaşlarımız devletimizin sağlamış olduğu imkanlardan faydalanabilirler. Yeşilay’dan Sağlık Bakanlığımızdan ve ilgili tüm kamu kurumlarından destek alabilirler. Bütçe diyoruz, maddi sıkıntılar diyoruz işte size bir fırsat, sigarayı bırak bütçene katkıda bulun, evine huzur getir. Çocuklarımızın yarınlara daha sağlıklı ulaşabilmesi için ve 18 günlük kapanma sürecini sağlıklı bir şekilde yaşayabilmeleri için sigarayı bırakmanız güzel olacaktır, anlamlı olacaktır. Ailenizi, çocuklarınızı ve geleceğinizi düşünün sigarayı bu kapanma sürecinde bırakın.

‘Devlet sınırlama getirmeli’

Bu 18 günlük kpanma sürecinde sigara kullanımının azalması ve azaltılabilmesi içinde devletimiz birtakım tedbirler alabilir. Sigara satışının sınırlandırılması, ulaşılabilirliğinin zorlanması için satış sınırlandırılması getirilmelidir. Örneğin büyük marketlerde, zincir marketlerde satılmaması gerekiyor. Alkol satılan bayilerde de satışı yasaklanabilir. 18 günü bir kazanıma çevirelim, sigara kullanımını bitirelim.”

17 günlük tam kapanma sırasında alkollü içki yasağı, bilim insanları, uzmanlar, siyasetçiler ve vatandaşların tepkilerine neden olmuş, salgın ile alkolün ilgisi sorgulanmıştı.

Kadınların İstanbul Sözleşmesi protestosu deniz altında devam etti

Gece yarısı yayınlanan Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan imzasıyla yayınlanan kararnameyle Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’den çekilme kararına tepki gösteren kadınlar protestolarına deniz altında da devam etti.

İstanbul Sözleşmesi’ni Uygula kampanya grubu tarafından deniz altına yerleştirilen pankartta “İstanbul Sözleşmesi Bizim Vazgeçmiyoruz” ifadeleri yer aldı.

Kadınlar daha önce de İstanbul’un Esenyurt, Beşiktaş, Avcılar, Beyoğlu, Kadıköy, Okmeydanı ve Bağcılar ilçelerine pankartlar asmış İstanbul Sözleşmesi’nde çekilme kararının geri alınmasını ve Sözleşme’nin uygulanmasını talep etmişti.

Eskişehir’de Kızıl Okyanus LGBTİ+ pikniğine ‘özel’ engel

Eskişehir Kızıl Okyanus LGBTİ+ ve Özgür Genç Kadın, bugün Eskişehir Kanlıkavak Parkı’nda piknik düzenlemek istedi. Polisin ilk andan itibaren peşlerine takılarak pikniği engellediğini söyleyen aktivistler, tacizin , mekan değiştirmelerine rağmen bitmediğini belirtti.

Kızıl Okyanus LGBTİ+’dan Toprak ve Özgür Genç Kadın’dan Sinem gün boyu yaşanan polis tacizi ve pikniklerinin engellenmesini KaosGL.org’dan Yıldız Tar‘a anlattı.  Toprak, buluşacakları alana gittiklerinde polisin alanı kapattığını gördüklerini belirterek yaşananları şöyle ifade etti:

“İlk gittiğimizde buluşacağımız alan kapalıydı, diğer her taraf açıktı. Hatta herkes maskesiz şekilde oturuyordu. Polisin kapattığını görünce yer değiştirdik. Bu sefer polis iki arkadaşımızı gözaltına almaya çalıştı. İtiraz ettik. Bizi tehdit etmeye başladılar. Gözaltına alınmalarını engelledikten sonra bu sefer başka bir yere geçtik. Yine peşimizden geldiler. Sürekli ısrarlı bir takip ve taciz halindeydiler.”

‘Israrla göğsümden ittiler’

Polisin üçüncü yerde de kendilerini rahat bırakmadığını söyleyen Toprak,  bu sefer açık alanda oturan diğer herkesi de kaldırdıklarını söyledi:

“Hepimizin kimliğini istediler. Biz herhangi bir suç işlemediğimizi, maskelerimiz takılı, sosyal mesafeli bir şekilde oturup piknik yapacağımızı söyledik. Bizi şüpheli olarak gördüklerini söylediler.  Ardından başka polisler de geldi. En son GBT’lerimize bakıp bizi geri yolladılar. ”

Toprak, “Bir trans erkek olarak göğsüme dokunulmasından rahatsız oluyorum. Bana dokunmayın dememe rağmen durduk yere sürekli beni göğsümden itiyorlardı” ifadeleriyle polisin cinsel tacizine uğradığını da kaydetti.

‘Bayan olmasaydın yere yatırıp ters kelepçe yapardım’

ÖGK’dan Sinem ise şunları aktardı:

“Kanlıkavak parkı çok uzun ve bayağı büyük bir park. Gittiğimizde sadece bizim piknik yapacağımız alanı polisin çevirdiğini gördük. Onun dışında insanlar parkta oturuyordu, onları kaldırmıyordu. Polis bize ‘Bir aydır parklarda oturmak yasak’ dedi ama bir aydır parkta oturan kimse bir engelle karşılaşmıyordu. Tamamen bize ‘özel’ bir muameleydi bu. Parkın diğer tarafına geçtik. Hınca hınç insanlarla karşılaştık yine. Polis bu sefer de orada oturan herkesi bağıra çağıra kaldırmaya başladı. Neden kaldırdıklarını sorduğumda bana bağırıp çağırmaya başladı. Üzerime yürüdü. ‘Kim olduğunu biliyorum. Eğer bayan olmasaydın seni yere yatırıp ters kelepçe yapardım’ diye tehdit etti. İtip kakıyordu zaten sürekli ama etrafta çok fazla insan olduğu için bir şey yapamadı. Sonra kadın polis çağırdı. Üst araması yapıldı. Başka yere geçtiğimizde yine çok fazla insan vardı. Peşimizden gelip onları da kaldırdı. Bugüne özel neden yaptıklarını sorduğumuzda ise ‘Bir aydır denetleme olmuyordu. Bugün denetleyesimiz tuttu’ dediler. ”

Diyanet İşleri Başkanı: Camiler açık, tam kapanmada cemaatle namaz kılınabilir

Ali Erbaş, koronavirüs önlemleri kapsamında 29 Nisan-17 Mayıs tarihlerinde uygulanacak tam kapanma sürecinde camilerin açık olacağını söyledi:  “Bu kapanma günlerinde camilerde cemaatle namaz kılınacak. Kapanma günleri bundan önce de oldu. Camilerimiz açık. Teravih namazı hariç cuma ve vakit namazlarımız kılınıyor”

‘Kapanma bundan önce de oldu’

Kapanma günlerinde de bundan önce olduğu gibi cemaatle namaz kılınacağını belirten Erbaş, şöyle konuştu:

“Bu kapanma günlerinde camilerde cemaatle namaz kılınacak. Kapanma günleri bundan önce de oldu. Camilerimiz açık. Teravih namazı hariç cuma ve vakit namazlarımız kılınıyor. Şu bir yıldır defalarca sokağa çıkma kısıtlamaları yaşadık. Şimdi 17 gün sürecek bir tam kapanma yaşıyoruz. Ne olur milletimiz, bu fedakarlığı madem yapıyoruz, çok titiz davranalım, dikkat edelim. Mesafeye, tedbirlere, maskeye, mesafeye, temizliğe ve diğer tedbirlere riayet edelim. Bütün kardeşlerimize buradan tavsiye ediyorum, rica ediyorum. Bu hastalıktan bir an önce kurtulalım inşallah.”

Tam kapanma döneminde, üretim, imalat, sağlık gibi alanlarda istisna tutulan kuruluşlar hariç, tüm iş yerleri faaliyetlerine ara verecek.

Tam kapanma öncesi şehirden kaçış

Koronavirüs pandemisiyle mücadele kapsamında alınan 17 günlük ‘tam kapanma’ kararının ardından başta İstanbul olmak üzere birçok kentte il dışına çıkmak isteyenler otobanlarda yoğunluk oluşturdu.

İstanbul’da, tam kapanma tedbirleri öncesinde il dışına çıkmak isteyenler, Anadolu Yakası‘nda TEM Otoyolu ve D-100 Karayolun’nda yoğunluk oluştururken, birçok kentte otobüs, uçak ve tren biletlerinin de hızla satıldığı bildirildi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin mobil uygulamasına göre, trafik yoğunluğu saat 09.30’da yüzde 54 olarak ölçüldü. İlerleyen saatlerde ise yüzde 74’e çıktı.

Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mustafa Necmi İlhan ise, tam kapanma dönemini fırsata çevirmeyi isteyenlerin vaka sayısında artışa neden olabileceğini söyledi.

Kapanma öncesi hareketliliğin artacağına dikkat çeken İlhan, “Vaka sayısını azaltmanın yolu, kalabalıklarda bir araya gelmemek. Tüm bu kısıtlamalar, tüm bu yükü 83 milyon olarak sırtlanmamızın esas nedeni, vaka sayısını azaltmak. Devlet bu kadar önlem almışken, sağlık çalışanları 13 aydır görevinin başında, izin dahi kullanmamışken, ben diğer vatandaşlarımızı da kurallara uymaya davet ediyorum” diye konuştu.

‘Tatile, memlekete gideyim zamanı değil’

Prof. Dr. İlhan, tam kapanmanın tatil ve aile ziyareti gibi risk oluşturacak toplanmalar olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti:

“Şu an ‘İzne gideyim,’ ‘Tatile gideyim,’ ‘Bayramda ailemin yanına gideyim’ zamanı değil. Şu an geldiğimiz noktada herkesin çekirdek ailesi ile hareketliliği azaltarak, bulunduğu yerde sabit kalması ve kurallara uyması, sırası geldiğinde aşısını olması gerekir. Seyahat ve hareketlilik yoğun olursa bireysel keyiflerimizi topumun güvenliğine tercih edersek ardı sıra gelecek vakalar ile yine karşılaşma ihtimalimiz söz konusu olabilir. Tüm vatandaşlarımızı olabildiğince kendi yerlerinde tutmak gerekiyor, çekirdek aile ile kısıtlamayı geçirmeye davet etmek gerekir. Hareketlilik ve kalabalık olan her yerin koronavirüs için risk oluşturduğunu bir kez daha vurgulamak gerekir.”

Prof. Dr. İlhan, kapanmanın olacağı 17 günde vakaların tabloya yansıyacağını da söyleyerek, Perşembe gününden itibaren alınacak önlemlerin etkisinin 14 güne yakın bir zaman diliminde yansıyacağını belirtti.

Kısıtlamanın uygulandığı zamana denk gelen seyahatler, muafiyeti bulunan kişeler dahil, ancak zorunlu hallerde seyahat izin kurullarından izin alınması şartıyla yapılabilecek.

Çinli hükümet yetkilisinin Fukuşima paylaşımı Japonya ile gerginliği artırdı

Çinli bir hükümet yetkilisinin pazartesi günü sosyal medya hesabından Japonya’nın radyoaktif atık suyu okyanusa bırakma kararına gönderme yapan bir illüstrasyon paylaşması iki ülke arasındaki gerginliği tırmandırdı.

Japonya Başbakanı Suga Yoşihide, bu ayın başlarında yaptığı bir açıklamada Fukuşima Daiichi Nükleer Santrali‘nin radyoaktif maddeler içeren bir milyon tondan fazla atık suyunun okyanusa boşaltılacağını duyurmuştu.

Japonya’nın bu kararı bölgede yaşayanların, doğaseverlerin dışında Güney Kore gibi komşu ülkelerin de tepkisini çekmişti. Çin Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise karar “son derece sorumsuz” olarak nitelendirilmişti.

Tepki toplayan paylaşım

Çin Dışişleri Bakanı Sözcüsü Zhao Lijian, pazartesi günü sosyal medya hesabı üzerinden sanatçı Hokusai tarafından 19’uncu yüzyılda yapılmış tanınmış tahta baskı eserinin fotoğrafını paylaştı.

Ancak bu sefer eserde yeşil nükleer atığı denize döken kişiler dahil edilmişti. Arka plandaki Fuji Dağı’nın yerini ise nükleer santral soğutma kulesi aldı.

Japonya: Kaldırılmasını talep ettik

Yapılan paylaşım hakkında kendisine soru yöneltilen Japonya Dışişleri Bakanı Toshimitsu Motegi, “basın sekreteri düzeyinde birinin” her tweetine yorum yapmayacağını söyledi.

Ancak gene de Japonya’nın paylaşıma karşı güçlü bir tepki gösterdiğini belirtti ve paylaşımın diplomatik kanallardan kaldırılmasını talep ettikleri bilgisini paylaştı.

Çinli yetkili: Tweet’i en üste sabitledim

Bu açıklama üzerine konuşan Çinli yetkili ise “Tweet’i silip özür dileyip dilemeyeceğimi sordunuz. Fark etmiş olabilirsiniz, Tweet’i en üste sabitledim” dedi.

Lijian, “Resim halkın doğru çağrısını gösteriyor. Yanlış kararını iptal etmesi ve özür dilemesi gereken kişi Japonya hükümetidir” ifadelerini kullandı.

 

Trakya Üniversitesi’nin çimlerini büyükbaş hayvanlar ‘biçiyor’

Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Görevlisi Begona Rodriguez Rueda öncülüğünde hayata geçirilen uygulama kapsamında, daha az çim biçme işlemi gerçekleştirilirken, mekanik çim biçmenin de azaltılması sağlandığı belirtildi. Uygulamayla atıkların makine tarafından parçalanıp toprağa karışması ve çim biçme makinelerinin yol açtığı gürültünün de önüne geçildi.

Fakülte Dekanı Prof. Melihat Tüzün, Karaağaç kampüsünün birden fazla canlı formuna ev sahipliği yaptığını belirterek şöyle konuştu:

Fakültemiz öğretim elemanlarının çevre ile ilgili birçok çalışması mevcut. Çevreye duyarlı bireyler olarak bizler de öğretim elemanlarımıza elimizden gelen desteği sağlıyoruz. Bu kapsamda Güzel Sanatlar Fakültesi olarak fakültemiz bahçesinin biyolojik çeşitliliğine ve toprak sağlığına özen göstererek bu sürdürülebilirlik çalışmasını bir adım daha ileri taşımak istiyoruz. Yeşil alanların hayvan otlatma yöntemi ile biçilmesini sağlayarak florayı çim biçme makinelerinin olumsuz koşullarından koruyoruz. Bu projede Karaağaç’taki hayvan yetiştiricileri ile iletişime geçip ineklerle otlatma yöntemini kullandık. 3 yıldır gerçekleştirdiğimiz bu uygulamayı farklı bölgelerde de denemek istiyoruz. Ülkemizde bu yöntemi uygulayan öncü bir fakülte olarak sürdürülebilirlik, sıfır atık ve ekolojik çözüm konularıyla ilgilenen kişilere örnek olmayı diğer kurumlara da yol göstermeyi umuyoruz.”

‘Böcekler, kuşlar ve sürüngenlerin yaşam alanı korunuyor’

Öğretim Görevlisi Rodriguez Rueda da küresel iklim kriziyle mücadelede kilit rol üstlenen polen taşıyıcı böceklerin, kuşların, sürüngenlerin ve diğer türlerin yaşam alanlarının korunmasında yeşil alanların kademeli olarak biçilmesinin önemine dikkat çekti. Rueda, uygulanan bu yöntemin, gürültü kirliliğini azaltmak, elektrik, benzin ve iş gücünden tasarruf etmek, öğrenci ve akademisyenler için ilham veren doğal manzara oluşturmak, çim biçme makinelerinin polen taşıyan canlıları yok etmemesi, makinelerin bahçelerdeki küçük plastik atıkları parçalayarak, toprağa karıştırmaması ve karbon salımını azaltma gibi avantajları olduğunu söyledi.

Yurtdışı örneklerden ilham almışlar

Begona Rodriguez Rueda, kimyasal kullanımını sıfıra indirmek için Fransa, Belçika, Danimarka ve Hollanda gibi ülkelerde uygulanan hayvan otlatma yöntemini Trakya Üniversitesi’nde hayata geçirdiklerini dile getirerek şu ifadeleri kullandı:

“Bu yöntem sayesinde hem mekanik çim biçme yönteminin ortaya çıkardığı olumsuz koşulların önüne geçildi hem de hayvanların doğal besinle beslenmesi sağlandı. Bu uygulamayla ayrıca doğa gözlemi ile sanatsal projeleri birleştirerek insanların duygularına hitap eden biyoçeşitliliğin sanattaki rolünün ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmeyi amaçlıyoruz. “

Evcil hayvanlara çip uygulaması: Hem zorunlu tutup hem ücret istemek kabul edilebilir değil

Tarım ve Orman Bakanlığı ve Türk Veteriner Hekimleri Birliği arasında imzalanan protokol sonucunda sahipli kedi, köpek ve gelinciklere mikroçip takma zorunluluğu getirildi.

Resmi Gazete‘de de yayımlanan yönetmeliğe göre, köpeklere 2021 yılı, kedi ve gelinciklere de 2022 yılı sonuna kadar mikroçip takılması zorunlu.

Hayvanlara çiple kimlik ve adres bilgileri eşleştirilecek. Bu uygulamayla hayvanların sokağa terk edilmesinin önüne geçilmesi planlanıyor.

Söz konusu bu yeni uygulamayı Yeşil Gazete’ye değerlendiren Hayvanlara Adalet Derneği (HAD) Başkanı Avukat Hülya Yalçın, konunun aslında yeni olmadığını, hayvanlara çip takılmasının zorunluluk haline gelmemesi gerektiğini ifade etti.

‘Gelincik üretimi için ruhsat veriliyor iddiaları var’

Avukat Hülya Yalçın, yönetmelikteki ilk problemin gelinciklerin de çip takılmaya dahil edilmesi olduğuna işaret etti. Yalçın, gelinciğin bu kapsama dahil edilmesinin hayvan hakları açısından değil, başka menfaatler uğruna yapıldığını gösterdiğini söyledi:

Kedi, Köpek Ve Gelinciklerin Kimliklendirilmesi Ve Kayıt Altına Alınmasına Dair Yönetmelik, 26.02.2018 tarihinde resmi gazetede yayınlandı ve yürürlüğe girdi. Yürürlüğe girdiği dönemde tepkilerimizi dile getirdik ancak bu tepkiler önemsenmedi. Bugüne kadar uygulanması yönünde bir adım atılmadı.

Son günlerde Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Tarım ve Orman Bakanlığı arasında imzalanması planlanan bir protokol ile bu konu tekrar gündeme geldi. Yapılan bu protokol hazırlığı artık yönetmeliğin uygulanmaya başlayacağını gösteriyor.

Yönetmeliğe ilişkin ilk problem; çipleme kapsamına kedi ve köpeklerin yanında gelinciklerin de dahil edilmesi. Evde birlikte yaşadığımız bir hayvan olmayan gelinciğin bu yönetmelik kapsamına girmesi, konunun hayvan hakları açısından değil, başka menfaatler düşünülerek gündeme getirildiğini ortaya koyuyor. Gelincik üretimi için birilerine ruhsat verildiği yönündeki iddialar da bu düşüncemizi güçlendiriyor.”

‘Zorunlu olmaması gerekli’

Evde yaşayan kedi ve köpeklere yapılacak çiplemenin zorunluluk olmaması gerektiğinin altını çizen Hülya Yalçın, bu uygulamadan hem zorunlu tutup hem de ücret talep etmenin kabul edilebilir olmadığını vurguladı:

Kedi ve köpek çiplemesi bir yere kadar anlaşılabilir ama bunun da zorunluluk olmaması gerekli. Kişiler hayvanlarını takip için isterse yaptırmalı, o zaman iyi bir şey.

Ama sokakta yaşayan her hayvana bu eziyet (yakala, götür, çipi tak geri getir) olmamalı. Kaldı ki nazik davranılacağını da hiç sanmıyoruz o hayvanlarımıza.

Ayrıca; bir konuyu hem zorunlu tutup hem de bunun için ücret talep etmek, bu ücretli zorunluluğa uyulmadığı takdirde de ceza uygulamak kabul edilebilir bir durum değil.”

‘Bizim teklifimize itiraz edilmişti’

Yeni uygulamayla birlikte, çip taktırmayan hayvan sahiplerine 10 bin TL para cezası uygulanacak. Yalçın, bu şekildeki bir uygulamayla köpeğine çip taktırmayan bir kişinin, köpek öldüren bir kişiden daha fazla idari para cezası ödeyeceğini ifade etti:

Bir diğer problem idari yaptırım konusu. Yönetmelikle getirilen çipleme yükümlülüğüne uymayan kişilere 10 bin TL idari para cezası uygulanması, Hayvanları Koruma Kanunu‘nda hayvan aleyhine fiillere getirilen idari para cezaları düşünülünce haddini ve amacını aşan bir yaptırım. Bu şekilde bir uygulama ile; birlikte yaşadığı köpeğe çip taktırmayan bir kişi, köpeği öldüren bir kişiden daha fazla idari para cezası ödeyecek.

Ayrıca; kanun değişikliği çalışmalarında ‘Hayvan terk etmenin cezası 10 bin TL olsun’ dediğimizde; bize ‘Bu miktar çok yüksek, tahsil kabiliyeti yok’ cevabını veren milletvekillerinin bu konuda da benzer tepkiler vermesini bekliyoruz.”