Ana Sayfa Blog Sayfa 1472

Açık Radyo Program Destek Projesi başladı: Yelkenlerimizi dolduran sizin rüzgarınız

Açık Radyo‘nun Program Destek Projesi başladı.

2004 yılında hayata geçirilen bu projeyle, dinleyicilerin maddi ve fikri katılımı ile radyonun kalıcı bir mecra olma hedefine ulaşılması amaçlanıyor.

Nasıl destek olunabilir?

Dinleyiciler, radyoda seçtikleri bir programın istedikleri bir saatine destek (sponsorluk) verebildiği gibi, birden fazla program veya aynı programın birden fazla saatini de destekleyebiliyor.

Destekler taksitlendirilerek, kredi kartıyla telefondan, internet üzerinden veya banka havalesi ile yapılabiliyor.

Yarım saatlik bir programa 175 TL, bir saatlik programa da 300 TL ile destek olunabiliyor. Programın başında ve sonunda da destekçinin adı anılıyor.

Açık Radyo’ya destek olmak için buraya tıklayabilirsiniz.

Radyoda yer alan programların içerikleri

Radyodaki sözel programlar; sosyolojiden psikolojiye, ekolojiden ekonomiye, iklim krizinden biyoçeşitlilik krizine, siyasetten felsefeye, edebiyattan bilime, arkeolojiden antropolojiye, kokulardan arılara, tarımdan kente, kentsel dönüşümden mimariye, kadınlardan çocuklara, hak temelli haber programlarından dünyanın çeşitli bölgelerindeki aktivizm faaliyetlerine, yerelden küresele kadar çok geniş bir yelpazede içeriğe sahip.

Müzik programları da tüm dünyadaki çeşitli müzik kültürlerinden sınırsız tarzı içinde bulunduruyor.

‘Desteğinizi istemeye devam ediyoruz’

Açık Radyo Dinleyici Destek Projesi bu yıl 18. yılına girecek. Ancak, koronavirüs salgınından dolayı geçen yıllarda olduğu gibi 9 gün/99 saatlik radyo şenliği yerine başka etkinlikler planlandı.

Açık Radyo tarafından konuyla ilgili şu açıklama yapıldı:

Açık Radyo Dinleyici Destek Projesi’nin 18. yılında, çalışma arkadaşlarımızın ve konuklarımızın sağlığını düşündüğümüz için, epeydir gelenekselleşmiş olan o 9 gün/99 saatlik radyo şenliğimizi farklı bir şekilde planladık. 22 Mayıs’ta başlayan Dinleyici Destek Projesi Özel yayını için programcılarımız ve müstesna konuklarımız ve çeşitli sürprizler içeriyor. Covid-19 günlerinde de desteğinizi istemeye devam ediyoruz.

Bu yolculukta yelkenlerimizi dolduran sizin rüzgârınızdır! Siz olmadan yol alamayız.

Sonsuz teşekkürlerimizle!”

Öğrenci kredisinde yeni düzenleme: Gecikme zammı ve faizi indiriliyor, borçlar yapılandırılacak

Öğrenim kredisinin borçları yeni yapılandırma ile taksitlerle ödenebilecek. 5 milyon kişinin faydalanması beklenen yapılandırma, anaparaya eklenen gecikme zammı ve faizinde indirim sağlıyor. 

Posta Gazetesi‘nin aktardığına göre, AKP tarafından TBMM‘ye sunulan vergi ve prim borçlarına ilişkin yeni yapılandırma paketi, üniversite döneminde aldığı kredi ödeyemeyen yaklaşık beş milyon mezunu da ilgilendiriyor.

Tasarıyla Kredi Yurtlar Kurumu’na (KYK) olan öğrenim ve katkı kredisi borçları da yapılandırmadan yararlanabilecek. 30 Nisan 2021 tarihinden önceki borçlar kapsamda olacak.

Anapara’da indirim yok

Düzenlemenin hızla Meclis’ten geçmesi bekleniyor. Yasa çıktıktan sonra yapılandırma başvuruları 31 Ağustos 2021 tarihine kadar yapılabilecek. İlk taksit son ödeme günü 30 Eylül olarak belirlendi. Yapılandırma, anaparaya eklenen gecikme zammı ve faizinde indirim sağlıyor. Anaparada bir indirim söz konusu değil. Geciken dönem için aylık 0.35’lik Yİ-ÜFE oranı baz alınacak. Daha önce aylık yüzde 1.40’lık gecikme faizi işletiliyordu.

Yapılandırılan öğrenim kredisinin tamamı ilk taksit ödeme süresinde peşin yatırılırsa, anaparaya eklenecek enflasyon farkının yüzde 10’u alınacak. Borç ikinci taksit süresinde kapatılırsa enflasyon farkının yarısı tahsil edilecek.

Borç, ödemeleri iki  ayda bir olmak üzere 18 taksitte (36 ayda) kapatılabilecek. Taksit faizi, enflasyon farkı ile belirlenen borcu altı taksitte kapatanlar için yüzde 4.5, 9 taksitte ödeyenler için yüzde 8.3, 12 taksitte yatıranlar için yüzde 10.5, 18 taksitte ödeyenler için de yüzde 15 olarak belirlenecek.

Soylu’ya Bahçeli sahip çıktı: Hiç kimse boynuna tasma geçiremeyecek

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada organize suç lideri Sedat Peker’in iddialarının hedefindeki İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile eski başbakanlardan Binali Yıldırım ve oğlu Erkam Yıldırım’a sahip çıktı.

Bahçeli’nin mesajları özetle şöyle:

Maşayı tutturan ellere odaklanmalıyız: Fiile odaklanıp faile sırt çeviremeyiz. Her zaman büyük resme odaklanmalıyız. Maşayı değil, tutan ve tutturan elleri görebilmeliyiz… Karanlık operasyonların hedefi haline getirmek için uğraşanlara, zemin yoklayanlara taviz veremeyiz. Göz yumamayız.

CHP ve İYİ Parti’ye yüklendi

Hedef Türkiye: Açık seçik görüyoruz ki Türkiye’nin çevresindeki sisli ve sinsi kuşatma sertleşmektedir. Emel sahipleri kartlarını açık oynamaktadır. Herkesi uyarıyorum, hedef Türkiyemizdir, milli birlik ve huzur ortamımızdır.  CHP bunun üstlenicisi olmuştur. Asıl bizi düşündüren de İP Başkanı’nın tavrıdır.

Akşener’in Rize ziyareti mercek altına alınmalı:  Geçen haftaki konuşmasında Sayın Cumhurbaşkanı’nı katil Netanyahu’ya benzeten bu şahsın birkaç gün sonra Rize’yi ve ilçelerini ziyaret ederek müessif olaylara sebep vermesi mercek altına alınmalıdır. Söz konusu ilçe belediyelerinin MHP yönetiminde bulunduğu göz önüne alındığında nasıl bir oyunun sahnelenmeye çalışıldığı da fark edilecektir. İP Başkanı’nın inadına yapar gibi Rize’ye gitmesi yalnızca düşüncesizlikle, sorumsuzlukla, öngörüsüzlükle izah edilemez. Bu şahsın Rize’yi ziyareti olay çıkarmak üzere planlanmıştır. Arkasından haklı tepkilere küstahça tepki göstermesi, etrafındaki çapulcuların vatandaşlarımıza vandalca saldırması ağır provokasyon halidir.

128 milyar dolar nerede sorusu tutmadı: Kandil’e Türk bayrağını dikeceğiz ya, çıldırıyorlar. Siyasi taşeronlarına 128 milyar dolar nerede sorusunu sorun dediler tutmadı. Emekli amirallere bildiri yayınlattılar, kimse yemedi. Şahsım hükümeti, tek adam rejimi, yönetilemeyen ülke propagandalarında başarılı olamadılar.

Tarafsız kalınamaz, üç maymun oynanamaz

Tasma geçiremeyecekler:  Karambolde siyasi fırsatçılığa kalkışanlar, iki dünyada bunun hesabını vereceklerdir. İkazen diyorum ki, hiç kimse TC İçişleri Bakanı’nın boynuna tasma geçiremeyecek, hiçbir alçağın gücü ve nefesi yetmeyecektir. Hiç kimse, TSK’nın onurlu komuta heyetine çamur atamayacaktır… Konu devletin saygınlığı ve bekasıdır. Herkes yerini bilmek zorundadır… Türkiye’nin gündemi video kayıtlarıyla rehin alınamaz, sosyal medya iftiralarıyla ele geçirilemez. TBMM Başkanlığı görevini üstlenmiş, TC’nin son başbakanı unvanını taşıyan Binali Yıldırım’ı evladıyla birlikte töhmet altında bırakmak tek kelimeyle müfteriliktir. Bu meselede tarafsız kalmak, tribünde oturup üç maymunu oynamak Türkiye’ye kast etmek için kullanılan çevrelere destek vermektir…. Her nifak ve dedikoduya can havliyle saldıran CHP yönetiminin siyaseti ahlaksızdır. Çukur siyasetidir. Kılıçdaroğlu’nun rotası yanlıştır.

Antalya Kaş’ta su altı temizliği: Çıkan atıklar görenleri şaşkına çevirdi

Antalya‘nın Kaş ilçesinde Deniz Ticaret Odası Antalya Şubesi koordinesinde, Kaş Kaymakamlığı, Kaş Belediyesi ve Kaş Su altı Derneği (KASAD) desteğiyle su altı temizliği yapıldı.

Üç gün boyunca süren temizlikte su altından araç lastikleri, tekne, iş makineleri, traktör, cam şişe, ev eşyası gibi çok sayıda atık çıkarıldı.

40 dalgıç görevlendirildi

DHA‘da yer alan habere göre, birinci gün temizliğinde 40 dalgıç, adalar, Ufak Dere, İnönü, Çoban ve Çapabanko koyları, Üzümlü İskelesi başta olmak üzere çok sık kullanılan 15 dalış noktasında dip temizliği yaptı.

Denizden çıkarılan atıklar, teknelerle Kaş Limanı‘na getirildi.

Temizliğin ikinci ve üçüncü gününde ise, dalgıçlar, oteller bölgesi ve eski Kaş Yat Limanı‘ndaydı.

Temizlikle birlikte çıkarılan atıklar görenleri şaşkına çevirirken, toplanan atıklar ayrıştırılıp belediye ekipleri tarafından toplandı.

Fotoğraf: DHA

‘Deniz hor kullanılıyor’

Yatçı Nihat Tokgöz, Kaş’ın denizinin ne kadar kötü kullanıldığına vurgu yaparak, şu açıklamalarda bulundu:

Kaş’ın denizi başta bizim ve Türkiye, Antalya ve Kaş turizminin en önde gelen zenginliği. Kaş, dünyanın ve Türkiye’nin önde gelen dalış merkezlerinden biri. Mavi yolculuk ve günübirlik yat turizm merkezi. Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist bunun için Kaş’a geliyor. Bu nedenle Kaş’ın denizini temiz tutmak herkesin görevi. Ancak denizden çıkanlar, Kaş’ın denizini ne kadar hor kullandığımızın bir göstergesi. Deniz altından 5 yıl önce battığı tahmin edilen 4,5 metre uzunluğunda bir tekne, göçmen kaçırmada kullanılan şişme bot, yüzlerce iş makinesi, traktör, otomobil lastikleri, binlerce cam şişe, leğenler, deniz kıyısında dalgaların yıktığı platformların parçaları, ev eşyaları daha neler neler çıkardık. Artık daha duyarlı olmamız gerekiyor.”

Canlı hayvan ithalatı: Hayvan ölüyor, doğa zarar görüyor, aracı kazanıyor

Haber: Burcu Özkaya Günaydın

*

Tarım ve Orman Bakanlığı, 26 Ekim 2019’da besilik sığır ithalatına düzenleme yapılacağını ve durdurulacağını açıkladı. Ne var ki bu tarihten sonra da Covid-19 salgın sürecinde de canlı hayvan ticareti devam etti. Hatay’ın İskenderun ilçesinde LimakPort’a çoğunluğu Brezilya’dan olmak üzere ayda bir ya da iki defa canlı hayvan sevkiyatı yapılıyor. Besicilerin, tüketicilerin şikâyetçi olduğu canlı hayvan ticaretine, özellikle hayvanlar açısından bakmaya çalıştık. Gazeteci, hayvan hakları aktivisti Zülal Kalkandelen ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) Koordinatörü Fatma Biltekin ile hayvanların uğradığı hak ihlalini, ucuz et politikasının hem doğaya hem hayvana hem de insana sonuçlarını konuştuk.

Canlı hayvan ihracı… Besiciler, ithal ürünün et piyasasını düşürerek, hayvancılığı bitirdiğinden yakınırken, tüketiciler ise hastalıklı et yeme endişesi taşıyor. Peki ya hayvanlar? Günlerce bir geminin deposuna kapatılarak; ayakta, tıkış tıkış, pislik içinde yolculuk yapan hayvanlar…  Gemide sağ kalırsa gittiği ülkede ölür, eğer koşullara dayanamaz, gemide ölürse gemi içindeki mekanizma hayvanı rendeden geçirir ve okyanusa atılır. Hayvana her yanda ölüm ‘kaderi’ biçilmiş oluyor. Dünya genelinde hayvan ticaretinin başını Brezilya tutuyor. Türkiye dahil Irak, Mısır, Suudi Arabistan gibi ülkelere de Brezilya’dan et gidiyor. Türkiye, aynı zamanda Brezilya’nın Ortadoğu ülkelerine canlı hayvan ihracında bir durak görevi görüyor.

Bakanlık duracak dedi ama devam etti

Tarım ve Orman Bakanlığı, 26 Ekim 2019’da besilik sığır ithalatına dair bir dizi düzenleme yapılacağını belirterek sığır ithalatının bu tarihten itibaren durdurulacağını açıkladı. 2019 yılı itibaren canlı hayvan ithalatında düşüş olsa da tamamen bitmedi. 2016 yılında 603 bin 822 bin hayvan ithal edilirken, 2017 ve 2018’de rakamlar giderek arttı. Türkiye, 2017’de 1 milyon 212 bin 194 canlı hayvan ithal ederken, 2018’de 1 milyon 767 bin 909 çıktı. 2019 yılından itibaren ithal edilen hayvan sayısı düşmeye başladı. 2019’da 700 bin 574 hayvan ithal edilirken, 2020 yılında 446 bin 859 oldu. 2021’in ilk 3 ayında ise canlı hayvan ithalatı 124 bin 756. Bu rakam sadece büyükbaş hayvan ithalatı. Örneğin 2020 yılında ithal edilen canlı hayvan sayısı (sürüngenler, civcivler, atlar, sığırlar…) 14 milyon 422 bin 536.

Covid-19’un en hızlı yayıldığı ülkeler listesinde ilk sırada yer alan Brezilya başta olmak üzere Uruguay ve İspanya’dan canlı hayvan ithalatı devam etti. Hatay’ın İskenderun ilçesine bazen ayda bir bazen ayda iki defa Brezilya’dan angus getiriliyor. Yakın zamanda limana yeni bir sevkiyat yapıldı. Covid-19 şartlarından dolayı İskenderunlular bu süreçte tepkilerini sosyal medyadan gösteriyor. Ama defalarca İskenderun Çevre Derneği, İskenderun Yaşam Platformu başta olmak üzere birçok STK ve İskenderunlular, hem hayvanlara eziyet edildiği hem de kenti günlerce saran kokudan rahatsız olduklarını basın açıklaması yaparak dile getirdi.

Bir taraftan alanlar diğer taraftan satanlar

Gazeteci, hayvan hakları aktivisti Zülal Kalkandelen, canlı hayvan ticaretine her zaman karşı olduğunu belirterek, bu işte bir tarafta alanlar diğer tarafta satanlar olduğunu söyledi: “Ucuz et” politikasının 21. yüzyılda hayvan köleliğinin en vahşi uygulamalarından biri canlı hayvan ticareti. 21. yüzyılın gerçek köle pazarı neresi derseniz ölüm gemileri derim. Bir kıtadan diğer bir kıtaya kesilmek için gönderilen hayvanlara yaşatılan işkence, yüzyıllar önce insanların alınıp satıldığı kölelik dönemini hatırlatıyor.”

‘Siyaset ve ticaret el ele hukuku ezdi’

Brezilya’daki Rio Grande Limanı’ndan 10 Eylül 2020 tarihinde NADA adlı hayvan gemisi 26 bin sığırı İskenderun Limanı’na getirmek için yola çıktı. Bu rakam Rio Grande’nin tarihindeki en büyük sevkiyat olarak tarihe geçti. 3 haftadan fazla süren bir yolculukla geminin limana, 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü’nde ulaştığını belirten Zülal Kalkandelen, “Hayvanları koruma gününde binlerce hayvan mezbahalara dağıtılıp öldürüldü” dedi.

Kalkandelen, o dönem yakından takip ettiği ve gündeme getirdiği olayı şöyle aktardı:

“O dönem Brezilya’nın Türkiye’ye sattığı hayvanların TIR’lara yüklenmesi sırasında Brezilyalı hayvan hakları aktivistleri, araçların önüne yatarak bunu engellemeye çalıştı. Daha sonra hayvanların yaşadığı eziyet raporla mahkemeye sunuldu. Mahkeme hayvanların yaşadığı mağduriyeti gördü ve Brezilya koşullarını düzeltinceye ve Türkiye de Brezilya yasalarına uygun kesim şartlarını yerine getirinceye kadar canlı hayvan ticaretini durdurdu. Geminin limandan ayrılması yasaklandı fakat bu sevinç kısa sürdü. Çünkü aynı gün başta toprak sahipleri ve siyasiler tarafından hakime baskı yapıldı ve geminin durdurulma kararı kaldırıldı. Siyaset ve ticaret el ele vererek hukuku ezdi.”

Hastalıklarla yola çıkan hayvanlar, şarbonu getirdi

Gemiden kente dayanılamayacak bir dışkı kokusunun yayıldığı, hayvanlar daha fazla dışkılamasın diye son iki gün aç ve susuz bırakıldığı, gemiden yayılan kokunun yanı sıra, etrafa saçılan dışkıların kentin su kanallarını da kirlettiğine dair bilgiler geldiğini kaydeden Kalkandelen, “O dönem hayvanlara yapılan eziyeti ve ticaretin ardındaki skandalı ortaya çıkarmıştım ama yandaş medyanın yalan haberleriyle vahşet gizlenmek istendi; muhalif medya da konu hayvan olunca umursamaz bir tavır takındı. Sonrasında Türkiye’de şarbon hastalığı patladı. Patlar çünkü o hayvanlar Brezilya’dan hastalıklarla yola çıktı” şeklinde konuştu.

Amazonları besiciler yakıyor

Canlı hayvan ticaretinin tüm dünyada sona ermesi için hayvan hakları aktivistlerinin yıllardır mücadele verdiğine dikkat çeken Kalkandere, bu ticaretin sadece hayvanlara değil çevreye de büyük zararları olduğunu belirtti. Brezilya’da yağmur ormanları yandığında birçok kişinin sosyal medyada “Amazonlar için dua et!” diye paylaşımlar yaptığını, o ormanların yanmasının arkasında Brezilya’daki besi çiftlikleri olduğuna söyleyen Kalkandelen,  besicilerin, giderek artan hayvan ticareti nedeniyle çiftliklerine yer açmak için ormanları yaktığını kaydetti.

Ucuz et politikası doğayı da yok ediyor

İnsanların et ve hayvansal ürün tüketimi için talep oluşturduğunda hayvanların ölmesine, Amazonların yanmasına da sebep olduğunu düşünmelerini isteyen Kalkandelen, “Türkiye, ‘ucuz et’ politikasıyla, dünyanın akciğerlerinin yanmasına, çeşitli bitki ve hayvan türlerinin yok olmasına da yol açıyor. Böylece iklim krizi tetikleniyor. İnsanlık çevre ve hayvan katliamlarıyla kendi sonunu hazırlıyor” dedi.

Aracı şirketler kazanıyor

Türkiye’de sadece canlı hayvan ticaretinde değil birçok alanda aracı şirketlerin kazandığını belirten Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) Koordinatörü Fatma Biltekin, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın, 26 Ekim 2019’dan itibaren canlı hayvan ithalatının durdurulacağına dair açıklaması olduğunu ama istatistiki verilere göre azalma olsa da Bakanlığın açıkladığı gibi tamamen bitmediğini ifade etti:

“Bakanlık 1 Ocak 2021’den itibaren hiçbir şekilde hayvan ithal edilmeyeceğini açıklamıştı. TÜİK verileri dahi hayvan ithalatının devam ettiğini ortaya koyuyor. Ticaret Bakanlığı, “2020 yılında kaç canlı hayvan ithal edildi” sorusunu ‘edilmedi’ diye yanıtladı. Oysa resmi veriler ortada; 2020 yılında 446 bin 859 hayvan ithal edildi.”

Önergeler ciddiye alınmadı

Türkiye’de 2019 yılının hayvancılıkta en çok zarar edilen yıl olduğunu belirten Biltekin, bu zararın en büyük nedeninin de canlı hayvan ithalatı olduğunu bu konuya dair Meclis’e çeşitli tarihlerde soru önergeleri de verildiğine dikkat çekti. Yine 2019 yılında brüsella ve şarbon hastalıklarının ortaya çıktığını buna dair de soru önergeleri verildiğine vurgu yapan Fatma Biltekin, “Canlı hayvan ticaretine dair Meclis’e çeşitli tarihlerde soru önergeleri verildi. Bunun için de brüsella ve şarbon hastalıkları soruldu. Ama hiçbir önergeye doğru düzgün cevap verilmemiş. Sürekli TÜİK verilerine bakılsın deniyor. Hem insan hem de hayvan sağlığı söz konusuyken önergeler dahi ciddiye alınmadı” şeklinde konuştu.

Canlı hayvan ticareti yasaklanmalı

Zülal Kalkandelen gibi Fatma Biltekin de Brezilya’daki yağmur ormanlarına dikkat çekti. Brezilya’nın en çok canlı hayvan ithal eden ülke olarak övündüğünü söyleyen Biltekin, şunları kaydetti:

“Brezilya’da yağmur ormanların yanma sebebi hayvancılık. 2018 yılında seçilen başkan et ithalatını destekliyor ve daha da büyüme hırsıyla yağmur ormanları da yok ediliyor. Türkiye Brezilya’dan et ithal ettikçe yağmur ormanları yanacak. Biz HAKİM olarak canlı hayvan ticaretinin yasaklanması gerektiğini düşünüyoruz; bunu yapan ülkeler var. Hem insan hem hayvan sağlığı açısından en doğru olanı yasaklanmasıdır.”

Avrupa’da kömürden elektrik üretimi kaynaklı hava kirliliğinde Türkiye ilk üçte

Enerji konusunda faaliyet gösteren düşünce kuruluşu Ember, Avrupa’da kömürden elektrik üretimi kaynaklı hava kirliliğinin en yüksek olduğu ülkeleri ortaya koyan raporunu yayımladı.

Rapora göre, ülke ölçeğinde gerçekleştirilen sıralamada Türkiye ve Ukrayna, tüm kirletici türlerinde ilk üç sırada yer alıyor. Batı Balkanlar’da yer alan ülkeler, görece küçük ölçeklerine rağmen Türkiye ve Ukrayna’yı takip ediyor. Almanya ve Polonya gibi Avrupa Birliği ülkeleri ise azot (NOx) kirliliği açısından üst sıralarda bulunuyor.

Yeni santral inşaatında Türkiye en önde

Elektrik üretimi amacıyla kullanılan kömür, havaya kirleticiler yayarak insan sağlığına tehdit oluşturuyor ve çok sayıda erken ölüme sebep oluyor. Bu kirleticilerin yayılımı binlerce kilometreyi bulabiliyor. Ember’in analizi  Avrupa Birliği içerisindeki 27 ülkeyi, Birleşik Krallık’ı, Enerji Topluluğu’na üye ülkeleri ve Türkiye’yi kapsıyor. Hava kirliliği verilerinin değerlendirildiği analizde kömür santralleri, üç kirletici (SO2, PM10, NOx) göz önünde bulundurularak sıralanıyor.

Araştırmada elde edilen bilgiler şöyle:

  • Kömür santrallerinden kaynaklanan PM10 kirliliğinin büyük bölümü Ukrayna’daki santrallerden kaynaklanıyor. Ukrayna’da faaliyet gösteren sekiz santral, PM10 açısından en fazla kirlilik yayan on santral arasında yer alıyor.

  • Avrupa’da kömürden elektrik üretimi kaynaklı SO2 (kükürt dioksit) kirliliğinde Ukrayna (%27), Türkiye (%24), Sırbistan (%15) ve Bosna Hersek (%11) başı çekiyor.
  • En fazla kükürt dioksit yayan on kömür santrali, Avrupa’nın kömürden elektrik üretimi kaynaklı SO2 emisyonlarının yaklaşık yarısına (%44) denk geliyor. Bu santrallerin üçer tanesi Sırbistan ve Türkiye’de, ikisi Bosna’da, birer tanesi de Ukrayna ve Makedonya’da yer alıyor.

  • Türkiye’de kömürden elektrik üretimi kaynaklı NOx (azot) kirliliği, Avrupa toplamının beşte birini oluşturuyor (%20). Türkiye’yi, Almanya (%16), Ukrayna (%16) ve Polonya (%14) takip ediyor.
  • Batı Balkan ülkeleri 2019 yılında, Enerji Topluluğu üye ülkeleri için ulusal ölçekte belirlenmiş olan hava kirliliği emisyon limitlerine uyum sağlamadılar. Avrupa’daki en kirli santraller sıralamasında birçok santrale sahip olan Ukrayna ise, ilginç bir şekilde ülke için belirlenen tavan limitlerin oldukça altında kaldı.
  • Avrupa’daki en kirli 30 kömür santralin neredeyse tamamı 30 yıldan fazla süredir faaliyet gösteriyor iken bu duruma tek istisna Türkiye. Türkiye’de son on yılda inşa edilen bazı santraller de listenin üst sıralarında kendisine yer buluyor.
  • Ukrayna, Türkiye ve Batı Balkan ülkeleri, kömür santrallerine doğrudan veya dolaylı şekilde teşvik sağlıyorlar. Ancak bu teşvikler, bahsi geçen ülkelerin kömürü ikame edebilecek kadar yüksek potansiyele sahip yenilenebilir enerji kaynaklarına yönlendirilebilir.

‘En büyük kirleticiler, temiz enerji için en yüksek potansiyele sahip’

EMBER Elektrik ve İklim Veri Analisti Ufuk Alparslan rapordaki verileri şöyle yorumladı:

“Ukrayna, Türkiye ve Batı Balkan ülkeleri, Avrupa’da kömürden elektrik üretimi kaynaklı hava kirliliğinde öne çıkmaktadırlar. Kömür santrallerinin havaya yaydığı kirlilik binlerce kilometreye ulaşabiliyor. Temiz enerji alternatiflerinde çok yüksek potansiyele sahip bu ülkelerin kaynaklarını, emisyon standartlarına uyum sağlamak için yüksek maliyetli rehabilitasyon yatırımları ve kömür teşvikleri yerine enerji dönüşümünü daha da hızlandıracak yatırımlara yönlendirmesi gerekiyor.”

Aralarında Eş Genel Başkanın da bulunduğu SES üyelerine gözaltı

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu‘na (KESK) bağlı olan Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) Eş Genel Başkanı Selma Atabey, çok sayıda sendika üyesi ve eski yöneticisi gözaltına alındı.

Yapılan açıklamada, üyelerin ve yöneticilerin terör suçlamasıyla gözaltına alındığı kaydedildi.

Başsavcılıktan açıklama

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosu, gözaltılarla ilgili şu açıklamayı yaptı:

Yapılan teknik takip sonucunda; PKK/KCK silahlı terör örgütünün ülkemizdeki yapılanmalarını bir araya getirmek ve koordine etmek amacıyla hayata geçirilen sözde Kürdistan Demokratik Topluluğu/Türkiye Masası (KCK/TM) sosyal alan yapılanması içerisinde sözde ‘halk sağlığı komitesi’ adı altında faaliyet gösterdikleri tespit edilen 8 şüphelinin, 25.05.2021 tarihinden itibaren eş zamanlı olarak gözaltına alınmalarına karar verilmiş, şüphelilerin tamamı yakalanarak gözaltına alınmışlardır.”

SES’ten açıklama

SES, konuyla sosyal medya hesaplarından bir açıklama yaparak şu ifadelere yer verdi:

Eş Genel Başkanımız Selma Atabey, bir önceki dönem Eş Başkanımız Gönül Erden ve bir önceki dönem MYK Üyemiz Fikret Çalağan, eski genel başkanlarımızdan Bedriye Yorgun, eski MYK Üyemiz Belkıs Yurtsever, Ankara Şube eski yöneticilerimizden Rona Temelli, Erdal Turan ve Ramazan Taş bu sabah saatlerinde evlerinden gözaltına alındılar. Sendikal hak ve özgürlükler mücadelesi ile sağlık hakkı mücadelemizi gözaltı ve baskılarla engelleyemeyecekler.”

Fatih Tezcan’a soruşturma

Gazeteci Fatih Tezcan‘ın sosyal medya hesabından Ankara JİTEM davasında eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar‘ın da aralarında bulunduğu sanıklar hakkındaki beraat kararlarını bozan İstinaf Mahkemesi heyeti hakimlerine ilişkin paylaşımı üzerine, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı.

Tezcan hakkında, “Kamu görevlilerinin ismini açıklama ve yayınlama ve “Yargı görevini yapanı etkilemeye teşebbüs” suçlarından re’sen soruşturma başlatıldığı duyuruldu.

Tezcan’ın paylaşımı

Fatih Tezcan, Twitter hesabı üzerinden şu paylaşımda bulunmuştu:

RT 5 Nisan 2021 tarihinde Mehmet Ağar ve diğer sanıkların beraat kararlarını bozan İstinaf Mahkemesi kararına ve Heyetin isim listesine ulaştım. Heyet Başkanı Hâkim M.H.Y’yı ve üye hâkimler A.S ve A.A’nın bağlantılarını araştırıyoruz. Bilgisi olanlar için İhbar Hattı:…”

Merkez Bankası’nda görev değişikliği: Başkan Yardımcısı görevden alındı

Cumhurbaşkanı Kararı ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkan Yardımcısı Oğuzhan Özbaş görevinden alındı, yerine Prof. Dr. Semih Tümen getirildi.

Karar, Resmi Gazete‘de de yayımlandı.

Merkez Başkanı da görevden alınmıştı

Geçtiğimiz mart ayında da Merkez Başkanı Naci Ağbal, gece yarısı kararnamesiyle görevinden alınmış, yerine Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu getirilmişti.

Semih Tümen kimdir?

Semih Tümen, lisans derecesini 2000 yılında ODTÜ İktisat Bölümü’nden aldıktan sonra, 2006 yılında London School of Economics‘te Ekonometri ve Matematiksel İktisat alanında yüksek lisans yaptı. 2012 yılında da University of Chicago‘da Ekonomi doktora programlarını tamamladı.

Tümen, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nda Yapısal Ekonomik Araştırmalar Genel Müdürü, Araştırma ve Para Politikası Genel Müdür Yardımcısı, Ekonomist ve diğer unvanlarda 2002 yılından itibaren görev yaptı.

TCMB’de çalıştığı dönemde ODTÜ, Bilkent Üniversitesi ve TOBB-ETÜ’de yarı zamanlı öğretim üyeliği de yaptı.

Semih Tümen, 2016-2018 yılları arasında Gıda ve Tarımsal Ürün Piyasaları İzleme ve Değerlendirme Komitesi (Gıda Komitesi) Genel Koordinatörlüğü ve Dünya Ekonomik Forumu’nda (WEF) Başbakan Yardımcılığı Makamı’nı temsilen Kıdemli Danışman görevlerinde bulundu. Prof. Dr. Semih Tümen, 2018 yılından itibaren TED Üniversitesi İktisat Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yapıyordu.

Canan Kaftancıoğlu’ndan Süleyman Soylu’nun açıklamasına yanıt: Yalancı

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, dün katıldığı televizyon programında “İstanbul CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu‘nun tehdit altında olmasına rağmen neden koruma verilmedi?” sorusuna “tehdit yoktu” şeklinde yanıt verdi.

Soylu’nun bu iddiasına sosyal medya hesabı üzerinden yanıt veren Kaftancıoğlu, Soylu’ya “yalancı” dedi.

“Kaftancıoğlu’nun korumasını aldım”

İçişleri Bakanı Soylu, CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na neden koruma verilmediğine dair soruya şöyle cevap verdi:

CHP İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun korumalarını aldım. Tehdit yoktu. Sizin tehdidiniz yok. Herhangi bir rapor yok, korumanız olması gerekir mi? Hayır. Sonra ne oldu? Mesela Kaftancıoğlu’na tehdit nereden gelebilir? Bunu takip eden, hedef gösterildiği zaman konuya müdahale eden devletin kurumları var. Kaftancıoğlu’nun korumasını aldım, 15 gün sonra Kaftancıoğlu DHKP/C tehdit etti. Niye tehdit etsin? Bir sektör oluşmuş. 2017’de Özgür Taşdemir. Bütün sistematiği, iki yerde kumarhanesi var. Bu kumarhaneler sebebiyle, DHKP/C baskını sebebiyle, bu tehdidi yenilediler. DHKP/C’nin kurgu tehdidi üzerine bir tehdit daha yenilediler. Ben bunu 2018’in ortalarında öğrendim. Sedat Peker’in polis koruması olduğunu öğrendim. Canan Kaftancıoğlu’nun da koruması olduğunu bilmiyorum.”

Suç örgütü lideri Sedat Peker‘e ise polis koruması verilmişti. Soylu, programda Peker’e verilen korumadan 2018 yılında haberi olduğunu ileri sürdü.

‘Ne diye özel koruma statüsüne alındım?’

İçişleri Bakanı’nın bu açıklamasına Canan Kaftancıoğlu, şöyle yanıt verdi:

Yalancı! Madem tehdit yoktu (kendisinden daha büyük tehdit yok bu arada) öncesinde ne diye yakın ardından özel koruma statüsüne alınmışım? Sonrasında ise cevap hakkımı kullandırırlarsa yayında söyleyeceğim. Suç örgütleri ile tuttuğu işler ortalığa dökülen devletin utanç vesikası içinde bulunduğu kirliliği başkalarına yapıştırmaya çalışmakta.”