Ana Sayfa Blog Sayfa 1510

Yeşiller Partisi’nin kurulamayışının tarihsel anekdotları

Yeşiller Partisi’nin Türkiye serüveni gerçekten çok enteresan olmuş. Hep böyleymiş. Şimdi ilk önce 1990’ların ortasına gideceğiz, sonra 80’lerın başlarına uğrayacağız ve günümüze döneceğiz.

1996’dayız. Aylardan mart. O zamanlar çıkan (ve daha uzun süre de çıkmaya devam eden) Ağaçkakan Dergisi’nin 28. sayısında Türkiye’de kurulan ilk Yeşiller Partisi’nin Kurucu Genel Başkanlığı’nı yapan Prof. Dr. Celal Ertuğ’un “Yeşiller Nereye Yürüyor” başlıklı yazısındayız. Bir anekdot aktarıyor Ertuğ:

“12 Eylül’den sonra Türkiye’de bir askeri yönetim anlayışına göre demokrasi onarımına girmişti. Bu hareketin başı, Evren, meydanlarda halka demokrasi öğretileri anlatıyordu. Bu arada çok ilginç bir beyanda bulunmuştu: ‘-Bana Komünist Partisinin kurulmasını serbest bırak diyorlar. Bugün bu öneride bulunanlar yarın, Yeşiller Partisini kur, diye karşıma çıkacaklardır. Bunun arkası gelir mi?’”

Ertuğ, bunu anlattıktan sonra şunu da ekliyor: “Sayın Evren, Yeşiller Partisini ‘Komünizmden de öte bir felaket’ olduğunu söyledi.”

Enteresan değil mi? 80’lerin ortasında Kenan Evren kendi “dünya görüşüyle” Yeşiller’i ne sanıyordu, ne gibi bir tehdit algılıyordu Yeşiller’den bilemiyoruz. Gerçi ilk Yeşiller Partisi’nin yaptıklarını alt alta koyduğumuzda ardılları tarafından hala etki olarak aşılamadığını düşününce bu garip yaklaşım çok da haksız değil gibi. Umarım biz de Yeşiller Partisi olarak içinde bulunduğumuz garip yaklaşımı haksız çıkarmayız. Ankara’nın dar koridorlarında gezintiye çıkan belgelerimiz bir masadan diğerine ulaştıktan sonra bizden beklenenleri yerine getiririz. Neyse biz çok güncele girmeden tekrar 90’ların ortasına dönelim.

Şimdi 1994 yılındayız. Celal Ertuğ’un kurucu Genel Başkanlığı’nı üstlendiği Yeşiller Partisi hakkında 1992 yılında dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Haluk Yardımcı bir kapatma davası açar. Dava 1994 yılında sonuçlanır ve Yeşiller Partisi 10 Şubat’ta kapatılır. Sebep 79 liralık bir harcamanın belgelendirilememesidir. (Güncele girmeme taraftarıyım ama şu anda TV’lerde olmayan, gazetelerde biraz yer bulabilen ve sosyal medyadan üstümüze boca edilen skandalları düşününce ne kadar da naif bir durum değil mi?)

‘Makbuz kapatması’

Bu konu hakkında da yine Yeşiller Partisi’nden Genel Başkanlık yapmış, sonrasında da Eşsözcülük yapmış olan Bilge (Contepe) Oykut’a dönelim:  “Bize dediler ki, ‘o makbuzu bulun’. Bütün üyelerimize örgütlerimize söyledik, fakat bulamadık. Anayasa Mahkemesi’nde partimiz adına sözlü savunma yapılırken, mahkemeden sözlü talep geldi. ‘Ya hırsızlıkla ya da yangın olmuş gibi bir zabıt tutturun’. Biz de bu yola başvurmadık. Kayboldu yani, ne yapsaydık, yalan mı söyleseydik? Niye ben sahte bir polis zaptı tutturayım ki. Mahkeme, ‘Ya yangın olacak ya da hırsızlık olacak, elimizde bir evrak olacak usule uygun. Çünkü kayboldu diyemezsiniz’ dediler. Biz de şunu dedik, ‘Devlete ne paralar giriyor çıkıyor, biz bunun hesabını sormuyoruz, siz de bize yalancılık yapmamızı söylüyorsunuz. Siz de hesaplarınızdaki açıkları yangın ile hırsızlıkla mı telafi edeceksiniz.’ Kararlı tutum sergileyerek böyle bir evrakı vermedik ve bu talebi protesto ettik.” Sonuçta da parti kapatılmış.

‘Muz değil, Soğan Cumhuriyeti’

Son olarak Yeşiller Partisi’nin kapatıldığı dönemde Parlamenter ve Avrupa Konseyi Üyesi olan Bülent Akarcalı’ya dönelim. “Avrupa Birliği‘nde sudan sebeplerle siyasi partilerin üzerine gidilmesi ciddi şekilde Türkiye’nin sıkıntısı ve eleştiri konusuydu. Yeşiller Partisi’nin kapatılması o dönemde Türkiye’nin bütün itibarını zedeledi. Bir anda Türkiye’yi muz değil, soğan cumhuriyetine dönüştürdü. Gerekçesine kimse inanamadı. O dönem bu konuyu bir iki yazar dışında kimse yazmadı. Anayasa Mahkemesi’nin özerk bir oturumla geçmişteki bu tip hatalar için özür dilemesi lazım. Bu kararlar hangi nedenlerle alınmış? Kime yaranmak için alınmış? Hangi anlayışla, hangi akılla, hangi izanla alınmış?”

Yani sözün özü şu. Ne bu ülkenin Yeşiller Partisi’ne karşı tutumunda değişiklik var. Ne de Yeşiller’in duruşunda. Muz cumhuriyetinden, patates soğan cumhuriyetine… Yeşiller’in tarihi haksızlıklara, “garipliklere” uğrarken mücadele etmenin tarihi. 80’lerin ortasında Kenan Evren vardı. Şimdi başkaları var. Yeşiller de var. Neyzen Teyfik’in güzel bir şiiri vardır, durumumuzu anlatır:

Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti, Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti!

[Dünya Astım Günü] ‘Termik santraller astıma davetiye çıkarıyor’

Temiz Hava Hakkı Platformu, Dünya Astım Günü’nde astıma davet çıkaran kömürlü termik santrallerin kapatılması çağrısında bulunarak “Bugün termik santrallere #izinvermeyin demek için çok doğru bir gün” dedi.

Bir nefes yolu hastalığı olan astım, dünya genelinde tahmini olarak 300 milyon kişiyi etkiliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) çağrısıyla her yıl mayıs ayının ilk salı günü ise Dünya Astım Günü olarak kutlanıyor.

‘Termik santraller astım riskini artırıyor’

Hava kirliliği, astıma yakalanma riskini artırıyor, mevcut astım hastalarının sağlık durumunu da olumsuz etkiliyor. Platform, özellikle Türkiye’de çevre yatırımlarını tamamlamadan çalışan termik santrallerinin astım riskini artırdığını vurguladı.

Temiz Hava Hakkı Platformu Koordinatörü Buket Atlı “Tanınan altı yıl boyunca çevre yatırımlarını tamamlamamış olan kömürlü termik santrallere iki yıl daha ek muafiyet verecek yasa teklifi 2019 yılında, toplanan yüz bin imza ve sivil toplum kuruluşlarının tepkileri sonucu veto edilmişti. Ancak, Ocak 2020’de kapatılan santraller, çevre ve halk sağlığı için yapmaları gereken yatırımlar tamamlanmadığı halde tekrar açıldı ve çalışmaya devam ediyor” ifadelerini kullandı.

‘Havamızı kirletmelerine göz yumuluyor’

Atlı, “Halk sağlığını korumak amacıyla santrallere daha fazla muafiyet verilmeyeceği söylenmiş olmasına rağmen, gerekli yatırımlarını tamamlamamış santrallere geçici izinler ve ek süreler verilerek havamızı kirletmelerine göz yumuluyor” bilgisini paylaştı.

Muafiyet süresi dolan santrallerin çevre izni alabilmek için gerekli yatırımları yapıp yapmadığının kamuoyuyla paylaşılmadığına dikkat çeken Atlı,  “Santrallerin bacalarından çıkan emisyonların Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından sürekli izlendiği belirtiliyor, fakat Kahramanmaraş, Manisa ve Kütahya gibi illerimizden vatandaşların çektiği ve gözle bile görülebilecek kadar koyu renkli dumanların çıktığı videolar geliyor” ifadelerini kullandı.

‘Ticari sır değil halk sağlığı sorunu’

Santrallerin bacalarından çıkan emisyonların değerlerinin ne olduğunun Meclis’te soru önergesi olarak sorulduğunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın “ticari sır” olduğunu belirttiğini hatırlatan Buket Atlı şu youmda bulundu:

Oysa, hava kirliliğinin kronik kalp, damar ve dolaşım hastalıkları, kanser gibi pek çok hastalığa sebep olduğunu ve bu sebeple Covid-19 gibi virüsler karşısında da insanları daha kırılgan hale getirdiğini biliyoruz. Ayrıca kirli havanın astım hastalığını, ataklarının ve hastaneye başvurularını arttığı bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Havada bulunan tahriş edici maddeler astım hastalarını sağlıklı kişilerden daha fazla etkiler, hastalık belirtilerini başlatır ya da hastalığı ağırlaştırabilir. Bu sebeplerle, bacalardan çıkan kara dumanlar ‘ticari sır’ değil bir halk sağlığı sorunudur.”

‘Yüzlerce km ötedeki şehirler için de tehlikeli’

Greenpeace Akdeniz’in hazırladığı hava kirliliği modellemesi, kömürlü termik santrallerin sadece bulundukları şehirler için değil, yüzlerce kilometre ötedeki şehirler için de nasıl bir sağlık sorunu oluşturduğunu ortaya koydu.

Modellemeden yola çıkılarak hazırlanan simülasyon, kömürlü termik santrallerden salınan partikül maddelerin tüm Türkiye’ye yayıldığını gözler önüne serdi.

Modellemede, Sağlık ve Çevre Birliği’nin (HEAL) hazırladığı “Türkiye’de Kronik Kömür Kirliliği” raporunda yer alan 100 MW ve üzeri kurulu güce sahip 28 kömürlü termik santralin neden olduğu Partikül Madde (PM) 2.5 kirlilik dağılımı incelendi.

Çocukluk çağı astımı ile bağlantılı

DSÖ tarafından kanserojen bir madde olarak tanımlanan PM2.5’un, Greenpeace tarafından 2020’de gerçekleştirilen bir modellemede, Türkiye’deki çocukluk çağı astımı ile bağlantılı olduğu ortaya konulmuştu.

Özellikle kömürlü termik santraller, PM2.5 kaynaklarının başında geliyor. DSÖ’nün hazırladığı rehberler, partikül maddelerin boyutlarına göre günlerce havada asılı kalabileceğini ve hava koşullarına bağlı olarak binlerce kilometre mesafe katedebileceğini gösteriyor.

Çin’de 2015 yılında yapılan bir çalışma, PM2.5’in ülkedeki hava koşullarına bağlı olarak gözlem yapılan iki gün içinde 2000 km uzağa taşınabileceğini tahmin ediyor.

Ölmek üzereyken bulunan dört yavru sincap hayata tutundu

Denizli’nin Pamukkale ilçesinde bir vatandaş tarafından ölmek üzereyken bulunan dört yavru, tedavilerinin ardından doğal hayatlarına bırakıldı.

Veterinerler, bir süre daha yavru sincapların doğal hayata alışmalarının takip edileceğini kaydetti.

Enjektörle beslendiler

Henüz 1-1,5 aylıkken bulunan dört yavru, Doğa Koruma Milli Parklar Şube Müdürlüğü tarafından Denizli Büyükşehir Belediyesi Sokak Hayvanları Barınma ve Rehabilitasyon Merkezi‘ne teslim edildi.

Sincaplar çok küçük oldukları için bir süre veterinerler tarafından enjektöre süt doldurularak beslendi.

 

İki haftadan fazla süren tedavinin ardından sağlıklarına kavuşan sincaplar, ahşap yuvalarının yaşam bölgelerindeki ağaçlara yerleştirilmesinin ardından doğal hayatlarına bırakıldı.

AİHM’den mahkumiyet kararı: 17-25 Aralık haberlerine yayın yasağı ‘ifade özgürlüğü ihlali

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 17-25 Aralık sürecinde eski bakanlar Zafer Çağlayan, Muammer Güler, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar’a yönelik TBMM’de başlatılan “yolsuzluk” soruşturmasına ilişkin haberlere yayın yasağı getirilmesine dair gazeteci Banu Güven, hukukçular Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak’ın yaptığı başvuruyu karara bağladı.

Dava, 17 ve 25 Aralık 2013 tarihlerinde İstanbul polisi tarafından düzenlenen operasyonun ardından dört eski bakana karşı yolsuzluk iddiaları konusunda parlamento soruşturmasına ilişkin bilgilerin herhangi bir ortamda yayınlanmasına karşı Sulh Ceza Mahkemeleri tarafından alınan ihtiyati tedbir kararı hakkında açılmıştı.

Bilgi Üniversitesi’nden hukuk Profesörü Yaman Akdeniz, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi’nden Prof. Kerem Altıparmak ve gazeteci  Banu Güven konuyu önce Anayasa Mahkemesi‘ne (AYM)  taşıdı, ancak sonuç alamadı. AYM, davacıların konun direk muhatabı ve zarar gören tarafı olmadığını ileri sürünce AİHM’de dava açıldı.

Banu Güven.

Karar oybirliğiyle alındı

Bugün açıklanan kararda AİHM mahkemesi oy birliği ile işi bu konuları haber yapmak ve kamuoyuna duyurmak olan gazeteci Banu Güven’in haklarını ihlal edildiğine karar verdi. Buna göre, Türkiye,  Güven’e 1500 Euro tazminat ödeyecek.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ifade hürriyetine ilişkin 10. maddesi temel gösterilerek açılan davada çıkarılan ihtiyati tedbirin bilgi ve fikri ifade özgürlüğünün haksız ihlali olduğuna da yine oy birliği ile karar verildi.

Kararda şu ifadeler yer aldı:

“Nitekim, ihtilaf konusu olan ihtiyati tedbir, gelecekteki herhangi bir yayımı veya yayını yasaklamayı amaçlayan önleyici bir tedbir teşkil etmiştir. Bu sebeple, bilgiye ulaşmak ve düşüncesini ifade etmek isteyen davacının hakları gerektiği gibi yeterli düzeyde korunmamış ve özgürlük hakkını kullanmasına engel teşkil etmiştir. Böyle bir müdahalenin, demokratik bir toplumda ve 10.Madde kapsamında ‘yasal bir dayanağı’ yoktur.”

AİHM Akdeniz ve Altıparmak’ın Güven ile aynı statüde olmadığını bu nedenle bireysel olarak haklarının ihlal edilmemiş olduğunu belirterek çoğunluk kararı ile onların başvurularını reddetti.

Üye hakim Egidijus Kūris ise Yaman Akdeniz ve Kerem Altıparmak’ın da ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini belirterek karara muhalefet şerhi düştü.

 

Erdoğan’ın yeğenini suçlayan Nuri Başkapan ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ten tutuklandı

İktidarı eleştiren paylaşımları nedeniyle sosyal medya hesabından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın yeğeni Ali Erdoğan‘a ait olduğunu iddia ettiği ses kayıtlarını yayınlayarak hakarete maruz kaldığını iddia eden Nuri Başkapan, sabah saatlerinde gözaltına alınarak tutuklandı.

Nuri Başkapan isimli vatandaş, geçen gün Twitter hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeğeni Ali Erdoğan’ın, ardından ise halen görevde bulunan polis memurunun kendisine küfür, tehdit ve hakaretlerde bulunduğunu duyurarak; telefon görüşmeleri olduğunu belirttiği ses kayıtlarını yayınlamıştı.  Bu paylaşımın ardından birçok kişi Başkapan’a destek oldu, tehdit eden kişi hakkında işlem yapılmasını istedi. Başkapan, söz konusu bu paylaşımla ilgili suç duyurusunda bulunduğunu ancak herhangi bir işlem yapılmadığını söyledi.

Ses kayıtlarının sosyal medyada paylaşılması üzerine bugün sabah saatlerinde Başkapan gözaltına alınarak Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü, sorgusunun ardından da Cumhurbaşkanına hakaret suçlamasıyla tutuklandı.

‘Labalep kongreler’le ilgili suç duyurusunda bulunmuştu

Nuri Başkapan, AKP’nin ‘lebalep’ kongreleri konusunda da, İstanbul Küçükçekmece Başsavcılığı’nda 26 Mart tarihinde suç duyurusunda bulunmuştu.

İstanbul’daki yerel seçimlerinde Ekrem İmamoğlu‘nun kampanyasına 50 TL yatıran Başkapan’ın belediyeye bağlı Ağaç A.Ş.’deki görevine son verilmiş; Başkapan seçimi Ekrem İmamoğlu’nun kazanmasının ardından görevine iade edilmişti. 3 Şubat 2020’de İstanbul’daki bir noterde Erdoğan’a “Cumhurbaşkanlığınızı tanımıyor ve kabul etmiyorum” diyerek ihtarname göndermek isteyen Başkapan noterdeki görevlilerin polise haber vermesi üzerine gözaltına alınmıştı.

 

İkizdere Belediye Başkanı: AKP’li milletvekilleri halkın gazını almaya çalışıyor

Haber: Gençağa Karafazlı

Rize İkizdere ilçesinde yer alan İşkencedere Vadisi‘nde Cengiz İnşaat‘ın yapmak istediği taş ocağına karşı çıktığı için AKP teşkilatları tarafından eleştirilen MHP’li İkizdere Belediye Başkanı Hakan Karagöz, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı‘nın İkizdere’ye ziyaretine yönelik açıklama yaptı.

Karagöz yaptığı açıklamada Yazıcı’nın taş ocağına karşı direnen yurttaşlarla yaptığı bilgilendirme toplantısını “yurttaşların gazını almak” olarak değerlendirdi.

‘Dağ fare doğurdu’

İkizdere Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen bilgilendirme toplantısına Hayati Yazıcı’nın yanı sıra AKP Rize Milletvekili Osman Aşkın Bak da katılmıştı. Karagöz bu toplantının beklentileri karşılayamadığını belirterek “dağ fare doğurdu” dedi.

Hakan Karagöz, ‘İşin açıkçası bir hülle yapıldı. Bu durum projenin devamına yöre halkı tarafından büyük bir güvensizlik yarattı. Bilgilendirme, sahip çıkılma noktasında çok ama çok geç kalındı. Bunu Vali Bey de, Bakan Bey de kabul etti” dedi.

“Buralar vatandaşlarımızın yaşam alanları ve iki köyü doğrudan etkileyecek. Dolaylı olarak da 4 köy ve iki mahalle direk etkilenecek. Buralarda yüzlerce ton organik çay yapılıyor, 8-10 ton bal üretiliyor, köylünün içme suyu buradan geliyor. Haliyle haklı olarak tepki gösterildi” ifadelerini kullanan Karagöz, “Biz, yapılan yanlışları Belediye Başkanı olarak dile getirdik” dedi.

 

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’na türbede ellerini arkadan bağladığı için soruşturma 

Cumhuriyet Gazetesi yazarı Barış Pehlivan, bugünkü köşesinde İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun bir anma töreninde ellerini arkasından bağladığı için İçişleri Bakanlığı tarafından hakkında soruşturma başlatıldığını açıkladı.

Pehlivan, Bakanlığın soruşturma için mülkiye başmüfettişini görevlendirdiğini ve geçen hafta da Ekrem İmamoğlu’nun ifadesinin istendiğini söyledi.

Murat Ongun doğruladı

Konuyla ilgili Twitter hesabından bir açıklama yapan İBB Sözcüsü Murat Ongun, yazılanların doğru olduğunu ifade etti:

Cumhuriyet Gazetesi’nde Barış Pehlivan imzalı köşe yazısında belirtilen bilgiler ne yazık ki DOĞRUDUR.

Niyet okuma odaklı, izandan yoksun yeni bir soruşturma hazırlığı için Başkanımızın ifadesi istenmiştir.”

İçişleri Bakanı sözcüsünden açıklama

İçişleri Bakanı Sözcüsü İsmail Çataklı ise konuyla ilgili yaptığı açıklamada, soruşturmanın kendilerine gönderildiğini dile getirdi:

İmamoğlu ile ilgili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bir işlemi bu. İstanbul Başsavcılığı bir talepte bulunmuş, sayın İmamoğlu’nun HDP’li belediye başkanlarını ziyaret ederek suçluyu övdüğü, yine ziyaret ettiği belediye başkanlarını ve anılan partiyi desteklediği, bir ziyareti esnasında Fatih Sultan Mehmet’e ait türbeye saygısızlık yaptığı iddiaları ilgili.

Bu iddialara üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın başlattığı bir işlem var. Bize gönderildi. Dolayısıyla her Cumhuriyet Başsavcılığından gelen işlemlere nasıl rutin olarak yapmamız gerekenler varsa bu süreçte yürüyor.”

Pehlivan’ın yazısı

Barış Pehlivan’ın yazısında geçen ilgili bölüm ise şöyle:

Bundan tam bir yıl önceydi.

İstanbul’un Fethi’nin 567. yıldönümüydü. Fatih Sultan Mehmet Türbesi’nde bir anma töreni düzenlendi. İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu da katılımcılar arasındaydı.

Bilmeyenler olabilir; Fatih’in eşi Gülbahar Hatun’un türbesi de aynı avludaydı.

İşte, hazır olun…

İmamoğlu’nun o türbenin dışında yürürken ellerini arkasından bağlaması İçişleri Bakanlığı’nı harekete geçirdi.

İnsan inanmakta zorlanıyor ama bakanlığın onayıyla Mülkiye Başmüfettişi görevlendirildi. Ve geçen hafta şu suçlamayla Ekrem İmamoğlu’nun ifadesi istendi:

“2020 yılında gerçekleştirilen bir program kapsamında ziyaret ettiğiniz Fatih Sultan Mehmet’e ait türbede elleriniz arkanızda bağlı bir şekilde gezinmek suretiyle saygısızlık yaptığınız iddiası…”

Sahi, yürürken bağlanan eller mi suçluydu, onlara suç yazan bağlı eller mi?”

Tekirdağ Malkara’daki toplu balık ölümleri hakkında inceleme başlatıldı

Tekirdağ’ın Malkara ilçesinde yer alan Çimendere Deresi’nde son iki gündür toplu balık ölümleri yaşanmaya başladı. Bölge halkı ölümlere peynir fabrikasının dereye bıraktığı atıkların neden olduğunu öne sürüyor.

Yapılan ihbar üzerine Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ekipleri dere suyundan ve ölü balıklardan numune alarak inceleme başlattı.

‘Balıklarımız ölüyor, tarlamızı sulayamıyoruz’

Derede halen binlerce balığın can çekiştiğini söyleyen Çimendere Muhtarı Tolga Güngör DHA’ya yaptığı açıklamada, son yıllarda derenin fabrika atıklarıyla kirlendiğini söyledi.

Güngör, “Biz bu dereden 15 sene önce tarla suluyorduk, balık tutuyorduk. Şimdi balıklarımız ölüyor, tarlalarımızı sulayamıyoruz. 10 yıldır sesimizi yetkililere duyuramıyoruz. İnşallah yetkililer bu sefer sesimizi duyar. Deremiz eski haline döner” dedi.

‘Peynir fabrikası neden oluyor’

Mahallede oturan Fedai Işık ise balık ölümlerine derenin geçtiği güzergah üzerinde bulunan peynir fabrikası atıklarının neden olduğunu öne sürdü. Derenin kirlenmesi nedeniyle besiciler ve çiftçilerin zor durumda kaldığını söyleyen Işık şu ifadeleri kullandı:

Yaklaşık 10 yıldan beri dere bu şekilde akıyor. Sürekli bu derede balıklar ölüyor. Bizler hayvancılık yapıyoruz. Buradan hayvanlarımızı sulayamıyoruz. Tarlamızı sulayamıyoruz.”

Ordu Alakentliler taş ocağının yeniden açılmasına tepkili

Ordu Kabataş ilçesi Alankent Mahallesi’nde yaşayan halk, yaklaşık sekiz yıldır atıl duran taş ocağının yeniden faaliyete geçirilmek istenmesine tepki gösteriyor.

Ordu Çevre Derneği’yle taş ocağı alanında toplantı yaptıktan sonra tepkilerini dile getiren Alankentliler, “Daha önce belediye tarafından işletilen taş ocağının bu kadar zararlı olacağını düşünemedik” diyerek aynı sıkıntıları yaşamak istemediklerini belirtti.

‘Patlama olduğunda başımıza taş yağıyor’

Alanbaşı Muhtarı Veli Altuntaş, mahalleliler olarak taş ocağına karşı olduklarını vurgulayarak, “Sokağa çıkma yasağı gelene kadar mahalle halkı her gün taş ocağı alanına gelerek tepki gösteriyordu. Yediden yetmişe hiçbirimiz istemiyoruz. Patlama olduğunda başımıza taş yağıyor. Artık istemiyoruz. Sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. Gazetelerde, televizyonlarda haber oldu halkın tepkisi. Yetkililerden beklentimiz, mağduriyetimizi görmeleri ve taş ocağını iptal etmeleri” ifadelerini kullandı.

Taş ocağının eskisi gibi patlamalı olacağını belirten Mustafa Yabul, “Taş ocağı mahallenin üzerinde yer alıyor. Patlama yapıldığında taşlar mahalleye geliyor. Hem evler zarar görüyor hem de can güvenliğimiz tehdit altında oluyor. Artık korku içinde yaşamak istemiyoruz” dedi.

‘Suyumuz zarar görecek’

Bölge halkından Musa Akçil ise, “Taş ocağı yapılan yer bizlerin çocukluğunun geçtiği yerdi. Oyunlarımızı burada oynardık. Piknik yapardık. Hayvanlarımızı burada otlatırdık. Ormanın ortasında, fındık bahçelerimizin içinde böyle bir taş ocağı istemiyoruz. Tozdan fındıklar, meyveler, sebzeler zarar görüyor. Patlama nedeniyle mahalleliler olarak korkuyoruz” yorumunu yaptı.

Taş ocağının mahallelinin su kaynağına da zarar vereceğini dile getiren Hasan Yüksel, “Taş ocağının bulunduğu yerde mahallemizin su deposu bulunuyor. Patlama nedeniyle depo da zarar görecek, su kaynağın da kaybolacak. Susuz kalacağız. Hatta patlama nedeniyle sularımız kirlenebilir. Yaşamımız için en önemli kaynak olan sudur. Suyumuzun korunması için de bu taş ocağı olmamalı. İstemiyoruz” dedi.

‘Halkın talepleri önemli’

Hacı Yabul da tepkili olduklarını söyleyerek, “Buraya sık sık gelip tepkimizi gösteriyoruz. Alankentliler olarak birlik içindeyiz. Hiçbirimiz onay vermiyor. Yetkililer sesimizi duysun, taş ocağı iznini iptal etsin. Taş ocağı ruhsat alanı içinde özel araziler bulunuyor. Hiçbirimiz arazilerimizi satmayacağız. Taş ocağı istemiyoruz. Geleceğimizi yok edilmesine izin vermeyeceğiz. Hakkımızı korumak için her yolu deneyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Konuyla ilgili açıklama yapan Ordu Çevre Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Coşkun Özbucak “Toprağına, suyuna, ormanına, tarım arazisine, kısacası geleceğine sahip çıkan halkın talebi önemli. Taş ocağı istemiyorlar. Gördükleri zararın neler olduğunu onlar biliyor. Kimi para kazanmak için yaşam alanlarını yok ederken halk ise, geleceklerini tehdit eden taş ocağına karşı mücadele veriyor. Durum bu kadar net. Halk istemiyor, taş ocağı iptal edilmeli, alan düzeltilerek kullanılabilir duruma getirilmelidir” ifadelerine yer verdi.

Covax, aşı dağıtımında istediği rakamlara ulaşamadı: 35-45 milyar dolara ihtiyaç var

Zengin ülkelerin yoksul ülkelere koronavirüs aşısı desteği sağlaması için kurulan Covax, ülkelere verilen aşı miktarlarında istediği rakamlara ulaşamadı.

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Covax vasıtasıyla yoksul ülkelerdeki yetişkinlerin büyük bir çoğunluğun aşı olabilmesi için önümüzdeki bir yılda 35-45 milyar dolarlık ek kaynağa ihtiyaç olduğunu açıkladı.

Uzmanlar, Covax’ın yıl sonuna kadar 2 milyar doz aşı dağıtmasını bekliyor.

Ghebreyesus, zengin ülkeleri suçladı

Ghebreyesus, zengin ülkeleri fazla aşı alarak Covax’ın işleyişini yavaşlatmakla suçladı.

Hindistan’da yaşanan ikinci dalga, haziran sonuna kadar Covax’a verilmesi beklenen aşı sayısının 20 milyon düşmesine yol açtı.

İsveç, mayıs başından itibaren Covax’a 1 milyon AstraZeneca aşısı bağışlayacağını duyurdu.

Moderna, Covax’a en ucun fiyattan 500 milyon doz aşı vermeyi kabul etse de, bu aşıların büyük bir kısmı 2022’de teslim edilecek.

Kanada da programa dahil oldu

Bugüne kadar Covax kapsamında Pfizer-BioNTech ve Oxford-AstraZeneca aşılarının dağıtımı yapıldı.

Yoksul ülkelerin dahil olduğu Covax’a, Kanada da aşı alabilmek için dahil oldu.

‘En az yüzde 70 oranında aşılama olmalı’

Covax, 92 yoksul ülkenin nüfuslarının en az yüzde 20’sine aşı dağıtmayı hedefliyor.

Hedefe ulaşılsa bile bu oran, salgını sonlandırmak için ulaşılması gereken aşılama oranından oldukça düşük.

Dünya Sağlık Örgütü, salgının sona ermesi için dünya genelinde aşılama oranının yüzde 70 olması gerektiğini kaydediyor.

Birleşik Krallık gibi pek çok ülke, kendi halklarına aşılamayı tamamladıktan sonra ellerinde kalan fazla dozları yoksul ülkelere bağışlayacağını duyurmuştu. Ancak, DSÖ bu ülkeleri daha erken bağış yapmaya davet ediyor.