Ana Sayfa Blog Sayfa 1471

Eşini 46 yerinden bıçaklayarak öldüren adama ‘tahrik ve iyi hal’ indirimiyle 18 yıl hapis cezası

Konya‘nın Karatay ilçesinde eşini 46 yerinden bıçaklayarak öldüren kocaya müebbet yerine ‘tahrik ve iyi hal’ indirimiyle 18 yıl hapis cezası verildi.

Belediyenin çöp toplama araçlarında şoförlük yapan Bekir Erkol ile eşi Tuba Erkol arasında, iddiaya göre şiddetli geçimsizlik yaşanıyordu. Tuba Erkol, 18 Ağustos 2019’da kendisine şiddet uygulayan eşinden şikayetçi olup, evden uzaklaştırma kararı aldırdı. Uzaklaştırma kararından dört gün sonra eve gelen Bekir Erkol, eşiyle tartışmaya başladı. Bekir Erkol, çocuklarının gözleri önünde bıçakla Tuba Erkol’a saldırdı. Aldığı bıçak darbeleriyle yaralanan ve kaçmaya çalışan Tuba Erkol’ takip eden adam, çocuklarının engelleme çabasına rağmen kadını 46 yerinden bıçaklayarak öldürdü.

Yürütülen soruşturma sonunda tutuklanan  Erkol hakkında, ‘Canavarca hisle eşi kasten öldürmek’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı.

Savcı ‘takdir indirimi uygulanmasın’ dedi

Bekir Erkol’un iş çıkışı eşinin üç çocuğuyla yaşadığı eve geldiği, eşini, karnının üzerine oturarak defalarca bıçakladığı vurgulanan iddianamede, verilecek cezada takdir indirimi uygulanmaması talep edildi.

Konya 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Bekir Erkol, bugün görülen karar duruşmasına tutuklu bulunduğu cezaevinden SEGBİS yöntemiyle katıldı. duruşmada eşinin kendisini aldattığını öne süren Erkol, pişman olduğunu bildirdi.

18 yıl dört ay ceza aldı

Mahkeme heyeti, Bekir Erkol’u ‘Eşi kasten öldürme’ suçundan önce ağırlaştırılmış hapis cezasına çarptırdı. Ardından da suçu haksız tahrik altında işlediği ve duruşmadaki iyi halini göz önünde bulundurarak ceza 18 yıl 4 aya indirildi.

 

Bloomberg: Erdoğan’ın anket oranları bütün zamanların en düşük seviyesinde

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli medya kuruluşu Bloomberg, Türkiye’de son dönemde yapılan anket çalışmalarıyla ilgili bir analiz yayımladı.

Bloomberg, AKP’ye desteğin geçen ay, bütün zamanların en düşük seviyesine indiğini kaydetti.

‘Desteğin azalmasında ekonomik sorunlar etkili’

Bloomberg, “Ekonomik kriz büyürken, Erdoğan’ın anket oranları bütün zamanların en düşük seviyesinde” başlığını verdiği haberinde, verilen desteğin azalmasında ekonomideki sorunların gösterildiğini belirtti:

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın AKP’sine destek geçen ay, bütün zamanların en düşük seviyesine indi, ankete katılanlar bunda hükümetin ekonomiyi yönetmedeki sorunları neden olduğunu söyledi.”

‘Popülarite aralığı açılıyor’

Bloomberg, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın destekçilerinin büyük bir kesiminin AKP’yi terk ettiğini yazdı. Ancak, buna karşılık muhalefet partilerinin seçmene bir yuva sunmakta başarısız olduğunu kaydetti.

Bloomberg, “Erdoğan, bireysel olarak da anketlerde geriye düştü. Ankete katılanlara göre Erdoğan ile cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki potansiyel rakipleri arasındaki popülarite aralığı açılıyor” açıklamasında da bulundu.

İmamoğlu ve Yavaş önde

Medya kuruluşu, anketlerde İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 10 puandan fazla önünde olduğunu kaydetti.

İYİ Parti lideri Meral Akşener‘in de Erdoğan’ın önünde olduğu belirtilirken, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun Erdoğan’ın gerisinde kaldığı aktarıldı.

“Kılıçdaroğlu ve Akşener’in ortak bir aday üzerinde anlaşması bekleniyor” açıklamasında bulunan Bloomberg, “Anket şirketlerine göre artan enflasyon, yüksek işsizlik ve koronavirüs kısıtlamaları, AKP’nin seçmen tabanından kaybettirdi” ifadelerinde de bulundu.

Karbon salımında İngiliz finans sistemi ilk 10’da

“İngiltere’nin en büyük bankaları ve yatırımcıları bir ülke olsalardı, o ülke karbon salımında dünyada dokuzuncu sırada yer alacaktı.” Greenpeace ve Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) tarafından hazırlanan yeni bir araştırma bu sonuca varıyor.

BBC‘den David Shukman‘ın aktardığı araştırmada, İngiltere’nin en büyük 15 bankası ile 10 varlık yönetimi şirketinin dünya çapındaki yatırımları ve bunların yol açtığı karbon salımı incelendi.

Net sıfır kavramı, karbon emisyonunun mümkün olduğunca azaltılmasını, geri kalan emisyonun ise ağaç dikme vb. yöntemlerle atmosferden emilme yoluyla dengelenmesini ifade ediyor.

Çevre araştırmaları konusunda uzmanlaşmış South Pole şirketinin yaptığı araştırma, ülkedeki finans devlerinin yatırım yaptıkları alanların karbon ayak izleri konusunda kaba bir tahmin sunmayı amaçlıyor.

25 şirket 805 milyon ton sera gazı salıyor

Araştırmada 2019 yılına ait veriler kullanıldı ve bu finans şirketlerinin 805 milyon ton sera gazı salımından sorumlu olduğu tespit edildi.

Bu miktar, İngiltere’nin aynı yıla ait toplam sera gazı salımı miktarının 1,8 katını, Almanya‘nın sera gazı salımından da daha yüksek bir rakamı ifade ediyor.

Greenpeace’e göre bu, finans sektörünün de petrol, doğal gaz, kömür, hava ulaşımı ve genel olarak ulaşım ile aynı kategoride “yüksek karbon” sektörü olarak değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor. Ayrıca bu tahminlerin, sigorta ve gayrimenkul sektörlerinin yatırım yaptığı alanların sorumlu olduğu karbon salımını kapsamadığı, gerçek rakamın çok daha yüksek olabileceği belirtiliyor.

‘İngiltere’nin kirli sırrı’

Greenpeace’in İngiltere şubesinin icra direktörü John Sauven, finans sektörünü “İngiltere’nin kirli sırrı” olarak nitelendiriyor: “Bankalar ve yatırımcılar birçok ülkeden çok daha fazla karbon salımından sorumlu ve İngiltere hükümeti bunlara serbest hareket olanağı sunuyor. Bir yandan finans kurumlarının fosil yakıt üretimine her yıl milyarlar aktarmasına izin verirken, iklim için eyleme geçme konusunda dünya lideri olduğumuzu nasıl söyleyebiliriz? Bu gülünç bir iddia.” 

WWF’nin İngiltere şubesi genel direktörü Tanya Steele ise finans sektörüne, tüm dünyadaki yatırımlarını kapsayacak şekilde sıfır karbona geçiş planı hazırlama çağrısı yapıyor.

“İngiltere’de finans sektörüne dokunmadan net sıfır karbon emisyonuna geçmeye çalışmak, açık kalp ameliyatı olması gereken bir hastaya yara bandı yapıştırmaya benzer” ifadesini kullanan Steele şöyle devam ediyor:

“İklim sorununa acil müdahale konusunda taahhütler olsa da, finans sektörümüz hala dünyaya zarar verecek tarzda, eski ve tahrip edici iş yapma modellerine yönelik küresel yatırımlar peşinde.”

Şirketler itiraz etmiyor ama…

İngiltere’deki bankacılık ve finans sektörünü temsil eden UK Finance adlı kuruluşun sözcüsü ise bu araştırmanın bulgularına itiraz etmedi ve “finans sektörünün net sıfır karbon doğrultusunda öncü bir rol oynadığını” ifade etti.

Sözcü şunları söyledi: “Geçen ay İngiltere’nin en büyük altı bankası, Birleşmiş Milletler’in Net Sıfır Bankacılık Birliği’nin kurucu üyeleri arasında yer aldı ve bu birlik en geç 2050’ye kadar net sıfır karbon emisyonu hedefine bağlılığını açıkladı. Bu sektör, yerel toplulukları ve çevresel ihtiyaçları gözeten bir şekilde sermaye hareketine yardımcı olmak için diğer sektörlerle çalışmaya devam edecek.”

Kasım ayında İskoçya‘nın Glasgow kentinde yapılacak COP26 iklim zirvesi öncesinde, ekonominin tüm sektörlerinin çevre dostu politikalar bakımından sorgulanması ve sıfır karbon salımına dair hedefler belirlemesi bekleniyor.

Ekrem İmamoğlu, temel atma töreninde bir grup mahalleli tarafından protesto edildi

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, bugün katıldığı Eyüpsultan Yeşilpınar Dönüşüm Projesi‘nin temel atma töreninde bir grup mahalleli tarafından protesto edildi.

Grup, proje alanı içinde kalan parkın yıkılmasını istemediklerini kaydetti ve İmamoğlu’nun makam aracını durdurmak istedi.

Bir kadın yaralandı

Protestocular önce İmamoğlu’nun aracına ardından da makam aracına vururken, yaşanan arbede sırasında koruma aracını durdurmak isteyen Ayşe Topçu isimli bir kadın yere düşerek yaralandı.

Polis, protestocuları uzaklaştırarak yolu açarken, İmamoğlu’nun içinde bulunduğu araç ve koruma araçları da bölgeden ayrıldı.

‘Yeşil alanı önemsiyoruz’

İmamoğlu, törende yaptığı konuşmada protesto grubunun iddialarına da yanıt vermişti. İBB Başkanı, hiçbir yeşil alanın kaybolmasına izin vermeyeceklerini ifade ederek şunları söylemişti:

Burada yeşil alanı da önemsiyoruz. Hiçbir yeşil alanın kaybolmasına izin vermeyeceğiz. Bazı vatandaşlarımızın kaygıları olabilir. Bu kaygılar üzerinden başka cümleler ya da tavırlar geliştirmek isteyen olabilir. Burada hiçbir parkın yok oluşunu sağlamayız. Tam aksine pırıl pırıl parkları var edeceğiz proje ile”

‘Adil ve şeffaf olundu’

İmamoğlu, mahallede yürütülen süreç için adil ve şeffaf olunduğunu da ekledi:

Burada, 192 bağımsız birim ve 159 hak sahibi bulunan sürece gerçekçi, somut bir çözüm bulunulmuştur. Adil olunmuştur, şeffaf olunmuştur, katılımcı bir süreç yönetilmiştir ve yüzde 100 ikna sağlanarak, insanlarımızın imzasıyla süreç yönetilmiştir. Bu, çok değerli. Yüzde 100 elde edilene kadar da arkadaşlarım, sabırla süreç yönetmiştir.

Bu da bizim, vatandaşımızın bu sürecine dair ne kadar değerli bir bakışla yol gördüğümüzün ispatıdır. Farklı çıkar grupları olacak. ‘Çıkar grubu’ veya ‘kötü niyet’ derken, bunun partisi de yok; onu da söyleyeyim. O parti, bu parti, şu parti… Benim dilim, bu konuda net. Yani, ‘Benim partinden, koruyayım’ veya ‘Başka parti de var, söveyim, işte döveyim’ öyle bir anlayışım yok benim. Kötü, kötüdür; iyi, iyidir. O bakımdan, o çıkar gruplarına hiç fırsat vermedim. Vermeyeceğiz de. Bu konuda taviz yok.”

‘Vatandaş işin içinde olacak’

Ekrem İmamoğlu, İstanbul’un dönüşümü için müşterek bir seferberliğin yapılması gerektiğine vurgu yaptı:

Geçmişte hiçbir şey yapılmamıştır, denebilir mi? Mümkün değil; çok şey yapılmıştır. İyi niyetle iyi şeyler yapılmak istenmiştir. Ama bakınız, 1999 yılı depreminden bugüne, yaklaşık 20 yılda, İstanbul’da kentsel dönüşüm için yapılan hızla hareket edersek, İstanbul’un dönüşümünü 100 yılda bitiremeyiz. Bunu ben söylemiyorum, sayılar söylüyor. Bu olmaz, bu iş bizi yorar. Onun için bu sürecin çözüme kavuşması, müşterek bir seferberlik ile çözülebilir.

Vatandaş işin içinde olacak. İş hayatı, işin içinde olacak. İnşaat sektörü, finans sektörü işin içinde olacak. Ülkenin ekonomik değerleri buna müsait olacak; faizi, enflasyonu… Bu kapsamda tabii ki ilçe belediyesi, büyükşehir belediyesi, bakanlık devrede olacak. Gerektiğinde makul sübvansiyonlar olabilir. Ama bu iş böyle yapılırsa, bize göre 15 ila 20 yıl içerisinde İstanbul’da muazzam bir dönüşüm elde edilir.”

[Hayvan hakları yasası nerede?] Sakarya’da 17 ölü köpek bulundu

Sakarya Kocaali‘de dün sokak hayvanlarını beslemeye giden hayvanseverler, çöp yığınları içinde açılmış çukurda 16 köpek ölüsü buldu.

Hayvanseverler, çukurun üzerinde başına poşet geçirilmiş başka bir ölü köpek de buldu.

Suç duyurusunda bulunulacak

Hayvanseverler o anları cep telefonu kamerasıyla kaydetti. Görüntüler sonrası Sakarya Barosu, olayla ilgili suç duyurusunda bulunacaklarını açıkladı.

Sakarya Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Zekiye Güneş Kılcı, bu işin daha ciddi ele alınması gerektiğine vurgu yaptı:

Videodan anladığımız kadarıyla bir kısım ölmüş hayvanlar belediye çöplüğüne atılmış. Öncelikle burası kim ve kimlerce yapılmış tespit edilmelidir. Şayet bu alan belediye ekiplerince kullanılmaktaysa, ekipler bu alanın işaretlenmesi kamu sağlığı ve bulaşıcı hastalık riskine karşı kireçlenmesi gibi bir kısım önlemlerin alınması gerekmektedir. Videoda boğulmuş bir köpek görülmektedir, bu köpeğin kimlerce öldürüldüğü ve oraya atıldığı araştırılmalıdır. Bu iş daha ciddi ele alınmadıkça, biz sahada mücadele eden hukukçulardan tecrübelerini yasal zemine oturtmamızı istemedikçe ve bu olaylar tamamen yerel yönetimlerin insafına bırakıldıkça benzer olaylara her gün yenileri eklenmeye devam edecektir.”

Kocaali Belediyesi yetkilileri ise konuyla ilgili şu ana kadar bir açıklama yapmadı.

Yavru kedi patileri ve kuyruğu kesilmiş olarak bulundu

Öte yandan, Sivas‘ta da bir yavru kedi patileri ve kuyruğu kesilmiş halde sahibi tarafından ölü bulundu.

Çayyurt Mahallesi‘ndeki evinin bodrum katında yaklaşık 50 sokak kedisine bakan Gül Dursun, Tostos ismini verdiği beş aylık yavru kediyi dün veterinere götürmek istedi.

Ancak Dursun, kedisini bulamadı.

Gül Dursun, kedi yavrusunu dün akşam saatlerinde evinin yakınlarında patileri ve kuyruğu kesilmiş halde buldu.

Polis, olayla ilgili inceleme başlattı.

Hindistan’da kasırga: Milyonlarca kişi tahliye edildi

Batı Bengal ve Odisha’da acil durum ekipleri görevlendirildi.

Yetkililer, Batı Bengal’de en az 20 ilçenin kasırgadan etkileneceğini belirterek söz konusu ilçelerde kalan on binlerce kişinin barınaklara taşındığını duyurdu. Odisha’da da yaklaşık 15 bin kişinin tahliye edildiği açıklandı.

Ulusal Afet Müdahale Gücü de (NDRF), Batı Bengal’in 14 ilçesindeki deniz seviyesinin altında kalan alanlarda yaşayan sekiz milyonun üzerinde insanın insanın tahliye edildiğini kaydetti.

Denizdeki yüksek su sıcaklıkları, hızlı yoğunlaşmayı tetikleyerek bu tür doğa olaylarının oluşmasını tetiklerken, küresel ısınmanın da etkisiyle kasırga, siklon, fırtına gibi doğa olaylarının sıklığı ve şiddeti de geçmişe göre giderek artıyor. Kuzey Bengal Körfezi’nde deniz yüzeyi sıcaklıklarının 34 derece Santigrat (93 derece Fahrenheit) civarında olduğu tahmin ediliyor.

Geçen hafta Tauktae Kasırgası’nda 29 kişi ölmüştü

Yeni tip Coronavirus (Covid-19) salgınından en çok etkilenen ülkelerden Hindistan’ın yılın bu dönemlerinde sıkça tropikal rüzgarların etkisi altında kaldığı biliniyor. Geçen hafta şiddetlenen ve Hindistan’ın kuzeybatısını vuran Tauktae Kasırgası 29 kişinin ölümüne neden olmuştu.

Yaas Kasırgası’nın uzaydan görünümü.
Geçen yıl da 165 km. hızla Kalküta yakınlarında karaya çıkan Amphan Kasırgası, Hint Okyanusu’nda kaydedilen en şiddetli fırtınalardan biri olarak kayıtlara geçmişti. Amphan, mayıs ayında karaya çıkmadan önce zayıflamış olsa da, Hindistan ve Bangladeş’te düzinelerce kişinin ölümüne yol açtı. 

Deniz salyasının temel nedeni küresel ısınma

The Guardian‘dan Selin Uğurtaş‘ın haberi Yeşil Gazete tarafından çevirilmiştir. 

*

Yukarıdan bakıldığında, Marmara Denizi‘nin koyu mavi sularında dönen bej bir fırçaya benziyor. Yakından bakıldığında ise kremsi, jelatinimsi bir bataklık kum örtüsünü andırıyor. Bilim insanları, deniz salyası olarak bilinen maddenin (müsilaj) küresel ısınmanın bir sonucu olarak arttığı konusunda uyarıyor.

Bu sümüksü, mukus benzeri madde 2007’den önce Türkiye sularında kaydedilmemişti.

Müsilaj, uzun süreli, ılık sıcaklıklar ve sakin havanın bir sonucu olarak, suda bol miktarda besin bulunan bölgelerde meydana gelir. Fitoplankton, nitrojen ve fosfor gibi besinler deniz suyunda yaygın olarak bulunduğunda ise kontrolden çıkar. Bu besinler, yaklaşık 20 milyon insanın atık suyunun akıtıldığı ve doğrudan Karadeniz’den beslenen Marmara Denizi’nde uzun süredir bol miktarda bulunuyor.

Sıradan miktarlarda, bu küçük, yüzen deniz bitkileri okyanuslara oksijen sağlamaktan sorumludur, ancak aşırı çoğalmış halleri, tam tersi bir etki yaratır. Stres koşulları altında, doğru koşullarda denizde kilometrekarelerce alanı kaplayacak şekilde büyüyebilen mukus benzeri bir madde salgılarlar.

Çoğu durumda, maddenin kendisi zararlı değildir. İstanbul Üniversitesi‘nden deniz biyoloğu Dr. Neslihan Özdelice, “Gördüğümüz şey temelde protein, karbonhidrat ve yağın bir kombinasyonudur” diyor.  Ancak yapışkan madde, E coli dahil olmak üzere virüsleri ve bakterileri çeker ve aşağıdaki deniz yaşamını boğan bir örtüye dönüşebilir.

Şimdiye kadar görülen en büyük deniz salyası yayılımı olan bu yılki olay, aralık ayı sonlarında derin sularda başlamıştı ve başlangıçta, sadece ağlarını atamayan balıkçılar için bir baş belasıydı.

Mercanları da öldürüyor

Ancak aynı dönemde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde deniz biyoloğu olan Dr. Barış Özalp, Ege ile Marmara denizlerini birbirine bağlayan dar bir geçit olan Çanakkale Boğazı‘nda müsilajın yayıldığını gördü.

Özalp, asıl araştırma odağı olan mercanları izlemek için yaptığı düzenli dalış sırasında karşılaştığı durum karşısında şaşırdığını anlatıyor. Deniz salyası, mercanlar gibi hareketsiz organizmaların etrafını sararak beslenme veya nefes alma yeteneklerini engelleyip çoğu zaman onları öldürüyor.

Özalp, “Mart ayında ölçümler için daldığımda ve mercanlarda ciddi ölümler keşfettiğimde ortaya çıkan durumun vahametini anladım” diye konuşuyor ve en çok etkilenen türler olarak altın mercan (Savalia savaglia) ve çalkantılı deniz kamçıyı (Paramuricea clavata) gösteriyor. Özalp’a göre, deniz salyası bu hızla yayılmaya devam ederse, Marmara Denizi’nin dibindeki omurgasız yaşamın çok ciddi tehdit altında kalacak.

Su ve atmosfer arasındaki bağı koparıyor

Sonraki aylarda derin sulardan kıyı şeridine ulaştığında, balıkların üreme alanını da tehdit etmeye başlayan deniz salyasının ekonomik etkileri üzerine bir araştırma sürdüren  Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Dr. Mustafa Sarı da  “Müsilaj kıyıları kapladığında, su ve atmosfer arasındaki etkileşimi sınırlıyor” diyor.

Sarıya’ya göre, su ve atmosfer arasındaki ayrışma sırasında denizdeki oksijin giderek azaldı ve müsilaj easen bölgedeki havayı emdi. Sarı Bandırma’da birkaç hafta önce binlerce balığın ölmeye başladığını da ifade ediyor.

Bilim insanları, Marmara Denizi’ndeki atık su baskılarını azaltmak için acil eylem çağrısında bulunuyor. “Ana tetikleyici, fitoplankton daha yüksek sıcaklıklarda büyüdüğü için iklim değişikliğiyle ilgili ısınmadır” diye konuşan Özdelice, deniz suyunun sanayi öncesi dönemlerden beri 2-3 derece daha sıcak olduğuna dikkat çekiyor. İklim değişikliğiyle mücadele küresel ve uyumlu bir çaba gerektirdiğinden, şu an için Türkiye’nin kontrol edebileceği faktörlerin aşırı avlanmayı ve atık su boşaltımını önlemek olduğunu kaydeden Özdelice, “Bu aynı zamanda aşırı avlanmanın bir sonucudur, çünkü fitoplankton tüketen filtre besleyiciler aşırı derecede avlandıklarından, [fitoplankton ve deniz sümüğünün] üremesi için yer açıyor” diyor.

İklim değişikliğinin gözle görülür etkisi

İklim değişikliğinin ek baskısından önce bile, yarı kapalı Marmara Denizi’nin yoğun nüfuslu ve sanayileşmiş Marmara havzasının yükünü zar zor omuzlayabildiğini kaydeden Sarı da sıcaklıklar yükseldikçe denizin tamamen farklı şekillerde tepki verdiğine dikkat çekiyor:

“İklim değişikliğinin gözle görülür etkilerini yaşıyoruz ve uyum, alışılmış uygulamalarımızın elden geçirilmesini gerektiriyor. Bunun için geniş kapsamlı bir çalışma başlatmalıyız. ”

Hayvan haklarını ihlal eden sektörlere de hibe desteği verilecek: Sömürü sektörüne teşvik artıyor

Ticaret Bakanlığı resmi internet sitesinde, koronavirüs salgınında yaşanan kısıtlamalar sebebiyle gelir kaybı yaşayan sektörlere verilecek hibe desteğiyle ilgili açıklama yaptı.

“20.05.2021 tarihli ve 3998 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı Kapsamında 5000 TL Hibe Desteği Verilecek Esnaf Sanatkarlar ile Gerçek Kişi Tacirlerin Ekonomik Faaliyetleri” ve “20.05.2021 tarihli ve 3998 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı Kapsamında 3000 TL Hibe Desteği Verilecek Esnaf Sanatkarlar ile Gerçek Kişi Tacirlerin Ekonomik Faaliyetleri” başlıklarıyla hangi sektöre ne kadar hibe desteğinde bulunacağı belirtildi.

Bu kuruluşlar arasında hayvan haklarını ihlal eden ve hayvan sömürüsüne neden olan sirkler, avcılık spor alanları ve at arabası yük taşımacılığı gibi oluşumlar da yer alıyor.

Hayvan haklarını hiçe sayan bu işletmelere verilen destek hakkında Yeşil Gazete’ye açıklamalarda bulunan Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu‘ndan Şebnem Aslan, ortadan kalkmasını bekledikleri meslek gruplarına verilen bu desteğin son derece üzücü olduğunu kaydetti.

‘Sömürü sektörüne teşvik artıyor’

Şebnem Aslan, hükümetin çıkardığı kararname ve düzenlemelerle bu sömürü sektörlerine teşvikleri artırdığına vurgu yaparak, şunları söyledi:

Hayvanları Koruma Kanununda ‘hayvanlar lehine’ düzenlemeler yapılmasını umduğumuz şu günlerde, bu kararname ile destek verilecek meslek grupları arasında biz hayvan hakkı savunucularının artık 21. Yüzyıl Türkiye’sinde ortadan kalkmasını istediğimiz meslek gruplarının da olması son derece üzücü.

Tamamen hayvanların haklarını gasp ederek hayvan sömürüsü ile ticari varlıklarını sürdüren meslek gruplarına hibeler verilecek olması, bizlere, devletin hayvan hakları ile ilgili bakış açısını göstererek bir kez daha çıkacak kanunla ilgili umutsuzluğa itmiştir. Üstelik hükümet her geçen gün çıkardığı kararname ve düzenlemelerle bu sömürü sektörlerine teşviki artırmaktadır.”

Hangi sektöre ne kadar destek?

Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanlığı kararı kapsamında hayvan haklarını ihlal eden şu sektörlere 5 bin TL’lik hibe desteği verilecek:

  • Sirklerin faaliyetleri,
  • Başka yerde sınıflandırılmamış çeşitli eğlence hizmetleri (boğa güreşi, rodeo vb.)
  • Kara yolu ile insan veya hayvan tarafından çekilen taşıtlarla yük taşımacılığı (tornet, at arabası vb. ile yük taşımacılığı)
  • Spor ve eğlence amaçlı sporlara ilişkin destek hizmetler (balıkçılık ve avcılık spor alanlarının işletilmesi, avcılık, balıkçılık ve dağcılık rehberliği, yarış atı ahırı ve yarış aracı garajlarının hizmetleri, spor ve eğlence hayvanlarının eğitimi, vb.)

Hayvan haklarını ihlal eden ve hayvan sömürüsüne ortak olan şu sektörlere de 3 bin TL’lik hibe desteği sağlanacak:

  • Tezgahlar ve pazar yerleri vasıtasıyla canlı büyük ve küçük baş hayvan, canlı kümes hayvanı, ev hayvanı ve yemlerinin perakende ticareti (seyyar satıcılar hariç)
  • Belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda canlı büyükbaş ve küçükbaş hayvanların perakende ticareti (ev hayvanları hariç)
  • Belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda bys. avcılık ve balıkçılık teçhizatı ile malzemelerinin perakende ticareti (sportif/avcılık amaçlı tüfekler ve mühimmatları ile olta çubuğu, iğnesi ve mantarları ile yapma balıklar, yapma kuşlar, vb.)
  • Belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda balık, kabuklu hayvanlar ve yumuşakçaların perakende ticareti (canlı, taze, soğutulmuş ve dondurulmuş olanlar ile balık filetosu gibi bunlardan yapılan ürünler dahil)
  • Belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda ev hayvanları ile bunların mama ve gıdalarının perakende ticareti (süs balıkları, köpek, kuş, hamster, kaplumbağa vb., akvaryum, kafes ile kedi ve köpekler için tasmalar vb. dahil)

‘Kanun teklifi beklentileri karşılamayacak’

Aslan, ayrıca çeşitli açıklamalara rağmen bir türlü Meclise getirelemeyen Hayvan Hakları Yasası için de bir açıklamada bulundu. Şebnem Aslan, hazırlanan kanun teklifinin beklentileri asla karşılamayacağını, verilen haklara kısıtlamalar getirerek mevcut kanundan daha geri götüreceğini ifade etti:

Son 10 yılı aşkın bir süredir, belki de hiçbir ülkede verilmeyen bir mücadeleyle ‘hayvanların hakettikleri gibi yaşama’ haklarının neden onlara geri verilmesi gerektiğini sayısız eylem, eğitim, etkinlik ile, yazılı ve görsel basında, sosyal medya kampanyaları ile anlatmaya çalıştık.

Türkiye tarihinde ilk defa kurulan ve 2019 Mayıs ayında çalışmaya başlayan TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nun hazırlayıp Ekim 2019’da meclise sunduğu ‘rapor’a paralel hazırlanacağını sandığımız kanuni düzenleme ile verilen tüm uğraşların nispeten karşılığını alacağımızı sanmıştık. Aradan geçen neredeyse 2 senelik bir sürecin sonunda, şimdi görüyoruz ki, hazırlanan kanun teklifi asla beklentilerimizi karşılamayacak, verilen haklara kısıtlamalar getirerek bizi mevcut kanundan geri götürecektir.

13 Mayıs’ta Milliyet Gazetesinde çıkan habere göre; Yapılacak kanuni düzenlemede talebimiz olan ilgili kanunun adının ‘Hayvan Hakları Kanunu’ olarak değiştirilmesi bile reddedilmiştir. Bu bakış açısı ile, kanun yapıcıların her fırsatta vurguladıkları, hayvanları ‘mal’ kapsamından çıkarıp ‘can’ kapsamına alıyoruz ifadesinin de artık bizim için bir geçerliliği kalmamıştır. Bu yaklaşım, bu düzenlemeyi yapmakla yükümlü olanların, hayvanları hakları olan varlıklar olarak değil ‘mal’ olarak gördüğünü ve kabul ettiğini teyit etmiştir.”

‘Mücadelemizi sürdüreceğiz’

Aslan, tüm bunlara rağmen mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerinin altını çizerek sözlerini şöyle sürdürdü:

Bizler ise sonuna kadar ülkemizdeki her tür hayvanın hakkının korunacağı bir yasal düzenleme için mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Af Örgütü’nden Soylu’ya raporlarla işkence yanıtı

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun dün akşam katıldığı Habertürk‘teki canlı yayında “Af Örgütü 4,5 yıldır işkence ile ilgili en ufak bir şey önümüze koymadı” sözlerine Af Örgütü Türkiye‘den sosyal medya hesabından son yıllardaki işkence ve kötü muamele iddialarına dair acil eylem, rapor ve çağrılarını paylaşarak yanıt geldi. Soylu programda, Türkiye’deki hak ihlalleri ile gözaltı ve tutuklamalardaki kötü muameleye ilişkin soruyu “Türkiye’de uyuşturucu ile mücadelede kötü muamele ile ilişkin tespit var ama işkence yok” diye yanıtlamıştı.

Af Örgütü Türkiye, Soylu’nun sözlerini raporlarını paylaşarak yanıtladı.

Af Örgütü’nün paylaştığı bazı iddialar şöyle:

  • Osman Şiban ve Servet Turgut‘un 11 Eylül 2020’de Van‘ın Çatak ilçesinde jandarma güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra işkence veya diğer kötü muameleye maruz kaldıklarına ilişkin güvenilir iddialarla ilgili Türkiye yetkililerine mektup gönderdik.
  • Boğaziçi Üniversitesi’ndeki protestolara katıldıkları gerekçesiyle 5.01.2021’den itibaren yapılan ev baskınlarıyla en az 30 kişi gözaltına alındı. Gözaltında bazı öğrencilerin işkence ve diğer kötü muameleye maruz bırakıldıklarına dair iddialar bulunuyor.
  • Mehmet Sıddık Meşe, iddialara göre 1 Aralık günü, Diyarbakır Cezaevi’nde ağır şekilde fiziksel şiddete uğradı.
  • Şubat 2019’dan itibaren kendilerinden haber alınamayan ve silahlı kişiler tarafından kaçırıldığı iddia edilen Gökhan Türkmen ve Mustafa Yılmaz için acil eylem çağrısında bulundu.
  • 8 Haziran 2018 günü barışçıl bir gösteri düzenleyen öğrenci ve mezunlara kolluk kuvveti uygulanan aşırı güç kullanımı, işkence ve diğer kötü muamele iddialarına yönelik Türkiye yetkililerine derhal soruşturma başlatması çağrısında bulunduk.

Soylu ne demişti?

Kendisinin Uluslararası Af Örgütü’nün muhatabı olduğunu ve sık sık karşı karşıya geldiklerini hatırlatan Soylu, programda şunları söylemişti:

“Ben Uluslararası Af Örgütü’nün muhatabıyım. Bana geldiler. Özellikle FETÖ’nün salondaki fotoğrafları vardı ya. Anadolu Ajansı‘nın geçtiği fotoğraflar. Oradaki spor salonunda. Burada biz Af Örgütü ile ilgili her seferinde karşı karşıya geliriz. Her seferinde onlar Türkiye’de gideceği yerleri söylerler. Göndeririz, her yeri ziyaret ederler. 4,5 yıldır işkence ile ilgili en ufak bir şey önümüze koymadılar. Sistematik işkence ile ilgili önümüze bir şey koymadılar. Bunların hepsi siyasal gözlükle bakarlar.

Türkiye’de işkence ile ilgili tespit yok. Kötü muamele ile ilgili tespit var. O nerede biliyor musunuz, uyuşturucu örgütleriyle mücadelede. Ben ‘bacaklarını kırın’ dedim ya, benden kaynaklanıyor.”

İkizdere’de ağaca çıkan iki köylü gözaltına alındı

Rize‘nin İkizdere ilçesinde bulunan Eskencidere Vadisi’nde hükümete yakın Cengiz İnşaat‘ın liman yapımı için açmak istediği taş ocağı projesine karşı, çalışmalar aralıksız devam ederken yöre halkının doğa nöbeti sürüyor.

Bugün sabahın erken saatlerinde vadiye çıkan köylüler, devam eden yol çalışmaları yüzünden kesilen ve üzerlerinde arı kovanları bulunan ağaçları korumak istedi.

Kesimi önlemek üzere ağaçlara çıkan köylülerden Ömer Tuncer ve Yüksel Fazlıoğlu jandarma tarafından gözaltına alındı. Tuncer ve Fazlıoğlu İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürülürken, gözaltılar sonrası bu kez köylülerden Ali Akyıldız ağaca çıktı.

Beş saattir ağacın tepesinde nöbet tutan Akyıldız, jandarmanın ikna çalışmalarına rağmen aşağıya inmedi.  Jandarma, ikna için Akyıldız’ın köylülerinden yardım istedi.