Ana Sayfa Blog Sayfa 1508

İklim Gazetesi yayın hayatına başladı

İklim Gazetesi, iklim krizinin göz ardı edilemez etkilerinin ve sürdürülebilirliğin hayatın her alanını dönüştürmesi gerektiğini esas alarak 1 Mart’ta yayın hayatına başladı.

iklimgazetesi.com adresi üzerinden yayın yapan internet gazetesi insanların iklim krizi ve etkileriyle ilgili doğru bilgiye ulaşmasını sağlayacak içerikler üretiyor.

Aynı zamanda bu kriz karşısında buluş, girişim, yeni yaklaşım, araştırma, göç, yayın, topluluk, söz, sanatsal üretim vs. şeklinde verilen yanıtları konu ediniyor.

İklim Gazetesi’nin kurucusu Merve Kara Kaşka. İçerik üretiminde ona ilk günden itibaren editör İrem Karakaş destek veriyor.

Kara-Kaşka “Fakat iklim gazetesi asıl gücünü, gazeteyi destekleyen kendi alanında uzman isimler, sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi üzerine çalışan yazarlarımız ve içerik sağlayıcılarımızdan alıyor” diyor.

Biz de kendisiyle iklim krizinin medyada nasıl yer aldığını, haber kurumlarının iklim eylemini teşvik etmedeki sorumluluğunu ve yeni mecranın bu alanda nasıl bir katkı sunabileceğini konuştuk.

Kendini çok kısa tanıtabilir misin? Şu anda gazete dışında neler yapıyorsun?

Boğaziçi Üniversitesi‘nden İşletme bölümü derecem var ancak hayalim gazeteci olmaktı. Türkiye’de yaklaşık 10 yıl farklı yayınlarda gazeteci, editör ve yönetici editör olarak çalıştım. İş ve ekonomi gazeteciliği yaptığım dönemlerde farklı şirketleri ve sektörleri yakından tanıma şansım oldu.

Yüksek Lisansımı University of Edinburgh‘da Orta Doğu çalışmaları üzerine yaptım. Türkiye’ye döndükten sonra teknoloji gazeteciliğine odaklandım. Geleneksel mecralarda başlayan ve dijital yayınlarda  devam eden kariyerimde yayıncılığın her alanını deneyimleme ve gazeteciliğin dijital dönüşümünü birebir deneyimleme şansım oldu. Mecra fark etmeksizin yazar ve editör olarak insan odaklı ve yaşam öncelikli bir çizgim vardı.

Yaklaşık iki yıl önce Londra‘ya taşındım ve çok geçmeden anne oldum. Konfor alanından çıkmaktan da öte bir deneyim bu; evimi, işimi ve rutinimi değiştiren bir nevi sıfırlanma diyebilirim. Önceliklerimi yeniden ele alıp, gelecek nesiller için harekete geçme isteğimin iyice pekiştiği bir süreç oldu bu.

iklim gazetesi gazetecilik deneyimlerimi ve bu eyleme geçme halimi de yansıtan bir iş. Gazetenin dışında Türkiye’deki tek kadın yatırımcı ağı Arya Women Network‘ün Londra Chapter’ında çalışmalar yaparak, Londra’da lokal çevre ve ekoloji gruplarına katılarak sürekli yeni şeyler öğreniyorum. Öğrenecek o kadar çok şey var ki…

‘İyi ve doğru yayınlara ihtiyaç var’

Bu gazeteyi kurma amacı nedir? Nasıl bir ihtiyaçtan yola çıktınız?

İletişimin, aslında teknolojik gelişmelerin ve dijital evrimin sağladığı imkanlar düşünülünce altın çağını yaşaması gerekiyor. Bir gazetecinin aynı anda hem rüyasını hem kabusunu yaşıyor gibiyiz; haberin gerçeği de yalanı da çok hızlı yayılıyor. Yankı odalarında sadece duymak istediğimiz sesleri dinliyoruz.

Etkileşim gittikçe içi boşaltılan bir kavram haline geliyor, okur güveni zayıflıyor, anlamlı ve doğru bilgiye ulaşmak zorlaşıyor. İklim krizi ve sürdürülebilirlik gibi aciliyet teşkil eden konularda ‘iyi ve doğru yayın’lara ihtiyaç var; onlardan biri olmayı hedefliyoruz.

BBC Londra binası önünde bir araya gelen eylemciler kuruluşun iklim krizine yer vermemesini eleştirmişti.

‘Yavaş haberciliğe yer açıyoruz’

İklim gazetesi önce kendimizden başlayarak yayıncılığın dinamiklerini sorguladığımız reklamsız bir yayın.  Farkındalık ve sorumluluk duygularıyla yavaş haberciliğe yer açıyoruz. Bununla birlikte iklim gazetesi okur katılımını ve okurun yayına yön vermesini hedefleyen, iklim pozitif e-bülten ile ortak yayın yapıyor.

İklim gazetesi bu sayede okurlarıyla birlikte etkileşimli gazeteciliği deneyimliyor. Etkileşimli gazetecilik konusunda yolun henüz başındayız ve deneyip, geliştirmek istediğimiz yenilikçi fikirlerimiz var. Umarım onları da herkes için işe yarar imkanlara dönüştürebiliriz. Bu konuda iş birliklerine açığız.

Diğer yandan sürdürülebilir bir yayın olarak karbon ayak izimizi ölçüyoruz, ağırlıkla yenilenebilir enerji kullanıyoruz, gezegene etkimizin pozitif olması, haberlerimizin yaşam dostu olması için çabalıyoruz. Bizimle çalışan herkesin zamanına ve emeğine saygılı davranıyoruz

Sence iklim krizi konusu medyada nasıl yer alıyor? Medyadaki görünürlüğünü yeterli buluyor musun?

Ana akım medyada ya da Türkiye gündeminde iklim krizinin yeterince görünmediğini düşünüyorum. Pandemi, insan müdahalesi yavaşladığında doğanın yeniden kendini iyileştirebileceği mesajını çok net aldığımız bir süreçti ancak fırsat penceremiz gittikçe daralıyor.

Türkiye kuraklık sınırındaki bir bölgede, kuraklık sınırındaki bir ülke. İklim krizinin etkilerinin ulusal güvenlik seviyesinde ele alınması gerekiyor. Sadece aşırı hava olaylarında iklim krizinin hatırlamak ve hatırlatmak iklim krizini çevresel bir olguya indirgiyor. Ana akım medyanın iklim krizinin ciddiyetini ve aciliyetini yansıtmaya ihtiyacı var.

Sence haber kurumlarının iklim eylemini teşvik etme amacı olmalı mıdır?

Dünya genelinde iklim gazeteciliğinin yeni nesil yayınlarla yaygınlaşmasıyla birlikte haberle mesafeli duran habercinin yerini yorumlayıcılık, şeffaflık, katılımcılık ve açıklayıcılık gibi farklı nitelikler alıyor. Buna paralel olarak ‘gazetecilik, bilim ve savunuculuk arasındaki sınırların gittikçe bulanıklaştığı’ bir dönemi yaşıyoruz.

Gazeteci olarak bilim insanlarıyla bu kadar yakından çalıştığım; dünya çapında çok sayıda bilim insanının medya ile iletişime bu kadar açık olduğu bir dönem hatırlamıyorum. Tüm bunlar ‘post-normal bilim’ gibi ‘post-normal gazetecilik’ kavramlarıyla karşılaşmamızın sebepleri arasında.

Kişisel görüşüm, gazetecilerin de geleceğin inşasında önemli bir rolü olduğu ve bu rolü iyi / doğru oynamanın büyük ölçüde iklim krizine karşı insanları bilinçlendirmeye, atabilecekleri adımları teşvik etmeye bağlı olduğu yönünde.

Ülkelerin yeni iklim taahhütleri küresel ısınma tahminlerini iyileştirdi

İklim Eylemi Takipçisi (Climate Action Tracker) “İklim Zirvesi Etkisi: Paris taahhütleri ısınma tahminlerini iyileştirdi” başlıklı yeni raporunu yayınladı.

Rapora göre, 22-23 Nisan’da ABD ev sahipliğinde gerçekleşen İklim Liderleri Zirvesi’nde ülkelerin yeni taahhütlerini açıklaması geçtiğimiz eylül ayından bu yana açıklanan diğer taahhütlerle birlikte, küresel ısınma tahminlerini 0,2°C azalttı.

Buna göre, Paris Anlaşması’na yönelik taahhütler ve belirlenen hedefler doğrultusunda, yüzyılın sonuna kadar ısınmanın artık 2,4°C olacağı tahmin ediliyor.

2 dereceye kadar düşebilir

İyimser Hedeler Senaryosu’na göre net sıfır hedeflerini açıklayan ABD, Çin ve yine benzer iklim hedeflerini açıklayan ancak henüz bunları resmi olarak BMİDÇS’ye sunmayan diğer ülkeler tarafından da bu hedeflerin tam olarak uygulandığı varsayıldığında, 2100 yılına kadar küresel ısınma artışı 2.0 °C’ye kadar düşebilir.

Küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 73’üne sebep olan 131 ülkenin, net sıfır hedeflerini benimsediği veya planladığı belirtilen raporda  “Öngörülen ısınmadaki düşüşe en fazla katkıda bulunan, güncellenmiş 2030 sera gazı azaltım hedefleridir; bu da daha güçlü yakın vadeli hedeflerin önemini gösteriyor” ifadeleri yer alıyor.

Gerekenden çok düşük

Tüm bu gelişmeler memnuniyetle karşılanırken, hedefler ve taahhütlere dayanarak küresel ısınma artışı, en iyimser varsayımlar altında bile, hala Paris Anlaşması‘nın 1.5˚C sıcaklık sınırının oldukça üzerinde.

2030 için, Paris Anlaşması’na yönelik taahhüt ve hedefler ile 1.5 °C’lik sıcaklık artışı hedefi ile uyumlu yollar arasındaki emisyon açığı yaklaşık yüzde 11-14 (2.6-3.9 GtCO2e) daraldı. En büyük katkının ABD, Avrupa Birliği, Çin ve Japonya’dan geldiği belirtiliyor.

Hedefleri mevcut politikadan daha kötü olan ülkeler

Rapor, mevcut emisyonlarına göre daha zayıf hedefleri olan ülkelerin, hedeflerini kolayca güncelleyebileceklerine de değiniyor.

Hindistan, Endonezya, Rusya, Suudi Arabistan, Singapur, Türkiye ve Vietnam gibi ülkelerin mevcut politikaları, resmi olarak sundukları hedeften daha iyi olduğu için, hesaplamalarda mevcut emisyon politikalarının dikkate alındığı belirtiliyor.

 

Şile sahilinde turizm geliri için hukuksuz yapılaşma

İstanbul Şile‘ye 17 kilometre mesafede bulunan ve eşsiz bir doğası bulunan Akçakese Köyü ve ünlü sahili, özellikle yaz aylarında İstanbul kalabalığından uzaklaşmak isteyenlerin tercih ettiği lokasyonlar arasında.

Ancak Akçakeseliler sahilin şu anda turizmden rant sağlamak isteyen kişilerin tahribatı altında olduğunu söylüyor.

İmar planlarının uygun olduğu alanlar dışında kalan bölgelerde kayalıklar ve kum tahrip edilerek sahilde onlarca loca tipi yapılar inşa ediliyor.

Yargıya taşınacak

Kıyı Kanunu gereği; kıyılarda, kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamayacağı, kumun alınamaz veya çekilemez olduğunu belirten Akçakese köy halkı ise inşa kararın iptali için konuyu hukuksal boyuta taşımayı planlıyor.

Konuyu doğa ve jeolojik miras katliamı olarak değerlendiren köy halkı “Akçakese plajının üst kısmında yer alan bir arsa sahibi, kendi arazisine otel inşa etmeyi planlamakta ve oteli için halkın kullandığı sahili kapatmış bulunmaktadır” ifadelerini kullandı.

‘Sahile beton döküldü’

Yapılan açıklamada işletme sahibinin sahili 30 yıllığına belediyeden kiraladığı aktarıldı. Kıyı şeridi kanununa göre plaj kısmının halka ait olduğunu ve plaj üzerine bir yapı kurulmasının yasak olduğunu hatırlatan bölge halkı “Maalesef şu anda sahilimiz bu kişi tarafından tahrip edilmiş; tüm sahil şeridine loca tipi onlarca yapı inşa edilmiş, foseptik çukurlar açılmış ve beton dökme işlemleri yapılmıştır. Akçakese sakinleri olarak bu yapılaşmayı kabul etmiyor ve sahilimizi kurtarmak adına hukuk mücadelesi başlatmaya hazırlanıyoruz” açıklamasında bulundu.

Bölgeye iş makinelerinin girmemesi için nöbetlerini sürdüren ve ilgili firmanın şu anda suç işlendiğine değinen köy halkı, “Sahilimizde bulunan kayalıklar sit alanı olup, jeomiras ilan edilmiştir. Aynı zamanda koruma altında olan kum zambaklarına sahiptir. İlgili firma tüm bu güzellikleri yok etmiş ve büyük bir suç işlemiştir” dedi

Yapılan açıklamada “Bizler de bu katliama bir dur demek istiyor; sahilimizin özerk kişiler tarafından daha fazla yağmalanmasına izin vermemek için sesimizi duyurmaya ve bu yolsuzluğu önlemeye çalışıyoruz. Sahilimizin korunması adına köy halkı olarak tüm çevre mücadelemizi verecek ve eski haline kavuşması için elimizden geleni yapacağız” ifadeleri kullanıldı.

Sağlık Bakanı: Üçüncü doz, yerli aşıyla yapılacak

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de koronavirüs aşılama sürecinde üçüncü dozun yerli aşıyla yapılacağını duyurdu.

Yerli aşı çalışmalarına ilişkin açıklamalarda bulunan Koca, eylül ayı itibariyle yerli aşının devreye gireceğini belirtti.  İkinci dozdan altı ay sonra yapılması tavsiye edilen üçüncü doz “hatırlatma aşısı”nın bu aşıyla yapılacağını söyleyen Bakan, aşıların kimlere ne zaman yapılacağını Bilim Kurulu’nun belirleyeceğini kaydetti.

Yeni Şafak Gazetesi‘ne konuşan Bakan Koca Türkiye nüfusunun üç katı kadar aşı için sözleşme yapıldığını anlattı: “Sözleşmesi yapılan 240 milyon doz aşının 100 milyonu Sinovac, 90 milyonu Biontech, 50 milyonu ise Sputnik aşısı”

Bakan Koca, geçtiğimiz günlerde, Çin‘le anlaşma sağlanmasına karşın Sinovac ve diğer aşıların tedarikinde sıkıntı yaşandığını söylemiş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise “Aşı sıkıntısı yaşandığını kabul etmiyorum” demişti.

‘Okulların yeni döneminden önce 18 yaş üstünü aşılamak istiyoruz’

Konuşmasında Sinovac aşısının olumlu etkisinin görüldüğünün de altını çizen Koca, okullarda yeni dönem başlamadan önce 18 yaş üstü tüm vatandaşları aşılamak ve günlük vaka sayısını binin altına düşürmek istediklerini belirtti.

 

Cengiz İnşaat’tan İkizdere açıklaması: Uygun yeri Bakanlık gösterdi

Cengiz İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ, Rize‘nin İkizdere ilçesinde açmak istediği ve bölge halkının büyük bir tepkisiyle karşılaştığı Cevizlik Taş Ocağı‘na ilişkin açıklama yaptı.

Yapılan açıklamada, ‘Taş ocağında maden araması yapıldığına, ocağın daha sonra farklı amaçlarla kullanılacağına dair iddialar asılsız olup Rize İyidere Lojistik Limanı projesi ile sınırlı ham madde temini tamamlandıktan sonra toprak üzerinde bitki ve ağaçlandırma çalışması yapılarak mevcut doğal yaşamın geri kazanılması sağlanacaktır” ifadesi kullanıldı.

‘Bakanlık tarafından belirlendi’

AA’nın aktardığı açıklamada, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na ait Rize İyidere Lojistik Limanı projesinin, bu işe ait ihaleyi kazanan Cengiz İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile Yapı ve Yapı İnşaat Taahhüt Sanayi ve Ticaret A.Ş.  iş ortaklığı tarafından gerçekleştirileceği bildirildi.

Proje sahasının fiziki koşulları ve limanın inşa edileceği yer sebebiyle liman sahasında dolgu yapılması ve kullanılacak bu dolgu malzemesinin deniz suyuna dayanıklı olması gerektiği belirtilen açıklamada, “Bu amaçla projenin sahibi olan ilgili Bakanlık tarafından yapılan inceleme ve araştırmalar sonucunda uygun taş ocakları belirlenmiş, rezerv miktarı ve dayanıklılık değerleri dikkate alınarak koşulları sağlayan İkizdere Cevizlik Taş Ocağı için Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünden ilgili mevzuat kapsamında ham madde üretim izni alınmıştır” denildi.

‘Yasal izinler tamamlandı’

Tüm yasal izinlerin tamamlanmasının ardından Rize İyidere Lojistik Limanı projesinin inşaat faaliyetlerine başlandığı belirtilen açıklamada, şunlar kaydedildi:

Bu süreçte yasal olarak ham maddenin temin edileceği taş ocağının seçilmesi konusunda, şirketimizin herhangi bir tespit yetkisi veya tasarrufunun bulunmadığını önemle belirtmek isteriz. Ham maddenin temin edilmesi planlanan İkizdere Cevizlik Taş Ocağı, Bakanlık tarafından seçilmiştir. Çevresel etkileri dikkate alınarak sürecin en başından itibaren ham maddenin temin edilebileceği tüm alternatif taş ocakları Bakanlık tarafından araştırılmıştır.”

‘Rehabilitasyonunu yapacağız’

“Şirketimizin o bölgede yaşayan herkesin görüşlerini hassasiyetle ve ciddiyetle değerlendirdiğini bilmenizi isteriz” denilen açıklamada imalatların tamamlanması ve liman için gerekli ham maddenin temini sonrasında taş ocağının rehabilitasyonunun şirket tarafından gerçekleştirileceği iddia edildi.

Açıklamada “Taş ocağında maden araması yapıldığına, ocağın daha sonra farklı amaçlarla kullanılacağına dair iddialar asılsız olup Rize İyidere Lojistik Limanı projesi ile sınırlı ham madde temini tamamlandıktan sonra toprak üzerinde bitki ve ağaçlandırma çalışması yapılarak mevcut doğal yaşamın geri kazanılması sağlanacaktır” denildi.

Almanya’dan yeni iklim hedefi: 2045 yılında net sıfır emisyona ulaşacak

Almanya Anayasa Mahkemesi’nin ülkenin iklim taahhütlerinin yeterli olmadığı ve hak ihlaline yol açtığına yönelik hükmünün ardından Almanya iklim hedeflerini artırma kararı aldı.

Yapılan açıklamada 2030 yılına kadar karbondioksit emisyonlarının yüzde 65 azaltılacağı belirtildi. Daha önceden yüzde 55 azaltım öngörülüyordu. 2050 olarak duyurulan net sıfır karbon emisyonuna ulaşma tarihi de 2045 olarak güncellendi.

Spiegel’in aktardığı bilgilere göre bu yeni hedeflere ek olarak 2040 yılı için de ara hedef konuldu. Buna göre ülke 2040 yılına kadar karbondioksit emisyonlarını yüzde 85 ile yüzde 90 arasında azaltmak için çaba gösterecek.

Mahkeme: İklim Yasası yeterli değil

Almanya’nın en yüksek mahkemesi, yükselen deniz seviyesinin aile çiftliğini yutmasından endişe eden genç bir kadının da aralarında bulunduğu dört kişinin başvurusunu geçtiğimiz hafta sonuçlandırmıştı.

Kararda Almanya iklim yasasının kendi başına gelecek nesillerin haklarını ihlal etmediğini ancak 2031’den itibaren karbon emisyonlarında daha fazla kesinti yapılması için yeterli düzenlemeyi yapmadığını söyledi. Mahkeme, hükümetin 2019 iklim değişikliği yasasını sıkılaştırması için yıl sonuna kadar süre vermişti.

Hedefe nasıl ulaşacağı belirli değil

Hükümetin mahkeme kararından sonra açıkladığı yeni ve daha iddialı olan iklim hedeflerine nasıl ulaşacağı henüz belirli değil.

2030 yılından sonraki yıllar için detaylı bir planlama yapılmamış durumda. Ayrıca kömürden çıkışa dair yapılan bir düzenleme henüz sunulmadı.

Suriye İnsan Hakları Ağı: İç savaş sırasında 709 medya çalışanı öldürüldü

Suriye’de sivillere yönelik hak ihlallerini belgeleyen Suriye İnsan Hakları Ağı, (SNHR) 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü için bir yayımladı.

Raporda, ülkede süren savaştan dolayı gazetecilere yönelik hak ihlallerinin sürdüğü kaydedilirken, iç savaşın başladığı Mart 2011’den bu yana medya alanında çalışan altısı kadın, dokuzu yabancı toplam 709 kişinin öldürüldüğü bilgisine yer verildi.

432 basın çalışanından haber yok

AA‘da yer alan habere göre, iç savaşın başlamasından beri medya alanında çalışan bin 211 kişinin alıkonulduğu belirtildi. Raporda, alıkonulan kişilerden üçü kadın, 17’si yabancı olmak üzere toplam 432 basın mensubundan haber alınmadığı belirtildi.

Medya çalışanlarına yönelik saldırıların son bulması ve alıkonulanların serbest bırakılması çağrısı yapıldı.

Ölenler arasında AA muhabirleri de vardı

İç savaş sırasında öldürülen basın mensupları arasında AA’ya çalışan dört kişi de yer alıyordu. Hayatını kaybeden gazetecilerin isimleri şöyle: Salih Mahmud Leyla, Vesim el-Adil, Mecid Dirani ve Enes Diyab.

Hattat Holding Amasra’da termik santrale karşı çıkan belediye başkanına tazminat davası açtı

Amasra‘da Hattat Holding tarafından yapılmak istenen termik santrale karşı çıkan Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır‘a şirket tarafından 1 milyon liralık tazminat davası açıldı.

Gerekçe olarak ise termik santrala yatırım yapmayı planlayan Çinli şirketlere yazdıkları ve yatırımdan geri çekilmelerini isteyen mektup gösterildi.

‘Şirket itibarı zedelendi’

Cumhuriyet’ten Hazal Ocak’ın haberine göre Hattat Holding’in avukatı, İstanbul 2. Asliye Hukuk Mahkemesi Hâkimliği’ne verdiği dilekçede şirketin itibarının zedelendiğini belirterek müvekkilinin saldırıya uğradığını ve huzura kavuşması için eylemlerin devam etmemesi gerektiğini ifade etti.

Avukat ”Müvekkilimin uğramış olduğu manevi zararın her ne kadar karşılığı olmasa da 1 milyon liralık manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep ederim” ifadelerini kullandı.

‘Santral Amasra halkını zehirleyecek’

Başkan Recai Çakır‘ın avukatı ise Hattat Holding’in dilekçesine karşı yazdığı cevap dilekçesinde iddiaları redderek itibarın zedelenmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını kaydetti.

Dilekçede “Davacıların zehirli termik santral yoluyla para kazanma sevdasına karşı çıkılmaya devam edilecektir. Davacılar Amasra ve Bartın halkının termik santral mücadelesi ile üzülmeye devam edeceklerdir. Davacıların idarelerce korunup kollanmasının önünde hukuk ile durmaya devam edilecektir” ifadeleri kullanıldı.

Söz konusu santral projesinin Amasra halkını zehirleyeceği belirtilen dilekçede davanın reddedilmesi istendi.

’16 yıldır mücadele yürütülüyor’

Belediye tarafından yapılan açıklamada Hattat Holding tarafından yapılması planlanan termik santral projesine karşı 16 yıldır mücadele ettiklerini belirterek bu süreçte santrala karşı açılan davaların lehlerine sonuçlandığı vurgulandı. 2020 yılının kasım ayında şirketin bazı Çinli şirketlerle muhtemel ortaklık içerisinde olacağının duyulması üzerine mektup yollandığının anlatıldığı açıklamada özetle şu ifadeler kullanıldı:

Hattat Holding ve bağlı şirketleri davacı sıfatıyla bu manevi tazminat davasını Amasra Belediye Başkanlığı nezdinde aslında Amasra halkına açmışlardır. Açılan davanın bir baskı ve sindirme amacı taşıdığından şüphe yoktur. Ancak bilinmelidir ki ne Amasra Belediye Başkanı Recai Çakır, ne Amasra Belediye Başkanlığı ne de Bartın-Amasra halkı dün olduğu gibi bugün de Anayasal bir hak olan “Sağlıklı Çevrede Yaşama Hakkı (md.56)’ kapsamındaki onurlu ‘Termiksiz Yaşam’ mücadelesinden bir adım dahi geri atmayacaklardır. Kömürün bölge insanı ile çıkarılmasına evet, termik santrala hayır diyerek sürecin tarafı ve takipçisi olmaya devam edeceğiz.”

Erkekler nisan ayında en az 17 kadını öldürdü

bianet‘in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği Erkek Şiddeti Çetelesi‘ne göre erkekler Nisan’da en az 17 kadını öldürdü, dokuz kadına tecavüz etti.

Erkeklerin öldürdüğü iki kadının koruma veya tedbir kararı vardı. Bir erkek cezaevinden tahliye olduktan sonra kadını öldürdü. En az 13 kadının ölümü basına şüpheli olarak yansıdı.

Öldürülen kadınlar: Arzu İlhan K., Aygül Y., Ayşe C., Berrin Dalyanoğlu K., Emine Fulya Akçelebi, Esra Çelik, Fatma Abravcı, Filiz G., Hatice Işık, Koçer D., Melek Yıldız, Mevlüde P., Mültezim I., Seda K., Selma Ö., Tuba M., Yıldız Gül.

Kıskançlık, namus, iftarda yemek…

Erkeklerin 11 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı. Erkekler, üç kadını “kıskandığı”, bir kadını “namus”, bir kadını “iftarda yemek hazırlamadığı”, bir kadını da “ayrılmak istediği” için öldürdü.

Nisan’da 12 kadını kocası, sevgilisi, eski kocası öldürdü. Üç kadını abi, oğlu gibi aile üyeleri, bir kadını polis arkadaşı öldürdü. Bir kadını öldüren erkeğin yakınlık derecesi basına yansımadı.

10 kadın ev içinde öldürüldü

Erkekler, yedi kadını kadını sokak, otopark gibi ev dışı alanlarda, 10 kadını ev içinde öldürdü.

Erkekler, altı kadını ateşli silahlarla, dokuz kadını kesici aletlerle öldürdü. Erkekler bir kadının kafasını taşla ezerek öldürdü. Erkeklerin bir kadını nasıl öldürdüğü basına yansımadı.

Kadınları öldüren 23 fail erkek vardı, 16’sı tutuklandı. Yedi fail gözaltına alındı.

Erkekler bir çocuğu öldürdü

Erkekler nisan ayında en az bir çocuğu öldürdü. Bir çocuğu babası öldürdü. Fail daha sonra intihar etti. Ayrıca Diyarbakır’da bir çocuğun ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı.

Adana’da bir erkek bir çocuğu rehin aldı.

En az dokuz kadına tecavüz ettiler

Erkekler Nisan 2021’de en az dokuza kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı üç tecavüz vakası basına yansımamıştı.

Erkeklerin tecavüz ettiği kadınlardan üçü zihinsel engelliydi. Beş kadına tanımadığı altı erkek, iki kadına akrabası, iki kadına da kocası tecavüz etti.

Erkekler, iki kadına ormanlık alan, park gibi ev dışı alanlarda tecavüz etti. Erkeklerin yedi kadına nerede cinsel saldırıda bulunduğu basına yansımadı.

Akbelen Ormanı’nın maden için kesilmek istenmesi yargıya taşındı

Muğla İkizköylüler ilçelerindeki Akbelen Ormanı‘nın kömür madeni açılmak için kesilmek istenmesini yargıya taşıdı. Orman Genel Müdürlüğü aleyhine Muğla 1’inci İdare Mahkemesi‘nde açılan davada kesim izninin iptali talep edildi.

Karadam Karacahisar Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği (KARDOK) tarafından açılan davanın avukatlığını ise İsmail Hakkı Atal, Arif Ali Cangı, Murat Obay ve Pembe Saçar üstlendi.

‘OGM suç işliyor’

Yapılan açıklamada “Ormanları korumak için anayasal yükümlülüğü olan Orman Genel Müdürlüğü; Akbelen Ormanı’nı Limak-IC İÇTAŞ ortaklığının sahibi olduğu Yeniköy-Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ’ye para karşılığında satarak, hem anayasal suç işlemekte ve hem de Türk Ceza Kanunu’nun 257-260 maddeleri bağlamında suç işlemektedir” denildi.

Ormanların korunmasının bir halk sağlığı meselesi olduğu belirtilen başvuruda delil olarak orman tahribatı ile koronavirüs tarzındaki salgınların ortaya çıkışı arasındaki bağlantıyı gösteren araştırmalar sunuldu.

’40 yıldır İkizköylüleri zehirliyor’

İkizköy Çevre Komitesi ve KARDOK tarafından yapılan ortak açıklamada “40 yıldır Muğla halkını ve İkizköylüleri zehirleyen Yeniköy-Kemerköy termik santralleri ve diğer termik santraller; artık ülkemizde halk sağlığını ve güvenliğini tehdit eder hale gelmiştir” ifadeleri kullanıldı.

“Ormanları keserek, ormanları parayla satarak koronavirüs salgını derinleştirilerek ekonomik kriz batağından çıkılamayacağı kesindir” denilen açıklama şu ifadelerle son buldu:

Termik santrallerin ve madencilik faaliyetlerinin neden olduğu iklim krizi ve corona virus salgınıyla, çevre-ekoloji mücadelesinin yaşam hakkı mücadelesi haline geldiği kesinleşmiştir. Ormanlarımızı savunmak, hayatımızı savunmakla eş anlamlıdır.”