Ana Sayfa Blog Sayfa 1418

İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesine tepki gösteren kadınlar yol kapattı

Gece yarısı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla yayınlanan bir kararname ile alınan İstanbul Sözleşmesi’ni feshetme kararına karşı çıkan kadınlar, Beşiktaş‘taki Barbaros Bulvarı‘nda yol kapatma eylemi yaptı.

Kadınlar Birlikte Güçlü inisiyatifi tarafından gerçekleştirilen eylemde “Geceleri de gündüzleri de sokakları da terk etmiyoruz. İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçmiyoruz” denildi.

1 Temmuz için çağrı

Sözleşmenin feshedileceği 1 Temmuz tarihine dikkat çeken kadınlar, 1 Temmuz Perşembe günü Taksim’de gerçekleştirilecek eyleme çağrı yaptı.

Yol kapatma eylemi sonrasında Barbaros Bulvarı boyunca yürüyen kadınlara çok sayıda yurttaş alkışlarla destek verdi. 1 Temmuz’da tüm kadınları sokağa çağıran Kadınlar Birlikte Güçlü, “Hayatlarımız için isyandayız” diye seslendi.

Boğaziçili akademisyenlerden senato toplantısı öncesi çağrı: Üniversitene sahip çık

Boğaziçi Üniversitesi‘nden akademisyenler 23 Haziran Çarşamba (bugün) gerçekleşecek senato toplantısı öncesinde sosyal medya üzerinden kampanya başlattı.

Akademisyenler, üniversitenin karar mercii Senato‘da çoğunluğu atanarak göreve gelmiş kişilerin ele geçirmeye ve  tüm üniversiteyi ilgilendiren kararları gerçek bir temsiliyet olmadan almaya çalışmasını #ÜniversiteneSahipÇık etiketi üzerinden eleştirdi.

Çoğunluk ele geçirilmeye çalışılıyor

Melih Bulu’nun üniversiteye rektör olarak atanmasıyla başlayan hukuksuzlukların senatoda da devam ettiğini belirten öğretim üyeleri, mükerrer oy sayımları ile atanmış kişilerin çoğunluğu ele geçirmeye çalıştığını söylüyor.

Bir önceki toplantı seçilmiş senato üyelerinin toplantıyı terk etmesi üzerine bugüne ertelenmişti.

‘Gündem maddeleri kabul edilmemeli’

Yapılan paylaşımlarda “Yarınki Boğaziçi Üniversitesi Senatosuna dayatılan gündem maddeleri, üniversitemizin atamalar yoluyla gaspının ilanıdır. Gündem maddeleri, gayrimeşru bir sayısal çoğunluk sağlanması neticesinde kabul edilirse, Boğaziçi bildiğiniz Boğaziçi olmayacak” ifadeleri kullanıldı.

Akademisyenlerin, kabul edildiği takdirde üniversitenin yapısını bozacağını belirttiği senatoda görüşülecek gündem maddeleri ise şu şekilde:

  • Hukuk Fakültesi Öğretim Üyeleri Atama-Yükseltme Esasları hususunun görüşülmesi
  • İletişim Fakültesine açılacak bölümlerin hususunun görüşülmesi
  • İletişim Fakültesi Öğretim Üyeleri Atama-Yükseltme Esasları hususunun görüşülmesi
  • Uzay Bilimleri Enstitüsü’nün kurulması hususunun görüşülmesi
  • Veri Bilimi (Data Science) Enstitüsü’nün kurulması hususunun görüşülmesi

 

 

Tekirdağ’da mavi bayraklı plajlara ‘müsilaj nedeniyle denize girmeyin’ tabelaları koyuldu

Marmara Denizi’ni etkisi altına alan müsilaj (deniz salyası) nedeniyle Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi, kentteki mavi bayraklı plajlarda vatandaşların denize girmemeleri yönünde uyarı tabelaları koydu.

Şarköy ilçesinde bulunan mavi bayraklı altı plaja belediye tarafından “Tüm halkımıza önemle duyurulur’ başlığını taşıyan levhalar asıldı.

Levhalarda, “Marmara Denizi’nde yaşanan müsilaj sorunu nedeniyle mavi bayraklı plajlarımız; bakanlıklar tarafından bilimsel olarak müsilajın denize girenlerin sağlığı üzerine etkileri belirlenerek açıklanana kadar faaliyet göstermeyecek ve bu plajlarda can kurtaran dahil hizmet verilmeyecektir. Denize girilmesi halinde tüm sorumluluk denize giren vatandaşlarımızın kendilerine aittir” yazısı yer aldı.

Fotoğraf: Mehmet Yiren/DHA

Denize girmeye devam ediyorlar

DHA’nın aktardığına göre Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’nin uyarısına rağmen, halkın mavi bayraklı plajlarda denize girdiği görüldü. Şarköy’de yaşayan Hatice Kıyık, alınan önlemlerin önemli olduğunu belirterek, “Dün ve bugün girdik denize. Herhangi bir sıkıntı yaşamadık. Ama kirli geldiğinde çıkıyoruz tabii. Salya dün çoktu bugün yok. Dün akşam çoktu. Çay içerken bile korktum ve kaçtım. Bayağı bir kötüydü” dedi.

Şenol Kayı ise , “Bir kez girdim sabah çok temizdi. Öğeden sonra kirlendi. Ama ne yapalım çocuklarımız var torunlarımız var. Biraz da onlar için geliyoruz. Biraz deniz kirli. Denize girdim bir şey hissetmedim. Dediğim gibi sabah temiz öğleden sonra su kötü” ifadelerini kullandı.

Moskova’da iklim krizi etkisi: 120 yılın en sıcak haziran günü yaşandı

Rusya’nın başkenti Moskova’da pazartesi günü sıcaklıklar 34,7 dereceye çıktı. Böylece şehir, 1901 yılından bu yana kaydedilen en yüksek haziran sıcaklığını yaşamış oldu.

Rusya’nın Meteoroloji Servisi Roshydromet‘ten Marina Makarova, “Bu günlerde Moskova’da kaydedilen sıcaklıklardaki artış 120 yıldır görülmemiş bir şey. Bunun nedeni küresel iklim değişikliği” açıklamasını yaptı.

St. Petersburg’ta rekor

Moskova’nın 600 kilometre kuzeybatısındaki St. Petersburg‘da da bu ay sıcaklarlar oldukça yükseldi. 1998’den bu yana ilk kez 34 dereceye varan sıcaklıklar kaydedildi.

Sıcaklıklar artıyor

İklim değişikliği ile birlikte, sıcak hava dalgalarının daha sık ve yoğun hale geleceği ve etkilerinin daha yaygın hale geleceği tahmin ediyor.

Rusya’da son yıllarda sayısız sıcaklık rekoru kırıldı ve Haziran 2020’de Verkhoyansk kasabasında 38 derece sıcaklık kaydedildi. Söz konusu ölçüm, Kuzey Kutup Dairesi üzerinde kaydedilen en yüksek sıcaklık olarak tarihe geçti.

Sibirya’da artan sıcaklıklar yıkıcı selleri ve orman yangınlarını da beraberinde getiriyor. Ayrıca  Rusya’nın geniş topraklarının yaklaşık üçte ikisini kapsayan permafrostun erimesine de katkıda bulunuyor ve iklim krizini besliyor.

 

Meteoroloji açıkladı: Hafta sonu sıcaklıklar 40 dereceye kadar çıkacak

Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün yayınladığı tahminlere göre yurt genelinde haftalardır etkili olan sağanak yağışlar adım adım etkisini azaltacak ve hafta sonu sadece Karadeniz Bölgesi’nde yağış görülecek.

Yağışların azalmasıyla birlikte hava sıcaklıkları yükselişe geçecek. İstanbul’da 30 dereceye dayanacak olan sıcaklık değerleri, İzmir’de 38, Ankara’da 29 derece dolaylarında hissedilecek. 42 derece sıcaklık beklenen Aydın, Türkiye’nin en sıcak şehri olacak.

İstanbul’a sağanak uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan son değerlendirmelere göre Türkiye’nin kuzey ve iç kesimlerinin parçalı, yer yer çok bulutlu, Marmara, Akdeniz‘in iç kesimleri ile Hatay çevreleri, İç Anadolu’nun kuzey ve doğusu, Batı Karadeniz‘in iç kesimleri ile Çorum, Trabzon, Rize ve Artvin çevrelerinin yerel sağanak ve gök gürültülü sağanak yağışlı, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların öğle saatlerinden sonra Trakya, İstanbul ve Kocaeli çevrelerinde yerel kuvvetli olması bekleniyor.

Maçka Parkı’ndaki LGBTİ+ Onur Haftası etkinliğine polis saldırısı

LGBTİ+ Onur Haftası etkinlikleri kapsamında önce Heybeliada‘da düzenlenmek istenen ancak Adalar Emniyeti’nin mekan sahibini tehdit etmesi nedeniyle Maçka Parkı‘na taşınan vegan piknik etkinliğine polis saldırdı.

Pikniğin Maçka Parkı’na taşındığının açıklanmasının ardından Şişli Kaymakamlığı etkinlik komitesine gönderdiği yazıda Onur Haftası kapsamında düzenlenebilecek tüm etkinlikleri 30 gün boyunca yasakladığını duyurmuştu.

Gökkuşağı maskesine yasak

Salı günü öğle saatlerinden itibaren polis parkın etrafını sardı ve çantaları arayarak içeri almaya başladı. Avukat Levent Pişkin, yaptığı paylaşımda “Maçka Parkı’na gökkuşağı maskesi taktım diye almıyorlar. Maskeni çıkar öyle gir diyor maske olmayınca ceza yazması gereken polis” ifadelerini kullandı.  Benzer şekilde gökkuşağı bayrakları da parka alınmadı.

https://twitter.com/leventpuskin/status/1407314028465172483

Bir kişi gözaltına alındı

bianet’ten Evrim Kepenek ve Tansu Pişkin’in aktardığına göre avukatlar ve pikniğe gitmek isteyenler bir süre kapıda bekletilmesinin ardından içeri alındı. “Yan yana durursanız sizi dağıtırız diyen” polis bir süre grubun dağılması için anons yaptı.

Bu sırada var olan polisler haricinde çevik kuvvet polisleri de parka girerek barikat oluşturdu. Grubun sivil polisler tarafından parkın dışına çıkarılmaya zorlandığı sırada, barikatın önünde polis amirleriyle görüşen avukatlar Levent Pişkin ve Ali Turgut polisler tarafından darp edilerek gözaltına alınmaya çalışıldı. Tam bu sırada park dışından gelen bir grup sivil polis gruba saldırarak çok sayıda kişiyi darp etti.

Polis, Efecan Bozkurt‘u gözltına alarak Teşvikiye Polis Karakolu’na götürdü.  İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası komitesi tarafından yapılan açıklamada Bozkurt’un akşam saatlerinde serbest bırakıldığı bilgisi paylaşıldı.

Polisin LGBTİ+’lara yönelik müdahalesi sırasında kolu kırılan bir kişi de oldu. Boğaziçi Direnişi tarafından yapılan açıklamada “Piknik yapan arkadaşlarımıza işkence eden yüzlerce polis bir kişiyi gözaltına aldı, bir arkadaşımızın kolu kırıldı. Piknik yapan ve olası bir müdahaleye destek olmak amacıyla alanda bulunan avukatlar da darp edildiler” ifadeleri kullanıldı.

İkizdere’de jandarma nöbet çadırını kaldırmak istedi: ‘Devlet bir çadırdan korkar mı?’

Rize İkizdere’deki halk Cengiz İnşaat tarafından açılmak istenen taş ocağına karşı 63 gündür devam eden direniş için yeniden alanda nöbet çadırı kurmak istedi. Ancak, bunu gören jandarma direnişçilerin yanına gelip çadırı kaldırmalarını istedi.

Bölge halkının çadırlarına 17 Mayıs tarihinde de jandarma müdahale etmişti.Gece vakti alana gelen ekipler çadırı parçalara ayırarak yerinden sökmüştü.

Gerekçe Osmaniye Valiliği

Bugün kurulmak istenen çadırın da kaldırılmasını isteyen jandarma gerekçe olarak 2 Şubat tarihinde Osmaniye Valiliği İl Emniyet Müdürlüğü’nün aldığı kararı gösterdi. Jandarma bu karara dayanarak çadır kurmanın yasak olduğunu söyledi.

Söz konusu kararda “kamuya açık alanlarda veya özel mülkiyete ait olmakla birlikte kullanılmayan arsalar üzerine kamuoyu oluşturma, protesto gösterisi yapma amacıyla çadır kurma” yasaklanan etkinlikler arasında yer alıyor. Ancak gene kararda yazılanların Osmaniye sınırları içerisinde geçerli olduğu belirtiliyor.

Bölge halkının itirazları üzerine en son çadırın sadece yanlarının açılması istendi.

‘Tüm uygulamalar hukuk dışı’

Daha önce de ağacın kesilmesi için ağaçta sekiz saat nöbet tutan
İkizdere direnişçilerinden Ali Akyıldız, tüm müdahalelere rağmen direnişlerine devam edeceklerini söyledi:

Burada yapılanların sadece çadır olayı değil, tüm uygulamaların hukuk dışı olduğunu biliyoruz. Adalet ve hukukun olmadığı İkizdere İşkencedere Vadisi. Jandarmanın tüm müdahalelerine rağmen biz direnişimize devam edeceğiz.”

‘Devletin çadırdan korkması kadar saçma bir şey düşünemiyorum’

Doğa savunucusu ve İkizdere direnişçisi Ömer Tuncer de çadırlarının bir kez daha sökülmesi durumunda suç duyurusunda bulunacaklarını ifade etti:

Çadırımız sökülürse Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunacağız. Bunun faili de belli. Başka kimse gelip de sökmez. Bir çadırdan devletin korkması kadar saçma bir şey düşünemiyorum. Çadır dediğimizde yağmur ve güneşten korunmak için kurduğumuz bir baraka. Tek amaç o çadırın bir simge olmasıdır. Çünkü 2020 yılının ekim ayında kurulan çadır simge olduğu için güvenlik güçleri kaldırılmasını istiyor.”

Tazmanya canavarını kurtarma projesi felaket getirdi: Penguen ve yelkovan kuşlarını yok ettiler

Sivil toplum kuruluşu BirdLife Tasmania’nın açıkladığına göre, küçük bir Avustralya adasında yürütülen Tazmanya canavarlarını kurtarma projesi bir dizi ekolojik yıkımı tetikledi.

[Kobane Davası] Beyza Üstün: Şengal’deki katliam Kobanê’de yaşanmasın diye çabaladık

Aralarında HDP eski Eş Genel Başkanları Figen Yüksekdağ ve Selahattin Demirtaş‘ın bulunduğu 24’ü tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobane Davası bugün de devam ediyor.

Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen üçüncü duruşmanın yedinci oturumunda tutuklu yargılanan eski HDP milletvekili ve akademisyen Prof. Dr. Beyza Üstün savunma yaptı.

‘Deniz biziz’

HDP İzmir İl örgütüne yönelik saldırıda katledilen Deniz Poyraz’ı anarak sözlerine başlayan Üstün, “Deniz biziz, Deniz bizim yoldaşımız. Deniz’in bizi temsil ettiği her anı ve mücadelesi için emeği ve kadın mücadelesini bizimle birlikte büyüttüğü için saygıyla anıyorum. Annesine sabır diliyorum” dedi.

Deniz’in katledilmesi ve Kobanê Davası’nın Türkiye halklarının yaşadıklarının bir resmi olduğunu ifade eden Üstün, “Saldırgan özel eğitim almış, seçilerek zamanlaması tam da bu davaya ve davayla birlikte açılan diğer süreçlere denk getirildi. Bu davada tahliye olan siyasetçi arkadaşlarımızı önce sloganlarla uğurladık sonra İzmir’de bu saldırganın silahından çıkan kurşunla bir mesaj iletilmek için saldırgan görevlendirildi. Son derece organize edilmiş, bu dosya da yaşadığımız gibi. Hem size hem bize bir gözdağı olarak son derece net bir şekilde kamuoyuna iletildi. Bu davada olduğu gibi. Zor bir dava size kolaylıklar diliyorum” ifadelerini kullandı.

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre Kobanê Davası’nın bir azmettirme davası olduğunu belirten Üstün, “Bu dava HDP’nin HDP ile birlikte yol alan özgürlük arayışına çıkanlara karşı, egemen sistemin bozulması paniğiyle azmettirme davası” dedi.

‘Önergeler reddedildi’

Kobanê eylemleri sırasında ve sonrasında parti olarak, konunun siyasi boyutunun araştırılması, o süreçte yaşanan olayların, gerçeklerin ortaya çıkarılması için Meclis’te defalarca araştırma önergeleri verdiklerini hatırlatan Üstün, “İlk önerge 6 Ekim 2014 tarihinde grup başkanvekilimiz tarafından verildi. Son verilen önerge 15 Ekim 2020, yani biz gözaltındayken verildi. Biz ağır cezada yargılanırken, bu konuyla ilgili gerçeklerin açığa çıkması, araştırılması için verilen önergeler Meclis’te iktidar tarafından reddedildi” dedi.

Gerçeğin ortaya çıkarılmasının bu topraklarda barış isteyen herkesin sorumluluğu olduğunu ifade eden Üstün, “Biz bu sorumluluğu, halkın iradesini arkasına alan arkadaşlarımız Meclis’e sundu, sunduk. Sürekli bu topraklarda eşit ve barış içinde yaşamı inşa etmek için çabaladık. Biz ağır ceza mahkemelerinde yargılanırken de bu araştırma önergeleri verildi ancak bizi kötü itham eden partilerin oylarıyla reddedildi. Yanlış kişileri yargılıyorsunuz. Bu siyasi bir müdahale. Biz iddialarla suçlanıyoruz. Usulsüz olarak özgürlüğümüz elimizden alınmış durumda. Bu müdahale siyasi olarak HDP’ ye, HDP’nin politikalarına, programına, HDP siyasetini benimseyen parlamentoda temsiliyetini HDP’ ye veren halkların iradesine siyasi olarak yapılmış müdahalelerdir. Siz de buna alet oluyorsunuz” tepkisini gösterdi.

‘Barışı inşa edeceğiz’

Tutukluluğun devamı kararında iddia edildiği gibi bir kaçma niyetinin olmadığının altını çizen Üstün, “Suçlu değilim, ortada işlediğim bir suç ve suçlu olmadığım gibi karartacağımız bir delil de yoktur. Biz bu topraklarda ‘bu suça ortak olmayacağız’ diyen akademisyenler ceza aldık çoğumuz ise beraat aldık. Sorumluluk alıyoruz, kararlıyız bu topraklarda barışı inşa edeceğiz” diye belirtti.

Üstün, 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonraki sürecin Türkiye halklarının iradesine bir darbe olduğunu belirterek, “Bu davaya konu olaylar aslında 6 Ekim günü başlamadı. Bu olaylar Şengal’e müdahalenin başladığı günden beri içimizde siyaseten tartışılan, adım adım DAİŞ’in sürdürdüğü katliamları önlemek için biz bununla ilgili neler yapabiliriz konuşuyorduk. Toplantılarımızda ilk gündem maddesi olarak bu IŞİD saldırısını durdurmak için ne yapabiliriz mücadelesi içindeydik. Her il ve ilçede bütün ezidi ve Kürt halklarının yakınları başta olmak üzere herkesin teyakkuz halinde olduğu bir dönemdi. Katliam büyüyordu ve Türkiye’ye de geliyordu. O sınırın bir hükmü yok” dedi.

‘Dosyada IŞİD kelimesi geçmiyor’

Üstün, 7 Ekim 2014 tarihine kadar bir olayın yaşanmadığına vurgu yaparak, “İlgili yetkililerle görüşüp ‘bu nasıl önlenebilir’ çabası içindeydik. Sadece Türkiye değil, dünya kamuoyuna da çağrı yapılıyordu. Eğer bu davanın adı Kobanê olayları ise tek bir kelime IŞİD geçmiyor. Sanırım Kobanê olaylarında yaşanan tüm süreci oraya aktarırsınız. Buna güvenim var. Bunu yapacağınızdan eminim çünkü bu gerçek” sözlerini kullandı.

Erdoğan’ın 7 Ekim 2014’te yaptığı “Kobanê düştü düşüyor” açıklamasını da hatırlatan Üstün, “Bu açıklamadan sonra ölümler yaşandı. Biz ise sizin sonradan eklediğiniz açıklamada ‘provokasyona gelmeyin’ açıklaması yaptık. Türkiye siyasetini özgürlüğe taşıyan, bu kadar önemli bir partinin kimliği bu dava içinde 3 tane tweete bağlanıyor. Biz dayanışma çağrılarını her türlü yaparız. Parlamentoya da yaparız. Siyasete de bu çağrıyı yaparız. Tüm açıklamalarımızda bu var. En ufak bir azmettirme kelimesi geçmeyen tweet, bu davanın gerekçesi olarak sizin dosyanızda delil olarak duruyor” şeklinde konuştu.

‘Faillerin bu salonda oturması gerekiyor’

Daha önce Şengal’de koruyamadıkları hakları Kobanê’de korumak için mücadele etiklerini ifade eden Üstün, “Bu bizim borcumuzdu. Ama 7 Ekim’den sonra ciddi anlamda ölümler yaşandı. Biz bu ölümler yaşanmasın diye siyaset yapıyoruz, bunlara neden olacak en ufak bir tutumuz olamaz. Biz bu topraklarda kardeşliğin, barışın, yan yana duruşun siyasetini örmeye çalışıyoruz. Dolayısıyla bu ölümlerin faili kimse bu salonda onların oturması gerekiyor biz değil” dedi ve şunları söyledi:

Kalıcı barış talebini, Kürt sorunu başta olmak üzere, tüm sorunların çözümünü üstlenen partiye karşı bu siyasi algı yürürlüğe sokuldu. 7 Haziran seçimlerinden sonra adım adım tüm sistem değiştirildi. Halkın iradesini temsil edenlerin dokunulmazlıkları kaldırıldı. 2016’dan 2020’ye kadar süren süreçte HDP’li belediyelerin tümüne kayyımlar atandı. Başta kadın eşbaşkanları tutuklandı. En son HDP’nin kapatılması davasına kadar süreç geldi.

‘Azmettiriciler Soylu ve Erdoğan’

“Nasıl Kobanê sadece ismiyle yeterli değilse IŞİD’in yaptığı katliamların o dosyaya aktarılması gerekiyor” diyen Üstün, şöyle devam etti: “Bunun gibi bugün dahil olmak üzere her defasında dava açılmadan önce ve sonra toplumsal alanda açıklama yapan MHP başkanı olmak üzere dönemin atanmış ‘İçişleri Bakanı Soylu’nun ve şimdi hükümetin başındaki Erdoğan’ın’ bu tarihlerdeki tüm sözlerinin bu dava dosyasında olması gerekiyor. Kendileri azmettiricilerdir. Yargıya müdahale ediyorlar. Algı oluşturuyorlar. Bu dava siyasi bir dava siz de bunu biliyorsunuz.”

7 Haziran 2015 tarihinin HDP’nin halkların iradesini Meclis’e taşıdığı tarih olduğunu vurgulayan Üstün, “Kapatma davasının iddianamesi de 7 Haziran’da verildi. Bu tarihlerin, bu günler denk getirilmesi çok zor. Siyasi iktidar yaratmaya çalıştığı bir algıyla, yürütülen dava ve iddianamelerin tam tamına bir torba iddia olduğunu görüyoruz. Bu davanın adı Kobanê ise tüm süreci ele almamız gerekiyor ama bu dava Türkiye sınırları içinde yaşanan olaylar ise bunun iddianamesi bu değil” sözlerine yer verdi.

‘Şengal katliamının yansıması devam ediyor’

Şengal’de yaşanan katliamları bildiklerini ifade eden Üstün, “Orada tüm halklar katledildi, kadınlar ve çocuklara el konuldu. Bunların yansıması hala devam ediyor. Bu katliamdan nemalananlar bunu tarihe yayarlar. 3 Ağustos 2014’te Êzidîlere katliam yapıldı. Katliamın yaşandığı bu topraklara bu kadar yakın olan kadın siyasetçiler olarak Şengal’de yaşananları hazmedemiyoruz. Biz her 3 Ağustos’ta bulunduğumuz yerde HDP’li siyasetçiler ve tüm yoldaşları olarak kırmızı karanfil bırakırız suyun kenarına. Bulunduğunuz yerde rastlarsanız bilin ki o karanfilleri kadınlar bırakmıştır” dedi.

Üstün, “Engelleyemediğimiz için kendimizi affetmediğimiz Şengal Katliamın ardından bugün hala katliamlar devam ediyor. 2017’de Kırşehir polisi biri 5 diğeri 7 yaşındaki Êzidî kardeşi, IŞİD’li olduğu belirtilen bir kişinin evinden kurtarıyor. Şengal Katliamından 3 yıl sonra yaşanıyor bu. Tarih 31 Temmuz 2020 yani biz daha tutuklanmadık, bize müdahale yapılmadı. Şengal Katliamı sırasında 16 yaşında olan Zozan K., isimli bir kadın Sincan’da hemen yanı başımızdan IŞİD’li olduğu belirtilen bir kişinin elinden akrabaları tarafından satın alınarak kurtarılıyor. Kadının tecavüze uğradığı psikolojik olarak sorunlar yaşadığı belirtiliyor. Bu tarihte daha bize müdahale yapılmadı. 2 Mart 2021’de yer bu sefer Ankara’nın Keçiören ilçesinde, burada dibimizde tutuldukları evden internetteki köle pazarlarında satışa çıkarılan Êzidî kadınlar, yakınları tarafından açık artırmayla satın alınıyor ve hızlıca Türkiye’den çıkarılıyor. Bunlar sadece erişebildiğim haberler” şeklinde konuştu.

‘Yaşamı özgür kılmaya çalışıyoruz’

Üstün, 6-8 Ekim olaylarını yaratanın Êzidîlere yaratılmak istenen IŞİD katliamları ve saldırıları olduğunu dile getirdi. Üstün şu açıklamaları yaptı:

“O dönemdeki tüm provokasyonları tek tek konuşmamız lazım. Sadece 6-8 Ekim olayları dediğiniz süreçte ölenlerle bir illiyet bağı kurulmaya çalışarak bunu çözemeyiz. Önce suç gerçekten tanımlanmalı sonra suçun gerçek failleri bulunmalı. Biz o dönem siyaseten sorumluluk aldıysak eğer, biz bunun için çabaladık. Şengal’de yaşanan olaylar Kobanê’de yaşanmasın diye çabaladık. Ve her engel olamadığımız olaylardan kendimizi sorumlu tutuyorduk. Çünkü halklar iradesini bize teslim etmişti. Biz yaşamı özgür kılmaya çalışıyoruz yaptığımız siyaset düzleminde.”

 

Şişli Kaymakamlığı’ndan LGBTİ+’lara 30 gün eylem yasağı

Adalar Emniyet Müdürlüğü’nün engelinin ardından Şişli‘deki Maçka Parkı’na taşınan Onur Haftası pikniği, burada da Kaymakamlık emriyle yasaklandı.

Sosyal medyadan engeli duyuran Onur Haftası Komitesi, herkesi dayanışmaya çağırdı:

“Şişlili ‘yetkililer’ de Adalılara özenmiş, pikniğimizi yasaklamışlar. Yetmemiş, Şişli sınırları içinde 30 gün boyunca yapacağımız tüm etkinlikleri yasaklamışlar. Koskoca park, oturup yemek yiyip güllüm alıkacağız. Neyi yasakladılar, nasıl yasaklıyorlar anlamadık. Vegan yemeklerimizle park yolundayız. Herkesi bekliyoruz. Yalnız kalmayalım, sarılalım.”

Yasak 30 günlük

KaosGL’nin aktardığına göre, Şişli Kaymakamlığı, “Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi” gerekçesiyle Onur Haftası kapsamında düzenlenebilecek tüm etkinlikleri 30 gün boyunca yasakladı. Karar, açıkça duyurulmadı ancak Onur Haftası Komitesi’ne polis tarafından yazılı olarak tebliğ edildi. Tebliğ edilen belgede karar sayısı yazmıyor, Kaymakamlığın “bila” sayılı kararı deniyor.

Polis gökkuşağı maskelerini parka sokmuyor!

Kaymakamlık yasağının tebliğ edilmesiyle birlikte polis parkı abluka altına almaya başladı. Gökkuşağı maskeleriyle parka girişleri engelleyen polis bir yandan da çanta araması yaptı.

Sosyal medyada kampanya: #PiknikYasaklanamaz

Kaymakamlığın keyfi ve ayrımcı yasağına karşı sosyal medyada #PiknikYasaklanamaz kampanyası başladı. Çok sayıda sosyal medya kullanıcısı ayrımcı yasağa karşı seslerini yükseltiyor.