Ticaret Bakanlığı resmi internet sitesinde, koronavirüs salgınında yaşanan kısıtlamalar sebebiyle gelir kaybı yaşayan sektörlere verilecek hibe desteğiyle ilgili açıklama yaptı.
“20.05.2021 tarihli ve 3998 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı Kapsamında 5000 TL Hibe Desteği Verilecek Esnaf Sanatkarlar ile Gerçek Kişi Tacirlerin Ekonomik Faaliyetleri” ve “20.05.2021 tarihli ve 3998 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı Kapsamında 3000 TL Hibe Desteği Verilecek Esnaf Sanatkarlar ile Gerçek Kişi Tacirlerin Ekonomik Faaliyetleri” başlıklarıyla hangi sektöre ne kadar hibe desteğinde bulunacağı belirtildi.
Bu kuruluşlar arasında hayvan haklarını ihlal eden ve hayvan sömürüsüne neden olan sirkler, avcılık spor alanları ve at arabası yük taşımacılığı gibi oluşumlar da yer alıyor.
Hayvan haklarını hiçe sayan bu işletmelere verilen destek hakkında Yeşil Gazete’ye açıklamalarda bulunan Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu‘ndan Şebnem Aslan, ortadan kalkmasını bekledikleri meslek gruplarına verilen bu desteğin son derece üzücü olduğunu kaydetti.
‘Sömürü sektörüne teşvik artıyor’
Şebnem Aslan, hükümetin çıkardığı kararname ve düzenlemelerle bu sömürü sektörlerine teşvikleri artırdığına vurgu yaparak, şunları söyledi:
Hayvanları Koruma Kanununda ‘hayvanlar lehine’ düzenlemeler yapılmasını umduğumuz şu günlerde, bu kararname ile destek verilecek meslek grupları arasında biz hayvan hakkı savunucularının artık 21. Yüzyıl Türkiye’sinde ortadan kalkmasını istediğimiz meslek gruplarının da olması son derece üzücü.
Tamamen hayvanların haklarını gasp ederek hayvan sömürüsü ile ticari varlıklarını sürdüren meslek gruplarına hibeler verilecek olması, bizlere, devletin hayvan hakları ile ilgili bakış açısını göstererek bir kez daha çıkacak kanunla ilgili umutsuzluğa itmiştir. Üstelik hükümet her geçen gün çıkardığı kararname ve düzenlemelerle bu sömürü sektörlerine teşviki artırmaktadır.”

Hangi sektöre ne kadar destek?
Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanlığı kararı kapsamında hayvan haklarını ihlal eden şu sektörlere 5 bin TL’lik hibe desteği verilecek:
- Sirklerin faaliyetleri,
- Başka yerde sınıflandırılmamış çeşitli eğlence hizmetleri (boğa güreşi, rodeo vb.)
- Kara yolu ile insan veya hayvan tarafından çekilen taşıtlarla yük taşımacılığı (tornet, at arabası vb. ile yük taşımacılığı)
- Spor ve eğlence amaçlı sporlara ilişkin destek hizmetler (balıkçılık ve avcılık spor alanlarının işletilmesi, avcılık, balıkçılık ve dağcılık rehberliği, yarış atı ahırı ve yarış aracı garajlarının hizmetleri, spor ve eğlence hayvanlarının eğitimi, vb.)
Hayvan haklarını ihlal eden ve hayvan sömürüsüne ortak olan şu sektörlere de 3 bin TL’lik hibe desteği sağlanacak:
- Tezgahlar ve pazar yerleri vasıtasıyla canlı büyük ve küçük baş hayvan, canlı kümes hayvanı, ev hayvanı ve yemlerinin perakende ticareti (seyyar satıcılar hariç)
- Belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda canlı büyükbaş ve küçükbaş hayvanların perakende ticareti (ev hayvanları hariç)
- Belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda bys. avcılık ve balıkçılık teçhizatı ile malzemelerinin perakende ticareti (sportif/avcılık amaçlı tüfekler ve mühimmatları ile olta çubuğu, iğnesi ve mantarları ile yapma balıklar, yapma kuşlar, vb.)
- Belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda balık, kabuklu hayvanlar ve yumuşakçaların perakende ticareti (canlı, taze, soğutulmuş ve dondurulmuş olanlar ile balık filetosu gibi bunlardan yapılan ürünler dahil)
- Belirli bir mala tahsis edilmiş mağazalarda ev hayvanları ile bunların mama ve gıdalarının perakende ticareti (süs balıkları, köpek, kuş, hamster, kaplumbağa vb., akvaryum, kafes ile kedi ve köpekler için tasmalar vb. dahil)

‘Kanun teklifi beklentileri karşılamayacak’
Aslan, ayrıca çeşitli açıklamalara rağmen bir türlü Meclise getirelemeyen Hayvan Hakları Yasası için de bir açıklamada bulundu. Şebnem Aslan, hazırlanan kanun teklifinin beklentileri asla karşılamayacağını, verilen haklara kısıtlamalar getirerek mevcut kanundan daha geri götüreceğini ifade etti:
Son 10 yılı aşkın bir süredir, belki de hiçbir ülkede verilmeyen bir mücadeleyle ‘hayvanların hakettikleri gibi yaşama’ haklarının neden onlara geri verilmesi gerektiğini sayısız eylem, eğitim, etkinlik ile, yazılı ve görsel basında, sosyal medya kampanyaları ile anlatmaya çalıştık.
Türkiye tarihinde ilk defa kurulan ve 2019 Mayıs ayında çalışmaya başlayan TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nun hazırlayıp Ekim 2019’da meclise sunduğu ‘rapor’a paralel hazırlanacağını sandığımız kanuni düzenleme ile verilen tüm uğraşların nispeten karşılığını alacağımızı sanmıştık. Aradan geçen neredeyse 2 senelik bir sürecin sonunda, şimdi görüyoruz ki, hazırlanan kanun teklifi asla beklentilerimizi karşılamayacak, verilen haklara kısıtlamalar getirerek bizi mevcut kanundan geri götürecektir.
13 Mayıs’ta Milliyet Gazetesinde çıkan habere göre; Yapılacak kanuni düzenlemede talebimiz olan ilgili kanunun adının ‘Hayvan Hakları Kanunu’ olarak değiştirilmesi bile reddedilmiştir. Bu bakış açısı ile, kanun yapıcıların her fırsatta vurguladıkları, hayvanları ‘mal’ kapsamından çıkarıp ‘can’ kapsamına alıyoruz ifadesinin de artık bizim için bir geçerliliği kalmamıştır. Bu yaklaşım, bu düzenlemeyi yapmakla yükümlü olanların, hayvanları hakları olan varlıklar olarak değil ‘mal’ olarak gördüğünü ve kabul ettiğini teyit etmiştir.”
‘Mücadelemizi sürdüreceğiz’
Aslan, tüm bunlara rağmen mücadelelerinden vazgeçmeyeceklerinin altını çizerek sözlerini şöyle sürdürdü:
Bizler ise sonuna kadar ülkemizdeki her tür hayvanın hakkının korunacağı bir yasal düzenleme için mücadelemizi sürdüreceğiz.”
Yukarıdan bakıldığında, Marmara Denizi‘nin koyu mavi sularında dönen bej bir fırçaya benziyor. Yakından bakıldığında ise kremsi, jelatinimsi bir bataklık kum örtüsünü andırıyor. Bilim insanları, deniz salyası olarak bilinen maddenin (müsilaj) küresel ısınmanın bir sonucu olarak arttığı konusunda uyarıyor.
Bu sümüksü, mukus benzeri madde 2007’den önce Türkiye sularında kaydedilmemişti.
Müsilaj, uzun süreli, ılık sıcaklıklar ve sakin havanın bir sonucu olarak, suda bol miktarda besin bulunan bölgelerde meydana gelir. Fitoplankton, nitrojen ve fosfor gibi besinler deniz suyunda yaygın olarak bulunduğunda ise kontrolden çıkar. Bu besinler, yaklaşık 20 milyon insanın atık suyunun akıtıldığı ve doğrudan Karadeniz’den beslenen Marmara Denizi’nde uzun süredir bol miktarda bulunuyor.
Sıradan miktarlarda, bu küçük, yüzen deniz bitkileri okyanuslara oksijen sağlamaktan sorumludur, ancak aşırı çoğalmış halleri, tam tersi bir etki yaratır. Stres koşulları altında, doğru koşullarda denizde kilometrekarelerce alanı kaplayacak şekilde büyüyebilen mukus benzeri bir madde salgılarlar.
Çoğu durumda, maddenin kendisi zararlı değildir. İstanbul Üniversitesi‘nden deniz biyoloğu Dr. Neslihan Özdelice, “Gördüğümüz şey temelde protein, karbonhidrat ve yağın bir kombinasyonudur” diyor. Ancak yapışkan madde, E coli dahil olmak üzere virüsleri ve bakterileri çeker ve aşağıdaki deniz yaşamını boğan bir örtüye dönüşebilir.
Şimdiye kadar görülen en büyük deniz salyası yayılımı olan bu yılki olay, aralık ayı sonlarında derin sularda başlamıştı ve başlangıçta, sadece ağlarını atamayan balıkçılar için bir baş belasıydı.
Mercanları da öldürüyor
Ancak aynı dönemde Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde deniz biyoloğu olan Dr. Barış Özalp, Ege ile Marmara denizlerini birbirine bağlayan dar bir geçit olan Çanakkale Boğazı‘nda müsilajın yayıldığını gördü.
Özalp, asıl araştırma odağı olan mercanları izlemek için yaptığı düzenli dalış sırasında karşılaştığı durum karşısında şaşırdığını anlatıyor. Deniz salyası, mercanlar gibi hareketsiz organizmaların etrafını sararak beslenme veya nefes alma yeteneklerini engelleyip çoğu zaman onları öldürüyor.
Özalp, “Mart ayında ölçümler için daldığımda ve mercanlarda ciddi ölümler keşfettiğimde ortaya çıkan durumun vahametini anladım” diye konuşuyor ve en çok etkilenen türler olarak altın mercan (Savalia savaglia) ve çalkantılı deniz kamçıyı (Paramuricea clavata) gösteriyor. Özalp’a göre, deniz salyası bu hızla yayılmaya devam ederse, Marmara Denizi’nin dibindeki omurgasız yaşamın çok ciddi tehdit altında kalacak.
Su ve atmosfer arasındaki bağı koparıyor
Sonraki aylarda derin sulardan kıyı şeridine ulaştığında, balıkların üreme alanını da tehdit etmeye başlayan deniz salyasının ekonomik etkileri üzerine bir araştırma sürdüren Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Dekanı Dr. Mustafa Sarı da “Müsilaj kıyıları kapladığında, su ve atmosfer arasındaki etkileşimi sınırlıyor” diyor.
Sarıya’ya göre, su ve atmosfer arasındaki ayrışma sırasında denizdeki oksijin giderek azaldı ve müsilaj easen bölgedeki havayı emdi. Sarı Bandırma’da birkaç hafta önce binlerce balığın ölmeye başladığını da ifade ediyor.
Bilim insanları, Marmara Denizi’ndeki atık su baskılarını azaltmak için acil eylem çağrısında bulunuyor. “Ana tetikleyici, fitoplankton daha yüksek sıcaklıklarda büyüdüğü için iklim değişikliğiyle ilgili ısınmadır” diye konuşan Özdelice, deniz suyunun sanayi öncesi dönemlerden beri 2-3 derece daha sıcak olduğuna dikkat çekiyor. İklim değişikliğiyle mücadele küresel ve uyumlu bir çaba gerektirdiğinden, şu an için Türkiye’nin kontrol edebileceği faktörlerin aşırı avlanmayı ve atık su boşaltımını önlemek olduğunu kaydeden Özdelice, “Bu aynı zamanda aşırı avlanmanın bir sonucudur, çünkü fitoplankton tüketen filtre besleyiciler aşırı derecede avlandıklarından, [fitoplankton ve deniz sümüğünün] üremesi için yer açıyor” diyor.
İklim değişikliğinin gözle görülür etkisi
İklim değişikliğinin ek baskısından önce bile, yarı kapalı Marmara Denizi’nin yoğun nüfuslu ve sanayileşmiş Marmara havzasının yükünü zar zor omuzlayabildiğini kaydeden Sarı da sıcaklıklar yükseldikçe denizin tamamen farklı şekillerde tepki verdiğine dikkat çekiyor:
“İklim değişikliğinin gözle görülür etkilerini yaşıyoruz ve uyum, alışılmış uygulamalarımızın elden geçirilmesini gerektiriyor. Bunun için geniş kapsamlı bir çalışma başlatmalıyız. ”