Ana Sayfa Blog Sayfa 1504

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan Sıfır Atık Kısa Film Yarışması

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, sıfır atık bilincini ve farkındalığını artırmak amacıyla kısa film yarışması düzenliyor.

Bakanlığın Sıfır Atık Projesi’nin tanıtımı, değerlendirilebilen atıkların ülke ekonomisine katkısı ile atıkların doğaya verdiği zararlara ilişkin öğrencileri düşünmeye sevk ederek, sıfır atık bilincini ve farkındalığını artırmak amacıyla düzenleyeceği yarışmaya, lise ve üniversite öğrencileri katılabilecek.

Sıfır atık ve insan yaşamı ile doğa üzerine etkilerinin vurgulanacağı yarışmaya öğrenciler bireysel katılabilecekleri gibi grup olarak da katılabilecek.

Son başvuru 25 Mayıs’ta

Bakanlığın Twitter hesabından Sıfır Atık Yarışması’nın tanıtım videosu paylaşılarak, “Ben daha iyisini çekerim diyorsan seni de ödüllü Sıfır Atık kısa film yarışmamıza bekliyoruz” denildi.

Yarışmaya katılacak kısa filmlerin süresi 5 dakikayı geçmeyecek. Yarışmada, birinciye 20 bin, ikinciye 15 bin, üçüncüye ise 10 bin lira ödül verilecek. Yarışmaya, sifiratikyarismasi.com adresinden 25 Mayıs’a kadar çevrimiçi başvuru yapılabilecek.

Twitter kullanıcılara para göndermeyi sağlayan Bahşiş Kutusu’nu denemeye açtı

Sosyal medya platformu Twitter, kullanıcıların sevdikleri hesaplara doğrudan para gönderebileceği “Bahşiş Kutusu” özelliğini Android ve iOS uygulamalarında denemeye sürecine açtı.

Kullanıcılar sevdikleri bir hesabın adının yanına eklenen dolar işaretine tıklayarak onlara bahşiş gönderebilecek. İsteyen kullanıcılar kendilerine bahşiş gönderilmesi özelliğini kapatabilecek.

https://twitter.com/Twitter/status/1390396166496522247

Takip ettiği kişiye bahşiş vermek isteyen kullanıcılar, beş adet uluslararası ödeme yönteminden birini seçerek, işlemi gerçekleştirecek. Bu beş yöntem ise şunlar: Bandcamp, Cash App, Patreon, Paypal ve Venmo.

Bütün İngilizce Twitter kullanıcılarının bugünden itibaren bahşiş için dolar işaretini görebileceği belirtildi.

Soylu içki yasağı hakkında konuştu: Bu bir sağlık meselesi

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu katıldığı TV programında tam kapanma döneminde getirilmeye çalışılan alkollü içki yasağına ilişkin açıklamalar yaptı.

“İdeolojik bir tavır ortaya koymaya gerek yok, bu bir sağlık meselesi” ifadelerini kullanan Soylu içki yasağın sağlık gerekçesiyle alındığını ima etti.

TV24’e katılan Soylu, “Alkol meselesi kendiliğinden çıkmış bir iş değil. Biz yaklaşık 2 aylık bir süre Avrupa’yı takip ettik. Kendi tecrübelerimizle bunları pekiştirdik, istişarelerimizi yaptık, kendimize bir yol haritası belirledik” ifadelerini kullandı.

‘Vatandaşımızın yüzde 78’i normal buldu’

Marketlerde cumartesi-pazar alkol yasağının aralık ayı itibariyle başladığını hatırlatan Soylu, “O dönemde de yaptılar bunu, hem kapanmayla hem de yılbaşıyla ilgili. Vatandaşımızın yüzde 78’i bunu normal gördüğünü söyledi” dedi. Soylu şu ifadeleri kullandı:

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kuralı koymuş. Demiş ki, ‘Alkolden kaçınarak bağışıklık sisteminizi sağlığınızı koruyun’, ‘Ayık kalın’, ‘Hızlı karar almanız gereken zamanlarda kimseyi riske etmeyin’, ‘Limitinde alın’, ‘Alkol alımında evde bile olsa sosyal mesafenin korunmaması riski yüksektir’, ‘Özellikle kısıtlama günlerinde alkol alabilme imkanına sahip olursan daha fazla tüketirsin’, ‘Aile içi şiddetin alkol kullanımıyla arttığı görülmektedir’.

Bunu siyasallaştırmaya gerek yok, ideolojik bir tavır ortaya koymaya gerek yok, bu bir sağlık meselesi.”

İkizdere’de neler oluyor?(3): İkizdere direnişçileri Ayşe Baş-Güngör Baş: Çok ızdırap çekiyoruz, yuvamız gidiyor

Rize İkizdere‘de taş ocağına karşı direniş devam ederken, İkizdere’deki direnişçiler Ayşe Baş ve Güngör Baş bölgede yaşananları anlattı.

Yeşil Gazete’ye konuşan Ayşe Baş ve Güngör Baş, balıkların, suların yok edildiğine dikkat çekerek, bölgenin insansızlaştırılmak istendiğini ifade etti.

‘Çok ızdırap çekiyoruz’

Ayşe Baş, her gün köye gittiklerini, ancak oraya varabilmek için de çok mesafe kat ettiklerini şöyle anlattı:

Çok ızdırap çekiyoruz.

Jandarma yollarımızı hep kesti. Çok uzak yerlerden, tepelerden yine de devam ediyoruz. Sahur yemeğini yediğimiz zaman hemen elimizde el fenerleriyle köyün başına çıkıyoruz. Kepçenin önüne çıkmak için.”

‘Her şeyimiz burada’

Ayşe Baş, yaşam alanlarına kıyılmak istendiğini ifade etti ve şu açıklamalarda bulundu:

Her şeyimizi biz burada yaparız. ‘Burası bizim ambarımız diyoruz’ ama yine fayda yok.

Bizim buraları terk etmemizi istiyorlar, ama terk edecek değiliz.

Bizim buralara böyle şeyler olmaz. Hala daha ‘Bir şey olmaz’ diyorlar.

Burası kıyılabilecek bir yer değil, bizim yaşam alanlarımız her şeyimiz burada.”

‘Bizim yuvamız gidiyor’

Bölgenin insansızlaştırılmak istendiğine dikkat çeken Güngör Baş ise, şunları söyledi:

Bizim her şeyimiz gidiyor, bizim yuvamız gidiyor. Balığımızı yok ettiler, suyumuz bitti.

Tüm canlılar yok ediliyor. Bizler yaşıyoruz, ama burada geçim kaynağımız kalmayınca bizler de yok olacağız. Burası insansızlaştırılmak isteniyor.”

Güngör baş, evlerine 3-4 kilometre uzaklıkta bulunan taş ocağındaki patlamaları evlerinden hissettiklerini, taş ocağının hayata geçmesi halinde de evlerinin hemen yanı başında bu durumun yaşanacağını söyledi.

Çiftçiler Sendikası: Üreticiler market zincirlerinin insafına bırakıldı

“Tam kapanma” uygulaması hakkında açıklama yapan Çiftçiler Sendikası, her yerde haftada bir ve aynı gün pazar yeri açma uygulamasıyla tüketicilerin gıdaya erişebilmesi için market zincirlere muhtaç kalması sağlandığını belirtti.

“17 Günlük Tam Kapanma Market Zincirlerine Hizmet Ediyor!” başlıklı açıklamada,  çözümün halkın gıda sisteminde, “Gıda Egemenliği’nde” olduğu vurgulandı. Çiftçiler Sendikası Başkanı Ali Bülent Erdem ile Örgütlenme Sekreteri Adnan Çobanoğlu imzasıyla yayınlanan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:

“… Bütün zorluklara rağmen ısrarla üreten çiftçilerin pandemi yasakları nedeniyle tarlalarına gitme zorluklarına, 17 günlük tam kapanma döneminde pazara erişim yasakları da eklendi. Pazar yerleri kapatıldı. Malını toptancı hallerinde de satamayan çiftçiler, emeklerinin karşılığı olan ürünlerini Antalya’dan başlayarak çöpe dökmeye başladı.

Bir yanda ürünlerini pazara götürüp satamayan, çöpe döken veya tarlasında bırakan çiftçiler; diğer yanda ise marketlerin fahiş fiyatından sebze ve meyve almak zorunda kalan veya yeterli geliri olamadığından dolayı alamayan tüketiciler… İktidar sonuçta, görmek zorunda kaldığı bu durum karşısında sadece Cumartesi günleri il ve ilçelerde, bir yerde pazar yeri açma kararı aldı. Açıktır ki, bu karar çiftçilerin sorunlarını çözmeyeceği gibi tüketicilerin gıdaya erişim sorununu da çözmez. İl ve ilçelerde sadece bir pazar yerinin haftanın bir günü açık olması, daha çok kalabalık ortam yaratacağı için salgının yaygınlaşmasına da yol açar. Üreticilerin aracı ve market zincirlerinin insafına bırakılmasının devamını sağlar.

…Tüketicilerin daha uygun koşulda gıdaya erişebildiği, üreticilerin de daha iyi fiyata ürünlerini satabildiği pazar yerlerinin Covid koşullarına uygun bir hale getirilmesi, çoğaltılması ve gerekli denetimi kamunun yapması gerekirken, her yerde hafta da bir ve aynı gün pazar yeri açma uygulamasıyla tüketicilerin gıdaya erişebilmesi için market zincirlere muhtaç kalması sağlanıyor. Çiftçiler ürünlerini zararına satmak, tüketiciler de tüketecekleri gıdayı değerinin çok üzerinde bir fiyatla marketlerden temin etmek zorunda bırakılıyor. Kaybedenler ekonomik kriz içinde olan tüketicilerle, tarımsal ürün üretmek için tüm aile fertleriyle birlikte çalışan çiftçiler oluyor. Kazananlar ise belli: Aracılar ve zincir marketler.”

‘Çözüm gıda egemenliği’

İktidarın şirketleri koruyan ve kollayan bu politikalarının gıda enflasyonu yarattğını, sağlık krizinin yanısıra ekonomik ve gıda krizi tehdidini de beraberinde getirdiği kaydedilen açıklamada şunlar kaydedildi:

“Sonuç olarak; tarım ve gıdanın tohumdan başlayarak, üretimi, girdilerinin sağlanması, işlenmesi ve pazarlanmasına kadar olan sürecin kontrolü küresel şirketlerin eline geçtikçe, daha farklı ifadeyle şirketlerin gıda sistemi kuruldukça, tüketiciler nasıl üretildiklerini bilmedikleri ürünleri, şirketlerin belirledikleri fiyatlarla tüketmek zorunda kalıyorlar. Buna karşı çıkmak, “Dur!” demek gerekir. Küçük çiftçiler, aile tarımı yapanlar ve sağlıklı gıdaya erişme ihtiyacı duyanlar, şirketlerin gıda sistemi karşısında kendi gıda sistemlerini kuracak bir mücadeleyi birlikte yürütmek zorundadır. Çözüm halkın gıda sisteminde, yani Gıda Egemenliği’ndedir.”

Fildişi Sahili’ndeki kakao çiftliklerinin yüzde 15’i korunan orman alanlarında çıktı

Yapılan yeni bir araştırma dünyanın en büyük kakao yetiştiricisi olan Fildişi Sahili’ndeki kakao çiftliklerinin yaklaşık yüzde 15’inin korunan orman alanlarında olduğunu ortaya koydu.

Araştırmanın sonuçları Avrupa Birliği (AB) delegasyonuna da sunuldu. Bulgular, ülkenin beklenen AB yasasında belirlenen standartların ihlal edildiği anlamına geliyor.

Mevzuat çağrısı

Kahve ve Kakao Konseyi (CCC) tarafından yapılan çalışmada, “Nüfus sayımının sonuçları, kahve ve kakao sektörünün stratejik gelişimi için gerekli olan güvenilir bir veri tabanı sağlıyor” ifadeleri yer alıyor.

Fildişi Sahili’nin en büyük ticaret ortağı olan AB milletvekilleri, ormansızlaşma ve insan hakları ihlalleri ile bağlantılı ürünlerin ithalatını önlemek için mevzuat çağrısında bulunmuştu.

‘Kakao üretimini takip etmek mümkün’

Çalışma, küresel kakao üretiminin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturan Fildişi Sahili’ndeki kakao üretiminin izlenebileceğini ve sertifikasyon sistemine dahil edilebileceğini gösteriyor. Bu da, korunan orman alanlarında üretilen kakaoların inceleme sonrası reddedilebileceği anlamına geliyor.

AB yürütme organı olan Avrupa Komisyonu’nun bu yıl içinde önereceği yasaya göre, 27 üye devlete ihraç edilen tüm tarımsal hammaddelerin bir izlenebilirlik, sertifikasyon, orman koruma sistemi göstermesi ve üretici yoksulluğuna karşı savaştığını göstermesi gerekiyor.

Bir milyon üretici var

Tüm kakao çiftçilerinin tanımlanmasını içeren çalışma, Fildişi Sahili’nde 2,5 milyon hektardan fazla tarım yapan yaklaşık bir milyon küçük kakao üreticisi olduğunu söyledi.

Raporda ek olarak çiftçilere yapılacak ödemelerin, mobil para da dahil olmak üzere yeni bir nakitsiz sistemle kolaylaştırılacağı belirtildi.

 

Lihtenştayn Prensi, Avrupa’nın ‘koruma altındaki en büyük ayısını’ öldürdü

Rumen çevre örgütü Agent Green ve Avusturyalı sivil toplum örgütü VGT yaptıkları açıklamada, Arthur adlı ayının Karpat Dağları‘nın koruma altındaki bir bölgesinde Prens Emanuel von und zu Liechtenstein tarafından mart ayında vurularak öldürüldüğünü iddia etti.

STK’lere göre, Avusturya‘nın Riegersburg bölgesinde yaşayan prens, Romanya Çevre Bakanlığı tarafından Ojdula’daki çiftliklere zarar veren bir dişi ayıyı vurması için özel onay aldı.

Ancak STK’ler, “Prens gerçekte, sorunlu ayıyı öldürmedi, ormanın derinliklerinde yaşayan ve hiçbir zaman insanların bulunduğu bölgelere yaklaşmamış bir erkek ayıyı  öldürdü”  açıklamasını yaptı. Arthur adlı ayının  bölgede Ajan Green korucusu tarafından uzun yıllardır gözlemlendiği  ve insanların varlığına ve sunduğu yiyecek kaynaklarına alışkın olmayan vahşi bir hayvan olduğu ifade edildi.

Av için 7 bin Euro ödemiş

Associated Press haber ajansı ise Prens Emmanuel’e Mart ayında Covasna ilçesinde dört günlük avlanma izni verildiğini ve 13 Mart’ta 17 yaşındaki bir boz ayıyı öldürdüğünü  doğrulayan resmi av belgeleri olduğunu bildirdi. Prensin ayrıca av için 7 bin euro ödediği aktarıldı.

 

Avrupa’nın en büyük ayısıydı

Agent Green’in başkanı Gabriel Paun, Arthur’un 17 yaşında olduğunu, Avrupa Birliği‘ndeki bilinen en büyük ayı olduğunu söyledi. Paun, “Prensin köye gelen bir dişi ayıyı ormanın derinliklerinde var olan en büyük erkekle nasıl karıştırabileceğini merak ediyorum. Prensin sorunu çözmeye gelmediğinin açık olduğunu düşünüyorum” dedi.

Boz  ayılar, uluslararası ve Romanya yasaları kapsamında korunan türler arasında yer alıyor. Bu kapsamda Romanya, 2016 yılında ödül amacıyla düzenlenen kupa avını yasakladı. Ancak, birbirini izleyen hükümetler, ciddi hasara neden olan veya insanları tehdit eden ayıların Çevre Bakanlığı tarafından izin verilmesi halinde öldürülmesini onayladı.

Ayılar iklim krizi ve habitat yıkımı nedeniyle büyük sorun yaşıyor

VGT’nin kampanya koordinatörü Ann-Kathrin Freude konuyla ilgili şunları söyledi:  “Kupa avı istisnasız yasaklanmalıdır. Aksi takdirde, Avrupa’nın çoğunda olduğu gibi çatışmalar artacak ve türler tehlike altında olacak. Prens Emanuel’in bu güzel ayıyı öldürmek için bir istisnayı kötüye kullanması Avusturya için utanç verici. Ayılar, hali hazırda  çok sayıda tehditle karşı karşıya: Habitat bozulması, iklim değişikliği ve insan zulmü. Çevre bakanlığı, ayı-insan çatışmasına yol açan nedenleri değil, sonuçlarını ele almalıdır.”

Romanya Çevre Bakanı Tánczos Barna da bir tv kanalına yaptığı açıklamada, prens tarafından öldürülen ayının derogasyon kapsamına girip girmediğini belirlemenin “son derece karmaşık” olduğunu, ancak bir soruşturma başlatıldığını söyledi.

Alparslan Kuytul’un gözaltı süresi uzatıldı

Furkan Vakfı üyelerine cami içerisinde yapılan biber gazlı müdahalenin ardından cemaatin birçok üyesi ile birlikte 3 Mayıs tarihinde gözaltına alınan Vakfın kurucu başkanı Alparslan Kuytul‘un gözaltı süresi uzatıldı.

Adana Emniyet Müdürlüğü’nde tutulan Kuytul, sabah saatlerinde sağlık kontrolünden geçirildikten sonra yeniden emniyete götürüldü.

400 kişiye gözaltı

3 Mayıs gecesi 22 camiye yapılan eş zamanlı polis baskınlarında Ramazan ayında “kendini ibadet etmeye adama ve dünya işlerinden uzak durma” anlamına gelen itikaf yapmak için bir araya gelen 400 kişi daha gözaltına alınmıştı.

Sorgulanmak üzere emniyete götürülen şüphelilerin bazıları serbest bırakıldı, Alparslan Kuytul ile birlikte bazı kişilerin de gözaltı süresi uzatıldı.

https://twitter.com/furkanvakfi/status/1390278283875528707

Emniyet önünde polis müdahalesi

Yapılan polis baskınlarını ve uzatılan gözaltı süresini protesto etmek isteyen kitle Adana Emniyet Müdürlüğü önünde bir araya geldi. Kitle attığı sloganlarda “itikaf yapmayı” suç olarak ve camiye gitmeyi “işgal etmek” olarak tanımlayan Adana Emniyet Müdürü’nün istifasını talep etti.

Buradaki eyleme de polis müdahale etti. Furkan Vakfı sosyal medya hesaplarından paylaşılan görüntülerde birçok kişinin yapılan müdahale sonrasında yaralandığı gözüküyor.

Kitle polis tarafından yapılan müdahaleye yuhalayarak tepki gösterdi.

https://twitter.com/furkanvakfi/status/1390291263627448321

Emniyet Genel Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada “Furkan Eğitim ve Hizmet Vakfı’nın eski yöneticisi Alparslan Kuytul ve yandaşları tarafından itikaf ibadeti bahane edilerek bir provokasyon girişiminde bulunulduğu ortadadır. Meydana gelen olayın istismar üzerinden tahrik etme amacı taşıdığı açık ve nettir” denildi.

Neler yaşandı?

Daha sonradan yerine kayyım atanan Furkan Vakfı kurucusu ve eski başkanı Alparslan Kuytul‘un Ramazan ayında “kendini ibadet etmeye adama ve dünya işlerinden uzak durma” anlamına gelen “itikaf” yapacaklarını duyurmasının ardından cemaati Gaziantep‘te bir camide bir araya gelmişti.

Ancak grubun bu isteği, cami içerisinde polis ve bekçi tarafından engellenmiş, grubun camiden çıkarıldığı müdahale sırasında biber gazı kullanılmış ve yaralananlar olmuştu.

Camideki müdahaleye ilişkin görüntülerin yayılması ve buna yönelik tepkilerin artmasından sonra Gaziantep Valiliği açıklama yaparak ‘Zor kullanma şartları oluşmasına rağmen bir emniyet mensubunun cami içerisinde biber gazı kullanması herkes gibi bizleri de üzmüş olup, ilgili personel açığa alınmıştır’ demişti.

Daha sonrasında  Alparslan Kuytul, 14 yaşındaki oğlu ve cemaat içerisinden yaklaşık 400 kişi gece vakti yapılan polis baskınlarıyla gözaltına alınmıştı.

 

AB ‘aşı patentlerinin kaldırılması’nı görüşmeye hazır

ABD’nin, koronavirüs aşılarının patentlerini geçici olarak askıya alma önerisine AB’den yanıt geldi. AB Komisyonu Başkanı Von der Leyen konuyu görüşebileceklerini dile getirdi.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) pandemi ile daha iyi mücadele edebilmek için koronavirüs aşılarının patentlerini askıya alma girişimiyle ilgili konuştu.  Brüksel’in ABD’nin önerisini görüşmeye hazır olduğunu dile getiren von der Leyen, “Kısa vadede, aşı üreten tüm ülkelere ihracatlara izin verme çağrısında bulunuyoruz” dedi.

ABD Ticaret Temsilcisi Katherine Tai, pandeminin olağanüstü önlemler gerektirdiğini belirterek, Çarşamba günü sürpriz bir şekilde koronavirüs aşıları ile ilgili patent haklarının geçici olarak kaldırılmasını talep etmiş ve bunun için Dünya Ticaret Örgütü’nde (DTÖ) girişimlerde bulunacaklarını açıklamıştı.

AB ihraç ediyor, ABD’de yasak

AB Komisyonu, şu ana dek koronavirüs aşısı üretimindeki zorluğa dikkat çekiyor; patent hakları kaldırılsa bile söz konusu aşıların farklı firmalar tarafından üretilebilmesi için en az bir yıl zaman gerektiğini ifade ediyordu.

AB, kendi sınırları içinde üretilen aşıların yaklaşık yarısını dünyanın geri kalan ülkelerine ihraç ediyor. ABD ise kendi sınırları içinde üretilen koronavirüs aşılarına ihracat yasağı uyguluyor.

BioNTech’in kurucusu Şahin feragate karşı

Geçen hafta Almanya‘daki Yabancı Gazeteciler Cemiyeti’nin (VAP) düzenlediği sohbet toplantısına katılan BioNTech’in kurucularından Uğur Şahin, ise patent hakkından feragatın basit bir konu olmadığını ve “sorunun lisans vermekle bitmediğini” dile getirmişti.

“Bizim yapabileceğimiz üretim kapasitesini artırmaktır. Sorun lisans vermekle bitmiyor. Çünkü aşı üretimi 20 yıllık bir tecrübeye dayanıyor” diyen Şahin, aşı üretmek için 30’u aşkın ortakla birlikte hareket ettiklerini, bu ağ olmasa 3 milyar dozu aşı üretemeyeceklerini anlatmış; feragat çağrılarını “sonu düşünülmeden edilmiş sözler olarak gördüklerini” belirtmişti.

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: Turistin görebileceği herkesi aşılayacağız

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas ile bir görüşme gerçekleştirdi. İkili, görüşmenin ardından ortak basın toplantısı düzenledi.

Bakan Çavuşoğlu, koronavirüs aşısını geliştiren Türkiye kökenli bilim insanlarına atıfta bulunarak “Özlem Türeci ve Uğur Şahin’in başarıları ile Türkiye ve Almanya olarak gurur duyduk” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de aşılama süreciyle ilgili vaatlerde bulunan Çavuşoğlu, “Turizm sezonuna güvenli bir şekilde girebilmek ve vatandaşlarımızın güvenliği için bazı tedbirler aldık. Otel ve restoran çalışanları, tur rehberleri, şoförler, havaalanında çalışanlar dahil, turistin görebileceği herkesi Mayıs sonuna kadar aşılayacağız” dedi.

‘Turizm açısından avantajlıyız’

Geçen yıl pandemiye rağmen Türkiye’nin 1 milyon 200 bin Almanı ağırladığını belirten Çavuşoğlu, yaklaşan turizm sezonu için yapılan hazırlıkları şu sözlerle anlattı:

Özellikle turizm sektöründe çalışanların tamamını da aşılayacağımızı biraz önce söylemiştim. Diğer taraftan sertifikasyon programını daha da genişlettik. 136 kriteri, 156 kritere çıkardık. Denetimler geçen sene ayda iki kere yapılıyordu. Şimdi ikisi Alman, birisi İngiliz, birisi Fransız ve bir Türk denetim firması kurumu, ayda dört defa bu kurumları aynı şekilde denetliyor. Yatak sayısı ve oda sayısı limitini de düşürdük. 15 yataklı oteller bile sertifikasyona tabi tutulacak. İlave, Antalya olsun Muğla olsun, sağlıklı turizm için tedbirlerimiz devam ediyor. Bir de geçen sene PCR test uygulamamız hiç aksamadan geçen sene devam etti. Bu ihtiyaç olursa, Almanya’dan böyle bir talep olursa ve diğer ülkelerden gelecek turistler için de geçerli, hastanelerde, havalimanlarında ve kliniklerde bu uygulamayı devam ettireceğiz. Dünyada her ne kadar vakalar yüksek olsa da güvenli turizm açısından daha avantajlı bir noktada olduğumuzu hatırlamak isterim.”

Aşılama oranını yanlış söyledi

Birgün’ün aktardığına göre Çavuşoğlu, basın mensuplarının sorularına yanıt verirken, Türkiye’de vatandaşların yüzde 26’sından fazlasının aşılandığını iddia etti.

Ancak Sağlık Bakanlığı’nın paylaştığı bilgilere göre Türkiye’de iki doz birden uygulanarak aşılaması tamamlanan yurttaş sayısı 10 milyon 46 bin. Bu da Türkiye nüfusunun yüzde 11’ine denk geliyor.

‘Bu kadar aşağılanmayı hak etmiyoruz’

Bakan Çavuşoğlu’nun turistin göreceği herkesin aşılanacağına dair söylemlerine sosyal medya üzerinden de çok fazla tepki geldi. Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı “Yeter ama! Bu kadar aşağılanmayı hak etmiyoruz biz!” sözleriyle Çavuşoğlu’nun konuşmasını eleştirdi.

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Emine Özkan ise “Sayın bakan turistin göremeyeceği herkesi ne zamana aşılıyorsunuz?!” sorusunu yöneltti.