Ana Sayfa Blog Sayfa 1506

İkizdere’de neler oluyor? (1): Av. Yakup Okumuşoğlu: İnsanların iradesi yok sayılıyor, tek gerçek Cengiz’in iradesi

Rize İkizdere’deki İşkencedere Vadisi’nde Cengiz İnşaat tarafından İyidere Lojistik Limanı inşaatına malzeme temin etmek amacıyla, vadide taş ocağı açılması çalışmalarına karşı halkın direnişi devam ediyor.

Yeşil Gazete’ye İkizdere’de yaşananlarla ilgili konuşan bölge halkının avukatı, aynı zamanda çevre ve ekoloji hareketi avukatı olan Yakup Okumuşoğlu, 15 günden beri müvekkillerinin her sabah saat 03.00-04.00 saatlerinde evlerinden çıkıp kan revan içinde iş makinesinin çalıştığı alana inmeye çalıştıklarını, iş makinelerinin önüne geçip ağaçları korumaya çalıştıklarını ifade etti. 

‘Hukuksuzluk meşrulaştırılmaya çalışıldı’

Okumuşoğlu, bölgedeki doğa tahribatına dikkat çekmelerine rağmen halen iş makinelerinin vadide çalışmaya devam ettiklerini ifade etti. Birkaç gün önce Ulaştırma Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Dr. Yalçın Eyigün tarafından bilgilendirme toplantısı yapıldığını hatırlatan Avukat Yakup Okumuşoğlu, o gün yaşananları şöyle anlattı:

Burada, halka bilgi verme toplantısı adıyla gayri resmi bir toplantı yaptılar. Üstelik de pandemi döneminde kapalı alanda toplantı yaptılar.

Toplantıda, Ulaştırma Bakanlığı tarafından yapılan işlerden bahsedildi.

Bu toplantı amacına ulaştı mı ulaşmadı mı bilemiyorum. Bizim aldığımız bilgi tamamen algı yaratmaya yönelikti.

Milletin gazını almaya geldikleri ve hukuksuzluğu meşrulaştırmaya çalıştıkları bir toplantıydı. Buna da halk tepkisini gösterdi.

Proje tanıtım dosyalarında yazanlarla, hayata geçenler aynı değildir. Bölgenin rehabilite edileyeceğini söylüyorlar, Türkiye’de projeden sonra söylenildiği gibi rehabilite edilen bir yer ben hiç görmedim.”

‘Müvekkillerimin iradesi sarsılacak irade değil’

Yapılan taş ocağı çalışmalarıyla ilgili çok üzüntülü olduklarını dile getiren Yakup Okumuşoğlu, tüm yaşananlara rağmen bölge halkının iradesinin sarsılacak bir irade olmadığını dile getirdi:

Yüreğim parçalanıyor, sinirim bozuluyor. Bazen çok öfkeleniyoruz.

Çünkü insanların iradesi yok sayılıyor, bireyler yok sayılıyor. Buradaki orman, doğa yok sayılıyor.

Sahada tek gerçek var: Cengiz’in iradesi ve devletin kolluk güçleri.

Ama benim müvekkillerimin iradesi sarsılacak bir irade değil. 20 yıllık ekoloji hareketi avukatı olarak buradaki iradeyi çok önemsiyorum.”

Dünyanın en iyi restoranların biri olan Eleven Madison Park’ın menüsünde artık et ve balık yok

Dünyanın en iyi restoranlarından biri kabul edilen Eleven Madison Park, yeniden açıldıklarında menülerinde artık et ve deniz ürünlerinin bulunmayacağını, bunların yerine bitkisel bazlı yemeklerin hazırlanacağını kaydetti.

Restoranın sahibi ve şefi Daniel Humm, çevresel etkiler nedeniyle menülerinde bu değişikliğe gittiklerini kaydetti.

‘Sürdürülebilir değil’

Mevcut sistemin pek çok açıdan sürdürülebilir olmadığını ifade eden Daniel Humm, restoranlarında yapılan değişiklikle ilgili şu açıklamayı yaptı:

Geçtiğimiz yıl hepimizin yaşadığı onca şeyden sonra aynı restoranı açamayacağımız açıktı. Her zaman çevremiz üzerindeki etkimize karşı hassasiyetle hareket ettik.

Ancak mevcut gıda sisteminin pek çok yönden sürdürülebilir olmadığı giderek daha açık hale geliyordu.”

Şef Humm, günlerini mutfakta yeni yemekler, sebze suları, bitki bazlı sütler geliştirerek geçirdiğini söyledi ve “İlk başta sınırlayıcı hissettiren şey özgür hissetmeye başladı. Tüm bunlar bize kaliteli yemeklerin ne olabileceğini yeniden keşfetme güveni verdi” ifadelerini kullandı.

Balıkesir’de 100 hektarlık sazlık alanının kaydı silindi

Balıkesir’in Edremit ilçesinde yer alan ve daha önce belediye tarafından hafriyat deposu olarak kullanılmasına yönelik tepkilerle gündeme gelen Akçay Sazlığı ve sulak alanının 100 hektarı envanterden silindi.

T.C. Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü envanterinde 144,75 hektar olarak yer alan sazlığın 41,67 hektara düşürüldü.

‘İmar hazırlıkları’

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği yaptığı açıklamada bu işlemin bölgenin imara açılacak olmasının bir göstergesi olduğunu belirtti.

Açıklamada Türkiye’nin toplamında kaydedilmiş olan 489 kuş türünün yüzde 30’una, nesli tehlike altında olan yılan balıklarına ev sahipliği yapan Akçay Sazlığı’nın tehlikede olduğu dile getirildi.

‘Kamuoyu bilgilendirilmeli’

Bu durumun “Sulak alanın 100 hektar küçültülmesi, uzun bir süredir kaçak yapılaşma ve imar tehdidi altında olan alanın kurutulup doldurularak yapılaşmaya açılacağının bir göstergesi” olduğu belirtilen açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

Bu durum endişe verici. Balıkesir Büyükşehir Belediyesi ve bazı diğer odakların alandaki imar ve yapılaşma niyetlerini iyice açığa çıkarmıştır. Akçay Altınkum Mahallesinde bulunan 377 dönümlük sulak alan geçtiğimiz yıl Balıkesir Büyükşehir Belediyesi tarafından “rezerv konut alanı” olarak Hazine’den bedelsiz olarak devralındı. Şimdi artık imara açma niyetlerinin yalnız 377 dönüm için değil, tüm sulak alanı kapsadığı ortaya çıkmıştır. Kamuoyu önünde ilgili kurumlara soruyoruz: Söz konusu değişiklik kim tarafından, hangi amaçla yaptırılmış ve bu değişikliğe imza atan yetkililer hangi bilimsel araştırmaya dayanarak bu kararı almıştır? Açıklamada Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nü bu konuda kamuoyuna acilen bir açıklama yapmaya davet edildi.

Greta Thunberg belgeseli 13 Mayıs’ta BBC Earth’te yayınlanacak

İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg‘in iklim kriziyle mücadele için başlattığı ve tüm dünyaya ilham verdiği aktivizm hikayesini anlatan üç bölümlük “Greta Thunberg: A Year to Change the World” belgeseli için geri sayım başladı.

BBC için PBS ve The Open University ortaklığıyla hazırlanan belgesel 13 Mayıs saat 23.00’te BBC Earth kanalında yayınlanacak.

Üç bölümlük belgesel serisi, iklim aktivisti Greta Thunberg’in bir yıl okula ara vererek, küresel ısınma konusunda dünya liderlerine meydan okuduğu ve tüm dünyaya iklim değişikliği konusunda harekete geçme çağrısında bulunduğu süreci konu alıyor.

Bir hareketin doğmasını sağladı

Thunberg henüz 15 yaşındayken hükümetinin iklim konusundaki eylemsizliğini protesto etmek için 2018 Ağustos ayında İsveç Parlamentosu önünde okul grevine çıkmaya başlamıştı.

Bu hareket dünyanın dört bir yanındaki çocuk ve gençlere ilham olmuş ve Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) hareketinin doğmasını sağlamıştı. Thunberg, bu süreçte birçok ülkeyi ziyaret ederek kitlesel eylemlere destek verdi.

Genç aktivist iklim eylemlerine yoğunlaşabilmek için bir yıl boyunca okula gitmeyi dahi bıraktı. Birçok dünya liderinin karşısında konuşmalar yaparak onları iklim eylemsizliğiyle itham etti ve ‘Bu ne cürret?’ sloganını yükseltti.

 

Boğaziçi akademisyenlerinden 40 maddelik hasar tespit raporu

Boğaziçi Üniversitesi‘nde görevli öğretim üyeleri AKP’li Melih Bulu‘nun AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından kayyım olarak atanmasının ardından üniversiteye verilen hasarları raporladı.

40 maddeden oluşan Hasar Tespit Raporu‘nda Ocak ayından itibaren üniversite içerisinde gerçekleştirilen antidemokratik uygulamalar ve hak ihlalleri bir araya getirildi.

40 maddede Boğaziçi’ne verilen zarar

Sosyal medya hesaplarından #HasarTespitRaporu etiketiyle paylaşılan raporda şu maddeler yer alıyor:

  • Üniversiteye seçilmemiş bir rektör atandı
  • Bir gecede iki fakülte kuruldu
  • Bir gecede kurulan Hukuk Fakültesi’ne dışarıdan dekan atandı
  • Atanmış rektör bir gecede kurulan İletişim Fakültesi’ne dekan da oldu
  • LGBTİ+ öğrenci kulübü kapandı
  • Kadın araştırmaları öğrenci kulübünün odasına girmesi engellendi
  • Cinsel tacizi önleme ofisi fiilen kapatıldı.
  • Seçilmiş sosyal bilimler enstitüsü müdürü atanmadı.
  • Seçilmiş fen bilimleri enstitüsü müdürü atanmadı.
  • Atanmış yönetim senatoda mükerrer oy kullandı.
  • Bir gecede kurulan Hukuk Fakültesi’ne dışarıdan temsilci atandı.
  • Üniversite bileşenlerine danışılmadan YADYOK’a müdür atandı.
  • Kampüslerimizde yoğun sivil polis mevcudiyeti bulunuyor.
  • Kampüslerimiz polis ablukası altında.
  • Kampüslerimize her geçen gün daha fazla güvenlik kamerası yerleştiriliyor.
  • Öğrencilerimizin evlerine polis baskınları düzenlendi.
  • Kampüsümüze polis girmesine izin verildi.
  • Öğrencilerimiz gözaltına alındı.
  • Öğrencilerimiz tutuklandı.
  • Yarı zamanlı, emekli hocalarımız ve misafirlerimiz kampüse alınmıyor.
  • Mezunlarımız kampüse alınmıyor.
  • Öğrencilerimize suçlar icat edilerek disiplin soruşturmaları açıldı.
  • Bir öğrencimiz karakolda darp edildi.
  • Öğrencilerimizin faaliyetleri zor kullanılarak engelleniyor.
  • Toplumsal cinsiyet eşitliği ilkemiz ihlal ediliyor.
  • Üniversite çalışanları, emektarları kimliklerinden dolayı dışlanıyor.
  • Kamu kaynakları sömürülüyor.
  • Okulumuzun şiddetsiz iletişim geleneği ve dili tahrip ediliyor.
  • Üniversitemiz ilkelerine aykırı şekilde temsil ediliyor, itibarı zedeleniyor.
  • Demokratik yönetişim geleneğimiz tahrip ediliyor.
  • Üniversitemiz vekaleten yönetilmeye çalışılıyor.
  • Demokratik seçimlerimiz askıya alındı.
  • Güvenlik görevlileri öğrencilerimize psikolojik ve fiziksel şiddet uyguluyor.
  • İş güvencesinden yararlanma hakkı ihlal ediliyor.
  • “Boğaziçi artık bilim üretiyor” gibi söylemlerle çalışmalarımız itibarsızlaştırılıyor.
  • Haberleşme özgürlüğümüz engelleniyor.
  • Haber verme hakkımız ihlal ediliyor.
  • Akademisyenlerimiz ve öğrencilerimiz hedef gösteriliyor.
  • Öğrencilerimiz kutuplaştırılmaya çalışılıyor.

İkizdere direnişine Sezen Aksu’dan destek

Rize İşkencedere Vadisi‘nde Cengiz İnşaat tarafından yapılmak istenen taş ocağı projelerine karşı direnen İkizderelilere bir destek de ünlü müzisyen Sezen Aksu’dan geldi.

Ünlü şarkıcı yaptığı paylaşımda “Bu memleket bizim, analarımızın, babalarımızın, çocuklarımızın memleketi… Bizim iktidarlara verdiğimiz geçici yetki yaşam alanlarımız ve hayatlarımız elimizden alınsın diye değil” ifadelerini kullandı.

Aksu, açıklamasında “Halkınıza böyle davranmakta ısrar ederseniz yetkinizi aşmış ve meşruiyet zeminini kaybetmişsiniz demektir” dedi.

Tarkan paylaştı

Sezen Aksu’nun paylaşımını Tarkan,  “İkizdere sahipsiz değildir”, “İkizdere direniyor” ve “İkizdere taş ocağı olmasın” etiketleriyle paylaştı.

Tarkan kendisi de daha önce İkizdere konusunda paylaşımlar yapmış, “Canım memleketim Rize, canım İkizdere, canım hemşehrilerim! Acılı feryadınızı duyuyorum. İçim yanıyor benim de. Doğanızı, yurdunuzu korumak istemekteki haklı isyanınızı derinden hissediyorum ve bu mücadelenizde tüm kalbimle yanınızdayım” ifadelerini kullanmıştı.

 

Kolombiya’da polis şiddeti tırmanıyor: En az 37 kişi öldürüldü

Kolombiya‘da bir haftadır devam eden vergi reformu karşıtı kitlesel gösterilerde polis şiddeti tırmandı.  Ülke çapında polis şiddetini kayıt altına alan sivil toplum kuruluşu Temblores’e göre polis tarafından öldürülenlerin sayısı 37’ye yükseldi.

Yapılan açıklamada 1708 polis şiddeti vakası kaydedildiği belirtildi. 222 kişinin fiziksel şiddete, 10 kişinin cinsel şiddete maruz kaldığı, 22 kişinin ise gözünden yaralandığı aktarıldı. Ayrıca gözaltına alınan kişi sayısı da 831’e çıktı.

 

Ulusal Kongre Binası’na saldırı

Protestoların merkezi konumundaki, başkentin tarihi Bolivar Meydanı‘na yürüyen göstericiler, ellerindeki döviz ve pankartlarla müzik eşliğinde şarkılar söyleyip hükümetin ekonomi politikalarına bir kez daha tepki gösterdi.

Göstericilerden bazı grupların Ulusal Kongre Binası‘na taşlı saldırıda bulunması üzerine Kolombiya toplumsal olaylara müdahale birimi ESMAD mensubu polisler, göstericilere göz yaşartıcı gaz ve su sıkarak müdahale etti.

Fotoğraf: Juancho Torres/Anadolu Ajansı

Ülkenin en büyük ikinci kenti Medellin‘de ise yürüyüşe geçen çoğunluğu öğrenci binlerce kişi, hükümetin ekonomi uygulamalarına tepki göstermesinin yanı sıra, gösterilerde yaşamını yitirenler nedeniyle polisi protesto etti.

Cali’deki gösterilerde yol trafiğe kapatıldı

Cali’de binlerce kişinin bir araya geldiği şehir merkezinde, gösteriler genelde barışçıl geçerken, bazı gruplar yolu uzun süre trafiğe kapattı.

Cali Belediye Başkanı Jorge Ivan Ospina, kentte gıda ve ilaç sıkıntısı olduğunu vurgulayarak, göstericilerden kamyonların geçişine izin verilmesini istedi.

Sağlık Bakanlığından yapılan açıklamada da protestoculardan oksijen, ilaç ve tıbbi malzeme taşıyan araçların dolaşımına müdahale edilmemesi talep edildi.

Fotoğraf: Juancho Torres/Anadolu Ajansı

 

Amerika İnsan Hakları Komisyonu da olaylara ilişkin bir açıklama yayımlayarak, polisin göstericilere yönelik aşırı güç kullanımını kınadı.

Kolombiya Ombudsman Ofisi ise protestoların başlangıcından bu yana ülke geneli 89 kayıp vakası ihbarı aldıklarını açıkladı.

Öten yandan Devlet Başkanı Ivan Duque, başkanlık ofisinden yaptığı açıklamada, sivil toplum örgütlerinin temsilcileriyle diyaloğa hazır olduklarını belirtti.

Göstericiler tarafından yapılan ölüm yatışı (die-in) eylemi. Fotoğraf: Federico Rios/The New York Times

Yasa tasarısı geri çekildi

Devlet Başkanı Ivan Duque, 2 Mayıs’ta düzenlediği basın toplantısında, ülkede şiddetli protestolara neden olan vergi reformu yasa tasarısını geri çekme kararı aldıklarını belirtmişti.

Ancak ülkedeki yolsuzluk, gelir eşitsizliği, yoksulluk ve sivil haklara saldırılar konusunda tepkili olan halk için bu geri çekilme kararı yeterli olmadı.

Fotoğraf: Federico Rios/ The New York Times

Ulusal grev çağrısı

Kolombiya’da 28 Nisan’da sendikalar, yerel topluluklar, öğrenci grupları ve çeşitli muhalif kesimlerin “ulusal grev” çağrısıyla başlayan vergi reformu karşıtı gösteriler, başta sakin ve barışçıl geçerken, sonrasında şiddetli olaylara sahne olmuştu.

Başkent Bogota başta olmak üzere Medellin, Cali, Baranquilla, Cartagena ve Valle de Cauca dahil 50’den fazla kentte sokağa çıkan binlerce kişi, daha hükümetin yeni reform tasarısını protesto etmişti.

Otobüs, durak, banka ve alışveriş merkezlerinin zarar gördüğü ülke genelinde, birçok kentte sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti.

 

 

Er Caner Sarmaşık’ın Suriye’deki şüpheli ölümü hak örgütleri ve Meclis’in gündeminde

Suriye İdlib‘te, 1. Komando Tugayı Komutanlığı’nda görev yaparken, 29 Nisan’da intihar ettiği öne sürülen er Caner Sarmaşık’ın şüpheli ölümü, Roman vatandaşlar,  Roman Hakları Derneği, HDP ve CHP‘li milletvekilleri tarafından sorgulanıyor. 

Milli Savunma Bakanlığı‘ndan yapılan açıklamada, ölümün intihar sonucu olduğu belirtilmiş; “ilk bilgiler kapsamında Piyade Er Caner Sarmaşık’ın 29 Nisan 2021 tarihinde nöbette iken intihar ettiği tespit edilmiştir. Her olayda olduğu gibi olayla ilgili adli ve idari tahkikat başlatılmıştır. Tahkikat sonuçlanınca kamuoyu ile paylaşılacaktır” denilmişti.

Ancak Roman hakları örgütleri ve konuyu Meclis’e taşıyan milletvekilleri Sarmaşık’ın ölümünün intihar olamayacağını belirtiyor.

Roman Hakları Derneği‘nden yapılan açıklamada,  Sarmaşık’ın ölüm haberi ailesine ulaştığında bazı gerçeklerin ortaya çıktığı kaydedildi:

Kırklareli Vize’de yaşayan ailesi, Caner’in askerlik hizmetini gerçekleştirdiği sırada komutanları ve diğer askerler tarafından Roman olmasından dolayı ayrımcılığa uğradığını ve baskı gördüğünü, bunu da Caner’le yaptıkları telefon görüşmelerinde bizzat Caner’in onlara aktardığını ve bu yüzden canının çok sıkkın olduğunu ve psikolojisinin iyi olmadığını söyledi.

Caner’in askere gitmeden yaklaşık bir yıl öncesinde askerlik için hazırlık yaptığı özellikle spora başladığı ve askere gitmeye çok hevesli olduğu hatta gönüllü olarak Suriye’ye gitmek istediği ailesi ve yakınları tarafından anlatılıyor.

Askerlik dönüşü için evlilik planları yapan ve geleceğe dönük planları çevresi tarafından bilenen Caner Sarmaşık neden intihar etti?”

Haberin Roman mahallelerinde büyük tepkiye yol açtığı, yürüyüş ve gösteriler gerçekleştirildiği belirtilen açıklamada, bu ölümün, Romanların doğdukları günden itibaren maruz bırakıldıkları ayrımcı tutum ve davranışların sonucu olduğuna dikkat çekildi ve şu talepler dile getirildi: 

“Caner’in okuma yazması olmadığı için derslerde başarılı olamıyordu. Bu nedenle komutanı tarafından hakarete uğradığı ve “Pis Şopar siz teneke çalmayı ve oynamayı bilirsiniz ama iki satır şeyi ezberleyemiyorsun!” gibi hakaretlere uğradığı söylenmektedir.

Unutmamalıdır ki, askere giden tüm geçler devletin sorumluluğu altındadır. Bütün bunlar gözetilerek İçişleri Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nden;

  1. Ailenin aktarımları gözetilerek Caner’i intihara sürükleyen nedenlerin araştırılmasını ve sürece dair etkin bir soruşturmanın yürütülmesini,
  2. Yürütülecek soruşturmanın eşit yurttaşlık hakkı gözetilerek yapılmasını,
  3. TSK içerisinde Romanlara yönelik ve her tür ayrımcılığa tolerans gösterilmemesine,
  4. Caner Sarmaşık’ın uğradığı iddia edilen ayrımcılık temelli mobbing iddialarının araştırılmasını,
  5. Nefret temelli suçlara ve askeri kurumlar içerisinde Roman gençlerin maruz kaldığı ayrımcı tutum ve davranışların araştırılması ve cezasızlık politikalarının oluşmasına imkân verilmemesi,
  6. Asker ocağında hayatını kaybeden Caner’in şehit kabul edilmesini,
  7. Kamuoyuna aydınlatıcı bilgilendirme yapılmasını

talep ediyoruz.”

Şüpheli ölüm Meclis gündeminde

HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül ve İstanbul Milletvekili Hüda Kaya ile CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu da intihar iddialarını Meclis gündemine taşıdı.

Hüda Kaya, Millî Savunma Bakanı Hulusi Akar’a Caner Sarmaşık’ın şüpheli ölümüne ilişkin olarak, “Komutanı tarafından aşağılanan ve tehdit edilen Caner Sarmaşık, solak olduğu halde kendini kalbinden nasıl vurdu?” diye sordu.

Hüda Kaya verdiği soru önergesinde, Sakarya Romanlar Derneği Başkanı Orhan Tangel’in bu olayın intihar değil, bir cinayet olduğunu ifade ettiğini belirterek, ‘’Caner Sarmaşık ailesini arayarak bu komutan ‘benim üzerime çok geliyor ne yapacağımı bilemiyorum’ diyor. Ailesi de muhtara gidiyor ve muhtar da bölük komutanını arıyor. Sonrasında komutan, ‘Sen aileni niye arıyorsun, bizi şikâyet ediyorsun?’ gibi cümleler kullanıyor. ‘Allah’ın şoparı, geri zekalı’ gibi hakaretlere maruz kalıyor Roman olduğundan dolayı. Bu konuşmadan sonra tekrar ailesini arıyor, Bana sizinle konuştuğum için yine ‘Seni bak ne yapacağım, seni gerekirse burada öldüreceğim, burada gömeceğim ve ailene de bu onuru, şehitliği yaşatmayacağım’ ifade etmiştir” dedi.

Kaya, Akar’ın yanıtlaması amacıyla şunları sıraladı:

  • Caner Sarmaşık isimli askerin intihar ettiği iddiası doğru mudur? Araştırıldı mı? Doğru ise otopsisi yapılmış mıdır ve sonucu nedir?
  • Caner Sarmaşık isimli askerin, arkadaşları ve komutanları tarafından intihara meyledecek izlenimi edinilmiş midir? Bu konu ile ilgili arkadaşları ve komutanlarından bilgi /ifadeleri alınmış mıdır?
  • Caner Sarmaşık isimli askerin, intihar etmesi ile ilgili soruşturma başlatılmış mıdır? Başlatılmış ise hangi aşamadadır?
  • Son 5 yıl içinde kışlada hayatını kaybeden asker sayısı kaçtır? Rütbelere ve kütük kayıtlarına göre dağılımı nedir?
  • Son 5 yıl içinde kışlada intihar ederek hayatını kaybeden asker sayısı kaçtır? Rütbelere ve kütük kaydına göre dağılımı nedir?
  • Bakanlığınızın kışlada yaşanan intihar vakalarını önlemek adına yaptığı herhangi bir çalışma bulunmakta mıdır?

‘Naaşı bayrağa sarılmadan, sessiz sedasız defnedildi’

CHP İzmir Milletvekili Özcan Purçu da Caner Sarmaşık’ın askerliği süresince komutanları tarafından nefret söylemlerine maruz kaldığına ve ölümünün şüpheli olduğuna ilişkin ciddi iddialar bulunduğu gerekçesiyle verdiği yazılı önergesinde, Sarmaşık’ın kendisine yönelik nefret söyleminde bulunduğunu söylediği komutanının silahı ile askeri birliğinde intihar etmesinin kafalarda soru işareti yarattığını belirtti. Purçu, Caner Sarmaşık’ın naaşının Türk bayrağına sarılmadan, bir köşede sessiz sedasız defnedildiği yönündeki iddialara ilişkin Milli Savunma Bakanlığı’ndan yanıt beklediklerini bildirdi.

CHP’li Purçu, Bakan Akar’dan şu soruların yanıtını istedi.

  • Er Caner Sarmaşık’ın kesin ölüm sebebi nedir?
  • Er Caner Sarmaşık’ın “şüpheli ölümü” iddialarına ilişkin idari ya da hukuki bir soruşturma başlatılmış mıdır? Sonuçları ne olmuştur?
  • Er Caner Sarmaşık’ın ölümüne ilişkin otopsi raporu aile ile paylaşılmış mıdır? Otopsi raporunda, intihar ettiğine dair ne gibi belirtiler bulunmaktadır?
  • Ayrımcı söylemlere maruz kaldığını belirten Er Caner Sarmaşık’ın bu süreçte bağlı bulunduğu komutanlığa herhangi bir şikâyeti olmuş mudur? Buna yönelik inceleme başlatılmış mıdır?
  • Er Caner Sarmaşık’ın askerlik yaptığı bu birimde daha önceden bu tür nefret söylemlerine ilişkin bir şikâyet; kayıt bulunmakta mıdır? Bulunmuşsa buna yönelik ne tür idari/hukuki önlemler alınmıştır?
  • Nefret söylemine ilişkin taburunda bulunan diğer asker arkadaşlarının da ifadeleri alınmış mıdır?
  • Er Caner Sarmaşık’ın cenaze işlemlerinde nasıl bir prosedür izlenmiştir? Defin yeri ve işlemleri konusunda ailenin rızası alınmış mıdır?
  • Er Caner Sarmaşık’ın naaşı neden Türk Bayrağına sarılmamıştır?
  • Er Caner Sarmaşık’ın kendi silahı varken başka bir silahla hayatını kaybetme nedeni araştırılmış mıdır? Araştırılmışsa bu durum uzmanlar tarafından nasıl açıklanmıştır?
  • Er Caner Sarmaşık’ın silahla vurulması kendi nöbet saatinde mi gerçekleşmiştir?
  • Suriye’de Caner Sarmaşık’ın bölüğünde askerler kaç saat nöbet tutmaktadırlar ve nöbet aralıkları nedir?
  • Er Caner Sarmaşık eğer o gün vurulma anında nöbet saatinde ise o güne ait nöbet çizelgesi var mıdır?
  • Er Caner Sarmaşık nöbeti kimden devralmıştır?
  • Er Caner Sarmaşık’ın otopsi raporunda ağzın iç kısmında sineklerin yumurta larvaları bıraktığı tespit edilmiştir. Bu durum Caner Sarmaşık’ın vurulma anı ile bulunma anı arasında çok uzun süre geçtiğini göstermektedir. Vurulduğu ve bulunduğu an arasındaki süre neden uzundur, bulunması neden vakit almıştır?
  • Er Caner Sarmaşık bulunduğu yer, nöbet tuttuğu yer midir? Nöbet tutuğu yer, askerlerin yerleşkesinden ne kadar uzaklıktadır?
  • Er Caner Sarmaşık’ın vurulduğu merminin hangi silahtan çıktığı araştırılmış mıdır? Araştırılmışsa hangi silahtan çıkmıştır?
  • Otopsi raporunda Caner Sarmaşık’ı vuran silahın kaç metreden ateş ettiği tespit edilememiştir. Elinizde bununla ilgili bir bilgi mevcut mudur?
  • Er Caner Sarmaşık’ı vuran silah incelenmiş midir? Buna dayalı rapor var mıdır?
  • Otopsi raporunda Caner Sarmaşık’ın intihar ettiği yazmaktadır. Buna göre Caner Sarmaşık’ın son günlerde psikolojisi bozulduysa bunu komutanları neden tespit edememiştir? Bu bağlamda psikolojisi bozulmuş bir askere silah vererek nöbet tutturan komutanlar ile ilgili soruşturma başlatılmış mıdır?”

 

Riva Deresi yeniden siyaha döndü: Kanalizasyon gibi akıyor

İstanbul Beykoz‘da yer alan Riva Deresi‘nde yıllardır süren kirlilik, son günlerde yeniden arttı. Yüzeyi atıklarla kaplanan derede balık ölümleri arttı.

Ölen balıkların yüzeye çıktığı derede, suyun rengi siyaha döndü. Diğer canlıların da yaşam savaşı verdiği derenin dibini ise balçık kapladı.

‘Evlerde duramıyoruz’

Bozhane Mahallesi‘nde yaşayan Metin Türk, DHA’ya yaptığı açıklamada “Ömerli tarafındaki fabrikaların atıkları dereyi bu hale getiriyorlar. Haliç’ten daha kötü oldu. Yaz geliyor, sinekler başladı koku başladı, evlerde rahat yatamıyoruz, uyuyamıyoruz. Bir an önce birilerinin buna önlem alması lazım. Kurbağa bile yaşamıyor” dedi.

Doğma büyüme Bozhaneli olan Cem Güleç de “Kesinlikle doğal bir kirlilik değil. Açık kanalizasyon gibi akıyor. Hiç bir balık yaşamıyor Dere her geçen gün daha kötüye gidiyor. Çevrede denetlenmeyen arıtması olmayan fabrikalar var. İSKİ’ye bağlı arıtma tesisi var. Netleşmiş bir durum yok ama derenin bu kirliliğinde, arıtılmadan verilen suyun olduğunu düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

‘Eskiden millet içiyordu bu suyu’

26 senedir mahallede yaşayan bir vatandaş ise “Balık tutup yiyorduk burada, sudan faydalanıyorduk, millet bahçesini suluyordu. Şimdi sulanacak bir vaziyeti yok. Balığın eseri kalmadı. Burada buğday bile yıkanıyordu, millet içiyordu bu suyu” ifadelerini kullandı.

Öte yandan İSKİ’den geldiklerini bildiren bir grup, dere ve çevresinde incelemelerde bulundu. Muhtar ve mahalleliyle görüştü.

Geçtiğimiz yıl yaşanan kirlilik sonrası Beykoz Belediyesi yetkilileri, bölgede bulunan İSKİ Atık Su Arıtma Tesisi’nin kapasitesinin artan nüfusla birlikte yetersiz kaldığını ve bu nedenle atık suların dere suyuna karıştığını belirtmişti. İBB de derede çalışma yapmıştı.

 

Uluslararası Enerji Ajansı: Yenilenebilir enerjiye geçişte kritik minerallere talep artacak

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) “Temiz Enerji Dönüşümünde Kritik Minerallerin Rolü” raporunu yayınladı. Raporda bakır, lityum, nikel, kobalt ve nadir toprak elementlerinin küresel enerji dönüşümünde büyük önem taşıdığı belirtiliyor.

Talep görünümü ve tedarik sorunları minerallere göre değişkenlik gösterse de küresel enerji sektörünün toplam kritik mineral ihtiyacının hükümetlerin emisyonları azaltma hızına bağlı olarak 2040’a kadar altı kat artacağı öngörülüyor.

Elektrikli araçta mineral talebi 30 kat artacak

AA’nın rapordan aktardığı bilgilere göre elektrik araç bataryaları ve depolamada mineral talebinin 2040’a kadar en az 30 kat artması bekleniyor.

Düşük karbon elektrik üretiminin giderek daha yaygın hale gelmesiyle ise bu sektördeki kritik mineral talebinin 2040’a kadar üç kat artacağı tahmin ediliyor.

Bakır ve alüminyum talepleri

Bu kapsamda rüzgar enerjisi başı çekerken, güneş enerjisi ve büyüyen elektrik altyapısının da özellikle bakır ve alüminyum talebinin yükselmesinde etkili olması bekleniyor.

Böylece, iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerinin başarıya ulaşmasında kilit rol oynayan temiz enerji teknolojilerinde hızla artan kritik mineral ihtiyacının karşılanması için tedarik kaynaklarının genişletilmesine ihtiyaç duyuluyor.

Politika yapıcılara altı öneri

Bir emtia olan ve dünyanın farklı bölgelerinde üretilen petrolün aksine lityum, kobalt ve bazı nadir toprak elementlerinin toplam tedarikinin yaklaşık yüzde 75’i Çin, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve Şili başta olmak üzere sınırlı sayıda ülkede gerçekleştiriliyor.

Kritik metallerde stabil bir tedarik zinciri oluşturmak ve temiz enerji dönüşümünün hızlanmasına destek sağlamak için politika yapıcılara sunulan 6 temel öneri arasında hükümetlerin uzun dönemli emisyon azaltma taahhütlerini belirlemesi, teknolojik gelişmeleri desteklemesi, temel tedarik kaynakları üzerindeki baskıyı azaltmak için geri dönüşümün hızlandırılması, yüksek çevresel ve sosyal standartların sürdürülmesi ve üretici ile tüketiciler arasında uluslararası iş birliğinin güçlendirilmesi yer alıyor.

‘Kırılganlıklar dikkate alınmalı’

IEA Başkanı Fatih Birol, rapora ilişkin yaptığı değerlendirmede, verilerin dünyadaki güçlü iklim hedefleri ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesinde temel rol oynayan kritik minerallerin tedariki arasında bariz bir uyumsuzluk olduğunu belirterek, şu ifadeleri kullandı:

Bunlar aşılmayacak zorluklar değil fakat hükümetlerin iklim taahhütlerini nasıl aksiyona dönüştürecekleri konusunda açık sinyaller vermesi gerekiyor. Şu anda ve birlikte hareket ederek, hükümetler fiyat oynaklığı ve tedarik sıkıntılarına yönelik riskleri önemli ölçüde azaltabilirler. Bu kırılganlıklar dikkate alınmazsa, temiz enerji geleceğine doğru olan küresel gelişimi yavaşlatabilir ve daha maliyetli hale getirerek iklim değişikliğini önlemeye yönelik küresel çabaları da sekteye uğratabilir. 21. yüzyılda enerji güvenliği bu parametrelerden oluşuyor.”