Ana Sayfa Blog Sayfa 1498

Cari açığın mart ayında 3 milyar 329 milyon dolar olduğu açıklandı

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2021 mart ayı dönemine ait ödemeler dengesi verilerini açıkladı.

Açıklanan verilere göre, cari işlemler açığı mart ayında geçen yılın aynı ayına bakıldığında 2 milyar 124 milyon dolar azaldı ve 3 milyar 329 milyon dolar oldu.

12 aylık cari işlem açığı ise 36,1 milyon dolar oldu.

Gelişmelerin sebepleri

Bu gelişmenin yaşanmasında, ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığının bir önceki yılın aynı ayına göre 1 milyar 396 milyon azalıp 2 milyar 959 milyon dolara gerilemesi ve hizmetler dengesi kaynaklı girişlerin 374 milyon dolar artıp 767 milyon dolara yükselmesi önemli rol oynadı.

Diğer gelişmeler

Altın ve enerji hariç cari işlemler hesabı, 2020 yılının mart ayında 1 milyar 643 milyon dolar açık vermişti.

2021 yılının mart ayında ise 319 milyon dolar açık verdi.

Hizmetler dengesi altında seyahat kaleminden kaynaklı net gelirler, 2020 yılının mart ayına göre 228 milyon dolar arttı ve 742 milyon dolar oldu.

Birincil gelir dengesinden kaynaklanan net çıkışlar, 27 milyon dolar azaldı ve 1 milyar 184 milyon dolar oldu.

İkinci gelir dengesi kalemi, 2020 yılının mart ayında 280 milyon net çıkış kaydetmişti. Bu dönemde ise, 47 milyon dolar net giriş kaydetti.

Portföy yatırımlarından 5,7 milyar dolarlık çıkış

Açıklanan verilere göre, doğrudan yatırımlardan kaynaklı net girişler mart ayında 363 milyon dolar oldu.

Portföy yatırımları ise 5,7 milyar dolar tutarında net çıkış kaydetti. Alt kalemlere bakıldığında, yurt dışı yerleşiklerin hisse senedi piyasasında 1,3 milyar dolar ve devlet iç borçlanma senetleri piyasasında da 915 milyon dolar net satış yapıldığı gözlendi.

Resmi rezervlerde bu ay 6,17 milyar dolar net azalış yaşandı.

Net hata noksan kalemi mart ayında 1,56 milyar dolar, ocak-mart döneminde ise 6,92 milyar dolar fazla verdi.

2020’de küresel yenilenebilir enerji kapasitesinde rekor artış yaşandı

Uluslararası Enerji Ajansı‘nın (IEA) 2021-2022 görünümünü içeren Yenilenebilir Enerji Piyasa Güncellemesi Raporu yayınlandı.

Rapora göre, geçtiğimiz yıl koronavirüs salgını nedeniyle tedarik zincirinde yaşanan aksamalara rağmen küresel yenilenebilir enerji kapasitesinde 1999’dan beri yıllık bazdaki en büyük artış yaşandı.

İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında ortaya konulan politika ve hedefler, temiz enerjiye sağlanan destek ve düşen teknoloji maliyetleri rekor büyümenin itici gücü oldu.

Güneş ve rüzgar gücünü eşitledi

AA’nın aktardığına göre geçen yıl dünyada devreye giren güneş enerjisi kurulu gücü 2019’a göre yüzde 23 artışla 135 gigavat oldu. Böylece, güneş enerjisindeki toplam kapasite 737 gigavata ulaştı.

Söz konusu dönemde rüzgar enerjisi kurulu gücü ise 114 gigavat arttı ve toplam küresel rüzgar enerjisi kapasitesi de 737 gigavata yükseldi.

Diğer yenilenebilir enerji kaynaklarında ise geçen yıl yaklaşık 31 gigavatlık yeni kapasite devreye girdi. Böylece, dünyada yenilenebilir enerji kurulu gücü geçen yıl 2019’a göre 280 gigavatlık rekor artışla 2 bin 970 gigavata yükseldi.

Kapasitesi artışının yarısı Çin’den

Geçen yıl yenilenebilir enerjide devreye alınan kurulu gücün yüzde 50’si Çin’de gerçekleşti.

Çin hükümetinin yenilenebilir kaynaklara sağladığı ve sona erdireceğini açıkladığı alım garantisinden faydalanmak için projelere hız verilmesi bu artışın en büyük etkeni oldu.

Ayrıca, geçen yıl ABD ve Vietnam yenilenebilir enerji kapasitesinde en fazla yenilenebilir büyüme görülen ülkeler arasında yer aldı.

2021 ve 2022’de büyüme ivmesi sürecek

Yenilenebilir enerji kapasitesinde geçen yılki rekor artış artık “yeni normal” haline gelirken, bu yıl 270 ve 2022’de 280 gigavatlık kurulu güç ilavesiyle sektördeki büyümenin devam etmesi bekleniyor.

Bu dönemde küresel elektrik sektöründeki kapasite artışının yüzde 90’ını rüzgar ve güneş enerjisinden gelecek.

Rüzgar enerjisindeki kapasite yüzde 50 artış gösterecek. Güneş enerjisi de kapasite artışında rekor kırmaya devam edecek. Bu yıl güneş enerjisinde 145 gigavat, gelecek yıl ise 162 gigavat kurulu güç devreye girecek.

Böylece, güneş enerjisi kurulu gücü salgın öncesi dönem olan 2019’a göre yüzde 50’nin üzerinde büyüme kaydedecek.

Karbon emisyonları yükselecek

Çin’deki yenilenebilir enerji kurulu güç artışında 2021-2022’de yavaşlama beklenirken, ABD ve Avrupa’daki rekor büyüme bu yavaşlamayı dengeleyecek. Avrupa, bu yıl 44 gigavat, gelecek yıl ise 49 gigavat yenilenebilir enerji kapasitesi artışıyla dünyada Çin’den sonra en büyük ikinci piyasa olacak.

IEA raporuna göre, karbon nötr hedeflerine ulaşmak için kilit konumda bulunan yenilenebilir enerji kaynaklarından elektrik üretimi artacak. Buna rağmen, artan kömür kullanımı nedeniyle bu yıl karbon emisyonları da yükselecek.

‘Altyapılar hayata geçirilmeli’

IEA Başkanı Fatih Birol, rapora ilişkin değerlendirmesinde, güneş ve rüzgar enerjisinde üst üste yaşanan rekor büyümenin iklim değişikliğiyle mücadele hedeflerinin gerçekleştirilmesi açısından iyimser bir tablo oluşturduğunu belirterek şu değerlendirmeyi yaptı:

Geçen yıl, küresel elektrik sektöründeki kapasite büyümesinin yüzde 90’ı yenilenebilir kaynaklardan geldi. Hükümetler, umut veren bu gelişmeleri güneş ve rüzgara daha fazla yatırımı teşvik eden politikalarla desteklemeli. Yenilenebilir enerjideki kapasite artışını karşılayacak şebeke altyapı yatırımları hayata geçirilmeli. Sıfır emisyon hedeflerine ulaşmanın en temel yolu temiz enerji kapasitesini mümkün olan en yüksek seviyede artırmak.

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu: Anayasa’yı, yasayı, sözleşmeyi uygula

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu yazılı bir açıklama yaparak tüm kentlerde “Anayasa’yı, yasayı, sözleşmeyi uygula” sloganıyla mücadele edeceklerini duyurdu.

Yapılan açıklamada “Siyasi iktidar baştan aşağı hukuksuz kararlar alıyor. Hukuksal açıdan hukuksuz, toplumsal açıdan meşru olmayan kararlar” ifadeleri kullanıldı.

‘Her karşılaştıkları sorunu hukuksuzca çözüyor’

İstabul Sözleşmesi’nden çekilme kararının değerlendirildiği açıklamada “Temel hak ve hürriyetlere ilişkin bir kararı Cumhurbaşkanı’nın alması olanaksızken, kadınlar için temel haklara ilişkin düzenlemeler barındıran İstanbul Sözleşmesi çekilme kararı Resmi Gazete’de yayınlandı” denildi.

İstanbul Sözleşmesi fesih kararının sadece İstanbul Sözleşmesi’yle ilgili bir karar olmadığı belirtilen açıklamada “Artık siyasi iktidar her karşılaştığı sorunu hukuksuzca Cumhurbaşkanı kararlarıyla, genelgelerle, fiili yasaklarla çözmeye çalışıyor” ifadeleri kullanıldı.

‘Direnenler iktidarın hesaplarını boşa düşürüyor’

“Direnenlerse iktidarın tüm hesaplarını boşa düşürüyor” cümlesinin yer aldığı metinde şu örneklere yer verildi:

Eylemleri valilik kararıyla engellemeye çalıştıklarında karşılarında ‘Anayasa’dan üstün değildir o karar.’ diyenlerle karşılaştılar. Ülkenin dört bir yanında kadınlar, işçiler, gençler her türlü engele rağmen eylemler yaptı.

Pandemi var sokağa çıkmak yasak dediler ‘peki neden işçiler her gün işe gitmek zorunda’ diyenlerle karşılaştılar. ‘Vatandaşa yasak turiste serbest’ uygulamalarıyla kendilerini gülünç duruma düşürdüler.

Sokağa çıkma yasaklarını fırsat bilip İkizdere’ye iş makinelerini sokmaya çalıştılar köylülerin direnişi ile karşılaştılar. ‘Doğamızı hukuksuzca talan edemezsiniz’ dedi orada yaşayanlar.

Alkol satış yasağıyla yaşam tarzına müdahale etmeye kalktılar. Hukuksuz satış yasağını tanımayan ‘hani nerede yazılı karar?’ diye soranlarla karşılaştılar.

Ülkede yaşanan onca hak ihlalinin kimi zaman tek delilini yaratabilen ‘görüntü alma’yı emniyet genelgesiyle yasaklamaya çalıştılar. Anayasal bir hak olan haberleşme hürriyetini emniyet ortadan kaldıramazdı. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar.

‘Mücadelemize güveniyoruz’

Yapılan açıklamada “Bir toplumun, anayasasına, yasasına, sözleşmesine bu kadar sahip çıktığı görülmemiştir. Daha sayabileceğimiz nice Cumhurbaşkanı kararlarının, bakanlık genelgelerinin, valilik, kaymakamlık, il umumi hıfzıssıhha kararlarının Anayasa’nın üstünde olamayacağını tüm toplum kavradı. Bu yüzden kazanımlarımıza ve mücadelemize güveniyoruz” denildi.

Açıklama, “Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Kadın Meclisleri olarak temel hak ve özgürlüklerimiz için ve tüm toplumun iyiliği için ‘Anayasayı, yasayı, sözleşmeyi uygula’ diyerek tüm illerde mücadele edeceğiz” ifadeleriyle sona erdi.

 

[Hayvan hakları yasası nerede?] Mogan Gölü’ndeki flamingo avcılar tarafından öldürüldü

Ankara’da kuşların göç yolu üzerinde bulunan ve her yıl yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapan Mogan Gölü‘nde avcılar bir flamingoyu göğsünden vurarak öldürdü.

Flamingonun cansız bedenini bölgede kuşları kayıt altına alan doğa fotoğrafçıları buldu.  Fotoğraf muhabiri Alperen Kaya, “Böylesine değerli bir kuş cennetinde avcıların kuşları hedef alması akıl alır gibi değil. Bu kuşları silahla, tüfekle vuran, bunu yapan insan olamaz” tepkisini gösterdi.

‘Vicdanı olan bunu yapmaz’

Ankara’da 327 farklı kuş türünün tespit edildiğini dile getiren Ankara Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Ornitolog Dr. Arzu Gürsoy Ergen, flamingoların iri yapıları ve görselliği ile bu kuşlar arasında ‘Bayrak tür’ olduğunu belirtti. Hürriyet gazetesinden Rıza Özel’in haberine göre Gürsoy-Ergen, şunları söyledi:

Sulak alanları kaybettikçe yaşam alanları daraldığı için çevremizdeki kuşların nüfusu azalıyor. Ankara yüzlerce türe ev sahipliği yapıyor. Genel olarak maalesef avcılıkla ilgili ciddi sıkıntılarımız var. Bilinçli avcıların yanı sıra bilinçsiz avcılar da var. En önemlisi bu dönemde avcılık yasak. Hiçbir şekilde hiçbir kuşa silah doğrultmak doğru olmadığı gibi zaten yasak. Hele ki flamingo zaten zararsız bir kuş. Vicdanı olan böyle bir güzelliğe silah doğrultmaz. Ama maalesef göç yollarındaki kuşların yuvası göllerde yoğun insan aktivitesi görülüyor.


‘Hayvan hakları yasası çıkmalı’

Ornitofoto Kuş ve Yaban Hayatı Fotoğrafçıları Derneği Başkanı Mehmet Gürbüz de “Ankara ve çevresi kuş fotoğrafçıları için Türkiye’nin önemli merkezlerinden biri. Doğa fotoğrafçıları, birçok farklı türü bu çevrede görüp fotoğraflayarak ölümsüzleştirme şansı buluyor. Ama bakıyorsunuz birileri de bu canlıları öldürmeye çalışıyor” dedi.

Gürbüz “Hiçbir kişiye zararı olmayan hatta ekosisteme birçok faydası olan bir hayvanı öldürerek kim nasıl bir haz alabilir? Bir an önce hayvan hakları yasasının çıkarılmasını ve bunu yapanların en ağır cezalarla bedel ödemesini diliyorum” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

İsrail’in Filistin’e saldırıları Türkiye genelinde sokaklara çıkılarak protesto edildi

Koronavirüs salgınına karşı alınan tedbirler kapsamında, Türkiye’de sokağa çıkma kısıtlamaları devam ederken, Anadolu Gençlik Derneği gibi bazı oluşumlar, İsrail‘in Filistin‘e saldırılarını protesto etmek için halkı sokağa çağırdı.

Birçok ilde yüzlerce insan protestolar için toplanırken, protestoların ardından araçlarla konvoy yapıldı.

Polis, sosyal mesafeye uyulmaması ve zaman zaman da maske takılmamasına hiçbir müdahalede bulunmadı.

İstanbul

İstanbul’da, Anadolu Gençlik Derneği İstanbul Şubesi tarafından İstanbul İsrail Başkonsolosluğu önünde protestolar düzenlendi.

İstanbul’da düzenlenen protestolar

Ankara

Memur-Sen ve bazı oluşumların çağrısıyla Filistinlilere yönelik saldırılar protesto edildi. Kalabalık, İsrail Büyükelçiliği konutu önünde toplandı.

Ankara’da düzenlenen protestolar

Eskişehir

Eskişehir’de ise İsrail’in saldırılarını protesto etmek isteyen grup, Vişnelik Mahallesi Atatürk Bulvarı üzerinde bulunan Mahmut Sami Ramazanoğlu Cami avlusunda bir araya geldi ve İsrail aleyhine slogan attı.

Eskişehir’deki protestolar

Bu illerle birlikte; Afyonkarahisar, Ağrı, Ardahan, Artvin, Amasya, Bartın, Bayburt, Bingöl, Bilecik, Bitlis, Bolu, Burdur, Çankırı, Çanakkale, Çorum, Denizli, Diyarbakır, Erzincan, Erzurum, Elazığ, Hatay, Karabük, Kars, Kastamonu, Kilis, Malatya, Muş, Ordu, Sakarya, Şırnak, Tekirdağ, Van, Yalova ve Zonguldak’ta da Filistin’e karşı yapılan saldırılar protesto edildi.

İsrail’den Filistin’e hava saldırısı: 20 kişi hayatını kaybetti

Hamas‘ın Gazze Şeridi‘nden Batı Kudüs ve Beyt Şems‘e altı roketle saldırı düzenlemesinin ardından, İsrail’in hava saldırılarına başlaması üzerine dokuzu çocuk, 20 Filistinlinin hayatını kaybettiği açıklandı.

Açıklamayı yapan Filistin Sağlık Bakanlığı, 103 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Filistin ve İsrail arasında bir süre önce başlayan gerginlik hafta sonu tekrar alevlenmişti.

Sekiz Hamas üyesi öldürüldü

İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) yaptığı açıklamada, Gazze Şeridi’nden Kudüs’e yedi roket fırlatıldığı bildirildi.

Roketlerden birinin hava savunma sistemi tarafından imda edildiği aktarılırken, geri kalan roketlerin de boş arazilere düştüğü kaydedildi.

Roket saldırıları sebebiyle Kudüs’te siren sesleri yükseldi ve birçok kişi güvenli bölgelere sığındı.

Siren seslerinin yükselmesiyle İsrail meclisinde oturuma ara verildi ve milletvekilleri sığınaklara tahliye edildi.

Ayrıca, IDF Gazze’ye düzenlenen hava saldırılarında şu ana kadar sekiz Hamas üyesinin öldürüldüğünü belirtti.

‘Ağır bedel ödeyecek’

Gazze Şeridi’nden İsrail’e yapılan roket saldırılarının ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuyla ilgili bir açıklama yaptı:

Kudüs’te, Gazze’de ve ülkenin başka yerlerinde birçok cepheye yayılan bir mücadele içindeyiz. İsrail büyük bir güçle karşılık verecek. Topraklarımıza, sermayemize, vatandaşlarımıza ve askerlerimize acı çektirmeyeceğiz. Bize saldıran ağır bedel ödeyecek.”

Gazze Şeridi’ni kontrol eden Hamas, dün saat 18:00’e kadar Mescid-i Aksa‘daki güçlerini çekmesi ve saldırılarını durdurması için İsrail’e uyarıda bulunmuştu.

OHAL ilan edildi

Öte yandan, İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, Gazze Şeridi çevresindeki 50 millik alanda olağanüstü hal ilan etti.

Bunun yanında, ordunun söz konusu alanda siviller için ek talimatlar ve kısıtlamalar getireceği kaydedildi.

İkizdere’ye gidip halkı dinlemeyen Ulaştırma Bakanı’na protesto: Kaçıyor, dinlemiyor!

Rize İkizdere‘de taş ocağı yapımına karşı direnen halka ‘marjinal gruplar’ diyen Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, bugün Rize İkizdere’ye gitti.

Bakan Karaismailoğlu, İkizdere’de basına kapalı bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıya, seçilmiş bazı köylüler davet edilirken, davet edilmeyenler duruma tepki gösterdi.

Bakan, İkizdere’deki toplantıdan sonra Cengiz İnşaat tarafından yapımı üstlenilen lojistik liman projesi için taş ocağı açılacak İşkencedere‘ye hareket etti. Uzun bir konvoy eşliğinde önce dereye çıkan Bakan, daha sonra saatlerdir kendini bekleyen ve taş ocağından en çok etkilenecek olan Gürdere (Ethone) köylülerinin yanına gitti. Burada köylülere, “Devlet yatırım yapacak, iki sene dolmadan buradan çıkıp gideceğiz. Gerekli önlemleri de alacağız” diyen Bakan büyük tepki topladı.

Önlem alınmasını değil, taş ocağının kendisini istemediklerini söyleyen köylülerin açıklamalarını dinlemek istemeyen Bakan, korumaları ve konvoyuyla birlikte bölgeyi terk etti. Köylüler Karaismailoğlu’nun ardından “Kaçıyor, dinlemiyor” diye seslenirken, Bakan’ı “Direne direne kazanacağız” sloganlarıyla uğurladı.

‘Tek uygun taş bu bölgede’ iddiası

Gündüz saatlerinde, İkizdere Merkez’de basına kısa bir açıklama yapan Bakan, liman projesi hayata geçtiğinde 8 bin kişiye iş istihdamı yaratılacağını söylemiş; ayrıca liman için en uygun taşın da bu bölgede olduğunu ileri sürmüştü:

Dünyanın en büyük havalimanlarından bir tanesini yapıyoruz Rize’ye. Rize bölgesinde devam eden projelerimize ilave olarak en önemsediğimiz ve lojistik master planları gereği yapmamız gereken Rize İyidere Lojistik Limanı’yla ilgili de çok önemli çalışmalarımız var.

Biliyorsunuz geçen yıl ağustos ayı itibariyle ihalesini yapmıştık. Burası bittiğinde 13,5 milyon ton kapasiteli 34 farklı sektörde 8 bin kişiye iş istihdamı sağlayacak çok önemli bir projeye başladık. Bu projenin imalatlarına başlayacağız, yoğun bir şekilde çalışmalara devam ediyor.

İkizdere’deki çok değerli karayolu projelerimiz de devam ediyor. Bunun yanında İkizdere Lojistik Limanı için almamız gereken en uygun taşın bulunduğu bölgede rahatsız olan bazı vatandaşlarımız var. Onlarla da istişarelerimiz devam ediyor.

10 farklı bölgede Rize İyidere Lojistik Limanı’nın altında kalacak taş dolgusu için 10 farklı bölgede araştırmalara yapıldı.

Bu araştırmalar sonucunda tek uygun taşın bu bölgede olduğunu uzmanlarımız ve Maden İşleri Genel Müdürlüğü’müz bizlere söylediler. Bunun akabinde çalışmalara başladık.

Buradaki mevcut köylüler, vatandaşlarımız onların görüşleri, şikayetleri tabi bizim için çok kıymetli. Köylülerin başımızın üstünde yeri var.

‘Sökülen 10 ağaç yerine 100 ağaç dikeceğiz’

Onlarla istişare etmek için bugün buraya geldik. Onlarla istişarelerimiz devam ediyor. Bölgeyi fazla rahatsız etmeden, bu bölgede eğer etkilenecek 10 tane ağaç varsa yerine 100 tane ağaç dikeceğiz.

Burada sadece 13,5 hektarlık bir alanda Rize İyidere Limanı için olmazsa olmaz olan taşın dolgusu için burası kullanılıp iki yılı da doldurmadan buradan çıkmayı taahhüt ediyoruz.

Bu bölgeye çok büyük katkılar sağlayacak, çok önemli projeyi Rizelilerle birlikte, onların destekleriyle birlikte yapmanın çabası içerisindeyiz.

Tabi Rizeliler başımızın üstünde ama maalesef buraya gelip, burayı kaşımaya çalışan arkadaşlarımıza veya dışarıdan gelenlere karşı tavrımız böyle olmayacaktır.

İnşaallah bu işi Rizeliler, İkizderelilerle çözerek, beraber bu işi bölgeye yapılacak çok kıymetli yatırımı hep birlikte yapacağız.

Amacımız burada istihdam sağlansın, bölgenin insanı bölgede çalışsın, ailesinin yanında çalışsın.

Bizler gibi kalkıp İstanbullara gidip iş aramak zorunda kalmasınlar. O yüzden bölgesel, yerel kalkınmaya çok önem veriyoruz.

Lojistik liman bittiğinde söylediğim gibi 34 farklı sektörde, 8 bin kişiye iş imkanı sağlanacak. Bölge, daha da değerlenecek. Hem turizmi, hem tarımı bunun yanında sanayisi, limanıyla birlikte lojistik bir üs olmak için Rize’yi de ayağa kaldırıyoruz hep birlikte. İnşaallah bu güzel projelerin devamında da sizlerle birlikte olacağız.”

‘Türkiye’nin birçok bölgesinde bu taştan var’

Geçtiğimiz günlerde Yeşil Gazete’ye açıklamalarda bulunan Çağdaş Gazeteciler Derneği Rize Şube Başkanı Gençağa Karafazlı, proje için gerekli olan taşın iddia edildiği gibi sadece İkizdere bölgesinde olmadığını, Türkiye’nin birçok bölgesinde söz konusu taştan olduğu gibi, Rize’ye çok yakın olan Trabzon’da da bu taştan bulunduğu ifade etmişti:

İkizdere’nin bu vadisinden çıkarılacak olan taşın aynısı Trabzon’da var. Türkiye’nin birçok bölgesinde bu taştan olduğu gibi, çok yakın ilimizde de var. dolayısıyla Hayati Yazıcı’nın (AKP Rize Milletvekili) bundan başka yoktur. ‘Bundan başka bulacağımız deniz dolgusunda daha dayanıklı yaş yoktur’ sözleri yalandır. Bir yalan meşrulaştırılarak onun üzerinden kepçeler, dozerler, bir ordu jandarmayla oradaki halka ‘Başka alternatifimiz yoktur’ diye saldırıyorlar.”

Bu ziyaretten sonra İşkencedere’yi ziyaret eden Bakan, köylülerin tepkisini ve taleplerini dinlemeden uzun konvoyuyla bölgeyi terk etti.

Büyüknohutçu çiftinin ölümünün araştırılması için kampanya başlatıldı

Antalya’da, Finike’nin sedir ormanlarını yapılması planlanan mermer ocağına karşı savunan Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu çiftinin öldürülmesinin dördüncü yıl dönümünde ölümlerinin araştırılması için “Azmettiriciler Kim?” isimli bir imza kampanyası başlatıldı.

Savcılık çiftin öldürülmesinde azmettirici olan kişilerin yargılanması için yapılan başvuruya takipsizlik kararı vermişti.

Kampanya metninde “Olayın tetikçisi olduğunu öne süren Ali Yamuç’un cezaevinden yazdığı ve kamuya mal olan tüm itiraflarına rağmen olayın arkasında kimlerin olduğu 4 yıldır çözülmedi! Adaletin yerini bulmasını istiyoruz!” çağrısında bulunuldu.

50 bin lira için işlenen cinayet

Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu 9 Mayıs 2017’de Antalya Finike’de Kızılcık yaylasındaki evlerinde ölü bulundu. Cinayetin hemen ardından Ali Yamuç isimli “kiralık katil” yakalandı ve cinayeti mermer şirketlerinin azmettirmesiyle işlediğini itiraf etti.

Yamuç, kendisini “Çirkin” lakaplı, taş ocağı adına çalışan birinin 50 bin liraya kiraladığını ancak sadece üç bin lira ödeme yaptıklarını söyledi.

Azmettiriciler hala serbest

Ali Yamuç, Elmalı Cezaevinden güvenlik gerekçesiyle Alanya L Tipi Cezaevine sevk edilmesinden bir süre sonra şort ipi ile kendini asarak “intihar etti”. Katilin ölmesiyle, çiftin cinayetleri için açılan dava düştü.

Katil zanlısı Ali Yamuç’un eşi Fatma Yamuç, yargılandığı Elmalı Ağır Ceza Mahkemesi’nde “Cinayete yardım etmek” suçundan beraat etti. Dosya şu anda yargıtay aşamasında.

Ancak katilin cinayeti para için işlemiş olduğu itirafına rağmen azmettiriciler hakkında herhangi bir işlem yapılamadı ve cinayetlerinin üstü yargının da yardımıyla örtüldü.

Birleşik Krallık İklim Elçisi: Paris Anlaşması Türkiye’ye ek mali yük getirmeyecek

Birleşik Krallık İklim Özel Elçisi Nick Bridge, Kasım 2021 tarihinde Glasgow tarihinde gerçekleşecek Birleşmiş Milletler 26’ncı İklim Değişikliği Taraflar Konferansı (COP26),öncesinde Türkiye’ye ilişkin açıklamalarda bulundu.

Geçen hafta üst düzey Türkiyeli yetkililerle COP26 süreciyle ilgili toplantılar yaptığını aktaran Bridge, “Birleşik Krallık ve Türkiye’nin bu zirve öncesinde yakın bir çalışma içerisinde olması önemli. Yaptığım görüşmelerde, iklim değişikliğiyle mücadele isteğini COP26 müzakerelerinin ve kampanyalarımızın merkezine yerleştirme konusundaki planlarımızı anlattım ve Türkiye’nin uluslararası süreçteki statüsünü ele aldık” dedi.

Paris’i onaylaması gerektiği konuşuldu

Bridge, AA muhabirine yaptığı açıklamada Türkiye’nin Paris Anlaşması’nda gelişmiş bir ülke olarak konumlandırılması nedeniyle anlaşmayı onaylamaması ve pozisyonunun değiştirilmesi talebinin görüşmenin en önemli bölümünü oluşturduğunu söyledi.

Birleşik Krallık’ın, COP26 başkanı olarak tüm tarafların çıkarlarını temsil etmekte kararlı olduğunu söyleyen Bridge, “İklim değişikliğiyle mücadele azmine küresel hız kazandıracak dengeli ve uzlaştırıcı bir sonuca ulaşmalıyız. Bu da Türkiye dahil bütün ülkelerin endişe ve sorunlarını dinlememiz gerektiği anlamına geliyor” değerlendirmesinde bulundu.

‘Ek mali yük getirmeyecek’

Paris Anlaşması’nı onaylamanın Türkiye’ye, küresel sıcaklık artışını sınırlandırma çabalarına nasıl katkı sağlayacağını gösteren ulusal katkı beyanlarını (NDC) düzenli olarak güncelleme yükümlülüğü getireceğini belirten Bridge şunları söyledi:

Paris Anlaşması, NDC’lerin ulusal koşullara göre mümkün olan en yüksek şekilde belirlenmesini öngörüyor. Ancak Paris Anlaşması’nı onaylamak Türkiye’ye yeni ek mali yük getirmeyecek ya da Türkiye’yi bağlayıcı bir emisyon azaltımında bulunmaya ve yerel politikalar uygulamaya zorlamayacak.

İngiltere İklim Özel Elçisi Bridge, Paris Anlaşması'nın Türkiye'ye ek mali yük getirmeyeceğini bildirdi
Fotoğraf: AA

‘İklim değişikliğinin olumsuz etkilerine açık’

Bridge, iklim değişikliğiyle mücadelenin küresel iş birliği gerektirdiğine dikkati çekerek, bu konuda Türkiye dahil her ülkenin üstlenmesi gereken bir rol olduğunu kaydetti.  Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü üyesi ve G20 ülkesi olan Türkiye’nin bölgede lider konumunda bulunduğunu belirten Bridge, şöyle devam etti:

Türkiye halihazırda temiz büyüme alanına, özellikle yenilenebilir enerjiye ciddi yatırımlar yaptı fakat iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine karşı da son derece açık konumda. Zaman kaybetmeden buna uyum sağlaması ve iklim direnci geliştirmesi gerek. Yeşil yatırımın etkisini maksimum seviyeye çıkarabilmek ve olumsuz etkilerini en aza indirmek için, küresel eylemi eş güdümlü hale getirmeliyiz. Paris Anlaşması da bu noktada devreye giriyor. Sadece anlaşmayı onaylamak tek başına yeterli değil ama anlaşma iklim değişikliğiyle küresel mücadelenin kilit parçası. Bu küresel iş birliğinin büyük ekonomik ve sosyal faydaları var. Tüm ülkeler bu küresel sürecin parçası olmanın faydalarını görecek.

HRW’den Avrupa Konseyi üye devletlerine çağrı: İstanbul Sözleşmesi’ni uygulayın

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı açıklamada, Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin, kadın haklarıyla ilgili çığır açıcı nitelikteki İstanbul Sözleşmesi’ni hızla onaylayıp, sözleşmenin hükümlerini uygulayarak kadınlara yönelik şiddetle mücadele etme çabalarını güçlendirmeleri gerektiğini belirtti.

İstanbul Sözleşmesi’nin 10’uncu yılına özel yapılan açıklamada söz konusu sözleşmeyi anlatan ve onun önemini vurgulayan iki video yayınladı.

Açıklamada “Hükümetler sözleşme ile ilgili yanlış bilgi ve haberlere karşı acil adımlar atmalı ve kadınlara yönelik şiddeti azaltmak için yürütülen çalışmaları baltalayan tehlikeli söylenceler ile ayrımcı klişelerle mücadele etmelidirler” denildi.

‘Ciddiyetlerini göstermeliler’

İnsan Hakları İzleme Örgütü kıdemli kadın hakları araştırmacısı Hillary Margolis  “Covid-19 küresel salgını, kadınlara yönelik şiddetin, hem en yaygın ve inatçı hak ihlallerinden biri, hem de dünyanın dört bir yanındaki kadınların ve kız çocuklarının maruz kaldıkları, yaşamlarına ve sağlıklarına yönelik gündelik bir tehdit olduğunu açıkça ortaya koydu,” dedi.

Margolis “Avrupa Konseyi üyeleri, tam da bu belirleyici noktada, İstanbul Sözleşmesi’ne bağlı kalıp sözleşmeyi kararlılıkla uygulayarak, kadınların ve kız çocuklarının güvende olmalarına ve ruh ve beden sağlıklarına öncelik vermek konusunda ciddi olduklarını göstermelidirler” ifadelerine yer verdi.

11 Mayıs 2021, İstanbul Sözleşmesi adıyla bilinen ve 2011 yılında İstanbul’da imzaya açılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin 10’uncu yıl dönümü.

‘Bazı hükümetler çekildi’

Sözleşme, tüm kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti engellemek, mağdurlara destek olmak ve failleri cezalandırmak amacıyla hükümetleri hukuken bağlayan güçlü standartlar getiriyor.

Açıklamada “Bazı hükümetler sözleşmeden çekildiler, bazıları çekilme tehdidinde bulunuyorlar, bazıları ise Covid-19 kapanmaları sırasında aile içi şiddet vakalarının arttığını gösteren raporlara rağmen sözleşmeyi onaylamayı reddediyorlar” denildi.

Açıklamada “2014 yılında yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’ni 33 devlet onayladı, 12 devlet ise sözleşmeyi imzalamış olsa da henüz onaylamadı” bilgisi paylaşıldı.

‘Türkiye kadınları korumada başarısız’

Sözleşmeyi onaylayan devlet sayısı 34 iken Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce örneği görülmemiş bir şekilde sözleşmeden çekilmeye karar verdiği hatırlatılan açıklamada bu durumun hem yurtiçinde hem yurtdışında tepkiyle karşılaştığı aktarıldı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre Erdoğan’ın kararı ülkedeki kadın hakları açısından önemli bir gerileme anlamına geliyor ve bölge için de tehlikeli bir risk oluşturuyor. Türkiyeli yetkililer kadınları tacizlere karşı korumakta sık sık başarısız oluyorlar ve ülkedeki cinskırım sayıları da hızla artıyor.

‘LGBTİ+’ları da dahil ediyor’

İstanbul Sözleşmesi’nin oldukça kapsamlı olduğu dile getirilen açıklamada “Sözleşmenin en önemli faydalarından biri, hukuki statüleri belirsiz göçmenler ve lezbiyen, gay, biseksüel ve trans bireyler (LGBT) gibi belirli gruplara ilişkin ülkelerin iç hukuklarındaki ve koruma politikalarındaki eksikliklerin hükümetler tarafından giderilmesini zorunlu kılması” denildi.

Sözleşmenin cinsiyeti toplumsal olarak inşa edilmiş bir kategori olarak tanımlamasının ve LGBTİ+’lar ile göçmenleri açıkça koruma kapsamına almasının çeşitli ülkelerde tepki topladığı belirtilen açıklamada “Muhafazakar politikacılar ve gruplar, yanlış bir biçimde, sözleşmenin ‘geleneksel’ aileleri tehdit ettiğini, eşcinselliği ve ‘toplumsal cinsiyet ideolojisini’ özendirdiğini ve ‘milli değerleri’ aşındırdığını iddia ediyorlar” ifadeleri kullanıldı.

 

Polonya’da durum

Polonya Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro‘nın 2020 yılında sözleşmeden çekilme hedefini gerçekleştirmeye çalışacağını  açıkladığı hatırlatılan metinde, “Başbakan Mateusz Morawiecki ise Sözleşmeyi içerdiği ‘toplumsal cinsiyet’ tanımı nedeniyle gözden geçirmesi siyasi tesir altındaki Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı” denildi.

Açıklamada iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi’nin geçtiğimiz Ekim ayında, kürtaja izin veren yasal zemini, uygun parlamento usullerinin etrafından dolanarak ortadan kaldırmak için aynı Anayasa Mahkemesi’ni kullandığı hatırlatıldı.

Varşova’daki Kadın Hakları Merkezinden Urszula Nowakowska “İçerdiği standartlar sebebiyle sözleşmeyi Polonya’da bağlayıcı bir uluslararası hukuk belgesi olarak muhafaza etmek bizim için çok önemli” dedi ve ekledi: “Onlar bizim referans noktalarımız, bize ulaşmaya çalışacağımız bir hedef sunuyorlar.”

Diğer ülkelerde durum ne?

Açıklamada diğer ülkelerde İstanbul Sözleşmesi’ne karşı alınan tavırlara da yer verildi. Şu bilgiler paylaşıldı:

Macaristan’da, parlamentoda üçte iki çoğunluğa sahip olan iktidar partisi Fidesz, sözleşmenin onaylanmasını Mayıs 2020’de engelledi, Slovakya’da ise parlamento onaylamayı en sonuncusu Şubat 2020’de olmak üzere, defalarca engelledi. Bulgaristan Anayasa Mahkemesi ise 2018 yılında Sözleşmedeki “toplumsal cinsiyet” kullanımının anayasaya aykırı olduğu yönünde bir karar verdi.

Açıklamada diğer ülkelere ilişkin ise “Hırvatistan gibi ülkeler sağ kanattan grupların ciddi muhalefetine rağmen sözleşmeyi onayladılar. Sözleşmeyi 2011 yılında imzalamış olan Ukrayna ve 2012 yılında imzalamış olan İngiltere gibi bazı başka ülkelere ise sözleşmeyi onaylamak konusundaki kararlılıklarını belirtmekle birlikte, hala onaylamadılar. Avrupa Konseyi üyesi devletlerden sadece iki tanesi, Rusya ile Azerbaycan, sözleşmeyi imzalamadı” bilgileri paylaşıldı.

‘Daha güçlü yasaların çıkarılmasını sağlıyor’

Açıklamada “Sözleşmeye uymak konusunda gösterilen çabalar birçok ülkede, yeni veya daha güçlü yasalar çıkartılması gibi olumlu adımlar atılmasına neden oldu” ifadeleri kullanıldı. Devamında ise şu örnekler paylaşıldı:

Birçok ülkede acil yardım hatları kuruldu ve şiddet yaşamış kadınlara yönelik hizmetler artırıldı ve güçlendirildi. Diğer ülkelerde ise stalking (ısrarlı takip ederek tacizde bulunma), zorla evlendirme, kadın sünneti gibi şiddet biçimleri kriminalize edildi veya yürürlükteki kanunlar cinsel şiddeti kasıtlı rızanın bulunmaması temelinde tanımlayacak şekilde değiştirildi.