İstanbul SözleşmesiManşetTürkiye

HRW’den Avrupa Konseyi üye devletlerine çağrı: İstanbul Sözleşmesi’ni uygulayın

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch) bugün yaptığı açıklamada, Avrupa Konseyi’ne üye devletlerin, kadın haklarıyla ilgili çığır açıcı nitelikteki İstanbul Sözleşmesi’ni hızla onaylayıp, sözleşmenin hükümlerini uygulayarak kadınlara yönelik şiddetle mücadele etme çabalarını güçlendirmeleri gerektiğini belirtti.

İstanbul Sözleşmesi’nin 10’uncu yılına özel yapılan açıklamada söz konusu sözleşmeyi anlatan ve onun önemini vurgulayan iki video yayınladı.

Açıklamada “Hükümetler sözleşme ile ilgili yanlış bilgi ve haberlere karşı acil adımlar atmalı ve kadınlara yönelik şiddeti azaltmak için yürütülen çalışmaları baltalayan tehlikeli söylenceler ile ayrımcı klişelerle mücadele etmelidirler” denildi.

‘Ciddiyetlerini göstermeliler’

İnsan Hakları İzleme Örgütü kıdemli kadın hakları araştırmacısı Hillary Margolis  “Covid-19 küresel salgını, kadınlara yönelik şiddetin, hem en yaygın ve inatçı hak ihlallerinden biri, hem de dünyanın dört bir yanındaki kadınların ve kız çocuklarının maruz kaldıkları, yaşamlarına ve sağlıklarına yönelik gündelik bir tehdit olduğunu açıkça ortaya koydu,” dedi.

Margolis “Avrupa Konseyi üyeleri, tam da bu belirleyici noktada, İstanbul Sözleşmesi’ne bağlı kalıp sözleşmeyi kararlılıkla uygulayarak, kadınların ve kız çocuklarının güvende olmalarına ve ruh ve beden sağlıklarına öncelik vermek konusunda ciddi olduklarını göstermelidirler” ifadelerine yer verdi.

11 Mayıs 2021, İstanbul Sözleşmesi adıyla bilinen ve 2011 yılında İstanbul’da imzaya açılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin 10’uncu yıl dönümü.

‘Bazı hükümetler çekildi’

Sözleşme, tüm kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti engellemek, mağdurlara destek olmak ve failleri cezalandırmak amacıyla hükümetleri hukuken bağlayan güçlü standartlar getiriyor.

Açıklamada “Bazı hükümetler sözleşmeden çekildiler, bazıları çekilme tehdidinde bulunuyorlar, bazıları ise Covid-19 kapanmaları sırasında aile içi şiddet vakalarının arttığını gösteren raporlara rağmen sözleşmeyi onaylamayı reddediyorlar” denildi.

Açıklamada “2014 yılında yürürlüğe giren İstanbul Sözleşmesi’ni 33 devlet onayladı, 12 devlet ise sözleşmeyi imzalamış olsa da henüz onaylamadı” bilgisi paylaşıldı.

‘Türkiye kadınları korumada başarısız’

Sözleşmeyi onaylayan devlet sayısı 34 iken Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, daha önce örneği görülmemiş bir şekilde sözleşmeden çekilmeye karar verdiği hatırlatılan açıklamada bu durumun hem yurtiçinde hem yurtdışında tepkiyle karşılaştığı aktarıldı.

İnsan Hakları İzleme Örgütü’ne göre Erdoğan’ın kararı ülkedeki kadın hakları açısından önemli bir gerileme anlamına geliyor ve bölge için de tehlikeli bir risk oluşturuyor. Türkiyeli yetkililer kadınları tacizlere karşı korumakta sık sık başarısız oluyorlar ve ülkedeki cinskırım sayıları da hızla artıyor.

‘LGBTİ+’ları da dahil ediyor’

İstanbul Sözleşmesi’nin oldukça kapsamlı olduğu dile getirilen açıklamada “Sözleşmenin en önemli faydalarından biri, hukuki statüleri belirsiz göçmenler ve lezbiyen, gay, biseksüel ve trans bireyler (LGBT) gibi belirli gruplara ilişkin ülkelerin iç hukuklarındaki ve koruma politikalarındaki eksikliklerin hükümetler tarafından giderilmesini zorunlu kılması” denildi.

Sözleşmenin cinsiyeti toplumsal olarak inşa edilmiş bir kategori olarak tanımlamasının ve LGBTİ+’lar ile göçmenleri açıkça koruma kapsamına almasının çeşitli ülkelerde tepki topladığı belirtilen açıklamada “Muhafazakar politikacılar ve gruplar, yanlış bir biçimde, sözleşmenin ‘geleneksel’ aileleri tehdit ettiğini, eşcinselliği ve ‘toplumsal cinsiyet ideolojisini’ özendirdiğini ve ‘milli değerleri’ aşındırdığını iddia ediyorlar” ifadeleri kullanıldı.

 

Polonya’da durum

Polonya Adalet Bakanı Zbigniew Ziobro‘nın 2020 yılında sözleşmeden çekilme hedefini gerçekleştirmeye çalışacağını  açıkladığı hatırlatılan metinde, “Başbakan Mateusz Morawiecki ise Sözleşmeyi içerdiği ‘toplumsal cinsiyet’ tanımı nedeniyle gözden geçirmesi siyasi tesir altındaki Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı” denildi.

Açıklamada iktidardaki Hukuk ve Adalet Partisi’nin geçtiğimiz Ekim ayında, kürtaja izin veren yasal zemini, uygun parlamento usullerinin etrafından dolanarak ortadan kaldırmak için aynı Anayasa Mahkemesi’ni kullandığı hatırlatıldı.

Varşova’daki Kadın Hakları Merkezinden Urszula Nowakowska “İçerdiği standartlar sebebiyle sözleşmeyi Polonya’da bağlayıcı bir uluslararası hukuk belgesi olarak muhafaza etmek bizim için çok önemli” dedi ve ekledi: “Onlar bizim referans noktalarımız, bize ulaşmaya çalışacağımız bir hedef sunuyorlar.”

Diğer ülkelerde durum ne?

Açıklamada diğer ülkelerde İstanbul Sözleşmesi’ne karşı alınan tavırlara da yer verildi. Şu bilgiler paylaşıldı:

Macaristan’da, parlamentoda üçte iki çoğunluğa sahip olan iktidar partisi Fidesz, sözleşmenin onaylanmasını Mayıs 2020’de engelledi, Slovakya’da ise parlamento onaylamayı en sonuncusu Şubat 2020’de olmak üzere, defalarca engelledi. Bulgaristan Anayasa Mahkemesi ise 2018 yılında Sözleşmedeki “toplumsal cinsiyet” kullanımının anayasaya aykırı olduğu yönünde bir karar verdi.

Açıklamada diğer ülkelere ilişkin ise “Hırvatistan gibi ülkeler sağ kanattan grupların ciddi muhalefetine rağmen sözleşmeyi onayladılar. Sözleşmeyi 2011 yılında imzalamış olan Ukrayna ve 2012 yılında imzalamış olan İngiltere gibi bazı başka ülkelere ise sözleşmeyi onaylamak konusundaki kararlılıklarını belirtmekle birlikte, hala onaylamadılar. Avrupa Konseyi üyesi devletlerden sadece iki tanesi, Rusya ile Azerbaycan, sözleşmeyi imzalamadı” bilgileri paylaşıldı.

‘Daha güçlü yasaların çıkarılmasını sağlıyor’

Açıklamada “Sözleşmeye uymak konusunda gösterilen çabalar birçok ülkede, yeni veya daha güçlü yasalar çıkartılması gibi olumlu adımlar atılmasına neden oldu” ifadeleri kullanıldı. Devamında ise şu örnekler paylaşıldı:

Birçok ülkede acil yardım hatları kuruldu ve şiddet yaşamış kadınlara yönelik hizmetler artırıldı ve güçlendirildi. Diğer ülkelerde ise stalking (ısrarlı takip ederek tacizde bulunma), zorla evlendirme, kadın sünneti gibi şiddet biçimleri kriminalize edildi veya yürürlükteki kanunlar cinsel şiddeti kasıtlı rızanın bulunmaması temelinde tanımlayacak şekilde değiştirildi.